Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Moda Markaları Yaşanabilir Ücret Sözü Veriyor, Ancak Gerçek İlerleme Hâlâ Sınırlı

Moda sektöründe çalışanların yaşanabilir ücret almasına yönelik verilen taahhütlerle sahadaki uygulama arasında önemli bir fark bulunuyor. Clean Clothes Campaign’in 110 uluslararası moda markasını inceleyen Fashion Checker araştırmasına göre markaların yaklaşık üçte biri yaşanabilir ücret konusunda resmi bir taahhütte bulunmuş durumda. Ancak araştırmaya göre yalnızca %4’ü somut ilerleme raporlayabiliyor.

Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer konu ise şeffaflık. Markaların tedarik zincirlerine ilişkin bilgi paylaşımı artarken, çalışanların aldığı ücretlere dair veriler hâlâ oldukça sınırlı. Başka bir ifadeyle sektör, “ürünün nerede üretildiğini” açıklama konusunda ilerlerken, “o ürünü üreten kişinin ne kazandığı” konusunda aynı ölçüde şeffaf değil.

Sürdürülebilirlikte Yeni Ölçüt: Taahhüt Değil, Sonuç

surdurulebilir moda

Yaşanabilir ücret konusu artık yalnızca sosyal sorumluluk başlığı altında değerlendirilmiyor. Avrupa’da şirketlerin tedarik zincirlerindeki insan hakları risklerini belirlemesini ve bunlara yönelik önlem almasını öngören durum tespiti düzenlemeleri yaklaşırken, markaların verdikleri taahhütleri ölçülebilir sonuçlara dönüştürmesi daha önemli hale geliyor. Fashion Checker verileri, politika ve hedeflerin tek başına çalışanların ücretlerinde değişim yaratmadığını gösteriyor.

Bu durum moda perakendesinin iş modeline de doğrudan dokunuyor. Tedarikçi fiyatları, satın alma süreleri, sipariş hacimleri ve ürün maliyetleri çalışan ücretleriyle birbirinden bağımsız değil. Dolayısıyla markaların “yaşanabilir ücret” hedefi, yalnızca tedarikçiye yeni bir standart koymakla değil, satın alma modelinin bu ücretleri karşılayabilecek şekilde tasarlanmasıyla anlam kazanıyor.

Türkiye İçin De Konunun Doğrudan Bir Karşılığı Var

united4’ün yapay zekâ destekli “urban myth” reklam filminden sahne

Araştırmada Türkiye de incelenen üretim pazarları arasında yer alıyor. Clean Clothes Campaign’in 2023–2025 arasında gerçekleştirdiği saha çalışmalarına dayanan verilere göre Türkiye’de araştırmaya katılan tekstil işçilerinin ücretleri, kullanılan yaşanabilir ücret benchmarkının ortalama %66 altında kaldı. Bu rakamın Türkiye’deki tüm tekstil çalışanlarını temsil eden ulusal bir ortalama olmadığı özellikle belirtilmeli; veri, araştırmaya katılan çalışanları kapsıyor.

Türkiye açısından mesele özellikle ihracatçı tekstil ve hazır giyim üreticileri için önemli. Küresel markalar tedarik zincirlerinde daha fazla veri, izlenebilirlik ve insan hakları performansı talep ettikçe, üreticiler açısından yalnızca kalite, teslimat ve maliyet değil, çalışanların ücret ve çalışma koşullarına ilişkin ölçülebilir performans da ticari ilişkinin parçası haline gelebilir.

Moda sektöründe sürdürülebilirliğin bir sonraki sınavı, markaların ne vaat ettiği değil, tedarik zincirindeki çalışanların hayatında ölçülebilir olarak neyin değiştiği olacak.

Capri Holdings Satışa Mı Çıkıyor? Michael Kors Ve Jimmy Choo İçin Yeni Bir Sahiplik İhtimali Gündemde

Michael Kors ve Jimmy Choo’nun çatı şirketi Capri Holdings’in tamamının satışı yeniden gündeme geldi. WWD’nin kaynaklarına dayandırdığı habere göre şirket, satın almayla ilgilenebilecek yatırımcılarla temas kurdu. Ancak şu aşamada resmi bir satış süreci bulunmuyor ve yakın zamanda bir işlemin gerçekleşmesi beklenmiyor.

michael kors

Capri’nin bugün Michael Kors ve Jimmy Choo olmak üzere iki ana markası bulunuyor. Şirket, Aralık 2025’te Versace’yi Prada’ya yaklaşık 1,4 milyar dolar karşılığında satarak borçluluğunu azaltmış ve sonrasında odağını iki markanın toparlanmasına çevirmişti. Mayıs 2026’da Capri, mali yılı kârlılığa dönerek tamamladığını ve 2027 mali yılında düşük tek haneli gelir büyümesi ile yaklaşık %40’lık düzeltilmiş EPS artışı beklediğini açıklamıştı.

