Ana Sayfa Blog Sayfa 25

25. Yılını Kutlayan Yemeksepeti, Türkiye’nin Çeyrek Asırlık Sofra Hafızasına Işık Tutuyor

Türkiye’de online yemek siparişi kategorisini kuran Yemeksepeti, 25. yılını kutlarken 1,7 milyar adetin üzerindeki sipariş arşivinden çıkardığı verileri kamuoyuyla paylaştı. 2001’deki faks döneminden bugünkü yapay zekâ yatırımlarına uzanan dönüşümün yanı sıra, 703 gün üst üste sipariş veren kullanıcıdan 400 ürünlük dev sepete kadar pek çok dikkat çekici veri de paylaşıldı.

Online Yemek Siparişi Markası Yemeksepeti, 25. kuruluş yıl dönümünde Ortaköy Feriye’de düzenlenen basın toplantısında çeyrek asırlık sipariş verilerini kamuoyuyla paylaştı. 2001’de dial-up modemler ve faks cihazlarıyla başlayan operasyonun bugün geldiği noktayı ele alan toplantıda, Türkiye’nin değişen tüketim alışkanlıklarına dair veriler açıklandı.

Ocak 2001’de tek bir şehirde bir avuç restoranla yola çıkan Yemeksepeti, bugün 81 ilin tamamında 135 binden fazla iş ortağıyla geniş bir ekosistemin merkezinde yer alıyor. Geride kalan 25 yılda platform, 37,6 milyon kullanıcıya hizmet vererek geniş bir dijital arşiv oluşturdu.

Faks cihazlarından yapay zekâya

Yemeksepeti’nin hikâyesi, internetin Türkiye’de henüz yaygın olmadığı bir dönemde, siparişlerin restoranlara faksla iletildiği bir altyapıyla başladı. 2014 yılında siparişlerin %64’ü web üzerinden gelirken, bugün her 10 siparişten 9’u mobil uygulama üzerinden veriliyor.

Platform, 2019’da Yemeksepeti Market ve 2021’de Yemeksepeti Mahalle açılımlarıyla Türkiye’de “hızlı ticaret” kategorisine öncülük etmeye başladı. Bugün Ardahan’ın bir ilçesindeki tek bir bakkal dahi Yemeksepeti altyapısıyla dijital dünyaya entegre olmuş durumda.

25 yılda öne çıkan tercihler ve rekorlar

Basın toplantısında paylaşılan veriler, Türkiye’nin son 25 yıldaki damak tercihlerini ve sıra dışı kullanıcı alışkanlıklarını da ortaya koydu. Çeyrek asırda toplam 141 milyon adetle listenin zirvesine yerleşen lahmacunu, 69 milyon adetle ayran ve 51 milyon adetle kola takip etti. Platform tarihine geçen en büyük sipariş ise içinde 200 lahmacun ve 100 çorbanın yer aldığı, toplam 400 ürünlük devasa bir sepet oldu.

Kullanıcı alışkanlıklarında sadakat ve keşif de ön plana çıktı; bir kullanıcı 703 gün boyunca hiç ara vermeden her gün sipariş vererek en uzun seri rekorunu kırarken, bir başka lezzet tutkunu ise sadece bir yıl içinde tam 418 farklı restoranı deneyimledi. Hızlı ticaret tarafında ise tonajlar dikkat çekici seviyelere ulaştı; Yemeksepeti Market ve Mahalle üzerinden bugüne kadar 1.361 ton muz ve 1.285 ton salatalık sofralara ulaştırılırken, sabah saatlerinde 2,7 milyon simit, gece yarısından sonra ise 642 bin litre kola siparişi verildi.

Şehirlerin lezzet imzaları

Yemeksepeti verileri, sipariş tercihlerinde belirgin şehir farklılıkları olduğunu gösteriyor. İzmir’de boyoz, Konya’da etli ekmek, Gaziantep’te ise tavuk döner dürüm kendi kategorilerinde birinci sıraya yerleşti. 25 yıllık arşiv, yerel mutfak tercihlerinin dijital sipariş kanallarında da güçlü biçimde sürdüğünü ortaya koyuyor.

