Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Yapay Zekâ Ne İstediğimizi Biliyor, Peki Neden Hâlâ Satın Almaktan Çekiniyoruz?

Yapay zekâ destekli alışveriş deneyimleri hızla gelişirken, tüketicilerin bu sistemlere duyduğu güven aynı hızda artmıyor. Ürün önerileri giderek daha isabetli hale gelirken, birçok kullanıcı hâlâ satın alma kararını tamamen yapay zekâya bırakma konusunda tereddüt yaşıyor.

Uzmanlara göre sorun teknoloji eksikliğinden çok güven, kontrol ve şeffaflık konularında yatıyor.

Kişiselleştirme Güçleniyor, Güven Aynı Hızda Artmıyor

Yapay zekâ, tüketicilerin geçmiş alışverişlerini, ilgi alanlarını ve davranışlarını analiz ederek oldukça doğru öneriler sunabiliyor.

Ancak birçok kullanıcı, algoritmaların kendileri hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğunu tam olarak bilmediği için rahatsızlık hissediyor. Ürün önerilerinin doğruluğu artarken, “Bu öneri neden karşıma çıktı?” sorusu da daha fazla önem kazanıyor.

Tüketiciler Kontrolü Kaybetmekten Endişe Duyuyor

Tam otomatik alışveriş sistemleri ve yapay zekâ ajanları giderek yaygınlaşırken, tüketiciler karar verme sürecinde insan faktörünü tamamen kaybetmek istemiyor.

Uzmanlara göre tüketiciler öneri almak istiyor ancak nihai kararı kendileri vermek istiyor. Bu nedenle gelecekte başarılı olacak markaların yalnızca akıllı sistemler geliştirmesi değil, aynı zamanda kullanıcılara kontrol hissi vermesi gerekecek.

Şeffaflık Yeni Rekabet Alanına Dönüşüyor

Yapay zekâ destekli ticaretin büyümesiyle birlikte markalar için yeni soru şu hale geliyor:

“Tüketici neden bana güvensin?”

Fiyat, ürün veya hız kadar; veri kullanımı, algoritmaların çalışma şekli ve önerilerin nasıl oluşturulduğu da müşteri deneyiminin önemli parçaları haline geliyor. Güven inşa edemeyen markalar, teknolojik avantajlarını korumakta zorlanabilir.

Yapay Zekâ Çağında Kazananlar Sadece En Akıllı Olanlar Olmayabilir

criteo, openai reklam pilotuna katıldı: chatgpt’de i̇lk reklam ortağı

Perakende sektöründe yapay zekâ destekli alışveriş deneyimleri hızla yaygınlaşıyor. Ancak tüketiciler için önemli olan yalnızca doğru ürün önerileri değil, aynı zamanda bu önerileri sunan markalara duyulan güven.

Bu nedenle yapay zekâ çağında rekabet yalnızca algoritmalar arasında değil; güven, şeffaflık ve müşteri ilişkileri üzerinden de şekillenmeye başlayacak.

Lululemon Çin’de Kültürel Hassasiyet Tartışmasının Odağında

Lululemon, Çin Seddi’nde düzenlediği tanıtım amaçlı yoga etkinliği sonrasında Çin’de sosyal medyada yükselen tepkilerin ardından kamuoyundan özür diledi.

Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen etkinlikte Çinli oyuncu Zhu Yilong da yer alırken, etkinlikte kullanılan davulun Japon kültürüne ait olduğu yönündeki iddialar tartışmalara neden oldu. Tepkilerin büyümesi üzerine şirket, etkinliğe ilişkin tanıtım içeriklerini kaldırdı.

Şirket Kamuoyundan Özür Diledi

Lululemon, Weibo üzerinden yaptığı açıklamada etkinliğin Çin kültürünü onurlandırma amacı taşıdığını ancak planlama sürecinde kültürel hassasiyetler konusunda yeterince dikkatli davranmadıklarını kabul etti.

