Bu yıl “New Codes.” temasıyla gerçekleşecek Perakende Alışveriş Zirvesi, perakendenin değişen dinamiklerine odaklanıyor. Yapay zekâdan yeni büyüme modellerine, değişen tüketici davranışlarından müşteri deneyimi ve sürdürülebilirliğe kadar sektörün gündemindeki başlıklar, Türkiye’den ve dünyadan önde gelen yöneticilerin katılımıyla ele alınacak.
22 Ekim’de Fişekhane’de düzenlenecek zirve; perakende markalarından yatırımcılara, teknoloji ve hizmet sağlayıcılardan alışveriş merkezi yöneticilerine kadar sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirerek yeni iş birlikleri ve güçlü bir etkileşim ortamı sunacak.
Perakende Alışveriş Zirvesi 2026’nın programı açıklandı!
Oturum saatleri, konuşmacılar ve programın tüm detaylarını incelemek, son kayıt kontenjanlarını kontrol etmek için Perakende Alışveriş Zirvesi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Türkiye ve Orta Doğu’daki büyüme hedefleri doğrultusunda yeni adımlar atan La Lorraine Bakery Group (LLBG), satış operasyonları ve pazarlama alanlarındaki üst düzey atamalarla yönetim kadrosunu güçlendirmeyi de sürdürüyor.
La Lorraine Bakery Group, Türkiye ve Orta Doğu’daki büyüme hedefleri doğrultusunda satış operasyonları ve pazarlama alanlarındaki yönetim kadrosunu güçlendirmeyi sürdürüyor. Şirket, bu kapsamda satış operasyonları ve pazarlama alanlarındaki yetkinliklerini artırmak ve bölgesel büyüme hedeflerini desteklemek üzere iki önemli üst düzey atamaya imza attı.
Food Service & Satış Operasyonları Direktörlüğüne Yiğit Taşkın getirilirken, Eray Şahinbay ise Türkiye ve Orta Doğu Pazarlama Direktörü olarak atandı. Yiğit Taşkın, bundan böyle satış operasyonları ve food service alanındaki birikimiyle yeni görevine katkı sağlarken Eray Şahinbay ise La Lorraine bünyesinde kazandığı pazarlama ve yeni ürün geliştirme tecrübesiyle Türkiye ve Orta Doğu pazarlama organizasyonuna liderlik edecek.
Yiğit Taşkın, La Lorraine Bakery Group bünyesinde Food Service & Satış Operasyonları Direktörlüğü görevine getirildi.
Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Ekonometri Bölümü’nde tamamlayan Yiğit Taşkın, ardından aynı üniversitede Yönetici MBA programını tamamladı. Taşkın, ayrıca Sabancı Üniversitesi Profesyonellere Yönelik İş Analitiği Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu.
Profesyonel kariyerine 2012 yılında Unilever’de başlayan Taşkın, dondurma kategorisinde saha ve müşteri yönetimi, ulusal ve yerel zincirler, kategori operasyonları ve iş geliştirme alanlarında farklı sorumluluklar üstlendi. 2017-2019 yılları arasında kişisel bakım kategorisinde yerel müşteri yönetimi ve indirim marketleri alanlarında görev alan Taşkın, 2019-2021 yılları arasında dondurma kategorisinde yeni projelerin yönetimine liderlik etti. Haziran 2021’de Food Service Kanal Müdürü olarak atanan Taşkın, bu görevinde HORECA kanalındaki müşteri yönetimi ve ticari operasyonlardan sorumlu geniş bir ekibi yönetti.
Unilever’deki 12 yılı aşkın deneyiminin ardından, Ekim 2024’te Kraft Heinz bünyesine Ev Dışı Tüketim Direktörü olarak katılan Taşkın, Ocak 2026’ya kadar bu görevini sürdürdü.
Şubat 2026’da La Lorraine Bakery Group Türkiye organizasyonuna Distribütör Operasyonları ve FSA Müdürü olarak katılan Taşkın, 1 Ekim 2026 itibarıyla Food Service & Satış Operasyonları Direktörlüğü görevini üstlendi.
Yiğit Taşkın, La Lorraine Bakery Group’taki yeni görevinde Food Service kanalının büyüme stratejilerine liderlik etme, satış operasyonlarının etkinliğini artırma, müşteri ve iş ortaklarıyla sürdürülebilir iş birliklerini güçlendirme ve yeni iş fırsatları geliştirme odağıyla şirketin sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlayacak.
Eray Şahinbay, La Lorraine Bakery Group bünyesinde Türkiye ve Orta Doğu Pazarlama Direktörlüğü görevine getirildi.
Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünde tamamlayan Eray Şahinbay, ardından Çankaya Üniversitesi MBA bölümünde yüksek lisansını yaptı.
Profesyonel kariyerine Coca-Cola İçecek’te satış ve ticari pazarlama alanlarında başlayan ve tüm kanallarda edindiği tecrübeleri, sırasıyla pazarlama ve kategori yönetimi rollerinde de pekiştiren Şahinbay, Coca-Cola İçecek’teki 10 yıllık deneyiminin ardından, Simit Sarayı’nda Ticari Pazarlama & Ürün Yönetimi Direktörü olarak görev aldı. Bu dönemde şirketin 22 ülkeden sorumlu ürün ve portföy yönetimi başta olmak üzere, marka iş birlikleri, ulusal-lokal promosyonlar, kategori ve mağaza stratejileri ile şirket içi dijital pazarlama çözümleri üzerine çalışmalar yürüttü.
2019 yılında La Lorraine Bakery Group bünyesine katılan Şahinbay, bu görevinde ticari pazarlama stratejisi, ürün portföyü yönetimi, kategori gelişimi, yeni ürün geliştirme, müşteri iş birlikleri ve dijital pazarlama çalışmalarına liderlik etti. Eray Şahinbay, La Lorraine Bakery Group’taki yeni görevinde şirketin marka ve ürün portföyünü güçlendirme, sürdürülebilirlik, tüketicilere yenilikçi ürünler sunma ve şirketin sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlama odağıyla pazarlama ekibine liderlik edecek.
Ikea yapay zekanın iş gücünün yerini almayacağını, onu yeniden kurgulayacağını belirtiyor. Claire Zillman
Mutfak tezgah üstü yapay zekanın çözemeyeceği kadar sorunluydu. Müşteri, mutfak tezgah üstü için Ikea’nın Helsinborg’taki uzaktan hizmet veren satış merkezini aradığında, verdiği ölçüler, tam ortasında elektrikli bir fırının yer aldığı orantısız, altıgen -aynı ölçüde olan iki taraf yoktu- bir canavardı. İsveçli ünlü ev mobilya markasının bu derece düzensiz, orantısız bir mutfak tezgahı üretmesi nasıl açıklanabilirdi?
Telefona cevap veren kıdemli satış temsilcisi Melanie Lindell, talebi hemen, on yıldan daha uzun bir süredir Ikea’da mutfak tasarlayan kıdemli satış uzmanı Madeleine Barr’a iletti. Barr sorunu çözmeye çalışırken, “Çok fazla açı var” dedi. Neyse ki, kısa sürede sorunu çözmeyi başardı: Tezgahın çıkıntısı biraz daha uzatılsaydı Ikea ölçüleri mutfağa uygun şekilde ayarlayabilirdi. Lindell gülümsedi, müşteriye çözüm sunabilecekti ve nihayetinde satış gerçekleşecekti; aksi takdirde satış iptal olacaktı. Lindell ve mesai arkadaşları Ikea’da büyük ve riskli bir iddianın merkezindeler: Otomasyonun damgasını vurduğu bu çağda insan etkileşimi gözden çıkarılacak bir maliyet değil, geliri artıran bir özellik olabilir. Şirket rutin müşteri hizmetleri işini halletmek için yapay zekayı devreye sokarken, aynı zamanda daha karmaşık müşteri sorularıyla ilgilenmek ya da satış odaklı tasarım danışmanlığı hizmeti sunmak amacıyla kabaca 8,500 çağrı merkezi çalışanını elinde tuttu. Lindell gibi tasarım danışmanları, bot’un satışları artırmada çarpıcı bir başarı sergileyen sohbetlere dönüştüremediği telefon aramalarında muhakeme, insan kimyası ve dostane güvence sözleri gibi unsurları devreye sokuyorlar.
