Ana Sayfa Blog Sayfa 24

Jimmy Key ile E-ihracatta Yeni Formül: Az Mağaza, Çok Veri, Yüksek Büyüme

Jimmy Key, mağaza ve e-ticareti tek yapıda birleştirerek müşteri güvenini merkeze alan yeni nesil perakende modelini uygulamaya koydu. Jimmy Key Genel Müdür Yardımcısı Erhan Çiçek, perakende sektöründe ezberlerin hızla bozulduğunu belirterek, başarıyı belirleyen en kritik unsurun artık veri temelli karar alma mekanizmaları olduğunu vurguladı. Çiçek’e göre perakende uçtan uca kurgulanmış bir matematik sistemiyle yönetiliyor. Üründen fiyata, stoktan lojistiğe kadar tüm süreçler veriyle şekilleniyor ve bu dönüşüm markaların büyüme hızını doğrudan etkiliyor.

Jimmy Key, büyümesini artık pazar yeri odaklı e-ihracat modeli üzerinden sürdürüyor. Bu yeni yapı sayesinde Jimmy Key, tek tek mağaza yatırımları yerine aynı anda birden fazla ülkede varlık gösterebiliyor. Böylece hem hız hem de maliyet avantajı elde ediliyor.

Tek Stok, Çok Ülke ve Ölçeklenebilir Büyüme Modeli

jimmykey magaza

Şirketin Avrupa operasyonlarının merkezinde “tek stok, çok ülke” modeli yer alıyor. Tek bir stok havuzu üzerinden farklı ülkelerdeki pazar yerlerine satış yapılabilmesi, operasyonel verimliliği ciddi şekilde artırıyor. Erhan Çiçek, bu yapının önemini şu sözlerle ifade etti: “Tek bir stoku farklı ülkelerdeki pazar yerlerine dağıtabildiğiniz bir sistem kurmazsanız, Avrupa’da sürdürülebilir büyüme mümkün değil. E-ihracat yalnızca satış kanalı değil, aynı zamanda güçlü bir veri üretim alanı olarak konumlanıyor. Hangi ürünün hangi ülkede, hangi fiyat aralığında ve hangi sezonda performans gösterdiği artık net biçimde analiz edilebiliyor. Bu sayede şirketler; yeni pazarlara giriş, ürün gamı ve fiyatlandırma stratejilerini çok daha isabetli şekilde kurgulayabiliyor.

Yüksek İade Oranları Oyunu Değiştiriyor, Türkiye En Az İade Alan Ülke 

Avrupa pazarında özellikle moda sektöründe yüksek iade oranları, iş modelini doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak öne çıkıyor. En dikkat çeken konuların başında ise, ülkeler arasındaki tüketici alışkanlıklarının ciddi farklılıklar göstermesi geliyor. Örneğin kadın ürünleri kategorisinde Türkiye’de iade oranları ortalama %20 civarında seyrediyor ve bu oran sektör açısından kabul edilebilir bir seviyede değerlendiriliyor. Ancak Avrupa pazarına baktığımızda tablo dramatik biçimde değişiyor. Almanya’da iade oranları %70’e kadar çıkabiliyor. Bu da pratikte şu anlama geliyor: Bir ürünü net olarak satabilmek için yaklaşık dört ürün satmanız, bunların üçünün iade edilmesini göze almanız gerekiyor.

Diğer Avrupa ülkelerinde de benzer bir tablo söz konusu. İtalya’da iade oranı %41 seviyesindeyken, Avusturya’da %67, Polonya’da ise %63 civarında gerçekleşiyor. Hatta Polonya’da %63’lük bir iade oranı bile görece “iyi” bir sonuç olarak değerlendirilebiliyor. Bu veriler, yurt dışı pazaryerlerinde operasyon yönetiminin ne kadar kritik olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Çünkü bu pazarlara girerken yalnızca satış değil, aynı zamanda stok ve finansman yönetimi de büyük önem taşıyor. Ürünlerin fiziksel olarak yurt dışına gönderilmesi zaten başlı başına bir maliyet yaratırken, stokta bekleme süresi de ek bir finansman yükü oluşturuyor.

Mağaza Deneyimi Hala Vazgeçilmez

Markanın uyguladığı modelde tüm kanallar arasında tam entegrasyon sağlanıyor. Stoklar tekilleştirilirken, fiyat politikası tüm satış kanallarında birebir aynı şekilde uygulanıyor. Çiçek, “E-ticaret ve mağazayı iki ayrı dünya değil, aynı markanın iki farklı yüzü olarak konumlandırıyoruz. Dijitalleşmeye rağmen fiziksel mağazalar önemini koruyor ve müşteri deneyimi hala belirleyici. Tüketicinin ürüne dokunma, deneme ve markayı hissetme ihtiyacı devam ediyor. Mağazalar markanın ruhunu yansıtan en güçlü alanlardan biri. 

Burberry, Çin ve Amerika’daki Güçlü Performansla Yeniden Büyüme Sürecine Girdi

Burberry, Çin ve Amerika’daki Güçlü Performansla Yeniden Büyüme Sürecine Girdi, 2026 mali yılında yeniden pozitif büyüme sinyalleri vererek lüks moda sektöründe dikkat çekici bir toparlanma sürecine girdi. Şirketin 28 Mart’ta sona eren mali yıl sonuçlarına göre gelirler sterlin bazında %2 gerilese de, sabit kur etkisinden arındırılmış şekilde yatay seyretti. Daha kritik olan ise mağaza performansındaki dönüşüm oldu.

Geçtiğimiz yıl %12 gerileyen comparable store sales verisi bu yıl %2 büyümeye dönerken, özellikle yılın son çeyreğinde Çin ve Amerika kıtasındaki çift haneli büyüme dikkat çekti. Şirket yönetimi, toparlanmanın yılın ikinci çeyreğinden itibaren başladığını ve her çeyrekte güçlenerek devam ettiğini belirtiyor.

