Ana Sayfa Blog Sayfa 27

Ahmet Eroğlu, Perakende Alışveriş Zirvesi 2026’da

Perakendede dönüşüm artık yalnızca tüketici davranışları, mağaza deneyimi ya da teknolojiyle sınırlı değil. Üretimden tedarik zincirine, kullanılan kaynaklardan ürünlerin yaşam döngüsüne kadar sürdürülebilirlik, markaların gelecek stratejilerinin önemli başlıklarından biri haline geliyor.

Bu dönüşümü farklı perspektiflerden ele almaya hazırlanan Perakende Alışveriş Zirvesi 2026, 22 Ekim’de Fişekhane’de sektörün önde gelen marka ve yöneticilerini bir araya getirecek. “New Codes.” temasıyla gerçekleştirilecek zirvede, perakendenin değişen kodları sahadan gelen deneyimler, yeni uygulamalar ve farklı iş modelleri üzerinden konuşulacak.

Ahmet Eroğlu, Perakende Alışveriş Zirvesi 2026’da Sürdürülebilirliğin Yeni Kodlarını Anlatacak

COLIN’S Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Ahmet Eroğlu, Perakende Alışveriş Zirvesi 2026’nın konuşmacıları arasında yer alacak.

Eroğlu, zirve sahnesinde sürdürülebilirliğin moda perakendesindeki dönüşümünü, değişen üretim ve tüketim anlayışını ve bu dönüşümün markaların gelecek stratejilerine etkisini ele alacak.

Moda sektöründe sürdürülebilirliğin yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı kalmadığı yeni dönemde; markaların değişen tüketici beklentilerine nasıl karşılık verdiği ve sürdürülebilirlik yaklaşımını uzun vadeli iş stratejilerinin bir parçası haline nasıl getirdiği de konuşmanın odağında olacak.

Bi’Sektör’ün tüm etkinliklerinde olduğu gibi sektör profesyonellerine özel ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek zirvede, sınırlı kontenjan nedeniyle kayıt zorunlu olacak.

Detaylı bilgi almak ve kayıt oluşturmak için Perakende Alışveriş Zirvesi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

IKEA’da Yeni Tüketici Gerçeği: Büyük Ev Hayali Yerini Küçük Dokunuşlara Bırakıyor

Artan yaşam maliyetleri, tüketicilerin ev alışverişindeki önceliklerini de değiştiriyor. IKEA’nın yeni Life At Home araştırmasına göre dünya genelindeki tüketicilerin yüzde 37’si hane bütçesi ve harcanabilir geliri en önemli endişeleri arasında gösteriyor. Tüketicilerin yaklaşık üçte ikisi de en azından zaman zaman en ucuz ürünü arıyor.

Ancak burada dikkat çekici olan, tüketicinin ev harcamalarını tamamen durdurmaması. Tam tersine, büyük ve yüksek maliyetli alışverişler yerine daha küçük, erişilebilir ve işlevsel iyileştirmeler öne çıkıyor. Özellikle depolama çözümleri, tüketicilerin yaşam alanlarını değiştirmek için başvurduğu kategoriler arasında dikkat çekiyor.

Tüketici Evi Yenilemiyor, Adım Adım İyileştiriyor

img 2951

Ekonomik baskının yükselmesi, ev kategorisinde “yenileme” davranışının biçimini değiştiriyor. Daha önce yeni bir koltuk, yatak odası takımı veya büyük bir mobilya yatırımıyla gerçekleştirilen değişiklikler, artık daha küçük ürünlerle ve daha düşük bütçelerle yapılabiliyor.

IKEA’nın araştırmasında düşük gelirli tüketicilerin yüzde 37’si, finansal durumlarının yalnızca daha küçük ev alışverişlerine izin verdiğini söylüyor. Bu oran yüksek gelir grubunda yüzde 21’e düşüyor.

Bu tablo perakendeciler açısından önemli bir mesaj taşıyor: Tüketicinin bütçesi küçülürken ihtiyaç ortadan kalkmıyor; alışverişin büyüklüğü ve sıklığı değişiyor.

Dolayısıyla ev kategorisinde büyüme yalnızca büyük mobilya alışverişlerine bağlı kalmayabilir. Depolama, düzenleme, aksesuar, tekstil ve küçük mobilyalar gibi daha erişilebilir kategoriler, tüketicinin “evimde bir şeyleri değiştirmek istiyorum” ihtiyacına daha düşük bariyerle cevap verebiliyor.

