Ana Sayfa Blog

MR.DIY, Çocuklara KidZania’da Eğlenceli Bir Mağazacılık Deneyimi Sunuyor

Çocukların farklı meslekleri deneyimleyerek keşfettiği KidZania İstanbul’da yerini alan MR.DIY, mağaza operasyonlarını gerçekçi ve interaktif bir deneyime dönüştürüyor. Çocuklar, stok yönetiminden vitrin düzenine, sipariş takibinden teslimat süreçlerine kadar farklı görevleri üstlenirken takım çalışması, iletişim ve sorumluluk gibi becerilerini de geliştiriyor.

MR.DIY, KidZania İstanbul’da çocuklara ait bu dünyada yerini alıyor. KidZania içinde açtığı mağazasıyla çocuklara bir perakende mağazasının günlük operasyonlarını yakından tanıyabilecekleri özel bir alan sunuyor. MR.DIY mağazasında Müşteri, Kasiyer ve Satış Danışmanı rollerini üstlenen çocuklar, mağazanın farklı süreçlerini deneyimleyecek. Müşteri rolündeki çocuklar, görev tabelasında yer alan ürünleri seçerek alışverişlerini kasada tamamlayacak. Satış Danışmanı rolündeki çocuklar mağaza düzeni ve müşteri ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, Kasiyer rolündeki çocuklar satış işlemlerini gerçekleştirecek. Böylece çocuklar, bir mağazanın günlük işleyişini farklı roller üzerinden yakından tanıma fırsatı bulacaklar.

Lojistik Personeli rolünü üstlenen çocuklar ise KidZania İstanbul’un farklı alanlarına ürün teslimatı gerçekleştirerek mağazacılığın lojistik süreçlerini öğrenecek. Kırtasiye ürünlerini sanat atölyesine, ev gereçlerini mutfak alanlarına, oyuncakları satış noktasına, elektronik ürünleri fabrika aktivitelerine, otomobil aksesuarlarını oto servisine, evcil hayvan ürünlerini veteriner kliniğine, dekorasyon ve hırdavat ürünlerini inşaat alanına, takı ve kozmetik ürünlerini ise kuyumcuya ulaştırarak teslimat zincirinin önemli bir parçası olacaklar.

6 yaş ve üzerindeki çocuklara yönelik hazırlanan alanda katılımcılar sorumluluk alma, takım çalışması ve özgüven gibi değerleri pekiştirirken, iletişim, ekip çalışması ve yön bulma becerilerini de geliştirme fırsatı yakalayacak.

Perakendeciliği eğlenerek keşfedebilecekler

1787838251 dilara neyis c i c ag l ebru timur

MR.DIY Türkiye Genel Müdürü Dilara Neyişçi Çağlı, konuya dair şunları söyledi:

“Çocukların severek vakit geçirdiği, hayal güçlerini besleyen renkli bir dünyanın parçasıyız. MR.DIY olarak farklı ihtiyaçlara yönelik binlerce ürün sunarken, mağazalarımızı günlük hayatı kolaylaştıran ve keşfetmeyi teşvik eden yaşam alanlarının bir parçası olarak görüyoruz. KidZania İstanbul iş birliğimizle çocukların perakendeciliği eğlenerek keşfedebilecekleri özel bir deneyim alanı oluşturduk. Burada üstlendikleri görevlerle bir mağazanın işleyişini yakından tanımakla kalmıyor, ürünlerin raflardan müşteriye ulaşmasına kadar uzanan süreci deneyimliyor, takım çalışması, iletişim, problem çözme ve sorumluluk gibi yaşam boyu değer taşıyan becerilerini de geliştiriyorlar. MR.DIY olarak biz de çocukların dünyasına biraz daha yakından bakıyor, onların gözünden perakendeciliği yeniden keşfediyoruz. Çocukların merakını ve özgüvenini destekleyen, onları aktif birer katılımcı haline getiren bu deneyimin bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. MR.DIY olarak çocukların dünyasına dokunan, onların öğrenirken eğlenmelerini ve farklı meslekleri deneyimleyerek keşfetmelerini sağlayan projeleri desteklemeye devam edeceğiz.”

Anlamlı bir öğrenme yolculuğuna dönüşüyor

KidZania İstanbul Genel Müdürü Ebru Timur da aralarına katılan MR.DIY ile ilgili şunları söyledi: “Yaptırdığımız araştırmalarda gördük ki alfa kuşağı artık geleceğin konusu olmaktan çıkıp, bugünün karar verici aktörü oldu. Bu kuşak doğrudan deneyimle ikna olan bir jenerasyon; söyleneni referans almıyor, bizzat yaşadığını esas alıyor ve karar alma refleksleri çok erken yaşta başlıyor. Dijital ve fiziksel dünyayı bir arada yaşayan yeni nesil, üretmek ve deneyimin bir parçası olmak istiyor. MR.DIY ile hayata geçirdiğimiz bu yeni deneyim alanında çocuklar Müşteri, Satış Danışmanı, Lojistik Personeli ve Kasiyer gibi farklı roller üstlenerek mağazacılığın farklı yönlerini keşfediyor. Böylece finansal okuryazarlık, iletişim, problem çözme, sorumluluk alma ve ekip çalışması gibi yaşam becerilerini geliştirirken aynı zamanda özgüven kazanıyorlar. Gerçek hayatın içinden bir deneyimi çocukların aktif katılımıyla anlamlı bir öğrenme yolculuğuna dönüştürmekten mutluluk duyuyoruz.”

ChatGPT’nin Reklam Geliri 1 Milyar Dolara Ulaştı: Yapay Zekâda Yeni Gelir Modeli Güçleniyor

OpenAI’ın ChatGPT içerisinde reklam göstermeye başlamasının üzerinden yaklaşık 200 gün geçerken, platformun reklam faaliyetlerinden elde ettiği gelirin 1 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor. 40’tan fazla ülkede kullanılan reklam modeli, şirketin tüketici abonelikleri, kurumsal hizmetler ve kullanım bazlı API gelirlerinin yanına yeni bir gelir kanalı ekliyor. Bu gelişme, yapay zekâ platformlarının yüksek kullanıcı trafiğini yalnızca abonelikle değil, reklam ekonomisiyle de nasıl ticarileştirebileceğine dair önemli bir örnek oluşturuyor.