Lüks moda sektöründe tüketici talebinin tamamen zayıflamadığını; ancak markaların artık çok daha güçlü marka hikâyesi, ürün odağı ve operasyonel disiplinle büyüyebildiğini gösteriyor.

Çin Pazarı Lüks Moda İçin Yeniden Kritik Büyüme Motoruna Dönüşüyor

burberry, çin ve amerika’daki güçlü performansla yeniden büyüme sürecine girdi

Burberry’nin sonuçlarında en dikkat çekici alanlardan biri Greater China performansı oldu. Şirket, hem Çin hem de Amerika kıtasında yılın son çeyreğinde çift haneli comparable satış artışı elde etti. Bu durum, son dönemde yavaşlama sinyalleri veren Çin lüks tüketim pazarında toparlanmanın yeniden hız kazanabileceğine işaret ediyor.

Özellikle lüks moda tarafında Çin pazarı yalnızca hacim değil, marka algısı açısından da kritik önem taşıyor. Çin’de yeniden güçlenen talep, global lüks markaların koleksiyon stratejilerinden mağaza yatırımlarına kadar birçok alanda karar mekanizmasını etkiliyor.

Burberry’nin brüt kâr marjındaki 530 baz puanlık artış da dikkat çekici. Şirketin daha kaliteli satış yapısına yönelmesi ve önceki dönemde gerçekleştirilen stok optimizasyonunun etkisi, kârlılık tarafında önemli bir iyileşme yarattı. Aynı zamanda şirketin geçen yılki 75 milyon sterlin zararından 21 milyon sterlin kâra geçmesi, operasyonel dönüşümün finansal sonuçlara da yansımaya başladığını gösteriyor.

Lüks moda sektöründe büyüme artık yalnızca satış hacmiyle değil, marka gücü ve kârlı büyüme dengesiyle ölçülüyor.

Burberry, Marka Otoritesini Güçlendirmeye Odaklanıyor

Şirket CEO’su Joshua Schulman, mevcut mali yılı Burberry için “anlamlı bir kırılma noktası” olarak tanımlıyor. Şirketin “Burberry Forward” stratejisi kapsamında marka relevansını ve ürün otoritesini güçlendirmeye odaklandığı görülüyor.

Bu yaklaşım, son dönemde birçok lüks markanın yeniden “çekirdek marka kimliği” stratejisine dönmesiyle paralel ilerliyor. Aşırı genişleme ve yoğun ürün çeşitliliği yerine daha kontrollü koleksiyon yönetimi, marka mirası ve premium algının korunması ön plana çıkıyor.

Burberry aynı zamanda yönetim tarafında da değişime hazırlanıyor. Yönetim Kurulu Başkanı Gerry Murphy’nin kasım ayında görevden ayrılacağı açıklanırken, yerine Bridgepoint Group kurucusu William Jackson’ın geçeceği duyuruldu. Bu değişim, şirketin dönüşüm sürecinde yeni bir yönetim yapılanmasına da girdiğini gösteriyor.

Lüks moda sektöründe son dönemde yaşanan yavaşlamaya rağmen Burberry’nin yeniden büyüme sinyali vermesi, özellikle güçlü marka mirasına sahip şirketlerin operasyonel disiplin ve stratejik konumlanma ile yeniden ivme yakalayabileceğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde sektör rekabetinin; erişilebilirlikten çok marka değeri, deneyim ve kontrollü büyüme ekseninde şekillenmesi daha olası görünüyor.

Kivo Katkılarıyla Haftanın Mağaza Açılışları (Maptriks Tarafından Desteklenmektedir) [11 – 15 Mayıs]

kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs]
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 12

Mayıs ayının ortası ile birlikte bayram alışverişi yoğunlukları da hızlandı. Perakendecinin en yoğun haftalarından birine giriş yapıyoruz bu hafta itibari ile de. Ciro beklentileri yüksek, Ramazan Bayramı döneminde beklentileri karşılayan bir alışveriş ivmesi gerçekleşmişti, umalım ki bu bayram döneminde de benzer tablolar konuşulsun.

Mağaza açılışları tarafındaki sirkülasyon hız kesmeden devam ediyor. Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni derlemesi ile sizlerleyiz.

İşte bu haftanın gerçekleşen mağaza açılışları

COMMUNITÉ – Galataport

communite magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 13

COMMUNITÉ, Galataport mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Desa – Metropol AVM

desa magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 14

Desa, Metropol AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 55. mağazasını oluşturuyor.

ebebek – Bartın Merkez

ebebek magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 15

ebebek, Bartın Merkez mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 306. mağazasını oluşturuyor.

Sneaks Up – İzmir Selway Outlet AVM

sneaksup magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 16

Sneaks Up, İzmir Selway Outlet AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 74. mağazasını oluşturuyor.

Saat & Saat – Bolu 14 Burda AVM

saat magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 17

Saat & Saat, Bolu 14 Burda AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, yeni konseptiyle hizmete açıldı.

English Home – Karun AVM

englishhome magaza1
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 18

English Home, Uşak Karun AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Homend – İzmir Optimum AVM

homend magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 19

Homend, İzmir Optimum AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 2. mağazasını oluşturuyor.

Bisse – Forum Erzurum

bisse magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları (maptriks tarafından desteklenmektedir) [11 – 15 mayıs] 20

Bisse, Forum Erzurum mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Derimod’un Pazarlama Direktörlüğü Görevine Caner Uluğ Atandı

Türkiye’nin köklü deri ve moda markalarından Derimod, pazarlama organizasyonunu güçlendirmek amacıyla üst düzey bir atamaya imza attı. Perakende ve moda sektöründe 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Caner Uluğ, şirketin yeni Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.

Perakende ve Marka Yönetiminde Güçlü Deneyim

Caner Uluğ, kariyeri boyunca pazarlama, marka yönetimi, perakende ve çok kanallı iletişim alanlarında önemli sorumluluklar üstlendi. Marmara Üniversitesi İşletme (Almanca) Bölümü mezunu olan Uluğ, global ve yerel ölçekte faaliyet gösteren markalardaki deneyimiyle dikkat çekiyor.