Capri İçin Asıl Soru: Yeniden Yapılanma Mı, Yeni Sahip Mi?

capri holdings

Capri’nin satış ihtimali, şirketin yalnızca finansal performansıyla değil, çok markalı yapısının geleceğiyle de bağlantılı. Versace’nin elden çıkarılmasıyla holding daha sade bir yapıya geçerken Michael Kors hâlâ grubun gelirlerinin büyük bölümünü oluşturuyor; Jimmy Choo ise daha küçük ölçekte büyüme gösteriyor. Son finansal sonuçlarda Michael Kors gelirleri düşerken Jimmy Choo çift haneli büyüme kaydetti.

Şirketin önünde ayrıca önemli bir finansal konu bulunuyor. Kaynaklara göre olası bir kontrol değişikliğinde yaklaşık 809 milyon dolarlık türev pozisyonunun nasıl ele alınacağı satış görüşmelerini karmaşıklaştırabilir. Capri ise bu tutarın sabit bir borç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, rakamın hedge sözleşmelerinin piyasa değerini yansıttığını belirtiyor.

Capri aynı zamanda Michael Kors’u yeniden büyütmek için mağaza yenilemeleri, ürün stratejisinin yeniden düzenlenmesi ve promosyonların azaltılması gibi adımlar atıyor. Dolayısıyla olası bir satış, yalnızca “zor durumdaki bir şirketin el değiştirmesi” şeklinde okunmamalı; marka portföyünün hangi sahiplik modeli altında daha verimli yönetileceği sorusunu da gündeme getiriyor.

Capri örneği, lüks perakendede markaların değerinin yalnızca marka bilinirliğiyle değil; doğru fiyatlama, ürün, mağaza ağı ve sermaye yapısıyla birlikte değerlendirildiğini gösteriyor.

Türkiye açısından da bu gelişme önemli; çünkü Michael Kors ve Jimmy Choo gibi global markaların sahiplik yapısındaki değişimler, uzun vadede mağaza yatırımları, franchise modelleri, dağıtım stratejileri ve bölgesel büyüme kararlarını etkileyebilir.

Armani’de Yeni Dönem: LVMH, L’Oréal Ve EssilorLuxottica İçin %15’lik Pay Satışı Gündemde

Giorgio Armani’nin ölümünün ardından İtalyan moda evinin geleceğine ilişkin plan netleşmeye başlıyor. Armani’nin vasiyetinde yer alan takvim doğrultusunda şirketin %15’lik azınlık hissesinin satışı için LVMH, L’Oréal ve EssilorLuxottica ile görüşmelerin önümüzdeki haftalarda başlaması bekleniyor. Armani’nin vasiyeti, ilk pay satışının ölümünden 12–18 ay sonra gerçekleşmesini; sonrasında ise daha büyük bir pay satışının veya halka arzın değerlendirilmesini öngörüyor.

Armani CEO’su Giuseppe Marsocci, %15’lik payın tek bir yatırımcıya satılmasının zorunlu olmadığını ve birden fazla yatırımcı arasında bölünebileceğini açıkladı. Financial Times’a göre seçeneklerden biri, söz konusu payın LVMH, L’Oréal ve EssilorLuxottica tarafından birlikte alınması. Ancak henüz kesinleşmiş bir alıcı veya işlem bulunmuyor; fiyat ve diğer koşullar üzerinde anlaşılması gerekiyor.

Armani’nin Bağımsızlık Dönemi Sona Mı Geliyor?

armani1

Giorgio Armani, markasını yaklaşık yarım yüzyıl boyunca bağımsız biçimde kontrol etti. 2025’te 91 yaşında hayatını kaybetmesinin ardından şirket, kurucunun kişisel kontrolünden sonraki ilk büyük sahiplik geçişiyle karşı karşıya kaldı. Vasiyetinde LVMH, L’Oréal ve EssilorLuxottica’yı potansiyel yatırımcılar olarak özellikle belirtmesi, markanın geleceğinde stratejik bir ortaklık ihtimalinin önünü açtı.

Burada dikkat çeken nokta, sürecin doğrudan çoğunluk satışından başlamaması. İlk aşamada %15’lik azınlık payının satılması planlanıyor. Vasiyette daha sonraki aşama için daha büyük bir pay satışı veya halka arz seçeneğinin bulunması, Armani’nin gelecekteki sahiplik yapısının henüz kesinleşmediğini gösteriyor.

Bu yapı, lüks sektöründeki bağımsız markaların karşı karşıya olduğu temel sorulardan birini de ortaya çıkarıyor: Kurucunun yarattığı marka kimliği, kurucunun olmadığı dönemde nasıl korunacak ve aynı zamanda nasıl büyütülecek?

