Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Starbucks 250 Mağazasını Kapatıyor: “Back To Starbucks” Stratejisinde Yeni Aşama

Starbucks, Kuzey Amerika’daki mağaza portföyünü yeniden değerlendirerek yaklaşık 250 kahve mağazasını kapatma kararı aldı. Şirketin COO’su Mike Grams tarafından 24 Eylül’de duyurulan karar, Starbucks’ın Kuzey Amerika’daki 18 binden fazla kahve mağazasının yaklaşık %1’ine karşılık geliyor. Kapanacak lokasyonların, müşterilere ve çalışanlara hedeflenen deneyimi sürekli sunamadığı veya kabul edilebilir finansal performansa ulaşmak için yeterli potansiyel görülmeyen noktalar arasından belirlendiği açıklandı.

Karar, Starbucks’ın CEO Brian Niccol yönetiminde yürüttüğü “Back to Starbucks” stratejisinin mağaza portföyündeki karşılığını gösteriyor. Şirket bir yandan performansı zayıf lokasyonları kapatırken diğer yandan mevcut mağazalarını yenilemeye ve yeni mağazalar açmaya devam ediyor. Starbucks, 2026 mali yılı sonuna kadar Kuzey Amerika’da 1.000’den fazla mağazayı yenileme hedefinde önemli ilerleme kaydettiğini ve 1.500 mağazalık dönüşüm programını hızlandırdığını belirtiyor.

Starbucks Mağaza Sayısını Değil, Mağaza Verimliliğini Yeniden Değerlendiriyor

img 2356

250 mağazanın kapatılması ilk bakışta Starbucks’ın fiziksel ağını küçültmesi olarak görülebilir. Ancak şirketin aynı açıklamasında Kuzey Amerika’da uzun vadeli büyüme fırsatını koruduğu ve yeni mağazalar için güçlü bir geliştirme hattı üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Dolayısıyla burada söz konusu olan yalnızca mağaza sayısını azaltmak değil, mağaza portföyünün yeniden seçilmesi ve performans kriterlerinin sıkılaştırılması.

Starbucks’ın son dönemdeki mağaza yatırımları da bu yaklaşımı destekliyor. Şirket, 2025 sonundan bu yana ABD ve Kanada’da 1.000’den fazla mağazayı yenilediğini açıkladı. Yeni tasarımlarda daha yumuşak oturma alanları, farklı dokular, sanat eserleri, yeşil alanlar ve yerel tasarım unsurları kullanılırken amaç müşterilerin mağazada daha uzun süre kalabileceği ve bağlantı kurabileceği daha sıcak alanlar yaratmak olarak tanımlanıyor.

Bu nedenle Starbucks’ın fiziksel perakende stratejisinde iki paralel hareket görülüyor: performans potansiyeli sınırlı mağazaları kapatmak ve potansiyeli daha yüksek mağazalara yatırım yapmak. Bu, özellikle geniş mağaza ağlarına sahip perakendeciler açısından önemli bir portföy yönetimi yaklaşımı.

“Back To Starbucks” Artık Mağaza Deneyimini De Kapsıyor

Starbucks’ın dönüşüm programının merkezinde yalnızca satışların artırılması bulunmuyor. Şirket, mağaza deneyimi, servis hızı, çalışanların çalışma koşulları ve kahve mağazalarının fiziksel tasarımını birlikte ele alıyor. “Green Apron Service” adı verilen operasyon modeli de Kuzey Amerika’daki şirket tarafından işletilen mağazalarda uygulanarak servis süreleri ve operasyonel akışın iyileştirilmesine odaklanıyor.

Finansal sonuçlar da bu dönüşümün henüz yalnızca maliyet azaltımı üzerinden ilerlemediğini gösteriyor. Starbucks’ın 2026 mali yılının üçüncü çeyreğinde Kuzey Amerika karşılaştırılabilir mağaza satışları %8,1 artarken işlemler %4,5, ortalama sepet ise %3,5 yükseldi. Aynı dönemde Kuzey Amerika segmentinin faaliyet geliri %10 artarak 1 milyar dolara ulaştı.

Bu tablo, Starbucks’ın yaklaşımında önemli bir ayrımı ortaya koyuyor. Şirket bütün mağazalarını aynı şekilde büyütmek yerine, hangi lokasyonların markanın hedeflediği deneyimi ve finansal performansı birlikte sağlayabileceğine bakıyor.

Türkiye’de geniş mağaza ağına sahip kahve zincirleri ve diğer perakendeciler açısından da bu yaklaşım dikkat çekici. Mağaza sayısını sürekli artırmak yerine mevcut ağın lokasyon bazında verimliliğini ölçmek; müşteri trafiği, satış, operasyon maliyeti, mağaza deneyimi ve yatırım ihtiyacını birlikte değerlendirmek giderek daha önemli hale geliyor.

Starbucks’ın 250 mağaza kararı bu nedenle yalnızca bir kapanış haberi değil. Fiziksel perakendede büyümenin artık her lokasyonda daha fazla mağaza açmak kadar, hangi mağazanın gelecekte büyümeye devam edeceğine doğru karar vermekle de ilgili olduğunu gösteriyor. Şirketin aynı anda 1.500 mağazayı yenilemesi ve yeni lokasyonlar için yatırım yapmaya devam etmesi de bu stratejinin temelini oluşturuyor.

StratejiCo.’dan Yapay Zekâ Çağında İtibar Yönetimine Yeni Model: itibar.ai

Strateji, kriz ve itibar yönetimi uzmanlığıyla geliştirilen itibar.ai, ChatGPT, Gemini ve Claude’da markaların, kişilerin ve konuların nasıl algılandığını ölçerek yapay zekâ çağında kurumsal itibar için Türkiye’de yeni bir alan açıyor.