Vizyon 2030 Hedeflerine Katkı Sağlayacak

Yeni görevinde Caner Uluğ’un; Derimod’un marka konumlandırmasını daha da güçlendirmesi, müşteri odaklı pazarlama stratejilerini geliştirmesi ve markanın hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerine katkı sunması bekleniyor.

Şirket, Uluğ’un liderliğinde hayata geçirilecek yeni pazarlama yaklaşımıyla birlikte, “Vizyon 2030” hedefleri doğrultusunda daha güçlü bir marka deneyimi oluşturmayı ve küresel ölçekte etkisini artırmayı amaçlıyor.

La Lorraine Türkiye’den 10. Yılında Türkiye’ye Yatırım Hamlesi

La Lorraine Türkiye, 10. yılını yeni nesil artisan ekmek üretim hattı yatırımıyla kutluyor ve güçlü büyüme yolculuğunu sürdürmek üzere ülkemizdeki varlığını daha da güçlendiriyor.

Merkezi Belçika’da bulunan, un ile fırıncılık sektörlerinde faaliyet gösteren ve yüksek kaliteli fırın ürünleriyle 40’tan fazla ülkede tüketicilere ulaşan La Lorraine Bakery Group, Türkiye’deki 10. yılını kutluyor. Şirket, Manisa tesisinde devreye aldığı yeni nesil artisan ekmek hattıyla üretim yetkinliklerini bir üst seviyeye taşırken, bu yatırımıyla bölgedeki istikrarlı büyüme yolculuğunda da önemli bir dönüm noktasına imza atıyor. Bu stratejik adım, La Lorraine Türkiye’nin fırın ürünlerindeki yenilikçi yaklaşımını daha da güçlendirirken, bölgedeki konumunu ileriye taşıyan önemli bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.

Son 10 yılda Türkiye’ye 100 milyon Euro’nun üzerinde yatırım

la larrine

La Lorraine Türkiye, yerel fırıncılık operasyonlarına 2016 yılında Manisa’da kurulan tam otomatik ekmek hattıyla başladı ve geçen 10 yıl içinde artisan ekmek, viennoiserie ve tuzlu unlu mamuller (börek) kategorilerindeki yatırımlarıyla üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Bugün tesis, beş üretim hattıyla faaliyet gösterirken, Türkiye ve Orta Doğu için stratejik bir üretim merkezi olarak konumlanıyor.

Türkiye genelinde 20’den fazla bölgesel satış ofisi bulunan La Lorraine Türkiye, bugün distribütör ağı ile de birlikte yaklaşık 750 kişiye istihdam sağlıyor. Şirket, son 10 yılda Türkiye’ye 100 milyon Euro’nun üzerinde yatırım gerçekleştirirken, Manisa tesisi büyüme stratejisinde kritik bir rol üstleniyor. La Lorraine Türkiye, distribütörleri ve perakende iş ortaklarıyla birlikte Türkiye’de bake-off segmentini geliştirerek tüketicilere daha taze ve lezzetli ürünleri sunuyor. Bu yaklaşım, son 10 senede yıllık bazda güçlü ve sürdürülebilir bir gelir artışı sağlarken, satışların son 5 yılda iki katına çıkmasına katkıda bulundu. Yaratılan yeni kapasite ve güçlü ticari stratejiyle birlikte La Lorraine Türkiye, önümüzdeki 5 yılda satışlarını yeniden ikiye katlamayı hedefliyor.

Grup CEO’su Guido Vanherpe: 

la lorrine2

“10 yıldır La Lorraine Bakery Group olarak ustalık ile inovasyonu bir araya getiriyoruz ve bake-off teknolojisindeki öncü rolümüzle, tüketicilerin dünya genelinde fırın ürünlerini deneyimleme biçimini şekillendirmeye devam ediyoruz. La Lorraine Türkiye’de üretime başlamamızın 10. yılını kutlarken, bu pazarın 2016 yılında Avrupa dışındaki büyümemizde üstlendiği başarılı rolden büyük gurur duyuyoruz. Türkiye’nin dinamik pazarı, güçlü ekmek kültürü ve bake-off inovasyonu açısından sunduğu önemli potansiyel, büyüme için son derece mantıklı bir adım oldu ve bu karar son 10 yılda somut sonuçlar verdi. Türkiye ve ardından Orta Doğu, doğuya doğru genişleme stratejimizde kilit bir geçit haline geldi. Bunun yanı sıra, La Lorraine Türkiye’nin gelecekteki büyüme potansiyeli, Grubumuzun 2030 hedeflerini gerçekleştirmesinde stratejik olarak merkezi bir rol üstleniyor. Bir aile şirketi olarak Türk ekibimizin girişimciliğine, tutkusuna, enerjisine, dayanıklılığına büyük değer veriyoruz ve geleceğin fırıncılık hikâyesini yazmayı birlikte sürdürmeye kararlıyız.”

“Bake-off” teknolojisinin öncülerinden; La Lorraine Bakery Group

la loorrine

1939 yılında Belçika’da Gerard Vanherpe tarafından bir un değirmeni olarak kurulan La Lorraine Bakery Group, 1970’li yıllarda fırıncılık sektörüne adım attı ve taze fırın ürünlerinde büyümeye devam etti. 1980’lerde ise devrim niteliğindeki “bake-off” teknolojisinin öncülerinden biri oldu. Bugün şirket; dondurulmuş fırın ürünleri, taze fırın ürünleri, mağaza konseptleri ve un üretimi olmak üzere dört ana alanda faaliyet gösteriyor; ekmek, pastacılık ürünleri, tatlı atıştırmalıklar, viennoiserie ve tuzlu ürünlerden oluşan geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. “Bake-off” teknolojisi, ürünlerin pişirme aşamasından hemen önce veya kısmi pişirme sonrasında dondurularak üretim sürecinin durdurulmasına dayanıyor. Bu sayede son pişirme işlemi satış noktasında tamamlanabiliyor; günün her anında taze pişmiş ürün sunulurken tüketicilere daha fazla çeşit ve seçenek sağlanıyor. Bu teknoloji ayrıca stok yönetimi verimliliğini artırarak gıda israfının azaltılmasına da katkıda bulunuyor.

