Ana Sayfa Blog Sayfa 26

ABD’de Market Alışverişinde Dengeler Değişiyor: Tüketici İndirimden Vazgeçmiyor, “Değer” Tanımını Değiştiriyor

ABD’de gıda perakendesinde son yılların önemli trendlerinden biri tersine dönmeye başladı. Aldi ve Lidl gibi indirim marketlerinin, Wegmans, Whole Foods ve Trader Joe’s gibi uzmanlaşmış marketlerden pay aldığı dönem yavaşlarken, specialty grocer olarak tanımlanan oyuncuların pazar payı yeniden güçleniyor.

Consumer Edge verileri, bu değişimin tüketicinin ekonomik baskıdan çıktığı anlamına gelmediğini gösteriyor. Tam tersine, hane bütçeleri hâlâ baskı altında. Değişen şey, tüketicinin “değer” arayışını yalnızca en düşük fiyat üzerinden tanımlamaması.

İndirim Marketlerinin Yükselişi Yavaşlıyor

aldi main image

Aldi, Lidl, Food 4 Less ve Grocery Outlet gibi indirim marketleri son yıllarda farklı gelir gruplarındaki tüketicilerden pay kazanıyordu. Bu kazanım özellikle 2024’ün ikinci ve üçüncü çeyreklerinde zirve yaptı.

Bu dönemde düşük ve orta gelir gruplarında indirim marketlerinin pay kazanımı yaklaşık 0,7-0,8 puan seviyesine ulaşırken, yüksek gelir grubunda da yaklaşık 0,5 puanlık artış görüldü. Ancak sonraki çeyreklerde bu ivme kademeli olarak zayıfladı ve 2026’nın ilk çeyreğinde üç gelir grubunun tamamında değişim negatife döndü.

En belirgin gerileme düşük gelir grubunda yaşandı. Bu grupta indirim marketlerinin payı 0,2 puan geriledi.

Bu tablo ilk bakışta şaşırtıcı görünüyor. Çünkü tüketicinin bütçesi hâlâ baskı altında. Ancak verinin ortaya koyduğu daha önemli nokta şu: Tüketici tasarruf etmeyi bırakmıyor; tasarrufun karşılığında ne beklediğini değiştiriyor.

“En Ucuz” Yerine “Daha İyi Değer”

unnamed file

Specialty grocer’ların yükselişi tam da bu noktada önem kazanıyor. Consumer Edge verilerine göre bu format, farklı gelir ve yaş gruplarında istikrarlı biçimde pay kazanan tek format oldu.

Düşük gelir grubunun specialty marketlerdeki payı 2022’nin son çeyreğindeki yüzde 7 seviyesinden 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 7,7’ye yükseldi. Orta gelir grubunda yüzde 8,5’ten yüzde 9,4’e çıkılırken, yüksek gelir grubunda artış yüzde 15,9’dan yüzde 17,2’ye ulaştı.

Bu değişimin arkasındaki temel dinamik, fiyat ile kalite arasında yeni bir denge kurulması olabilir. Tüketici daha düşük fiyat ararken ürün kalitesinden, farklılaşmadan veya alışveriş deneyiminden tamamen vazgeçmek istemiyor.

Dolayısıyla “value” artık yalnızca indirim anlamına gelmiyor. Ürünün kalitesi, çeşitliliği, tazeliği, mağaza deneyimi ve markanın sunduğu farklılaşma da tüketicinin ödediği fiyatın karşılığını belirliyor.

Geleneksel Süpermarketler Hâlâ Oyunun Merkezinde

Bu dönüşüm, geleneksel süpermarketlerin geride kaldığı anlamına da gelmiyor. Albertsons, Kroger, Publix ve Safeway gibi oyuncular, araştırmanın kapsadığı panelde ABD gıda harcamalarının yaklaşık yüzde 75’ini oluşturmaya devam ediyor.

Ancak bu oyuncular iki farklı tüketici beklentisinin arasında kalıyor. Bir tarafta düşük fiyat arayan indirim marketleri, diğer tarafta farklılaşma ve kalite üzerinden değer yaratan specialty grocer’lar bulunuyor.

Bu nedenle geleneksel süpermarketlerin önündeki asıl soru yalnızca fiyatları ne kadar düşürebilecekleri değil. Tüketiciye neden kendilerinden alışveriş yapması gerektiğini daha net anlatmaları gerekiyor.

İndirim Marketleri İçin Yeni Rekabet Alanı

lidl

İndirim marketleri açısından ortaya çıkan tablo, fiyat avantajının tek başına uzun vadeli müşteri sadakati yaratmayabileceğini düşündürüyor.

Bu oyuncular için çözüm daha fazla indirim yapmak olmayabilir. Özel markaların kalitesini yükseltmek, ürün çeşitliliğini doğru kategorilerde geliştirmek, taze ürün algısını güçlendirmek ve mağaza deneyimini iyileştirmek gibi unsurlar “ucuz” algısını “akıllı değer” algısına dönüştürebilir.

Burada Aldi ve Lidl gibi markaların farklılaşma kapasitesi kritik hale geliyor. Tüketici en düşük fiyatı değil, ödediği paranın karşılığını en iyi aldığı noktayı arıyor olabilir.

Türkiye İçin Değerli Bir Sinyal

Türkiye’de gıda perakendesinde de fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu bir dönemde bu değişim önemli bir perspektif sunuyor. İndirim marketlerinin güçlü konumu, tüketicinin fiyat odaklı davranışının hâlâ önemli olduğunu gösterirken, aynı tüketicinin kalite, ürün çeşitliliği, tazelik ve özel marka gibi unsurlara verdiği değer de giderek daha fazla önem kazanıyor.

Bu nedenle geleceğin rekabeti yalnızca “kim daha ucuz?” sorusu üzerinden ilerlemeyebilir. Asıl mücadele, tüketiciye fiyat, kalite ve deneyim arasında en ikna edici dengeyi kimin sunacağı üzerinden şekillenebilir.

Asıl değişim şu: Tüketicinin bütçesi rahatlamadı, “değer” anlayışı değişti. İndirim marketlerinin yükselişinin yavaşlaması, fiyat hassasiyetinin sona erdiğini değil; tüketicinin artık daha düşük fiyat ile daha iyi değer arasında farklı bir hesap yaptığını gösteriyor.

Okul Alışverişini İyilikle Tamamla!