IKEA’nın Fiyat Hamlesi Bu Değişimle Birlikte Okunmalı

ikea’nın ana şirketi ingka, “artan karmaşıklık” gerekçesiyle 800 kişiyi i̇şten çıkaracak

IKEA’nın tüketici davranışındaki bu değişime yalnızca ürün gamıyla değil, fiyatlandırma stratejisiyle de yanıt verdiği görülüyor. Şirket, Avrupa genelinde fiyatları düşürmek için 1,2 milyar euroluk bir yatırım açıkladı. Ülkeye ve ürün kategorisine göre fiyatların ortalama yüzde 15 ila 25 arasında düşürülmesi planlanıyor.

Bu nedenle IKEA’nın fiyat indirimi, klasik bir kampanya hamlesinden daha geniş okunabilir. Tüketicinin satın alma gücünün baskı altında olduğu bir dönemde şirket, “daha az harca ama evinde değişiklik yapmaya devam et” davranışını desteklemeye çalışıyor.

Üstelik IKEA için fiyat, yalnızca promosyonel bir araç değil; markanın uzun yıllardır üzerine kurduğu erişilebilir tasarım vaadinin temel unsurlarından biri. Fiyatların aşağı çekilmesi, bu marka pozisyonunu ekonomik baskının arttığı bir dönemde yeniden güçlendirme amacı da taşıyor.

Türkiye’de Karşılığı Ne Olabilir?

Türkiye’de de yüksek yaşam maliyetleri ve konut giderleri, tüketicilerin ev kategorisindeki kararlarını daha seçici hale getiriyor. Bu ortamda tüketicinin tamamen harcamadan vazgeçmesi yerine, daha küçük bütçelerle daha görünür bir sonuç yaratabileceği ürünlere yönelmesi perakendeciler açısından önemli bir fırsat alanı oluşturabilir.

Özellikle küçük metrekareli yaşam alanlarının yaygınlaşması, depolama ve çok amaçlı kullanım çözümlerinin önemini artırıyor. Tüketici için ürünün yalnızca estetik olması değil, alan kazandırması, düzen sağlaması ve birden fazla ihtiyaca cevap vermesi satın alma kararında daha belirleyici hale gelebilir.

IKEA’nın araştırması bu açıdan yalnızca mobilya sektörüne dair bir veri sunmuyor. Tüketicinin ekonomik baskı altında “daha az tüketmek” ile “daha iyi yaşamak” arasında yeni bir denge kurduğunu gösteriyor.

Asıl değişim şu: Tüketici evinden vazgeçmiyor, evini değiştirme biçimini değiştiriyor. Büyük harcamalar yerine küçük ama işlevsel dokunuşlar öne çıkarken, perakendeciler için de erişilebilir fiyat, fonksiyonellik ve sık tekrarlanan küçük alışverişleri destekleyen ürün gamı daha önemli hale geliyor.

Perakendede Yeni Sorun Teknoloji Değil, Organizasyon Yapısı

Perakendeciler son yıllarda yapay zekâdan omnichannel operasyonlara, perakende medyasından dijital platformlara kadar hiç olmadığı kadar büyük teknoloji yatırımları yapıyor. Ancak yatırımların artmasına rağmen birçok şirkette dijital projelerin yavaş ilerlemesi, kanallar arasında tutarsız müşteri deneyimleri ve ekipler arasındaki koordinasyon sorunları devam ediyor.

Buradaki temel problem teknoloji eksikliğinden çok organizasyonların hâlâ müşterilerin alışveriş yaptığı kanallara göre yapılandırılması. Oysa tüketici artık mağaza, web sitesi, sosyal medya, uygulama ve teslimat kanallarını birbirinden ayrı görmüyor.

Müşteri Kanallardan Değil, Yolculuktan İlerliyor

Geleneksel perakende yapısında mağaza, e-ticaret, pazarlama, merchandising, tedarik zinciri ve operasyon ekipleri ayrı hedefler ve KPI’larla çalışıyor. Bu yapı, kanalların birbirinden daha bağımsız olduğu dönemde işlevsel olabilirken, bugünün alışveriş yolculuğunda önemli bir sürtünme yaratıyor.

Bir tüketici ürünü sosyal medyada keşfediyor, seçenekleri yapay zekâ üzerinden araştırıyor, stok durumunu web sitesinden kontrol ediyor ve ürünü mağazadan teslim alabiliyor. İade süreci ise tamamen farklı bir kanaldan gerçekleşebiliyor.

Tüketici bu süreçte şirket içindeki ekip sınırlarını görmüyor. Onun açısından deneyim tek bir marka deneyimi. Bu nedenle mağaza ve e-ticaretin ayrı ayrı başarılı olması artık yeterli değil; bu kanalların aynı müşteri yolculuğunun parçaları olarak çalışması gerekiyor.

Örneğin dijital bir kampanya mağazadaki stoğu tüketebilir, merchandising kararı online görünürlüğü değiştirebilir veya bir retail media kampanyası reklam gelirini artırırken stok bulunurluğu gözden kaçabilir. Her ekip kendi KPI’ını optimize ettiğinde şirket genelindeki sonuç aynı ölçüde güçlü olmayabiliyor.

