McDonald’s, burger köftelerinin yalnızca üç malzemeden oluştuğu mesajını bu kez reklam filmi ya da ambalaj üzerinden değil, doğrudan fiziksel bir deneyimle anlatmayı tercih etti. Marka, Londra’nın Shoreditch bölgesindeki bir kasap dükkânını iki günlüğüne “The Counter” adlı deneyim alanına dönüştürdü.
Ürün İddiası Anlatılmadı, Tüketiciye Gösterildi

18-19 Eylül tarihlerinde ziyaretçilerini ağırlayan The Counter’ın merkezinde oldukça basit bir mesaj vardı: “Beef, Salt, Pepper. That’s it.” McDonald’s UK & Ireland, burger köftelerinde yüzde 100 İngiliz ve İrlanda sığır eti kullandığını ve köftelere yalnızca tuz ile karabiber eklendiğini deneyimin temel anlatısı haline getirdi.
Ancak kampanyayı farklılaştıran nokta yalnızca bu mesaj değildi. Ziyaretçiler, McDonald’s’ın çiftçileri ve tedarik zincirinde görev alan isimlerle tanışırken, rezervasyonla katıldıkları ücretsiz atölyelerde kendi köftelerini de hazırladı. Böylece markanın yıllardır iletişiminde kullandığı bir ürün vaadi, tüketicinin gözlemleyebildiği ve deneyimleyebildiği bir sürece dönüştürüldü.
McDonald’s ve OSI Group iş birliğiyle gerçekleştirilen projenin yaratıcı çalışmasını Freuds Group üstlendi. Buradaki fikir aslında oldukça net: Bir ürünün içeriğine ilişkin iddiayı anlatmak yerine, tüketicinin o iddiayı kendi gözleriyle görmesini sağlamak.
Perakendede Şeffaflık Ambalajdan Çıkıp Deneyime Dönüşüyor

The Counter, fiziksel mağazanın yalnızca ürün satılan bir alan olmaktan çıktığı dönüşümün farklı bir örneğini ortaya koyuyor. Burada marka, restoranın kendisini değil ürünün arkasındaki süreci deneyimin merkezine yerleştiriyor.
Bu yaklaşım özellikle gıda perakendesinde önemli bir noktaya işaret ediyor. Tüketicinin ürünün içeriği, kaynağı ve üretim süreci hakkında daha fazla bilgi aradığı bir dönemde markalar için şeffaflık yalnızca web sitesinde bilgi paylaşmakla sınırlı kalmayabilir. Üreticiyi, tedarikçiyi ve ürünü aynı fiziksel deneyimde buluşturmak, marka mesajını daha somut hale getiren yeni bir iletişim alanı yaratabilir.
McDonald’s’ın kasap dükkânı fikri bu nedenle yalnızca yaratıcı bir kampanya olarak değil, ürün iletişiminin deneyimsel perakendeye nasıl taşınabileceğine dair bir örnek olarak okunabilir. Markanın yıllardır söylediği “üç malzeme” mesajı, bu kez tüketicinin içerisine girdiği bir mekâna dönüştürülüyor.
