Küresel moda markalarının tedarik zincirlerinde çalışan işçilere insanca yaşamaya yetecek ücret ödeme taahhütleri, uygulamada sınırlı karşılık buluyor. Temiz Giysiler Kampanyası’nın (Clean Clothes Campaign – CCC) Fashion Checker projesinin 2026 değerlendirmesine göre, incelenen 110 markanın yüzde 32’si geçim ücreti konusunda kamuya açık taahhütte bulunurken yalnızca yüzde 4’ü somut ilerleme bildirdi. Türkiye’de araştırmaya katılan hazır giyim işçilerinin kazancı ise hesaplanan geçim ücreti düzeyinin yüzde 66 altında kaldı.
Bulgular, moda sektöründe sürdürülebilirlik ve etik üretim söylemleriyle tedarik zincirlerindeki çalışma koşulları arasındaki mesafenin devam ettiğini gösteriyor. Markalar çevresel ve sosyal sorumluluk hedeflerini daha fazla gündeme taşırken, bu taahhütlerin çalışanların gelirlerine ne ölçüde yansıdığı önemli bir soru olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de Geçim Ücreti Açığı Dikkat Çekiyor
Fashion Checker kapsamında değerlendirilen araştırmalara göre, Türkiye’de ankete katılan hazır giyim işçilerinin kazancı, hesaplanan geçim ücretinin yalnızca yüzde 34’ünü karşılayabildi. Pakistan’da bu fark yüzde 74, Bangladeş’te yüzde 73 ve Sırbistan’da yüzde 63 olarak ölçüldü. Verilerin 2023-2025 dönemindeki araştırmalara katılan çalışanları kapsadığı ve ülkelerdeki tüm işçilerin ücret düzeylerini temsil etmediği belirtiliyor.
Geçim ücreti, yasal asgari ücretten farklı olarak çalışanların ve ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri gelir düzeyini ifade ediyor. Bu nedenle yalnızca yasal ücret sınırlarına uyulması, çalışanların yaşam maliyetlerini karşılayabildiğini göstermiyor. Özellikle küresel markalara üretim yapan tedarikçilerde ücretlerin nasıl belirlendiği, markaların satın alma koşulları ve üretim maliyetlerine yönelik baskılarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir konu.
Moda sektöründe fiyat, hız ve maliyet rekabeti markaların tedarik zinciri kararlarını doğrudan etkiliyor. Düşük maliyetli üretim beklentisi, tedarikçiler üzerindeki fiyat baskısını artırabiliyor. Bu nedenle geçim ücreti konusunda kalıcı ilerleme sağlanması, yalnızca markaların taahhüt açıklamasına değil, satın alma politikalarının ve tedarikçi ilişkilerinin nasıl yönetildiğine de bağlı.
Şeffaflık Var, Ücret Bilgisi Sınırlı
Araştırma, tedarik zinciri şeffaflığındaki eksiklikleri de ortaya koyuyor. İncelenen markaların yüzde 41’i üretim yaptıkları tesisleri açıklarken yalnızca yüzde 3’ü bu tesislerdeki ücret seviyelerine ilişkin bilgi paylaştı. Ayrıca markaların yüzde 25’inde çalışanların ücret ihlalleri dahil iş yerindeki sorunları bildirebileceği kamuya açık bir şikâyet mekanizması bulunmadığı belirtildi.
Üretim tesislerinin açıklanması, tedarik zincirlerinin izlenebilirliği açısından önemli bir adım. Ancak ücret verileri paylaşılmadığında, çalışanların hangi koşullarda çalıştığını ve markaların taahhütlerinin sonuç üretip üretmediğini değerlendirmek zorlaşıyor. Bu nedenle şeffaflığın yalnızca üretimin nerede yapıldığını açıklamakla sınırlı kalmaması; ücret düzeylerini, iyileştirme hedeflerini ve kaydedilen ilerlemeyi de kapsaması gerekiyor.
Fashion Checker değerlendirmesinde Benetton, Levi’s, Adidas, Uniqlo ve H&M, geçim ücreti performansı bakımından en düşük puan alan markalar arasında sıralandı. Bu sonuçlar, marka bilinirliğinin veya küresel ölçekteki büyüklüğün tek başına güçlü çalışma koşullarının göstergesi olmadığını hatırlatıyor.
Etik Üretim Taahhütleri Nasıl Sonuç Üretebilir?
Moda markalarının geçim ücreti konusunda ilerleme kaydedebilmesi için taahhütlerini ölçülebilir hedeflerle desteklemesi gerekiyor. Ücret verilerinin düzenli açıklanması, bağımsız değerlendirmeler, çalışanların güvenle başvurabileceği şikâyet mekanizmaları ve sendikalarla yürütülen müzakerelerin desteklenmesi bu sürecin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Markaların tedarikçilerden daha düşük fiyat ve daha kısa teslimat süresi talep ederken aynı zamanda daha iyi çalışma koşulları beklemesi de bir çelişki yaratabiliyor. Bu nedenle sorumluluğun yalnızca üretici tesislere bırakılmaması, markaların kendi satın alma uygulamalarını da gözden geçirmesi gerekiyor.
Türkiye gibi hazır giyim üretiminde önemli bir yere sahip ülkeler açısından bu tartışma, yalnızca çalışma koşullarıyla sınırlı değil. Ücret politikaları, üretim ilişkilerinin sürdürülebilirliği ve tedarik zincirlerinin uzun vadeli dayanıklılığıyla da bağlantılı. Küresel markaların sosyal sorumluluk hedefleri, üretim süreçlerinde somut karşılık bulmadığı sürece güvenilirlik açısından sorgulanmaya devam edecek.
Moda sektöründe etik üretimin gerçek ölçütü, açıklanan taahhütlerin sayısı değil; bu taahhütlerin çalışanların gelirlerinde ve çalışma koşullarında yarattığı ölçülebilir değişimdir.

