Bir markanın doğması ve büyümesi yani marka ömrü uzun bir yolculuk ve bu yolculukta gidilen yolların da hepsi gül bahçesi değil. Asıl efor marka bir yere geldikten sonra başlıyor. Marka eğer yerinde sayarsa maalesef yok olmaya mahkûm olacak, nitekim yok olan ya da eski günlerini kaybeden birçok global ve lokal marka var.
Neden yok oluyorlar? Temel sebep, geçmişin mirasından beslenmek: “Biz 70 yıllık markayız bize hiçbir şey olmaz.”
Yeniliklere açık olmamak: “Biz zaten yıllardır böyle yapıyoruz. Biz her yolu denedik en iyisi bu.” – kısaca sabit fikirlerle hareket etmek.
Yeni bir ürün sunmamak: ” 50 yıldır biz bu kazakları üretiyoruz ve iyi satıyor “ – hep satacağını sanmak.
Dinozor beslemek… Tabir kötü olabilir ama yıllardır hiçbir şekilde kendini geliştirmeyen ekip ile çalışmak. Bir şirkette 15 yıl çalışabilirsiniz fakat yeniliklere ayak uyduramayan biri iseniz sürekli yenilenen bu dünyada siz de bir dinozor gibi, marka ömrüne zarar verebilirsiniz.
Müşterinin değiştiğini görememek ve teknoloji imkânlarını iyi kullanamamak. Alışveriş sırasında en çok sorulan soru: “Merhaba, marka kartımız sizde var mı? “ ya da “Markamızın app’ini indirirseniz size %5 indirim sağlıyoruz”. Artık bu tarz uygulamalar, müşteri için bir yük olmaya başlıyor. Neden bir markanın app’ini daha indireyim ya da cüzdanıma bir sadakat kartı daha ekleyeyim? İnsanlar bunu yavaş yavaş kendilerine sormaya başlıyor.
Müşteri değişiyor demiştim, alışveriş alışkanlıkları da değişiyor. Online’da da yoksan yavaş yavaş kaybediyorsun. İnsanlar artık ürüne kolay ulaşmak istiyor. Çok yakın bir zamanda Whatsapp üzerinden markaların ürün satmaya başladıklarını hatırlatmak isterim.
Eğitimlerde çok severek kullandığım bir önermem var; “Eğer yeni nesil tüketiciyi yakalayamazsan elinde olan müşteriler doğanın kanunu olarak bir gün ölecek ve markan da kan kaybetmeye başlayacak.”
Milyonlar harcayıp marka yaratıyorsun ama mağaza dekorunu değiştirmeden on yıl kullanıyorsan bil ki yavaş yavaş ilgiyi kaybediyorsun.
Son günlerin moda terimi “Story telling”, yani insanlar size bir hikâye için geliyor ve hikâyenizi müşteriye doğru anlatmalısınız. Müşteri sizden beyaz bir t-shirt almaya gelmiyor. Stil, Cazibe ve Tutkuya sahip olmak için o beyaz t-shirt’ü alıyor.
Burada bir dizi tavsiyesi yapmadan geçemeyeceğim. Bence her perakendeci izlemeli. Selfridge‘in doğuş hikâyesinden, kendiniz için de güzel deneyimler çıkarabilirsiniz.
Marka Ömrü
Markana ve çalışanına yatırım yapmıyorsan artık müşterin de ayağını senden kesmeye başlıyor. Eğitimli personel çok ama çok önemli. Eğitimsiz bir personel, size yüzlerce müşteri kaybettirebilir.
Müşteri mağaza içinde aradığını rahat bulabilmeli. Eğitimlerimde sık kullandığım bir sözüm vardır: “Tüm mağaza çalışanlarını mağazadan çıkaralım, müşteri aradığı ürünü tek başına bulabilir mi?”. Ana felsefe bu olmalı ve ürün yerleşimi ona göre yapılmalıdır. Burada da VM devreye giriyor. Doğru alan tanımlama, doğru görsel malzeme kullanımı, stok seviyesini dikkate alma ve olmazsa olmaz KPI’lar.
Marka ömrü ile ilgili daha birçok madde sıralanabilir. Ülkemizde binlerce marka var. Siz hangi markalardan hiç alışveriş yapmadınız ? Eminim alışveriş yapmama sebepleriniz içinde bu maddelerden biri muhakkak var.
Sizin nedenlerinizi yorumlara bekliyorum.
Temmuz ayında da isterseniz biraz asıl işimden, Görsel Mağazacılık’tan bahsedelim. Bir sonraki ay görüşmek üzere herkese sevgiler dilerim.