Reuters’ın eylül başındaki değerlendirmesine göre Armani’nin 2025 yılı satışları sabit kurlar üzerinden %2,8 gerileyerek yaklaşık 2,2 milyar euroya indi. Şirket bir yandan yeni iş planını hazırlarken diğer yandan lüks sektördeki zayıf talep ve özellikle Çinli tüketicilerin harcamalarındaki baskıyla karşı karşıya.

LVMH Ve L’Oréal İçin Armani Neden Önemli?

loreal offices moscow offic

Potansiyel yatırımcıların her biri Armani ile farklı bir ticari ilişkiye sahip. L’Oréal, Armani Beauty operasyonunun uzun süredir lisans ortağı konumunda. EssilorLuxottica ise Armani’nin gözlük tarafındaki mevcut iş ilişkileri nedeniyle markayla doğrudan bağlantılı. LVMH ise çok sayıda lüks moda ve yaşam tarzı markasını aynı çatı altında yöneten küresel bir grup olarak öne çıkıyor.

Bu nedenle %15’lik bir yatırımın anlamı yalnızca finansal ortaklıkla sınırlı kalmayabilir. Armani’nin gelecekte hangi kategorilerde büyüyeceği, mevcut lisans ilişkilerinin nasıl geliştirileceği ve markanın kurucu mirası ile yeni büyüme alanları arasında nasıl bir denge kurulacağı da potansiyel ortaklık yapısının önemli parçaları olabilir.

Armani’nin yeni yönetimi de bu geçişi yalnızca sahiplik değişimi olarak ele almıyor. CEO Giuseppe Marsocci, şirketin kurucu mirasını korurken “kaçınılmaz evrim” ihtiyacını dengelemeye çalıştıklarını belirtmiş durumda. Şirketin yeni iş planında daha yüksek marjlı kategorilere odaklanması ve Armani Hotels & Resorts gibi alanlarda büyüme arayışı da bu dönüşümün parçaları arasında.

Türkiye açısından bakıldığında Armani örneği, özellikle bağımsız lüks markaların gelecek nesil büyüme modelleri açısından dikkat çekici. Markanın değeri yalnızca moda koleksiyonlarından oluşmuyor; güzellik, gözlük, otelcilik, restoran, ev yaşamı ve diğer kategorilerle genişleyen bir ekosistem söz konusu. Bu nedenle olası bir ortaklığın etkisi yalnızca hisse yapısında değil, markanın hangi kategorilerde ve hangi coğrafyalarda büyüyeceğinde de görülebilir.

Armani’nin önündeki süreç, lüks sektörde kurucu sonrası dönemin nasıl yönetileceğine dair önemli örneklerden biri olacak. İlk adım olan %15’lik pay satışı henüz sonuçlanmış değil; ancak LVMH, L’Oréal ve EssilorLuxottica ile başlayacak görüşmeler, Armani’nin yaklaşık 50 yıllık bağımsızlık döneminden sonraki sahiplik ve büyüme modelinin ilk somut aşamasını oluşturacak.

Espressolab’in Yüzde 70’i Satıldı

Abu Dabi merkezli Mir Group (Meer Group), kahve zinciri Espressolab’in yüzde 70 çoğunluk hissesini satın almak üzere anlaşma imzaladı.

Türkiye merkezli kahve zinciri Espressolab, küresel büyüme hedefleri doğrultusunda önemli bir birleşme ve satın alma (M&A) işlemine imza attı. Abu Dabi Menkul Kıymetler Borsası’nda (ADX) işlem gören Mir Group (Meer Group), Espressolab markasının sahibi olan “Eslab” şirketinin çıkarılmış sermayesinin yüzde 70’ini satın almak üzere resmi anlaşmayı sağladı. Bu hamle, BAE merkezli grubun 2024 sonundaki halka arzından bu yana gerçekleştirdiği ilk uluslararası satın alım oldu.

Mevcut ortaklar yüzde 30 hisse ile yönetime devam edecek

Yapılan anlaşmanın şartlarına göre, Eslab’in kurucuları ve mevcut hissedarları şirketteki yüzde 30’luk paylarını koruyacak. Mevcut yönetim ekibi, Espressolab’in önümüzdeki dönemdeki operasyonel faaliyetlerini ve küresel genişleme stratejilerini yürütmeye devam edecek.

Perakende ve ticari gayrimenkul alanlarında yatırımları bulunan Abu Dabi merkezli Mir Group; bünyesinde ADCOP, SPAR marketler zinciri ve Makani Real Estate gibi güçlü markaları barındırıyor. Espressolab ortaklığıyla birlikte grubun, hızlı servis restoranı (QSR) ve kahve sektöründeki uluslararası varlığını Ortadoğu ve Avrupa pazarlarında güçlendirmesi bekleniyor.