Yapay Zekâ Platformlarında Reklam Modeli Güçleniyor

OpenAI, ChatGPT’de reklam modelini ilk olarak şubat ayında ABD’de test etmeye başlamıştı. Başlangıçta kullanıcı deneyimi ve gizlilik açısından tartışma yaratan bu modelin kısa sürede 1 milyar dolarlık bir gelir seviyesine ulaşması, reklamın yapay zekâ şirketleri açısından geçici bir deneyden daha fazlası olabileceğini gösteriyor. Google ve Meta gibi teknoloji şirketlerinin uzun süredir kullandığı reklam destekli yapı, böylece üretken yapay zekâ platformlarında da farklı bir biçimde karşılık buluyor.

ChatGPT reklamlarının 40’tan fazla ülkede kullanıma açılması ve Hindistan, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki reklamverenler için self servis erişimin başlatılması da modelin ölçeklenme aşamasına geçtiğine işaret ediyor. Reklamların ağırlıklı olarak ücretsiz kullanıcı katmanında ve Go abonelik planında gösterilmesi ise OpenAI’ın geniş kullanıcı tabanını doğrudan gelir üreten bir ekosisteme dönüştürme stratejisinin parçası olarak okunabilir.

ChatGPT’nin haftalık aktif kullanıcı sayısının 1 milyara ulaşması, burada kritik bir avantaj yaratıyor. Kullanıcıların önemli bölümünün ücretsiz katmanda bulunması, reklam modelinin ölçeklenebilmesi için geniş bir erişim alanı sağlıyor. Ancak perakende açısından asıl dikkat çekici nokta yalnızca kullanıcı sayısı değil; yapay zekâ platformlarının kullanıcıların bilgi arama, ürün keşfetme ve karar verme süreçlerine giderek daha fazla dahil olması. Bu durum, reklamın klasik bir görünürlük aracından çıkıp satın alma kararının gerçekleştiği sürece daha yakın bir noktaya taşınabileceğini düşündürüyor.

Perakendede Yeni Bir Ürün Keşif Kanalı Olabilir Mi?

chat ai 1

Bu dönüşüm, özellikle perakende ve e-ticaret markaları açısından yakından takip edilmesi gereken bir alan yaratıyor. Bugün tüketici bir ürün araştırırken arama motoru, sosyal medya, pazar yeri ve marka web sitesi gibi farklı kanalları kullanıyor. Yapay zekâ destekli sohbet platformları ise bu sürece ürünleri karşılaştırma, ihtiyaçları tanımlama ve alternatifleri değerlendirme gibi daha doğrudan bir katman ekliyor. Reklam modeli bu yapının içine yerleştiğinde, markaların yalnızca “arama sonucunda görünmek” yerine tüketicinin değerlendirme sürecinde görünür olma ihtimali güçleniyor.

Türkiye’de de bu modelin özellikle fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu kategorilerde nasıl çalışacağı önemli bir soru olarak öne çıkıyor. Elektronik, moda, kozmetik ve hızlı tüketim gibi alanlarda tüketicinin ürün araştırmasını yapay zekâ üzerinden gerçekleştirmesi yaygınlaştıkça, markaların dijital pazarlama yatırımlarında yeni bir kanal ortaya çıkabilir. Bununla birlikte burada yalnızca reklam bütçesinin artırılması yeterli olmayacak; ürün verisinin doğruluğu, fiyat ve stok bilgilerinin güncelliği ve markanın dijital ortamda sahip olduğu içerik kalitesi de önem kazanacak.

Dolayısıyla ChatGPT’nin 1 milyar dolarlık reklam geliri, yalnızca OpenAI’ın gelir çeşitlendirmesi açısından değil, dijital reklamcılığın gelecekte hangi platformlara kayabileceği açısından da dikkat çekici. Yapay zekâ platformları kullanıcı ile marka arasındaki mesafeyi kısaltabildiği ölçüde, perakendeciler için yeni bir keşif ve satın alma temas noktası haline gelebilir.

Bu modelin perakendeye etkisi ise reklamların yaygınlığından çok, tüketicinin yapay zekâ üzerinden alışveriş kararlarını ne ölçüde vermeye başlayacağıyla şekillenecek. Önümüzdeki dönemde markalar için soru yalnızca “Google’da veya sosyal medyada nasıl görünürüm?” değil, “Yapay zekâ tüketiciye ürün önerirken benim markamı neden seçsin?” sorusuna da dönüşebilir.

Wellbees CEO’su Melis Abacıoğlu:“Esenliği Yan Hak Olmaktan Çıkarıyoruz”

Kurumsal esenliği teknoloji, veri ve kişiselleştirmeyle yeniden tanımladıklarını söyleyen Wellbees CEO’su Melis Abacıoğlu, çalışan sağlığının artık bir yan hak değil; bağlılık, verimlilik ve sürdürülebilir iş gücü açısından stratejik bir başlık olduğunu vurguluyor. Abacıoğlu, Wellbees’in çıkış noktasını, Türkiye’den globale uzanan büyüme yolculuğunu ve hedeflerini anlattı.

Kar Ve Amacı Birlikte Düşünen Zebra Olacağız

Yurt dışında matematik ve sanat eğitimi aldıktan sonra Türkiye’ye döndüm. Annem ve babam cerrah olduğu için 5 yıl sağlık alanında çalıştım. Zamanla hastalar üzerinden para kazanılan bu iş modelini sorgulamaya başladım. Bireyler daha hasta olmadan onlarla çalışmak bana daha heyecan verici geliyordu. Sağlık tecrübemle hareket tutkumu birleştirebileceğim bir iş hayal ettim ve Hollanda’dan adımsayar saatler getirdim. Ancak, işler beklediğim gibi gitmedi, 2 bin saatten yalnızca 10’unu satabildim.