StratejiCo., yaklaşık 40 yıllık strateji, kriz ve itibar danışmanlığı birikimini yapay zeka dünyasına taşıyan araştırma modeli itibar.ai’ı kamuoyuna sundu.

yatay dark

ChatGPT, Gemini ve Claude üzerinde gerçekleştirilen ölçümleri bütüncül olarak değerlendiren model, markaların yapay zekâ ekosistemindeki görünürlüğünü, algısını ve rekabetçi konumunu değerlendiriyor. Elde edilen bulguları stratejik içgörü ve aksiyon alanlarına dönüştüren itibar.ai’ın çözüm ortaklığını Saydam Strateji ve ERA Research & Consultancy üstleniyor.

itibar.ai, klasik medya izleme araçlarından ve görünürlük optimizasyonuna odaklanan GEO (Generative Engine Optimization) yaklaşımlarından farklı olarak, yapay zekâ platformlarında oluşan itibarı araştıran, ölçen ve stratejik içgörüye dönüştüren insan denetimli bir itibar araştırma modeli olarak yeni bir sayfa açıyor.

Model; itibar, görünürlük (Share of Voice) ve duygu tonu (sentiment) metriklerinin yanı sıra marka anlatısını, rekabet konumunu, bilgi doğruluğunu ve risk alanlarını birlikte değerlendiriyor. Yapay zekâ üzerinden gerçekleştirilen ölçümler, StratejiCo. danışmanlarının uzman değerlendirmesiyle birleştirilerek Human-in-the-Loop (insan denetimli) bir yaklaşımla analiz ediliyor.

Prompt Setlerini Danışmanlar Belirliyor

Model, StratejiCo. danışmanlarının moderasyonunda ChatGPT, Gemini ve Claude’a yöneltilen çoklu ve standartlaştırılmış soru (prompt) setleri üzerinden çalışıyor. Rekabet ölçümlerinde marka adının yer almadığı sorular birden fazla kez çalıştırılarak yapay zekânın markayı kendiliğinden anıp anmadığı ölçülüyor. Böylece yalnızca markalar hakkında ne söylendiği değil, markaların hangi koşullarda kendiliğinden anıldığı, önerildiği ve rakipleri arasında nasıl konumlandığı da inceleniyor.

Dört Farklı Araştırma Modülü

itibar.ai; ‘Sektörel Araştırma’, ‘Derin Araştırma’, ‘Algı Araştırmaları’ ve ‘Profil İnceleme’ olmak üzere dört farklı modülden oluşuyor. Kamuya açık Sektörel Araştırma modülü, markaların yapay zekâdaki rekabet görünümünü sektör bazında karşılaştırırken; Derin Araştırma markaya özel ayrıntılı içgörüler sunuyor. Algı Araştırmaları belirli konu ve gündemlerin yapay zekâda nasıl çerçevelendiğini, Profil İnceleme ise yöneticiler ve kamuoyunda tanınan kişilerin yapay zekâdaki itibarını inceliyor.  

“Yapay zekâ, kurumlar için yeni bir itibar alanı oluşturuyor”

dikey light

StratejiCo. Kurucu Başkanı Selim Oktar, itibar.ai modeline ilişkin değerlendirmesinde, “Bugüne kadar kurumların itibarı kamuoyu, medya, paydaşlar ve dijital kanallar üzerinden şekilleniyordu. Bugün bunların yanına yeni bir alan daha eklendi: yapay zekâ. İnsanlar artık markalar hakkında yalnızca arama yapmıyor; yapay zekâya danışıyor, karşılaştırma ve öneri istiyor. Bu nedenle kurumların yapay zekâda nasıl temsil edildiğini anlamalarının yeni dönemin itibar yönetiminin önemli bir parçası olacağını düşünüyoruz. itibar.ai’ı, yaklaşık 40 yıllık danışmanlık birikimimizi bu yeni alana taşıyarak kurumların yapay zekâdaki itibarını araştırmak ve anlamlandırmak üzere geliştirdik.” ifadelerini kullandı.

23 Eylül itibarıyla kullanıcılara sunulan modele https://itibar.ai adresinden ulaşılabiliyor.

ECE Türkiye’de İlk 8 Ay: Tüketici Harcamasında Kategori Ayrışması Öne Çıktı

ECE Türkiye’nin ilk sekiz aylık portföy verilerine göre toplam ciro yaklaşık yüzde 30 artış gösterdi. Aynı dönemde ortalama enflasyonun yüzde 31,68 seviyesinde gerçekleşmesi, nominal cirodaki güçlü artışa karşın reel büyümenin sınırlı kaldığına işaret ediyor. Ziyaretçi trafiğinin geçen yılın aynı dönemine paralel seyretmesi ise tüketicinin alışverişten çekilmediğini, ancak harcama tercihlerini ve bütçesini kategoriler arasında yeniden dengelediğini gösteriyor.

ECE Türkiye, ilk sekiz aylık portföy verileri üzerinden perakende sektöründeki gelişmeleri ve değişen tüketici davranışlarını değerlendirdi. Veriler, toplam ciro performansının yanı sıra tüketici harcamalarındaki değişimin de perakende görünümünü şekillendirdiğini ortaya koyuyor.

Değerlendirmelerde; dezenflasyon sürecinin seyri, satın alma gücündeki gelişim, finansmana erişim ve yatırım ortamındaki öngörülebilirliğin sektörün gelecek dönem büyüme kapasitesi açısından belirleyici olacağına dikkat çeken ECE Türkiye Genel Müdürleri Semet Yolaç Canlıel ve Nuri Şapkacı, perakende ekosistemindeki mevcut durumu ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini paylaştı.

“Ciro performansında kategori ayrışması öne çıkıyor”

ECE Türkiye portföyünde ilk sekiz ayda moda kategorisinin cirosu yüzde 26, ayakkabı yüzde 17 artış gösterirken, eğlence yüzde 42, yeme-içme yüzde 33, sağlık yüzde 35, gıda ise yüzde 30 arttı. Bu sonuçlar, tüketicinin harcama kararlarında kategoriler arasında belirgin bir farklılaşma olduğunu ortaya koyuyor.

