Ana Sayfa Blog Sayfa 23

Her Hava Koşuluna Hazır, Şehre Uyumlu GANNI x Hunter’dan İlk Koleksiyon

GANNI ve Hunter, ilk ortak koleksiyonlarında şehir stilini yağmurlu havalara uyarlayan yeni bir yorum sunuyor. Hunter’ın 170 yıllık hava koşullarına dayanıklı tasarım mirası, GANNI’nin cesur renkleri, oyunbaz silüetleri ve imza desenleriyle yeniden hayat buluyor.

26.3 gannixhunter 4x5 7

Kopenhag’ın çağdaş moda yaklaşımını temsil eden GANNI ile outdoor tasarımının en ikonik isimlerinden Hunter, ilk kez ortak bir kapsül koleksiyon için bir araya geliyor. Hunter’ın hava koşullarına dayanıklı tasarımlardaki İngiliz mirasını GANNI’nin neşeli Kopenhag ruhuyla buluşturan sınırlı sayıdaki kapsül koleksiyon, doğanın öngörülemezliğinden ilham alıyor. Şehir sokaklarından hafta sonu doğaya kaçış rotalarına uzanan koleksiyon, hava koşulları ne olursa olsun özgürce giyinme fırsatı sunuyor.

Hunter’ın performans odaklı dış giyimdeki 170 yıllık mirasından beslenen koleksiyon, GANNI dokunuşuyla yeniden yorumlanıyor. Teknik ve su geçirmez malzemeler, eğlenceli kesimler, cesur renkler ve GANNI’nin imza niteliğindeki leopar deseniyle bir araya geliyor.

İş birliği kapsamında üç su geçirmez panço, bu tasarımlarla uyumlu yağmur şapkaları, GANNI Bou çantası için koruyucu panço kılıfı, uzun konçlu ve Chelsea model yağmur çizmeleri ile GANNI’nin leopar desenini taşıyan bir şemsiye yer alıyor. Birlikte ya da ayrı ayrı kullanılabilecek şekilde tasarlanan bu parçalar, yağmurlu gün gardırobunu baştan yorumlayan çok yönlü bir kapsül koleksiyon oluşturuyor.

GANNI Yaratıcı Direktörü Ditte Reffstrup, iş birliğini şu sözlerle değerlendiriyor:

26.3 gannixhunter 4x5 8

“Hunter gerçekten ikonik bir İngiliz markası; mirasını GANNI’nin Kopenhag bakış açısıyla bir araya getirmek, iki farklı dünya arasında son derece heyecan verici bir diyalog kurmak gibi. En pratik parçaların aynı zamanda en anlatımcı parçalar olabileceği fikrini seviyorum.”

Hunter markasının sahibi Authentic Brands Group’ta Ortaklık Pazarlaması Başkan Yardımcısı (EVP) Matthew Salter ise şunları söylüyor: “Hunter olarak mirasımızı günümüz tüketicisi için yaşatmanın yeni yollarını sürekli arıyoruz. GANNI, moda dünyasına özgün bir bakış açısı ve işlevselliği neşeli, anlatımcı bir hale getirme konusunda eşsiz bir yetenek katıyor. Birlikte hem beklenmedik hem de markalarımızın kimliğine sadık kalan bir koleksiyon yarattık.”

GANNI x Hunter koleksiyonu, 14 Eylül itibarıyla GANNI.com’da, GANNI mağazalarında ve dünya genelindeki seçili Hunter satış noktalarında satışa sunulacak.

Orçun Kızıldağ: Boyner’de Okula Dönüş, İhtiyaçtan Kişisel Stile Uzanan Bir Deneyime Dönüşüyor

Back to School dönemi, artık yalnızca okul ihtiyaçlarının tamamlandığı birkaç haftalık bir alışveriş sezonundan çok daha fazlasını ifade ediyor. Yeni eğitim yılıyla birlikte çocuk ve gençlerin kişisel zevkleri, sosyal çevreleri ve güncel trendler satın alma kararlarında daha fazla rol oynarken; ebeveynlerin bütçe, kalite ve dayanıklılık beklentileriyle gençlerin stil ve marka tercihlerini aynı alışveriş deneyiminde buluşturmak perakendeciler açısından giderek daha önemli hale geliyor.

Bu değişim, Back to School dönemini yazdan sonbahara geçişin ve yeni sezon alışverişinin de önemli başlangıç noktalarından birine dönüştürüyor. Sosyal medya ve dijital içeriklerin ürün keşfindeki artan etkisi, fiziksel ve dijital kanallar arasındaki sınırların giderek azalması ve tüketicinin fiyat-kalite dengesine yönelik hassasiyeti, dönemin perakende açısından taşıdığı anlamı da yeniden şekillendiriyor.

Bi’Sektör olarak Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Back to School döneminde değişen tüketici davranışlarını, gençlerin alışveriş kararlarında stil ve trendlerin artan etkisini, okula dönüş ile yeni sezon arasındaki ilişkiyi ve Boyner’in fiziksel ve dijital kanalları bir araya getiren deneyim yaklaşımını ele aldık.

Back to School dönemi artık yalnızca eksikleri tamamlama alışverişinden çıkıp yeni eğitim yılına nasıl başlayacağını şekillendiren bir “yenilenme” dönemine dönüşüyor. Tüketicilerin kendi tercihlerini daha fazla ortaya koyduğu bu dönemde, aile ile çocuğun alışveriş kararındaki dengesi sizce nasıl değişiyor?

Her yeni eğitim yılı, çocuklar ve gençler için yalnızca yeni bir başlangıç değil, değişen ilgi alanlarını ve kişisel zevklerini seçimlerine yansıttıkları bir dönem. Bu nedenle Back to School alışverişinde ebeveyn ve çocukların öncelikleri de farklılaşıyor. Ebeveynler daha çok bütçe, kalite, dayanıklılık ve kullanım süresi gibi kriterlere odaklanırken; çocuklar renk, model, marka ve stil gibi unsurlara önem veriyor. Yaş ilerledikçe bu tercihlerin ağırlığı da artıyor. Ürün, yalnızca bir ihtiyacı karşılayan bir unsur olmaktan çıkıp çocuğun kendini ifade etme biçiminin bir parçasına dönüşüyor.

Perakendenin rolü de tam bu noktada önem kazanıyor. Farklı yaş gruplarının, ihtiyaçların ve tarzların beklentilerine aynı çatı altında karşılık verebilmek gerekiyor. Biz de Boyner olarak ebeveynlerin işlevsel beklentileri ile çocukların kişisel tercihlerini buluşturan, farklı beğeni ve bütçelere hitap eden geniş bir seçki sunmaya odaklanıyoruz.

Okula dönüş alışverişinde bugün yalnızca “ihtiyaç” değil, arkadaş çevresi, trendler, sosyal medya ve kişisel stil de belirleyici hale geliyor. Boyner’in gözlemlediği tüketici davranışlarında bu unsurlar ürün tercihlerini nasıl etkiliyor? Özellikle hangi kategorilerde bu değişimi daha net görüyorsunuz?