Bu saatler için şirketlerle görüştüğümde başka bir ihtiyaçla karşılaştım. Benden koşu gibi spor aktiviteleri organize etmemi isteyen çok sayıda şirket vardı. Bu bana iş dünyasında ‘esenlik’ alanında ciddi bir boşluk olduğunu gösterdi. O dönem bu pazar ABD’de 45 milyar dolarlık hacme sahipti, şimdi dünya genelinde 65 milyar dolara ulaştı. Ben de bu kavramın peşinden gitmeye karar verdim ve 2013 yılında Wellbees’i kurdum. İlk 4 yıl esenlik danışmanlığı hizmeti verdim, bir yandan da MBA tezimi kurumsal esenlik üzerine yazdım. Stanford Üniversitesi’nde davranış değişimi ve alışkanlıklar üzerine eğitimler aldım. COO’muz Seçil Gürcüoğlu ve CTO’muz Kerem Gönülkırmaz’ın ortak olarak ekibe katılmasıyla Wellbees’i hızla büyüttük.

Sektörde Yarattığımız Fark

wellbees social

Türkiye’de bu alanda hizmet veren ilk ve tek şirketiz. En büyük farkımız, bu alandaki uzmanlığımız ve bütüncül yaklaşımımız. Sadece iş hayatına değil, ebeveyn-çocuk ilişkilerinden uyku problemine kadar çalışanların tüm hayat yolculuğuna eşlik ediyoruz. Hizmetimiz de yalnızca teknolojik bir platformdan ibaret değil; kurumsal etkinlikleri ve şirketlerin ihtiyaç duyduğunda destek alabileceği bir esenlik partnerliğini de kapsıyor.

Bir diğer farkımız, uygulamayı şirkete göre özelleştirebilmemiz. Sekmelerin modüler olarak değiştirilebilmesi, insan kaynakları ekiplerinin ve çalışanların kendi ihtiyaçlarına göre uygulama üzerinde değişiklik yapabilmesi ve müşteri başarı ekibimizin her şirketle tek tek ilgilenmesi bizi ayrıştırıyor. Gartner vaka çalışmalarına baktığımızda, benzer uygulamaların globalde yüzde 10-15 gibi bir yükleme ve kullanım oranına sahip olduğunu görüyoruz. Biz bu oranı yüzde 64’e kadar çıkardık.

Büyük gurur duyduğumuz bir diğer farkımız ise esenliği sosyal bir iyilik hareketine dönüştürmemiz. 2021’den bu yana düzenlediğimiz ‘global adım meydan okuması’ olan Wellbees Challenge’a Kanada’dan Endonezya’ya, Brezilya’dan Etiyopya’ya binlerce çalışan katıldı. Attıkları adımlarla yüz binlerce çocuğun UNICEF Türkiye Milli Komitesi aracılığıyla besin takviyesine ulaşmasını sağladık.

Global Büyüme Yolculuğu


Yurt dışına açılmamız organik oldu. Türkiye’de hizmet verdiğimiz şirketler, çalışanlarındaki ve kurumlarındaki değişimi görünce bunu yurt dışına taşıdı. 2021’de girdiğimiz Dubai’de bugün bu alandaki ilk 3 şirket içinde yer alıyoruz. 2022’de, 10 ülkede 70 bin çalışana beş dilde kurumsal esenlik hizmeti veriyorduk. Şimdi 100’ü aşkın ülkede, 38 dilde hizmet sunan küresel bir platform haline geldik. Bu hizmet yalnızca çeviriyle sınırlı değil. “Mental iyi oluş”, “beslenme”, “spor ve egzersiz” alanlarında bu dilleri konuşan 2 binden fazla yerel danışmanla çalışıyoruz.2023’te çok uluslu ve 100 binden fazla çalışanı olan bir şirketin müşterilerimiz arasına katılmasıyla bir sonraki kırılım gerçekleşti. Bu iş birliği, operasyonel açıdan zorlu sahalarda dahi esenlik kültürünü başarıyla inşa edebildiğimizi gösterdi. Bugün Dubai, Katar, İngiltere ve ABD’de yurt dışı ofislerimiz var.

Ciromuzun yüzde 50 kadarı yurt dışından geliyor. Katar’da bu alanda ilk ve tek olmamız nedeniyle pazar yapıcı rolünü üstleniyoruz. Bölgedeki etkinliğimizi artırmak için Suudi Arabistan, Umman ve Kuveyt gibi Körfez ülkelerinde de ekipler kurmayı hedefliyoruz. 2027 hedefimiz ise Uzak Doğu. Özellikle Japonya’da çalışma kültürünün modernleşmesiyle birlikte tükenmişlik sendromu yoğun biçimde tartışılıyor. Bu yıl itibarıyla ABD pazarında yeniden aktif hale geleceğiz. New York ve San Francisco’daki finans ve teknoloji firmalarıyla görüşüyoruz. Bu arada, Afrika pazarından da yoğun talep almaya başladık.

Sıradaki Hedef Ne ?

Wellbees’in büyümesini 3 alanda planlıyoruz: Yapay zeka ile kişiselleştirmeyi derinleştirmek, işverenlerin sağlık ve esenlik harcamalarında daha ölçülebilir sonuçlar almasını sağlamak ve global ölçekte stratejik partnerliklerle güçlenmek. Uzun vadede hedefimiz, Wellbees’i şirketlerin esenlik altyapısı olarak konumlandırmak. Hem çalışana hem işverene esenliği güçlendirecek veriye dayalı öneriler sunan global bir yazılım devine dönüşmek. Ancak bizim için asıl mesele unicorn olmanın bir adım ötesine geçip zebra olabilmek. Zebra, kâr ile amacı birlikte düşünen, büyürken dünyaya da değer katan bir yaklaşımı temsil ediyor. Biz de kurumsal esenlik kategorisine yön veren global bir oyuncu olmayı hedefliyoruz. Esenliği günlük olarak ölçüyoruz. Çalışanların esenliğini tıpkı bir nabız atışı gibi sürekli ölçmek, çok daha doğru aksiyonlar almamızı sağlıyor. Yapay zeka algoritmamız, çalışanlara ihtiyaçlarına göre öneriler sunuyor.
İlk yıl “sıfır sermaye”nin ne demek olduğunu yaşadım. Hesapta sadece 73 kuruş vardı, arabada benzin yoktu. Yürüyerek 1,5 saatte bir şirkete gittim ve hizmetimizi satın aldılar. Bu dönüm noktası oldu. Sonrasında ekip kurmak için arabamı da sattım.
2021’de 2,5 milyon dolar değerleme üzerinden ilk yatırımımızı aldık. İlk melek yatırım turunda 246 kişiyle görüştüm ve hepsinden “Hayır” cevabını duydum. “Evet” cevabını alana kadar pes etmeden devam ettim. 2022’de sık sık Dubai’ye seyahat ederken ikinci çocuğuma hamile olduğumu öğrendim. Doktor kontrolünde uçuşlar için bitiş çizgisine geldiğimde sekizinci aydaydım. Kadınlar için anne-eş-iş denklemi son derece zor.