Şirket, Zhu Yilong ve kamuoyundan özür dileyerek yaşanan süreci önemli bir öğrenim deneyimi olarak değerlendirdi.

Çin, Lululemon İçin Kritik Bir Büyüme Pazarı

lululemon gorsel

Tartışma, Lululemon’un büyümesinde giderek daha kritik hale gelen Çin pazarında yaşandı.

Şirketin Çin ana karasındaki gelirleri, Ocak 2026’da sona eren mali yılda %29 artarak 1,8 milyar dolara ulaştı. Lululemon’un Çin gelirleri 2021’den bu yana dört kattan fazla büyürken, şirket pazara yatırım yapmayı sürdürme kararlılığını koruyor.

Şirket Üzerindeki Baskı Artıyor

Kültürel hassasiyet tartışması, Lululemon’un başka zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi.

Şirket hisseleri bu yıl New York’ta yaklaşık %45 değer kaybederken, artan rekabet, kalite kontrol eleştirileri ve zayıflayan tüketici harcamaları performans üzerinde baskı oluşturuyor.

Öte yandan şirket, kurucu ortak ve en büyük hissedarlardan Chip Wilson’ın eleştirileri sonrasında yönetim kurulunda da değişikliklere gitme kararı almıştı.

Küresel Markalar İçin Kültürel Hassasiyetler Daha Kritik Hale Geliyor

Lululemon örneği, küresel markaların büyüme hedefledikleri pazarlarda yalnızca ürün ve pazarlama stratejilerine değil, kültürel hassasiyetlere de daha fazla dikkat etmek zorunda olduğunu gösteriyor.

Özellikle Çin gibi millî kimlik ve kültürel sembollerin yüksek hassasiyet taşıdığı pazarlarda, marka iletişiminde yapılacak küçük hatalar bile sosyal medyada hızla büyüyerek itibar riskine dönüşebiliyor.

Siemens Healthineers Türkiye’nin Yeni CEO’su Nalan Abdullahoğlu Oldu

Siemens Healthineers Türkiye, organizasyonun geleceğine yön verecek yeni liderini duyurdu. Şirket bünyesinde uzun yıllardır başarılı finansal ve stratejik süreçlere liderlik eden Nalan Abdullahoğlu, üst düzey atama ile şirketin ülke liderliğini devraldı.

Siemens Healthineers bünyesinde 30 yıla yakın kurumsal hafızaya sahip olan Nalan Abdullahoğlu, 1997 yılından itibaren Siemens Healthineers bünyesinde farklı ticari ve finansal rollerde stratejik sorumluluklar aldı. 2011’de Ülke Finans Direktörü, 2016’da ise Yönetim Kurulu Üyesi ve CFO görevini üstlenen Abdullahoğlu, bu görevi süresince şirketin finansal raporlama, bütçeleme, risk yönetimi ve kurumsal yönetişim süreçlerini başarıyla yönetti.

Türkiye sorumluluğunun yanı sıra şirketin global yapısında da önemli liderlik görevleri üstlenen Abdullahoğlu, Nisan 2023’ten bu yana CEECA (Central Eastern Europe & Central Asia) bölgesinde Romanya, Bulgaristan, İsrail ve Kazakistan’daki finans liderlerine rehberlik ederek bölgesel finansal süreçlerin gelişimine katkı sağladı.

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Nalan Abdullahoğlu İngilizce bilmektedir. İş dünyasında kadının varlığını güçlendiren çalışmalara ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarına destek veren Abdullahoğlu, aynı zamanda yürüttüğü mentorluk faaliyetleriyle de mesleğin genç isimlerine rehberlik etmeyi sürdürüyor. Siemens Healthineers Türkiye Çeşitlilik, Kapsayıcılık ve Aidiyet Komitesi ile Eğitim Komitesine de liderlik eden Abdullahoğlu, bu alandaki vizyoner katkılarını ve toplumsal fayda odaklı çalışmalarını yeni göreviyle birlikte daha geniş bir perspektiften sürdürmeyi hedefliyor.