ECE Türkiye Genel Müdürü Semet Yolaç Canlıel, kategori bazındaki farklılaşmanın tüketici davranışındaki değişimi anlamak açısından önemli bir gösterge olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Perakendede toplam ciroyu tek başına değerlendirmek, tüketimin yönünü anlamak açısından artık yeterli değil. Her kategorinin kendi fiyat dinamikleri, tüketici ihtiyacı ve satın alma sıklığı bulunuyor. İlk sekiz aylık verilerimiz de bu farklılaşmayı açık biçimde ortaya koyuyor. Moda ve ayakkabı gibi kategorilerdeki performans ile yeme-içme ve eğlence gibi deneyim odaklı alanlardaki gelişim birbirinden ayrışıyor. Tüketici, harcamalarını tamamen kısmaktan ziyade bütçesini farklı ihtiyaçlar ve deneyimler arasında yeniden dağıtıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde perakende performansını değerlendirirken yalnızca toplam ciro artışına değil, büyümenin niteliğine ve harcamanın hangi alanlara yöneldiğine de bakmak gerekiyor.”

Türkiye’de tüketicilerin yeni markaları ve trendleri takip etmeye devam ettiği, güçlü bir perakende pazarı olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Canlıel, “Sektörün geçmiş dönemlerde yaşanan dalgalanmalardan edindiği deneyim de bu dinamizmi destekliyor”dedi.

“Tüketici davranışındaki değişim perakende ekosistemini etkiliyor”

Sektörün dengelerini değerlendiren ECE Türkiye Genel Müdürü Nuri Şapkacı ise perakendeci, yatırımcı ve tüketici arasındaki üçlü dengeye dikkat çekti. Mevcut ekonomik koşullara rağmen markaların büyüme ve yeni mağaza açma iştahının sürdüğünü belirten Şapkacı, “Perakendeciler açısından büyümeyi sağlıklı bir nakit akışı ve sürdürülebilir operasyon yapısıyla gerçekleştirmek önemli. Diğer taraftan AVM’lerde doluluk oranlarının yüzde 100’e yaklaşması, büyümek veya pazara yeni girmek isteyen markaların uygun lokasyon bulmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle yatırım ortamının güçlenmesi ve ticari gayrimenkulde daha öngörülebilir bir zeminin oluşması, perakendenin fiziksel büyüme kapasitesi açısından büyük önem taşıyor” dedi.

“Perakendeciler için verimlilik ve optimizasyon öne çıkıyor”

Son yıllarda güçlü ciro performansı gösteren perakendeciler açısından önümüzdeki dönemde maliyet baskıları ve operasyonel verimlilik daha fazla önem kazanacak. İş gücü ve enerji maliyetlerinin yanı sıra tedarik süreçlerindeki değişim, markaları mağaza performanslarını ve operasyon yapılarını yeniden değerlendirmeye yöneltiyor.

Bu çerçevede mağaza portföylerinin optimize edilmesi, operasyonel verimliliğin artırılması ve büyümenin daha sağlıklı bir nakit akışı yapısıyla desteklenmesi, perakendecilerin öncelikli gündemleri arasında yer alıyor.

2026’nın geri kalanında dengeli seyir, 2027’de verimlilik odağı

Önümüzdeki dönemde sektör açısından en önemli başlıklardan birinin dezenflasyonun kalıcılığı olacağı değerlendiriliyor. Enflasyonun daha düşük ve öngörülebilir bir patikaya oturmasıyla birlikte satın alma gücündeki iyileşmenin tüketici davranışına yansıması, bugün ertelenen harcamaların yeniden hareketlenmesi açısından kritik rol oynayacak. ECE Türkiye, 2026’nın geri kalanında hızlı bir sıçramadan ziyade daha dengeli bir seyir beklerken, yıl sonu enflasyonunun yaklaşık yüzde 30 seviyesinde gerçekleşmesini; portföyündeki ciro ve metrekare verimliliğinin de bu seviyeye yakın seyretmesini öngörüyor.

Verimlilik ve maliyet yönetimi sektörün yeni büyüme gündeminde

ECE Türkiye, önümüzdeki dönemde büyümeyi mevcut portföyün verimliliği ve operasyonel performansı üzerinden değerlendirmeyi sürdürecek. Yeni projelerde pazarı doğru okuyarak stratejisini oluşturan firmanın Çekmeköy Park ve Adapalm projeleri de bu yaklaşım doğrultusunda açılışa hazırlanıyor. ECEConnect ile dijitalleşmeye yatırım yapan ECE Türkiye, kaynakların daha etkin kullanılmasına ve operasyonel verimliliğin artırılmasına katkı sağlayacak uygulamalara odaklanıyor.

DHL eCommerce Türkiye’de Üst Düzey Atama

DHL eCommerce Türkiye’nin Ticari Faaliyetlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevine Tolga Uçbağlar atandı. Tolga Uçbağlar müşteri deneyimi, ticari planlama, satış, kilit müşteriler, iş geliştirme, ihale süreçlerinden sorumlu olacak. DHL eCommerce Türkiye’nin Ticari Faaliyetlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevine atanan Tolga Uçbağlar, şirketin ticari faaliyetlerinin geliştirilmesine, müşteri deneyiminin güçlendirilmesine ve iş geliştirme süreçlerinin ilerletilmesine liderlik edecek.

Kariyeri boyunca Teleperformance, Groupon, Turkcell Global Bilgi, Siemens ve Türk Telekom gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerde çeşitli görevler üstlenen Tolga Uçbağlar, son olarak Teleperformance’da EMEA Gelişmekte Olan Pazarlar İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.

Marmara Üniversitesi Ekonometri Bölümü mezunu olan Uçbağlar, kariyeri boyunca ticari planlama, müşteri deneyimi, satış ve iş geliştirme alanlarında önemli sorumluluklar üstlendi. Tolga Uçbağlar, yeni görevinde şirketin ticari faaliyetlerinin yanı sıra müşteri deneyimi, satış, kilit müşteriler, iş geliştirme ve ihale süreçlerinin yönetimine liderlik edecek.

MOVA, KONDA Araştırma İş Birliğiyle Türkiye’nin Akıllı Yaşam Haritasını Çıkardı

MOVA ve KONDA Araştırma iş birliğiyle gerçekleştirilen “Türkiye’nin Akıllı Yaşam Araştırması”, akıllı teknolojilerin gündelik yaşamı nasıl dönüştürdüğünü ortaya koydu. Türkiye çapında yapılan araştırmaya göre robot süpürge sahipleri, akıllı cihazlar sayesinde haftada ortalama 4,6 saat zaman kazanıyor.