PitGrowth’tan 5 Girişime Global Pazara Açılma Fırsatı

Girişimlerle kurumsal şirketleri bir araya getiren PitGrowth, Global5 programıyla Türkiye başta olmak üzere globalden seçilecek 5 girişim ve teknoloji şirketini, 9-12 Kasım tarihlerinde Lizbon’da düzenlenecek Web Summit Lisbon 2026’ya götürüyor. Program, geliştirilen yenilikçi teknoloji çözümlerinin global pazarlara açılmasını desteklerken, katılımcı şirketlerin dünyanın farklı ülkelerinden yatırımcı, kurumsal şirket ve potansiyel iş ortaklarıyla doğrudan temas kurmasına olanak sağlıyor.

whatsapp image 2026 09 01 at 11.19.11 1

Türkiye’nin girişimcilik ve teknoloji ekosistemi, son yıllarda teknoloji odaklı şirketlerin aldığı yatırımlar, yurt dışına açılan girişimler ve global pazarlarda elde edilen başarılarla birlikte uluslararası görünürlüğünü artırıyor. Türkiye startup ekosistemi, 2021-2025’in üçüncü çeyreği itibarıyla toplam 5,6 milyar dolarlık yatırım çekti. 2025 yılında ise Türkiye’de 360 startup yatırım işlemi gerçekleşirken toplam yatırım hacmi 1,4 milyar dolar seviyesinde kaydedildi. İşlem sayısındaki artış, ekosistemdeki hareketliliğin sürdüğüne işaret ederken, uluslararası yatırımcıların özellikle yüksek ölçekli işlemlerdeki ağırlığı da dikkat çekiyor.

Girişimlerle kurumsal şirketleri bir araya getiren PitGrowth da Türkiye’de geliştirilen yenilikçi çözümlerin global ekosistemle buluşmasını desteklemek amacıyla Global5 programını hayata geçiriyor. Global bir platform olarak kurgulanan program kapsamında Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerinden seçilecek 5 girişim ve teknoloji şirketi, dünyanın önde gelen teknoloji ve girişimcilik etkinliklerinden Web Summit Lisbon 2026’da yer alarak uluslararası yatırımcılar, kurumsal şirketler ve potansiyel iş ortaklarıyla bir araya gelecek.

“Türkiye’den çıkan girişimlerin dünya sahnesinde daha fazla yer almasını önemsiyoruz”

whatsapp image 2026 09 01 at 11.19.11

Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin sahip olduğu potansiyelin global ölçekte daha fazla görünür olmasını hedeflediklerini belirten PitGrowth Kurucu Ortağı Özkan Yağız, “Farklı sektörlerde yenilikçi ürün ve çözümler geliştiren girişim ve teknoloji şirketlerinin uluslararası pazarlarda da büyüyebilecek güçlü bir potansiyel taşıdığına inanıyoruz. Bu potansiyelin dünya ile daha fazla buluşması, şirketlerin kendilerini global ölçekte anlatabilmeleri ve uluslararası bağlantılar kurabilmeleri açısından büyük önem taşıyor.

Global5 ile Türkiye başta olmak üzere dünyanın farklı noktalarındaki girişim ve teknoloji şirketlerini global ekosistemle buluşturmayı hedefliyoruz. Program kapsamında seçilecek 5 şirketin Web Summit Lisbon 2026’da yatırımcılar, kurumsal şirketler, potansiyel müşteriler ve farklı pazarlardan girişimlerle bir araya gelmesi, yeni bağlantılar ve iş birlikleri geliştirmesi açısından önemli bir fırsat sunacağına inanıyoruz.

Türkiye’den çıkan girişimlerin dünya sahnesinde daha fazla yer almasını ve global ekosistemle daha güçlü bağlar kurmasını önemsiyoruz. Aynı zamanda farklı ülkelerden şirketlerin de bu ekosisteme dahil olmasıyla, programın karşılıklı network ve iş birliği fırsatlarının geliştiği bir platform olmasını amaçlıyoruz. Global hedefleri olan girişim ve teknoloji şirketlerini bu yolculuğun bir parçası olmaya davet ediyoruz. Başvuruların 7 Eylül gece yarısına kadar devam ettiği Global5 programıyla, yenilikçi şirketlerin uluslararası arenada görünürlük kazanmasına ve yeni pazarlara açılmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.” dedi.

Girişimler Global Pazara Açılma Fırsatı Yakalayacak

Global5 kapsamında seçilecek 5 girişim, Lizbon’da dünyanın farklı ülkelerinden yatırımcılar, kurumsal şirketler ve potansiyel müşterilerle doğrudan görüşme fırsatı bulacak. Girişimlere stand paketi, 3 ila 5 kişilik etkinlik bileti ve online startup profili sunulurken, uygulama üzerinden yatırımcılarla networking yapma ve toplantı talebi oluşturma imkânı da sağlanacak. Startup Lounge’a erişim hakkı bulunan girişimler, PitGrowth tarafından Lizbon’da düzenlenecek Startup Türkiye Buluşması’na da katılabilecek.

Seçilen girişimler, etkinlik öncesinde ve etkinlik sırasında PitGrowth’un sosyal medya, e-posta ve basın iletişimlerinde de yer alacak. Böylece girişimlerin Lizbon’daki görüşmelerinin yanı sıra Türkiye’den global pazarlara uzanan hikâyelerinin daha geniş bir kitleye ulaşması hedefleniyor.