Ikea’nın 83 yıllık iş modeli bütçe dostu olmaya dayanıyor ve kısmen de, işçiliği devreden çıkararak fiyatların düşük olmasını sağladı. Müşteriler ürünleri Ikea’nın depolarından alıyor ve yatak iskeletlerini, masaları ve şifonyerleri kendileri monte ediyorlar. Ancak Ikea çok düşük harcamayla maksimum kar elde etme ilkesine rağmen maliyet tasarrufu için yapay zekaya rağbet trendine katılmadı. Ikea insan çalışanlarını basit işlerden kurtarıp karlılığını artıracak şekilde yüksek marjlı işlere yönlendirmek için yapay zekadan yararlanıyor.
İsveçli mobilya devi, standart yapay zeka hikayelerinin tersine bir yol izliyor: Evet, işçilerin yerini alacak otomasyonu devreye sokuyor ama aynı zamanda insan becerilerini daha değerli kılmak için de teknolojiyi kullanıyor. İşleri yapay zeka nedeniyle risk altında olan çalışanlarla işverenlerin neler yapmaları gerektiğine dair yakıcı soruya da bir cevap veriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun tahminlerine göre, yapay zeka ve bununla ilgili teknolojiler, demografik değişiklikler nedeniyle 2030 yılına kadar 92 milyon iş pozisyonu ortadan kalkabilir.
Beş yıl önce, Lindell’in pozisyonunda bir çalışan-İsveç, Malmö’nün 65 km. kuzeyinde yer alan ofis parkında bir kabinde oturuyor, sandalyesinin üzerinde de Ikea’nın simgesi olan sarı renkte fermuarlı bir örtü var-muhtemelen çok daha fazla sayıda müşteri telefonuyla muhatap olacaktı. En yaygın olanlar ise, “Ikea saat kaçta açılıyor?” ve “Mağazaya köpeğimi de getirebilir miyim?” gibi sorulardı. Ancak 2021 yılında Ikea müşteriye hizmet sunan bot’u Billie’yi devreye soktuğunda durum değişti; bot’a mobilya perakendecisinin yaygın kullanımlı lamine kitaplığı Billy’nin adı verilmişti. Bot bu tür tekrarlanan sorulara rahatlıkla cevap verebiliyordu ve ilk iki yıl aygıtı kullanan müşterilerin yüzde 47’sine yardım etti; şimdi ise bu oran yüzde 74’e ulaştı.
Müşteri hizmetlerinin otomatikleşmesi tabii ki Ikea’ya özgü değil ancak daha sonra olanlar kesinlikle ona özgü diyebiliriz: Ikea, bot’un görevlerini kısmen üstlendiği çağrı merkezi çalışanlarını işten çıkarmak yerine, onları daha karmaşık müşteri sorularına cevap vermek ya da müşterilere odalarını yeniden tasarlamalarına ve ev mobilyaları satın almada yardımcı olmaları için şirkette tuttu. İki ekip-çözüm ve satış-Ikea mağazalarının büyük bir bölümüne sahip olan Ingka Group’un bulunduğu 31 ülkedeki 24 uzaktan çalışan satış merkezinde faaliyet gösteriyor. Bu merkezler geçen üç yılda Ikea’nın en hızlı büyüyen satış kanalı oldular; yıllık yüzde 15-20 arası büyüme kaydettiler.
Geçen mali yılda, 1,25 milyar euro (1,37 milyar dolar) tutarında satış gerçekleştirdiler; bir önceki yıl bu rakam 1,08 milyar euro’ydu (1,17 milyar dolar). Öte yandan, Ikea müşteri memnuniyeti skorunun artık yüzde 89 olduğunu belirtiyor; bu oran Billie devreye girmeden önce yüzde 60’tı. Ikea’nın kendisini diğerlerinden ayrıştırma çabaları kritik bir zamanda gerçekleşti; nitekim, ayrı ayrı parçalar halinde alınıp birleştirilerek ortaya çıkarılan mobilya işi Wayfair, Amazon ve Article gibi tasarımı ön plana çıkaran rakiplerinin baskısı altında. Ikea bu güçlü rekabete, agresif bir bütçe dostu fiyatlama politikasıyla yanıt verdi. Mobilya devinin franchising kolları, müşteri ziyaretleri ve birim bazında satışlar artmasına rağmen 2025 mali yılında gelirinde düşüşe tanık oldu. Bu bağlı kuruluşlar yani Ingka Group (dünyada Ikea mağazalarının sahibi ve işletmecisi) ve Inter Ikea Group (dünyada Ikea markasının sahibi ve franchise veren), operasyonları düzene sokmak ve fiyatları düşük tutmak için bu ilkbaharda yüzlerce çalışanı işten çıkardılar. (İşten çıkarmalardan hiçbiri uzaktan satış merkezlerini etkilemedi, yapay zekayla da ilgili değildi.)
Ikea’yı yöneten bu iki şirketin borsada işlem görmemesi, fiyat ve insanlara yönelik stratejilerde istedikleri gibi birtakım denemeler yapmalarını sağlıyor; borsada işlem gören bir şirkette hissedarların olası tepkisi hesaba katıldığından bu kadar rahat davranmak mümkün değil. Belki de bundan dolayı, işleri otomatize olan çalışanlara -yapay zeka çağının en zorlu sınavlarından biri-başarılı bir şekilde yeni beceriler kazandırabilen az sayıdaki örnek şirketlerden biri oldular. IKEA, yapay zekayla becerileri yeniden düzenlemeden elde ettiği avantajı aslında bir açığına borçlu. Ikea e-ticaret alanına çok geç girdi. İş stratejisini, labirentli alanların, şık dekorasyonlu oda modellerinin ve İsveç usulü köftelerin insanları cezbettiği ve saatlerce gezme isteği uyandırdığı devasa depo tarzı mağazalar etrafında kurguladı. Bu formül o kadar etkiliydi ki, bir süre için e-ticarete gerek duyulmadı.
Ancak COVID bu süreci kesintiye uğrattı. Pandemi ortaya çıktığında, Ikea kapalı olan mağazalarını bir gecede lojistik ve operasyonlar merkezine dönüştürmek zorunda kaldı ve bu dönüşüm de e-ticaret faaliyetlerinde vites yükseltmesini sağladı. COVID’den önce cüzi miktarda satışlar gerçekleştiren dijital kanallar geçen mali yılda toplam satışların yüzde 30’unu gerçekleştirdiler ve Ingka Group’a göre, bazı bölgelerde satışların yarısına ulaştılar. Ingka baş dijital sorumlusu Pareg Parekh’in ifadesiyle, bu hızlı büyüme Ikea’nın müşteri hizmetlerine yaklaşımını -mağaza çalışanının her konuda müşteriyi aydınlatmaya yardımcı olması-da kökünden değiştirdi. Ancak e-ticaret müşterilerinin hala soruları vardı ve cevapları almak için de telefonlarına koştular. Ikea’nın çağrı merkezleri böylece hemen aşırı yüklendi; normal hacminin üç katına çıktı. Müşterilerin sorularının çoğu temel şeylerdi ya da mevcut siparişlerle ilgiliydi; bunlar da otomasyonun ana hedefleri.
Wharton’da operasyonlar, enformasyon ve kararlar profesörü Prasanna Tambe, başarılı bir şekilde yeni beceriler elde edilmesinin püf noktasının bağlantılı, benzer beceriler bulunması ve bunların maksimize edilmesi olduğunu belirtiyor. Ona göre, Ikea, çalışanların sahadaki deneyimlerinin yeni ve daha yararlı bir şekilde kurgulanmasının başarılı bir örneğini oluşturuyor. “Şirketler uzun zamandır çalışanlarını, müşterilerin ihtiyaç duydukları şeyleri temin edecek şekilde yönlendiriyorlar” diyor. “Ancak burada asıl soru, bu insanları müşterilerin istedikleri şeyleri verebilecek bir noktaya taşıma fırsatı var mı?” Eğer bir müşteri herhangi bir teslimat hakkında şikayetlerini iletmek ya da Ikea’nın modüler eşya sistemlerinin nasıl monte edileceği hakkında bilgi almak istiyorsa, açıklama yapabilecek, karşısındakinin ne istediğini anlayabilecek ve -eğer fırsat çıkarsa-daha üst bir modelin satışını da yapabilecek insan çalışana yönlendiriliyor.