Akıllı yaşam teknolojileri alanında geliştirdiği yenilikçi çözümlerle yapay zekâ entegre ürünler üreten küresel teknoloji şirketi MOVA, KONDA Araştırma ile birlikte Türkiye’de teknoloji kullanımının gündelik yaşama nasıl yansıdığını mercek altına aldı. 18–21 Haziran 2026 tarihleri arasında KONDA Aracılı Paneli’ne dahil olmayı kabul etmiş, Türkiye’nin kent ve metropol alanlarında yaşayan 1.454 kişiyle gerçekleştirilen araştırmada yapay zekadan akıllı ev teknolojilerine, ev içi sorumluluklardan kazanılan zamana kadar farklı başlıklar ele alındı.

Yapay zekâ artık gündelik hayatın parçası

Araştırma sonuçları, yapay zekâ kullanımının geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştığını gösteriyor. Türkiye genelinde katılımcıların yüzde 62’si en az bir yapay zekâ aracı kullandığını belirtirken bu oran robot süpürge sahiplerinde yüzde 72’ye çıkıyor. Yapay zekâ kullanımı özellikle gençlerde öne çıkıyor. 18–29 yaş grubunda en az bir yapay zekâ aracı kullananların oranı yüzde 88’e ulaşıyor. Üniversite öğrencilerinde ise oran yüzde 94 seviyesinde gerçekleşiyor.

Araştırma, teknolojiden beklentinin yalnızca işleri daha hızlı yapmakla sınırlı kalmadığını da gösteriyor. Yapay zekâ kullanıcılarının önemli bir bölümü süpürme, bulaşık, ütü ve çamaşır gibi rutin ev işlerini yapay zekâ destekli cihazlara devretmeye sıcak bakıyor.

“Akıllı ev” denildiğinde akla ilk robot süpürgeler geliyor

Akıllı ev teknolojileri denildiğinde Türkiye’de ilk akla gelen ürün yüzde 65 ile robot süpürge oluyor. Robot süpürge sahipleri arasında bu oran yüzde 74’e kadar yükseliyor. Televizyon yüzde 10 ile ikinci sırada yer alırken, telefon ve buzdolabı onu daha düşük oranlarla takip ediyor. Araştırma sonuçları, robot süpürgenin kullanıcılar açısından yalnızca tekil bir ürün değil, daha geniş bir akıllı ev ekosistemine açılan giriş noktalarından biri haline geldiğini gösteriyor.

Robot süpürge kullanıcılarına haftada 4,6 saat kazandırıyor

Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de akıllı cihazların sağladığı zaman tasarrufu. Evinde akıllı cihaz bulunan katılımcılar haftada ortalama 3,3 saat zaman kazandıklarını belirtirken, robot süpürge sahiplerinde bu süre 4,6 saate ulaşıyor.

Evdeki akıllı cihaz sayısı arttıkça kazanılan zaman da yükseliyor. Tek akıllı cihaz bulunan hanelerde haftalık ortalama zaman tasarrufu 2 saat olurken, beş veya daha fazla akıllı cihaz bulunan hanelerde bu süre 6,7 saate kadar çıkıyor. Kazanılan zaman ise en çok dinlenme ve uykuya ayrılıyor.

Akıllı yaşamın karşılığı statü değil, konfor

Araştırmaya göre robot süpürge sahiplerinin yüzde 79’u akıllı teknolojileri fiziksel olarak daha az yorulma ve konforla ilişkilendiriyor. Yüzde 70’i evin düzeni ve temizliğini, yüzde 57’si ise kendisine ve sevdiklerine daha fazla zaman ayırabilmeyi öne çıkarıyor. Akıllı teknolojileri bir statü göstergesi olarak değerlendirenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 4 seviyesinde kalıyor.

Robot süpürgelerin kullanıcıların ev yaşamındaki yeri de giderek güçleniyor. Robot süpürge sahiplerinin yüzde 67’si cihazını evinin vazgeçilmez bir parçası olarak görürken, yüzde 54’ü yapay zekâ destekli programların ev işi stresini azalttığını belirtiyor.

Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri ise kullanıcıların cihazlarıyla kurduğu ilişkiyi ortaya koyuyor. Robot süpürge sahiplerinin yüzde 42’si cihazına bir isim veriyor. İsim veren kullanıcılar arasında kadın isimleri ilk sırada yer alırken, sevgi ve sevimlilik ifade eden isimler de öne çıkıyor. Bu sonuç, robot süpürgenin kullanıcıların gözünde yalnızca işlevsel bir ev aleti olmaktan çıkarak gündelik yaşamın doğal bir parçasına dönüşmeye başladığına işaret ediyor.

Araştırma genel olarak değerlendirildiğinde, akıllı yaşamın kullanıcılar için daha fazla cihaza sahip olmaktan çok gündelik yükü azaltmak, zaman kazanmak ve yaşamı kolaylaştırmak anlamına geldiği görülüyor. Bulgular, teknolojinin ev yaşamında yalnızca işlevsel bir yardımcı değil, gündelik hayatın giderek daha doğal bir parçası haline geldiğine işaret ediyor.

KONDA Araştırma ve Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Erdem, araştırmaya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“‘Akıllı ev’ denildiğinde katılımcıların yüzde 65’inin aklına ilk olarak robot süpürge geliyor. Bu oran ürün sahiplerinde yüzde 74’e yükseliyor. Robot süpürge kullanımı akıllı yaşamın kapılarını aralıyor. Bu kullanıcı grubunun diğer akıllı ürün kategorilerinde de Türkiye ortalamasının üzerinde bir kullanım sergilemesi, daha geniş bir akıllı yaşam ekosistemine geçişin önemli bir göstergesi. Araştırma, akıllı teknolojilerin günlük yaşamı kolaylaştırmanın yanı sıra zaman kullanımını ve yaşam alışkanlıklarını da dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.”

IFA 2026’da tanıtılan yeni MOVA robot süpürge modelleri Türkiye’de satışta

Türkiye’nin akıllı yaşam alışkanlıklarını ortaya koyan araştırmayla eş zamanlı olarak MOVA, IFA 2026’da tanıttığı yeni nesil robot süpürge modelleri V70 Ultra Complete ve Z70 Ultra Roller Complete’i Türkiye’de satışa sundu.