Yeni Organizasyonun Merkezinde Müşteri Yolculuğu Var

avrupa perakende

Bu nedenle öne çıkan yaklaşım, organizasyonları yalnızca kanallara göre değil, müşteri yolculuğunun kritik aşamalarına göre kurgulamak.

Keşif ve talep yaratma, dijital merchandising ve içerik, satın alma deneyimi, fulfillment ve servis, müşteri yaşam döngüsü ve sadakat gibi aşamalar; merchandising, pazarlama, analitik, teknoloji ve operasyon ekiplerinin birlikte çalışmasını gerektiriyor.

Walmart, Target ve Best Buy gibi şirketlerin mağaza ve dijital operasyonları daha fazla entegre ederek mağazadan teslim alma, mağazadan gönderim ve gerçek zamanlı stok görünürlüğü gibi yetenekleri geliştirmesi de bu dönüşümün pratik örnekleri arasında gösteriliyor. Sephora ve Nike gibi markalarda ise dijital merchandising, içerik ve pazarlamanın daha bütünleşik çalışması, keşiften satın almaya uzanan deneyimi güçlendirmeye yönelik bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Buradaki değişim yalnızca yeni ekipler kurmakla gerçekleşmiyor. KPI’ların da kanal bazlı olmaktan çıkması gerekiyor. Mağaza ekibini yalnızca mağaza cirosuyla, e-ticaret ekibini yalnızca online satışla değerlendirmek yerine omnichannel büyüme, müşteri yaşam boyu değeri ve toplam müşteri deneyimi gibi ortak göstergelerin devreye alınması gerekiyor.

Her Şeyi İçeride Yapmak Da Çözüm Değil

Organizasyonel dönüşümün bir diğer önemli başlığı ise hangi yetkinliklerin şirket içinde tutulacağı, hangilerinin dışarıdan alınacağı.

Merchandising stratejisi, müşteri içgörüleri, analitik, veri yönetimi ve dijital deneyim liderliği gibi doğrudan rekabet avantajı yaratan alanların içeride tutulması daha stratejik bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ, kişiselleştirme, retail media optimizasyonu, deney araçları ve müşteri veri platformları gibi hızlı gelişen teknolojilerde ise uzman teknoloji şirketleriyle iş birlikleri daha anlamlı olabiliyor.

Burada kritik nokta, bu kararların kalıcı kabul edilmemesi. Teknoloji olgunlaştıkça veya şirketin iç yetkinlikleri geliştikçe hangi fonksiyonun dışarıda, hangisinin içeride olması gerektiğinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu da perakende liderliğinin rolünü değiştiriyor. Artık mesele yalnızca “Hangi teknolojiyi satın almalıyız?” değil; “Bu teknolojinin değer yaratabilmesi için şirketimizi nasıl organize etmeliyiz?” sorusuna da cevap vermek.

Türkiye’de Perakendeciler İçin Mesaj Net

Türkiye’de de mağaza, e-ticaret, mobil uygulama, sosyal medya, pazar yerleri ve hızlı teslimat kanallarının aynı tüketici yolculuğunda buluşması, bu organizasyonel sorunu daha görünür hale getiriyor.

Bir kampanyanın dijitalde başarılı olması, ürünün mağazada bulunmaması durumunda tek başına yeterli değil. Aynı şekilde güçlü mağaza trafiği yaratmak da online tarafta stok, içerik veya teslimat deneyimi zayıfsa toplam müşteri deneyimini kurtarmıyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yalnızca daha fazla teknoloji yatırımı yapan şirketlerde olmayabilir. Teknolojiyi, merchandising’i, pazarlamayı, stoğu ve mağaza operasyonunu aynı hedef etrafında birleştirebilen organizasyonlar daha hızlı hareket edebilir.

Perakendede dönüşümün bir sonraki aşaması teknoloji yatırımlarından çok, o yatırımların değer yaratmasını sağlayacak organizasyon tasarımına odaklanıyor. Çünkü müşteri kanallar arasında hareket ederken, şirketlerin hâlâ kanallar arasında bölünmüş olması giderek daha büyük bir operasyonel dezavantaja dönüşüyor.

Pierre Cardin’in Vizyonu Venedik’te Müzeye Dönüşüyor

Pierre Cardin’in moda tarihine yön veren fütüristik tasarımları, tasarımcının yaklaşık 40 yıl boyunca Venedik’teki evi olan Palazzo Bragadin’de yeni bir müzeyle yeniden gündeme geliyor. 13 Eylül’de açılması planlanan müzede, 1951’den 2018’e uzanan yaklaşık 130 tasarım sergilenecek.