Çocukların ve gençlerin alışveriş alışkanlıklarında önemli bir dönüşüm görüyoruz. Alışveriş kararları artık yalnızca ihtiyaca değil, kişisel stil, sosyal çevre ve güncel trendlere de dayanıyor. “Neye ihtiyacım var?” sorusunun yanında, “Beni ne yansıtıyor?” sorusu da giderek daha belirleyici hale geliyor.

Sosyal medya ve dijital içerikler ise bu değişimde önemli bir rol oynuyor. Gençlerin trendleri takip etmesini ve farklı stilleri keşfetmesini kolaylaştırıyor. Beğendikleri bir içerik üreticisinde, arkadaşlarında ya da okul çevresinde gördükleri bir ürün, kısa sürede kendi tercihlerini de etkileyebiliyor. Bu dönüşümü özellikle sneaker kategorisinde daha net gözlemliyoruz. Sneaker’lar artık yalnızca tamamlayıcı bir ürün değil, kişisel stilin güçlü bir parçası olarak öne çıkıyor. Çanta ve spor giyimde de benzer bir eğilim var. Karakter ve ikonik tasarımların öne çıktığı çantalar, sporu günlük yaşamın bir parçası haline getiren koleksiyonlar bu değişimin somut örnekleri arasında. Dolayısıyla gençler için ürünün işlevinin yanı sıra taşıdığı stil, marka ve kültürel anlam da satın alma kararında giderek daha fazla önem kazanıyor.

Back to School dönemi perakendeciler açısından aslında birkaç haftalık bir kampanyadan çok daha fazlası; yaz sezonundan sonbahara geçişin de başladığı kritik bir dönem. Hava koşullarının değişkenliği ve sezonların birbirine yaklaşması düşünüldüğünde, Boyner bu dönemde “okula dönüş” ile “yeni sezon” alışverişini nasıl birbirinden ayırıyor ya da birleştiriyor?

Kategoriler ve sezonlar arasındaki sınırlar artık tamamen geçirgen olmaya başladı. Yılın belli dönemleri dışında sunulan ara dönem kampanyaları da alışverişe farklı bir dinamizm katıyor. Okulların açılmasına sayılı günler kala son eksikler tamamlanırken, devam eden kampanyalar ve değişen mevsimle birlikte alışveriş hareketliliği sürüyor, gardıroplar da doğal bir şekilde sonbahara adapte oluyor. Bu nedenle Back to School ile yeni sezonu iki ayrı dönem olarak değil, birbirini tamamlayan tek bir süreç olarak ele alıyoruz. Ayrıca bu dönem, yeni sezonun ilk tüketici eğilimlerini okuduğumuz kritik bir evre. Dolayısıyla okul alışverişi, yalnızca sezonluk ihtiyaçların tamamlandığı bir dönem değil, çocukların ve gençlerin günlük yaşamına yayılan daha geniş bir alışveriş deneyiminin başlangıç noktası olarak öne çıkıyor.

Geçmişte Back to School alışverişi büyük ölçüde fiziksel mağaza ziyaretiyle başlarken, bugün çocukların ve ebeveynlerin ürünleri sosyal medyada keşfettiği, fiyat karşılaştırdığı ve farklı kanallardan satın aldığı bir yapı oluştu. Sizce gelecekte Back to School bir alışveriş sezonundan çok bir deneyim ve ilham platformuna dönüşebilir mi? Boyner bu dönüşümde nasıl bir rol üstlenebilir?

Günümüzde alışveriş tek bir andan ibaret değil; ilhamla başlayıp farklı kanallarda şekillenen ve sürekli yaşayan bir deneyim yolculuğu. Dijitalde başlayan keşif hissi, mağazada deneyimlemeyle tamamlanıyor. İlham alma, araştırma, deneme ve karar verme aşamaları farklı kanallara yayılan bütünsel bir yapının parçaları haline geldi.

Perakendede asıl değer; ürünün etrafına ilhamı, kolaylığı ve deneyimi entegre edebildiğinizde ortaya çıkıyor. Boyner olarak rolümüzü; ürün, içerik, teknoloji ve fiziksel deneyimi aynı ekosistemde buluşturmak olarak tanımlıyoruz. Dijitalde keşfi kolaylaştıran akıllı arama ve yorum özetleme teknolojilerimiz; mağazadaki hızlı ödeme çözümlerimiz, esnek teslimat modellerimiz ve özel deneyim alanlarımız bu vizyonun somut birer karşılığı. Gelecekte de fark yaratacak olanın, tüm bu temas noktalarını müşterinin hayatında ne kadar kesintisiz ve anlamlı bir deneyime dönüştürebildiğimiz olduğuna inanıyoruz.

Boyner’in çok markalı yapısı, Back to School döneminde farklı bütçe ve ihtiyaçlara aynı anda cevap verme avantajı sağlıyor. Bugün tüketicinin fiyat hassasiyeti ile marka ve kalite beklentisini birlikte düşündüğümüzde, Boyner bu dengeyi ürün ve marka seçimi tarafında nasıl yönetiyor?

Bugün fiyat hassasiyeti ve kalite beklentisi birbirinin alternatifi değil. Tüketici, aynı alışverişte her ikisini de gözetiyor. Bir kategoride erişilebilir bir seçeneği tercih ederken, uzun süre kullanacağı bir üründe kalite, konfor ve dayanıklılığı önceliklendirebiliyor.

Biz de müşterilerimize farklı bütçe, ihtiyaç ve beklentilere hitap eden zengin bir ürün seçkisi sunarak kendi önceliklerine göre özgürce seçim yapabilecekleri bir alan yaratıyoruz. Aynı zamanda bu seçimi güvenle yapabilmelerini önemsiyoruz.

İndirim Korumalı Alışveriş uygulamamız da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Müşterilerimiz, “Fiyatı daha sonra düşer mi?” endişesi yaşamadan alışveriş yapabiliyor. Satın aldıkları ürünün fiyatı bir ay içinde düşerse, aradaki fark Hopi hesaplarına Paracık olarak yatırılıyor. Böylece çok markalı yapımızın sunduğu geniş seçenekleri, alışveriş kararını kolaylaştıran ve güven duygusunu güçlendiren uygulamalarla tamamlıyoruz.

Nestlé Türkiye’ye yeni CEO

Bernie Stefan, Nestlé Türkiye’nin Yeni CEO’su olarak göreve atandı.

Nestlé bünyesinde 25 yılı aşkın uluslararası liderlik deneyimine sahip Bernie Stefan, 1 Ekim 2026 itibarıyla Nestlé Türkiye CEO’su olarak göreve başlayacak. Avrupa, Asya ve Okyanusya’da farklı marketlerde büyümeye, dönüşüme ve organizasyonun gelişmesine liderlik eden Stefan, yeni görevinde Nestlé Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme, inovasyon ve değer yaratma önceliklerini ileriye taşımaya odaklanacak. Stefan, şirketin Türkiye’deki güçlü mirası ve uzun vadeli yatırım anlayışı üzerine inşa edilen büyüme ve dönüşüm yolculuğuna liderlik edecek.

Bernie Stefan kimdir?

