Perakende dünyasında mağaza deneyimi giderek daha stratejik bir alan haline gelirken, görsel mağazacılık da estetik bir uygulama olmanın ötesine geçerek marka algısı ve satış performansını doğrudan etkileyen bir yapıya dönüşüyor.
İstanbul School of Visual Merchandising bünyesinde kurulan Creative Lab ise bu dönüşümü yalnızca eğitimle sınırlamayan, markalarla sahada birebir çalışan bir model sunuyor.
Eğitim, tasarım ve danışmanlık süreçlerini bir araya getiren bu yapı; vitrinden mağaza içi iletişime, konsept geliştirmeden metrekare kullanımına kadar perakendeyi bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyor.
Bu söyleşide Creative Lab’in ortaya çıkış hikâyesini, markalarla yürütülen projelerde öne çıkan ihtiyaçları ve görsel mağazacılığın perakendedeki dönüşen rolünü İstanbul School of Visual Merchandising Kurucusu Figen Yılmaz ile Bi’Sektör Dergi İlkbahar 2026 sayısında konuştuk.
İstanbul School of Visual Merchandising bünyesinde kurduğunuz Creative Lab, eğitim tarafının ötesine geçerek markalarla proje bazlı çalışmalar da yürütüyor. Creative Lab’i kurarken temel amacınız neydi? Bu yapı perakende markalarına nasıl bir değer sunuyor?
Creative Lab, İstanbul School of Visual Merchandising çatısı altında tasarım ve danışmanlık hizmeti verdiğimiz birimimizdir.Çıkış noktası; eğitimlerde aktardığımız bilginin sahada gerçek bir karşılık bulması ihtiyacıyla birlikte, perakende sektörüne daha bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşma gerekliliğiydi.Sektörde farklı ajans yapılarıyla çalışan markalar var. Biz ise perakende geçmişi olan, görsel mağazacılık dinamiklerine hâkim ve sahada aktif deneyimi bulunan bir ekip olarak sürece daha geniş bir perspektiften yaklaşıyoruz.

Creative Lab kapsamında yaklaşımımız; yalnızca estetik üretmek değil, vitrinden mağaza içi görsel iletişime, ürün sunumundan metrekare kullanımına kadar tüm alanları birlikte ele alarak bütüncül bir kurgu oluşturmak.Bu yaklaşımın temelinde, yıllara dayanan saha deneyimi ve perakende süreçlerinde tekrar eden ihtiyaçları doğru okuma ve doğru noktada çözüm üretme alışkanlığı var.Aynı zamanda perakende teknolojileri ve dijitalleşme süreçlerini yakından takip ediyor, bu gelişmeleri birlikte çalıştığımız markalarla paylaşarak tasarım süreçlerine entegre etmeyi önemsiyoruz.
Aslında Creative Lab tam olarak bu bakış açısıyla ortaya çıktı.Bu yapı kapsamında markalara yalnızca tasarım sunulmuyor; koleksiyon, hedef kitle ve mağaza dinamikleri birlikte ele alınarak daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı merkezimize alıyoruz.Bizim odak noktamız da tam olarak bu: Markaların ihtiyaçlarını doğru anlayan ve sahada karşılık bulan çözümler üretmek ve her detaya bütüncül yaklaşmak.
Creative Lab kapsamında markalarla yürüttüğünüz çalışmalarda genellikle hangi alanlara odaklanıyorsunuz? Vitrin tasarımı, mağaza içi görsel iletişim ve konsept geliştirme gibi başlıklarda markalar sizden en çok hangi konularda destek talep ediyor?