La Lorraine Türkiye, Türkiye’de dondurulmuş fırın ürünleri üreten ilk fırıncılık şirketlerinden biri olarak perakende ve foodservice alanındaki fırıncılık pazarının dönüşümüne öncülük ediyor.

La Lorraine Bakery Group’un “Go East” genişleme stratejisinde Avrupa dışındaki ilk ülke; Türkiye… 

Bugün La Lorraine Bakery Group, 10 ülkede bulunan 18 üretim tesisi ve 5.700’ü aşkın çalışanıyla faaliyet gösteriyor ve tüketicilere 1.500’den fazla taze ve dondurulmuş ürün çeşidi sunuyor. Şirket, 2025 yılında 1,57 milyar Euro ciro elde ederken, gelirlerinin yüzde 54’ünü Batı Avrupa’dan, yüzde 46’sını ise dünyanın geri kalanından sağlıyor. La Lorraine Bakery Group’un Avrupa dışındaki ilk fırın yatırımı olan Türkiye, şirketin doğuya doğru genişleme stratejisinde kilit bir geçiş pazarı konumunda bulunuyor.

Türkiye & Orta Doğu Bölge Başkan Yardımcısı Neslihan Nigiz Ulak:

“Manisa’daki yeni artisan ekmek hattıyla birlikte, yerel tüketici beklentilerine uygun daha artisanal, yüksek kaliteli ve yenilikçi ürünler sunma kapasitemizi artırıyoruz. Bu kilometre taşı, müşterilerimizin güvenini ve her gün birlikte La Lorraine Türkiye hikâyesini yazdığımız iş ortaklarımız ile distribütörlerimizle kurduğumuz güçlü iş birliğini yansıtıyor. Öte yandan Manisa’daki bu tesis, bizim için bir fabrika tanımının çok ötesinde. Burası, ekmeğin bu topraklardaki anlamına duyduğumuz saygının bir ifadesi. Çünkü Anadolu’da ekmek yere düşerse öpülüp alna konur, üzerine basılmaz, çöpe atılmaz. Nitekim Marketing Türkiye ve Aksoy Araştırma ile gerçekleştirdiğimiz araştırmada toplumun %84,3’ü ekmeği ‘kutsal’ olarak tanımlıyor. Ekmek; nimet, bereket ve vazgeçilmezlik kavramlarıyla yan yana duruyor. Bu veri bizim için istatistik olmanın ötesinde, bir sorumluluk anlamı taşıyor. Çünkü biz burada yalnızca üretim yapmıyoruz. Kültürel bir değere dokunuyoruz.

Önümüzdeki dönemde ise hedefimiz, güçlü büyüme ivmemizi sürdürmek, sürdürülebilir ürün liderliğimizi pekiştirmek ve 2030 yılına kadar satışlarımızı iki katına çıkarmak. Bunu yaparken müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve distribütörlerimizle birlikte büyümeye; Türk tüketicilerini taze pişmiş, yüksek kaliteli ve yenilikçi fırın ürünleriyle buluşturmaya devam edeceğiz. Böylece Türkiye, Orta Doğu operasyonlarının da İstanbul ofisimizden yönetildiği bölgesel bir mükemmeliyet merkezi haline geliyor, ayrıca hem bu pazarlarda hem de Kuzey Afrika’ya uzanan büyüme stratejimizde önemli bir merkez rolü üstlenmiş oluyor.” 

2030 vizyonu; pazar liderliğini güçlendirmek ve satışları ikiye katlamak

La Lorraine Türkiye, Manisa’daki yeni artisan ekmek üretim hattıyla üretim kapasitesini artırırken, ürün portföyünü daha artisan, karakteristik, yüksek kaliteli ve yenilikçi fırın ürünleriyle genişletmeye yönelik yeni bir adım atmış oldu.

La Lorraine Bakery Group, stratejik büyüme planlarında Türkiye’nin konumunu daha da güçlendiriyor. Bu yatırımın arkasındaki temel etkenler arasında Türkiye’nin dinamik pazar yapısı ve kişi başına düşen ekmek tüketiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olması yer alıyor. Bunun yanı sıra bake-off teknolojisinin fırıncılık pazarındaki dönüştürücü potansiyeli, halen önemli ölçüde gelişim, büyüme ve inovasyon fırsatı sunması ve perakende ile foodservice kanallarında iş birlikleriyle büyüme imkânı yaratması, Türkiye pazarını gelecekte de son derece stratejik kılıyor.

Şirket; sürdürülebilir ürün liderliği stratejisi doğrultusunda güçlü büyüme ivmesini sürdürmeyi, 2030 yılına kadar satışlarını ikiye katlamayı ve her gün binlerce Türk tüketicisini yenilikçi, yüksek kaliteli ve taze pişmiş fırın ürünleriyle buluşturmaya devam etmeyi hedefliyor.

LCW Limitless’ın Yeni Koleksiyonu Erişilebilir Tasarımı Yaza Taşıyor

LC Waikiki, engelli bireylere yönelik hazırladığı LCW Limitless koleksiyonunun yeni yaz parçalarını duyurdu.

lcw

Erişilebilirlik odaklı tasarımlarıyla bilinen LCW LimitlessEngelliler Haftası’nda yeni yaz koleksiyonunu kullanıcılarla buluşturdu. Kadın giyimine odaklanan koleksiyonda, bağımsız hareket etmeyi destekleyen fonksiyonel detaylar ve yaz aylarına uygun hafif kumaşlar ön plana çıkıyor.