Müze, Cardin’in yalnızca ikonik kıyafetlerini değil, moda anlayışının temelini oluşturan mimari ve geometrik yaklaşımını da görünür kılmayı hedefliyor. 1960’ların uzay çağından ilham alan unisex tasarımları, geometrik desenleri, sentetik kumaşları ve sıra dışı formlarıyla dönemin gençlik kültüründe güçlü bir etki yaratan tasarımcının mirası, bu kez bir perakende deneyiminden çok kültürel bir destinasyon üzerinden yeniden konumlanıyor.

Moda Markası Değil, Kültürel Bir Deneyim

fashion-italy-france-cardin-museum

Palazzo Bragadin’in müzeye dönüşmesi, moda mirasının yalnızca arşivlerde veya koleksiyonlarda korunmadığını; markaların kendi tarihlerini fiziksel mekânlar üzerinden deneyimletmeye başladığını gösteriyor.

Yaklaşık 1.000 metrekarelik alana yayılan sergide 1971 tarihli geometrik kesimli örgü tuniklerden 1991 tarihli siyah kadife gece elbisesine kadar farklı dönemlerden tasarımlar yer alıyor. Cardin’in tasarımlarını birer “heykel” olarak görmesi de serginin mekân kurgusunu önemli hale getiriyor. Böylece ziyaretçi yalnızca kıyafetleri değil, tasarımcının form, yapı ve renk üzerinden kurduğu dünyayı deneyimliyor.

Bu yaklaşım günümüz moda markaları açısından da önemli bir noktaya işaret ediyor: Marka mirası, yalnızca geçmişi anlatmak için değil, bugünkü marka değerini yeniden üretmek için kullanılabiliyor.

Cardin’in En Tartışmalı Mirası: Lisanslama

fashion-italy-france-cardin-museum

Pierre Cardin’in hikâyesinin önemli bir başka boyutu ise tasarımlarının ötesinde geliştirdiği iş modeli. Tasarımcı, ismini yatak çarşaflarından elektronik ürünlere kadar binlerce farklı üründe lisanslayarak moda sektöründe döneminin en agresif genişleme stratejilerinden birini uyguladı.

Bu model Cardin’i küresel ölçekte büyük bir ticari markaya dönüştürürken, zaman içerisinde markanın seçkinlik algısının zayıflamasına da neden oldu. Bugün şirketin yaklaşık 130 lisanslı ürünü bulunuyor.

Dolayısıyla Venedik’te açılan müze, yalnızca “Pierre Cardin’in tasarımlarını sergileyen” bir alan değil. Aynı zamanda markanın bugününü anlamak için geçmişte alınan stratejik kararları da yeniden düşünme fırsatı sunuyor.

Cardin’in 1959’da hazır giyim koleksiyonuna yönelmesi de benzer şekilde dönemin moda sistemine meydan okuyan bir hamleydi. Haute couture dünyasında tepkiyle karşılanan bu yaklaşım, kısa süre içerisinde rakipler tarafından da benimsenerek moda sektörünün daha geniş kitlelere açılmasının önünü etkileyen gelişmelerden biri oldu.

Bugün Pierre Cardin müzesinin asıl değeri de burada ortaya çıkıyor: Bir moda markasının mirası yalnızca tasarımlardan oluşmuyor; tasarım dili, dağıtım modeli, lisanslama stratejisi ve tüketiciye ulaşma biçimi de bu mirasın parçası haline geliyor.

Venedik’teki Palazzo Bragadin ise bu mirası bir mağaza ya da klasik bir sergi alanından farklı olarak, markanın hikâyesinin geçtiği gerçek bir mekânda deneyimletiyor. Bu da moda sektöründe arşiv, kültür ve destinasyon deneyiminin marka stratejisinin giderek daha önemli bir parçası haline geldiğini gösteren dikkat çekici bir örnek sunuyor.

Sinangil ve Kalben Derneği, Çocukları Pastacılık Atölyesi’nde Buluşturdu

Türkiye’nin lider un üreticisi Sinangil, koruma altındaki çocuklara yaz tatili imkanı sunan Kalben Çocuk Köyü Projesi’ne desteğini sürdürüyor. Anlamlı iş birliği kapsamında düzenlenen atölyede, 7-12 yaş aralığındaki çocuklar pasta şeflerinden temel pastacılık eğitimi aldı. Kendi hazırladıkları ürünlerle mutfak deneyimi kazanan çocuklar, birlikte üretmenin ve aynı sofrayı paylaşmanın keyfini yaşadı.

Yıllardır sofraların vazgeçilmezi olan Sinangil, çocukların daha mutlu, sağlıklı ve umut dolu bir geleceğe sahip olması için toplumsal fayda odaklı projelere katkı sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda Sinangil, koruma altında yetişen çocuklara yönelik çalışmalar yürüten Kalben Derneği’yle özel bir projeye imza attı. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen çalışma kapsamında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın destekleriyle yürütülen Kalben Çocuk Köyü Projesi’nde çocuklara özel bir pastacılık atölyesi düzenlendi.