Creative Lab kapsamında vitrin tasarımı, mağaza içi görsel iletişim, mağaza tasarımı ve konsept geliştirme başlıklarının tamamında markalardan talep alıyoruz.Ancak sahada en sık karşılaştığımız durum, markaların talep ettikleri konular ile gerçekten ihtiyaç duydukları önceliklerin her zaman birebir örtüşmemesi.Bu noktada yaklaşımımız; yalnızca talebi karşılamak değil, markanın mevcut yapısını, marka DNA’sını ve mağaza dinamiklerini doğru analiz ederek ihtiyaçları doğru sırayla ele almak.Çünkü vitrin, mağaza içi görsel iletişim, ürün sunumu ve genel mağaza kurgusu birbirinden bağımsız değil; birbiriyle bağlantılı ve birbirini doğrudan etkileyen alanlar. Bu alanlar arasındaki uyum, hem marka algısını hem de satış performansını belirleyen en önemli faktörlerden biri. Bu nedenle her projeye, bütçenin doğru yerde ve doğru önceliklerle kullanılması perspektifiyle yaklaşıyoruz.Amacımız yalnızca tasarım üretmek değil;markaları bu süreçte bilinçlendirmek, doğru karar almalarını desteklemek ve daha sürdürülebilir bir yapı oluşturmalarına katkı sağlamak.Bu yaklaşım, hem tasarım danışmanlığı sürecinde hem de kurumsal eğitimlerimizde ortak bir temel oluşturuyor.
Görsel mağazacılık uzun yıllar “estetik bir vitrin düzenlemesi” olarak algılandı. Oysa bugün mağaza deneyimi ve satış performansıyla doğrudan ilişkili stratejik bir alan olarak görülüyor. Sizce markalar bu dönüşümü yeterince fark etti mi?
Perakende ve görsel mağazacılık tarafında eskiye kıyasla önemli bir değişim ve dönüşüm var.Bugün hem global hem yerel ölçekte kendini geliştiren, güncelleyen ve bu alana bilinçli yatırım yapan markaların sayısı artıyor. Ancak buna rağmen, görsel mağazacılığın markalar içindeki konumlandırılması hâlâ istenilen seviyede değil.Birçok köklü markada bu alan hâlâ operasyonel bir birim olarak ele alınıyor ve çoğunlukla satış ya da pazarlama departmanlarına bağlı şekilde ilerliyor.Oysa görsel mağazacılık; yalnızca uygulama yapan, operasyonel süreci yöneten bir birim değil, yaratıcılık, tasarım, operasyon ve üretim süreçlerini bir arada yöneten çok katmanlı bir yapı. Bu nedenle markaların, görsel mağazacılığı kendi içinde daha bağımsız, daha stratejik ve daha bütüncül bir yapı olarak konumlandırması gerekiyor.
Bugün sektörde çok değerli, eğitimli ve yaratıcı bakış açısına sahip ekipler var; ancak bu potansiyel çoğu zaman operasyonel süreçlerin içinde kalıyor. Bu yapının dönüşmesi için markaların hem organizasyonel yapılarını hem de iç eğitim ve gelişim alanlarını yeniden ele alması önemli.Çünkü günümüz perakendesinde başarı yalnızca doğru ürün ve doğru lokasyonla değil; ürünün nasıl sunulduğuyla doğrudan bağlantılı.Görsel mağazacılık yalnızca estetik bir düzenleme olarak sınırlamayıp,veriyle, stratejiyle ve müşteri davranışıyla birlikte ele alınması gereken bir alan olarak değerlendirmek gerekir.Bu dönüşümü doğru yöneten markalar, hem daha sürdürülebilir hem de ölçülebilir bir başarı elde ediyor.Bu noktada en önemli kırılma, görsel mağazacılığın “maliyet yaratan” bir alan olarak değil, doğru kurgulandığında doğrudan değer ve kazanç üreten bir yatırım olarak görülmesi. Türkiye’de bu alanda gidilecek bir yol var.

Biz de İstanbul School of Visual Merchandising olarak hem eğitim hem de tasarım danışmanlığı tarafında bu dönüşümün bir parçası olmayı hedefliyoruz. Amacımız yalnızca bugünü değil,bu alanda daha bilinçli, daha donanımlı ve daha stratejik düşünebilen bir yapının temellerini oluşturmak.Kısa vadede bu dönüşümün tamamını görmek mümkün olmayabilir;ancak uzun vadede, bu alana yapılan yatırımın ve verilen eğitimin karşılığının çok daha net ortaya çıkacağına inanıyoruz.