En popüler sipariş notları

Kullanıcıların restoranlara bıraktığı sipariş notları, 25 yıl içinde tekrar eden kalıplar oluşturdu. “Turşu olmasın”, “sıcak gelsin” ve “bol soslu olsun lütfen” cümleleri, platform tarihinde en çok tekrarlanan ve zamanla kültleşen sipariş notları arasında yer aldı. Bu notlar, kullanıcıların sipariş ederken neyi öncelediğine dair somut bir veri seti sunuyor. Ayrıca kullanıcılar, kuryelerin emeğine online bahşiş sistemi üzerinden tam 17,3 milyon kez teşekkür ederek bu dijital bağı güçlendirdi.

Efsane restoranlar

Yemeksepeti’nin 25 yıllık geçmişinde sisteme erken katılıp bugüne kadar aktif kalan iş ortakları dikkat çekiyor. 2001-2005 yılları arasında sisteme dahil olan ve bugün hâlâ aktif olarak hizmet veren 24 “efsane restoran” bulunuyor. Bu restoranların 17’si İstanbul’da, 4’ü ise Sivas’ta bulunuyor. Sivas, İstanbul dışında listede en çok restoranla temsil edilen şehir konumunda. Sisteme ilk beş yılda kayıt olan ve bugün hâlâ platformu aktif olarak kullanan kullanıcı sayısı ise 21.723 olarak öne çıktı.

Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver: “Odağımız yapay zekâ yatırımları”

Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver, toplantıda yaptığı konuşmada markanın 25 yıllık birikimini ve gelecek planlarını şu sözlerle paylaştı:

“Yemeksepeti, 25 yıl önce küçük bir ekiple, küçük bir apartman dairesinde yola çıktı. O dönemde hedefimiz, Türkiye’de yeni yeni şekillenen online ticaret içinde yemek siparişi kategorisini oluşturmaktı. Bugün geldiğimiz noktayı düşününce, 1,7 milyarın üzerindeki sipariş verisinin sadece bizim için değil Türkiye’nin tüketim alışkanlıklarını anlamak açısından da kıymetli olduğunu görüyoruz. 81 ilin tamamında, Ardahan’daki bir bakkaldan İstanbul’daki büyük restoran zincirine kadar 135 bin iş ortağıyla çalışmak, gerçekten geniş bir ekosistem anlamına geliyor.  Önümüzdeki dönemde odağımız, kullanıcılarımızın ve iş ortaklarımızın hayatını kolaylaştıracak yapay zekâ yatırımları olacak. Sesli komut, görsel arama ve kişiselleştirilmiş öneri sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Hedefimiz, kullanıcının ihtiyaç duyduğu anda doğru çözümü hızla sunabilen bir platform olmak. Yemeksepeti’nin önümüzdeki yıllarda da Türkiye’nin günlük sipariş alışkanlıklarının merkezinde kalmasını istiyoruz.”

Siemens Türkiye, 170. Yılını Kutluyor

Siemens Türkiye, faaliyetlerinin 170. yılında dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik odaklı gelecek vizyonunu paylaştı.

Türkiye’nin sanayi ve teknoloji serüveninde 1856 yılından bu yana yer alan Siemens Türkiye, 170. yaşını kutluyor. Telekomünikasyondan enerjiye, sağlıktan ulaşıma kadar pek çok farklı sektörde çözüm üreten şirket, günümüzde odağını dijitalleşme, endüstriyel yapay zekâ ve veri odaklı teknolojilere çevirdi.

Şirket, yerel mühendislik gücünü küresel teknoloji birikimiyle birleştirerek uzun vadeli değer üretimine odaklanıyor. Gelecek stratejisini sanayide dijitalleşmenin hızlandırılması, yeşil teknolojilerin yaygınlaştırılması ve dayanıklı sistemlerin geliştirilmesi üzerine kurgulayan Siemens Türkiye; yapay zekâ ve dijital ikiz teknolojilerini bu vizyonun temel taşları olarak görüyor.

Türkiye, Siemens’in küresel ağı içerisinde stratejik bir inovasyon merkezi olarak konumlanıyor. 800’ü aşkın mühendis ve araştırmacıya ev sahipliği yapan şirket, 3 milyar TL’ye ulaşan Ar-Ge yatırımıyla dikkat çekiyor. Gebze’deki tesislerinde üretilen yüz bini aşkın orta gerilim dağıtım panosu ve yıllık yaklaşık 20 milyon adetlik alçak gerilim üretim kapasitesiyle şirket, Türkiye’den dünyaya teknoloji ihraç ediyor.

Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis: “Geçmişten bugüne taşıdığımız deneyimi, yenilik odağımız ve güçlü mühendislik kabiliyetimizle birleştiriyoruz. Önümüzdeki dönemde önceliğimiz; dijital dönüşümü hızlandırmak, endüstriyel yapay zekâ ve veri odaklı teknolojileri sanayiye entegre etmek, yeşil teknolojilerin kullanımını yaygınlaştırmak ve sorumlu büyüme yaklaşımıyla sanayi ve altyapının geleceğini şekillendirmek olacaktır. Siemens Türkiye olarak teknolojiyi yalnızca geliştiren değil, ekonomik, çevresel ve toplumsal etkileri birlikte ele alan bir bakış açısıyla hareket ediyoruz.”

Şirketin finansal ve stratejik yaklaşımına değinen Siemens Türkiye CFO’su Thomas Kolbinger: “170 yıl boyunca temel odağımız, teknolojiyi ve mühendisliği kullanarak değer üretmek oldu. Türkiye, Siemens için yalnızca bir pazar değil, aynı zamanda stratejik bir üretim ve inovasyon merkezi olmayı sürdürüyor. Güçlü Ar-Ge yatırımlarımız, ihracat kapasitemiz ve toplumsal fayda odaklı çalışmalarımızla Türkiye’de uzun vadeli değer üretmeye devam ediyoruz.”

Mete Yurddaş, Watsons Türkiye ve GCC Geliştirme Genel Müdürü Oldu

Watsons Türkiye, bölgesel büyüme hedefleri doğrultusunda liderlik yapılanmasını güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, 1 Haziran 2026 itibarıyla, Watsons Türkiye Genel Müdürü Mete Yurddaş, mevcut sorumluluklarına ek olarak Watsons’ın Orta Doğu’daki iş geliştirme faaliyetlerinden de sorumlu olacak.

Yeni yapılanma doğrultusunda, Mete Yurddaş, görevine Watsons Türkiye ve GCC (Körfez Ülkeleri) Gelişiminden Sorumlu Genel Müdür olarak devam edecek. Bu kapsamda Yurddaş, Watsons Türkiye operasyonlarına liderlik etmeyi sürdürürken, aynı zamanda GCC (Körfez Ülkeleri) bölgesinde şirketin büyüme ve iş geliştirme stratejilerinin şekillendirilmesine katkı sağlayacak.

Bugüne kadar liderliği ve stratejik vizyonuyla Watsons Türkiye’nin gelişimine önemli katkılarda bulunan Mete Yurddaş’ın, yeni görev alanıyla birlikte, şirketin bölgesel büyüme yolculuğuna güçlü bir ivme kazandırması bekleniyor.

Yurddaş yeni göreviyle ilgili “Watsons Türkiye’de çalışma arkadaşlarımla birlikte hayata geçirdiğimiz başarı hikâyesini bölgesel ölçekte daha ileri taşımaktan büyük gurur ve heyecan duyuyorum. Türkiye operasyonlarımızda elde ettiğimiz güçlü büyümenin, müşteri deneyimine verdiğimiz önemin ve yenilikçi yaklaşımımızın, GCC bölgesindeki büyüme stratejilerine de değer katacağına inanıyorum. Bu yeni sorumluluk kapsamında, Watsons’ın bölgedeki gelişim yolculuğuna hep birlikte katkı sunmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Under Armour’da “Stratejik Reset” Dönemi: Performans Markası Olmak Artık Yetiyor mu?

Under Armour, 2025 mali yılı sonuçlarında gelirinin yaklaşık %4 gerileyerek 5 milyar dolar seviyesine düştüğünü açıkladı. Şirket yönetimi bu dönemi bir küçülme süreci olarak değil, “stratejik reset” olarak tanımlıyor. Özellikle Kuzey Amerika pazarındaki zayıflama ve değişen tüketici beklentileri, markanın son yıllarda yaşadığı dönüşüm baskısını daha görünür hale getirmiş durumda.

CEO Kevin Plank’ın açıklamaları da şirketin odağının artık yalnızca hacim büyümesi olmadığını gösteriyor. Under Armour son dönemde ürün çeşitliliğini azaltma, promosyon bağımlılığını düşürme ve daha premium bir ürün algısı oluşturma yönünde adımlar atıyor. Bu da markanın agresif büyüme döneminden çıkarak, yeniden konumlanma sürecine geçtiğini gösteriyor.