Billie bot’unun becerileri, yapabilecekleri arttıkça Ikea’nın da müşteri hizmetlerinde 8,500 çalışanına yeni beceriler kazandırması iki yıl sürdü. Hem fiziki olarak bulunulan sınıflarda hem de online ortamda ders alan çalışanlar Ikea’nın dijital oda planlama unsurlarının nasıl kullanılacağı hakkında doğru soruların nasıl sorulacağı konusunda uzman oldular. Ayrıca planlama oturumlarında, temel ölçümlerden, renk tercihine, psikolojik denemelere bir dizi unsurla ilgili nasıl doğru sorular sorulacağını öğrendiler. “Odada sorun olan ne?” ve “Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” gibi sorular sordular. Eğitim seansları işe yeni alınanlar için beş ya da altı hafta sürüyor. Ayrıca Ikea’nın programında çalışan memnuniyeti unsuru da var. Çalışanlar sıklıkla kendi iş yerlerindeki otomasyondan endişe duyarlar. Mercer’in Şubat 2026’da gerçekleştirdiği, global çapta 12 bin çalışan ve iş liderini kapsayan bir araştırma, çalışanların yüzde 40’ının yapay zekanın kendilerini gereksiz kılacağını düşündüğünü gösterdi; bu oran 2024’te yüzde 28’di. İngiltere, Sheffield’de uzaktan satış yapan bir merkezde çalışan Richard Richardson, Ikea Billie bot’u devreye soktuğunda işini kaybedebileceğine dair bir endişe duymadığını söyledi.
Şirketin ürün serilerinde nelerin çıktığını nelerin kaldığını öğrenmek için iki haftalık “mutfak okulu” dahil, bir dizi eğitim modüllerinden geçti ve mutfak tezgahlarını daha yakından incelemek için yakınlardaki Ikea mağazasına saha gezileri düzenledi. Kendisi, ağaç damarlarının bağlantılar boyunca nasıl hizalandığına dikkat ettiğini açıklarken, bir müşteriye atık su borusunu örtmek için Havsen lavabosunun ön tarafta çekmeceyle kapatılması gerektiğini artık anlatabildiğini söylüyor. İletişimle ilgili eğitimi de ona, hemen cevap vermeden önce müşterilerin hikayelerini kendi açılarından anlatmalarına izin vermesinin önemini öğretmiş. Bu püf noktasından hala bugün de yararlanmaya özen gösteriyor. Richardson, yapay zekanın kitaptaki “maddeleri ve şartları” çok iyi bildiğini ancak “müşteriye daha önce ne sunulduğunu” ve “sorunu çözmek için daha fazla ne yapılabileceğini” henüz belirleyemediğini açıklıyor.
Ayrıca satış yapma fırsatını da kaçırabilir: Richardson’un ekibinin başlıca amacı müşteri sorunlarını çözmek ama yine de çalışanlar kendilerini arayan müşterilere, ücretsiz sunulan bir siparişe başka şeyler eklemek isteyip istemediklerini sorabiliyorlar. Ikea’nın deneyiminde henüz cevaplanmayan bir soru ise, Billie’nin müşteri hizmeti işlerinde olduğu gibi, bu çalışanların yeni rollerine de dahil olup olmayacağıyla ilgili. Parekh gelecekte işten çıkarmalar olma ihtimalini reddetmedi ancak bu tür kesintilerin mutlaka yapay zekadan kaynaklanmayacağını, makro ekonomik faktörlerin sonucu olabileceğini söyledi. Ayrıca Ikea her ne kadar web sitesinde kısmen otomatik tasarım alet edevatı ücretsiz sunsa da, bazı müşteriler hala insan danışmanlardan tavsiye almayı (bu da ücretsiz) tercih edebiliyor. Nitekim geçen mali yılda, Ikea çalışanları uzaktan işleyen satış merkezlerinden 10 milyon müşteriye yardım sundu.
Ikea’nın devasa bir ürün kataloğu var. Ev onarımları pahalı ve evi tasarlarken de bazı nüanslara dikkat etmek gerekiyor; örneğin, bulaşık makinesini yerleştirirken, lavaboyla fırın arasında açık kapısına ayağınız takılmayacak şekilde konumlandırmalısınız. Bazı durumlarda, müşteriler bot değil bir insanın yardım etmesini istiyor. Barr altıgen tezgah üstü sorununu çözdükten sonra Helsingborg’taki merkezde sergilenen yeni tezgah üstü modellerini ambalajdan çıkarıyor; böylece satış uzmanları gerçek örneklere dokunabilecekler. (Onun favorisi, mermer efekti veren beyaz ve gri gölgelere sahip yeniden işlenmiş camdan yapılan kompozit bir mutfak tezgahı olan Lockebo.) Barr, müşterilerin bu malzemelerle yaşamanın nasıl olduğunu kendilerine anlatmaları için danışmanlara güvendiklerini söylüyor. Yemek hazırlanan tezgahta parmak izi kalıyor mu ya da kapı kolu çevrildiğinde tatmin edici bir şekilde kapanıyor mu, gibi sorulara cevap istiyorlar. Bu sorulara şimdilik Billie gibi bir bot cevap veremiyor ve ne zaman cevap vermeye hazır olacağı da belli değil.
Makyaj dünyasının gelecek 10-15 yılını etkisi altına alacakyeni trend C-Beauty!
C-Beauty trendinin güçlü markası Judydoll, Afili Brands iş birliğiyle Türkiye pazarına giriş yaptı. Yenilikçi ürünleri, dikkat çekici tasarımları ve yüksek performanslı formülleriyle öne çıkan marka Gratis mağazaları, Gratis online ve Trendyol üzerinden makyaj tutkunlarıyla buluşuyor.
Joy Grup bünyesinde 60 ülkede makyaj severler ile buluşan Judydoll, global büyüme yolculuğunu Türkiye ile sürdürürken, kişiye özel yaratıcılığı ve güzellik ürünleri ile günlük rutine keyif ve eğlence katmayı merkeze alan bir marka ruhuna sahip. Markanın Türkiye pazarındaki büyüme yolculuğunda Joy Grup’un ürün geliştirme uzmanlığı ve uluslararası deneyimi ile Afili Brands’in ise yerel pazar bilgisi, uçtan uca marka yönetimi ve operasyonel yetkinlikleri bir araya geliyor. Joy Grup, 2025 yılında 730 milyon doların üzerinde perakende satışına ulaşırken, Judydoll markası aynı yıl 430 milyon doların üzerinde global perakende satışı gerçekleştirdi. Marka, Asya pazarında satış hacmi bakımından makyaj kategorisindeki liderliğini üst üste üçüncü yılında da koruma başarısını gösterdi.
Judydoll, 300 Gratis mağazasında, Gratis Online ve Trendyol’da satışta… Judydoll, Türkiye’de Gratis ‘in 300 mağazasında, Gratis online ve Trendyol üzerinden de makyaj severler ile buluşuyor. Türkiye lansmanıyla birlikte güzellik tutkunlarının ihtiyacı olan tüm makyaj kategorilerinde ürün sunan Judydoll’un portföyünde maskara, likit eyeliner, cushion fondöten, dudak ürünleri, aydınlatıcı, kontür gibi sayısız ürün yer alıyor. Markanın pazarda muadili bulunmayan inovatif ve çok fonksiyonlu ürünleri ilk satış haftasında büyük bir beğeni yakaladı. Çil kalemi, dudak dövmesi, süper ince uçlu eyeliner’ı, mat highlighter içeren kontür paleti, metal maskarası gibi inovatif ürünleri şimdiden büyük beğeni topladı ve sosyal medyada viral oldu.
C-Beauty’nin küresel yolculuğu
C-Beauty trendinin farklı estetik anlayışı, makyaj severlerin hayatını kolaylaştıran fonksiyonel ürün inovasyonları küresel güzellik sektöründe giderek daha fazla görünürlük kazanıyor. Şanghay merkezli Joy Grup’un ürün geliştirme yaklaşımı, farklı pazarlardaki tüketici ihtiyaçlarını ve tercihlerini ürünlere yansıtmayı da kapsıyor.
İnovasyon kasları son derece güçlü olan Grup, 2025 yılında 600’ün üzerinde yeni ürün piyasaya sunarken, kendi geliştirdikleri inovasyonlarla 20 ürünün patentini aldı. Judydoll’un farklı pazarların ihriyaçlarına göre dizayn edilmiş uluslararası ürün portföyü de bu yaklaşımın bir parçası. Markanın Cushion Matte Lip Cream ürün ailesinde 50’den fazla renk seçeneği bulunurken bunların 20’den fazlası yurt dışı pazarları için geliştirildi.
