Lululemon, Çin Seddi’nde düzenlediği tanıtım amaçlı yoga etkinliği sonrasında Çin’de sosyal medyada yükselen tepkilerin ardından kamuoyundan özür diledi.
Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen etkinlikte Çinli oyuncu Zhu Yilong da yer alırken, etkinlikte kullanılan davulun Japon kültürüne ait olduğu yönündeki iddialar tartışmalara neden oldu. Tepkilerin büyümesi üzerine şirket, etkinliğe ilişkin tanıtım içeriklerini kaldırdı.
Şirket Kamuoyundan Özür Diledi
Lululemon, Weibo üzerinden yaptığı açıklamada etkinliğin Çin kültürünü onurlandırma amacı taşıdığını ancak planlama sürecinde kültürel hassasiyetler konusunda yeterince dikkatli davranmadıklarını kabul etti.
Şirket, Zhu Yilong ve kamuoyundan özür dileyerek yaşanan süreci önemli bir öğrenim deneyimi olarak değerlendirdi.
Çin, Lululemon İçin Kritik Bir Büyüme Pazarı

Tartışma, Lululemon’un büyümesinde giderek daha kritik hale gelen Çin pazarında yaşandı.
Şirketin Çin ana karasındaki gelirleri, Ocak 2026’da sona eren mali yılda %29 artarak 1,8 milyar dolara ulaştı. Lululemon’un Çin gelirleri 2021’den bu yana dört kattan fazla büyürken, şirket pazara yatırım yapmayı sürdürme kararlılığını koruyor.
Şirket Üzerindeki Baskı Artıyor
Kültürel hassasiyet tartışması, Lululemon’un başka zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi.
Şirket hisseleri bu yıl New York’ta yaklaşık %45 değer kaybederken, artan rekabet, kalite kontrol eleştirileri ve zayıflayan tüketici harcamaları performans üzerinde baskı oluşturuyor.
Öte yandan şirket, kurucu ortak ve en büyük hissedarlardan Chip Wilson’ın eleştirileri sonrasında yönetim kurulunda da değişikliklere gitme kararı almıştı.
Küresel Markalar İçin Kültürel Hassasiyetler Daha Kritik Hale Geliyor
Lululemon örneği, küresel markaların büyüme hedefledikleri pazarlarda yalnızca ürün ve pazarlama stratejilerine değil, kültürel hassasiyetlere de daha fazla dikkat etmek zorunda olduğunu gösteriyor.
Özellikle Çin gibi millî kimlik ve kültürel sembollerin yüksek hassasiyet taşıdığı pazarlarda, marka iletişiminde yapılacak küçük hatalar bile sosyal medyada hızla büyüyerek itibar riskine dönüşebiliyor.