Biz bugün, bu bakış açısıyla geleceğin zeminini hazırlıyoruz.
Yakın zamanda düzenlediğiniz yılbaşı vitrin tasarım yarışması sektörde oldukça dikkat çekti. Bu yarışmayı düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu tür projelerin görsel mağazacılık alanına nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
İstanbul School of Visual Merchandising olarak, Türkiye’de yalnızca bu alana odaklanan ilk ve tek eğitim yapısıyız. Bu nedenle sektöre katkıyı yalnızca eğitimle sınırlı tutmayan, üretimi teşvik eden bir yaklaşımı benimsiyoruz.Yılbaşı vitrin tasarım yarışması da bu bakış açısının bir sonucu olarak ortaya çıktı.Bu yarışmayla öncelikli amacımız; tasarımı daha fazla konuşmak ve bu alana ilgi duyan, ancak çoğu zaman kendine alan bulamayan gençlere somut bir ifade alanı açmaktı. Sektörde tasarım ve yaratıcılıkla ilgili hâlâ “ne kadar kreatif, o kadar maliyetli” gibi bir algı var. Oysa tasarımın değeri yalnızca bütçeyle değil, fikirle ve bakış açısıyla belirlenir. Bu bakış açısını değiştirmek de bizim için önemli bir motivasyondu.Bu nedenle yarışmayı özellikle sektör deneyimi olmayan, bu alana ilgi duyan ve kendini ifade etmek isteyen üniversite öğrencilerine açtık.Kısa bir süre içinde, yaklaşık kırk gün gibi bir zaman diliminde, beklediğimizin üzerinde bir başvuru ile çok güçlü yaratıcı işler ortaya çıktı.
Bu süreçte bir kez daha gördük ki; doğru alan açıldığında, gençler çok güçlü ve özgün fikirlerle karşılık verebiliyor.Yarışmanın bir diğer önemli boyutu da, dereceye giren katılımcılara sunduğumuz eğitim fırsatı oldu.Kazanan öğrencilerin bu haklarını saklı tutarak, açtığımız eğitim programlarında öncelikli olarak yer almalarını sağlıyoruz. Bu yaklaşım, yalnızca bir ödül sunmak değil, gelişim süreçlerini desteklemek açısından bizim için çok kıymetli.Bu tür organizasyonların en önemli katkısı, tasarımı görünür kılmak ve yaratıcı potansiyeli desteklemek. Önümüzdeki süreçte, bu yarışmaların daha geniş kitlelere ulaşabilmesi ve sürdürülebilir bir yapıya dönüşebilmesi için marka iş birlikleri ve sponsorluk desteğini çok önemsiyoruz.Özellikle tasarımların marka özelinde ele alınması ve sahada karşılık bulması, bu süreci çok daha değerli hale getirecektir.Bu noktada markalarla kurulacak iş birliklerini yalnızca bir destek değil, birlikte üretim ve gelişim alanı olarak görüyoruz.Ve kurum olarak mottomuzu tekrar vurgulamak isterim: Sektörde daha çok tasarımın konuşulduğu, daha fazla ilhamın paylaşıldığı bir yapının oluşmasına öncülük etmeyi çok önemsiyoruz.
Bu yarışma aynı zamanda genç tasarımcılar ve sektöre adım atmak isteyen kişiler için önemli bir platform oluşturdu. Yarışma sürecinde sizi en çok etkileyen projeler veya yaklaşımlar neler oldu?