42.000 Pa emiş gücüne sahip MOVA V70 Ultra Complete, MaxiReachX™ teknolojisi sayesinde 17 cm’ye kadar uzayabilen paspası ve 12 cm’ye kadar erişebilen yan fırçasıyla mobilya çevresi, köşeler ve dar alanlarda daha kapsamlı temizlik sağlıyor. StepMaster™ 2.0 sistemiyle 9 cm’ye kadar olan engelleri aşabilen model, torba kullanımına ihtiyaç bırakmayan EcoCyclone™ haznesi ve kendi kendini temizleyen çok işlevli istasyonuyla günlük temizlik yükünü en aza indirmeyi hedefliyor.

MOVA Z70 Ultra Roller Complete ise 36.000 Pa emiş gücünü HydroForce™ Mopping 2.0 sistemiyle bir araya getiriyor. Temizlik sırasında rulo paspasını sürekli temiz suyla besleyip kirli suyu eş zamanlı olarak ayrıştıran model, 270 mm genişliğindeki mikrofiber rulosuyla zemini tek geçişte derinlemesine temizliyor. AutoShield™ teknolojisi halıları nemden korurken, StepMaster™ 2.0 sistemi 9 cm’ye kadar olan engellerin aşılmasını sağlıyor. Yapay zekâ destekli engel tanıma, evcil hayvan algılama ve otomatik bakım özellikleriyle Z70 Ultra Roller Complete, araştırmanın ortaya koyduğu konfor ve zaman kazanımı beklentisine yeni nesil bir çözüm sunuyor.

Özdilek, 55. Yılını Çırağan’da Kutladı

Özdilek Holding, 55. kuruluş yıl dönümünü Çırağan Sarayı’nda düzenlediği gala ile kutladı. Özdilek’in 55 yıllık yolculuğuna emek verenleri buluşturan gecede, Türk Pop müziğinin duayen ismi Erol Evgin sahne aldı.

1971 yılında 2 dokuma tezgâhıyla temelleri atılan Özdilek Holding’in geçmişten bugüne yolculuğu Boğaz’da düzenlenen bu özel gecede davetlilerle paylaşıldı.

Özdilek Holding İcra Kurulu üyelerinin açılış konuşmalarının ardından kürsüye çıkarak konuşma yapan Özdilek Holding Yönetim Kurulu Başkanı / CEO’su Emir Murat Özdilek, bu özel günün anlamına değinerek holdingin güçlü kurumsal yapısı, geleceğe yönelik vizyonu ve sürdürülebilir büyüme yaklaşımına dair mesajlar verdi.

Sözlerine “Özdilek’in doğum gününe hepiniz hoş geldiniz!” diyerek başlayan Emir Murat Özdilek, “55 yıl önce bugün, bir holdingin temelleri atıldı! 2 dokuma tezgâhı, 3 personel ve yıllık 10 ton havlu kapasitesiyle başlayan yolculuk; bugün 3 sektörde, 17 farklı iş kolunda faaliyet gösteren, yıllık 40 milyar lirayı aşan cirosu, 7.600 bireye sağladığı istihdam, 9,5 milyar liralık iş gücü ödemesi ve 2,5 milyar liralık vergi ödemesiyle Özdilek’in 55 yıllık kadim bir şirketler topluluğuna dönüşmesinin temelini oluşturdu.” dedi.

“Sistem güçlü, kişiler güçlü, kadrolar sağlam olduğunda da başarı, istikrar ve memnuniyet kaçınılmaz olur”

“Bu rakamlar bizi kıvandırsa da asıl meselenin bunları sağlayan ahenk, düzen, disiplin, dürüstlük, zekâ ve aidiyetin sonucunda uyuşan zihinlerin ve yüreklerin, birlikte ortaya koymuş olduğu ekip çalışmasının kamuoyu tarafından gördüğü beğeni ve takdir olduğunu çok iyi biliyoruz.” diyen Emir Murat Özdilek; sistem güçlü, kişiler güçlü, kadrolar sağlam olduğunda başarı, istikrar ve memnuniyetin kaçınılmaz olacağını vurguladı.

Bilim ve teknolojideki gelişmelerin bireylerin bilgiye erişimini ve kendilerini tanıma imkânlarını dönüştürdüğüne dikkat çeken Emir Murat Özdilek, “Bilimle doğduk, bilimin içinde yaşıyoruz tabiri caizse… Teknoloji hiçbir zaman bu kadar çeşitli, ekonomik ve ulaşılabilir olmamıştı. Bilgi hiçbir zaman bu kadar zengin içerikli ve böylesine elimizin altında olmamıştı. İnsan hiçbir dönemde bu kadar detaylı tanımlanamamıştı. Nereden gelip nereye gittiğimiz, belki de hiç böylesine net ortaya konmamıştı. Tüm bunları da göz önünde bulundurduğumuzda bize düşenin; öz farkındalığımıza ulaşmak, elimizdeki işe sarılmak, firmamızın ihtiyaçlarını sağlayarak bu akdi en uygun ve bize yaraşır bir şekilde gerçekleştirmek ve tüm bunların sonucunda kendini gerçekleştiren, başarılı ve mutlu bir birey; bir ana, bir baba, bir profesyonel olarak yaşamak olduğunu bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım.”

Emir Murat Özdilek, konuşmasının sonunda ise hayatın bireysel birikim, yetkinlik ve dayanıklılığın bütünü olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: “Sözlerimi noktalarken hayatın, kısmet darası içindeki tüm bilgi, beceri, öngörü, iletişim, disiplin ve metanetinizin toplamı olduğunu; bunları sağlamakta en önemli dayanağınızınsa sağlıklı bir zihin, güçlü bir zekâ olduğunu bilmenizi isterim.”

Türk Pop müziğinin duayen ismi Erol Evgin büyüledi

Programın ilerleyen saatlerinde sahne alan Türk Pop müziğinin duayen ismi Erol Evgin, sevilen şarkıları ve eşsiz yorumuyla büyüledi. Gece yarısına değin süren muhteşem performans geceyi unutulmaz yaparken, katılan yaklaşık 400 Özdilek mensubuna eşsiz anlar yaşattı.