Kuzey Amerika’da Momentum Kaybı

under armour’da “stratejik reset” dönemi: performans markası olmak artık yetiyor mu?

Şirketin finansal sonuçlarında en dikkat çeken kırılım Kuzey Amerika operasyonlarında yaşandı. Under Armour’un ana pazarı olan bölgede satışlar gerilerken, Latin Amerika, EMEA ve Asya-Pasifik tarafında büyümenin devam ettiği görülüyor.

Bu tablo, markanın global ölçekte tamamen güç kaybetmediğini gösterse de, asıl baskının kendi ana pazarında oluştuğunu ortaya koyuyor. Çünkü performans spor giyimi kategorisindeki rekabet artık yalnızca teknik ürünler üzerinden ilerlemiyor.

Son yıllarda Hoka, On Running ve Lululemon gibi markaların yükselişiyle birlikte spor giyim pazarı daha kültürel, daha lifestyle odaklı bir yapıya dönüşmeye başladı. Tüketici artık yalnızca performans vadeden ürün değil; günlük hayata entegre olabilen, topluluk hissi yaratan ve marka dünyası kurabilen yapıları tercih ediyor.

Bu da Under Armour gibi uzun yıllar “yüksek performans” ekseninde büyüyen markaları daha zor bir rekabet ortamına taşıyor.

Sorun Satıştan Çok Marka Konumu

Under Armour tarafında yaşanan tabloyu yalnızca gelir düşüşü üzerinden okumak eksik kalıyor. Çünkü şirketin verdiği mesaj, finansal küçülmeden çok marka pozisyonunu yeniden kurma arayışına işaret ediyor.

Şirketin daha seçici koleksiyonlara yönelmesi, promosyon yoğunluğunu azaltmaya çalışması ve premium ürün tarafına yatırım yapması, aslında marka algısını yeniden inşa etmeye yönelik hamleler. Aynı şekilde pazarlama yatırımlarının artırılması da, markanın yeniden kültürel görünürlük kazanmaya çalıştığını gösteriyor.

Bugün spor giyim tarafında mesele yalnızca iyi ürün üretmek değil.
Ürünün etrafında nasıl bir dünya kurabildiğiniz de belirleyici hale geliyor.

Spor Giyimde Yeni Rekabet Alanı

Under Armour’un yaşadığı dönüşüm, spor giyim sektöründeki daha büyük kırılmayı da görünür hale getiriyor. Bir dönem teknik performans ve sporcu iş birlikleriyle büyüyen markalar, bugün tüketiciyle daha duygusal ve kültürel bağ kurmak zorunda kalıyor.

Özellikle genç tüketici tarafında spor giyim artık yalnızca performans kategorisi değil; gündelik yaşamın, sosyal medyanın ve kişisel kimliğin bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu nedenle yeni rekabet:

  • daha fazla ürün üretmekten çok,
  • daha güçlü marka anlamı yaratmak üzerinden şekilleniyor.

Under Armour’un “stratejik reset” olarak tanımladığı süreç de tam olarak bu dönüşümün merkezinde yer alıyor.

Ve şirketin önümüzdeki dönemde nasıl bir ivme yakalayacağını, yalnızca satış rakamları değil; tüketiciyle yeniden nasıl bağ kuracağı belirleyecek.

Ülker Bisküvi, 2026 İlk Çeyreğini 33,9 Milyar TL Ciro ile Tamamladı

Ülker Bisküvi, 2026 yılının ilk çeyrek finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden açıkladı. Şirket, yılın ilk üç aylık dönemini 33,9 milyar TL ciro ile tamamlarken, %15,1 seviyesindeki FAVÖK marjıyla operasyonel kârlılığını korudu.

Zorlu Ekonomik Koşullara Rağmen Operasyonel Dayanıklılık

ulker

Şirket yönetimi, jeopolitik riskler ve ekonomik dalgalanmaların öne çıktığı bir dönemde finansal disiplinin korunmasına dikkat çekiyor. İlk çeyrek sonuçları, tüketim tarafındaki baskıya rağmen güçlü marka yapısı ve operasyonel ölçek sayesinde şirketin dengeli bir performans sergilediğini ortaya koyuyor.

Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı, şirketin üretim, ihracat ve istihdam tarafındaki katkısını sürdürdüğünü vurgularken; değişen küresel koşullara karşı esnek bir yönetim anlayışıyla hareket ettiklerini ifade etti.

