Ana Sayfa Blog Sayfa 31

Tchibo, TEGV ve Migros İş Birliğiyle 3.000 Çocuğa Destek Sağlıyor

Tchibo Türkiye, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ve Migros, çocukların eğitimine katkı sunmayı amaçlayan yeni bir sosyal sorumluluk projesini duyurdu. “Güzel hikayeler çekirdekten başlar” yaklaşımıyla kurgulanan proje kapsamında, 3.000 çocuğun nitelikli eğitim programlarına erişimi sağlanacak.

İş birliği kapsamında Migros mağazalarında satışa sunulan Tchibo paketli kahveler, projeye doğrudan katkı sağlayan bir modele dönüştürülüyor. Tüketiciler, satın aldıkları her ürünle çocukların eğitim yolculuğuna destek oluyor.

Projenin lansmanı; Tchibo Türkiye Genel Müdürü Burak Deniz, TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, Migros Hızlı Tüketim Ürünleri – Gıda Pazarlama Direktörü Caner Yaman ve proje lansmanının dijital elçiliğini üstlenen Ceyda Düvenci’nin katılımıyla gerçekleştirildi.

“Bu proje geleceğimizin taahhüdüdür”

Tchibo’nun “nitelik” ilkesini kahveden toplumsal faydaya taşıyan bu iş birliğine ilişkin konuşan Tchibo Türkiye Genel Müdürü Burak Deniz, projenin toplumsal etkisini şu sözlerle aktardı:

Tchibo olarak, hayatın küçük anlarına keyif katan kahvemizi, bugün çocuklarımızın geleceğine dokunan kalıcı bir katkıya dönüştürüyoruz. Çekirdek kahve pazarının lideri olarak 20 yılı aşan süredir Türkiye’de sunduğumuz ‘nitelikli kahve’ deneyimini, şimdi çocuklarımızın nitelikli eğitim yolculuğuna taşımanın gururu içindeyiz. Bugün burada sadece bir iş birliğini değil, bir geleceği inşa etme sözünü paylaşıyoruz. Önümüzdeki bir yıl boyunca 3.000 TEGV’li çocuğumuzun eğitimini, herhangi bir satış hedefinden bağımsız olarak, projenin ilk adımından itibaren koşulsuz bir sosyal yatırım olarak taahhüt ediyoruz. Bu rakam bizim için sadece bir sayı değil; çocuklarımızın yıllar sonra gerçekleştireceği hayaller, projemizin gerçek başarı hikayesi olacak. Yarının hikayelerini, bugünden o ilk ‘çekirdekten’ başlayarak birlikte inşa etmeyi amaçlıyoruz.”

“Çocukların geleceğine birlikte umut oluyoruz”

TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı projeye ilişkin olarak şu değerlendirmede bulundu:

“‘Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir’ vizyonumuzla 31 yıldır çocuklarımızın, çağımızın becerileriyle donatılmış; sosyal ve duygusal farkındalığı yüksek, bilim ve teknolojiyle üretken, çevreye duyarlı ve donanımlı bireyler olarak yetişmeleri için çalışıyoruz. Bugüne kadar 3 milyon 350 bin çocuğun hayatında kalıcı bir iz bıraktık. Tchibo ve Migros’un katkılarıyla güçlenen iş birliği sayesinde 3.000 çocuğumuzun daha hayatına dokunabilecek olmanın heyecanını yaşıyoruz. Çocukların potansiyelini ortaya çıkaracak ve başarı hikayelerine dönüşmesine katkı sunacak bu değerli iş birliğinden dolayı çok mutluyuz.”

“Toplum genelinde kalıcı bir etki yaratmayı hedefliyoruz”

Migros Hızlı Tüketim Ürünleri Gıda Pazarlama Direktörü Caner Yaman ise iş birliğine ilişkin şunları söyledi:

“Migros olarak; 77 bin çalışanımız, 23.500 iş ortağımız ve milyonlarca müşterimizle geniş ve güçlü bir ekosisteme sahibiz. Bu ekosistem sayesinde paydaşlarımızla iş birliği içinde fark yaratan ortak projeler hayata geçirerek toplum genelinde kalıcı bir etki yaratmayı hedefliyoruz. Çocuklarımızın gelişimine destek vermek ve onların kendilerini gerçekleştirebilecekleri alanlar açmak, Migros’un fırsat eşitliğine verdiği önemin somut bir yansımasıdır. Eğitim gönüllülüğünün Türkiye’deki en güçlü temsilcilerinden biri olan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve kıymetli iş ortağımız Tchibo ile değer yaratan, toplumsal faydayı odağına alan bu projenin bir parçası olmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.”

Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı Finali İstanbul’da Gerçekleşti

Decathlon Türkiye’nin isim sponsorluğunda, Türkiye Atletizm Federasyonu ve BRO’event iş birliğiyle düzenlenen “Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı” atletizm yarışlarının Türkiye Finali 21 Nisan 2026 tarihinde İstanbul’da büyük bir coşkuya sahne oldu.  

Decathlon Türkiye’nin çocukları aktif yaşama teşvik ederek kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve daha özgüvenli nesillerin gelişimine katkı sağlamak için hayata geçirdiği “Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı” atletizm yarışlarının Türkiye Finali, 21 Nisan’da İstanbul’da gerçekleşti. Okul seçmeleriyle mart ayında başlayan yarışlar, şehir elemeleri ve Diyarbakır, Antalya, İzmir, Eskişehir, Ordu ve İstanbul’da gerçekleştirilen bölge finallerinin ardından gerçekleşen Türkiye Finali ile son buldu.

10-14 yaş aralığındaki 2 milyondan fazla çocuğun katılımıyla Türkiye genelinde 81 ilde düzenlenen bu kapsamlı organizasyon, çocukları spora teşvik ederek hem yeni atletizm yeteneklerinin keşfine hem de spor kültürünün yaygınlaşmasına önemli katkı sağladı.

Büyük Final Heyecanı 23 Nisan Kutlamalarıyla Bütünleşti

decathlon 2

Türkiye Atletizm Federasyon Başkanı Dr. Ahmet Karadağ’ın katılımıyla gerçekleşen “Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı” atletizm yarışları Türkiye Finali’nde şampiyonluk heyecanı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında sporun birleştirici ve iyileştirici gücüyle bütünleşti. Bando performansının eşlik ettiği açılış seremonisi ile başlayan etkinlikte, Dünya Şampiyonu ve Milli Atlet Ramil Guliyev de genç sporcularla bir araya geldi.

Etkinlik alanında düzenlenen 3D Madalya Atölyesi ve Uçurtma Atölyesi ile çocuklar yarış deneyimini farklı aktivitelerle sürdürürken, yarı finalde dereceye giren genç sporcuların katıldığı büyük final mücadelesi saat 14.30’da başladı. Finalistlerin kıyasıya ter döktüğü şampiyonluk koşusunda farklı yaş kategorilerinde birincilik elde eden 10 genç sporcu ise şampiyonluk ödülü kapsamında, İtalya’nın Rieti kentinde düzenlenecek olan U18 Avrupa Atletizm Şampiyonası’nı beden eğitimi öğretmenleri eşliğinde izleme ve uluslararası bir spor atmosferini yerinde deneyimleme hakkı kazandı.

Philippe Debray: “Decathlon olarak genç nesilleri aktif yaşam biçimleri konusunda teşvik etmek istiyoruz”

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Decathlon Türkiye CEO’su Philippe Debray: “Decathlon olarak sporu toplumun her kesimine yayma ve genç nesilleri aktif yaşam biçimleri konusunda teşvik etme vizyonumuz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz ‘Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı’ atletizm yarışlarının bu yıl da çocukların hayatında güçlü bir karşılık bulduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Bizim için bu proje bir yarıştan çok daha fazlası; çocuklarımızın hayallerinin peşinden özgürce koşmalarına olanak sağlayan, onları spora tutkuyla bağlayarak zararlı alışkanlıklardan uzak tutan ve kendi potansiyellerini keşfetmelerine rehberlik eden bir yolculuk. Ve bu yolculukta, gençlerimizi sporun iyileştirici gücüyle buluşturmayı en önemli sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. Bugün burada, Türkiye’nin dört bir yanından gelen genç sporcularımızın azmine, enerjisine ve hayallerine tanıklık ettik. Finalde dereceye giren 10 çocuğumuzun ve onları keşfeden beden eğitimi öğretmenlerinin İtalya Rieti’de düzenlenecek U18 Avrupa Atletizm Şampiyonası’nı yerinde izleme fırsatı kazanması, onların spor yolculuğunda ilham verici bir adım olacak. Bu yolculuğa katkı sunan Türkiye Atletizm Federasyonu’na, İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne, öğretmenlerimize, ailelerimize ve tüm genç sporcularımıza yürekten teşekkür ediyorum” dedi.