Evofone’da Üst Düzey Atama

Türkiye’nin önde gelen teknoloji distribütörlerinden Evofone, pazarlama yapılanmasını güçlendirmeye yönelik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Teknoloji sektöründe deneyimli isimlerden Birol Sülük, şirket bünyesinde Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CMO) olarak göreve başladı.

Xiaomi Teknoloji, TECNO Türkiye, Nothing, PETKIT, Black Shark, Teclast, Hooma, Midea, HP ve Ringo gibi global markaların Türkiye distribütörlüğünü yürüten Evofone, büyüyen marka portföyü ve gelişen operasyon yapısıyla birlikte pazarlama alanındaki stratejik yapılanmasını da güçlendirmeyi sürdürüyor.

Yeni görevinde Birol Sülük; şirketin marka portföyüne yönelik pazarlama stratejisinin bütününden, entegre iletişim ve büyüme süreçlerinin yönetiminden, marka konumlandırmasından ve tüketici deneyimi odaklı projelerden sorumlu olacak.

Teknoloji sektöründeki 15 yıllık kariyeri boyunca pazarlama, ticari strateji ve marka yönetimi alanlarında önemli projelere liderlik eden Sülük, kariyerine Logitech’te başladı ve Türkiye ile Orta Asya Bölgesi Pazarlama Müdürlüğü’ne kadar yükseldi. 2022 yılında Monster Bilgisayar’a Çevre Birimleri Direktörü olarak katılan Sülük, Haziran 2023’ten itibaren Monster Notebook Global Pazarlama Direktörü olarak görev yaptı. Sülük, 2026 yılı itibarıyla Evofone bünyesine katıldı.

Teknoloji ve tüketici elektroniği alanındaki dinamik büyümesini sürdüren Evofone, yeni dönemde pazarlama yatırımlarını artırarak hem iş ortakları hem de tüketiciler nezdinde marka gücünü daha da ileri taşımayı hedefliyor.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan şirket yetkilileri, güçlü marka ekosistemine katkı sağlayacak bu yeni yapılanmanın, Evofone’un büyüme vizyonunu destekleyen önemli adımlardan biri olduğunu belirtti.

Türkiye teknoloji pazarındaki güçlü konumunu sürdüren Evofone, yeni dönemde inovasyon, marka iletişimi ve tüketici deneyimi odaklı çalışmalarına hız kesmeden devam edecek.

Apple’dan iPhone Kullanıcılarına 95 Dolara Kadar Ödeme: Siri Davası Tüketici Beklentilerini Yeniden Gündeme Taşıyor

Apple, Siri’nin yapay zekâ özellikleriyle ilgili açılan toplu davayı sonuçlandırmak üzere 250 milyon dolarlık bir uzlaşmayı kabul etti. Anlaşma kapsamında belirli iPhone modellerini 10 Haziran 2024 ile 29 Mart 2025 arasında ABD’de satın alan kullanıcılar, uygun koşulları sağlamaları halinde cihaz başına 95 dolara kadar ödeme alabilecek. Apple ise davacıların iddialarını kabul etmiyor.

Davanın temelinde, Apple’ın 2024’te Apple Intelligence kapsamında Siri için duyurduğu bazı özelliklerin planlanan zamanda kullanıma sunulmaması bulunuyor. Davacılar, bu özelliklerin tanıtılmasının tüketicilerde belirli beklentiler oluşturduğunu ve bu beklentinin iPhone satın alma kararlarını etkilediğini öne sürdü. Tarafların 250 milyon dolarlık anlaşmaya varmasıyla birlikte süreç şimdi hak sahiplerinin başvuru aşamasına geldi.

Apple Intelligence Söylemi Tüketici Beklentisini Değiştirdi

iphone 17 colors

Apple Intelligence’ın duyurulması, iPhone’un yalnızca yeni donanım özellikleri üzerinden değil, yapay zekâ destekli bir kullanıcı deneyimi üzerinden de konumlandırılmasını beraberinde getirdi. Siri için planlanan yeni yetenekler de bu deneyimin önemli parçalarından biri olarak öne çıktı.

Ancak duyurulan özelliklerin zamanında kullanıma sunulmaması, teknoloji şirketlerinin ürün tanıtımlarında yarattığı beklenti ile ürünün gerçek kullanım zamanı arasındaki farkı gündeme getirdi. Özellikle yapay zekâ gibi hızla gelişen bir alanda, gelecekte sunulacağı belirtilen özelliklerin bugünkü satın alma kararlarını ne ölçüde etkilediği daha önemli hale geliyor.

Bu nedenle dava yalnızca Siri’nin belirli özelliklerinin gecikmesiyle sınırlı bir konu değil. Teknoloji ürünlerinde pazarlama iletişiminin, tüketicinin üründen beklediği gelecekteki deneyimle nasıl ilişkilendirileceği konusunda da dikkat çekici bir örnek oluşturuyor.