Balıkesir’deki Ekinlik Adası’nda yaz tatili programına katılan 7–12 yaş grubundaki çocuklar, pasta şefleriyle mutfağa girerek pasta yapmayı öğrendi. Aynı zamanda turta yapmayı da öğrenen çocuklar, etkinlik boyunca hem eğlendi hem de mutfakta üretim deneyimi kazandı.

“Çocukların yaşamına değer katan projelerde sorumluluk üstleniyoruz”

İş birliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan şunları söyledi:

“Çocukların potansiyellerini keşfetmelerine alan açan her çalışmayı toplumumuzun geleceğine yapılan değerli bir yatırım olarak görüyoruz. Bu nedenle Kalben Derneği’nin büyük bir özveriyle yürüttüğü çalışmalara katkı sunmak, kurumsal sorumluluk anlayışımızda önemli bir yere sahip. Bir çocuğun merakını, özgüvenini ve geleceğe dair umudunu güçlendirebilmek, bu iş birliğinin bizim için en kıymetli karşılığını oluşturuyor. Eksun Gıda olarak Sinangil markamızla çocukların yaşamına değer katan projelerde sorumluluk üstlenmeyi sürdüreceğiz.”

Yaz tatilinde öğrenme ve eğlenme keyfi

Yaklaşık on yıldır devlet koruması altındaki çocuklara yönelik çalışmalar yürüten Kalben Derneği, Ekinlik Adası’nda hayata geçirdiği Çocuk Köyü Projesi’yle çocuklara güvenli bir ortamda tatil yapma ve farklı deneyimler kazanma imkanı sunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle her hafta onlarca çocuğun ağırlandığı köyde, bir haftalık konaklama süresince sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetler gerçekleştiriliyor. Atölyeler ve çeşitli etkinliklerle çocukların birlikte öğrenmeleri, yeni arkadaşlıklar kurmaları ve tatillerini keyifle geçirmeleri hedefleniyor.

Sinangil ve Kalben Derneği tarafından düzenlenen pastacılık atölyesinin ardından çocuklara, köyde geçirdikleri zamanı yaratıcı etkinliklerle değerlendirmeleri ve doğayla iç içe eğlenmeleri için Doğa Dostu Etkinlik Kiti ve uçurtma hediye edildi.

Nissan Türkiye’ye Yeni Pazarlama Direktörü

Nissan Türkiye’nin yeni pazarlama direktörü belli oldu.

Nissan Türkiye‘de Pazarlama Direktörlüğü görevine Sertaç Aydın atandı. Daha önce dokuz yılı aşkın süre Nissan Türkiye bünyesinde görev yapan ve son bir buçuk yıldır aile girişiminde çalışan Aydın, yeni görevinde pazarlama stratejisi ve organizasyonunun yönetiminden sorumlu olacak.

Nissan Türkiye’deki dokuz yılı aşkın kariyeri boyunca Planlama ve Pazar İstihbaratı, Bayi Ağı Geliştirme, Satış Planlama Müdürlüğü ve Satış & Pazarlama İş Planlama Müdürlüğü görevlerini üstlenen Aydın, 2025 yılından bu yana otopiyasadegeri.com’un kurucu ortağı olarak girişimcilik alanında da deneyim kazandı. Şirketten ayrıldığı bu dönemde edindiği farklı bakış açısını, yeni görevinde Nissan Türkiye’ye taşıyacak.

Endüstri Mühendisliği eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi ve Southern Illinois University Edwardsville’de tamamlayan Aydın, Harvard Business School Online bünyesinde HBX Core Business sertifikasına sahiptir. Nissan Türkiye’nin tüm pazarlama operasyonuna liderlik edecek olan Aydın, Nissan Türkiye Genel Müdürü Tomohiko Yao’ya raporlayacak.

Şirket içi süreçlere ve Nissan’ın iş yapış biçimine olan hakimiyetiyle öne çıkan Sertaç Aydın’ın, pazarlama organizasyonuna kazandıracağı deneyimle markanın Türkiye’deki büyüme hedeflerine katkı sağlaması bekleniyor.

Pizza Hut El Değiştirdi: 1,5 Milyar Dolarlık Satış Tamamlandı

Pizza Hut’ın ana şirketi Yum! Brands, markanın Türkiye ve bazı diğer pazarlardaki franchise operasyonlarının bağlı olduğu restoran işini 1,5 milyar dolar değerindeki anlaşmayla elden çıkardı.

Bu işlem, yalnızca bir markanın sahiplik yapısındaki değişiklik olarak değil, küresel restoran sektöründe franchise modelinin ve varlık hafif büyüme stratejisinin geldiği noktayı göstermesi açısından da dikkat çekiyor.

