Avrupa Birliği, sanayi üretimini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla kamu alımlarında yerli üretimi önceleyen yeni bir politika hazırlığında. “Made in EU” adı verilen bu yaklaşım, Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik tanınmasını hedefliyor. Ancak plan yalnızca AB sınırları içindeki üretimi değil, Avrupa’nın üretim ağlarına entegre olmuş bazı ticaret ortaklarını da kapsıyor. Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle Türkiye de bu çerçevede değerlendirilen ülkeler arasında yer alıyor.
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Stéphane Séjourné tarafından açıklanan Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, Avrupa sanayisinin ekonomideki payını artırmayı amaçlıyor. Bugün AB ekonomisinde sanayinin payı yaklaşık yüzde 14 seviyesinde bulunurken, yeni politika ile bu oranı 2035 yılına kadar yüzde 20’ye yükseltmek hedefleniyor. Kamu alımlarının yerli üretimi destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılması da bu stratejinin önemli araçlarından biri olarak görülüyor.
Türkiye’nin Avrupa üretim ağlarındaki konumu güçlenebilir

Teklife göre Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması bulunan, Gümrük Birliği kapsamında yer alanya da Kamu Alımları Anlaşması’na taraf ülkelerden gelen içerikler, belirli koşullar altında AB menşeli olarak kabul edilebilecek. Bu çerçevede Türkiye de ilke olarak düzenlemenin kapsamına dahil ediliyor.
Ancak kamu alımlarında karşılıklılık ilkesi uygulanacak. Yani Avrupa Birliği kamu ihalelerinde bu avantajı tanırken, benzer erişim imkanlarının karşılıklı olarak sağlanması bekleniyor.
Türkiye uzun süredir Avrupa sanayi ekosisteminin önemli üretim merkezlerinden biri olarak konumlanıyor. Özellikle otomotiv, makine, beyaz eşya ve metal sanayi gibi sektörlerde Avrupa ile güçlü bir üretim entegrasyonu bulunuyor. Bu nedenle “Made in EU” yaklaşımının yürürlüğe girmesi durumunda Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki rolünün daha görünür hale gelmesi bekleniyor.
Stratejik sektörler ve büyük yatırımlar odağa alınıyor
“Made in EU” politikasının merkezinde özellikle enerji yoğun ve stratejik sektörler yer alıyor. İlk aşamada çelik, çimento, alüminyum ve kimya gibi sektörlerin düzenlemenin odağında olması planlanıyor. Bunun yanında otomotiv endüstrisi, elektrikli ve şarj edilebilir araçlar, kamyon ve otobüs üretimi, batarya teknolojileri, rüzgâr türbinleri, elektrolizörler, ısı pompaları, fotovoltaik sistemler ve nükleer enerji teknolojileri de kapsamda bulunuyor.
AB ayrıca kamu alımlarında düşük karbonlu üretim ve Avrupa’da üretilmiş olma kriterlerini birlikte değerlendirmeyi planlıyor. Böylece hem iklim hedeflerinin desteklenmesi hem de Avrupa içindeki sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Teklifte büyük yatırımlara yönelik ek şartlar da bulunuyor. Küresel üretim kapasitesinin yüzde 40’ından fazlasının tek bir dış ülkenin kontrolünde olduğu sektörlerde, 100 milyon euronun üzerindeki yatırımlar için ilave koşullar öngörülüyor. Bu yatırımların nitelikli istihdam yaratması, inovasyonu desteklemesi, teknoloji transferi sağlaması ve belirli bir yerel içerik oranını karşılaması hedefleniyor.
Avrupa’nın sanayi politikası değişirken Türkiye için yeni bir alan doğuyor
“Made in EU” girişimi Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin yanı sıra Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’ı kapsayan Avrupa Ekonomik Alanı’nı da içine alıyor. Ancak politika AB içinde tamamen uzlaşılmış değil. Fransa yerli üretimi önceleyen yaklaşımın güçlü savunucularından biri olurken, Almanya ve bazı ülkeler ise katı yerli üretim kriterlerinin yatırımları caydırabileceği ve kamu ihalelerinde maliyetleri artırabileceği görüşünü dile getiriyor.
Türkiye tarafında ise gelişme ekonomi yönetimi ve iş dünyası tarafından olumlu karşılandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin özellikle otomotiv başta olmak üzere birçok stratejik sektörde Avrupa değer zincirlerinin önemli bir parçası olduğunu vurguladı.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak ve İTO Başkanı Şekib Avdagiç de düzenlemenin Türkiye’nin Avrupa için güçlü bir üretim ve tedarik merkezi konumunu destekleyebileceğine dikkat çekti.
Henüz teklif aşamasında olan düzenlemenin Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerde yapılacak müzakereler sırasında değişikliklere uğraması mümkün. Ancak mevcut haliyle “Made in EU” yaklaşımı, Avrupa’nın sanayi politikasında daha korumacı ve stratejik bir döneme işaret ediyor. Türkiye açısından ise bu süreç, Avrupa üretim ağlarıyla entegrasyonun daha da derinleşebileceği yeni fırsatlar yaratabilir.