İyiliği paylaşmayı bir geleneğe dönüştüren Boyner, yeni eğitim-öğretim döneminde de “Askıda İyilik” projesiyle çocukların yanında olmaya devam ediyor. Bir alt ve bir üst giyim ürününden oluşan “Askıda İyilik” paketlerini Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklarla buluşturan Boyner, okula dönüş heyecanını ikiye katlıyor.

boyner logo

Boyner, yeni eğitim-öğretim döneminde “Askıda İyilik” projesiyle ihtiyaç sahibi çocukların yanında olmaya devam ediyor. Lokman Hekim Sağlık Vakfı iş birliğiyle 10 yıldır sürdürülen proje kapsamında, bir alt ve bir üst giyim ürününden oluşan yardım paketleri 399 TL’den satışa sunuluyor. Boyner de her pakete aynı oranda katkıda bulunarak müşterilerinin desteğini ikiye katlıyor.

Bugüne dek 200 bini aşkın “Askıda İyilik” paketini ihtiyaç sahiplerine ulaştıran Boyner, yeni okul döneminde de dayanışmayı büyütüyor. Çocukların yeni başlangıçlarına destek olmak isteyen herkes, Boyner mağazalarında, boyner.com.tr’de veya Boyner uygulamasında alışveriş yaparken “Askıda İyilik” paketini sepetine ekleyebiliyor.

NRF 2026 Paris’te Perakendenin Geleceği İçin Yeni Gündemi Şekillendiriyor

NRF 2026: Retail’s Big Show Europe, 15-17 Eylül tarihleri arasında Paris Expo Porte de Versailles’da gerçekleşmeye hazırlanıyor. “The Next Now” temasıyla düzenlenecek etkinlik, yeni konuşmacılar, genişleyen vaka çalışmaları, güçlü teknoloji şirketleri ve ilk kez düzenlenecek ödül programıyla Avrupa perakendesinin önümüzdeki dönemde hangi başlıklara odaklanacağını ortaya koyuyor.

Bu yılki programın dikkat çekici tarafı, gündemin yalnızca teknoloji ekseninde şekillenmemesi. Agentic AI, talep tahmini, topluluk ve influencer etkisi, lisanslama ve fikri mülkiyet ile retail media gibi başlıklar; perakendenin teknoloji, müşteri ve yeni iş modellerinin kesişiminde yeniden tanımlandığını gösteriyor.

Avrupa Perakendesinin Gündeminde Agentic AI Ve Retail Media Var

nrf 2 1024x675 1

Etkinliğin CEO’lar için hazırlanan ana sahnesine Zabka Group Chief Strategy & Development Officer Tomasz Blicharski ve Snipes Head of Digital Joe Shoemaker’ın eklenmesi, özellikle iki başlığın ağırlığını artırıyor.

Blicharski lisanslama, fikri mülkiyet ve yeni iş modellerine odaklanırken, Shoemaker agentic AI ve müşteri hizmetleri üzerine konuşacak. Pacsun, FEVAD, Westwing ve AWWG gibi farklı şirketlerden yöneticilerin de katıldığı program, Avrupa perakendesinin aynı anda hem yeni teknolojileri operasyonlara entegre etmeye hem de yeni gelir ve marka modelleri geliştirmeye çalıştığını gösteriyor.

Burada agentic AI’ın öne çıkması özellikle önemli. Yapay zekânın perakendede yalnızca öneri veya içerik üretme aracı olmaktan çıkarak müşteri hizmetleri gibi operasyonel süreçlerde daha aktif rol üstlenmesi, önümüzdeki dönemin teknoloji yatırımlarında yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Vaka Çalışmaları Sektörler Arası Bir Perakende Gündemi Sunuyor

NRF Europe’un vaka çalışmaları programına Lego Group, MediaMarktSaturn, Danone, Joe & The Juice ve Dalben Group’un eklenmesiyle program daha da genişliyor. H&M, Lush, Desigual, Pets At Home, KFC, Mango, Landmark Group, Kingfisher ve Primark gibi markalar da programda yer alıyor.

Moda, gıda, elektronik, oyuncak ve hizmet gibi farklı kategorilerden şirketlerin aynı platformda buluşması, perakendede yaşanan dönüşümün tek bir kategoriyle sınırlı olmadığını gösteriyor.

Bu açıdan etkinliğin “The Next Now” teması da anlam kazanıyor. Perakendenin geleceği artık yalnızca e-ticaret veya fiziksel mağazanın geleceği üzerinden değil; yapay zekâ, veri, müşteri deneyimi, medya ve yeni iş modellerinin birlikte nasıl çalışacağı üzerinden tartışılıyor.

Teknoloji Artık Tek Başına Değil, Sonuçlarıyla Konuşuluyor

cfscqotin urcgam9 fgwyfzuq3kgo6efzoeorkuhgtg2nawmtc qgu9dyrlpovor yqzbjcgynqoodd5jjwufhiqutoxnnq2wdxxnylvpf38bfzqts9bh6w3hittubouybniw smgdf2qaidx oas4ezcv4uncvkyumqmambb6cx17vxanna33zbo t7ohz

Etkinliğin Big Ideas oturumlarında Decathlon, Kiabi, M&S Food, SMCP, C&A, Sandro ve Marionnaud gibi perakendecilerin teknoloji sağlayıcılarıyla birlikte sahneye çıkacak olması da dikkat çekici.

Bu oturumların odağında teknolojinin kendisinden çok gerçek kullanım senaryoları ve elde edilen sonuçlar bulunuyor. Bu da perakende teknolojilerinde önemli bir değişimi yansıtıyor: Yeni dönemde “hangi teknoloji var?” sorusundan çok, “bu teknoloji operasyonu veya müşteri deneyimini nasıl geliştiriyor?” sorusu önem kazanıyor.

Startup Hub ve 15 girişimden oluşan House of Innovation Pavilion da yeni nesil çözümlerle yerleşik perakende oyuncularını aynı ekosistemde buluşturacak.

NRF Europe Artık Sadece Bir Fuar Değil

ukdbmvouwl 8eaghwatq66bmkctenugtmfq3izcidryxn3w1vngrl3zjnkpg0km9uczntqz0g87tjv6aka032t7ilb5cfqekhjpuaph c4schrbt80cbj5btfh0qwdfr ehsv0xjlex5muicbxmvbzpj kue0thfcva4eg7djzetgartwo1edsrt3v7buyd4

Etkinliğin ilk kez düzenleyeceği Retail’s Big Show Awards, dokuz farklı perakende çözümünü öne çıkaracak. Bunun yanında yeniden markalanan Retail Store Tours ve fuar alanında perakendecilere özel rehberli turlar da programın deneyim ve networking tarafını güçlendiriyor.