“Türkiye’de uzun vadeli bir büyüme hedefliyoruz”
Joy Grup Global Pazarlar ve Perakendeden Sorumlu Genel Müdürü Luke Kong, Türkiye ziyareti kapsamında yaptığı değerlendirmede, Judydoll’un Türkiye pazarındaki büyüme hedeflerine ve Afili Brands ile gerçekleştirilen iş birliğine ilişkin görüşlerini paylaştı. Kong’a Türkiye ziyaretinde Avrupa ve Okyanus Ötesi Pazarlar Bölge Direktörü Austin Li, Judydoll Global Pazarlama Direktörü Julie Liu ve Lucinda Wan eşlik etti.
Kong, Türkiye pazarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Güzellik giderek daha küresel hâle gelirken, yerel düzeyde şekillenen bir anlam kazanıyor. Judydoll’un Gratis, Gratis online ve Trendyol gibi yaygın bir ağda satışa sunulması, markayı Türkiye’deki tüketicilerin günlük alışveriş deneyimine taşıyor. Afili ile iş birliğimiz ise Türkiye’deki faaliyetlerimizi geliştirmek için güçlü bir temel oluşturuyor. Uluslararası deneyimimizle geliştirdiğimiz ürün ve fikirleri bu pazara sunarken Türkiye’deki tüketicilerin ihtiyaçlarından ve deneyimlerinden de öğrenmeyi hedefliyoruz.”
Türkiye’de yerel operasyonlarla büyüme hedefi
Judydoll’un Türkiye’deki büyüme planında yerel pazar bilgisi, perakende deneyimi ve tedarik zinciri altyapısı öne çıkıyor. İş birliğinin uzun vadeli hedefleri arasında Türkiye’de Afili ve Judydoll iş birliği ile bir dağıtım merkezi oluşturulması da bulunuyor. Bu yapılanmayla ürün bulunabilirliğinin güçlendirilmesi ve değişen tüketici talebine daha hızlı, esnek yanıt verilmesi amaçlanıyor.
Afili Brands Yönetim Kurulu Başkanı Ahmed Özen, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Türkiye, kişisel bakım ve kozmetik kategorisinde önemli bir büyüme potansiyeli taşıyor. Ülkemizde güzellik ve kişisel bakım sektörü, 2025 yılında Batı Avrupa’yı geride bırakarak %39’luk perakende satış artışıyla olağanüstü bir büyüme sergiledi. Türkiye’de kişi başına düşen kişisel bakım ve güzellik harcaması yıllık 40 Euro seviyesine yükseldi. Aktif olarak kozmetik ve bakım ürünü kullanan hedef kitlede bu tutar neredeyse dört katına çıkıyor ve yıllık 196 Euro seviyesine ulaşıyor.
Euromonitor International’ın Mayıs 2025’te gerçekleştirdiği araştırma, güzellik tüketicilerinin artık daha bilinçli seçimler yaptığını ve bilimsel kanıtlarla desteklenen ürünlere yöneldiğini ortaya koyuyor. Son beş yılda tüketici odağının rutin odaklı alışkanlıklardan stratejik ve kişiselleştirilmiş bakıma kaydığını görüyoruz. Bu noktada Judydoll gibi inovasyon ve trend yaratma kasları güçlü, tüketici iç görülerini merkeze alarak ürün geliştirme yapan bir marka ile çalışmak bizim için stratejik bir karardı.
Türkiye’de hane bütçesinin yaklaşık %4,5’ini kişisel bakım ve kozmetik ürünlerine ayrılırken kadın tüketiciler kişisel güzellik bütçelerinin %33’ünü makyaj ürünlerine harcıyor. Dinamik ekonomik koşullara rağmen Türkiye’nin kişisel bakım kategorisinde hacim ve ciro açısından küresel ölçekte güçlü büyüme gösteren ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz.
Judydoll ile iş birliğimizde birinci önceliğimiz Türk makyaj tüketicisinin ihtiyaçlarına yanıt veren, bilinen ve sevilen bir marka olmak. Tüm bu süreçte fiyat&kalite dengesi odağımızı korumak bizim için kritik. Hedefimiz, rekabetin hayli yoğun olduğu, yerel ve global güçlü rakiplerin olduğu bu pazarda 2027 yılı sonunda 5% ‘in üzerinde bir pazar payına ulaşmak. Devamında 3 yıllık projeksiyonda ise yeni eklenecek mağazalar ve kanalların da etkisi ile istikrarlı şekilde pazarın üzerinde büyüme kaydederek, pazarın en değerli ilk 5 markası arasında kalıcı olarak yer edinmek.”
Afili Brands olarak tüketiciyi ve marka DNA’sını merkeze alan yeni nesil distribütörlük modelimizle operasyonel verimliliği artırırken, pazarlama ve iletişim yönetimiyle markaların tüketiciler tarafından benimsenmesine ve sürdürülebilir büyümesine katkı sağlıyoruz. Joy Grup ve Judydoll ile gerçekleştirdiğimiz iş birliğinin, Türkiye’deki tüketicilerin beklentilerine yanıt veren yenilikçi ürünleri daha geniş kitlelerle buluşturacağına inanıyoruz.
Joy Grup Hakkında 2016 yılında kurulan ve merkezi Şanghay’da bulunan Joy Grup ve Judydoll gibi markaları bünyesinde barındıran, global ölçekte faaliyet gösteren çok markalı bir güzellik grubudur. Yenilikçi ürün geliştirme ve güçlü marka yönetimi yaklaşımıyla güzellik sektöründe büyümesini sürdüren Joy Grup, Judydoll’un global başarısının arkasındaki güçlü yapı olarak markanın uluslararası pazarlardaki büyümesini desteklemektedir.
Afili Brands Hakkında Uluslararası e-ticaret alanındaki deneyimiyle temelleri atılan Afili Brands, veri odaklı marka yönetimi ve çok kanallı ticaret yaklaşımıyla tüketici markaları yaratan, yöneten ve büyüten yeni nesil bir marka yönetimi ve ticaret şirketidir. 2010 yılında uluslararası e-ticaret hizmetleriyle başlayan yolculuğu kapsamında 16 yıllık deneyime sahip olan şirket; e-ticaret, dağıtım, pazaryeri operasyonları ve pazarlama alanlarındaki uzmanlığıyla global markaların Türkiye pazarına giriş ve büyüme süreçlerine destek vererek sürdürülebilir büyümelerine katkı sağlamaktadır.
LogD tarafından beşinci kez düzenlenen Sustainable Retail Summit, İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde perakende sektörünün yöneticilerini ve farklı alanlardan temsilcileri bir araya getirdi. “The Era of Real Change” temalı zirvede, sürdürülebilirliğin iş modellerine nasıl yansıtılacağı ve dönüşüm için atılabilecek somut adımlar ele alındı.
İSTANBUL, 14 Ekim 2026 – LogD’nin düzenlediği beşinci Sürdürülebilir Perakende Zirvesi (Sustainable Retail Summit), Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleştirildi. İş dünyasının sürdürülebilir dönüşümüne katkı sunmak, iyi uygulamaları paylaşmak ve ortak çözümler geliştirmek amacıyla düzenlenen zirvede, “The Era of Real Change” teması CEO oturumları ve farklı alanlardan konuşmacıların katıldığı panellerle ele alındı.
Nazlı Bolak’ın sunuculuğunu, Harvard Business Review Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turan’ın moderatörlüğünü üstlendiği zirvede perakende, lojistik ve girişimcilik alanlarından yöneticiler ile sivil toplum ve sanat dünyasından temsilciler buluştu.
Seyhan Gülhan: “Gerçek değişim, bir hedef koymakla değil; o hedef için atılan ilk adımla başlar”
Zirvenin açılış konuşmasını yapan LogD ve Sustainable Retail Summit Kurucusu Seyhan Gülhan, sürdürülebilirliğin maliyet, verimlilik, toplumsal fayda ve çevrenin korunmasını birlikte gözeten bütünsel bir yaklaşım gerektirdiğini belirtti. Zirvenin kuruluş amacının iş dünyasının değişime uyumuna katkı sunmak ve birlikte çözüm üretmek olduğunu ifade eden Gülhan, şu değerlendirmede bulundu:
“Gerçek değişim, bir hedef koymakla değil; o hedef için atılan ilk adımla başlar. Bugün burada konuşulacakların, hepimiz için o adımlara ilham olmasını diliyorum.”