2000 yılında Fransa’da kariyerine başlayan Bernie Stefan; birleşme ve satın almalar, strateji ve iş geliştirme, satış, operasyon ve yönetim alanlarında Almanya, Avustralya, Çin, İsviçre ile Asya, Okyanusya ve Afrika Bölgesi’nde üstlendiği görevlerle geniş bir uluslararası deneyim kazandı. 2017 yılında Bölgesel İş Başkanı olarak Güney Asya, Çin Ülke Grubu ve Okyanusya dahil olmak üzere birçok markete liderlik ederken, pazarlama, satış ve e-ticaret alanlarında bölgesel sorumluluklar üstlendi. Çin Ülke Grubu’nun kurulmasının ardından 2022 yılında Bölge Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

2023 yılında Nestlé Sri Lanka Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olarak atanan Stefan, şirketin dönüşüm sürecine liderlik ederek kârlı büyümenin yeniden ivme kazanmasına, organizasyonel yetkinliklerin geliştirilmesine, pazar liderliğinin güçlenmesine ve kurumsal itibarın daha da ileri taşınmasına katkı sağladı. Stratejik vizyonu, insan odaklı liderlik anlayışı ve yüksek performanslı ekipler oluşturma becerisiyle tanınan Stefan, 1 Ekim 2026 itibarıyla başlayacağı yeni görevinde Türkiye’de 120 yılı aşkın köklü geçmişe sahip Nestlé Türkiye’nin büyüme ve dönüşüm önceliklerine liderlik edecek.

Leszek Wacirz Avrupa Bölgesi’nde yeni görevine geçiyor

Nestlé Türkiye’de son dört buçuk yıldır CEO olarak görev yapan Leszek Wacirz ise 1 Ekim 2026 itibarıyla, Nestlé’nin İsviçre’nin Vevey kentinde bulunan global genel merkezinde, Avrupa Bölgesi’nin 2030 dönüşüm yol haritası kapsamındaki stratejik projelere liderlik etmek üzere yeni görevine başlayacak.

Görev süresi boyunca Leszek Wacirz, Nestlé Türkiye’nin iş performansının güçlenmesine, stratejik dönüşüm girişimlerinin hızlandırılmasına ve yüksek çalışan bağlılığına sahip bir organizasyon yapısının gelişimine önemli katkılar sağladı. 32 yılı aşkın Nestlé kariyeri boyunca farklı marketlerde üstlendiği liderlik görevlerinde sürdürülebilir iş sonuçları ve yüksek performanslı ekipler oluşturmaya odaklanan Wacirz, Türkiye’deki görev süresince şirketin dönüşüm ve büyüme yolculuğuna yön veren birçok girişime öncülük etti.

1 Ekim 2026 itibarıyla Bernie Stefan’ın Nestlé Türkiye CEO’luğu görevini devralmasıyla birlikte şirket, güçlü yerel kökleri, uzun vadeli büyüme vizyonu ve dönüşüm odağı doğrultusunda yeni bir döneme adım atacak.

Suriye’de Üretime Başlayan İlk Türk Tekstil Şirketi: LC Waikiki

LC Waikiki, Suriye’de yalnızca mağazalaşmıyor; üretime de geçiyor. Türk hazır giyim devi, Halep kırsalındaki El-Rai Sanayi Kenti’nde kurduğu üretim tesisiyle Haziran 2026’da Suriye’de üretime başladı. Bu yatırım, savaş sonrası yeniden yapılanma sürecindeki Suriye’de Türk tekstil sektörünün attığı en somut adımlardan biri olarak öne çıkıyor. İHKİB de LC Waikiki’nin Haziran ayında Halep’teki yeni tesisinde üretime başladığını ve şirketin Suriye’de doğrudan üretime geçen en dikkat çekici Türk hazır giyim oyuncusu olduğunu aktarıyor.

Şirketin El-Rai Sanayi Kenti’ndeki fabrikasında üretim ilk etapta yaklaşık 150 kişiyle başladı. LC Waikiki, istihdamı üç yıl içerisinde 1.000 kişiye çıkarmayı hedefliyor. Üretim yalnızca Suriye iç pazarına yönelik olmayacak; tesiste üretilen ürünlerin Avrupa Birliği ülkeleri ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi pazarlara ihraç edilmesi de planlanıyor. Bu durum yatırımı klasik bir mağazalaşma hamlesinden ayırıyor.

LC Waikiki Suriye’de Mağazadan Fabrikaya Geçti

LC Waikiki’nin Suriye yatırımı aslında yalnızca üretim tesisiyle sınırlı değil. Şirket, 2026 yılında Şam’daki Damascino Mall’da savaş sonrası ilk mağazasını açarak ülkedeki perakende faaliyetlerini yeniden başlattı. Şirketin Suriye’deki büyüme planları kapsamında Halep, Humus ve Lazkiye gibi kentlerde de yeni mağazalar açmayı değerlendirdiği aktarılıyor.

Buradaki asıl dikkat çekici nokta ise mağazacılık ile üretimin aynı stratejide buluşması.

Bir perakende markasının yeni bir ülkede mağaza açması, öncelikle tüketici talebine ulaşma hamlesidir. Fabrika yatırımı ise çok daha farklı bir bağlılık gerektirir. Şirket artık yalnızca ürün satmıyor; iş gücü yaratıyor, yerel üretim kapasitesine dahil oluyor, tedarik zinciri kuruyor ve ihracat altyapısı oluşturuyor.

LC Waikiki’nin Suriye’de yaptığı tam olarak bu dönüşümü gösteriyor.

Şirketin Suriye’de daha önce de faaliyet geçmişi bulunuyor. LC Waikiki Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük, 2024 sonunda yaptığı açıklamalarda ülkede istikrarın sağlanması halinde Suriye’ye yeniden gireceklerini ve üretim atölyesi kurulması seçeneğinin de değerlendirilebileceğini belirtmişti. Bugün gelinen noktada bu plan, doğrudan üretim tesisiyle hayata geçmiş durumda.

Suriye Tekstil Sektörü Yeniden Kuruluyor

lcw magaza

LC Waikiki’nin yatırımı, Suriye’de tekstil sektörünün yeniden ayağa kaldırılması için yürütülen daha geniş bir sürecin içerisinde gerçekleşiyor.

Suriye’de 2026’nın ilk yarısında tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelik 234 yatırım başvurusu yapıldı. Ancak bu rakamın 234 yeni fabrika anlamına gelmediğinin altını çizmek gerekiyor. Başvurular arasında yeni tesis yatırımlarının yanı sıra mevcut fabrikaların yenilenmesi, üretim hatlarının modernizasyonu ve kapasite artışları da bulunuyor.

Suriye yönetimi tekstil sektörünü yeniden canlandırmak için yatırımcılara finansman, gümrük ve vergi teşvikleri sağlamayı planlıyor. Temmuz 2026’da düzenlenen NASTEX tekstil fuarında 25’ten fazla ülkeden 300’ün üzerinde şirketin bir araya gelmesi de sektörün yeniden uluslararası yatırımcıların radarına girdiğini gösteriyor. Bunun arkasında oldukça büyük bir ekonomik kayıp bulunuyor.