15 Eylül’de düzenlenecek resmi Opening Party ise etkinliğin yalnızca konferans oturumlarından oluşmadığını gösteriyor. Katılımcıların fuar başlamadan bir araya gelmesini sağlayan bu yapı, NRF Europe’u bilgi paylaşımının yanı sıra bağlantı, deneyim ve keşif platformu olarak konumlandırıyor.

Türkiye’deki perakende profesyonelleri açısından da programın gündemi yakından takip edilmeye değer. Özellikle agentic AI, retail media, talep tahmini, omnichannel operasyonlar ve yeni iş modelleri, Türkiye’de perakendenin önümüzdeki dönemde yatırım ve dönüşüm ajandasının önemli başlıkları arasında yer alabilir.

NRF 2026’nın verdiği mesaj net: Perakendenin “sonraki” dönemi uzak bir gelecekten değil, bugün alınan organizasyonel ve teknolojik kararlardan oluşuyor. Asıl rekabet ise bu dönüşümü kimin daha hızlı deneyime ve ölçülebilir ticari sonuca çevirebildiği üzerinden şekillenecek.

Inditex’te Tek Bir Strateji Yok: Sekiz Marka, Sekiz Farklı Büyüme Oyunu

Inditex, 9 Eylül’de açıklayacağı 2026 ilk yarı sonuçları öncesinde yeni sezon için grup bünyesindeki sekiz markanın farklı yönlere odaklandığı bir tablo ortaya koyuyor. Zara’dan Bershka’ya, Massimo Dutti’den Oysho’ya kadar markalar aynı grubun çatısı altında bulunsa da koleksiyon, müşteri profili, fiyat konumlandırması ve marka dili açısından birbirinden ayrışan stratejiler geliştiriyor.

Bu yaklaşım, Inditex’in büyüme modelinin yalnızca Zara’nın performansına bağlı olmadığını gösteriyor. Grubun asıl gücü, farklı tüketici ihtiyaçlarına aynı operasyonel altyapı üzerinden cevap verebilen bir marka portföyü yaratmasında yatıyor.

Zara’dan Oysho’ya: Aynı Grup, Farklı Tüketici

zara calisan

Inditex’in portföyünde yer alan markaların yeni sezona farklı kimliklerle hazırlanması, grubun “tek tip hızlı moda” anlayışından daha esnek bir modele ilerlediğini düşündürüyor.

Zara daha güçlü bir moda ve tasarım odağıyla üst segment algısını desteklerken; Bershka genç tüketicinin trend ve kültür odaklı beklentilerine, Pull&Bear daha rahat ve günlük giyim anlayışına, Stradivarius ise kadın modasında trend odaklı ürünlere yoğunlaşıyor. Massimo Dutti daha rafine ve premium bir çizgide ilerlerken, Oysho spor, wellness ve aktif yaşam alanındaki konumunu güçlendiriyor. Lefties ise daha erişilebilir fiyat seviyesinde geniş kitlelere hitap eden farklı bir rol üstleniyor.

Buradaki stratejik değer, markaların birbirinin müşterisini tamamen kopyalamaması. Inditex, tek bir markayı büyütmek yerine farklı müşteri segmentlerinde aynı anda varlık göstermeye çalışıyor.

Bu durum özellikle moda perakendesinde tüketici davranışlarının daha parçalı hale geldiği bir dönemde önem kazanıyor. Aynı tüketici farklı ihtiyaçları için farklı markalara yönelirken, perakendecinin de her ihtiyaca aynı marka diliyle cevap vermesi gerekmiyor.

Zara’nın Yükselişi Diğer Markaları Nasıl Etkiliyor?

img 1858

Inditex’in son dönemdeki en dikkat çekici stratejik değişimlerinden biri Zara’nın daha güçlü bir moda ve tasarım kimliği oluşturması. Zara’nın lüks moda dünyasıyla daha fazla temas kurması, yaratıcı iş birlikleri ve marka iletişimine yaptığı yatırımlar, fiyat rekabetinden uzaklaşarak algılanan değeri artırma arayışının bir parçası olarak okunabilir.

Bu stratejinin grup içindeki diğer markalara da alan açması önemli. Zara daha aspirasyonel bir konuma ilerlerken Bershka, Pull&Bear veya Lefties gibi markalar farklı fiyat ve müşteri segmentlerini doldurabiliyor.

Böylece Inditex, kendi markaları arasında doğrudan rekabet yaratmak yerine portföy içi farklılaşma üzerinden büyümeye çalışıyor.

Yeni Sezonun Asıl Mesajı: Hız Değil, Esneklik

Inditex’in başarısının temelinde uzun süredir hızlı üretim ve trend takibi bulunuyor. Ancak bugün moda perakendesindeki rekabet yalnızca “trendi ne kadar hızlı yakalayabildiğin” üzerinden ilerlemiyor.

Tüketici daha fazla marka seçeneğine sahip. Shein ve Temu gibi oyuncular fiyat ve ürün çeşitliliğinde baskı yaratırken, premium markalar da erişilebilir moda segmentinin üst tarafına doğru genişliyor. Bu ortamda Inditex için farklı markaların farklı değer önerileri sunabilmesi daha kritik hale geliyor.

Dolayısıyla Inditex’in yeni sezon stratejisi, hızın yanına esnekliği ekliyor. Her markanın aynı trendi takip etmesi yerine, trendin farklı tüketici gruplarındaki karşılığını ayrı ayrı tasarlamak daha güçlü bir portföy yönetimi yaratıyor.

Türkiye İçin Önemli Bir Perakende Dersi

Türkiye’de de çok markalı perakende grupları açısından bu model önemli bir örnek sunuyor. Tüketicinin gelir seviyesi, yaşam tarzı ve alışveriş motivasyonu farklılaştıkça, aynı grubun bütün markalarını benzer fiyat ve iletişim stratejisiyle yönetmek giderek daha zor hale geliyor.

Inditex’in yaklaşımı burada net bir ders veriyor: Marka sayısını artırmak tek başına çeşitlilik yaratmıyor; her markaya ayrı bir müşteri vaadi vermek gerekiyor.

Aynı zamanda ortak veri, tedarik, lojistik ve operasyon altyapısının farklı marka kimlikleriyle birleştirilmesi, ölçek avantajını korurken müşteri tarafında farklılaşmayı mümkün kılıyor.