Özdilek Holding’in 55 yıllık köklü geçmişi, bugüne taşıdığı değerleri ve geleceğe yönelik vizyonu, müziğin eşlik ettiği özel bir gecede hep birlikte kutlandı.

Flying Tiger’da Satın Alma Sonrası İlk Yönetim Değişikliği: Verilen “Devamlılık” Sözü Testte

Flying Tiger Copenhagen’ın Modella Capital tarafından satın alınmasının üzerinden henüz altı ay geçmeden şirket yönetiminde ilk önemli değişiklik yaşandı. Danimarkalı perakendecinin CFO’su Christian Kofoed Hertz Jakobsen, yedi yılın ardından görevinden ayrılırken yönetim kurulundaki görevini de bıraktı. Gelişme, satın alma sırasında mevcut yönetim ekibinin destekleneceğine yönelik verilen mesajın ardından gelmesi nedeniyle dikkat çekiyor.

Modella Capital, Flying Tiger’ı satın alırken mevcut yönetim ekibine destek verme yaklaşımını öne çıkarmıştı. CFO’nun ayrılığı ise satın alma sonrasında şirketin yönetim yapısında ilk değişiklik olarak öne çıkıyor. Ancak mevcut bilgiler, bu ayrılığın Modella Capital tarafından başlatılan daha geniş kapsamlı bir yeniden yapılanmanın parçası olup olmadığını söylemek için yeterli değil.

Satın Alma Sonrası “Devamlılık” Ne Kadar Sürdürülebilir?

flying tiger

Özel sermaye fonlarının perakende şirketlerini satın alması sonrasında en kritik konulardan biri, mevcut operasyonel yapının ne ölçüde korunacağı. Özellikle hızlı büyüyen ve kendine özgü mağaza deneyimi bulunan markalarda, mevcut yönetimin ve organizasyon kültürünün korunması satın alma stratejisinin önemli parçalarından biri olabiliyor.

Flying Tiger örneğinde ise satın alma sonrasında ilk değişiklik finans tarafında gerçekleşti. Christian Kofoed Hertz Jakobsen’in yedi yıllık görev süresinin ardından ayrılması, şirketin finansal yönetiminde yeni bir dönemin başlayabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte tek bir yönetici değişikliğinden hareketle şirketin stratejisinin değiştiği sonucuna varmak için henüz erken.

Buradaki önemli nokta, satın alma ile stratejik dönüşüm arasındaki zamanlamanın oldukça kısa olması. Modella Capital’ın satın almasının üzerinden altı aydan az süre geçmişken gerçekleşen değişiklik, önümüzdeki dönemde Flying Tiger’ın organizasyon yapısında başka değişikliklerin olup olmayacağı sorusunu da gündeme getiriyor.

Flying Tiger İçin Asıl Konu Yönetimden Çok Büyüme Modeli

Flying Tiger, uygun fiyatlı ve tasarım odaklı ürünleri, sık değişen ürün gamı ve mağaza deneyimiyle farklılaşan bir perakende modeli oluşturdu. Böyle bir yapının yeni sahiplik döneminde büyütülmesi, yalnızca finansal performansın iyileştirilmesinden ibaret değil; markanın kendine özgü müşteri deneyiminin korunmasını da gerektiriyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde takip edilmesi gereken konu yalnızca yeni yönetici atamaları olmayacak. Mağaza açılışları, ürün stratejisi, tedarik zinciri, uluslararası büyüme ve marka deneyiminde herhangi bir değişiklik olup olmadığı, Modella Capital’ın Flying Tiger için nasıl bir büyüme planı oluşturduğunu daha net gösterebilir.

Türkiye açısından da bu örnek, özel sermaye yatırımlarının perakende şirketlerinde yarattığı dönüşüm açısından dikkat çekici. Bir markanın satın alınması, sermaye yapısını değiştirse de operasyonel başarı için mevcut iş modelinin hangi unsurlarının korunacağı ve hangilerinin yeniden tasarlanacağı belirleyici olmaya devam ediyor.

Flying Tiger’da CFO değişikliği şimdilik tek başına bir strateji değişikliğini göstermiyor. Ancak satın alma sonrasında verilen “mevcut yönetimi destekleme” mesajının ilk kez somut bir yönetim değişikliğiyle karşılaşması, şirketin yeni sahiplik döneminin nasıl şekilleneceğini izlemek açısından önemli bir ilk sinyal oluşturuyor.

H&M Group 2026 Dokuz Aylık Finansal Raporu Yayımlandı

H&M Group 2026 Dokuz Aylık Finansal Raporu’nu (1 Aralık 2025 — 31 Ağustos 2026) yayımladı.Raporda öne çıkan bazı önemli bilgiler aşağıdaki gibidir:

Üçüncü Çeyrek (1 Haziran 2026 – 31 Ağustos 2026)

  • Üçüncü çeyrekte, net satışlar 57.189 milyon SEK’e yükseldi. Yerel para birimleri bazında satışlar, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1 artış gösterdi. Bu dönemde şirketin mağaza sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 2 daha düşük olmasına rağmen satışlarda büyüme kaydedildi.
  • Brüt kâr 30.867 milyon SEK’e yükselirken, brüt kâr marjı yüzde 54,0 olarak gerçekleşti. Çeyrek dönem brüt kâr marjı, önceki çeyreklerde satılan malların maliyetini artıran gümrük tarifeleri ve ithalat kaynaklı etkilerin yaklaşık 1,6 puanlık tek seferlik olumlu katkısından destek aldı.
  • Satış ve genel yönetim giderleri yüzde 1 azalarak 24.832 milyon SEK’e geriledi. Yerel para birimleri bazında da bu giderlerde yüzde 1’lik bir düşüş kaydedildi.
  • Faaliyet kârı 6.037 milyon SEK’e yükselirken, faaliyet kâr marjı yüzde 10,6 olarak gerçekleşti. Faaliyet kârlılığı da gümrük tarifeleri ve ithalat kaynaklı etkilerin yaklaşık 1,6 puanlık tek seferlik olumlu katkısından faydalandı.
  • Vergi sonrası kâr 4.098 milyon SEK’e yükselirken, hisse başına 2,58 SEK olarak gerçekleşti.
  • Operasyonlardan sağlanan nakit akışı yüzde 19 artarak 11.908 milyon SEK’e ulaştı.
  • Stoklar 39.355 milyon SEK seviyesinde gerçekleşti. Stok kompozisyonunun sağlıklı olduğu belirtilirken, artışın temel nedeni küresel tedarik zincirlerindeki aksaklıklar ve Avrupa lojistik ağındaki konsolidasyon çalışmalarının geçici etkileri nedeniyle transit halindeki ürünlerin değerindeki yükseliş oldu.