Apple’ın kabul ettiği 250 milyon dolarlık uzlaşma ise şirketin davadaki iddiaları kabul ettiği anlamına gelmiyor. Bu ayrım, anlaşmanın niteliğini doğru değerlendirmek açısından önemli.

Yapay Zekâda Ürün Sözü İle Gerçek Deneyim Arasındaki Mesafe

iphone 16 finish select 202409 6 1inch geo emea fmt whh

Apple’ın yaşadığı süreç, yapay zekânın teknoloji ürünlerinin pazarlanmasında giderek daha merkezi hale gelmesiyle birlikte markaların karşılaşabileceği yeni bir alanı da gösteriyor. Bir ürün bugün satılırken, tüketiciye yalnızca mevcut özellikler değil, gelecekte sunulması beklenen yapay zekâ yetenekleri de anlatılabiliyor.

Bu durum özellikle premium teknoloji markaları açısından daha kritik hale geliyor. Çünkü tüketicinin ödediği bedel yalnızca cihazın bugünkü donanımına değil, yazılım güncellemeleriyle zaman içinde genişleyecek deneyime de dayanabiliyor.

Perakende açısından bakıldığında da benzer bir konu ortaya çıkıyor. Bir ürünün satış iletişiminde gelecekte sunulacak özelliklerin kullanılması, ürünün bugünkü değer algısını etkileyebiliyor. Bu nedenle ürün lansmanı, reklam, yazılım geliştirme takvimi ve müşteri deneyiminin birbirinden bağımsız yönetilmesi giderek daha zor hale geliyor.

Türkiye’de teknoloji perakendesi açısından da bu konu özellikle yapay zekâ özellikleriyle pazarlanan akıllı telefonlarda karşılık bulabilir. Tüketicinin mağazada gördüğü veya dijital kanallarda karşılaştığı bir AI özelliğinin satın alma kararına etkisi arttıkça, bu özelliğin ne zaman kullanılabilir olacağı ve hangi koşullarda çalışacağı da ürün iletişiminin parçası haline geliyor.

Apple’ın Siri davasındaki uzlaşma bu nedenle yalnızca 95 dolara kadar yapılabilecek bir ödeme hikâyesi değil. Aynı zamanda teknoloji perakendesinde tüketici beklentisinin artık ürünün kutusundan çıkan özelliklerle sınırlı olmadığını gösteren bir örnek. Yapay zekâ destekli ürünlerde marka vaadi ile gerçek kullanıcı deneyimi arasındaki zamanlama, önümüzdeki dönemde ürün stratejisinin ve müşteri güveninin daha önemli unsurlarından biri haline gelebilir.

LIVAD, New York’ta Virtual Product Placement’ı Tanıttı: Canlı Yayınlarda Reklamın Yeni Dönemi

Türk reklam teknolojisi şirketi LIVAD, New York’ta IAB PlayFronts ana sahnesinde Virtual Product Placement’ı tanıttı Türk reklam teknolojisi firması LIVAD’ın CEO’su Arda Genç, oyun dünyasındaki en gelişmiş reklam fırsatlarının tanıtıldığı IAB PlayFronts’ta firmanın yeni teknolojilerini tanıtmak için sahneye çıktı.

livad on stage

Ana sahnede LIVAD’ın yeni formatı Virtual Product Placement’ı lanse eden Genç, “Creators-as-Media: Making Live Streams Buyable at Scale” başlıklı sunumunda canlı yayınların medya tüketimindeki büyüyen rolünü ve markaların bu alanda nasıl daha etkili ve ölçeklenebilir şekilde yer alabileceğini anlattı. Yeni çözüm, markaların ürünlerini canlı yayınların içerisine, izleyici deneyimini kesintiye uğratmadan ve içeriğin doğal akışına uyum sağlayacak şekilde entegre etmelerine olanak tanıyor. LIVAD, Virtual Product Placement ile reklamı ayrı bir kesinti olmaktan çıkarıp, içeriğin bir parçası haline getirmeyi hedefliyor. Etkinliğin diğer konuşmacıları arasında Zynga, Roblox, Google ve Overwolf gibi firmaların üst düzey yöneticileri yer aldı. New York’taki IAB PlayFronts lansmanı, LIVAD’ın canlı yayın reklamcılığını daha entegre, interaktif ve ölçeklenebilir hale getirme vizyonunun yeni adımını oluşturuyor.