Inditex’in yeni sezon yaklaşımı bu nedenle yalnızca moda trendleriyle ilgili değil. Geleceğin çok markalı perakendesinde rekabet, aynı operasyonel gücü farklı müşteri ihtiyaçlarına ne kadar iyi uyarlayabildiğin üzerinden şekillenecek.

Asya Perakendeyi Bir Mağazadan İçeriğe Dönüştürüyor: Avrupa Neyi Kaçırıyor?

Asya’nın büyük şehirlerinde perakende deneyimi, ürün satılan fiziksel alanın çok ötesine geçiyor. Şanghay ve Seul gibi merkezlerde mağazalar; mimarisi, pop-up’ları, deneyimleri ve sosyal medyada paylaşılabilir tasarımlarıyla aynı zamanda birer içerik üretim alanına dönüşüyor.

Bugün tüketici bir mağazaya yalnızca alışveriş yapmak için gitmiyor. Mağazayı keşfediyor, fotoğrafını çekiyor, deneyimini sosyal medyada paylaşıyor ve çoğu zaman satın alma gerçekleşmeden önce markanın fiziksel dünyasındaki deneyimi dijital içeriğe dönüştürüyor. “Retail is content today” yaklaşımı tam olarak bu dönüşüme işaret ediyor.

Mağaza Artık Satış Noktası Değil, İçerik Sahnesi

img 2742 rytk94wk 2026 05 07

Asya’daki yeni nesil mağazaların en dikkat çekici özelliği, tüketicinin mağazaya girme nedenini ürünün ötesine taşıması. Devasa Dior pastası gibi dikkat çekici kurulumlardan gemi formundaki Louis Vuitton mağazası “The Louis”e kadar farklı örneklerde mimari ve deneyim, markanın iletişim stratejisinin bir parçası haline geliyor.

Bu modelde mağaza, sosyal medya için hazır bir içerik kaynağı gibi çalışıyor. Tüketici mağazaya geliyor, deneyimi kaydediyor, paylaşabiliyor ve markanın fiziksel yatırımı dijital erişime dönüşüyor.

Buradaki kritik değişim şu: Mağazanın başarısı artık yalnızca kaç kişinin alışveriş yaptığıyla değil, kaç kişinin o deneyimi konuştuğu ve yeniden dolaşıma soktuğuyla da ölçülebilir hale geliyor.

Bu yaklaşım özellikle genç tüketiciler açısından önem kazanıyor. Fiziksel mağazanın sunduğu atmosfer, dijitalde görülen içerikle birleştiğinde mağaza ile sosyal medya arasındaki sınır giderek ortadan kalkıyor.

Avrupa’da Deneyim Var, Ancak Ölçek Farklı

images

Avrupa’daki lüks moda evleri de temalı mağazalar, pop-up’lar ve deneyim odaklı konseptler yaratıyor. Ancak FashionUnited’ın dikkat çektiği temel fark, Asya’daki uygulamaların deneyimi daha güçlü biçimde popüler kültür ve içerik üretimiyle birleştirmesi.

Bu nedenle Asya’daki perakende deneyimleri yalnızca “güzel mağaza” kategorisinde değerlendirilemez. Mağazanın tasarımı, etkinlikleri ve deneyim unsurları aynı zamanda markanın sosyal medya görünürlüğünü artıran bir medya kanalına dönüşüyor.

Bu yaklaşım, perakendeciler için yatırımın geri dönüşünü de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Geleneksel mağaza KPI’ları ziyaretçi sayısı, dönüşüm oranı ve ciroya odaklanırken; deneyim odaklı mağazalarda paylaşım, etkileşim, organik erişim ve marka konuşulurluğu gibi göstergeler de önem kazanıyor.

Pop-Up Kültürü Bu Dönüşümün En Hızlı Alanı

Bu nedenle pop-up mağazalar, söz konusu dönüşüm için özellikle güçlü bir alan yaratıyor. Kalıcı mağazaların aksine daha kısa sürede kurulabilen ve belirli bir fikir etrafında kurgulanabilen pop-up’lar, markalara sürekli yeni içerik ve deneyim üretme imkânı sağlıyor.

Özellikle moda, güzellik ve lifestyle markaları açısından pop-up artık yalnızca yeni bir lokasyonda satış yapmak anlamına gelmiyor. Yeni ürünün test edildiği, topluluğun bir araya getirildiği, içerik üretildiği ve markanın fiziksel dünyada yeniden anlatıldığı bir platforma dönüşüyor.

Bu noktada Avrupa’nın Asya’dan alabileceği ders, yalnızca daha gösterişli mağazalar tasarlamak değil. Asıl mesele, fiziksel deneyimin dijital dünyada nasıl devam edeceğini mağaza tasarımının en başından itibaren düşünmek.

Türkiye İçin Fırsat Nerede?

Türkiye’de özellikle İstanbul gibi turizm, moda ve yeme-içme trafiğinin yüksek olduğu şehirlerde bu modelin güçlü bir karşılığı olabilir. AVM’ler, caddeler ve pop-up alanları yalnızca mağaza kiralama noktaları olarak değil, markaların içerik ve deneyim ürettiği fiziksel platformlar olarak yeniden ele alınabilir.

Bir mağazanın Instagram ve TikTok’ta paylaşılabilir olması artık yalnızca estetik bir avantaj değil; markanın medya maliyetlerini destekleyebilecek organik bir erişim alanı yaratıyor. Bu nedenle perakendecilerin mağaza tasarımında “müşteri burada ne satın alacak?” sorusunun yanına “müşteri burada neyi paylaşmak isteyecek?” sorusunu da eklemesi gerekiyor.

Asıl değişim şu: Perakende artık yalnızca ürünün tüketildiği yer değil, içeriğin de üretildiği yer. Asya’nın deneyim odaklı mağazaları bu dönüşümü daha hızlı hayata geçirirken, Avrupa ve Türkiye için rekabet yalnızca daha iyi ürün veya daha iyi fiyat sunmakla değil, tüketiciye anlatmaya değer bir fiziksel dünya yaratmakla da şekilleniyor.