Yarışma sürecinde en dikkat çeken nokta, katılımcıların gösterdiği özen, araştırma derinliği ve yaratıcı yaklaşım oldu.“Yılbaşı Vitrinini Tasarla, Yeni Yılda Parla” temasıyla kurguladığımız yarışmada, katılımcılardan belirlediğimiz kriterler doğrultusunda vitrin tasarımı geliştirmelerini istedik. Bu alanda daha önce deneyimi olmayan birçok katılımcının, konuyu detaylı şekilde araştırarak güçlü ve yaratıcı işler ortaya koyduğunu görmek oldukça etkileyiciydi. Kısa bir sürede beklediğimizin üzerinde başvuru aldık ve değerlendirme sürecinde seçim yapmakta zorlandık. Bu süreç bize şunu net olarak gösterdi:Bu alana ilgi duyan, üretmek isteyen ve doğru yönlendirildiğinde çok güçlü işler ortaya koyabilecek ciddi bir potansiyel var. Bu potansiyelin gelişebilmesi için en kritik konu, katılımcıların tasarımla ne kadar temas edebildiği ve kendilerini ifade edebilecekleri ortamların ne kadar erişilebilir olduğu.Ne kadar çok üretim sürecine dahil olurlarsa, gelişimleri de o kadar hızlanıyor.Biz İstanbul School of Visual Merchandising olarak, vitrin tasarımı özelinde bu alana ilgi duyan gençleri desteklemeyi, cesaretlendirmeyi ve kendilerini ifade edebilecekleri zeminler oluşturmayı çok önemsiyoruz.Bu yarışma da bu yaklaşımın somut bir karşılığı oldu.Geçmişte farklı yarışmalar yapılmış olabilir; ancak bu alana odaklanan bir eğitim kurumu olarak, vitrin tasarımını doğrudan gençlerle buluşturmak ve bu alanda üretim yapabilecekleri bir yapı oluşturmak bizim için önemli bir sorumluluk.Bu sürecin sürdürülebilir olması için ise deneyim alanlarının genişlemesi gerekiyor.Bu noktada markaların genç tasarımcılara fırsat sunması ve bu sürecin bir parçası olması büyük önem taşıyor.Bu nedenle önümüzdeki yarışmalar için marka iş birliklerine ve sponsorluklara açık olduğumuzu özellikle tekrar belirtmek isterim.Tasarımların marka ile buluşması, daha geniş kitlelere ulaşması ve sahada karşılık bulması, bu süreci çok daha değerli hale getiriyor.
Son olarak, yılbaşı vitrin yarışmasının bir başlangıç olduğunu söyleyebilir miyiz? Okul çatısı altında benzer yarışmalar veya yeni projelerle sektöre katkı sağlamaya devam etmeyi planlıyor musunuz?
Bu yarışmayı bir başlangıç olarak görüyoruz.İstanbul School of Visual Merchandising olarak odağımız; bu alana ilgi duyan, üretmek isteyen ve kendini geliştirmek isteyen kişilere sürdürülebilir bir gelişim alanı sunmak.

Bu tür çalışmalarla amacımız, tasarımın daha fazla konuşulduğu, daha fazla kişinin bu alana cesaretle yaklaşabildiği ve kendini ifade edebildiği bir zemin oluşturmak.Bu yaklaşımı, önümüzdeki süreçte de benzer projeler ve farklı içeriklerle devam ettirmeyi; öğrencilerimize yeni fırsatlar sunarak bu alanı daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.
Bu sürecin sağlıklı ve sürdürülebilir ilerleyebilmesi için ise sektörle kurulan iş birlikleri büyük önem taşıyor.Bu noktada, bu alana katkı sunmak isteyen markalarla bir araya gelmeye ve birlikte geliştirmeye her zaman açık olduğumuzu da özellikle belirtmek isterim.Bu vesileyle, yarışma sürecine sağladıkları katkı ve öğrencilerimizin medya zirvesine katılımını destekledikleri için Bi’Sektör ekibine ayrıca teşekkür etmek isterim. Bu tür platformların, genç yeteneklerin görünür hale gelmesi ve sektöre kazandırılması açısından önemli bir rol üstlendiğine inanıyorum.