ASOS Yeniden Büyümeye Döndü: Kârlılık Artarken E-Ticarette Yeni Dönem Başlıyor

ASOS, 30 Ağustos 2026’da sona eren mali yıl öncesindeki işlem güncellemesinde büyüme tarafında yeniden ivme kazandığını açıkladı. Online moda perakendecisinin GMV’si yılın son çeyreğinde düşük tek haneli oranda büyürken, şirketin düzeltilmiş EBITDA’sı yıllık bazda %25’in üzerinde arttı ve 150–180 milyon sterlinlik beklenti aralığının üst yarısında gerçekleşti. Düzeltilmiş brüt marjın da %50’nin üzerine çıkması, ASOS’un son dönemde yürüttüğü kârlılık ve operasyonel verimlilik çalışmalarının finansal sonuçlara yansımaya başladığını gösteriyor.

Yıl geneline bakıldığında ise tablo henüz tamamen büyümeye dönmüş değil. 2026 mali yılı GMV’si yıllık bazda %5 geriledi. Buna karşın Birleşik Krallık ve Almanya yılın ikinci yarısında yeniden büyümeye geçerken ABD dördüncü çeyrekte büyüme kaydetti. Aktif müşteri sayısının da yıl sonunda 16,4 milyon seviyesinde kalmasıyla birlikte, dördüncü çeyrekte müşteri tabanının büyümesi ASOS açısından önemli bir değişim noktası oluşturdu.

ASOS’ta Büyümenin Kaynağı Yeniden Ürüne Dönüyor

img 2390

ASOS’un toparlanmasında ürün performansı önemli bir rol oynuyor. Kadın giyim kategorisinin GMV’si yıl genelinde %3 büyürken, yılın ikinci yarısında bu oran %8’e çıktı. Topshop, premium Arrange koleksiyonu ve 4505 aktif giyim markası bu performansa katkı sağlayan ürün grupları arasında yer aldı.

Şirket ayrıca 2026 ilkbahar-yaz koleksiyonunda rekor seviyede sell-through oranına ulaştığını ve oranın yıllık bazda 4 puan arttığını açıkladı. Bunun yanında yaklaşık 30 yeni partner markanın platforma eklenmesi, ASOS’un ürün çeşitliliğini yalnızca kendi markaları üzerinden değil, üçüncü taraf markalar üzerinden de genişletmeye devam ettiğini gösteriyor.

Buradaki değişim, ASOS’un büyümeyi yalnızca müşteri sayısını artırarak değil, doğru ürün karması ve daha yüksek tam fiyatlı satış üzerinden desteklemeye çalıştığını ortaya koyuyor. Şirketin düzeltilmiş brüt marjının %50’nin üzerine çıkmasında daha iyi satın alma, tam fiyatlı satışların artması ve “flexible fulfilment” modelinin genişletilmesi etkili oldu.

Kârlılık Artarken Bilanço Da Güçleniyor

asos popup magaza

ASOS’un dönüşümünde yalnızca satış tarafındaki gelişmeler değil, finansal yapıdaki iyileşme de dikkat çekiyor. Şirketin net borcu 2025 mali yılındaki 184,7 milyon sterlinden yaklaşık 110 milyon sterline geriledi. Lichfield ve Atlanta depolarının satışı yaklaşık 116 milyon sterlin nakit girişi sağlarken, serbest nakit akışı hafif negatif gerçekleşti.

Bu tablo, ASOS’un son dönemdeki stratejisinin yalnızca yeniden büyümeye ulaşmayı değil, büyürken daha sağlıklı bir finansal yapı oluşturmayı hedeflediğini gösteriyor. GMV’nin henüz yıllık bazda negatife yakın olması nedeniyle toparlanmanın tamamlandığını söylemek için erken olsa da, çeyrek bazında yaşanan iyileşme önemli bir değişime işaret ediyor.

Özellikle aktif müşteri sayısının 2022’nin ikinci çeyreğinden bu yana ilk kez çeyreklik bazda artması, müşteri kazanımının yeniden hareketlendiğini gösteriyor. Birleşik Krallık ve Almanya’daki müşteri tabanının ikinci yarıda büyümesi de ASOS’un temel Avrupa pazarlarında yeniden ivme yaratabildiğine işaret ediyor.

ASOS açısından bundan sonraki kritik konu, dördüncü çeyrekte başlayan GMV büyümesinin kalıcı hale gelip gelmeyeceği olacak. Çünkü şirket aynı anda ürün performansını, tam fiyatlı satışları, marjı, müşteri kazanımını ve bilanço yapısını iyileştirmeye çalışıyor.

Bu açıdan ASOS’un son sonuçları, hızlı moda ve online moda perakendesinde büyümenin yalnızca daha fazla trafik yaratmakla ilgili olmadığını gösteriyor. Daha doğru ürün, daha yüksek tam fiyatlı satış, daha iyi stok yönetimi ve daha sağlıklı bir fulfillment modeli birlikte çalıştığında büyüme yeniden kârlılıkla buluşabiliyor.