Marka Gücü ve İnovasyon Büyümenin Merkezinde

ulker biskuvi

Ülker, büyüme stratejisinde güçlü marka yatırımları ve inovasyon odaklı yaklaşımını sürdürmeye devam ediyor. “Ülker varsa mutluluk var” kampanyasının televizyon, dijital ve açık hava mecralarında yayına alınması, markanın iletişim yatırımlarını güçlü şekilde sürdürdüğünü gösteriyor. Tüketiciyle bağ kuran iletişim stratejisini yalnızca reklam değil; marka sadakati ve uzun vadeli konumlandırma aracı olarak kullanıyor.

Dijitalleşme ve Yapay Zekâ Yeni Dönemin Önceliği

Ülker yönetimi, önümüzdeki dönemde dijitalleşme, yapay zekâ ve inovasyon yatırımlarını büyümenin temel yapı taşları arasında konumlandırıyor. Bu yaklaşım, gıda perakendesi ve FMCG sektöründe operasyonel verimlilik kadar veri odaklı karar mekanizmalarının da önem kazandığını gösteriyor. Şirketin uzun vadeli değer yaratma stratejisinde teknolojik dönüşümün merkezi bir rol üstlenmesi dikkat çekiyor.

Sürdürülebilirlik Uluslararası Platformlarda Karşılık Buluyor

Ülker, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarının uluslararası ölçekte de görünürlük kazandığını belirtiyor. Şirket, London Stock Exchange Group (LSEG) değerlendirmelerinde üç yıl üst üste dünya birincisi olurken, S&P Global Sustainability Yearbook listesinde altıncı kez yer aldı. Ayrıca kurumsal sürdürülebilirlik değerlendirmesinde gıda şirketleri arasında ilk %3 içerisinde konumlandı.

Gıda Sektöründe Yeni Denge: Ölçek, Verimlilik ve Marka Gücü

Ülker’in ilk çeyrek sonuçları, FMCG sektöründe yeni dönemin temel dinamiklerini de ortaya koyuyor. Artan maliyetler ve küresel belirsizlik ortamında şirketler için yalnızca hacim büyümesi değil; operasyonel verimlilik, marka gücü ve sürdürülebilirlik yatırımları da kritik hale geliyor.

Güvenlik Teknolojilerinde Yapay Zekâ ve Veri Odaklı Yeni Dönem Başlıyor

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri alanında faaliyet gösteren Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde düzenlediği basın buluşmasında 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nu paylaştı. Şirket, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik sektörünü yalnızca koruma değil, aynı zamanda stratejik değer üreten bir yapıya dönüştürdüğünü vurguladı.

Güvenlik, Koruma Katmanından Stratejik İş Sürecine Dönüşüyor

Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik operasyonlarının artık reaktif değil, proaktif bir yapıya evrildiğini belirtti. Yapay zekâ destekli sistemlerin anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskleri oluşmadan önce tespit edebildiği ifade edildi.

Şirket verilerine göre kurumların yaklaşık %70’i güvenlik süreçlerinde yapay zekâdan yararlanıyor. Bu oran, güvenlik yönetiminde teknolojinin artık destekleyici bir araçtan ziyade temel bir operasyon bileşeni haline geldiğini gösteriyor.

Yapay Zekâ Destekli Sistemler Gerçek Zamanlı Risk Yönetimini Güçlendiriyor

securitias

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yeni nesil güvenlik teknolojileri yalnızca görüntü kaydetmekle sınırlı kalmıyor; veriyi analiz ederek anlamlandırıyor.Plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi ve davranış analizi gibi uygulamalar, risklerin erken aşamada tespit edilmesini sağlıyor.

Video içi arama teknolojileri, binlerce saatlik görüntü içinde belirli kişi, araç veya olayların saniyeler içinde bulunmasını mümkün kılıyor. Bu da operasyonel yükü azaltırken müdahale hızını önemli ölçüde artırıyor.

Reaktif Güvenlikten Öngörüsel Güvenliğe Geçiş

Yapay zekâ destekli sistemlerin en kritik etkisi, güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi oldu. Artık sistemler yalnızca gerçekleşen olaylara tepki vermiyor, aynı zamanda potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor.