Karma Marka Mağazacılık’ta Üst Düzey Atama

Lee, Wrangler ve Dockers markalarının distribütörlüğünü üstlenen Karma Marka Mağazacılık, üst düzey yönetim kadrosunu güçlendirdi. Perakende sektöründe 25 yılı aşkın deneyime sahip Tuğba Güler Barlık, şirketin büyüme hedeflerine liderlik etmek üzere Genel Müdürlük görevine getirildi.

Giyim ve perakende sektöründe 20 yıla varan üretim, marka yönetimi, perakendecilik deneyimleriyle dikkat çeken Lee, Wrangler ve Dockers markalarının distribütörlüğünü üstlenen Karma Marka Mağazacılık, üst düzey bir atama gerçekleştirdi. Şirketin büyüme hedefleri ve kurumsal yapılanma süreci kapsamında Tuğba Güler Barlık, Genel Müdür olarak görevlendirildi.

Tuğba Güler Barlık yeni göreviyle ilgili, “Perakende sektöründe 25 yılı aşkın süre boyunca edindiğim satış, planlama, ürün yönetimi ve satınalma deneyimini, markalarımızın büyüme yolculuğuna değer katacak şekilde kullanmayı hedefliyorum. Offline’daki güçlü satış ağımızı, dijital kanallarımızla daha entegre hale getirerek omni-channel dönüşümünü hızlandıracak, ürün yönetimini merkeze alan, müşteri odaklı, veriye dayalı ve sürdürülebilir büyüme stratejilerine odaklanacağız. Ekiplerimiz ve iş ortaklarımızla birlikte rekabet gücümüzü artırarak sektördeki konumlamamızı daha da ileriye taşıyacağımıza inanıyorum. Perakendenin her alanında edindiğim birikimi, tutkuyla bağlı olduğum bu sektörde yeni başarı hikayelerine dönüştürmek için sabırsızlanıyorum” dedi.

Tuğba Güler Barlık kimdir?

Anadolu Üniversitesi İşletme mezunu olan ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi yüksek lisansı eğitimini tamamlayan Tuğba Güler Barlık, kariyerine Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş.’de başladı. 1999 itibarıyla 26 yıl boyunca Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş.’de farklı görevlerde sorumluluk üstlendi.

Yum China, Pizza Hut Çin Operasyonlarını 1,2 Milyar Dolara Satın Alıyor

Yum! Brands, Pizza Hut markasında tarihi bir dönüşüme gidiyor. Şirket, Pizza Hut’ın Çin operasyonlarını 1,2 milyar dolar karşılığında Yum China’ya satma kararı aldı. Anlaşmanın tamamlanmasıyla birlikte Pizza Hut China’nın marka sahipliği de ilk kez tamamen Çinli operatörün kontrolüne geçmiş olacak.

Bu hamle, Yum! Brands’ın 2025 sonunda başlattığı stratejik değerlendirme sürecinin en önemli sonuçlarından biri olarak görülüyor.

Pizza Hut’ın En Güçlü Pazarı Artık Tamamen Yerel Yönetimde

Bugün Pizza Hut’ın Çin’de yaklaşık 4.375 restoranı bulunuyor. Şirket, son yıllarda yeni mağaza formatları, yerelleştirilmiş menüler ve farklı tüketici segmentlerine yönelik konseptlerle büyümesini sürdürdü. Pizza Hut, Çin’de halen ülkenin en büyük casual dining zincirlerinden biri konumunda bulunuyor.

Yum China yönetimi, markayı önümüzdeki yıllarda 6.000’den fazla restorana ulaştırmayı hedefliyor.

Yum! Brands Pizza Hut’tan Çıkıyor

Anlaşma yalnızca Çin operasyonlarını kapsamıyor. Yum! Brands aynı zamanda Pizza Hut’ın Çin dışındaki global operasyonlarını da 1,5 milyar dolar karşılığında yatırım şirketi LongRange Capital’e devrediyor. Böylece Pizza Hut markası toplam 2,7 milyar dolarlık iki ayrı işlemle yeni sahiplerine geçecek.