Pizza Hut’ta Yeni Dönem Başlıyor

1,5 milyar dolarlık satışla birlikte Pizza Hut’ın ilgili operasyonları yeni bir sahiplik yapısına geçerken, Yum! Brands açısından da portföy yönetiminde önemli bir adım atılmış oldu.

Restoran sektöründe büyük markaların doğrudan operasyon yürütmek yerine franchise ve lisans modellerine daha fazla ağırlık vermesi, sermayenin daha verimli kullanılmasını sağlayan stratejilerden biri olarak öne çıkıyor. Bu model markaya küresel ölçekte büyüme imkânı verirken, operasyonel yükün ve yatırım ihtiyacının önemli bölümünü franchise ortaklarına bırakıyor.

Pizza Hut örneği de bu dönüşümün ölçeğini gösteriyor. 1,5 milyar dolarlık bir işlem, küresel restoran markalarının yalnızca mağaza performanslarıyla değil, sahiplik ve işletme modelleriyle de yeniden şekillendiğini ortaya koyuyor.

Türkiye Açısından Neden Önemli?

Pizza Hut gibi global markaların sahiplik yapısındaki değişimler Türkiye’deki operasyonlar açısından da yakından takip edilmesi gereken gelişmeler arasında. Çünkü franchise yapısında gerçekleşen büyük ölçekli işlemler, markanın yatırım önceliklerinden mağaza açılış stratejisine, menü ve müşteri deneyiminden dijital kanallara kadar birçok başlığı etkileyebiliyor.

Türkiye’de restoran ve hızlı servis restoranı pazarı giderek daha rekabetçi hale gelirken, global markalar için ölçek yaratmak kadar doğru franchise ortağıyla büyümek de kritik bir avantaj haline geliyor. Bu nedenle Pizza Hut’ın yeni dönemde nasıl bir büyüme modeli izleyeceği, Türkiye operasyonları açısından da önemli bir gösterge olabilir.

Asıl dikkat çekici nokta ise şu: Restoran sektöründe büyüme artık yalnızca “daha fazla mağaza” açmakla ölçülmüyor. Markanın hangi pazarda, hangi sermaye yapısıyla ve kimin operasyonel gücüyle büyüdüğü de en az mağaza sayısı kadar belirleyici hale geliyor.

Amazon, Gelir Sıralamasında Zirveye Çıktı: Dünyanın En Büyük Şirketleri Değişiyor

Dünyanın en yüksek gelir elde eden şirketlerinin sıralaması, son altı yılda önemli bir dönüşüm geçirdi. 2020’de listenin ilk 10’unda beş enerji şirketi bulunurken, 2026’da perakende, teknoloji ve sağlık şirketlerinin ağırlığı belirgin şekilde arttı.

Listenin zirvesindeki değişim ise perakende açısından özellikle dikkat çekici. Amazon, 2020’de 281 milyar dolarlık gelirle dokuzuncu sıradayken, 2026’da 717 milyar dolara ulaşarak dünyanın en yüksek gelirli şirketi oldu. Walmart ise 713 milyar dolarlık geliriyle ikinci sıraya yerleşti.

Altı Yılda Zirvenin Yapısı Değişti

2020’de Walmart 524 milyar dolarlık gelirle ilk sıradaydı. Onu Sinopec, State Grid, PetroChina ve Shell gibi enerji şirketleri takip ediyordu. Listenin ilk 10’unda beş enerji şirketinin bulunması, dönemin küresel ekonomisinde enerji sektörünün ölçeğini net biçimde gösteriyordu.

2026’ya gelindiğinde ise tablo oldukça farklı. Amazon ve Walmart ilk iki sırayı paylaşırken, Çinli State Grid 555 milyar dolarla üçüncü sırada yer alıyor. Listenin devamında UnitedHealth Group, Saudi Aramco, Apple, McKesson, Alphabet, CVS Health ve PetroChina bulunuyor.

Dikkat çekici noktalardan biri de özel mülkiyete ait enerji şirketlerinin 2026 itibarıyla ilk 10’da artık yer almaması. Buna karşılık sağlık şirketleri sıralamada çok daha güçlü bir konuma gelmiş durumda.

Amazon’un Yükselişi Perakende İçin Ne Anlatıyor?

amazon

Amazon’un dokuzunculuktan zirveye çıkışı yalnızca şirketin büyüklüğünü göstermiyor; tüketici davranışlarının ve perakendenin ekonomik ağırlığının nasıl değiştiğine de işaret ediyor.