Starbucks, Üçüncü İşaret Dili Konseptli Mağazasını 23 Eylül Uluslararası İşaret Dili Günü’nde Açtı 

Kapsayıcılığı tüm faaliyetlerinin merkezine yerleştiren Starbucks, Signing Store konseptini Türkiye’nin farklı illerinde yaygınlaştırmaya devam ediyor. Starbucks, İşitme Engelliler Eğitim Faaliyetleri Derneği (İEEF) danışmanlığında Türkiye’deki üçüncü Signing Store konseptli mağazasını 23 Eylül Uluslararası İşaret Dilleri Günü’nde Bursa’da hayata geçirdi. İşaret dilini odağına alan yenilikçi bir mağaza deneyimi sunan Bursa Balat High Garden, işitme engelli bireylerin topluma aktif katılımını destekliyor.

Starbucks, işitme engelli ve sağır topluluğuna yeni bir buluşma noktası sunan Signing Store konseptini Türkiye’nin farklı şehirlerine taşımayı sürdürüyor. Signing Store yolculuğuna İstanbul ve Eskişehir’in ardından Bursa’da devam eden Starbucks, Bursa Balat High Garden mağazasını daha erişilebilir ve kapsayıcı bir konseptle 23 Eylül Uluslararası İşaret Dilleri Günü’nde “Community Store Starbucks Elden Ele” mağazasına dönüştürdü. İşitme Engelliler Eğitim Faaliyetleri Derneği (İEEF) iş birliğinde yeniden tasarlanan mağaza, işitme engelli bireylerin hem rahatça sipariş verebildiği hem de topluluk olarak bir araya gelebildiği bir buluşma alanı sunuyor. 

Bursa Balat High Garden Starbucks Elden Ele mağazasının açılışına ilişkin konuşan Alshaya Starbucks Avrasya Dijital ve Pazarlama Direktörü Murat Buyurgan, “Starbucks olarak misafirlerimizin kendilerini rahat, ait ve iyi hissetmelerini çok önemsiyoruz. İş yapış biçimimizin merkezine aldığımız kapsayıcılığı da bu deneyimin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor, Türkiye’nin farklı şehirlerinde hayata geçirdiğimiz Signing Store konseptli mağazalarımızla işaret diliyle iletişim kurulabilen kapsayıcı bir Starbucks deneyimi sunuyoruz. Bursa’da hayata geçirdiğimiz üçüncü “Community Store Starbucks Elden Ele” mağazamız ile bu yolculuğumuzu bir adım daha ileri taşımaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Mağazamızın 23 Eylül Uluslararası İşaret Dilleri Günü’nde açılışını gerçekleştirmek bizim için ayrıca anlamlı. Önümüzdeki dönemde de kapsayıcılık yolculuğumuzu Türkiye’nin farklı şehirlerinde sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Proje ile ilgili İşitme Engelliler Eğitim Faaliyetleri Derneği Başkanı Ebru Akça, “Community Store Starbucks Elden Ele projesinin, işitme engelli bireylerin kendi dillerinde hizmete erişebilmesi açısından çok kıymetli bir adım olduğuna inanıyoruz. Bursa’da açılan bu yeni mağazanın işitme engelli bireylerin günlük yaşamlarında kendilerini daha rahat, anlaşılmış ve dahil hissedebilecekleri kapsayıcı bir alan sunuyor. Keyifle sürdürülen projenin bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuor, işitme engelli dostlarımızın keyifli saatler geçireceği mağazanın hazırlanmasında emeği geçen tüm Starbucks ailesine teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

İşaret Diliyle Kahve Deneyimi

“Community Store Starbucks Elden Ele” mağazalarında ziyaretçiler, menüden servis sürecine kadar her aşamada işaret diliyle iletişimi desteklemek amacıyla oluşturulan “Kahve Sözlüğü” ile kahve siparişlerini işaret diliyle verebiliyor. Kasa önü ve dijital ekranlarda konumlandırılan bu özel sözlük kolayca menüye ulaşılmasını sağlıyor. Starbucks, İşitme Engelliler Eğitim Faaliyetleri Derneği (İEEF) iş birliğiyle mağazada görev alacak tüm partnerlerine sağladığı işaret dili eğitimiyle de iletişim bariyerlerini ortadan kaldırırken, toplumsal farkındalığın güçlenmesine destek oluyor. 

Yıl boyu mağazada düzenlenecek eğitimler, atölyeler ve buluşmalarla, herkes için daha erişilebilir ve kapsayıcı bir Starbucks deneyimi hedefleniyor.