Başvurular Belirlenen Kriterlere Göre Değerlendirilecek

Programa başvuracak girişimlerin 2020 ve sonrasında kurulmuş olması, en az MVP aşamasında özgün bir yazılım veya bağlantılı donanım ürününe sahip olması ve bağımsız bir tüzel kişilik olarak faaliyet göstermesi gerekiyor. Aktif bir web sitesine sahip olmak ve 2026 etkinliğine daha önce exhibitor olarak kayıt yaptırmamış olmak da başvuru şartları arasında yer alıyor.

Başvurular, en az yüzde 85’i tamamlanmış güncel bir PitGrowth profili ve İngilizce pitch deck ile yapılabilecek. Girişimlerin 9-12 Kasım tarihlerinde Lizbon’da bulunabilmeleri gerekirken, değerlendirmede ürün farklılaştırma, mevcut traction ve bunun kanıtı, global pazara hazır olma ile programa ve lojistik sürece yönelik hazırlıklar dikkate alınacak. Başvurular insan değerlendirmesinden geçirilecek ve kısa listeye kalan girişimlerle birebir görüşmeler gerçekleştirilecek.

Decathlon, Sport 2000 Hamlesiyle Spor Perakendesinde Yeni Bir Alana Giriyor

Decathlon, Fransa’daki spor perakendesi varlığını güçlendirmek amacıyla Sport 2000 France’ın yüzde 50 hissesini satın almak üzere niyet mektubu imzaladı. Céraclès Coopérative’in sahip olduğu Sport 2000 France ile planlanan ortaklık, mağazaların bağımsız şekilde faaliyet göstermeye devam etmesini öngörüyor. Decathlon açısından asıl fırsat ise mağaza sayısını artırmaktan çok, güçlü olmadığı bölgelerde fiziksel erişimini ve hizmet kapasitesini genişletmek.

Sport 2000 ağı özellikle Fransa’nın kırsal bölgelerinde ve kayak merkezlerinde güçlü bir konuma sahip. Decathlon’un Fransa’da dağlık bölgelerde yalnızca 5 mağazası bulunurken Sport 2000’un bu bölgelerde 190 mağazası bulunuyor. Bu fark, anlaşmanın neden klasik bir satın alma hamlesinden ziyade mevcut bir yerel ağ üzerinden yeni müşteri ve hizmet alanlarına erişim stratejisi olarak okunabileceğini gösteriyor.

Decathlon’un Hedefi Sadece Mağaza Değil, Hizmet Ağı

decathlon, küresel olarak yeniden markalaşmaya gidiyor

Planlanan ortaklıkla Decathlon, Sport 2000 mağazalarının ağı üzerinden ürünlerini daha geniş bir coğrafyada sunmanın yanı sıra kayak ekipmanı kiralama pazarına da giriş yapabilecek. Özellikle kış sporları ve dağ sporları, Decathlon’un Fransa’daki işinin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturmasına rağmen şirketin bu bölgelerdeki fiziksel varlığının sınırlı olması dikkat çekiyor.

Buradaki stratejik nokta, spor perakendesinin yalnızca ürün satışından oluşmaması. Ekipman kiralama, bakım, uzman danışmanlığı ve spor deneyimi gibi hizmetler de tüketicinin markayla kurduğu ilişkinin önemli parçaları haline geliyor. Decathlon’un Sport 2000 üzerinden erişmek istediği alan da tam olarak bu hizmet odaklı büyüme potansiyeline işaret ediyor. Decathlon Avrupa Ticari İşler Direktörü Jérémy Angelard’ın da şirketin ürünlerin yanı sıra hizmetlerdeki ayak izini geliştirmek istediğini belirtmesi bu yaklaşımı destekliyor.

Perakendede “Her Yerde Olmak” Yerine Doğru Ağ

Anlaşmanın bir diğer dikkat çekici tarafı ise Decathlon’un Sport 2000 mağazalarını kendi markası altında dönüştürmeyi planlamaması. Mağazalar bağımsız olarak faaliyetlerini sürdürecek; ortaklık ise Sport 2000’un satın alma, ürün gamı, lojistik ve pazarlamadan sorumlu merkezi yapısındaki yüzde 50 hisse üzerinden kurulacak.

Bu model, perakendede büyümenin her zaman yeni mağaza açmak anlamına gelmediğini gösteriyor. Bazen daha hızlı büyümenin yolu, güçlü olduğunuz formatı çoğaltmak değil, zaten güçlü bir yerel ağa ortak olmaktan geçebiliyor. Türkiye’de de özellikle spor, outdoor ve deneyim odaklı perakendede bölgesel uzmanlığı bulunan oyuncularla yapılacak benzer iş birlikleri, büyük zincirlerin erişemediği müşteri gruplarına ulaşmasını sağlayabilir.

Decathlon’un Fransa’daki 325 mağazasına karşılık Céraclès’in toplam 700 mağazalık ağı bulunuyor; bunun 400’ü Sport 2000 mağazalarından oluşuyor. Bu nedenle hamlenin önemi yalnızca Sport 2000’un yüzde 50’sine ortak olmak değil, Decathlon’un kendi mağaza modelinin ulaşmakta zorlandığı coğrafyalara ve hizmet kategorilerine daha hızlı erişebilmesi. Türkiye’deki perakendeciler açısından da asıl ders burada: büyüme stratejisinde mağaza sayısı kadar, doğru lokasyona ve doğru uzmanlığa sahip ağlara erişim de önem kazanıyor.

Bed Bath & Beyond Perakendeciliği Aşıp “Ev Yaşam Ekosistemi” Kurabilir mi?

Bed Bath & Beyond, 2023’teki iflas sürecinin ardından kendisini yalnızca ev ürünleri satan bir perakendeci olarak konumlandırmak yerine daha geniş bir iş modeline dönüştürmeye çalışıyor. Şirket, ev hizmetleri ve ev sahipliği alanlarına açılarak perakendenin ötesine geçmeyi hedeflerken, bu stratejiyi desteklemek amacıyla kurumsal adını da Bed Bath & Beyond, Inc.’den Neighborhood Intelligence’a değiştirdi. Şirketin CEO’su Marcus Lemonis bu dönüşümü teknoloji, inovasyon ve veri odağıyla ilişkilendiriyor.