Esas Gayrimenkul, Portföyünü Anatolium Marmara AVM ile Büyütüyor

Türkiye’nin önde gelen gayrimenkul ve varlık yönetimi şirketlerinden Esas Gayrimenkul, nitelikli büyüme stratejisi doğrultusunda yönetim portföyüne yeni bir simge projeyi daha dahil etti. Kartal İst Alışveriş Merkezi ve İşletmesi A.Ş. (Yılsan Holding ve Maya Holding) ortaklığı bünyesinde yer alan İstanbul Kartal’daki Anatolium Marmara AVM’nin kiralama ve mülk yönetimi hizmetlerini kapsayan süreçleri, 1 Eylül 2026 tarihi itibarıyla Esas Gayrimenkul tarafından üstlenildi. 

2018 yılında kapılarını açan Anatolium Marmara AVM, İstanbul Anadolu Yakası’nın en güçlü çekim merkezlerinden biri konumunda yer alıyor. Proje; 54.700 m² brüt kiralanabilir alanı (GLA), hizmet katı da dahil olmak üzere 7 katta hizmet veren 106 mağazası, bölgedeki tek IKEA mağazası başta olmak üzere güçlü marka karması, karma kullanım olanağı sunan AVM’ye bağlı ofis kulesi, doğrudan metro bağlantısı, karşısında yer alan Kartal Adalet Sarayı ve Şehir Hastanesi ile de stratejik bir konumda yer almaktadır. 

nevzat yavan

Nevzat Yavan: “Anatolium Marmara’nın ticari potansiyelini ve paydaş değerini yukarı taşıyacağız” Anatolium Marmara AVM’nin portföye katılmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Esas Gayrimenkul COO’su Nevzat Yavan, şunları söyledi: “Esas Gayrimenkul olarak, ticari gayrimenkul ve mülk yönetimi alanındaki nitelikli büyüme yolculuğumuzu sürdürülebilir değer yaratma hedefimizle sürdürüyoruz. Maya Holding ve Yılsan Holding ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik iş birliği kapsamında, İstanbul Anadolu Yakası’nın simge karma kullanım projelerinden Anatolium Marmara AVM’nin kiralama ve mülk yönetimi hizmetlerini kapsayan süreçlerini 1 Eylül 2026 tarihi itibarıyla üstlenmekten büyük memnuniyet duyuyoruz.  Türkiye’de alışveriş merkezi sektörünün olgunluk evresine girdiği bu dönemde; Esas Mülk Yönetimi olarak Anatolium Marmara AVM’nin mevcut potansiyelini en iyi şekilde değerlendirerek performansını ve değerini artırmayı hedefliyoruz. Yapay zekâ destekli yönetim platformlarımız, veri odaklı kiralama stratejilerimiz, operasyonel verimlilik, müşteri deneyimi odaklı yaklaşımımız ve sürdürülebilirlik vizyonumuzla AVM’nin ticari performansını geliştirmek ve sürdürülebilir değer yaratmak için çalışacağız. Perakende sektöründeki güçlü stratejik iş birliklerimiz ve uzman kadromuzla; projenin bölgesindeki konumunu pekiştirecek, perakendeci iş ortaklarımız, AVM yatırımcılarımız ve ziyaretçilerimiz başta olmak üzere tüm paydaşlarımız için ortak değer üretmeyi sürdüreceğiz.” 

AVM 6.0 vizyonu ve veri odaklı varlık yönetimi 

01 edited

Türkiye AVM sektörünün olgunluk evresine girdiği ve yeni proje geliştirmek yerine mevcut varlıkların dönüşümü, verimliliği ve performans odaklı yönetiminin öne çıktığı bu dönemde Esas Gayrimenkul, geliştirdiği yenilikçi iş modelleriyle sektöre öncülük ediyor. Şirket, sektöre kazandırdığı “AVM 6.0” vizyonu ve “PaaS” (Platform as a Service) yaklaşımıyla geleneksel mülk yönetimini, veriyi stratejik sermayeye dönüştüren yeni nesil bir yapıya kavuşturuyor.  Esas Gayrimenkul; uluslararası stratejik iş ortakları ile birlikte geliştirdiği yapay zekâ tabanlı ticari gayrimenkul yönetim platformu ve dijital ürün ekosistemi sayesinde operasyonel verimliliği, perakende optimizasyonunu ve ziyaretçi deneyimini en üst seviyeye taşımayı amaçlıyor. Ayrıca ESCO modeliyle hayata geçirdiği güneş enerjisi santralleri (GES) ve AVM ortak alanlarındaki elektriğin %100’ünün yenilenebilir enerji kaynakları tarafından sağlanması gibi yeşil dönüşüm adımlarıyla yönettiği varlıkların sürdürülebilir değerini koruyor. 

Suwen, 2025 Yılı kârının %90’ını Yatırımcısıyla Paylaştı

2025 yılı faaliyet dönemine ait brüt 100 milyon TL nakit temettü dağıtımını 2 Eylül 2026 tarihi itibarıyla tamamlayan SUWEN, elde ettiği net kârın yaklaşık %90’ını ortaklarıyla paylaştı. SUWEN bu oranla, BIST perakende tekstil sektöründe kârını yatırımcısıyla en çok paylaşan şirketlerden biri oldu.

suwen logo

Türkiye kadın iç giyim, ev giyim ve plaj giyim (KİEP) sektörünün önde gelen şirketlerinden SUWEN sektörel zorluklara karşın operasyonel başarısını güçlü finansal disipliniyle sürdürerek 2025 faaliyet yılını verimli bir performansla geride bırakmıştı. 31 Aralık 2025 tarihli enflasyon muhasebesi uygulanmış finansal tablolarında, 31 Aralık 2025 satın alma gücüyle 111,1 milyon TL net dönem kârı açıklayan SUWEN, Genel Kurul tarafından onaylanan toplam 100 milyon TL brüt nakit kâr payını ortaklarına dağıttı. Böylece şirket, 2025 yılı net dönem kârının yaklaşık %90’ına karşılık gelen tutarı yatırımcılarıyla paylaşmış oldu.Süreç kapsamında hisse başına brüt 0,1785714 TL (net 0,1517856 TL) kâr payı ödemesi gerçekleştirildi.

Ali Bolluk: “Sürdürülebilir Kârlılığımızı Yatırımcılarımızla Paylaşıyor, 2026 Hedeflerimize Kararlılıkla İlerliyoruz”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan SUWEN Genel Müdürü Ali Bolluk, şunları söyledi:

“2025 yılı, perakende tekstil sektörü açısından operasyonel verimliliğin ve nakit yönetiminin kritik önem taşıdığı bir yıl oldu. SUWEN olarak, zorlu piyasa koşullarına rağmen sağlıklı finansal yapımızı koruyarak yılı 111 milyon TL net dönem kârı ile kapattık. Genel Kurulumuzca onaylanan 100 milyon TL’lik brüt nakit temettü dağıtımını 2 Eylül 2026 tarihi itibarıyla tamamladık.