Şirketin bu kararı almasında özellikle ABD pazarındaki zayıf performans etkili oldu. Pizza Hut’ın ABD’de karşılaştırılabilir mağaza satışları son dönemde üst üste düşüş gösterirken, marka Domino’s ve yeni nesil teslimat oyuncularıyla rekabette zorlanıyor.

Yerelleşme Stratejisi Güçleniyor

Pizza Hut China’nın tamamen Yum China bünyesine geçmesi, küresel markaların yerel pazarlarda daha bağımsız yönetim modellerine yöneldiğini gösteriyor.

Özellikle Çin gibi büyük ve dinamik pazarlarda yerel tüketici alışkanlıklarını daha hızlı okuyabilen operatörler, büyüme konusunda daha esnek hareket edebiliyor. Yum China da son yıllarda KFC ve Pizza Hut markalarında uyguladığı yerel ürün, fiyatlandırma ve mağaza stratejileriyle dikkat çekiyordu.

Restoran Sektöründe Yeni Dönemin İşareti

Bu satın alma, küresel restoran sektöründe büyümenin artık standart marka yönetiminden çok yerel adaptasyon ve operasyonel çeviklik üzerinden şekillendiğini gösteriyor.

Pizza Hut’ın Çin’deki başarısı, aynı markanın farklı coğrafyalarda tamamen farklı performans gösterebildiğini ortaya koyarken; yerel tüketiciye uygun ürün geliştirme, format çeşitliliği ve hızlı karar alma yetkinliklerinin küresel restoran zincirleri için her zamankinden daha kritik hale geldiğini gösteriyor.

Getron Mate ile Perakendede Verilerle Doğrudan Konuşma Dönemi Başladı

Perakende sektöründe rekabet koşulları giderek sertleşirken, markaların karşısındaki en büyük sınavlardan biri doğru kararları hızlı bir şekilde alabilmek. Ancak perakende verisinin hızı ve hacmi, insanın veriyi manuel olarak ulaşıp anlamlandırma kapasitesini aşmış durumda.

20 yıllı aşan tecrübesiyle perakende sektörü için tedarik zinciri ve envanter optimizasyonu alanında yapay zeka (AI) çözümleri sunan Getron, yeni servisi Getron Mate ile yapay zekâyı operasyonel süreçlerin merkezine yerleştiriyor. Getron Mate, markaların verileriyle doğrudan konuşmasını sağlayan, sohbet tabanlı bir sanal ekip arkadaşı olarak konumlanıyor. 

getron mate 3

Operasyonel sakinlik ve öngörülebilirliğin perakende şirketleri için artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu ifade eden Getron CEO’su Sarven Sıradağ “Bugün asıl zorluk veriye ulaşmak değil. Beklemeden ve gerçekten kritik olan veriye hızlıca erişip en doğru aksiyonu alabilmek. Getron Mate’i, ekiplerin yangın söndürmek yerine süreci sakin, kontrollü ve veriye dayalı şekilde yönetebildiği bir çalışma biçimi yaratmak için geliştirdik,” diyor.

Kullanıcılar menüler arasında kaybolmadan, dev excel dosyaları indirmeden ve günlerce özel rapor beklemeden; stok durumu, satış performansı, talep değişimleri veya kategori bazlı riskler hakkında sorularını doğrudan Getron Mate’e yöneltebiliyor. Mate, bu soruları yalnızca yanıtlamakla kalmıyor; nedenleriyle birlikte açıklıyor ve aksiyona dönüştürülebilir içgörüler sunuyor. 

Raporlardan Aksiyonlara Geçiş

Getron Mate’in en dikkat çeken özelliklerinden biri, klasik iş zekâsı yaklaşımlarından ayrışması. Geleneksel BI araçları çoğunlukla “ne oldu” sorusuna odaklanırken, Getron Mate “ne yapılmalı” sorusunu da masaya getiriyor. Örneğin belirli bir mağaza grubunda satışlar beklenenin altında kaldığında, Mate stok fazlası, ürün karması sorunları veya bölgesel talep kaymaları gibi olası nedenleri görünür kılıyor.