Bu stratejinin en önemli ayağını ise son dönemde gerçekleştirilen satın almalar oluşturuyor. The Brand House Collective ve The Container Store gibi şirketlerin bünyeye katılması, Bed Bath & Beyond’un ev yaşamı alanındaki kapsamını genişletiyor. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Farklı şirketleri aynı çatı altında toplamak, gerçekten daha güçlü bir perakende ekosistemi yaratabilir mi? Retail Dive’a konuşan finansal analiz firması RapidRatings’ın yöneticisi James Gellert de satın alınan şirketlerin geçmişte yaşadığı finansal sorunlara dikkat çekerek entegrasyon ve maliyetlerin azaltılması konusunda şüphelerini dile getiriyor.

Bed Bath & Beyond’un Yeni Modeli Ne Anlama Geliyor?

6100686a0d35a90018257a20

Bed Bath & Beyond’un yaklaşımı, klasik perakende modelinden farklı bir gelir ve hizmet yapısı oluşturma arayışına işaret ediyor. Şirket artık yalnızca müşterinin evine ürün satan bir marka olmak yerine, ev sahipliği sürecinin farklı aşamalarında müşteriye ulaşmayı hedefliyor. Bu nedenle ev hizmetleri, veri ve teknoloji yatırımları stratejinin önemli parçaları haline geliyor.

The Container Store ile gerçekleştirilen ortak mağaza konsepti bu yaklaşımın fiziksel taraftaki örneklerinden biri. Fort Worth, Texas’ta açılan ilk ortak mağaza, iki markanın müşteri tabanlarını ve ürün uzmanlıklarını aynı fiziksel deneyimde buluşturuyor. Bu tür modeller, satın almaların yalnızca finansal büyüklük yaratmak için değil, müşterinin ev yaşamındaki farklı ihtiyaçlarını aynı ekosistem içerisinde karşılamak için kullanıldığını gösteriyor.

Ancak satın alma sayısının artması tek başına stratejinin başarılı olacağı anlamına gelmiyor. The Brand House Collective ve The Container Store’un geçmişte finansal zorluklar yaşamış olması, Bed Bath & Beyond’un önünde entegrasyon ve operasyonel verimlilik açısından önemli bir sınav bulunduğunu gösteriyor. Dolayısıyla şirketin asıl performans göstergesi, kaç markayı bünyesine kattığından çok bu markalar arasında ne kadar güçlü bir sinerji yaratabildiği olacak.

Türkiye’de Perakendeciler İçin Karşılığı Ne Olabilir?

Bed Bath & Beyond’un dönüşümü, Türkiye’de özellikle ev yaşamı, mobilya, dekorasyon ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler açısından dikkat çekici bir örnek sunuyor. Tüketiciyle yalnızca satın alma anında değil, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce temas kurabilen daha geniş ekosistemler oluşturmak, perakendeciler için yeni bir büyüme alanı yaratabilir. Ancak bunun için farklı markaları satın almak kadar, müşteri verisinin, operasyonların ve hizmetlerin gerçekten birbirine bağlanması gerekiyor.

Bu nedenle Neighborhood Intelligence dönüşümünün başarısı, isim değişikliğinden veya satın alma hacminden ziyade uygulama aşamasında belli olacak. Şirketin karşı karşıya olduğu temel soru da aslında oldukça net: Perakendenin dışına çıkmak mı daha değerli, yoksa perakendeyi müşterinin hayatındaki daha fazla ihtiyaca bağlamak mı? Bed Bath & Beyond’un önümüzdeki dönemde vereceği cevap, benzer ekosistem stratejilerini değerlendiren perakendeciler için de önemli bir referans olabilir.

Walmart’ın Rotisserie Tavuğu Çantaya Dönüştü: Gıdadan Merch’e Yeni Bir Marka Hamlesi

Walmart, mağazalarında en çok tercih edilen ürünlerinden biri olan rotisserie tavuğunu bu kez gıda rafından çıkarıp moda aksesuarına taşıyor. Şirket, National Chicken Month kapsamında rotisserie tavuk görselli sınırlı üretim bir çanta ve mini çanta aksesuarları satışa sunuyor. Çantanın fiyatının da Walmart’ın rotisserie tavuk için uyguladığı günlük fiyat olan 5,97 dolarla aynı olması, kampanyanın ürünle mizahi bir bağ kurmasını sağlıyor.

Walmart’ın açıklamasına göre müşterilerin yaklaşık 12’de biri her yıl en az bir rotisserie tavuk satın alıyor. Ürünün son bir yılda 15 binden fazla sosyal medya mention’ı alması da Walmart’ın bu ürünü yalnızca bir gıda ürünü değil, tüketici kültüründe karşılığı olan bir marka varlığı olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Geleneksel ve limon biber olmak üzere iki farklı “lezzet” seçeneği bulunan çantaya, Louisiana hot sauce gibi popüler tavuk eşleşmelerinden ilham alan mini bag charm’lar da eşlik ediyor.

Ürün Değil, Tüketici Bağlantısı Satılıyor

Walmart’ın bu hamlesindeki asıl dikkat çekici nokta çantanın kendisinden çok, markanın gündelik bir market ürününü tüketiciyle duygusal ve kültürel bir bağ kuran bir sembole dönüştürmesi. Rotisserie tavuk, Walmart müşterisinin düzenli olarak karşılaştığı ve satın aldığı bir ürün. Marka, bu bilinirliği fiziksel bir merchandise ürününe taşıyarak gıda kategorisini sosyal medya, mizah ve lifestyle iletişimiyle birleştiriyor.