Koleksiyonun tasarım sürecinde, kullanıcıların günlük yaşamdaki ihtiyaçları gözetilerek pratik çözümler geliştirildi. Bu kapsamda gömleklerde klasik düğmeler yerine çıtçıt detayları kullanılırken, puantiyeli bluzlarda yer alan yan ilik detayları diyaliz süreci yaşayan kullanıcılar için kateter hortumlarının rahat kullanımına imkan tanıyor.

Koleksiyonda yer alan kısa kollu elbiseler, omuz kısmına kadar açılabilen çıtçıtlı yapısıyla kol veya bacak protezi kullanan bireylerin giyinme sürecini kolaylaştırmayı hedefliyor. Benzer şekilde pantolonlarda paçadan yukarı uzanan yan çıtçıtlar ve değnek kullanan bireyler için tasarlanan geniş, güvenli cepler de kullanım kolaylığı sağlıyor.

lcw limitless

Gömlek ve pantolon takımlarında omuz bölgesine erişim sağlayan tasarımlara yer verilirken, bu parçalar aynı zamanda kateter kullanımına uygun geçiş alanları barındırıyor. Engelliler Haftası’na özel olarak yüzde on indirimle sunulan kadın koleksiyonunun ardından, erkek koleksiyonunun da haziran ayı içerisinde satışa çıkması planlanıyor.

LCW Limitless yaz koleksiyonuna markanın internet sitesinin yanı sıra İstanbul, Samsun, İzmir, Bursa ve Ankara’daki belirli mağazalardan ulaşılabiliyor.

Sosyal Etki Zirvesi, “Eşitlik için; Söz–Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” mottosuyla 3. Kez Gerçekleşti!

Sosyal Fabrika – Toplumsal Dönüşüm Platformu ve EKONOMİ Gazetesi partnerliğindedüzenlenenSosyal Etki Zirvesi, “Eşitlik için; Söz–Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” mottosuyla 12 Mayıs’ta İş Sanat Levent’te 3. kez aynı heyecanla gerçekleşti.

zirve 4

Sivil toplum kuruluşları, vakıflar, dernekler, kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler, platformlar, medya ve iş dünyasından temsilcileri bir araya getiren zirve; bu yıl 3 bini aşkın katılımcı, 323 paydaş ve 120’nin üzerinde sponsor desteğiyle genişleyen etki alanını ortaya koydu. Zirvede, eşitlik odağında ortak sorumluluk bilincini güçlendiren oturumlar, ilham veren konuşmalar ve paydaş buluşmalarıyla; toplumsal dönüşüm için sözün eyleme dönüşmesi gerektiği vurgulandı.

Sunuculuğunu bu yıl tiyatro oyuncusu Yunus Eski’nin üstlendiği Sosyal Etki Zirvesi’26da; “Hayatı Onurlandıranlar” “Kültür ve Biz”, “Sivil Hareketlilik ve Biz”, “Dayanışma Kültürü”, “İklim Politikaları ve Biz”, “Kuşaklararası Diyalog”, “Sağlıklı Yaşamda Biz”, “Sosyal Etkinin Gücüne İnananlar”, “Kapsayıcı Politika Üretenler”, “Kültürel Değişimle Yol Alanlar”, “Gençlik İçin Konuşanlar”, “Farklılıklarımız ve Biz” ve “Sanatla Barışmak” gibi birçok başlık ele alındı. Eşitlik Arayışı, 323 Paydaşla Ortak Bir İradeye Dönüştü!

Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu Kurucusu ve Organizasyon Lideri Münteha Adalı:

zirve 10

“Üç yıl önce 121 paydaşla çıktığımız bu yolculukta bugün 323 paydaşa ulaşmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu büyüme, eşitlik arayışının artık çok daha geniş bir ortak iradeye dönüştüğünü gösteriyor. Sosyal etki; insan odaklı, kapsayıcı ve şeffaf bir yaklaşım gerektiriyor. Bu yalnızca bir grubun değil, toplumun tamamının meselesi. Kadın, erkek, çocuk; toplumun her kesiminin katılımıyla güçlenecek bir dönüşümden söz ediyoruz. İşte bu yüzden binlerce insan burada; eşitlik için sözü eyleme dönüştürmek, dayanışma kültürünü birlikte büyütmek için bir aradayız.

Sosyal Etki Zirvesi’ni yalnızca bir buluşma değil, aynı zamanda bir farkındalık zirvesi olarak görmek gerekiyor. Toplum olarak çoğu zaman bazı konuları arka planda konuşuyoruz; ancak ön tarafa geçtiğimizde hepimiz kapsayıcı, eşitlikçi ve hak temelli bir dil kuruyoruz. Hepimiz her şeyi biliyor gibi davranıyoruz ama toplu halde nerede durduğumuz sorusu hâlâ önemli bir soru işareti taşıyor.

Biz bu zirveyle en azından fark edelim; başlıkları kendi kendimize araştırmaya başlayalım, hangi sivil toplum örgütü hangi alanda ne yapıyor daha yakından bakalım istedik. Her yıl çıktı raporları hazırlıyor; bu raporları basınla, sponsorlarımızla, paydaşlarımızla ve toplumla paylaşıyoruz. Sosyal medyada da görünür kılıyoruz. İlk iki yılın çıktı raporlarını karşılaştırdık. Hedefimiz bu zirvenin sonunda yasa koyucuların da bu raporlara bakmasını ve gündemlerine almasını sağlamaktır. Çünkü bu tür zirvelerin nihai temas noktalarından biri de yasa koyucular olmalı. Farkındalığın, karar mekanizmalarına uzanan bir etkiye dönüşmesini önemsiyoruz.

sosyal etki zirvesi 2

Münteha Adalı, zirvenin yolculuğunu “eşitlik arayışının kolektif bir hikâyesi” olarak tanımladı. Sosyal Etki Zirvesi’nin üçüncü yılında da aynı heyecanla daha kapsayıcı, daha şeffaf ve daha insan odaklı bir gelecek için paydaşlarını bir araya getirdiğini ifade etti. Eşitlik, Birlikte İnşa Edeceğimiz Bir Kültür

EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ:

zirve3 1

“Bugün burada, eşitliği konuşmak için bir aradayız… Ama eşitliği sadece güzel bir kavram olarak değil, bir niyet beyanı olarak değil, bir hedef olarak değil; ‘sözümüzle eylemimiz arasındaki mesafe’den konuşmak için buradayız. Mesele artık sadece “ne söylediğimiz” değil. Mesele, söylediğimiz şeyin arkasında ne kadar durduğumuz; o sözü gerçeğe dönüştürüp, dönüştürmediğimiz… Sosyal Etki Zirvesi’nin bu yılki teması bu yüzden çok önemli: “Eşitlik için söz-eylem ilişkisinde şeffaflık, kapsayıcılık ve dayanışma.” Bu cümlenin içinde çok güçlü bir çağrı var:  Şeffaflık, kapsayıcılık ve dayanışma… Şeffaflık; çünkü artık hiçbir kurum, hiçbir lider sadece iyi niyetle yol alamaz. Ne yaptığımız kadar, nasıl yaptığımızı da göstermek zorundayız… Kapsayıcılık; Çünkü aynı masada birbirine benzeyen insanların oturması kolay. Asıl mesele, birbirinden farklı insanların aynı masada söz sahibi olabilmesi… Dayanışma;  Çünkü hiçbir eşitsizlik tek başına çözülmüyor… Sosyal Etki Zirvesi, ilk günden bu yana “eşitsizliklerden eşitlik arıyoruz” diyerek yola çıktı.  Ekonomi Gazetesi olarak bu yolculuğun paydaşı olmayı çok değerli buluyoruz. Çünkü bu zirve sadece bir etkinlik değil. Birbirimizi duyduğumuz, birbirimize ayna tuttuğumuz bir alan. Şunu kabul etmemiz gerekiyor: Eşitsizlik sadece sistemlerin değil, alışkanlıkların da sonucu. O yüzden eşitlik için aslında büyük reformlara ihtiyacımız yok. Karşımızdakini dinlemekle, anlamaya çalışmakla başlayabilir tüm dönüşüm. Bugün, yalnızca konuştuğumuz değil; birbirimizi gerçekten duyduğumuz, düşündüğümüz, cesaret aldığımız ve çıkarken yanımıza bir sorumluluk duygusu da aldığımız bir gün olacağına eminim. Çünkü eşitlik, birlikte inşa edeceğimiz bir kültür.”

sosyal etki zirvesi1

Zirve; şeffaflık ve kapsayıcılık kavramlarının eşitlik yolculuğunda söz, eylem ve dayanışma kültürüyle kurduğu ilişkiyi çok yönlü biçimde ele aldı. Toplumda konuşulmayanı konuşmak, görünür olmayanı görünür kılmak ve eşitliği yalnızca söylem düzeyinde değil, somut eylemlerle desteklemek amacıyla düzenlenen Sosyal Etki Zirvesi; farkındalık yaratmayı, ortak aklı güçlendirmeyi ve zihniyet değişimine katkı sunmayı hedefledi.

Program kapsamında, Cambridge Üniversitesi Akademisyeni Prof. Dr. Mete Atatüre, Baltaş Grubu Kurucusu Prof. Dr. Acar Baltaş, Göbeklitepe-Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, Sivil Toplum Gönüllüsü ve TOG Mütevelli Heyet Üyesi İbrahim Betil SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem ile TİM – Türkiye İhracatçılar Meclisi Sürdürülebilirlik ve Projeler Koordinatörü Nilgün Özdemir başta olmak üzere; Araştırmacı Yazar Evrim Kuran, EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz, Fark Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahu Serter, Karaca International Genel Müdürü Ömer Barbaros Yiş, Oyuncu Sera Kutlubey, Uzman Dermatolog Dr. Ömür Tekeli gibi farklı alanlarda toplumsal dönüşüme katkı sunan pek çok değerli isim zirve kapsamında katılımcılarla buluştu.

zirve6

Zirvede, oturumlar boyunca sahnede eş zamanlı olarak gerçekleştirilen canlı resim performansları, gün boyu devam eden müzik ve hareket performansları ve sahne sürpirizleri programa güçlü bir dinamizm kattı. İdil Türkmenoğlu liderliğinde, Çocuk Genç Sanat Tiyatro oyuncularının sahnelediği özel performans ise sanatın toplumsal farkındalık ve dönüşümdeki etkisini vurgulayarak katılımcılardan büyük ilgi gördü.

Gün sonunda ise Sosyal Etki Zirvesi, Macrocenter ve Alcoloco sponsorluğunda, DJ Kerem Cangoloz’ün performansıyla gerçekleşen SEZ Party ile tamamlandı. Etkinlik, gün boyunca süren ilham verici oturumların ardından katılımcıları sosyal etki, dayanışma ve birliktelik ruhunu paylaşmaya davet eden keyifli bir kapanışla sona erdi.

Turkcell’den Erişilebilirlik Projeleriyle Engelli Bireylere Destek

Turkcell, son bir yılda 200 bin engelli bireye ulaşarak, teknolojinin sunduğu imkanlarla iletişimden eğitime, sanattan spora kadar birçok alanda fırsat eşitliğini güçlendiriyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, Turkcell, hayata geçirdiği kapsayıcı projelerle erişilebilirlik çalışmalarını sürdürüyor.

“Herkes için erişilebilir bir dünya” vizyonuyla hareket eden şirket, engelli bireylerin sosyal hayata eşit, özgür ve bağımsız katılımını destekleyen çözümler geliştiriyor. Şirket, son bir yılda 200 bin engelli bireye ulaşarak, teknolojinin sunduğu imkanlarla birçok alanda fırsat eşitliğini güçlendiriyor.

İşaret diliyle sunulan müşteri hizmetlerinden erişilebilir içeriklere, eğitim yatırımlarından spor desteklerine kadar geniş alanda hayata geçirilen projeler, teknolojinin fırsat eşitleyici gücünü somut faydaya dönüştürüyor.