Bu yaklaşım, özellikle tedarik, planlama, kategori yönetimi ve operasyon ekipleri için önemli bir hız avantajı sağlıyor. Kararlar, sezgisel yorumlara değil; güncel, açıklanabilir ve bağlamsal verilere dayanarak alınabiliyor.

Kullanıcı Rolüne Göre Şekillenen Veri Erişimi

Şirketler, kurumsal verilerini mevcut sistemlerinden güvenli bir şekilde Getron Mate’e aktarabiliyor.

Getron Mate, ayrıca farklı pozisyonlardaki kullanıcıların ihtiyaçlarına göre özelleşen bir deneyim sunuyor. Üst yönetimden operasyon ekiplerine, mağaza yöneticilerinden planlama ekiplerine kadar herkes, yalnızca kendi rolüne göre tanımlanmış verilere erişebiliyor. Bu yapı hem kurumsal veri güvenliğini koruyor hem de karar alma süreçlerini sadeleştiriyor.

Perakende Organizasyonlarında Kültürel Dönüşüm

Getron Mate, teknik bilgi gerektirmeyen yapısıyla veri analizini sahadaki ve merkezdeki tüm perakende profesyonellerinin kullanımına açıyor. Doğal dilde çalışan arayüzü sayesinde, kullanıcılar senaryoları karşılaştırabiliyor, dönemsel performansları analiz edebiliyor ve potansiyel riskleri erkenden görebiliyor. Bu da perakendede önemli bir zihniyet değişimini beraberinde getiriyor: Rapor bekleyen organizasyonlardan, anlık içgörüyle aksiyon alan çevik yapılara geçiş.

Carrefour Lojistikte Yapay Zekâlı Robot Testlerine Başladı

Carrefour, lojistik operasyonlarında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Şirket, Paris yakınlarındaki bir dağıtım merkezinde yapay zekâ destekli insansı robot testlerine başladı.

“Thinking robot” olarak tanımlanan sistem, depo çalışanlarının yürüttüğü ağır ve tekrarlayan görevleri üstlenmek üzere geliştirildi. Carrefour, bu teknolojiyle hem operasyonel verimliliği artırmayı hem de çalışanların fiziksel yükünü azaltmayı hedefliyor.

Robotlar Depolarda Daha Fazla Rol Üstleniyor

Test edilen robotun temel görevi; ürün taşıma, palet yönetimi ve tekrarlayan lojistik süreçlerde çalışanlara destek olmak.

Perakende sektöründe artan iş gücü maliyetleri ve hız baskısı nedeniyle lojistik operasyonlarda otomasyon yatırımları son yıllarda hız kazanırken, Carrefour’un bu hamlesi insansı robotların depo operasyonlarına entegrasyonunda önemli bir adım olarak görülüyor.

Carrefour Yapay Zekâ Yatırımlarını Hızlandırıyor

yapay zeka 1

Robot denemesi, Carrefour’un daha geniş kapsamlı dijital dönüşüm stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Şirket son dönemde yapay zekâ destekli fiyat yönetimi, stok optimizasyonu, talep tahmini, mağaza operasyonları ve müşteri deneyimi alanlarında yatırımlarını artırdı. Carrefour’un 2030’a kadar her yıl yaklaşık 100 milyon euroyu yapay zekâ projelerine ayırmayı planladığı belirtiliyor.

Lojistikte Verimlilik Yarışı Kızışıyor

Perakende sektöründe rekabet artık yalnızca mağaza ve müşteri deneyimi tarafında yaşanmıyor. Sipariş hazırlama, stok yönetimi, depo operasyonları ve teslimat süreçleri de büyümenin kritik alanları haline geliyor.