Savaş yıllarında Suriye’nin tekstil altyapısının önemli bir bölümü zarar gördü veya tamamen devre dışı kaldı. Yatırımcıların ve nitelikli iş gücünün ülkeyi terk etmesi de üretim kapasitesini ciddi biçimde azalttı. Euronews’in aktardığı verilere göre Suriye’de 2024 yılında 24 binden fazla tekstil işletmesi bulunuyordu; ancak bunların yalnızca yüzde 56,8’i aktif durumdaydı. 10 binden fazla tesis ise hâlâ faaliyet dışındaydı.

Dolayısıyla bugün Suriye’de başlayan tekstil yatırımlarının önemli bir kısmı sıfırdan sektör yaratmaktan ziyade, geçmişte güçlü olan bir üretim altyapısını yeniden çalıştırma hedefi taşıyor.

Türk Tekstil Şirketleri İçin Yeni Bir Üretim Coğrafyası

lcw magaza 1

LC Waikiki’nin ardından başka Türk şirketlerinin de Suriye’yi değerlendirmeye başlaması, gelişmenin tek bir şirketle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.

Hazır giyim şirketi İsparko, Suriyeli yatırımcılarla ortaklık yaparak ülkede fabrika kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Tekstil makineleri tarafında ise Mikrotx’ın Türk yatırımcılarla birlikte Suriye’de tekstil ve iplik fabrikalarının kurulmasına yönelik projeler üzerinde çalıştığı; Mersan ve Tumkalıp gibi şirketlerin de yeniden kurulacak üretim kapasitesine yönelik iş birliklerini değerlendirdiği aktarılıyor.

Bu nedenle LC Waikiki’nin yatırımı yalnızca bir hazır giyim fabrikası olarak değerlendirilmemeli.

Eğer bu yatırımlar devam ederse Türkiye’den Suriye’ye yalnızca hazır giyim üretimi değil; tekstil makineleri, teknoloji, üretim ekipmanları, hammadde, lojistik ve teknik uzmanlık da taşınabilir. Bu da iki ülke arasındaki ticari ilişkinin yapısını değiştirebilir.

Türkiye açısından Suriye’nin en önemli avantajlarından biri coğrafi yakınlığı. Özellikle Halep’in Türkiye sınırına yakın konumu, lojistik açıdan Avrupa ve Körfez pazarlarına ulaşmak isteyen üreticiler açısından da önem taşıyor. Euronews, Suriye’nin geçmişte sahip olduğu düşük maliyetli ve nitelikli iş gücü ile Avrupa ve Körfez pazarlarına coğrafi yakınlığının yeniden üretim merkezi olma hedefinde önemli avantajlar yaratabileceğini aktarıyor. Ancak burada önemli bir risk de var.

Suriye’nin yeniden bölgesel bir tekstil merkezi haline gelmesi kısa vadede gerçekleşecek bir dönüşüm değil. Enerji maliyetleri, finansmana erişim, altyapı eksiklikleri, hammadde tedariki ve ithal ürünlerle rekabet gibi sorunlar sektörün önünde duruyor. Suriye’deki yerli üreticiler özellikle ithal ürünlerin iç pazardaki payının artmasının yerel üretimin toparlanmasını zorlaştırdığını belirtiyor.

Bu nedenle LC Waikiki’nin yatırımı, “Suriye tekstil sektörü tamamen toparlandı” şeklinde okunmamalı. Tam tersine, bu yatırım toparlanma sürecinin başladığını gösteren erken ve somut göstergelerden biri olarak değerlendirilmeli.

Perakendede Yeni Model: Pazara Girmek Değil, Pazara Yerleşmek

LC Waikiki’nin Suriye hamlesinin Türk perakende sektörü açısından en önemli tarafı burada ortaya çıkıyor. Şirket Suriye’ye yalnızca ürün göndermiyor veya mağaza açmıyor. Üretimi de aynı coğrafyaya taşıyor. Bu, perakendecinin bir pazara giriş biçimini değiştiriyor.

Geleneksel modelde marka yeni bir ülkeye mağazayla girer, tüketici davranışını analiz eder ve satış potansiyeline göre büyür. LC Waikiki örneğinde ise mağazacılık ve üretim birlikte ilerliyor. Böylece şirket hem tüketiciye daha yakın hale geliyor hem de üretim maliyetleri, lojistik ve tedarik zinciri üzerinde daha fazla kontrol elde ediyor.

Üstelik üretimin ihracata da bağlanması, Suriye’nin yalnızca bir satış pazarı olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Fabrikanın ürettiği ürünlerin Suriye dışındaki pazarlara gönderilmesi planı, bölgenin potansiyel bir üretim üssü olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Bu açıdan LC Waikiki’nin Suriye yatırımı, Türkiye hazır giyim sektörünün son yıllarda karşı karşıya olduğu maliyet baskıları açısından da ayrıca izlenmeli. Türkiye’de üretim maliyetlerinin yükselmesi, şirketlerin çevre ülkelerde alternatif üretim merkezleri aramasını hızlandırıyor. Japonya merkezli JETRO da LC Waikiki’nin Suriye yatırımını, Türk hazır giyim sektörünün artan üretim maliyetleri karşısında çevre ülkelerde üretim fırsatlarını araştırdığı daha geniş eğilimin bir parçası olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla Suriye’nin önümüzdeki dönemde Türkiye için yalnızca yeni bir ihracat pazarı değil, aynı zamanda yeni bir üretim ve tedarik zinciri alanı haline gelip gelmeyeceği kritik bir soru olacak. LC Waikiki şimdilik bu soruya en somut cevabı veren şirket konumunda.

Asıl değişim çok net: LC Waikiki, Suriye’ye yalnızca mağaza açarak geri dönmüyor. Üretim, istihdam ve ihracatı aynı yapı içerisinde birleştirerek pazara çok daha derin bir şekilde yerleşiyor. Eğer Suriye’nin tekstil altyapısının yeniden kurulması hız kazanırsa, LC Waikiki’nin El-Rai’deki fabrikası yalnızca bir şirket yatırımı olarak değil, Türkiye ile Suriye arasında yeniden kurulacak tekstil tedarik zincirinin ilk önemli halkalarından biri olarak da hatırlanabilir.

Hasan Ulutürk, Perakende Alışveriş Zirvesi 2026’da

Tüketici davranışları son yıllarda yalnızca satın alma tercihleri açısından değil, markalarla kurulan ilişkinin biçimi açısından da önemli bir dönüşüm geçiriyor. Yeni nesillerin pazara girişi, sosyal medyanın ürün keşfindeki artan etkisi, dijital ve fiziksel kanallar arasındaki sınırların giderek ortadan kalkması; markaları tüketiciye ulaşma biçimlerini yeniden düşünmeye yönlendiriyor.

Perakende sektörünün değişen dinamiklerini “New Codes.” teması altında ele alacak Perakende Alışveriş Zirvesi 2026, 22 Ekim’de Fişekhane’de sektör profesyonellerini bir araya getirecek. Zirvede yeni tüketicinin beklentilerinden markaların dönüşümüne, büyüme stratejilerinden yeni nesil perakende modellerine kadar sektörün geleceğini şekillendiren başlıklar konuşulacak.