Giriş-çıkış yoğunlukları, sensör verileri ve çevresel göstergeler analiz edilerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarı mekanizmaları oluşturulabiliyor. Bu yapı, güvenlik ekiplerinin operasyonel yükten stratejik karar alma süreçlerine geçişini destekliyor.

Güvenlik Yönetiminde Verimlilik ve Karar Alma Hızı Artıyor

Yeni teknolojiler sayesinde kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, olaylara müdahale süresi de kısalıyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri, riskleri önceliklendirerek güvenlik ekiplerine aksiyon önerileri sunuyor.

Bu dönüşüm, güvenlik operasyonlarını yalnızca bir koruma fonksiyonu olmaktan çıkarıp, doğrudan iş sürekliliğine katkı sağlayan bir yönetim alanına dönüştürüyor.

Güvenlikte Standart Yeni Model: Veri Odaklı ve Öngörü Temelli Sistemler

Securitas Technology’nin değerlendirmeleri, güvenlik sektöründe yapay zekâ kullanımının artık istisna değil standart haline gelmeye başladığını gösteriyor. Bulut tabanlı sistemler ve veri analitiği ile desteklenen yeni yapı, kurumların risk yönetiminde daha hızlı ve öngörülebilir hareket etmesini sağlıyor. Güvenliğin geleceğinin yalnızca “koruma” değil; aynı zamanda “öngörme ve yönetme” ekseninde yeniden tanımlandığını ortaya koyuyor.

Daniel Klein, 2026’ya Fiziksel ve Dijital Kanallarda Dengeli Büyüme ile Başladı

Daniel Klein, 2026 yılının ilk çeyreğine hem fiziksel mağazalarda hem de dijital kanallarda yakalanan istikrarlı büyüme ile giriş yaptı. Saat ve aksesuar kategorilerinde artan talep, marka tarafında satış performansını yukarı taşırken; AVM mağazalarındaki ziyaretçi trafiği ve online kanallardaki kampanyalar büyümeyi destekleyen ana unsurlar oldu.

Mağaza Trafiği ve Dijital Satışlar Büyümeyi Besliyor

Şirket, Türkiye genelindeki perakende noktalarında ve AVM mağazalarında artan müşteri ilgisini ilk çeyrek performansının temel itici gücü olarak öne çıkarıyor. Özellikle moda odaklı ürünlere olan talep, saat ve aksesuar segmentinde satışları belirgin şekilde güçlendirdi.

Dijital tarafta ise veri odaklı pazarlama stratejileri ve kampanyalar sayesinde online satışlarda kayda değer bir artış elde edildi. Bu yapı, markanın çok kanallı büyüme stratejisinin daha dengeli bir şekilde ilerlediğini gösteriyor.

Anneler Günü Kampanyaları Deneyimi Güçlendirdi

daniel klein saatler

Daniel Klein, yılın en önemli dönemlerinden biri olarak gördüğü Anneler Günü için fiziksel ve dijital kanalları entegre eden özel bir kampanya kurgusu hayata geçirdi. Koleksiyonda saat, güneş gözlüğü ve takı gibi ürünler öne çıkarıldı.

Mağaza tarafında özel vitrin tasarımları ve hediye paketleme hizmetleri ile deneyim zenginleştirilirken, e-ticaret tarafında indirimler ve hızlı teslimat seçenekleriyle alışveriş süreci daha erişilebilir hale getirildi. Bu yaklaşım, satıştan çok deneyim odaklı bir kampanya modeline işaret ediyor.

Müşteri Deneyiminde Veri ve Teknoloji Odaklı Yapı

Marka, müşteri deneyimini geliştirmek için teknoloji ve veri analitiği odaklı iş birliklerine ağırlık veriyor. Tüketici davranışlarını daha iyi analiz eden sistemler sayesinde kişiselleştirilmiş kampanyalar geliştirilirken, alışveriş deneyimi daha hedefli hale getiriliyor.

Fiziksel mağaza tarafında ise görsel tasarım, vitrin konseptleri ve hızlı ödeme sistemleri gibi alanlarda yapılan iyileştirmeler dikkat çekiyor.

Çok Kanallı Yapıdan Entegre Deneyime Geçiş

Daniel Klein’in mevcut stratejisi, yalnızca farklı kanallarda satış yapmak yerine bu kanalları birbirini tamamlayan bir deneyim yapısına dönüştürmeye odaklanıyor. Fiziksel mağaza ve dijital platformların birlikte çalıştığı bu model, müşteri yolculuğunu daha kesintisiz hale getiriyor.