Özellikle e-ticaret hacimlerinin artmasıyla birlikte perakendeciler daha hızlı, daha verimli ve daha düşük maliyetli operasyonlar kurmak için yapay zekâ ve robotik teknolojilere yatırım yapıyor. Carrefour’un insansı robot testi de bu dönüşümün son örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Perakendenin Geleceğinde İnsan ve Yapay Zekâ Birlikte Çalışacak

Carrefour’un yaklaşımı, yapay zekâ ve robotların çalışanların yerini almasından çok onları destekleyen bir model üzerine kuruluyor.

Sektörde giderek yaygınlaşan görüşe göre geleceğin depo ve mağaza operasyonlarında insan çalışanlar karar alma ve müşteri deneyimi tarafında daha fazla rol üstlenirken, tekrarlayan ve fiziksel açıdan yoğun süreçler robotlar tarafından yürütülecek. Carrefour’un başlattığı pilot çalışma da bu dönüşümün nasıl şekilleneceğine dair önemli sinyaller veriyor.

BİM Finans Dünyasına Girdi: Dost Katılım Bankası İçin BDDK’dan Onay Çıktı

Türkiye’nin en büyük perakende zincirlerinden BİM, finans sektörüne yönelik önemli bir adım attı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), BİM’in ortakları arasında yer aldığı Dost Katılım Bankası A.Ş.’nin kuruluşuna onay verdi.

17 Haziran tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararla birlikte yeni katılım bankasının kuruluş süreci resmen başlamış oldu.

10 Milyar TL Sermaye ile Kurulacak

BDDK kararına göre Dost Katılım Bankası A.Ş.; BİM Birleşik Mağazalar A.Ş., Dost Atık Yönetimi A.Ş., Dost Global Danışmanlık A.Ş., GDP Gıda Paketleme Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ES Global Gıda Sanayi Ticaret A.Ş. ortaklığında kurulacak.

Bankanın kuruluş sermayesi ise 10 milyar TL olarak belirlendi.

Kuruluş İzni Faaliyet Başlangıcı Anlamına Gelmiyor

bim banka

BDDK tarafından verilen kuruluş izni, bankanın tüzel kişilik kazanmasını ve organizasyon yapısını oluşturmasını sağlıyor. Ancak bu karar, bankanın doğrudan faaliyet gösterebileceği anlamına gelmiyor.

Dost Katılım Bankası’nın müşteri kabul edebilmesi, fon toplayabilmesi ve bankacılık hizmetleri sunabilmesi için ayrıca faaliyet izni alması gerekiyor.

Faaliyet izninin verilmesinin ardından banka resmen hizmet vermeye başlayabilecek.

Perakende ve Finans Arasındaki Sınırlar Daralıyor

Dost Katılım Bankası hamlesi, perakende şirketlerinin yalnızca ürün ve hizmet satışıyla sınırlı kalmadığı yeni dönemin dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Dünya genelinde birçok büyük perakendeci; ödeme sistemleri, dijital cüzdanlar, tüketici finansmanı ve bankacılık hizmetleriyle müşterileriyle daha güçlü ilişkiler kurmaya çalışıyor. BİM’in ortak olduğu yeni katılım bankası da bu dönüşümün Türkiye’deki önemli adımlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Özellikle geniş mağaza ağı ve yüksek müşteri erişimi düşünüldüğünde, perakende ile finansın daha fazla entegre olduğu yeni bir ekosistemin oluşabileceği öngörülüyor.

Sanayici Fabrika Yatırımında Yüksek Arsa Maliyetlerine Takılıyor

Sinoz Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Çörekci, sanayi yatırımlarının önündeki en büyük engellerden birinin arsa maliyetleri olduğunu belirterek, “Türkiye’nin ihtiyacı sanayi arsalarının değer kazanması değil, yeni fabrikaların kurulmasıdır” dedi.