Amazon Prime Teslimatını Rakiplerin Sitelerine Taşıyor: Lojistik Artık Yeni Büyüme Alanı

Amazon, Prime’ın hızlı teslimat avantajını yalnızca kendi platformunda sunmak yerine, diğer perakendecilerin e-ticaret sitelerine de taşımaya hazırlanıyor. Şirket, 24 Eylül itibarıyla ABD’de Amazon Multi-Channel Fulfillment (MCF) kullanan perakendecilerin kendi web sitelerinde Prime teslimat seçeneği sunmasına izin veriyor. Üstelik bu seçenek, standart MCF ücretlerinin üzerine ek bir maliyet getirmiyor.

Bu adım, Amazon’un mayıs ayında kullanıma sunduğu üçüncü taraf lojistik hizmeti Amazon Supply Chain Services’ın genişletilmesi anlamına geliyor. Böylece Amazon, yalnızca kendi marketplace’inde satış yapan markalara değil, kendi e-ticaret sitesini yöneten perakendecilere de lojistik altyapı sunuyor. Prime üyeliği ödeme sonrasında doğrulanabildiği için müşterinin sipariş sırasında Amazon hesabına giriş yapması da gerekmiyor.

Amazon Artık Sadece Bir Marketplace Değil

amazon 1

Amazon’un bu hamlesindeki temel değişim, şirketin lojistik altyapısını rakiplerinin bulunduğu kanallara da açması. Bir perakendeci kendi web sitesinden satış yapmaya devam ederken siparişin depolanması, hazırlanması ve teslimatı için Amazon’un altyapısını kullanabiliyor.

Amazon’a göre yeni Prime teslimat seçeneği, daha önce ayrı olarak “Buy with Prime” özelliğinin etkinleştirilmesine kıyasla %70’ten fazla daha hızlı devreye alınabiliyor. Şirket ayrıca erken benimseyen perakendecilerde teslimat siparişlerinin %40’tan fazlasının bu seçenek üzerinden gerçekleştiğini belirtiyor.

Bunun yanında Amazon, MCF Preferred Pricing Program ile belirli satıcılara ilk altı ay boyunca fulfillment ücretlerinde %15–25 arasında tasarruf sağlayacağını açıklıyor. Programın uzun vadeli sözleşme gerektirmemesi ve indirimlerin gönderim gerçekleştikçe otomatik uygulanması, Amazon’un lojistik hizmetini daha fazla perakendecinin operasyonuna dahil etmeyi hedeflediğini gösteriyor.

Burada dikkat çekici nokta, Amazon’un perakendecilere yalnızca depo ve teslimat hizmeti sunmaması. Şirket aynı zamanda eBay, Shopify, TikTok ve Walmart hesaplarının Seller Central’a bağlanmasını sağlayan çok kanallı satış araçlarını da devreye alıyor. Böylece ürün listelemeleri, siparişler ve teslimatlar farklı kanallar için tek bir merkezden yönetilebiliyor.

Rekabet Artık Mağazadan Çok Altyapıda Yaşanabilir

img 2073

Amazon’un yaklaşımı, e-ticarette rekabetin yalnızca müşteri trafiğini kimin yönettiği üzerinden şekillenmediğini gösteriyor. Bir perakendeci müşteriyi kendi sitesine çekmeye devam ederken, siparişin arkasındaki lojistik altyapıyı Amazon’dan satın alabiliyor.

Bu model Amazon açısından da farklı bir gelir ve ilişki alanı yaratıyor. Şirketin kendi platformuna rakip olabilecek e-ticaret sitelerinin siparişlerini karşılaması ilk bakışta çelişkili görünse de, lojistik hacminin Amazon’un altyapısında toplanması şirketin fulfillment ekosistemini genişletiyor.

Türkiye açısından bakıldığında bu gelişme özellikle önemli. Türkiye’de e-ticaret yapan markalar için müşteri trafiğini kendi sitesinde tutmak, marketplace bağımlılığını azaltmak ve hızlı teslimat sunmak aynı anda yönetilmesi gereken konular. Bu noktada lojistik hizmetlerinin yalnızca operasyonel bir maliyet olmaktan çıkıp e-ticaret platformlarının rekabet avantajının bir parçasına dönüşmesi dikkat çekiyor.

Amazon’un hamlesi aynı zamanda “Prime” markasının anlamını da genişletiyor. Prime artık yalnızca Amazon’dan alışveriş yapmanın bir avantajı olmaktan çıkarak, Amazon’un lojistik ağı üzerinden farklı perakendecilerin sitelerinde de kullanılabilen bir teslimat deneyimine dönüşüyor.

Dolayısıyla burada asıl gelişme yeni bir teslimat seçeneğinden daha büyük. Amazon, müşterinin alışveriş yaptığı siteyi değil, alışverişin arkasındaki lojistik sistemi kontrol eden oyuncu olma alanını genişletiyor. E-ticarette önümüzdeki dönemde rekabetin önemli bir bölümü de tam bu görünmeyen katmanda şekillenebilir.