Hulusi Acar’dan sürdürülebilirlik ve maliyet vurgusu
MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar, sürdürülebilirliği iklim, atık yönetimi, döngüsel ekonomi ve toplumsal sorumluluk boyutlarıyla ele aldı. İklim ve atıklara yönelik 2030 planlarına değinen Acar, LogD iş birliğini örnek göstererek çevresel fayda ile maliyetlerin birlikte gözetilebileceğini belirtti ve şunları söyledi:
“Eğer araştırırsanız, iyi bir iş ortaklığı yaparsanız, maliyetlerinizi de düşürerek gönlünüz daha ferah bir şirkette çalışabilirsiniz.”
Koton’un sürdürülebilirlik çalışmalarında LogD iş birliği
Koton CEO’su Dr. A. Bülent Sabuncu, “Yaşama Saygı Manifestosu” çerçevesinde yürüttükleri çalışmalarda Better Cotton kullanımını desteklediklerini ve daha az su tüketen üreticilerle iş birliğine önem verdiklerini belirtti. LogD ile iş birliğini de sürdürülebilirlik yaklaşımlarının örnekleri arasında gösteren Sabuncu, tedarikçilerini ve müşterilerini sürece dahil ederek bu çalışmaların etki alanını genişletmeye çalıştıklarını ifade etti.
Sürdürülebilirliğin toplumsal boyutuna da dikkat çeken Sabuncu, kadınların istihdama ve ekonomiye katılımını desteklediklerini vurgulayarak şirket çalışanlarının yüzde 74’ünün, yöneticilerinin ise yüzde 50’den fazlasının kadın olduğunu aktardı.
Mete Yurddaş’tan sürdürülebilir enerji ve fırsat eşitliği vurgusu
Watsons Türkiye ve GCC Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş, sürdürülebilir enerji kullanımını, emisyon azaltımını ve kadınlara fırsat eşitliğini dönüşüm yaklaşımlarının temel başlıkları olarak ele aldı. Emisyon hedeflerinin performans göstergelerine dahil edilmesinin şirkette önemli bir değişim yarattığını belirten Yurddaş, şunları söyledi:
“Mağazalarımızın enerjisinin yüzde 100’ünü sürdürülebilir enerjiden sağlıyoruz. Kendi performans göstergelerim arasında Scope 1 ve Scope 2 emisyonlarını düşürmek de var. Fırsat eşitliği açısından kadınların tüm görev ve yönetim kademelerindeki temsilini değerlendirmek gerekiyor.”
Pınar Akçam: Sürdürülebilir üretim, müşteri sadakati ve rekabet avantajı
L’Occitane Türkiye Genel Müdürü Pınar Akçam, sürdürülebilirlik yaklaşımlarının farklılaşmaya ve rekabet gücüne etkisini şöyle anlattı:
“Bu yaklaşımlarımızın rekabet gücüne etkisini çok net görüyoruz. L’Occitane’da içeriklerimiz doğadan geliyor, ancak bu içerikleri alırken hep aynı doğadan almaya özen gösteriyoruz. Burkina Faso’dan temin ettiğimiz shea yağı için 1980’den beri aynı bölgedeki üreticilerle çalışıyoruz. Bu sistem, 6 bin kadının eğitim almasına ve ekonomik özgürlüğüne kavuşmasına katkı sağlıyor. Korsika’da da 2004’ten beri aynı çiftçilerden içerik alıyoruz. Üreticilerle kurduğumuz uzun vadeli bağ, ürün kalitesinde süreklilik sağlıyor. Tüketici, yıllardır kullandığı ürünü aynı kalitede bulacağını bilerek bize güveniyor. Sürdürülebilir üretim anlayışımız, müşteri sadakatini güçlendirirken rekabette de bize avantaj sağlıyor.”
Volkan Narcı: Denizlerin korunmasında ortak sorumluluk
Deniz Yaşamını Koruma Derneği (DYKD) Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, denizlerin ortak yaşam alanı olduğunu vurgulayarak iş dünyasını çözümün parçası olmaya çağırdı. Mavi Atlas uygulaması üzerinden vatandaş bilimi çalışmalarını anlatan Narcı, şunları söyledi:
“Binlerce insanın bir bölgedeki biyoçeşitlilikle ilgili verisini alabiliyoruz ve bu veriyle gidip politika üretebiliyoruz.”
Farklı sektörlerden ve kuşaklardan temsilciler aynı programda buluştu
Programda CEO oturumlarının yanı sıra “İş Dünyası ve Deniz”, “II. Nesilde Sürdürülebilirlik”, “Yatırım ve Girişim”, “Başarı Hikâyeleri” ve “Sanat ve Toplum” oturumları yer aldı.
Zirvenin konuşmacıları arasında Watsons Türkiye ve GCC Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş, L’Occitane Türkiye Genel Müdürü Pınar Akçam ve KOM CEO’su Şerafettin Sırmalı da yer aldı. İkinci neslin sürdürülebilirliğe bakışını ele alan oturuma Derimod Başkan Yardımcısı Ali Zaim, Sarar Yönetim Kurulu Üyesi Sara Sarar ve Karaca Yönetim Kurulu Üyesi Emre Karaca katıldı. Deniz Yaşamını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, Primer Project Sürdürülebilirlik ve Marka danışmanı Ömür Kula, Meltem Özbek Moda Tasarım Marka Kurucusu ve Kreatif Direktör ve İyi ki Vakfı Kurucusu Füsun Kuran ise iş dünyasının deniz, sanat ve toplumla ilişkisini ele alan oturumlarda yer aldı.
Zirvede markalar, gerçek dönüşüme yönelik hedeflerini ve sürdürülebilirliği iş modellerine taşıma yaklaşımlarını paylaştı. Konuşmacılar, çevresel etkiyi azaltma, kaynak verimliliği ve toplumsal fayda alanlarında yürüttükleri çalışmalardan örnekler sundu.
Ekim ayı boyunca kadınları bedenlerini tanımaya, sağlık kontrollerini aksatmamaya ve kendilerine iyi bakmaya davet eden Yeni İnci, doğru sütyen seçimi ve protez sütyen seçenekleriyle farklı ihtiyaçlara dikkat çekiyor.
60 yılı aşkın süredir kadınların iç giyim tercihlerinde yer alan Yeni İnci, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken teşhisin ve düzenli sağlık kontrollerinin önemini hatırlatıyor. Kadınları bedenlerindeki değişimleri takip etmeye ve sağlıklarını önceliklendirmeye davet eden marka, günlük yaşamda konfor sağlayan iç giyim tercihlerine ve meme kanseri tedavisi sonrasında ortaya çıkabilen farklı ihtiyaçlara dikkat çekiyor.
Sağlıklı bir yaşamın temelinde dengeli beslenme, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve stresin yönetilmesi gibi alışkanlıklar bulunuyor. Meme kanserinin nedenleri ise çok sayıda biyolojik ve çevresel faktörün etkileşimiyle ilişkili olabiliyor. Sütyen kullanımı, kumaş türü veya çamaşır deterjanı ile meme kanseri arasında bilimsel olarak kanıtlanmış bir neden-sonuç ilişkisi bulunmuyor. Bununla birlikte, ciltle gün boyu temas eden iç giyim ürünlerinde kumaşın yapısı, beden uyumu ve kullanım konforu, günlük yaşam kalitesi açısından önem taşıyor.
Doğru sütyen seçimi günlük konforu destekliyor
Sütyen seçiminde beden ölçülerine uygunluk, hareket özgürlüğü ve rahatlık ön plana çıkıyor. Göğüs çevresini sıkmayan, omuzlarda baskı oluşturmayan ve göğüsleri uygun şekilde kavrayan modeller, gün boyu konforlu bir kullanım sunuyor. Vücut ölçüleri zaman içinde değişebildiğinden, sütyen bedenini ve modelini ihtiyaçlara göre yeniden değerlendirmek de önem taşıyor.
Yeni İnci, farklı kesim ve tasarımlara sahip sütyen seçenekleriyle kadınların kişisel tercihlerine ve günlük ihtiyaçlarına yönelik alternatifler sunuyor. Pamuklu ve dikişsiz modeller de yumuşak doku ve rahat kullanım arayan kadınlar için seçenekler arasında yer alıyor.
Protez sütyenlerle farklı ihtiyaçlara yönelik destek
Meme kanseri tedavisi kapsamında meme ameliyatı geçiren kadınların ihtiyaçları da farkındalık çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Ameliyat sonrasında fiziksel konforun yanı sıra kişinin kendini rahat hissetmesi ve günlük yaşamına uyum sağlaması da önem kazanıyor.