A101: Perakende Medyada Erişimi Etkiye Dönüştüren Yeni Model 

Perakende sektörü, fiziksel erişimin ötesine geçerek veri, deneyim ve iletişimi aynı potada buluşturan yeni bir dönüşüm sürecine giriyor.

Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri ise, ölçeğini yalnızca mağaza sayısıyla değil, temas gücü ve veri altyapısıyla yeniden tanımlayan A101.

Mağaza içi ve dijital kanalların giderek bütünleştiği bu yeni yapıda, perakende medyanın rolü de her geçen gün daha stratejik hale geliyor.

A101 Perakende Medya Genel Müdürü Yeliz Yahşi Bilgiç ile; A101’in dönüşüm yaklaşımını, MEDYA101’in arkasındaki stratejiyi ve perakende medyanın gelecekte üstleneceği rolü Bi’Sektör Dergi İlkbahar 2026 sayısında konuştuk.

A101 son yıllarda yalnızca mağaza sayısıyla değil, müşteri deneyimi, iletişim dili ve veri kullanımı gibi alanlarda da dikkat çeken bir dönüşüm süreci yaşıyor. Siz bu dönüşümü nasıl tanımlarsınız?

Bu dönüşümü bizim açımızdan, sahip olduğumuz fiziksel erişimi daha bütüncül bir değer modeline dönüştürmek olarak tanımlıyorum. A101’in ölçeği zaten çok güçlü ancak bugün asıl farkı yaratan şey, bu ölçeği müşteri deneyimi, veri kullanımı ve yeni nesil temas noktalarıyla birlikte anlamlı hale getirebilmek. Biz bu dönüşüme artık yalnızca mağaza operasyonu açısından bakmıyoruz. Mağazayı, dijital kanalları, sadakat altyapısını ve iletişim dilini birbirini besleyen tek bir yapı olarak ele alıyoruz. Çünkü bugünün perakendesinde büyüklük tek başına yeterli değil önemli olan o büyüklüğü daha akıllı, daha ilgili ve daha ölçülebilir bir sisteme dönüştürebilmek.

medya 101 2

MEDYA101 de bu dönüşümün en somut çıktılarından biri. Perakende medyayı bizim için önemli kılan nokta, mağaza ve dijital temas noktalarını yalnızca görünürlük üreten alanlar olarak değil, markalar için daha stratejik bir etki alanına dönüştürebilmesi. Yani A101’in sahip olduğu erişim artık yalnızca fiziksel yaygınlık anlamına gelmiyor aynı zamanda veriyle desteklenen, planlanabilen ve markalar açısından daha değerli hale gelen bir iletişim gücü anlamına geliyor. Bugün geldiğimiz noktada A101, ölçeğini yalnızca mağaza sayısı ya da ziyaretçi trafiğiyle tanımlayan bir yapıdan daha bütünsel bir modele ilerliyor. Bizim için dönüşümün özü, erişimi deneyimle, veriyi etkiyle ve ticareti iletişimle daha güçlü biçimde buluşturabilmek.

A101 bu yeni dönemde müşteriyle kurduğu ilişkiyi nasıl yeniden tanımlıyor?

Fiyat avantajı hala temel bir eşik. Ancak bugünün alışverişçisi çok daha planlı, karşılaştırmalı ve bilinçli hareket ediyor. Bu nedenle yalnızca uygun fiyat sunmak yeterli değil; aynı zamanda güven veren, hayatı kolaylaştıran ve her temas noktasında tutarlı bir deneyim sunan bir yapı kurmak gerekiyor.

A101’in müşteriyle ilişkisini yeniden tanımladığı yer tam da burası. Mağaza, mobil, hızlı teslimat ve sadakat programı artık ayrı ayrı çalışan kanallar değil; alışverişçinin hayatında birbirine bağlanan bir deneyim akışı. Alışverişçi mağazada gördüğü değeri dijitalde de hissetmek, kampanyada verilen sözü rafta da bulmak istiyor.

