Levi Strauss & Co. ve Marks & Spencer, Schneider Electric’in SE Advisory Services birimiyle birlikte Fashion Renewable Collaborative (FRC) adlı yeni bir girişim başlattı. New York Climate Week kapsamında duyurulan program, moda markalarının doğrudan kendi operasyonlarından ziyade, üretim yaptıkları tedarikçilerin yenilenebilir elektriğe geçişini kolaylaştırmayı hedefliyor. Girişimin temelinde ise tek tek markaların farklı talepler oluşturması yerine, tedarikçilere daha ortak ve uygulanabilir bir dönüşüm modeli sunmak bulunuyor.
Bu yaklaşım önemli çünkü moda sektörünün karbon ayak izinin büyük bölümü markaların mağazalarından veya merkez ofislerinden değil, üretim ve tedarik zincirinden kaynaklanıyor. Levi Strauss, özellikle kumaş fabrikaları ve boyahanelerin sektör emisyonlarında yarıdan fazla paya sahip olduğunu belirtiyor. Bu nedenle üreticilerin kullandığı elektriğin dönüşümü, markaların kendi operasyonlarındaki iyileştirmelerden daha geniş bir etki alanı yaratabiliyor.
Markaların Sürdürülebilirlik Talepleri Tedarikçileri Zorluyor

FRC’nin dikkat çekici tarafı yalnızca yenilenebilir enerji kullanımını teşvik etmesi değil, tedarikçilerin karşılaştığı operasyonel engellere doğrudan odaklanması.
Moda üreticileri farklı markalar için çalışırken her müşteriden farklı sürdürülebilirlik kriterleri, raporlama talepleri ve enerji dönüşümü beklentileriyle karşılaşabiliyor. Bu durum özellikle enerji piyasalarının karmaşık olduğu ve yenilenebilir elektriğe erişimin yüksek yatırım gerektirdiği pazarlarda dönüşümü zorlaştırabiliyor.
Yeni yapı bu nedenle tedarikçilere dijital eğitim, pazar bilgisi ve yenilenebilir elektrik satın alma konusunda uygulamalı destek sağlamayı planlıyor. Bunların arasında elektrik satın alma anlaşmaları (PPA), enerji sertifikaları, tesis içi güneş enerjisi ve enerji depolama gibi seçenekler bulunuyor.
Buradaki temel değişim, sürdürülebilirliğin yalnızca “hedef açıklama” seviyesinden çıkarılıp tedarikçinin günlük operasyonuna indirilmeye çalışılması. FRC’nin modeli, markaların benzer talepleri ayrı ayrı oluşturması yerine ortak bir altyapı üzerinden ilerlemeyi amaçlıyor.
Moda Sektöründe Yeni Rekabet Alanı Tedarik Zinciri Olabilir

Bu gelişme, moda şirketlerinin sürdürülebilirlik yaklaşımında da önemli bir değişime işaret ediyor. Bir markanın kendi mağazalarında enerji tasarrufu sağlaması veya ofislerini yenilenebilir enerjiye taşıması, toplam tedarik zincirindeki emisyonların yanında sınırlı kalabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde markaların sürdürülebilirlik performansı, tedarikçilerini dönüşüme ne kadar dahil edebildikleriyle daha fazla ilişkilendirilebilir.
Levi Strauss’un kendi verilerine göre şirketin iklim ayak izinin yüzde 99’dan fazlası tedarik zincirinden kaynaklanıyor. M&S ise Plan A programı kapsamında değer zinciri genelinde 2040’a kadar net sıfır olma hedefini sürdürüyor. Dolayısıyla FRC, iki şirketin mevcut iklim hedeflerinin üretim tarafındaki karşılığını güçlendirmeye yönelik bir adım olarak konumlanıyor.
Türkiye açısından bakıldığında konu özellikle tekstil ve hazır giyim üretim yapısı nedeniyle dikkat çekici. Türkiye’de çok sayıda üreticinin aynı anda farklı uluslararası markalara çalıştığı düşünüldüğünde, her markanın ayrı ayrı talep oluşturması yerine ortak enerji dönüşümü modellerinin kullanılması tedarikçiler açısından maliyet ve operasyon yükünü azaltabilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı, enerji maliyetleri ve ihracat pazarlarının sürdürülebilirlik beklentileri de bu dönüşümü yalnızca çevresel değil, aynı zamanda rekabetçilik ve ihracat açısından operasyonel bir konu haline getiriyor.
Levi’s ve M&S’nin girişimi bu nedenle yalnızca iki şirketin sürdürülebilirlik iş birliği değil. Moda sektöründe geleceğin dönüşümünün markaların kendi mağazalarından çok, ürünün üretildiği fabrikalarda başlayabileceğini gösteren bir model. FRC’ye daha fazla markanın dahil olması halinde, ortak tedarikçilerin aynı enerji dönüşümü altyapısından yararlanması ve sürdürülebilirlik taleplerinin daha standart bir yapıya kavuşması mümkün olabilir.