Perakendede Odak Noktası: Satıştan Deneyime

Daniel Klein örneği, perakendede klasik satış odaklı yaklaşımın giderek deneyim, kişiselleştirme ve veri odaklı stratejilere evrildiğini gösteriyor. Artık rekabet sadece ürün üzerinden değil; müşteriye sunulan bütüncül deneyim üzerinden şekilleniyor.

Perakende Medya Zirvesi 2026 Podcast Özel Yayını

Retail media ekosistemi büyümeye devam ederken; veri kullanımı, ölçümleme, mağaza içi medya, digital out of home ve fiziksel alışveriş davranışlarının dijital pazarlamayla birleştiği yeni dönem sektörün en önemli gündemlerinden biri haline geldi.

Bi’Sektör tarafından düzenlenen Perakende Medya Zirvesi 2026 kapsamında gerçekleştirilen özel podcast serisinde; WPP Media, A101, MEDYA101, HepsiAd, GoWit, Octopus, Qumpara, Awarion ve Mimoza Media Network gibi sektörün önde gelen markaları Retail Media’nın dönüşümünü değerlendirdi.

Detailing in Retailing işbirliği ile hazırladığımız Podcast serisinde öne çıkan başlıklar arasında:

  • Retail media yatırımlarında markaların yaptığı temel hatalar
  • First party data’nın yeni rolü
  • Mağaza içi ekranların ölçümlenebilir hale gelmesi
  • Offline satış verisinin medya yatırımlarındaki etkisi
  • Digital out of home ve retail media entegrasyonu
  • Full funnel retail media yaklaşımı
  • Mikro segmentasyon ve yeni hedefleme modelleri yer aldı.

Perakende Medya Zirvesi 2026 özel podcast yayınının tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz

SUWEN, 2026 İlk Çeyrekte Kârlılık Odağını Güçlendirerek Operasyonel Direncini Korudu

SUWEN, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden açıkladı. Şirket, 9 ülke, 66 şehir ve 212 mağazalık perakende ağıyla büyümesini sürdürürken, zorlu makroekonomik koşullara rağmen kârlılık tarafında güçlü bir duruş sergiledi.

Ciroda Sınırlı Daralma, Brüt Kârlılıkta Artış

Enflasyon muhasebesine göre düzenlenen finansal sonuçlara göre SUWEN’in ilk çeyrek cirosu 1.264 milyon TL seviyesinde gerçekleşti. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla sınırlı bir gerileme yaşanmasına rağmen brüt kâr %5,2 artarak 613 milyon TL’ye yükseldi. Satış hacmindeki baskıya rağmen şirketin ürün ve fiyatlama yönetiminde daha verimli bir yapı kurduğunu ortaya koyuyor.

Brüt Marj 3,5 Puan İyileşti

Şirketin brüt kâr marjı, geçen yılın aynı dönemindeki %45,0 seviyesinden %48,5’e yükseldi. 3,5 puanlık bu artışta:

  • Etkin fiyatlama stratejisi
  • Kampanya disiplininin korunması
  • Stok yönetimindeki verimlilik

FAVÖK Marjı Sabit Kaldı

SUWEN’in FAVÖK’ü 84 milyon TL olarak gerçekleşirken, FAVÖK marjı %6,6 seviyesinde korundu. Operasyonel kârlılığın reel gelir baskısına rağmen geçen yılki seviyesini koruması, şirketin maliyet ve verimlilik tarafında dengeli bir yönetim izlediğine işaret ediyor.

Zorlu Yılda Seçici Büyüme Stratejisi

SUWEN Genel Müdürü Ali Bolluk, 2026’nın zorlu bir makroekonomik zeminde başladığını vurgulayarak net kârın negatif bölgede olmasına rağmen operasyonel kârlılıkta istikrarın korunduğunu belirtti.

Ali Bolluk’a göre şirketin öncelikleri:

  • Seçici büyüme
  • Stok disiplini
  • Brüt marj yönetimi
  • Operasyonel gider kontrolü

Perakendede Yeni Dönem: Büyüme Değil Verimlilik

SUWEN’in sonuçları, perakende sektöründe yeni bir dengeyi öne çıkarıyor: satış büyümesinden ziyade marj koruma ve operasyonel verimlilik. Talep baskısının sürdüğü bu dönemde şirketler için asıl ayrışma noktası artık büyüme hızı değil; kârlılığın ne kadar korunabildiği olacak.