Pandemi döneminde hızlanan online alışveriş, Amazon’un büyümesini önemli ölçüde destekledi. Şirket 2021’de üçüncü sıraya yükselirken, 2022, 2024 ve 2025’te ikinci sırada yer aldı. 2026’da ise Walmart’ı yalnızca 4 milyar dolarlık farkla geçerek zirveye çıktı.

Burada dikkat edilmesi gereken başka bir detay da Amazon’un yalnızca klasik bir e-ticaret oyuncusu olmaktan çıkması. Şirketin gelir ölçeği; marketplace, fiziksel perakende, lojistik, reklam ve teknoloji hizmetleri gibi farklı iş alanlarının birlikte büyüdüğü daha geniş bir ticaret ekosistemini yansıtıyor.

Walmart’ın 713 milyar dolarlık gelirle hemen arkasında bulunması ise başka bir mesaj veriyor: fiziksel mağaza ağı ve dijital ticaret artık birbirinin alternatifi olmaktan çok, aynı ölçekte rekabet eden iki büyüme modeli olarak konumlanıyor.

Sağlık Şirketleri De Perakende Kadar Dikkat Çekiyor

Listenin bir diğer önemli dönüşümü sağlık sektöründe yaşanıyor. 2020’de ilk 10’da bulunmayan UnitedHealth Group, 2026’da 448 milyar dolarlık gelirle dördüncü sıraya yükseldi. CVS Health ise 402 milyar dolarla dokuzuncu sırada yer aldı.

Bu yükseliş, özellikle ABD ve Avrupa gibi büyük pazarlarda yaşlanan nüfus ve sağlık harcamalarının büyüyen ekonomik ağırlığıyla birlikte okunabilir. Böylece dünyanın en büyük şirketleri arasındaki rekabet yalnızca teknoloji veya tüketim ürünleri üzerinden değil, sağlık hizmetleri ve sağlık ekosistemleri üzerinden de şekilleniyor.

2026’nın ilk 10’una bakıldığında Amazon, Walmart, Apple ve Alphabet gibi tüketiciyle doğrudan temas eden markaların yanında UnitedHealth, McKesson ve CVS Health gibi sağlık oyuncularının da aynı ölçekte yer alması dikkat çekiyor.

Asıl değişim, dünyanın en büyük şirketlerinin artık tek bir sektörü temsil etmemesi. 2020’nin enerji ağırlıklı tablosundan 2026’nın perakende, teknoloji ve sağlık ağırlıklı yapısına geçiş; tüketici harcamalarının, dijital ticaretin ve sağlık ekonomisinin küresel ölçekte giderek daha büyük bir hacim yarattığını gösteriyor.

Türkiye’deki perakende açısından bakıldığında da bu sıralama, yalnızca “en büyük şirketler” listesinden ibaret değil. Amazon ve Walmart’ın aynı anda zirvede olması, ölçek yaratmanın artık yalnızca mağaza sayısı ya da fiziksel erişimle değil; dijital kanal, lojistik, veri, hizmet ve farklı gelir modellerini aynı ekosistemde birleştirebilme kapasitesiyle de yakından ilişkili olduğunu düşündürüyor.

Sephora, TikTok Shop’ta Yeni Bir Alışveriş Modelini Test Ediyor

Sephora, ABD’de TikTok Shop üzerinden özel ürün lansmanlarını içeren yeni bir pilot uygulamayı 19 Eylül’de başlatıyor. “Sephora Drop Shop” adı verilen modelde her ay seçilen ürünler önce TikTok Shop’a özel olarak satışa çıkacak. Lansman süreci ise teaser içerikleri, içerik üreticilerinin videoları ve ürünü canlı yayında tanıtan bir TikTok Live ile ilerleyecek.

Bu modelin önemli tarafı, TikTok Shop’ın Sephora için yalnızca yeni bir satış kanalı olarak kullanılmaması. Ürünün keşfedilmesi, konuşulması, tanıtılması ve satın alınması aynı akış içerisinde tasarlanıyor. Sephora’nın diğer kanallarında daha sonra satışa çıkacak ürünlerin ilk olarak TikTok Shop’ta sunulması, platformu adeta yeni ürünlerin test edildiği bir “dijital lansman alanına” dönüştürüyor.

Sephora İçin TikTok Shop Bir Satış Kanalından Fazlası

33a07761 47d7 4ecb 81b6 f906b0f9e6bb

Sephora’nın yaklaşımındaki en dikkat çekici nokta “test et ve öğren” modeli. Şirket, pilot uygulamayla hangi ürünlerin, içerik formatlarının ve lansman yöntemlerinin tüketicide karşılık bulduğunu ölçmeyi ve elde ettiği verileri gelecekteki dijital stratejisine aktarmayı hedefliyor.