Yeni İnci, meme protezi kullanan kadınların ihtiyaçlarına yönelik protez sütyen seçenekleriyle bu süreçte alternatif bir çözüm sunuyor. Protezin yerleştirilmesine uygun cepli tasarımlar, protezin sütyen içinde sabit kalmasına ve kıyafet altında daha dengeli bir görünüm elde edilmesine yardımcı olabiliyor. Model seçiminde beden uyumunun, kumaşın yumuşaklığının ve kullanım rahatlığının yanı sıra ameliyat bölgesinin hassasiyeti de dikkate alınmalı. Ameliyat sonrasında sütyen ve protez kullanımına ne zaman başlanacağı konusunda ise sağlık ekibinin önerileri doğrultusunda hareket edilmesi gerekiyor.
Yeni İnci Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Pınar Göktürk, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında şu değerlendirmede bulunuyor: “Bir iç giyim markası olarak kadınların kendilerini rahat, güvende ve iyi hissetmelerini önemsiyoruz. Meme Kanseri Farkındalık Ayı vesilesiyle kadınların bedenlerini tanımalarının, düzenli sağlık kontrollerini aksatmamalarının ve doğru bilgiye ulaşmalarının önemini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Protez sütyen seçeneklerimizle de meme ameliyatı sonrasında farklı ihtiyaçları olan kadınlara alternatifler sunmayı amaçlıyoruz.”
Yeni İnci’nin farklı sütyen modellerini ve protez sütyen seçeneklerini incelemek için yeniinci.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
MANGO‘nun mevcut Online Operasyonlar ve Müşteri İlişkileri Direktörü ve İcra Kurulu üyesi Marlies Hersbach, Ocak 2027’den itibaren Toni Ruiz’e doğrudan bağlı olarak İnsan Kaynakları Direktörlüğü görevini üstlenecek. Uluslararası iş dünyasında güçlü ve saygın bir kariyer geçmişine sahip olan Hollanda kökenli Hersbach, 2020 yılında MANGO’ya katılmasından bu yana şirketin farklı pazarlarında çeşitli görevler üstlenerek şirket çalışanları ve kurum kültürü hakkında derinlemesine bilgi ve deneyim kazanmıştır. MANGO’nun mevcut İnsan Kaynakları Direktörü David Payeras, şirketteki beş yılı aşkın başarılı kariyerinin ardından Ocak 2027 itibarıyla kariyerinde yeni bir sayfa açacak ve görev devri önümüzdeki aylarda kademeli olarak gerçekleştirilecek.
Moda dünyasının uluslararası liderlerinden MANGO, mevcut Online Operasyonlar ve Müşteri İlişkileri Direktörü Marlies Hersbach’ın, Ocak 2027 itibarıyla David Payeras’ın yerine İnsan Kaynakları Direktörlüğü görevini üstleneceğini duyurdu.
Yeni atamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan MANGO Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Toni Ruiz, “Marlies’in İnsan Kaynakları Direktörlüğü görevine atanması, MANGO’nun kültürünü ve değerlerini iş stratejimiz ve gerçeklerimizle daha da uyumlu hale getirme hedefimizin yanı sıra, şirketimizin küreselleşmesine olan inancımızı da yansıtıyor. Bu atama aynı zamanda şirket içindeki yetenekleri destekleme ve üst yönetimde kadın liderliğini güçlendirme konusundaki kararlılığımızın da bir göstergesi.” dedi.
Hersbach, Kiabi ve Pimkie gibi moda sektöründeki şirketlerde edindiği deneyimlerle güçlü bir uluslararası kariyere sahip.
MANGO’nun iş yapısı ve kurum kültürünü de yakından tanıyan Hersbach, 2020 yılında Uluslararası Perakende Direktörü olarak şirkete katıldı. 2024 yılında E-ticaret İcra Direktörü görevini üstlendikten sonra, Temmuz 2025’te Online Operasyonlar ve Müşteri İlişkileri Direktörlüğü görevine terfi ederek Katalonya merkezli uluslararası şirketin İcra Kurulu’na katıldı.
Yeni göreviyle ilgili konuşan Marlies Hersbach, “İnsan Kaynakları Direktörlüğü görevini üstlenmek, benim için heyecanla karşıladığım yeni bir meydan okuma. MANGO’daki kariyerim boyunca asıl farkı yaratanın çalışanlarımız, ekiplerimiz ve kurum kültürümüz olduğunu bizzat deneyimledim. Hedefim, yetenekleri geliştiren, iş birliğini teşvik eden ve çalışanların ve işimizin birlikte büyümesini sağlayacak koşulları yaratan bir organizasyonu desteklemeye devam ederek MANGO’nun büyümesine ve dönüşümüne eşlik etmektir.” dedi.
Öte yandan, mevcut İnsan Kaynakları Direktörü David Payeras, yıl sonunda yeni mesleki projelere yönelerek kariyerinde yeni bir yolculuğa çıkacak. 2021 yılında MANGO’ya katılmasından bu yana İnsan Kaynakları alanının gelişiminde önemli bir rol üstlenen Payeras, çalışanları merkeze alan yaklaşımıyla şirketin cirosunu neredeyse ikiye katladığı ve çalışan sayısını 13.000’den 18.000’in üzerine çıkardığı kapsamlı büyüme ve organizasyonel dönüşüm sürecine katkıda bulundu.
MANGO, David Payeras’a şirketteki görev süresi boyunca gösterdiği özveri, stratejik vizyonu ve organizasyonel dönüşüm ve yetenek gelişimine sağladığı olağanüstü katkılarından dolayı teşekkürlerini sundu. Payeras’ın çalışmaları, şirketin uluslararası genişleme sürecini desteklemede ve geleceğin MANGO’sunun temellerini atmada önemli bir rol oynadı. Bu başarılar, Top Employer 2026 ünvanının kazanılması ve MANGO’nun Financial Times ve Forbes’un prestijli sıralamalarında çalışılacak en iyi şirketler arasında yer alması gibi uluslararası ödüllerle de tescillendi.
Sorunsuz bir geçiş süreci sağlamak ve devam eden projelerin sürekliliğini korumak amacıyla David, önümüzdeki aylarda Marlies ile yakın iş birliği içinde çalışarak görev devrini yönetecek.
Yapay zekâ, dijital içerikler ve ekonomik belirsizlikler tüketici davranışlarını dönüştürürken, moda sektöründe yeni bir eğilim öne çıkıyor: özgünlük. Trend tahmin ve strateji ajansı L’Agence Pulse’ın kurucusu Eric Miternique’e göre 2027’de tüketiciler, kusursuz görünen dijital deneyimlerden çok gerçeklik, insani bağ ve duygusal karşılık sunan markalara yönelecek.
İnsan dokunuşunu yeniden öne çıkarmak, topluluk ve aidiyet duygusunu güçlendirmek, alışverişte neşe ve iyimserliğe alan açmak.
Dijital Kusursuzluğa Karşı İnsan Dokunuşu
Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin yaygınlaşması, el işçiliği, dokunsal deneyimler ve ürünün arkasındaki insan emeğini daha değerli hâle getiriyor. Markaların yalnızca bitmiş ürünü değil, üretim sürecini, tasarımcıları ve zanaatkârları da görünür kılması önem kazanıyor. Gerçek bedenlerin, doğal görüntülerin ve kusursuz olmayan detayların iletişimde daha fazla yer bulması da bu yaklaşımın bir parçası.
VML’nin The Future 100: 2026 raporuna göre tüketicilerin yüzde 80’i alışveriş sırasında bir insanla konuşmayı tercih ediyor; yüzde 87’si ise insanlar arasında bağ kuran deneyimlere değer veriyor. Bu veriler, dijitalleşmenin müşteri deneyiminde tek başına yeterli olmadığını düşündürüyor. Fiziksel mağazalarda erişilebilir satış danışmanları, kişisel hizmet ve ürünün hikâyesini anlatan deneyimler, markayla kurulan ilişkiyi güçlendirebilir.
Mağazalar Satış Noktasından Topluluk Alanına Dönüşüyor
Özgünlük arayışının ikinci boyutu, tüketicilerin kendilerini bir topluluğa ait hissetme ihtiyacı. Moda markaları için bu, yalnızca ürün satmanın ötesine geçerek ortak ilgi alanları etrafında insanları bir araya getirmek anlamına geliyor. Koşu kulüpleri, dikiş atölyeleri, kıyafet takas etkinlikleri ve müşterilerin ürün tasarımına katılabildiği uygulamalar, bu yaklaşımın örnekleri arasında yer alıyor.