İlk Dokuz Ay (1 Aralık 2025 – 31 Ağustos 2026)

  • Yılın ilk dokuz ayında, H&M Group’un net satışları 161.624 milyon SEK olarak gerçekleşti. Yerel para birimleri bazında net satışlar, geçen mali yılın ilk dokuz aylık dönemine kıyasla yatay bir seyir izledi.
  • Brüt kâr, 87.050 milyon SEK olarak gerçekleşirken, brüt kâr marjı yüzde 53,9 seviyesinde gerçekleşti.
  • Satış ve genel yönetim giderleri yüzde 4 azalarak 73.590 milyon SEK’e geriledi. Yerel para birimleri bazında ise giderler geçen yılın aynı dönemiyle aynı seviyede kaldı.
  • Faaliyet kârı 13.462 milyon SEK’e yükselirken, faaliyet kâr marjı yüzde 8,3 olarak gerçekleşti.
  • Vergi sonrası kâr 8.765 milyon SEK olarak gerçekleşti. Hisse başına ise 5,53 SEK seviyesine ulaştı.
  • Operasyonlardan sağlanan nakit akışı yüzde 17 artarak 26.524 milyon SEK’e yükseldi.

“Satın alma süreçleri, maliyet kontrolü ve operasyonel verimlilik alanlarında yürüttüğümüz çalışmalar, daha kârlı bir iş yapısına ulaşmamıza katkı sağladı. Çeyrek boyunca satışlar olumlu bir seyir izlese de, önümüzdeki dönemde satışlarımızı daha da artırma potansiyeli gördüğümüze inanıyoruz.” – Daniel Ervér, CEO

Türkiye’de Perakende Medya Pazarı 6,3 Milyar TL’ye Ulaştı: Avrupa İle Aradaki Fark Büyüme Alanını Gösteriyor

Türkiye perakende medya pazarı, 2025 yılında 6,2–6,3 milyar TL büyüklüğe ulaştı. Reklam ve Pazarlama İletişimi Derneği (REPİD) tarafından hazırlanan Türkiye Perakende Medya Pazarı 2025 – Pazar Büyüklüğü Analizi ve Görünüm Raporu, pazarın mevcut hacminin yanı sıra gelir dağılımını, ekosistem dinamiklerini ve Avrupa ile arasındaki gelişim alanını ortaya koyuyor.

Rapora göre mağaza içi (in-store) mecralar toplam perakende medya pazarının %21’ini oluşturuyor. Perakende medyanın dijital reklam yatırımları içerisindeki payı ise Türkiye’de %2,3, Avrupa’da %10 seviyesinde bulunuyor. Araştırmaya katılan sektör temsilcilerinin %78’i, perakende medya pazarının enflasyonun üzerinde büyümesini bekliyor.

Buradaki veriler, Türkiye’de perakende medyanın henüz Avrupa’daki seviyeye ulaşmadığını gösterirken, aynı zamanda pazarın önünde önemli bir gelişim alanı bulunduğuna işaret ediyor. Ancak raporun metodolojisini doğru okumak gerekiyor: REPİD, çalışmanın bir sektör ölçümlemesi olmadığını; kamuya açık veriler, uluslararası sektör raporları ve REPİD Perakende Medya Türkiye Pazar Araştırması 2025 bulgularının analiz ve yorumuna dayandığını özellikle belirtiyor.

Mağaza İçi Mecralar Hâlâ Önemli Bir Pay Alıyor

Rapordaki %21’lik mağaza içi mecra payı, perakende medyanın yalnızca e-ticaret siteleri veya dijital platformlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Fiziksel mağazalar; müşterinin ürünle, marka ile ve satın alma kararıyla doğrudan temas ettiği alanlar olarak perakende medya ekosisteminin önemli parçalarından biri olmaya devam ediyor.

Bu açıdan perakende medyanın gelişimi, fiziksel ve dijital kanalların birbirinden ayrı değerlendirilmesinden ziyade farklı temas noktalarının aynı ekosistem içerisinde ele alınmasını gerektiriyor. Mağaza içi ekranlar, dijital platformlar ve diğer perakende medya alanları, reklamveren açısından farklı temas noktaları oluşturuyor.

Türkiye’de pazarın toplam büyüklüğünün 6,2–6,3 milyar TL seviyesinde ölçülmesi de bu alanın artık göz ardı edilemeyecek bir reklam ve pazarlama kategorisine ulaştığını gösteriyor. Bununla birlikte raporun kapsamı gereği bu rakamı sektörün resmi ve eksiksiz bir ölçümü olarak değerlendirmemek gerekiyor. REPİD de çalışmanın kamuya açık veriler, uluslararası raporlar ve saha araştırmasının birlikte değerlendirilmesiyle oluşturulduğunu açıkça belirtiyor.

Türkiye’nin Avrupa İle Arasındaki Fark Ne Söylüyor?

a50ed4aa da86 40bc 8547 d37f2e30be25

Rapordaki en dikkat çekici karşılaştırmalardan biri, perakende medyanın dijital reklam yatırımları içerisindeki payı. Türkiye’de bu oran %2,3 iken Avrupa’da %10 seviyesinde. Bu iki oran arasındaki fark, Türkiye’de perakende medya yatırımlarının dijital reklam ekosistemi içerisindeki ağırlığının Avrupa seviyesinin altında olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak bu farkın doğrudan Türkiye’nin Avrupa’daki seviyeye ulaşacağı anlamına gelmediğinin de altını çizmek gerekiyor. Pazarların yapısı, ölçümleme yöntemleri, reklam yatırımlarının dağılımı ve perakendecilerin sahip olduğu veri altyapıları farklılık gösterebilir. Bu nedenle rapordaki Avrupa karşılaştırması, daha çok Türkiye’deki mevcut gelişim alanını görmek açısından bir referans niteliğinde değerlendirilebilir.

