Avrupa’da tüketicilerin tekstil geri dönüşüm kutularına bıraktığı kıyafetlerin önemli bir bölümü, sanıldığı gibi doğrudan yeniden kullanıma kazandırılmıyor. İskandinav ülkelerinden toplanan kullanılmış tekstil ürünlerinin Avrupa’daki ayrıştırma merkezlerinden geçerek Afrika ve Asya’daki ikinci el pazarlarına uzanan yolculuğu, atık yönetimindeki izlenebilirlik sorunlarını yeniden gündeme taşıyor.
Sürdürülebilirlik danışmanlığı şirketi Eunomia ve Norveç merkezli atık yönetimi uzmanı Mepex tarafından yürütülen araştırmada, beş İskandinav ülkesinden toplanan 200 tekstil ürününün hareketi takip edildi. Araştırmaya göre ürünlerin yüzde 71’inin kaydedilen son konumu Avrupa oldu. Polonya yüzde 30, Slovakya ise yüzde 18 ile öne çıkan ülkeler arasında yer aldı. RetailDetail’ın aktardığı örneklerde Norveç’ten toplanan bir kışlık montun Litvanya ve Belçika üzerinden Batı Afrika’ya, Danimarka’dan gelen bir kazağın ise Polonya’daki ayrıştırma merkezinden Nijerya’daki ikinci el pazarına ulaştığı belirtiliyor. Ancak araştırma, ürünlerin nihai varış noktalarının her zaman takip edilemediğini de ortaya koyuyor.
İkinci el ticaretinde büyüyen izlenebilirlik sorunu

Kullanılmış kıyafetlerin Avrupa dışına gönderilmesi tek başına olumsuz bir uygulama değil. Ürünlerin başka pazarlarda yeniden kullanılması, tekstil ömrünü uzatabilir ve yeni üretim ihtiyacını azaltabilir. Ancak toplama, ayrıştırma, ihracat ve satış süreçleri arasındaki takip kopuklukları, bu ürünlerin gerçekten yeniden kullanılıp kullanılmadığını belirsizleştiriyor. Yeniden satışa uygun olmayan veya düşük kaliteli ürünlerin atığa dönüşmesi ise Avrupa’nın kendi tüketiminden kaynaklanan çevresel yükün başka ülkelere taşınması riskini doğuruyor.
Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) verileri de sorunun yalnızca kullanılmış kıyafet ihracatından ibaret olmadığını gösteriyor. Avrupa pazarına sunulan tekstil ürünlerinin tahminen yüzde 4 ila 9’u, hiç kullanılmadan imha ediliyor. Bu miktar yılda 264 bin ila 594 bin ton tekstile karşılık geliyor. Ayrıca Avrupa’da internet üzerinden satın alınan kıyafetlerin ortalama yüzde 20’si iade ediliyor. İade edilen ürünlerin yaklaşık üçte birinin imha edildiği tahmin ediliyor.
Perakendeciler için atık yönetimi artık tedarik zincirinin bir parçası
Bu tablo, moda markaları ve perakendeciler açısından sürdürülebilirlik yaklaşımının yalnızca üretim aşamasındaki malzeme tercihlerinden ibaret olamayacağını ortaya koyuyor. Ürünlerin satış sonrası yaşam döngüsü, iade yönetimi, stok fazlası, ikinci el kanalları ve geri dönüşüm süreçleri de operasyonel sorumluluğun parçası hâline geliyor. Özellikle hızlı moda modelinde yüksek ürün çeşitliliği ve kısa koleksiyon döngüleri, satılamayan stokların ve kullanım ömrünü tamamlamamış ürünlerin yönetimini daha kritik hâle getiriyor.

Avrupa Birliği de bu alandaki düzenlemelerini sıkılaştırıyor. Şubat 2026’da kabul edilen yeni kurallar kapsamında büyük şirketler için satılmamış giyim, aksesuar ve ayakkabıların imhası 19 Temmuz 2026 itibarıyla yasaklandı. Güvenlik gerekçeleri veya ürünün hasarlı olması gibi belirli istisnalar bulunurken, şirketlerin atık olarak elden çıkardıkları satılmamış ürünlere ilişkin bilgi paylaşımı da standartlaştırılıyor. Bu yükümlülüklerin orta ölçekli şirketlere 2030’da uygulanması öngörülüyor.
Perakende sektörü açısından temel mesele, tekstil ürünlerini yalnızca satış anına kadar yönetmek değil, satış sonrasında nereye gittiklerini de takip edebilmek. İkinci el pazarları ve geri dönüşüm kanalları bu dönüşümün önemli araçları olabilir; ancak gerçek bir döngüsel ekonomi için ürünün toplandığı noktadan yeniden kullanıldığı veya atığa dönüştüğü son aşamaya kadar izlenebilir olması gerekiyor. Avrupa’daki araştırma, tekstil atığı sorununun sınır ötesine taşınmasının onu ortadan kaldırmadığını; yalnızca görünürlüğünü azalttığını gösteriyor.