Hasan Ulutürk, değişen tüketici karşısında markaların dönüşümünü anlatacak

Avon Türkiye Genel Müdürü Hasan Ulutürk, Perakende Alışveriş Zirvesi 2026’nın konuşmacıları arasında yer alacak.

Ulutürk, zirve sahnesinde tüketici davranışlarında yaşanan değişimi ve bu değişimin köklü markalar üzerindeki etkisini ele alacak. 139 yılı aşan global geçmişiyle Avon’un güçlü marka mirasını korurken yeni nesil tüketiciye ulaşmak için geçirdiği dönüşüm, konuşmanın önemli başlıklarından biri olacak.

Tüketiciye ulaşmanın yollarının çeşitlendiği günümüzde markalar için dönüşüm yalnızca iletişim ya da ürün stratejisiyle sınırlı değil. Uzun yıllar doğrudan satış ve temsilci modeliyle tüketicisiyle güçlü bir ilişki kuran Avon’un; e-ticaret, dijital kanallar, fiziksel satış noktaları ve farklı perakende iş birliklerini bu yapıyla nasıl bir araya getirdiği de zirvede değerlendirilecek.

Hasan Ulutürk ayrıca, tüketici beklentilerinin hızla değiştiği bir dönemde markaların güçlü kalabilmek için hangi alanlara odaklanması gerektiğine ve Avon’un geleceğe hazırlanırken önceliklendirdiği başlıklara ilişkin görüşlerini sektör profesyonelleriyle paylaşacak.

Bi’Sektör’ün tüm etkinliklerinde olduğu gibi sektör profesyonellerine özel ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek zirvede, sınırlı kontenjan nedeniyle kayıt zorunlu olacak.

Detaylı bilgi almak ve kayıt oluşturmak için Perakende Alışveriş Zirvesi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Boyner ve TOG’dan Yeni İş Birliği

Boyner, Hatay Gençlik Kampüsü’nde gençleri kültür ve sanatla buluşturuyor

Boyner, gençlerin kültür ve sanatla buluşmasına yönelik desteğini Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ile hayata geçirdiği yeni iş birliğiyle Hatay Gençlik Kampüsü’ne taşıyor. Geçtiğimiz yıl TOG’un SanatİST projesiyle başlayan iş birliği, bu yıl Hatay Gençlik Kampüsü’nde yıl boyunca devam edecek kültür ve sanat programına dönüşüyor. Programın ilk buluşması 1–4 Eylül tarihleri arasında Hatay Gençlik Kampüsü’nde gerçekleşti. Türkiye’nin farklı şehirlerinden katılımcıları bir araya getiren kültür ve sanat kampında gençler birlikte üretti, öğrendi ve kendilerini ifade etme fırsatı buldu.

Kültür ve sanatı, gençlerin gelişimini destekleyen en güçlü alanlardan biri olarak gören Boyner, bu alandaki çalışmalarını uzun soluklu iş birlikleriyle büyütmeye devam ediyor. TOG ile hayata geçirilen program kapsamında, Boyner mağazalarında satışa sunulan alışveriş poşetlerinden elde edilen gelirin bir bölümü ile Hatay Gençlik Kampüsü’nde yürütülecek kültür ve sanat çalışmalarına kaynak sağlanacak.

Yıl boyunca gençlerin buluşma noktası olacak

eed07053

Hatay Gençlik Kampüsü’nde yıl boyunca sürdürülecek atölye, kültür-sanat buluşmaları, keşif gezileri ve müzik etkinlikleriyle 400’ün üzerinde gence ulaşılması planlanıyor. 1–4 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen kültür ve sanat odaklı Etki Kampı’na ise Hatay ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden 23 genç katıldı. Kamp boyunca katılımcılar, alanında uzman isimlerle bir araya gelerek atölye ve söyleşilere katıldı, farklı şehirlerden akranlarıyla deneyim alışverişinde bulundu. Kampta edinilen bilgi ve deneyimlerin katılımcılar aracılığıyla farklı şehirlere taşınması ve yeni kültürel etkileşimlere zemin oluşturması hedefleniyor.

“Kültür ve sanatı toplumsal gelişimi besleyen, farklılıkları buluşturan ve ortak değer üreten güçlü bir ekosistem olarak görüyoruz.”

asli demir gonul

Boyner Büyük Mağazacılık Pazarlama ve Marka Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Aslı Demir Gönül, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Boyner’de kültür ve sanatı toplumsal gelişimi besleyen, farklılıkları buluşturan ve ortak değer üreten güçlü bir ekosistem olarak görüyoruz. Kültür ve sanatın insanları bir araya getiren, yeni bakış açıları kazandıran ve yaratıcı potansiyeli ortaya çıkaran dönüştürücü gücüne inanıyor; bu alandaki yatırımlarımızı uzun vadeli sosyal fayda yaklaşımımızın önemli bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıl TOG’un SanatİST projesiyle başlattığımız iş birliğini bu yıl Hatay Gençlik Kampüsü’ne taşıyarak bu yaklaşımı daha kapsamlı ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürüyoruz. 400’ün üzerinde gence ulaşacak bu programla amacımız, gençlerin birlikte ürettiği, birbirinden beslendiği ve yeni fikirler geliştirebildiği bir alanın parçası olmalarını sağlamak. Boyner mağazalarında satışa sunduğumuz alışveriş poşetlerinden elde edilen gelirle desteklediğimiz bu programın, gençlerin yaratıcı potansiyellerini ortaya koyabilecekleri kalıcı fırsatlar yaratacağına inanıyoruz.”

“Gençlerin bir araya gelerek ortak deneyimler geliştirmesi, toplumsal dayanışmayı ve birlikte yaşama kültürünü güçlendiriyor.”

Toplum Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Seçkin Karataş, iş birliğine ilişkin “Toplum Gönüllüleri Vakfı olarak, gençlerin kültür ve sanat aracılığıyla da kendilerini ifade edebilecekleri, birlikte üretebilecekleri ve birbirlerinden öğrenebilecekleri alanlar oluşturmayı önemsiyoruz. Hatay Gençlik Kampüsü de bu anlayışla hayata geçirdiğimiz; gençlerin yeniden bağ kurabildiği, umut üretebildiği ve ortak geleceği birlikte tasarlayabildiği bir yaşam alanı. Boyner ile sürdürdüğümüz iş birliğinin bu yıl Hatay Gençlik Kampüsü’ne taşınması da bizim için çok değerli. Gençlerin farklı şehirlerden bir araya gelerek kültür ve sanat aracılığıyla ortak deneyimler geliştirmesi, bireysel gelişimlerinin yanı sıra toplumsal dayanışmayı ve birlikte yaşama kültürünü de güçlendiriyor. Bu iş birliğinin yıl boyunca devam edecek üretim süreçleriyle kalıcı sosyal etki yaratacağına inanıyoruz.” dedi.

