Lidl, Hollanda’da Birkenstock tasarımlarına benzeyen sandaletleri satamayacak. Gelderland Bölge Mahkemesi, Lidl’in Arizona, Madrid, Gizeh, Boston ve Florida modellerine benzeyen ürünlerinin, Birkenstock’un özellikle karakteristik taban tasarımıyla bağlantılı telif haklarını ihlal ettiğine hükmetti. Karar doğrultusunda Lidl’in ürünleri satması yasaklanırken, şirketin uymadığı her gün için 5 bin euro ceza uygulanabilecek. Ayrıca satış ve sipariş bilgilerini Birkenstock’a sunması, oluşan zararı karşılaması ve hukuki masrafları ödemesi gerekiyor.
Karar henüz kesinleşmiş değil ve Lidl’in temyiz hakkı bulunuyor. Ancak dava, perakendede düşük fiyatlı alternatif ürünlerle güçlü marka kimliği arasındaki sınırın giderek daha önemli hale geldiğini gösteriyor.
Bir Ürün Ne Zaman “Benzer”, Ne Zaman Kopya?
Davanın merkezinde yalnızca bir sandaletin görünümü bulunmuyor. Mahkemenin değerlendirmesinde özellikle Birkenstock’un farklı modellerinde kullanılan karakteristik ayak tabanı tasarımı öne çıkıyor. Bu da tasarımın, ürünün yalnızca estetik bir unsuru değil, markanın tüketici tarafından tanınmasını sağlayan temel özelliklerinden biri haline gelebildiğini gösteriyor.
Birkenstock’un benzer ürünlere karşı açtığı davalar da yeni değil. Hollanda’da Scapino’ya karşı alınan 2025 tarihli karar ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın endüstriyel tasarımların, yaratıcı seçimleri yansıtması halinde telif hakkı kapsamında korunabileceğine ilişkin kararı, bu alandaki hukuki tartışmayı genişletiyor. Öte yandan Almanya’da 2025’te verilen karar Birkenstock açısından farklı bir sonuç ortaya koyarak sandaletlerin işlevsel ürünler olduğu yönünde değerlendirme yapmıştı.
Dolayısıyla Avrupa genelinde tasarım koruması konusunda tek ve tamamen yeknesak bir yaklaşım bulunmuyor. Hollanda’daki son kararın da ilk derece kararı olması, hukuki sürecin devam edebileceği anlamına geliyor.
Perakendede “Uygun Fiyatlı Alternatif” Alanı Yeniden Tanımlanıyor

Bu dava, özellikle private label ve uygun fiyatlı alternatif ürün geliştiren perakendeciler açısından dikkat çekici. Çünkü bir ürünün belirli bir tasarım dilinden ilham alması ile tüketicinin belirli bir markayla özdeşleştirdiği ayırt edici özellikleri fazla yakından taşıması arasındaki sınır, yalnızca tasarım ekibinin değil hukuk ve ürün geliştirme ekiplerinin de konusu haline geliyor.
Özellikle güçlü tasarım kimliğine sahip markalar için bu alan daha kritik. Birkenstock örneğinde taban formu, ürünün işlevinin yanında markanın görsel kimliğinin de önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle ürün geliştirme sürecinde “pazarda ne çalışıyor?” sorusunun yanına “bu tasarımın fikri mülkiyet sınırları nerede başlıyor?” sorusunun da eklenmesi gerekiyor.
Türkiye’de de benzer bir konu özellikle ayakkabı, moda, aksesuar ve ev yaşam kategorilerinde önem kazanabilir. Hızlı ürün geliştirme ve uygun fiyatlı alternatif üretme kabiliyeti perakendeciler için önemli bir rekabet avantajı yaratırken, tasarımın ayırt edici unsurlarının doğru analiz edilmemesi hukuki ve finansal risk oluşturabilir.
Lidl–Birkenstock davasının perakende açısından dikkat çekici tarafı tam da burada: Fiyat rekabeti devam ederken tasarım da korunması gereken stratejik bir varlığa dönüşüyor. Bir ürünün daha uygun fiyatlı olması, onu pazardaki güçlü bir tasarımın sınırlarından otomatik olarak bağımsız hale getirmiyor.