“Yüz Yüze Müşteri Hizmetleri” ile kullanıcılar, Turkcell mobil uygulaması veya mağazalar üzerinden görüntülü olarak işaret dili ile hizmet alabiliyor. Haftanın her günü ücretsiz sunulan hizmet kapsamında aylık ortalama 3 bin 500 görüntülü görüşme, işaret dili bilen uzman ekipler tarafından karşılanıyor.

Şirket, sanat alanında da erişilebilirliği odağına alıyor. TV+ platformunda yer alan “Engelleri Aşan Filmler” kategorisiyle içerikler, sesli betimleme ve işaret dili seçenekleriyle sunuluyor. Ayrıca görme engelli bireylere yönelik senaryo, post prodüksiyon, sinematografi ve teknik eğitimlerle bugüne kadar yaklaşık 60 bin kişiye ulaşıldı.

Türkiye genelindeki “Engelsiz Mağazalar” ile erişilebilir müşteri deneyimini yaygınlaştıran şirket, işitme, görme ve bedensel engelli bireylerin ihtiyaçlarına uygun çözümler sunuyor.

Mağazalarda yer alan akülü tekerlekli sandalye şarj noktaları ve ergonomik tasarımlar, kullanıcı deneyimini kolaylaştıran uygulamalar arasında yer alıyor.

Eğitimde de çözümler geliştiren şirket, Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle yürüttüğü “Engelsiz Eğitim Programı” kapsamında 60 ilde, 112 okulda teknoloji sınıfları kurarak her yıl binlerce öğrenciye ulaşıyor.

Bunun yanı sıra “Engelsiz Yaşam” eğitimleriyle bugüne kadar 100 bin engelli bireye spor, sanat ve kişisel gelişim alanlarında içerik sunulurken, Türkiye Engelliler Spor ve Eğitim Vakfı (TESYEV) işbirliğiyle her yıl yüzlerce öğrenciye burs desteği sağlanıyor.

Şirket, “BİP” platformu üzerinden “Tohum Otizm Vakfı” ile hayata geçirdiği “Otizm Bilgi Destek Platformu” aracılığıyla 50 bin otizmli çocuk ve ailesine dijital içeriklerle destek verdi.

Spor alanında da destekler sunan şirket, Ampute Futbol Milli Takımı’nın ilk sponsoru olarak ve “Türkiye Milli Paralimpik Komitesi” işbirliğiyle engelli sporcuların ulusal ve uluslararası başarılarına katkı sağlamayı sürdürüyor

“Teknolojinin gücü sayesinde engelsiz dünya kurmak için çalışıyoruz”

Açıklamada görüşlerine yer verilen Turkcell Pazarlama ve Dijital Servislerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Murat Akgüç, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında yaptığı değerlendirmede, teknolojinin gücü sayesinde engelsiz dünya kurmak için çalıştıklarını belirtti.

Teknolojinin gerçek gücünün, hayatı herkes için daha erişilebilir ve eşit hale getirebilmesinde saklı olduğuna inandıklarını aktaran Akgüç, “Bu anlayışla geliştirdiğimiz çözümlerle engelli bireylerin bilgiye, iletişime ve dijital hizmetlere daha kolay erişmesini destekliyoruz. ‘İletişim sadece konuşmak değil, bağ kurmaktır’ yaklaşımımızla, teknolojiyi toplumun tüm kesimlerinin ulaşabileceği deneyime dönüştürüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Dünya Kupası Yaklaşırken Perakendeci Pazarlama Fırsatını Nasıl Okumalı?

1994’ten sonra ilk kez Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olan ABD’de futbolun popülaritesinin artması, yalnızca spor endüstrisini değil; içecekten hızlı tüketime, modadan teknolojiye kadar birçok kategoriyi harekete geçiriyor. Üstelik dünya kupası, yalnızca ev sahibi ülkeleri değil tüm ülkeleri ve markaları kapsayan bir iletişim evreni aynı zamanda. Özellikle genç tüketici kitlesi ve kültürel çeşitlilik üzerinden büyüyen futbol ekonomisi, markaların geleneksel reklam yaklaşımını yeniden şekillendirmesine neden oluyor.

Turnuva etrafında kampanya hazırlayan markalar arasında Adidas, PepsiCo markaları Lay’s ve Pepsi, The Coca-Cola Company, Heineken, Budweiser ve Powerade gibi global oyuncular yer alıyor. Kampanyalarda ürün özelliklerinden çok; arkadaşlık, kutlama kültürü, topluluk hissi ve deneyim odağı öne çıkıyor. Peki bu süreci, sürecin birinci dereceden dahili olmayan markalar nasıl eksenlerine dahil edebilir?

Markalar Artık Ürün Değil, “Aidiyet Hissi” Satmaya Çalışıyor

Dünya Kupası gibi büyük kültürel etkinliklerde klasik ürün iletişiminin etkisinin azalması, markaları daha deneyimsel ve topluluk odaklı kampanyalara yöneltiyor. Özellikle Heineken’in geliştirdiği yaklaşım bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor.

Şirket, futbol maçlarını yayınlayan barlara özel deneyim kitleri gönderirken, aynı zamanda gönüllülük etkinlikleri ve sosyal buluşmalar organize ederek markayı yalnızca bira tüketimiyle değil; sosyalleşme kültürüyle ilişkilendirmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, spor pazarlamasında ürün merkezli reklamların yerini “kültürel bağ kurma” stratejilerine bıraktığını gösteriyor.

Özellikle Z kuşağı ve genç tüketiciler tarafında markalardan beklenen şey artık yalnızca görünür olmak değil; doğal, samimi ve topluluk hissi yaratan bir rol üstlenmek. Bu nedenle Dünya Kupası kampanyalarında mizah, sosyal deneyim, arkadaşlık ve birlikte izleme kültürü daha fazla ön plana çıkıyor.