Legrand Türkiye Grubu’nun Yeni CFO’su Dilek Şan Oldu

Legrand Türkiye Grubu’nun İlk Türk CFO’su Dilek Şan Oldu

Legrand Türkiye Grubu’nun yeni CFO’su Dilek Şan oldu. Finans alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Şan, Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su olarak finans fonksiyonlarının liderliğini üstlendi.

Bina elektrik ve dijital altyapıları için ürün ve sistemler sunan Legrand Türkiye Grubu’nda 1 Eylül 2026 itibariyle CFO görevine Dilek Şan atandı. Finans alanında farklı görevlerde edindiği deneyimin yanı sıra Legrand Türkiye Grubu’ndaki kariyeriyle kapsamlı bir birikime sahip olan Şan, yeni görevinde şirketin finans fonksiyonuna liderlik edecek. Şan, bu atamayla birlikte Legrand Türkiye Grubu’nun ilk Türk ve kadın CFO’su oldu.

Kariyerine denetim alanında başlayan Dilek Şan, 3 yıllık denetim deneyiminin ardından Fiba Holding’de Finansal Kontrol ve Planlama Uzmanı olarak çalıştı. 2011 yılında Legrand Türkiye Grubu’na bağlı Estap bünyesine Bütçe, Raporlama ve Kontrol Uzmanı olarak katılan Şan, Mali Kontrolör sorumluluğunu da üstlendi. 2016 yılında Legrand Türkiye Grubu’nun Bütçe ve Raporlama Müdürü olan Şan, 2018 yılında Ülke Finans Kontrol Müdürü oldu. 2023-2024 yılları arasında Kerry’de Ülke Finans ve Uyum Kontrolörü olarak görev yapan Şan, 2024 yılında Legrand Türkiye Grubu’na dönerek Ülke Finansal Kontrol Direktörlüğü görevini üstlendi.

Dilek Şan’ın CFO olarak atanmasıyla birlikte, 2022 yılından bu yana Legrand Türkiye Grubu’nun CFO’luğunu yürüten Manohar Shetty ise Legrand Grubu bünyesinde Hindistan CFO’su olarak görevine başladı.

Amazon, ChatGPT Reklamlarına Giriyor: Perakende Medyası Yapay Zeka Çağına Taşınıyor

Amazon, reklamverenlerin kampanyalarını ChatGPT içindeki reklam alanlarına taşımasına olanak sağlayacak yeni bir iş birliği için OpenAI ile pilot uygulama başlattı. ABD ile sınırlı olarak başlayan modelde ChatGPT reklam envanteri, Amazon’un talep tarafı platformu Amazon DSP üzerinden satın alınabilecek. Delta Vacations’ın da aralarında bulunduğu seçili markalarla test edilen uygulama, yapay zekayı yalnızca bir reklam üretim aracı değil, yeni bir medya kanalı haline getirme sürecini hızlandırıyor.

Amazon’un reklamverenleri için sunduğu model yönetilen hizmet olarak çalışacak. Yani Amazon ekibi kampanyaların kurulumu ve optimizasyonunda destek sağlayacak; reklamlar tıklama başına maliyet veya bin gösterim başına maliyet modeliyle satın alınabilecek. ChatGPT tarafında reklamların nerede ve ne zaman gösterileceğine ise OpenAI’nin kendi sistemleri karar verecek. Reklamlar, organik yanıtların altında açık biçimde sponsorlu olarak işaretlenmiş metin ve görsel formatlarda kullanıcıların karşısına çıkacak.

Arama Sonuçlarından Konuşma İçine: Reklamın Yeri Değişiyor

chatgptt

Bu gelişmenin asıl önemi, reklamın kullanıcı yolculuğundaki konumunun değişmesinde yatıyor. Geleneksel dijital reklamcılıkta tüketici bir arama yapıyor, sonuçları inceliyor ve ardından markaların sunduğu seçenekler arasında karar veriyor. ChatGPT gibi yapay zeka platformlarında ise tüketici ihtiyacını doğal bir konuşma içinde anlatıyor ve karşısına doğrudan bağlama göre şekillenen öneriler çıkabiliyor.

Bu nedenle ChatGPT reklamları, klasik banner veya arama reklamlarından farklı bir tüketici temas noktası oluşturuyor. Markalar artık yalnızca tüketicinin ne aradığına değil, tüketicinin neyi çözmeye çalıştığına da reklam verebilecekleri bir ortama giriyor.

Örneğin seyahat planlayan bir kullanıcı destinasyon, bütçe, tarih ve ilgi alanlarını aynı konuşma içinde belirtebiliyor. Delta Vacations’ın pilot uygulamaya dahil olması da bu açıdan dikkat çekiyor. Şirket, seyahat planlamasının giderek kişiselleştiğini ve ChatGPT ortamında doğru bağlamda görünmenin yeni keşif fırsatları yaratabileceğini savunuyor.

Amazon DSP, Yapay Zeka Reklamcılığının Kapısını Açıyor

img 2073

Amazon için bu ortaklık, reklam işinin yalnızca Amazon platformunda gerçekleşen alışverişlerle sınırlı olmadığını gösteren daha geniş bir stratejinin parçası. Şirketin reklam platformu, perakende verileri ve medya ekosistemi sayesinde reklamverenlere farklı temas noktalarında hedefleme imkânı sunuyor. ChatGPT’nin bu sisteme eklenmesiyle Amazon DSP, ürün satın alma anından önce gerçekleşen keşif ve karar verme aşamasına daha fazla yaklaşmış oluyor.

Burada önemli bir başka nokta da reklamveren profilinin genişleyebilmesi. ChatGPT üzerinde seyahat, finans, otomotiv veya hizmetler gibi Amazon’da doğrudan ürün satmayan markaların da reklam vermesi mümkün. Böylece Amazon’un reklam teknolojisi, yalnızca Amazon mağazasında satış yapan markalara hizmet veren bir yapıdan daha geniş bir medya platformuna dönüşebilir.

OpenAI açısından bakıldığında ise Amazon önemli bir ölçek ortağı. ChatGPT reklamları henüz 2026’nın başında test edilmeye başlanmış olmasına rağmen kısa sürede yıllıklandırılmış 1 milyar dolarlık gelir seviyesine ulaşmış durumda. Amazon’un DSP altyapısının devreye girmesi, reklamverenlerin ChatGPT envanterine erişimini kolaylaştırarak bu iş modelinin daha hızlı büyümesine katkı sağlayabilir.

Perakendede Yeni Rekabet: Ürün İçin Değil, Öneri İçin Yarış

Bu gelişme Türkiye’deki perakende sektörü açısından da önemli bir dönüşümün habercisi olabilir. Retail media bugüne kadar ağırlıklı olarak marketplace’lerin, perakendecilerin ve fiziksel mağaza ağlarının sahip olduğu tüketici verileri üzerinden büyüdü. Şimdi ise yapay zeka platformları tüketicinin karar verme sürecine doğrudan dahil olarak yeni bir medya alanı oluşturuyor.