Bu model, fiziksel mağazaların rolünü de yeniden tanımlıyor. Mağaza, ürünlerin sergilendiği bir alan olmanın yanı sıra deneyimlerin paylaşıldığı ve marka topluluğunun oluştuğu bir buluşma noktasına dönüşebiliyor. Sadakat programlarında yalnızca harcama tutarını değil, etkinliklere katılımı ve tekrar gelen ziyaretçileri de dikkate almak, müşteri ilişkisini daha uzun vadeli bir zemine taşıyabilir.
Alışverişte Neşe de Bir Değer Önerisi
Üçüncü eğilim, ekonomik ve toplumsal belirsizlikler karşısında tüketicilerin küçük mutluluklar araması. Criteo verilerine göre tüketicilerin yüzde 54’ü online alışveriş sırasında neşe hissetmek istiyor. Moda markaları açısından renkli tasarımlar, eğlenceli baskılar, dikkat çekici ambalajlar ve bütçeyi zorlamayan küçük ürünler bu beklentiye yanıt verebilir.
Burada amaç, fiyat ve kaliteyi geri plana atmak değil; alışveriş deneyimine duygusal bir değer de eklemek. Özellikle büyük harcamaların ertelendiği dönemlerde küçük aksesuarlar veya uygun fiyatlı ürünler, tüketicilerin kendilerini iyi hissetmek için tercih ettiği seçeneklere dönüşebilir. Mağaza atmosferi, vitrin tasarımı ve iletişim dili de bu deneyimin parçası hâline gelir.
Türkiye’deki Moda Perakendecileri İçin Çıkarımlar
Bu eğilimler, Türkiye’deki moda markaları açısından da değerlendirilebilir. Dijital kanallarda yoğunlaşan rekabet içinde yalnızca ürün çeşitliliği ve kampanyalarla farklılaşmak zorlaşırken, markanın üretim hikâyesini anlatması, mağaza deneyimini güçlendirmesi ve müşterileri ortak etkinlikler etrafında buluşturması yeni fırsatlar yaratabilir.
Ancak özgünlük, yalnızca iletişimde kullanılan bir söylem olarak ele alınmamalı. Markanın üretim süreci, müşteri hizmetleri ve tüketiciyle kurduğu ilişki arasında tutarlılık bulunması gerekiyor. Yapay zekâdan yararlanan markalar için de teknolojiyi gizlemek yerine nerede ve nasıl kullandığını açıkça belirtmek, güven ilişkisini destekleyebilir.
2027’ye yönelik bu öngörü, moda perakendesinde rekabetin yalnızca ürün ve fiyat üzerinden yürümeyeceğine işaret ediyor. Tüketicinin markayla kurduğu duygusal bağ, insan emeğinin görünürlüğü ve topluluk hissi, fiziksel ve dijital deneyimlerin tasarımında daha belirleyici hâle gelebilir.
Amazon, 2025 yılında Almanya’daki online perakende satışlarının yüzde 63’ünü kontrol ederek pazardaki liderliğini korudu. IFH Köln ve General Evidence araştırmasına göre şirketin Almanya’daki ticaret hacmi 69,1 milyar avroya ulaştı. Ancak Temu ve Shein gibi Asya merkezli platformların büyümesi, e-ticaret pazarındaki rekabetin giderek farklılaştığına işaret ediyor.
Amazon’un Gücü Yalnızca Satış Hacminden Gelmiyor
Almanya’daki online alışveriş yapanların yüzde 97’si Amazon’dan alışveriş yapıyor. Tüketicilerin yaklaşık yüzde 59’u Prime üyeliğine sahipken yüzde 39’u yoğun Amazon kullanıcıları arasında yer alıyor. Bu veriler, platformun yalnızca geniş bir müşteri kitlesine ulaşmadığını, aynı zamanda tüketicilerin alışveriş rutinlerinin de önemli bir parçası hâline geldiğini gösteriyor.
Amazon’un gücü, kendi satışlarının ötesine uzanan iş modelinden de kaynaklanıyor. 2025 yılında Almanya’daki Amazon satışlarının yüzde 46,1’i üçüncü taraf satıcılar üzerinden gerçekleşti. Böylece platform, kendi ürünlerini satan bir perakendecinin yanı sıra farklı ölçeklerdeki işletmelerin tüketiciye ulaşmasını sağlayan bir pazaryeri olarak da konumunu güçlendirdi.
Araştırmaya göre Amazon, ürün arama, fiyat karşılaştırma ve kampanya keşfi gibi davranışlar üzerinden kendi platformu dışındaki alışverişleri de etkiliyor. Bu durum, dijital perakendede rekabetin yalnızca satış yapılan kanalla değil, tüketicinin satın alma kararını şekillendiren temas noktalarıyla da ilgili olduğunu ortaya koyuyor.
Temu ve Shein Rekabetin Kurallarını Değiştiriyor
Amazon büyümeyi sürdürürken rakip platformlar da pazardan pay almaya çalışıyor. Araştırmaya göre Otto ve Zalando’nun toplam ticaret hacmi bir yılda yaklaşık 1,4 milyar avro artarken Temu ve Shein’in toplam artışı yaklaşık 1 milyar avro oldu. Amazon ise aynı dönemde ticaret hacmini 3,2 milyar avro artırdı. Dolayısıyla rakiplerin yükselişi, Amazon’un liderliğini ortadan kaldırmaktan çok büyümenin farklı oyuncular arasında paylaşılmaya başladığını gösteriyor.
Tüketici davranışlarında da bu değişimin işaretleri görülüyor. Araştırmaya katılan her sekiz tüketiciden biri, bazı alışverişlerini Temu, Shein veya AliExpress gibi platformlara kaydırdığını belirtiyor. Düşük fiyatlar bu platformların çekim gücünü artırırken Amazon ürün çeşitliliği, sipariş kolaylığı ve teslimat hızı gibi alanlardaki avantajlarını koruyor.
Önümüzdeki dönemde gıda ve hızlı tüketim ürünleri de Amazon için önemli bir büyüme alanı olabilir. Bu kategorilerde online alışverişin yaygınlaşması, düzenli satın alma alışkanlıklarıyla birleştiğinde platformun tüketicinin günlük alışveriş rutinindeki rolünü daha da artırabilir.
Türkiye’deki Perakendeciler İçin Ne Anlama Geliyor?
Almanya örneği, pazaryeri modelinin perakende üzerindeki etkisini anlamak açısından önemli. Türkiye’de de markalar için dijital kanallarda bulunmak tek başına yeterli değil; hangi platformda, hangi ürünlerle ve nasıl bir müşteri deneyimiyle yer alındığı giderek daha belirleyici hâle geliyor.
Pazaryerleri markalara geniş kitlelere erişim sağlayabilirken fiyat karşılaştırmasını kolaylaştırıyor ve rekabeti yoğunlaştırıyor. Bu ortamda sürdürülebilir büyüme için yalnızca satış hacmine odaklanmak yerine kârlılık, müşteri sadakati, ürün farklılaşması ve doğrudan müşteri ilişkileri birlikte ele alınmalı. Platformların sunduğu erişim avantajı, markanın kendi müşteri verisini ve uzun vadeli ilişkilerini geliştirme ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Amazon’un Almanya’daki konumu, dijital perakendede ölçeğin ne kadar güçlü bir avantaj sağlayabildiğini gösteriyor. Temu ve Shein’in yükselişi ise liderliğin kalıcı görünmesinin rekabet baskısını ortadan kaldırmadığını hatırlatıyor. Markalar için temel mesele, doğru satış kanalını seçmenin ötesinde, platformların sağladığı erişimi kârlı ve kalıcı müşteri ilişkilerine dönüştürebilmek.
Bilim Kadınları İçin Programı, kadın bilim insanlarının araştırmalarını sürdürmelerine ve çalışmalarını daha geniş kitlelerle buluşturmalarına destek oluyor. Türkiye’de bugüne kadar programdan destek alan bilim kadınlarının 100’den fazlası, akademik çalışmalarını bugün profesör veya doçent olarak sürdürüyor. L’Oréal Türkiye ise programın uygulandığı ülkeler arasında en fazla katkı sunan ilk beş ülke arasında yer alıyor.
L’Oréal Vakfı ile UNESCO iş birliğinde 28 yıl önce küresel ölçekte başlatılan program, bugüne kadar dünya genelinde 5 binden fazla kadın bilim insanını destekledi. Uluslararası Mükemmellik Ödülü’ne layık görülen 142 bilim insanından 7’si daha sonra Nobel Ödülü kazandı.