Sektör temsilcilerinin %78’inin enflasyonun üzerinde büyüme beklentisi ise pazarın geleceğine ilişkin beklentinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu beklentinin gerçekleşmesi ise perakendecilerin medya envanterlerini nasıl yapılandıracağı, reklamverenlerin bu mecraları ne ölçüde kullanacağı ve ölçümleme altyapısının nasıl geliştirileceği gibi faktörlere bağlı olacak.

Türkiye açısından önümüzdeki dönemin önemli başlıklarından biri de perakende medyanın yalnızca yeni reklam alanları yaratmakla sınırlı kalıp kalmayacağı. Perakendecilerin sahip olduğu müşteri temas noktalarının daha sistematik biçimde değerlendirilmesi, mağaza içi ve dijital kanalların birlikte ele alınması ve reklam yatırımlarının sonuçlarının daha sağlıklı ölçülebilmesi, pazarın gelişiminde belirleyici olabilir.

6,2–6,3 milyar TL’lik büyüklük, Türkiye’de perakende medyanın artık önemli bir pazar haline geldiğini gösteriyor; %2,3’lük dijital reklam payı ise önünde hâlâ değerlendirilmesi gereken ciddi bir alan bulunduğunu ortaya koyuyor. Bundan sonraki aşamada tartışma yalnızca pazarın ne kadar büyüyeceği değil, bu büyümenin ne kadar ölçülebilir, şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya dönüşeceği üzerinden şekillenecek.

McDonald’s Perakende Medyasına Giriyor: Restoranlar Yeni Bir Reklam Kanalına Dönüşüyor

McDonald’s, Amazon ve Walmart’ın ardından kendi medya ağını kurmaya hazırlanıyor. Şirket, ABD’deki 450 şirkete ait restoranında dijital drive-thru sipariş ekranlarında üçüncü taraf markaların reklamlarını göstermeye başladı. Henüz pilot aşamasında olan modelin yaklaşık 14 bin ABD restoranındaki franchise ağına yayılması planlanmıyor; ancak McDonald’s, bu işin ileride 1 milyar dolarlık bir gelir alanına dönüşebileceğini öngörüyor.

Bu hamle, restoran sektöründe önemli bir değişime işaret ediyor. McDonald’s artık yalnızca müşteriye yemek satan bir marka değil; restoran ağı, dijital ekranları ve müşteri trafiği sayesinde reklamverenlere ulaşabilecek fiziksel bir medya ağı da kurmaya çalışıyor.

McDonald’s Neden Reklam İşine Giriyor?

istockphoto 458546943 612x612 1

McDonald’s’ın avantajı, sahip olduğu fiziksel erişim ağı. Şirket, ABD nüfusunun yaklaşık %85’ine yılda en az bir kez ulaştığını ve ülke genelinde yaklaşık 14 bin restorana sahip olduğunu belirtiyor. Bu ölçekte bir ağ, markalar için yalnızca satış noktası değil, aynı zamanda geniş bir fiziksel medya yüzeyi anlamına geliyor.

Üstelik McDonald’s’ın kullandığı ekranlar zaten müşteri yolculuğunun içinde bulunuyor. Drive-thru sipariş ekranları, müşterinin satın alma kararını verdiği noktada yer alıyor. Bu nedenle burada gösterilecek reklamlar, geleneksel dış mekân reklamından farklı olarak doğrudan ticari bir temas noktasında konumlanıyor.

Modelin McDonald’s açısından bir diğer avantajı ise yüksek marj potansiyeli. Şirket, restoran yatırımları, gıda maliyetleri ve özellikle et gibi temel girdilerdeki fiyat baskılarıyla karşı karşıyayken reklam gelirleri fiziksel ürün üretmeden yaratılabilecek ek bir gelir alanı oluşturuyor.

Amazon Ve Walmart Modeli Restoranlara Taşınıyor

walmart amazon

McDonald’s’ın yaklaşımı, perakende medyanın neden giderek farklı sektörlere yayıldığını da gösteriyor. Amazon 2025’te reklam hizmetlerinden 68,6 milyar dolar gelir elde ederken, Walmart’ın ABD reklam işi Walmart Connect’in satışları 2026 mali yılının ikinci çeyreğinde %43 büyüdü.

Bu şirketlerin ortak noktası, yalnızca reklam satmaları değil; müşteri, alışveriş davranışı, fiziksel alan ve dijital temas noktalarını aynı ekosistemde buluşturabilmeleri. McDonald’s da benzer bir yapı kurmaya çalışıyor. Drive-thru ekranları bunun ilk aşaması olabilir. İlerleyen dönemde restoran içindeki ekranlar, mobil uygulama, sadakat programı ve diğer dijital temas noktalarının aynı medya ağına dahil edilmesi, reklamverenlere daha geniş bir erişim alanı yaratabilir.

Türkiye açısından bakıldığında da bu model özellikle dikkat çekici. AVM’ler, marketler, akaryakıt istasyonları, restoran zincirleri ve hızlı servis restoranları yüksek fiziksel trafik yaratıyor. Bu alanların dijital ekranlarla, sadakat programlarıyla ve müşteri verileriyle birlikte değerlendirilmesi, perakende medyanın yalnızca market raflarıyla sınırlı kalmayacağını gösteriyor. McDonald’s’ın hamlesi bu nedenle restoran sektörünün reklamcılığa girmesinden daha büyük bir değişime işaret ediyor. Fiziksel mağaza veya restoran ağı, doğru teknoloji ve veri altyapısıyla başlı başına bir medya varlığına dönüşebiliyor.

McDonald’s için asıl test ise bu reklamların müşteri deneyimini bozmayacak şekilde ticari değere dönüştürülmesi olacak. Çünkü perakende medyada ekran sayısının büyüklüğünden çok, doğru müşteriye doğru mesajı doğru satın alma anında gösterebilmek belirleyici hale geliyor.