Bu model yaygınlaştıkça markalar için yeni bir optimizasyon alanı ortaya çıkabilir. Ürün bilgilerinin doğru ve eksiksiz olması, fiyat ve stok verisinin güncel tutulması, teslimat seçeneklerinin açık biçimde sunulması ve markanın dijital ortamdaki güvenilirliği, yalnızca tüketici deneyimi açısından değil, yapay zekanın marka ve ürün önerileri açısından da daha önemli hale gelebilir.

Amazon ile OpenAI arasındaki pilotun en dikkat çekici tarafı bu nedenle yalnızca yeni bir reklam formatının ortaya çıkması değil. Tüketicinin satın alma yolculuğu arama motorundan sohbet ekranına kayarken, reklamcılık da bu yeni karar ortamının içine taşınıyor. Perakende medyasının bir sonraki rekabet alanı, tüketicinin karşısına çıkmak kadar yapay zekanın tüketiciye ne önereceği üzerinde de şekillenebilir.

Debenhams’tan Primark’a Stratejik Devir: Depo Satışı E-Ticaret Dengelerini Değiştiriyor

Debenhams, Sheffield’daki dağıtım merkezini 90 milyon sterlinlik nakit anlaşmayla Primark’a sattı. Anlaşma kapsamında dağıtım merkezindeki otomasyon sistemleri Primark’a devredilirken, mevcut kira sözleşmesi de şirkete yeniden tahsis edildi. Satış, Primark’ın uzun süredir mesafeli durduğu e-ticaret alanında ev teslimatına geçeceğini açıklamasının hemen ardından geldi.

Debenhams ise fiziksel lojistik altyapısından çıkarken, stoklu ürünlerinin fulfillment süreçlerini yönetmek üzere küresel bir 3PL şirketiyle anlaşmaya hazırlanıyor. Bu model, şirketin yalnızca moda ürünlerinde değil, farklı kategorilerde “Delivered by Debenhams” hizmetini ölçeklendirmesine de olanak sağlayacak. Böylece şirket, kendi dağıtım altyapısını işletmek yerine operasyonel esnekliği üçüncü taraf lojistik modeli üzerinden artırmayı tercih ediyor.

Primark İçin Depodan E-Ticarete Uzanan Yeni Dönem

primark

Primark’ın Sheffield dağıtım merkezini devralması, şirketin dijital dönüşümündeki yeni aşamayla birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale geliyor. Associated British Foods, Primark’ın dijital olgunluğunun artması, Click & Collect hizmetinin başarısı ve online alışveriş pazarındaki değişimlerin, ev teslimatı kanalında kârlı büyüme fırsatı yarattığını belirtiyor.

Primark’ın fiziksel mağazalar üzerine kurulu modelinde e-ticaretin en önemli sorularından biri lojistik maliyetiydi. Özellikle düşük fiyatlı ürünlerde sipariş hazırlama, depolama ve son kilometre teslimat maliyetleri marjlar üzerinde önemli bir baskı yaratabilir. Bu nedenle bir dağıtım merkezinin otomasyon altyapısıyla birlikte devralınması, Primark’ın online büyüme stratejisinde yalnızca kapasite değil, maliyet yönetimi açısından da kritik bir avantaj sağlayabilir.

Debenhams Fiziksel Altyapıdan Platform Modeline Geçiyor

debenhams 2

Debenhams’ın attığı adım ise farklı bir perakende modelini ortaya koyuyor. Şirket, 2021’de eski Debenhams’ın marka ve online operasyonlarını 55 milyon sterline satın aldıktan sonra fiziksel mağaza ağını devralmamıştı. 2025’te Boohoo Group’un adını Debenhams Group olarak değiştirmesiyle birlikte marka, grubun stratejisinin merkezine yerleşti.

Bugün Debenhams’ın odağında giderek daha fazla online marketplace modeli bulunuyor. Üçüncü taraf markaların platform üzerinden satış yapmasına imkân veren bu yapı, şirketin geleneksel perakendecilerde görülen yüksek stok riskini üstlenmeden ürün çeşitliliğini artırmasına olanak tanıyor.

Sheffield deposunun satılması da bu stratejiyle uyumlu görünüyor. Şirket bir yandan fiziksel lojistik altyapısının mülkiyetinden çıkarken diğer yandan 3PL iş birliğiyle fulfillment kapasitesini koruyor. CEO Dan Finley’nin ifadesiyle platform modeli ve çeşitlendirilmiş ürün portföyü, şirketin tüketici talebine daha hızlı yanıt vermesine imkân sağlıyor.

Bu gelişmede dikkat çekici olan, aynı lojistik varlığın iki farklı perakendecinin dönüşüm stratejisinde farklı roller üstlenmesi. Primark için depo, fiziksel mağaza ağına e-ticareti eklerken gerekli operasyonel altyapıyı güçlendiriyor. Debenhams için ise bu altyapının satılması, sermayeyi ve operasyonel yükü azaltarak marketplace modeline daha fazla odaklanma fırsatı yaratıyor.

Türkiye’de de özellikle e-ticaret, marketplace ve fiziksel mağaza ağını birlikte yöneten perakendeciler açısından benzer bir soru giderek önem kazanabilir: Lojistik altyapının sahibi olmak mı, yoksa doğru partnerlerle esnek bir fulfillment ağı kurmak mı daha avantajlı? Debenhams ve Primark’ın aynı işlem üzerinden ortaya koyduğu iki farklı yaklaşım, perakendede lojistiğin artık yalnızca operasyonel bir konu değil, doğrudan iş modeli stratejisinin parçası olduğunu gösteriyor.

Tekstilden Tekstile Geri Dönüşüm Büyüyor, Ancak Beklenen Ölçeğe Henüz Ulaşamıyor

Tekstilden tekstile geri dönüşüm, moda sektörünün döngüsellik gündemindeki en fazla konuşulan başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Özellikle kimyasal geri dönüşüm teknolojilerinin ticarileşmeye başlaması, tekstil atıklarının yeniden tekstil hammaddesine dönüştürülmesi konusunda beklentileri artırıyor. Ancak yeni sektör raporu, teknolojik ilerlemeye rağmen geri dönüşüm altyapısının, yatırımın ve marka talebinin henüz bu beklentileri karşılayacak ölçekte olmadığını ortaya koyuyor.

Bugün sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun teknolojinin varlığından çok, bu teknolojilerin çalışabileceği ekonomik ve operasyonel sistemin kurulması. Toplama, ayrıştırma ve ön işleme altyapısındaki eksikler, yeterli miktarda ve kalitede hammadde bulunmasını zorlaştırıyor. Aynı zamanda geri dönüştürülmüş liflerin maliyeti ile geleneksel hammaddeler arasındaki fark ve markaların yeterli hacimde satın alma taahhüdü vermemesi, yatırımların ölçeklenmesini yavaşlatıyor.

Sorun Artık Teknolojiden Çok Ölçek

Tekstil geri dönüşümünde son yıllarda önemli teknolojik gelişmeler yaşansa da sektörün önündeki “pilot projeden ticari ölçeğe geçiş” sorunu devam ediyor. Özellikle kimyasal geri dönüşüm alanında yeni tesisler ve teknolojiler geliştirilirken, bunların sürekli ve kaliteli hammaddeyle beslenmesi gerekiyor. Ancak tüketiciden çıkan tekstil atığının toplanması, doğru şekilde ayrıştırılması ve geri dönüşüm tesislerine uygun kalitede ulaştırılması henüz birçok pazarda yeterince gelişmiş değil.