Spor organizasyonları artık yalnızca sponsorluk alanı değil, markaların kültürel kimlik inşa ettiği platformlara dönüşüyor.

Futbolun Yükselişi Perakende ve Tüketim Trendlerini de Etkileyebilir

Futbolun son yıllarda daha geniş kitlelere ulaşması, markaların iletişim dilini de değiştiriyor. Geleneksel Amerikan sporlarına kıyasla futbol; daha genç, daha global ve dijital kültürle daha bağlantılı bir izleyici kitlesi yaratıyor. Bu durum özellikle moda, içecek, hızlı tüketim ve spor giyim kategorileri için yeni büyüme alanları oluşturuyor.

Aynı zamanda Dünya Kupası’nın omnichannel perakende tarafında da ciddi bir hareketlilik yaratması bekleniyor. Maç deneyimi etrafında şekillenen tüketim alışkanlıkları; restoranlar, spor barları, teslimat platformları, merchandising ürünleri ve deneyim odaklı mağazacılık tarafında yeni fırsatlar doğurabilir.

Markaların kampanya stratejileri incelendiğinde, artık yalnızca reklam görünürlüğünün yeterli olmadığı görülüyor. Tüketiciyle kültürel bağ kurabilen, deneyimin doğal bir parçası olabilen ve sosyal paylaşımı destekleyen markalar daha güçlü bir konum elde ediyor.

2026 FIFA Dünya Kupası’nın etkisi, yalnızca spor ekonomisiyle sınırlı kalmayabilir. Organizasyon, önümüzdeki dönemde özellikle deneyim odaklı pazarlama ve kültürel marka iletişimi tarafında yeni bir dönemin hızlanmasına zemin hazırlayabilir.

Yapay Zekâ, Self-Checkout’un En Büyük Açığını Kapatabilir mi?

Walmart, Target ve Costco gibi büyük perakendecilerin bazı mağazalarda self-checkout alanlarını geri çekmeye başlaması, perakende sektöründe yeni bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Şirketler bu kararların müşteri deneyimi ve operasyonel geri bildirimler doğrultusunda alındığını belirtse de, sektör tarafında asıl nedenin artan shrinkage ve kasa kayıpları olduğu değerlendiriliyor.

Özellikle ABD’de self-checkout kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte mağaza içi kayıplar da daha görünür hale geldi. Capital One Shopping verilerine göre self-checkout sistemleri bugün market kasalarının yaklaşık %40’ını oluştururken, tüketicilerin %27’si bu alanlarda en az bir kez ödeme dışı ürün geçirdiğini kabul ediyor. Daha dikkat çekici olan ise bu kullanıcıların yarısından fazlasının aynı davranışı tekrar edebileceğini belirtmesi.

Buna rağmen sektör, self-checkout modelinden tamamen vazgeçmiş değil. Tam aksine, global self-checkout pazarının 2030’a kadar iki katına yaklaşması bekleniyor. Bu durum, perakendecilerin artık “self-checkout var mı yok mu?” sorusundan çok, “self-checkout nasıl daha güvenli hale getirilebilir?” sorusuna odaklandığını gösteriyor.

Bilgisayarlı Görü Teknolojileri Self-Checkout’un Yeni Katmanı Haline Geliyor

self cc

Perakende teknoloji şirketi GK Software USA Başkanı Bill Miller, çözümün yapay zekâ destekli bilgisayarlı görü sistemlerinde olduğunu savunuyor. Şirketin yaklaşımına göre mağaza içindeki kameralar, yalnızca barkod okumayı değil; ürün hareketini, el pozisyonlarını ve tarama davranışlarını gerçek zamanlı analiz ederek olası hata veya usulsüzlükleri tespit edebiliyor.

Bu sistemler, örneğin pahalı bir ürünün daha ucuz SKU ile geçirilmesini, ürünün kasadan geçirilmeden torbaya konulmasını veya eksik tarama davranışlarını algılayabiliyor. Yapay zekâ destekli model, hatalı işlem tespit ettiğinde müşteriden yeniden tarama isterken, mağaza çalışanına da kısa video kesitiyle bildirim gönderiyor.

Buradaki kritik nokta ise sistemin yalnızca güvenlik amacıyla değil, operasyonel optimizasyon amacıyla da kullanılması. SKU bazlı hata analizleri, yoğun problem yaşanan ürün gruplarının belirlenmesi ve mağaza çalışanlarının müdahale süreçlerinin ölçülmesi gibi alanlar, self-checkout deneyiminin yeniden tasarlanmasına yardımcı oluyor.

Perakendede yapay zekâ artık yalnızca öneri motoru değil, fiziksel mağaza operasyonlarını yöneten bir altyapıya dönüşüyor.

Perakende Yeni Bir Denge Kurmaya Çalışıyor

Self-checkout sistemleri, özellikle iş gücü maliyeti, operasyonel hız ve mağaza verimliliği açısından hâlâ güçlü avantajlar sunuyor. Ancak son dönemde yaşanan shrinkage artışı, perakendecilerin “tam otomasyon” yaklaşımını yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

Bu nedenle sektör tamamen kasiyersiz modele geçmek yerine daha hibrit bir yapı kurmaya yöneliyor. Yapay zekâ destekli güvenlik sistemleri, mağaza çalışanlarının destek rolü ve daha kontrollü self-checkout alanları bu yeni dönemin temel parçaları haline geliyor.

Özellikle bilgisayarlı görü teknolojilerinin mağaza içi operasyonlarda daha yaygın kullanılmaya başlaması, fiziksel perakendenin veri odaklı yönetim anlayışını hızlandırabilir. Çünkü artık mesele yalnızca ürün satmak değil; mağaza içindeki her hareketi ölçebilen, yorumlayabilen ve optimize edebilen sistemler kurabilmek.

Önümüzdeki dönemde self-checkout alanındaki rekabetin, cihaz sayısından çok güvenlik doğruluğu, müşteri deneyimi ve operasyonel veri yönetimi üzerinden şekillenmesi daha olası görünüyor.