Elde ettiğimiz net kârın yaklaşık %90’ını yatırımcılarımıza aktararak, BIST perakende tekstil sektöründe kârını yatırımcısıyla en yüksek oranda paylaşan önde gelen şirketlerden biri olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Geçmiş yıl kârlarına ihtiyaç duymadan, 2025 yılı kârımızdan gerçekleştirdiğimiz bu dağıtım, şirketimizin güçlü finansal yapısının ve yatırımcılarıyla yarattığı değeri paylaşma yaklaşımının bir göstergesidir.”

2026 yılının faaliyetlerini etkin bir şekilde yönetmek ve portföy verimliliğini artırma odaklı geçmekte olduğunu belirten Ali Bolluk, sözlerine şöyle devam etti:

“2026 yılına ilişkin hedeflerimiz doğrultusunda da adımlarımızı kararlılıkla atmaya devam ediyoruz. Hem yurt içi mağaza ağımızı stratejik lokasyonlarla büyütmeyi hem de yurt dışındaki görünürlük ve erişimini artırarak küresel ölçekteki marka bilinirliğimizi derinleştirmek için çalışıyoruz. Yılın ikinci çeyrekteki karlılığımız tüm bu çalışmaların doğru sonuçlar verdiğinin kanıtı oldu. Mağazacılık ve e-ticaret kanallarını birlikte büyütürken güçlü ürün portföyümüzle 2026 yılında da sürdürülebilir kârlılığımızı koruyarak tüm paydaşlarımıza değer üretmeyi sürdüreceğiz. Bizlere güvenen tüm ortaklarımıza ve yatırımcılarımıza teşekkür ederim.”

Rönesans 11 Yıldır Dünyanın İlk 50 Uluslararası Müteahhidi Arasında

Rönesans Holding, uluslararası inşaat sektörünün en önemli referanslarından Engineering News-Record’un (ENR), şirketlerin kendi ülkeleri dışındaki gelirlerini esas alan “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” 2026 listesinde 11 yıldır kesintisiz şekilde dünyanın en büyükleri arasındaki yerini koruyor.

ronesans gayrimenkul

30 yılı aşkın küresel yolculuğunda 40’a yakın ülkede 1.000’i aşkın projeye imza atan Rönesans, bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşırken; Türkiye’de yerleşik 3.500 üretici ve taşeronla kurduğu iş birlikleriyle Türk mühendisliğini, üretim gücünü ve hizmet ihracatını da dünya pazarlarına taşıyor.

Engineering News-Record’un (ENR), şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülke dışındaki inşaat gelirlerini esas alarak hazırladığı “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesinde Rönesans, 11’inci kez dünyanın ilk 50 şirketi arasında yer aldı. Bugüne kadar 50 milyar dolarlık uluslararası proje gelirine ulaşan Rönesans, Avrupa sıralamasında da gücünü koruyor.

Engineering News-Record’un (ENR) “Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi” listesi şirketlerin toplam büyüklüğüne değil, kendi ülkeleri dışında yaptıkları işlerden elde ettikleri gelire odaklanıyor. Bu nedenle ENR, bir büyüklük sıralaması olmanın dışında; dünyanın farklı pazarlarında iş kazanmanın, büyümenin ve küresel oyuncularla rekabet edebilmenin göstergesi olarak öne çıkıyor.

Rönesans için ise bu sıralamanın ayrı bir anlamı var. Çünkü Rönesans’ın hikayesi Türkiye dışında başladı; dünyada büyüdü, dünyanın en büyükleriyle aynı pazarlarda rekabet etti ve kazandığı birikimi Türkiye’de yatırımlara dönüştürdü. İlk olarak 2006 yılında aynı listeye 86’ıncı sıradan giren grubun bugün yaklaşık 40 ülkede, 1000’i aşkın projede imzası bulunuyor ve 11 yıldır kesintisiz olarak ENR listesinde ilk 50 şirket arasında yer alan Rönesans’ın 50 milyar dolarlık uluslararası proje geliri de 30 yılı aşkın bu yolculuğun ulaştığı ölçeği ortaya koyuyor.

Bugüne kadar uluslararası projelerde Türkiye’de yerleşik 3.000 üretici ve 500 taşeron firma ile birlikte çalışan Rönesans, bu iş birliğinin sonucunda Türkiye’den yurt dışı projelerine 2 milyar dolarlık değer taşımış oldu. Uluslararası projelerde 3.500’ü mühendis ve mimar olmak üzere 28.853 Türk çalışanı istihdam eden Rönesans’ın söz konusu projelerdeki toplam çalışan sayısı ise 271.888’e ulaştı.

Dr. Erman Ilıcak: 11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız

Rönesans’ın 30 yılı aşan uluslararası yolculuğunu değerlendiren Rönesans Holding Onursal Başkanı Dr. Erman Ilıcak şunları söyledi: “11 yıl deyip geçmemek lazım. Bu yılda dünya birkaç kez değişti. Pandemi oldu, savaşlar başladı, enerji krizi yaşandı, finansman koşulları değişti. Avrupa’dan Orta Doğu’ya, CIS ülkelerinden Afrika’ya kadar çalıştığımız coğrafyalarda neredeyse her yıl önümüze yeni bir denklem geldi.

Böyle dönemlerde önemli olan, şartların ne kadar zor olduğunu anlatmak değil, o şartlarda ne yapacağınıza karar vermek. Biz de hep buna odaklandık. Ekiplerimiz her yeni duruma adapte oldu, çözüm üretti, gerektiğinde yön değiştirdi ve yoluna devam etti. Çünkü uzun vadede sizi güçlü tutan, her şeyin planladığınız gibi gitmesi değil; plan değiştiğinde birlikte ne yaptığınızdır.

11 yıldır dünyanın en büyük 50 uluslararası müteahhidi arasındayız. Bu sürede dünya değişti, pazarlar değişti, biz de değiştik. Yeni ülkeler öğrendik, yeni ortaklıklar kurduk, yeni yetkinlikler geliştirdik. Ama bir şey değişmedi: Birlikte çalışma ve çözüm üretme kültürümüz.

