Moda sektöründe çalışanların yaşanabilir ücret almasına yönelik verilen taahhütlerle sahadaki uygulama arasında önemli bir fark bulunuyor. Clean Clothes Campaign’in 110 uluslararası moda markasını inceleyen Fashion Checker araştırmasına göre markaların yaklaşık üçte biri yaşanabilir ücret konusunda resmi bir taahhütte bulunmuş durumda. Ancak araştırmaya göre yalnızca %4’ü somut ilerleme raporlayabiliyor.
Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer konu ise şeffaflık. Markaların tedarik zincirlerine ilişkin bilgi paylaşımı artarken, çalışanların aldığı ücretlere dair veriler hâlâ oldukça sınırlı. Başka bir ifadeyle sektör, “ürünün nerede üretildiğini” açıklama konusunda ilerlerken, “o ürünü üreten kişinin ne kazandığı” konusunda aynı ölçüde şeffaf değil.
Sürdürülebilirlikte Yeni Ölçüt: Taahhüt Değil, Sonuç

Yaşanabilir ücret konusu artık yalnızca sosyal sorumluluk başlığı altında değerlendirilmiyor. Avrupa’da şirketlerin tedarik zincirlerindeki insan hakları risklerini belirlemesini ve bunlara yönelik önlem almasını öngören durum tespiti düzenlemeleri yaklaşırken, markaların verdikleri taahhütleri ölçülebilir sonuçlara dönüştürmesi daha önemli hale geliyor. Fashion Checker verileri, politika ve hedeflerin tek başına çalışanların ücretlerinde değişim yaratmadığını gösteriyor.
Bu durum moda perakendesinin iş modeline de doğrudan dokunuyor. Tedarikçi fiyatları, satın alma süreleri, sipariş hacimleri ve ürün maliyetleri çalışan ücretleriyle birbirinden bağımsız değil. Dolayısıyla markaların “yaşanabilir ücret” hedefi, yalnızca tedarikçiye yeni bir standart koymakla değil, satın alma modelinin bu ücretleri karşılayabilecek şekilde tasarlanmasıyla anlam kazanıyor.
Türkiye İçin De Konunun Doğrudan Bir Karşılığı Var

Araştırmada Türkiye de incelenen üretim pazarları arasında yer alıyor. Clean Clothes Campaign’in 2023–2025 arasında gerçekleştirdiği saha çalışmalarına dayanan verilere göre Türkiye’de araştırmaya katılan tekstil işçilerinin ücretleri, kullanılan yaşanabilir ücret benchmarkının ortalama %66 altında kaldı. Bu rakamın Türkiye’deki tüm tekstil çalışanlarını temsil eden ulusal bir ortalama olmadığı özellikle belirtilmeli; veri, araştırmaya katılan çalışanları kapsıyor.
Türkiye açısından mesele özellikle ihracatçı tekstil ve hazır giyim üreticileri için önemli. Küresel markalar tedarik zincirlerinde daha fazla veri, izlenebilirlik ve insan hakları performansı talep ettikçe, üreticiler açısından yalnızca kalite, teslimat ve maliyet değil, çalışanların ücret ve çalışma koşullarına ilişkin ölçülebilir performans da ticari ilişkinin parçası haline gelebilir.
Moda sektöründe sürdürülebilirliğin bir sonraki sınavı, markaların ne vaat ettiği değil, tedarik zincirindeki çalışanların hayatında ölçülebilir olarak neyin değiştiği olacak.