Türkiye’de üretim yatırımlarının önündeki maliyet baskıları giderek artarken, sanayiciler yatırım kararlarında fabrika maliyetinden önce arsa maliyetini hesaplamak zorunda kalıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yasin Çörekci, yakın dönemde inceledikleri yaklaşık 25 dönümlük bir sanayi arsasının maliyetinin 350 milyon TL’ye ulaştığını belirtti.

“Bugün yatırımcı, daha fabrikanın temelini atmadan yüz milyonlarca lirayı araziye bağlamak zorunda kalıyor” diyen Çörekci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkeye katma değer sağlayan unsur arsa değil; üretim, ihracat ve istihdamdır. Sanayicinin sermayesini arsaya değil, makineye, teknolojiye, Ar-Ge’ye ve yeni üretim hatlarına yönlendirebilmesi gerekiyor. Ben şahsen üretici olarak tapum olsun, arsa  rantından kar edeyim derdinde değilim, İçinde bulunduğumuz yüksek faiz ortamı zaten yeni yatırımları yeterince zorlaştırırken bir  de dağ başındaki arsaya milyonlarca dolar ödemek durumunda kalıyoruz.”

“Uzun Vadeli Kullanım Modeli Değerlendirilebilir”

Sanayi yatırımlarını hızlandıracak alternatif modellerin gündeme alınabileceğini ifade eden Çörekci, kamuya ait sanayi arsalarının belirli yatırım ve istihdam taahhütleri karşılığında uzun vadeli kullanım hakkıyla üreticilere tahsis edilmesinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Üretim yapan yatırımcının önünü açacak modeller sayesinde sermaye daha verimli alanlara yönlendirilebilir. Türkiye’nin büyüme hikâyesinin merkezinde üretim yer almalı.”

Kozmetik Sektöründe Rekabet Gücü Vurgusu

Kozmetik sektörünün son yıllarda ihracat ve markalaşma açısından önemli bir ivme yakaladığını belirten Çörekci, sektörün uluslararası rekabet gücünü artıracak düzenlemelerin de gündeme alınması gerektiğini ifade etti.

“Türk kozmetik markaları dünya pazarlarında daha görünür hale geliyor. Üretim ve ihracatı destekleyecek adımlar, sektörün küresel büyümesine önemli katkı sağlayacaktır.”

Çörekci, sürdürülebilir kalkınmanın temelinde üretim, ihracat ve katma değerli yatırımların bulunduğunu vurgulayarak, yatırım ortamını iyileştirecek her adımın Türkiye ekonomisine uzun vadeli katkı sağlayacağını söyledi.

Banu Taşkın, İstanbul Portföy Yönetimi Genel Müdürü Olarak Göreve Başladı

İstanbul Portföy Yönetimi’nin Genel Müdürü olarak Banu Taşkın atandı. Taşkın, şirketin 137 milyar TL’yi aşan büyüklüğe sahip portföyünün yönetimine liderlik edecek.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu olan Banu Taşkın, 35 yıla yaklaşan kariyeri boyunca bankacılık, sermaye piyasaları, yatırım hizmetleri ve özel bankacılık alanlarında üst düzey görevler üstlendi.

Kariyerinde stratejik dönüşüm, kurumsal büyüme ve yönetişim süreçlerinde önemli sorumluluklar alan Taşkın, 2021 yılında Türk Eğitim Vakfı’nın Genel Müdürlüğü görevini üstlenerek Ocak 2026’ya kadar bu görevi başarıyla yürüttü.

Taşkın ayrıca TEB Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Ashoka Foundation, Down Sendromu Derneği ve TÜSEV gibi saygın kurumlarda yönetim kurulu üyeliği yaparak finans, sosyal etki ve sivil toplum alanlarında değer yaratan çalışmalara katkı sağladı.

Yeni dönemde İstanbul Portföy Yönetimi, Banu Taşkın’ın liderliğinde yatırımcılarına sunduğu ürün ve hizmetleri geliştirmeye, yenilikçi yatırım çözümleriyle sermaye piyasalarının gelişimine katkı sunmaya devam edecek.