Ben bu tabloya sadece bir sıralama olarak bakmıyorum. Arkasında dünyanın dört bir yanında aynı hedef için çalışan çok güçlü bir ekip var. Mühendislerimizden mimarlarımıza, finansçılarımızdan iş ortaklarımıza kadar yıllar içinde birlikte büyüdüğümüz çok büyük bir yapı bu. Rönesans’ın asıl gücü de burada; farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda aynı anlayışla hareket edebilmekte…

50 milyar dolarlık uluslararası proje deneyimi ve bu listedeki istikrar bize bundan sonrası için daha büyük bir sorumluluk veriyor. Dünyanın dört bir yanında Rönesans için emek veren, sorumluluk alan ve her yıl önümüze çıkan yeni mücadelelere birlikte çözüm üreten tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.”

Avrupa’nın en yüksek binasından Hollanda’nın en uzun karayolu tüneline

1993 yılında yurt dışında başlayan Rönesans’ın küresel yolculuğu bugün dünyanın farklı coğrafyalarına uzanıyor. Rönesans’ın uluslararası proje portföyünde Avrupa’nın en yüksek binası Lakhta Center’dan İsviçre Alpleri’nin altından geçen Gotthard Base Tüneli’ne, Hollanda’nın en uzun karayolu tüneli Gaasperdammertunnel’dan Türkmenistan’daki doğalgazdan benzin üretim tesisine kadar ileri mühendislik gerektiren projeler yer alıyor.

Türkiye’nin görünmeyen ihracat gücü 

Rönesans’ın uluslararası faaliyetlerinin yarattığı ekonomik etki, şirketin kendi proje gelirlerinin ötesine uzanıyor. Uluslararası müteahhitlik; mühendislik ve mimarlıktan finans, hukuk, yapı malzemeleri, lojistik ve teknolojiye kadar geniş bir değer zincirini harekete geçiriyor. Uluslararası projelerinde Türkiye’de yerleşik yaklaşık 3500’ü aşkın üretici ve taşeronla çalışan Rönesans, sadece son 10 yıl içinde bu iş birlikleri kapsamında 2 milyar doları aşan mal ve hizmet satın alımı yaparak yurtdışına gönderdi.

Diğer bir ifadeyle bu yapı, Türk şirketlerinin yeni pazarlara erişmesine; mühendis, mimar ve yöneticilerin ise dünyanın en büyük projelerinde uluslararası deneyim kazanmasına katkı sağlıyor. Böylece yurt dışına taşınan yalnızca müteahhitlik hizmeti değil; Türkiye’nin mühendislik bilgisi, insan kaynağı, üretim kapasitesi ve iş yapma kabiliyeti oluyor.

Avrupa’da büyüme sürüyor

Rönesans’ın uluslararası büyümesinde Avrupa önemli bir yere sahip. Şirket, 2009 yılında Avusturyalı PORR’un yüzde 10 hissesini satın alarak Avrupa’daki büyümesinin ilk adımlarından birini attı. Bunu 2013’te Alpine Bau grubunun bir iştiraki, 2014’te Almanya’nın köklü mühendislik şirketi Heitkamp ve 2015’te Hollanda’nın köklü inşaat şirketlerinden Ballast Nedam’ın satın alınması izledi. Ballast Nedam, Rönesans tarafından satın alındıktan sonra gerçekleştirilen yapılanmanın ardından üç yıl içinde yeniden kârlı bir şirkete dönüştü. Bugün Rönesans, ENR sıralamasında Avrupa listesinde de gücünü koruyor.

Kadın Kooperatiflerine E-Ticarette 5 Yıllık Destek: İlk 6 ay Komisyon Yok

Ticaret Bakanlığı, kadın kooperatiflerinin e-ticarette daha geniş pazarlara ulaşmasını desteklemek amacıyla Türkiye’nin önde gelen beş e-ticaret platformuyla iş birliğine gitti. İş birliği kapsamında kadın kooperatifleri, protokole taraf e-ticaret platformlarına ücretsiz kayıt olabilecek. İlk 6 ay komisyon alınmazken, sonraki 4,5 yıl boyunca yüzde 1 komisyon uygulanacak. Kooperatif ürünleri, platformlarda ve sosyal medya kampanyalarında öne çıkarılacak.

Ticaret Bakanlığı, kadın kooperatiflerinin dijital pazarlardaki etkinliğini artırmaya yönelik yeni bir iş birliğine imza attı. Türkiye’nin önde gelen beş e-ticaret aracı hizmet sağlayıcısıyla yapılan protokolle, kadın kooperatiflerinin e-ticarete erişiminin kolaylaştırılması ve bu alandaki rekabet güçlerinin artırılması hedefleniyor.

“Kadın emeğini daha görünür ve güçlü hale getirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz”

Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, şu bilgilere yer verildi: “Ticaret Bakanlığı olarak, kooperatiflerimizin üretim ve ticaret hayatındaki etkinliğini artırmaya, kadın emeğini daha görünür ve güçlü hâle getirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında, ortaklarının çoğunluğu kadınlardan oluşan ve kadın emeğini değerlendiren kooperatiflerin dijital pazarlara erişimini güçlendirmek amacıyla Ticaret Bakanlığımız ile Hepsiburada, N11, PTTAVM, Pazarama ve Trendyol arasında “T.C. Ticaret Bakanlığı ve E-Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcıları Arasında Kadın Kooperatiflerini E-Ticaret Yoluyla Destekleme Protokolü” imzalandı.

Kadın kooperatiflerine 5 yıl boyunca avantajlar sağlanacak

e ticaret

Kadın kooperatiflerine 5 yıl boyunca önemli avantajlar sağlanacağı kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: “Protokol kapsamında kadın kooperatiflerinin e-ticaret platformlarında daha kolay yer alması ve ürünlerini daha geniş pazarlara sunabilmesi için önemli destekler sağlanacak.

Bu kapsamda: Kadın kooperatifleri, protokole taraf e-ticaret platformlarına ücretsiz kayıt olabilecek.
Kooperatiflerden alınacak komisyon oranı, ilk 6 ay boyunca %0, takip eden 4,5 yıl boyunca ise %1 olarak uygulanacak.
Kooperatif ürünleri; platformların ana sayfa bannerları, özel kategori alanları ve sosyal medya kampanyalarında öne çıkarılarak görünürlükleri artırılacak.
E-ticaret ortamlarında ürünü bulunan kooperatifler için “Kooperatif Ürünleri” etiketiyle özel görünürlük alanları oluşturulacak ve özel kampanya dönemleri düzenlenecek.”