Bu nedenle döngüsel moda yalnızca bir geri dönüşüm tesisi kurarak çözülebilecek bir problem değil. Markalar, tekstil üreticileri, atık toplayıcıları, ayrıştırma tesisleri, geri dönüşüm teknolojisi şirketleri ve düzenleyicilerin aynı sistem içinde çalışması gerekiyor. ReHubs’ın Avrupa için 2032’ye kadar yıllık 2,5 milyon ton geri dönüşüm kapasitesi hedeflemesi de ölçek probleminin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Moda Markaları İçin Yeni Bir Tedarik Zinciri Gündemi

tekstil atiklari

Bu tablo, moda markalarının sürdürülebilirlik stratejilerinde geri dönüştürülmüş materyal kullanımının ötesine geçmesini gerektiriyor. Bir markanın koleksiyonunda geri dönüştürülmüş lif kullanması kadar, bu hammaddenin nereden geldiği, hangi hacimde üretilebildiği ve uzun vadede düzenli olarak tedarik edilip edilemeyeceği de önem kazanıyor.

Özellikle Avrupa’da EPR gibi üreticiyi ürünün yaşam döngüsünden daha fazla sorumlu tutan düzenlemelerin yaygınlaşması, tekstil atığının toplanması ve geri dönüştürülmesi için ekonomik zemini güçlendirebilir. Ancak mevcut durumda Avrupa’da tekstilden tekstile geri dönüşümün maliyet açısından geleneksel geri dönüşüm rotalarıyla rekabet etmesinin zor olduğu belirtiliyor.

Türkiye açısından da bu gelişme önemli. Avrupa’ya güçlü bir hazır giyim ve tekstil tedarikçisi olan Türkiye için geri dönüştürülmüş liflere erişim, atık toplama ve ayrıştırma altyapısı ile üreticilerin yeni regülasyonlara uyumu giderek daha kritik hale gelebilir. Dolayısıyla tekstil geri dönüşümü, yalnızca sürdürülebilirlik departmanlarının değil; satın alma, üretim, tedarik zinciri ve ürün geliştirme ekiplerinin ortak gündemine dönüşüyor.

Sektördeki asıl değişim ise geri dönüşümün artık “geleceğin teknolojisi” olmaktan çıkıp ticari bir altyapıya dönüşmeye başlaması. Ancak bu altyapının gerçek anlamda ölçeklenmesi için teknoloji kadar hammadde akışı, yatırım, marka talebi, regülasyon ve maliyetlerin aynı anda çözülmesi gerekiyor.

Tekstilden tekstile geri dönüşüm, moda sektörünün döngüsellik gündemindeki en fazla konuşulan başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Özellikle kimyasal geri dönüşüm teknolojilerinin ticarileşmeye başlaması, tekstil atıklarının yeniden tekstil hammaddesine dönüştürülmesi konusunda beklentileri artırıyor. Ancak yeni sektör raporu, teknolojik ilerlemeye rağmen geri dönüşüm altyapısının, yatırımın ve marka talebinin henüz bu beklentileri karşılayacak ölçekte olmadığını ortaya koyuyor.

Bugün sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun teknolojinin varlığından çok, bu teknolojilerin çalışabileceği ekonomik ve operasyonel sistemin kurulması. Toplama, ayrıştırma ve ön işleme altyapısındaki eksikler, yeterli miktarda ve kalitede hammadde bulunmasını zorlaştırıyor. Aynı zamanda geri dönüştürülmüş liflerin maliyeti ile geleneksel hammaddeler arasındaki fark ve markaların yeterli hacimde satın alma taahhüdü vermemesi, yatırımların ölçeklenmesini yavaşlatıyor.

Sorun Artık Teknolojiden Çok Ölçek

Tekstil geri dönüşümünde son yıllarda önemli teknolojik gelişmeler yaşansa da sektörün önündeki “pilot projeden ticari ölçeğe geçiş” sorunu devam ediyor. Özellikle kimyasal geri dönüşüm alanında yeni tesisler ve teknolojiler geliştirilirken, bunların sürekli ve kaliteli hammaddeyle beslenmesi gerekiyor. Ancak tüketiciden çıkan tekstil atığının toplanması, doğru şekilde ayrıştırılması ve geri dönüşüm tesislerine uygun kalitede ulaştırılması henüz birçok pazarda yeterince gelişmiş değil.

Bu nedenle döngüsel moda yalnızca bir geri dönüşüm tesisi kurarak çözülebilecek bir problem değil. Markalar, tekstil üreticileri, atık toplayıcıları, ayrıştırma tesisleri, geri dönüşüm teknolojisi şirketleri ve düzenleyicilerin aynı sistem içinde çalışması gerekiyor. ReHubs’ın Avrupa için 2032’ye kadar yıllık 2,5 milyon ton geri dönüşüm kapasitesi hedeflemesi de ölçek probleminin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Moda Markaları İçin Yeni Bir Tedarik Zinciri Gündemi

tekstil1

Bu tablo, moda markalarının sürdürülebilirlik stratejilerinde geri dönüştürülmüş materyal kullanımının ötesine geçmesini gerektiriyor. Bir markanın koleksiyonunda geri dönüştürülmüş lif kullanması kadar, bu hammaddenin nereden geldiği, hangi hacimde üretilebildiği ve uzun vadede düzenli olarak tedarik edilip edilemeyeceği de önem kazanıyor.

Özellikle Avrupa’da EPR gibi üreticiyi ürünün yaşam döngüsünden daha fazla sorumlu tutan düzenlemelerin yaygınlaşması, tekstil atığının toplanması ve geri dönüştürülmesi için ekonomik zemini güçlendirebilir. Ancak mevcut durumda Avrupa’da tekstilden tekstile geri dönüşümün maliyet açısından geleneksel geri dönüşüm rotalarıyla rekabet etmesinin zor olduğu belirtiliyor.

Türkiye açısından da bu gelişme önemli. Avrupa’ya güçlü bir hazır giyim ve tekstil tedarikçisi olan Türkiye için geri dönüştürülmüş liflere erişim, atık toplama ve ayrıştırma altyapısı ile üreticilerin yeni regülasyonlara uyumu giderek daha kritik hale gelebilir. Dolayısıyla tekstil geri dönüşümü, yalnızca sürdürülebilirlik departmanlarının değil; satın alma, üretim, tedarik zinciri ve ürün geliştirme ekiplerinin ortak gündemine dönüşüyor.

Sektördeki asıl değişim ise geri dönüşümün artık “geleceğin teknolojisi” olmaktan çıkıp ticari bir altyapıya dönüşmeye başlaması. Ancak bu altyapının gerçek anlamda ölçeklenmesi için teknoloji kadar hammadde akışı, yatırım, marka talebi, regülasyon ve maliyetlerin aynı anda çözülmesi gerekiyor.