L’Oréal Türkiye, 40. yılında EndoTürkiye iş birliğiyle Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı’nın hayata geçirilmesine katkı sağladı. Kamuya açık platform, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ile endometriozis araştırmacılarının yanı sıra beslenme, fizyoterapi, psikoloji, psikiyatri, radyoloji, moleküler biyoloji, genetik ve biyomedikal mühendisliği alanlarından uzmanları ve araştırmacıları bir araya getirmeyi hedefliyor. Kadın sağlığı konusunda güvenilir bilgi arayan herkes bilimsel çalışmalara ve uzman görüşlerine de buradan ulaşabilecek.
Kadın sağlığı araştırmalarına ayrılan sınırlı kaynak, bu alandaki ihtiyacın boyutunu gösteriyor. ABD Ulusal Bilimler, Mühendislik ve Tıp Akademilerinin analizine göre, ABD Ulusal Sağlık Enstitülerinin 2013–2023 dönemindeki araştırma hibelerinin yalnızca yüzde 8,8’i kadın sağlığı araştırmalarına ayrıldı. Enstitülerinin toplam bütçesi artarken kadın sağlığı araştırmalarının araştırma hibeleri içindeki payı daha da geriledi.
Endometriozis hastalığı kadın sağlığında daha fazla araştırma ve bilgi paylaşımına neden ihtiyaç duyulduğunu gösteren örneklerden biri. Dünya genelinde yaklaşık 190 milyon kadını etkileyen hastalıkta tanıya ulaşmak yıllar sürebiliyor. Türkiye’de 15 binden fazla kadının katıldığı araştırmaya göre, endometriozis tanısı alan kadınlar teşhise ulaşana kadar ortalama dört farklı hekime başvuruyor, ilk hastane başvurusuyla tanı arasında yaklaşık dört yıl geçiyor. Katılımcıların yüzde 63’ü ağrılarına ve belirtilerine inanılmadığını, yaklaşık yüzde 78’i ise tedavi masrafları nedeniyle ekonomik güçlük yaşadığını belirtiyor. Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı, bu tür ihtiyaçları görünür kılmak, uzmanlar arasında bilgi paylaşımını güçlendirmek ve farklı disiplinlerden araştırmacıların birlikte çalışmasına alan açmak amacıyla hayata geçirildi.
L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, “L’Oréal, 117 yıl önce bir bilim insanının geliştirdiği yenilikle doğdu. Bugün araştırma ve geliştirmeye her yıl yaklaşık 1 milyar avro yatırım yapıyor, dünya genelindeki araştırma merkezlerimizde 4 binden fazla bilim insanıyla çalışıyoruz. Bilim, var oluşumuzun temelidir. Ancak dünyada her üç araştırmacıdan yalnızca biri kadın. Bilimin bütün potansiyeline ulaşması için kadınların bu yolculuğa eşit biçimde katılması gerekiyor. Türkiye’de 24 yıldır sürdürdüğümüz Bilim Kadınları İçin Programı’yla bugüne kadar 132 bilim kadınına destek verdik. Çalışmalarının görünür olması, bilime ilgi duyan genç kızlara da bu yolculuğun mümkün olduğunu gösteriyor” dedi.
“Kadın sağlığında araştırma ve bilgi paylaşımını güçlendireceğiz”
L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü ve Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu, “Bilim Kadınları İçin Programı’nı 24 yıldır sürdürürken desteğimizi her yıl nasıl daha ileri taşıyabileceğimize, bilim kadınları için nasıl yeni imkânlar yaratabileceğimize odaklandık. Türkiye’deki 40. yılımızda da bu yaklaşımı yeni bir iş birliğiyle ileri taşıyoruz. EndoTürkiye iş birliğiyle desteklediğimiz Kadın Sağlığı Araştırmaları Ağı’nın yeterince araştırılmayan kadın sağlığı sorunlarını ve karşılanmamış ihtiyaçları görünür kılmayı, farklı disiplinlerin birlikte çalışmasını ve bilimsel bilginin daha hızlı paylaşılmasını hedefliyoruz. Uzun vadede daha erken tanıya, daha etkili yaklaşımlara ve kadınların yaşam kalitesini iyileştirecek çözümlere katkı sunmak istiyoruz. Bu yıl desteklediğimiz dört bilim kadını başta olmak üzere tüm bursiyerlerimizi ve kadın sağlığına farklı alanlardan katkı sunan araştırmacıları bu ortak çabanın bir parçası olmaya davet ediyorum.” dedi.
ALS hastalığındaki zararlı protein birikimine karşı yeni ilaç adaylarının geliştirilmesi
Doç. Dr. Belgin Sever, Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya (İlaç Kimyası) Anabilim Dalı ALS, kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin zamanla zarar gördüğü ve tedavi seçenekleri oldukça sınırlı olan ilerleyici bir hastalık. Projede, ALS’nin bazı türlerinde hücre içinde birikerek sinir hücrelerine zarar veren mutant SOD1 proteinini hedefleyen yeni ilaç adayı moleküller geliştirilecek. Tasarlanan moleküller önce bilgisayar ortamında taranacak; en umut verici adaylar laboratuvarda üretilecek ve ALS hücre modellerinde test edilecek. Çalışma, sinir hücrelerini koruyabilecek ve hastalığa yol açan süreçleri baskılayabilecek yeni tedavilere bilimsel temel oluşturmayı amaçlıyor.
Yenilenebilir enerji depolaması için uzun ömürlü çinko-hava pillerine yeni anot tasarımı
Doç. Dr. Çiğdem Toparlı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Güneş ve rüzgâr enerjisinden kesintisiz yararlanabilmek için, üretilen kullanım fazlası elektriğin güvenle depolanması gerekiyor. Proje, yenilenebilir enerji santrallerinde kullanılabilecek su bazlı ve yanıcı olmayan çinko-hava pillerini daha uzun ömürlü ve verimli hâle getirmeyi amaçlıyor. Bunun için pilin enerjiyi depolayan çinko bölümü, kullanım sırasında oluşan aşınmayı ve pil ömrünü kısaltan düzensiz birikimleri azaltacak şekilde yeniden tasarlanacak. Çalışma, daha erişilebilir hammaddelere dayanan güvenli ve sürdürülebilir enerji depolama teknolojilerinin geliştirilmesine ve dışa bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak.
UV ışıkla aktifleştirilen kâğıt tabanlı tanı ve analiz sistemlerinin geliştirilmesi
Doç. Dr. Tuğçe Nihal Gevrek Civan, Gebze Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü Proje, düşük maliyetli filtre kâğıdını taşınabilir bir test platformuna dönüştürmeyi hedefliyor. Kâğıdın yüzeyi özel bir polimer tabakayla kaplandıktan sonra ultraviyole (UV) ışıkla yalnızca seçilen bölgeler aktif hâle getirilecek ve enzimlerin bu bölgelere seçici olarak bağlanması sağlanacak. Böylece kâğıdın yalnızca istenen bölgelerine biyolojik işlev kazandırılabilecek. Bu yaklaşım, gelecekte aynı platformun farklı bölgelerine farklı biyolojik işlevler kazandırılmasının ve böylece aynı anda farklı analizlerin yapılmasının da önünü açabilecek. Teknolojinin, biyosensörler ile çevresel analiz ve gıda güvenliği gibi farklı alanlarda kullanılabilecek düşük maliyetli ve taşınabilir sistemlerin geliştirilmesine temel oluşturması hedefleniyor.
Genetik düzeyde dişin kendi kendini yenilemesinin araştırılması
Prof. Dr. Zeliha Uğur Aydın, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Derin çürük veya travma sonrasında aynı tedavi uygulansa bile bazı dişler kendini onarabilirken bazılarında iltihap devam edebiliyor. Proje, bu farklılığın nedenlerini dişin içindeki canlı dokunun iyileşme sürecine odaklanarak araştırıyor. Çalışmada, dişin canlı dokusunda bulunan fibroblast adı verilen destek hücrelerinin, iltihap ve oksijen azlığı koşullarında kök hücrelerin onarım kapasitesini nasıl etkilediği incelenecek. CRISPRi yöntemiyle belirli genlerin çalışması geçici olarak durdurularak iyileşmede hangi biyolojik mekanizmaların belirleyici olduğu ortaya çıkarılacak. Elde edilecek bulguların, gelecekte dişin canlı dokusunu koruyan ve kendi kendini onarma kapasitesini destekleyen daha etkili tedavilerin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.