“E-Ticaret ekosistemindeki görünürlüklerine katkı sağlaması bekleniyor”

img 2184
Çevrimiçi Perakendeciler Perakende Dolandırıcılığında Keskin Artış Görüyor

Ayrıca, iş birliğinin  e-ticaret ekosistemindeki görünürlüklerini ve pazar paylarını artırmasına katkı sağlaması da beklendiğini ifade edildi: “Sağlanan bu imkânlarla kadın kooperatiflerinin dijital ticaret kanallarına girişlerinin kolaylaştırılması, satış ve pazarlama kapasitelerinin geliştirilmesi ve ürünlerinin Türkiye genelinde daha geniş tüketici kitlelerine ulaştırılması amaçlanıyor.

İş birliğinin, kadın kooperatiflerinin dijital dönüşümünü hızlandırmasının yanı sıra e-ticaret ekosistemindeki görünürlüklerini ve pazar paylarını artırmasına katkı sağlaması bekleniyor. Ticaret Bakanlığı olarak; üreten, istihdam sağlayan ve ekonomimize değer katan kadın kooperatiflerimizin yanında olmaya, kooperatiflerimizin dijitalleşmesini, pazara erişimini ve rekabet gücünü destekleyen politikaları kararlılıkla hayata geçirmeye devam edeceğiz.”

Gıda Tedarik Zinciri Yaklaşan El Niño için “Yeterince Hazırlıklı Değil”

2026’nın son aylarına doğru güçlenen El Niño, yalnızca hava koşullarını değil, gıda perakendesinin tedarik zincirini de yeniden gündeme taşıyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre mevcut El Niño’nun önümüzdeki aylarda daha da güçlenmesi ve etkilerinin yıl sonuna doğru zirve yapması bekleniyor. Şubat 2027’ye kadar devam etme ihtimali ise neredeyse yüzde 100 seviyesinde.

Bu tablo gıda sektörü açısından daha yüksek hammadde maliyetleri, tarımsal üretimde kayıplar ve lojistikte yeni aksaklıklar anlamına gelebilir. Üstelik küresel gıda tedarik zincirleri zaten jeopolitik gerilimler, iklim kaynaklı üretim sorunları ve artan maliyetler nedeniyle kırılgan bir dönemden geçiyor.

İklim Riski Artık Doğrudan Raf Fiyatına Dokunuyor

6a9a8266242e1cf6f869f22d

El Niño’nun gıda perakendesindeki etkisi yalnızca üretim aşamasında ortaya çıkmıyor. Yağış rejimlerindeki değişiklikler, aşırı sıcaklar ve seller tarımsal üretimi etkilediğinde bunun devamında hammadde fiyatları, tedarik süreleri, lojistik maliyetleri ve nihayetinde raf fiyatları üzerinde baskı oluşabiliyor.

Nitekim küresel gıda fiyatları da bu risklerin etkisini şimdiden hissettiriyor. FAO’nun Ağustos 2026 verilerine göre küresel gıda fiyat endeksi 133,3 seviyesine çıkarak 2022 sonlarından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Tahıl, şeker, bitkisel yağ, et ve süt ürünlerinin tamamında fiyat artışları görülürken, özellikle şeker fiyatlarındaki yükselişte hava koşullarına bağlı üretim sorunları etkili oldu.

Bu nedenle El Niño, perakendeciler açısından yalnızca bir “iklim haberi” değil. Kategori planlamasından satın almaya, stok yönetiminden fiyatlandırmaya kadar uzanan bir ticari risk olarak ele alınması gereken bir gelişme.

Tedarik Zincirinde Esneklik Daha Kritik Hale Geliyor

1536x864 cmsv2 18ea7a0b d385 5b51 b4e2 5a6075f05a5b 9781879

Geleneksel tedarik modelleri, belirli bölgelerden düzenli hammadde akışı üzerine kurulabiliyor. Ancak iklim kaynaklı şokların daha sık ve daha öngörülemez hale gelmesi, tek bir üretim bölgesine veya sınırlı sayıda tedarikçiye bağımlılığın riskini artırıyor.

Burada perakendeciler için asıl soru yalnızca “Ürün ne kadar pahalanacak?” değil; “Ürün bulunamadığında alternatifimiz ne?” sorusu haline geliyor.

Tedarikçi çeşitlendirmesi, alternatif menşeler, kritik ürünlerde stratejik stok seviyeleri ve daha erken talep tahmini bu nedenle önem kazanıyor. Yapay zekâ ve gelişmiş analitik sistemleri de burada yalnızca müşteri tarafında değil, tedarik zincirinin öngörülmesi ve senaryo planlamasında daha fazla rol üstlenebilir.

Özellikle kahve, kakao, şeker, pirinç, palm yağı ve bazı tahıl ürünleri gibi iklim koşullarına duyarlı kategorilerde yaşanabilecek üretim sorunları, markaların ürün gamı ve satın alma stratejilerini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.

Türkiye’de Etkisi Nasıl Okunmalı?

wmodan el nino uyarisi asiri hava olaylari riski 2027ye kadar artacak

Türkiye açısından bakıldığında konu özellikle ithalata ve küresel emtia fiyatlarına duyarlı kategoriler üzerinden önem kazanıyor. Küresel üretimde yaşanabilecek daralmalar, yalnızca doğrudan ithal edilen ürünlerin maliyetini değil, farklı ülkelerden tedarik edilen hammaddelerin kullanıldığı yerel ürünlerin maliyet yapısını da etkileyebilir.

Bu nedenle gıda perakendecileri için önümüzdeki dönemde fiyat rekabeti ile tedarik güvenliği arasında yeni bir denge kurulması gerekebilir. En düşük maliyetli tedarikçiyi seçmek her zaman en düşük toplam riski yaratmayabilir.

Perakendeciler açısından dayanıklılık artık yalnızca depoda daha fazla ürün bulundurmak anlamına gelmiyor. Hangi kategorinin ne kadar risk taşıdığını önceden görmek, alternatif tedarik kaynaklarını hazır tutmak ve fiyat değişimlerini tüketici talebiyle birlikte yönetebilmek daha önemli hale geliyor.

Asıl değişim şu: İklim artık tedarik zincirinin dışındaki bir risk değil, doğrudan ticari planlamanın bir parçası. El Niño’nun ne kadar güçlü olacağı kadar, perakendecilerin bu tür şoklara ne kadar hazırlıklı olduğu da 2026–2027 döneminin kritik gündemlerinden biri olacak.