Çantanın 5,97 dolarlık fiyatı da bu yaklaşımı destekliyor. Walmart burada yüksek fiyatlı, koleksiyon niteliğinde bir moda ürünü yaratmak yerine, kendi ürününün fiyatını merchandise’a taşıyor. Böylece kampanya “Walmart tavuğunu seviyorsan bunu da alabilirsin” gibi basit ve anlaşılır bir tüketici içgörüsü üzerine kuruluyor. Sınırlı üretim modeli ise gündelik bir ürüne geçici bir koleksiyon değeri kazandırıyor.

Türkiye’de Benzeri Karşılık Bulur mu?

Bu yaklaşım Türkiye’deki perakendeciler açısından da ilginç bir soru ortaya çıkarıyor: Bir market ürünü, tüketicinin satın aldığı bir ürün olmaktan çıkıp markayla özdeşleşen bir kültürel sembole dönüşebilir mi?

Türkiye’de bunun karşılığı doğrudan aynı ürün üzerinden kurulmak zorunda değil. Belirli bir marketin tüketicide güçlü çağrışım yaratan ikonik ürünü, mağaza içi iletişimden sosyal medya içeriklerine, sınırlı üretim ürünlerden özel koleksiyonlara kadar farklı biçimlerde kullanılabilir. Ancak burada kritik nokta, ürünün gerçekten tüketici hafızasında güçlü bir yere sahip olması. Aksi halde benzer bir çalışma yalnızca “eğlenceli bir ürün” olarak kalabilir.

Walmart’ın yaptığı ise tam olarak bu tüketici bağını ticari bir ürüne dönüştürmek. Gıda, moda ve merchandise arasındaki sınırların giderek esnediği bu yaklaşım, özellikle güçlü ürün hafızasına sahip perakendeciler için yeni bir marka iletişimi alanı oluşturabilir.

Sabancı Vakfı’na Yeni Genel Müdür

Sabancı Vakfı Genel Müdürlüğü’ne, filantropi, sivil toplumun güçlenmesi, strateji ve yönetişim alanlarında 25 yılı aşkın deneyime sahip Rana Tutcuoğlu atandı. 2018 yılından bu yana Sabancı Vakfı Genel Müdürü olarak görev yapan Nevgül Bilsel Safkan, 14 Eylül 2026 itibarıyla bayrağı Rana Tutcuoğlu’na devredecek ve yeni dönemde Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Danışmanı olarak çalışmalarını sürdürecek. 

Toplumsal gelişime katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdüren Sabancı Vakfı Genel Müdürlüğü’ne daha önce Sabancı Holding ve Sabancı Vakfı’nda çeşitli görevler üstlenen Rana Tutcuoğlu atandı. Tutcuoğlu, farklı sektör ve kurumlarda edindiği birikim ve stratejik bakış açısıyla yeni dönemde Sabancı Vakfı’nın çalışmalarına liderlik edecek.

Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden lisans derecesiyle mezun olan Rana Tutcuoğlu, Yale Üniversitesi’nde MBA eğitimini tamamladı. Arthur Andersen’da Kıdemli Denetçi olarak başladığı kariyerini, 2004-2009 yılları arasında EFG İstanbul Menkul Değerler’de, 2009-2012 yılları arasında ise Sabancı Holding Strateji ve İş Geliştirme Grup Başkanlığı’nda yöneticilik yaparak sürdürdü. 2013 yılında Sabancı Vakfı’na katılan Tutcuoğlu, 2019 yılına kadar Programlar ve Uluslararası İlişkiler Direktörü olarak Vakfın sosyal değişim alanındaki çalışmalarında önemli sorumluluklar üstlendi. 2020-2026 yılları arasında Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV) Genel Sekreteri olarak kariyerine devam eden Tutcuoğlu, bu dönemde sivil toplumun daha güçlü ve itibarlı olması için yasal reform, stratejik bağışçılık, araştırma ve sektörler arası iş birlikleri alanlarında çalışmalar yürüttü. Ulusal ve uluslararası çeşitli yönetim ve danışma kurullarında sorumluluk alan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde meclis üyesi olan Tutcuoğlu, Avrupa’nın önde gelen filantropi ağlarından Philea’nın Adaylık ve Yönetişim Komitesi Başkanlığı’nı da üstlendi. 

Primark, ABD’de Büyümesini Yeni Eyaletlerle Hızlandırıyor

İrlanda merkezli uygun fiyatlı moda perakendecisi Primark, ABD’deki fiziksel mağaza ağını genişletmeye devam ediyor. Marka, 8 Eylül’de Georgia’daki ilk mağazasını Atlanta yakınlarındaki Sugarloaf Mills’te açacak. 26 bin metrekareden büyük mağaza, Primark’ın ABD’deki mağaza sayısını 47’ye çıkarırken, şirket kısa süre içinde Augusta’da ikinci Georgia mağazasını da açmayı planlıyor.

Georgia açılışı, Primark’ın ABD’de peş peşe yeni pazarlara girdiği bir dönemin parçası. Marka eylül ayında Minnesota’daki Mall of America’da ilk mağazasını açarken, temmuz ayında da Indiana’daki ilk mağazasını faaliyete geçirdi. Primark’ın stratejisi, tek bir pazarda yoğunlaşmak yerine farklı eyaletlerde fiziksel varlığını artırarak uygun fiyatlı moda modelini daha geniş bir tüketici kitlesine taşımak üzerine kuruluyor.

Primark’ın ABD Stratejisinde Ölçek Büyüyor

primark

Primark’ın ABD’deki büyümesinin dikkat çeken tarafı, mağaza formatının yalnızca temel giyim ürünleriyle sınırlı kalmaması. Kadın ve erkek giyiminden çocuk ürünlerine, denimden ev kategorisine kadar geniş bir ürün gamı sunan marka, yerel tüketiciye özel ürünlerle de mağazalarını farklılaştırıyor. Georgia’daki yeni mağazada Atlanta’nın spor takımlarına yönelik ürünlerin satışa sunulacak olması, global bir markanın yerel tüketici alışkanlıklarını mağaza teklifine dahil etme yaklaşımını gösteriyor.