Armani, İşletmesini LVMH, L’Oréal ve EssilorLuxottica Arasında Bölmeyi Değerlendiriyor

İtalyan lüks moda devi Giorgio Armani, şirketin geleceğine yönelik büyük ölçekli bir yeniden yapılanma planını değerlendiriyor. Plan kapsamında, markanın azınlık hisselerinin dünyanın üç büyük küresel oyuncusu arasında paylaştırılması gündemde.

15% Hisse Üç Büyük Grup Arasında Bölünebilir

İtalyan basınından la Repubblica’ya göre önerilen yapı, Armani Group’tan yaklaşık %15’lik bir payın üç eşit parçaya bölünmesini içeriyor. Bu plana göre LVMH, L’Oréal ve EssilorLuxottica’nın her birinin yaklaşık %5 hisse alması söz konusu olabilir.

Bu model, tek bir stratejik ortak yerine birden fazla güçlü oyuncunun yapıya dahil edilmesini hedefleyen hibrit bir ortaklık yaklaşımı olarak öne çıkıyor.

Giorgio Armani’nin Vasiyeti Süreci Şekillendiriyor

armani 1

2025 Eylül ayında 91 yaşında hayatını kaybeden Giorgio Armani’nin, şirketin geleceğine yönelik detaylı bir halefiyet planı bıraktığı belirtiliyor. Bu plana göre ölümünden sonraki 12–18 ay içinde stratejik bir yatırımcının belirlenmesi hedefleniyor. Uzun vadede ise daha büyük bir hisse satışı veya halka arz gibi seçeneklerin de kapıda olduğu ifade ediliyor.

Mevcut İş Ortaklıkları Planı Güçlendiriyor

Potansiyel ortakların seçimi tesadüfi değil. Armani’nin iki büyük grup ile zaten güçlü iş ilişkileri bulunuyor:

  • L’Oréal, uzun süredir Armani Beauty segmentini yönetiyor
  • EssilorLuxottica, Armani gözlük lisans haklarını elinde bulunduruyor
  • LVMH ise lüks moda ve küresel dağıtım gücüyle stratejik bir aday olarak öne çıkıyor

Markanın mevcut ekosisteminin genişletilmesi üzerine kurulu bir stratejiye işaret ediyor.

Bağımsızlığı Korurken Küresel Gücü Artırmak

armani

Hisselerin üç farklı gruba bölünmesi, kontrolü tamamen devretmek yerine dengeleyici bir model oluşturmayı amaçlıyor. Bu yaklaşım, Armani’nin bağımsız kimliğini korurken aynı zamanda üç büyük oyuncunun küresel ölçek, dağıtım ve uzmanlık gücünden faydalanmasını sağlayabilir. Potansiyel ortaklar arasında rekabeti canlı tutarak daha avantajlı bir müzakere zemini yaratabilir.

Yönetim, 5 Yıllık Yeni Strateji Üzerinde Çalışıyor

Armani Group CEO’su Giuseppe Marsocci’nin liderliğinde şirket için yeni bir beş yıllık stratejik plan hazırlanıyor. Bu süreçte finansal danışmanların da devreye alınması ve olası ortaklık yapılarının detaylı şekilde değerlendirilmesi bekleniyor.

Lüks Sektörde Yavaşlama Dönemi Stratejik Hamleleri Hızlandırıyor

Bu yeniden yapılanma tartışmaları, küresel lüks sektöründeki yavaşlama dönemine denk geliyor. Çin ve Avrupa başta olmak üzere önemli pazarlarda talebin zayıflaması, sektör genelinde büyüme ivmesini aşağı çekmiş durumda. Armani Group da son dönemde zayıflayan finansal performansıyla bu genel trendden etkilenmiş görünüyor.

Lüks Dünyasında Yeni Dönem: Konsolidasyon ve Ortaklıklar

kooou

Armani’nin olası hisse paylaşımı planı, lüks sektöründe bağımsız markaların giderek daha fazla büyük gruplarla stratejik ortaklıklara yöneldiğini gösteriyor. Bu gelişme, yalnızca Armani’nin geleceğini değil; küresel lüks rekabetinin nasıl şekilleneceğini de doğrudan etkileyebilecek bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.