Burada klasik ürün lansmanından farklı bir perakende mantığı ortaya çıkıyor. Önce ürün hazırlanıyor, ardından reklamla tüketiciye duyuruluyor ve satışa açılıyor yerine; ürün önce içerikle merak yaratıyor, topluluk ürünü konuşuyor, canlı yayın lansmanı yapılıyor ve satın alma aynı platformda gerçekleşiyor.

Bu nedenle TikTok Shop’ın Sephora açısından asıl değeri yalnızca satış hacmi olmayabilir. Platform aynı zamanda hangi ürünün dikkat çektiğini, hangi içeriğin çalıştığını ve tüketicinin hangi kategorilere ilgi gösterdiğini gerçek zamanlı olarak görme fırsatı sunuyor.

“Drop” Modeli Güzellik Perakendesine Neyi Getiriyor?

tiktok shop shopping center

Sephora’nın aylık özel ürün düşüşleri, güzellik kategorisinde kıtlık, merak ve topluluk etkisini bir araya getiriyor. Ürünlerin ilk aşamada yalnızca TikTok Shop üzerinden erişilebilir olması, tüketiciye “şimdi keşfet, şimdi al” motivasyonu yaratabilir.

Daha önemlisi, ürünlerin TikTok Shop’taki performansı daha sonra Sephora’nın web sitesi, mağazaları veya diğer perakende kanallarındaki dağıtım kararlarını da etkileyebilir. Böylece sosyal ticaret yalnızca satış yapılan bir kanal olmaktan çıkıp ürün ve merchandising kararlarını besleyen bir veri kaynağına dönüşüyor.

Bu yaklaşım TikTok Shop’ın perakende üzerindeki daha büyük etkisini de gösteriyor. Platform, markalara yalnızca ürün satma imkânı değil, ürün portföyünü ve içerik stratejisini tüketici tepkilerine göre şekillendirme fırsatı da sunuyor.

Türkiye İçin Karşılığı Ne Olabilir?

Türkiye’de TikTok Shop’ın ABD’deki ölçeğinde bir yapı bulunmuyor. Ancak Sephora’nın modeli, Türkiye’de güzellik markalarının sosyal medya, influencer içerikleri, canlı yayınlar ve özel ürün lansmanlarını nasıl bir araya getirebileceği konusunda önemli bir örnek sunuyor.

Özellikle yeni ürünlerde “önce sosyal medyada keşif, ardından satış” modeli daha fazla kullanılabilir. Markalar için burada kritik olan yalnızca influencer’a ürün göndermek değil; içerik üreticisini lansmanın bir parçası haline getirerek ürüne yönelik merakı satışa bağlayan bütünsel bir akış kurmak.

Sephora’nın hamlesi bu nedenle yalnızca TikTok Shop’a giriş olarak okunmamalı. Fiziksel mağazanın “ürünü keşfetme” rolünü sosyal medya ve içerik platformlarıyla paylaşmaya başladığı yeni bir perakende modelinin testi olarak değerlendirilebilir.

Asıl değişim çok net: Ürün lansmanı artık mağazanın rafında başlamıyor; tüketicinin karşısına ilk çıktığı içerikte başlıyor.

Haftanın Mağaza Açılışları [31 Ağustos – 1 Eylül]

Eylül ayı, yılın sektör açısından ikinci yeni yılı aslında. Eylül ile başlayan son çeyrek maratonu da başladı. En önemli yatırımların ve ciroların hayata geçtiği döneme giriş yaptık. Bir sonraki yaz dönemine kadar sürecek yılın ikinci başlangıcının startını verdik.

Mağaza açılışları tarafında da benzer hareketlenmelerin yaşandığı bir aralık. Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni sayısı ile sizlerleyiz.

İşte bu haftanın gerçekleşen mağaza açılışları

JYSK – İzmir Westpark AVM

haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül]
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 21

JYSK, İzmir Westpark AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

aDL – Koru Florya AVM

adl magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 22

aDL, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Levi’s – Afyon Afium AVM

levis magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 23

Levi’s, Afyon Afium AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Swarovski – Koru Florya AVM

swarovkski magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 24

Swarovski, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Panço – Merkez Ankara AVM

panco magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 25

Panço, Merkez Ankara AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Küppeli – Koru Florya AVM

kupeli magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 26

Küppeli, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Kahve Dünyası – Meydan AVM

kahve magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 27

Kahve Dünyası, Meydan AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Gratis – V Metroway AVM

gratis magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 28

Gratis, V Metroway AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Skechers – Koru Florya AVM

skechers magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 29

Skechers, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 88. mağazasını oluşturuyor.

Derimod – Koru Florya AVM

derimod magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 30

Derimod, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Manuka – 01 Burda AVM

manuka magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 31

Manuka, 01 Burda AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

İpekyol – Koru Florya AVM

ipekyol magaza4
haftanın mağaza açılışları [31 ağustos – 1 eylül] 32

İpekyol, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.