Fiyatlandırma ise Primark’ın ABD’deki temel rekabet avantajlarından biri olmaya devam ediyor. Kadın denim ürünlerinin 12 dolar, erkek tişörtlerinin 5 dolar ve çocuk sweatshirtlerinin 8 dolar seviyesinden başlaması, markanın fiyat odaklı tüketici segmentine doğrudan hitap ettiğini ortaya koyuyor. Özellikle tüketicilerin harcamalarında daha seçici olduğu bir dönemde bu fiyat yapısı, Primark’ın yeni pazarlara girişini destekleyen önemli unsurlardan biri olabilir.

ABD Büyümesi Türkiye İçin Ne Söylüyor?

primark store

Primark’ın ABD’deki genişlemesi Türkiye’deki perakendeciler açısından da takip edilmeye değer bir örnek. Çünkü marka, uygun fiyat stratejisini yalnızca fiyat etiketiyle değil, yüksek mağaza trafiği, geniş ürün seçkisi ve yerel dokunuşlarla birlikte ölçekliyor. Bu model, fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu pazarlarda fiziksel mağazanın hâlâ güçlü bir müşteri kazanım aracı olabileceğini gösteriyor.

Primark’ın dünya genelinde 19 ülkede 480’den fazla mağazaya ulaşması, ABD’deki büyümenin şirketin daha geniş ölçekleme stratejisinin bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde asıl dikkat edilmesi gereken konu ise mağaza sayısının ne kadar arttığından çok, Primark’ın farklı bölgelerde aynı düşük fiyat algısını korurken yerel tüketici beklentilerine ne ölçüde uyum sağlayabileceği. Türkiye’de benzer fiyat odaklı moda oyuncularının da büyüme stratejileri açısından bu yaklaşım önemli bir referans oluşturabilir.

Miniso’nun Küresel Büyümesi: Uygun Fiyatlı Perakendede Yeni Model

Çin merkezli Miniso, küresel mağaza ağını hızla genişletirken büyümesini yalnızca düşük fiyatlı ürünlere dayandırmayan bir perakende modeli oluşturuyor. Şirket, 2026’nın ilk yarısında gelirini yıllık bazda %22,4 artırarak 11,5 milyar yuan’a ulaştırdı. Miniso’nun dünya genelindeki mağaza sayısı ise 8.674’e yükseldi. Büyümede hem Çin operasyonlarının hem de yurtdışı pazarların etkili olması, markanın artık yalnızca Çin merkezli bir uygun fiyatlı perakendeci olmaktan çıktığını gösteriyor.

Miniso’nun dikkat çeken tarafı, uygun fiyatı tek başına bir rekabet unsuru olarak kullanmaması. Marka; oyuncak, ev ürünleri, aksesuar ve günlük tüketim ürünlerini popüler karakterler ve eğlence markalarıyla yaptığı iş birlikleriyle birleştiriyor. Böylece mağazayı yalnızca ihtiyaç karşılanan bir nokta olmaktan çıkarıp keşif ve anlık satın alma davranışının tetiklendiği bir deneyim alanına dönüştürüyor.

Miniso’nun Büyüme Modelinde Mağaza Neden Hâlâ Önemli?

miniso abd magaza

Miniso’nun küresel büyümesinde fiziksel mağazalar önemli bir rol oynuyor. Şirket geçmiş yıllarda da hızlı mağaza açılışlarıyla büyümesini destekledi; 2024’te dünya genelinde 1.200 yeni mağaza açarak toplam mağaza sayısını önemli ölçüde artırmıştı.

Ancak burada dikkat çekici olan yalnızca mağaza sayısı değil, mağazaların ürün keşfi ve marka iletişimi için kullanılması. Özellikle IP iş birlikleri, temalı mağazalar ve yüksek trafiğe sahip lokasyonlar Miniso’nun fiziksel perakendeyi dijital görünürlükle birlikte kullanmasını sağlıyor. Avrupa’da da büyümesini sürdüren marka, farklı ülkelerde yeni mağazalar açarken uygun fiyat, tasarım ve eğlence unsurlarını aynı mağaza deneyiminde buluşturuyor.

Bu model Türkiye açısından da dikkat çekici. Türkiye’de fiyat hassasiyeti yüksek tüketici kitlesinin aynı zamanda ürünün tasarımına, markasına ve deneyimine önem vermesi, Miniso benzeri modeller için önemli bir alan yaratabilir. Özellikle AVM’lerde yüksek yaya trafiğinin olduğu lokasyonlarda, düşük fiyatlı fakat yüksek frekansta yenilenen ürünlerden oluşan mağazalar tüketicide “ihtiyaçtan önce keşif” davranışı oluşturabiliyor.

Uygun Fiyat Tek Başına Yetmiyor

minisos ip collection store at t 1

Miniso’nun büyümesi, uygun fiyatlı perakendenin artık yalnızca “ucuz ürün” üzerinden kurulmadığını da gösteriyor. Tüketici fiyat konusunda daha seçici hale gelirken, satın alma kararını eğlence, tasarım, koleksiyon yapma ve popüler kültür gibi unsurlar da etkileyebiliyor. Miniso’nun farklı IP’lerle yaptığı iş birlikleri bu davranışı ticari modele dönüştüren önemli araçlardan biri.

Bu nedenle Miniso’nun Türkiye açısından yaratabileceği rekabet, yalnızca fiyat üzerinden okunmamalı. Asıl soru, yerel perakendecilerin uygun fiyatı güçlü ürün tasarımı, marka iş birlikleri ve mağaza deneyimiyle ne kadar birleştirebildiği. Özellikle genç tüketiciye hitap eden perakendeciler için Miniso modeli, mağazanın yalnızca ürün satan bir alan değil, müşteriyi tekrar tekrar içeri çeken bir keşif noktası olarak tasarlanabileceğini gösteriyor.

Miniso’nun ilk yarıdaki %22,4’lük gelir büyümesi ve 8.674 mağazalık küresel ağı, modelin ölçeklenebilirliğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde rekabetin yalnızca “kim daha ucuz?” sorusundan çıkıp “kim daha fazla keşif ve satın alma nedeni yaratabiliyor?” sorusuna doğru ilerlemesi, Türkiye’deki perakendeciler için de takip edilmesi gereken bir dönüşüm olabilir.