MEDYA101 olarak bizim rolümüz, markaları alışverişçiyle tam bu kritik anda, doğru mecra ve doğru kurgu ile buluşturmak. Biz meseleyi yalnızca görünmek olarak değil, alışveriş deneyiminin doğal bir parçası haline gelen daha ilgili bir iletişim kurmak olarak görüyoruz.

A101’in özellikle odaklandığı yeni alanlar neler?

Bugün perakendenin gündemi yalnızca mağaza açmak ya da raf yönetmek değil. Artık teknoloji, veri ve müşteri deneyimi işin merkezinde yer alıyor. Biz de odağımızı, bu üç alanın kesişiminde yeni değer yaratabileceğimiz başlıklara yöneltiyoruz. 

Bu çerçevede en önemli odak alanlarımızdan biri perakende medya. Çünkü bugün perakendeciler, tüketiciye satın alma anına en yakın temas noktalarına sahip. Bu da iletişimle ticaretin artık birbirinden ayrı iki alan değil, birbirini doğrudan besleyen iki yapı haline gelmesini sağlıyor. MEDYA101’i de tam bu nedenle, yalnızca yeni bir iletişim alanı olarak değil, A101’in yeni nesil büyüme başlıklarından biri olarak görüyoruz. Bunun yanında mağaza içi, dijital kanallar, uygulama ve sadakat altyapısını daha entegre hale getirmeye devam ediyoruz. Aynı şekilde talep tahmini, stok yönetimi ve kişiselleştirme gibi alanlarda kurduğumuz sistemlerle hem verimliliği artırıyor hem de müşteri deneyimini daha akıllı bir yapıya taşıyoruz.

Önümüzdeki dönemde perakendede daha fazla konuşacağımız konulardan biri, tam da bu altyapının yeni değer alanlarına nasıl dönüştüğü olacak. Bizim açımızdan perakende medya da bunun en önemli örneklerinden biri. Çünkü sahip olduğunuz veri, erişim ve temas gücü doğru kurgulandığında, bu yalnızca operasyonel bir avantaj yaratmıyor, markalar için de yeni bir iş birliği ve büyüme zemini oluşturuyor. Bu nedenle MEDYA101’i, perakendenin doğal evrimi içinde ortaya çıkan geçici bir alan değil önümüzdeki dönemde daha da stratejik hale gelecek kalıcı bir büyüme modeli olarak değerlendiriyoruz.

MEDYA101’i hayata geçirmenizin arkasındaki temel ihtiyaç neydi?

MEDYA101’in çıkış noktası, A101’in sahip olduğu erişim ve temas gücünü markalar için daha anlamlı ve ölçülebilir bir yapıya dönüştürme ihtiyacıydı. Mağaza trafiği, dijital temas noktaları ve veri altyapısı zaten çok güçlüydü; ancak bunları stratejik bir modele dönüştürmek gerekiyordu.

Biz de bu ihtiyacı yalnızca mecra sunmak üzerinden değil, uçtan uca bir etki modeli kurarak ele aldık. MEDYA101 ile planlama, kreatif geliştirme, saha uygulaması ve ölçümleme süreçlerini birlikte yönetiyoruz. Burada amacımız yalnızca görünürlük sağlamak değil; markaları alışverişçinin karar verdiği kritik anlarda doğru şekilde konumlandırmak ve bu etkinin somut karşılığını ölçebilmek.

MEDYA101 markalara nasıl bir değer önerisi sunuyor?

Perakende medyanın en güçlü tarafı, markayı tüketiciyle karar anında buluşturabilmesi. MEDYA101’in sunduğu değer de tam olarak burada başlıyor. Biz markalara yalnızca erişim değil, doğrudan etki sunuyoruz. Bunu üç temel avantajla sağlıyoruz. İlki, ölçek: yaygın mağaza ağı sayesinde güçlü bir fiziksel temas alanı oluşturuyoruz. İkincisi, bütünleşik yapı: mağaza içi, dijital ve sadakat altyapısını tek bir iletişim sistemi olarak kurguluyoruz. Üçüncüsü ise ölçülebilirlik: kampanyaların yalnızca yayına girmesi değil, nasıl bir sonuç ürettiği bizim için belirleyici. Bu yaklaşım sayesinde perakende medyayı klasik bir görünürlük alanı olmaktan çıkarıp, doğrudan satış ve marka etkisi yaratan bir modele dönüştürüyoruz.

Önümüzdeki dönemde perakende dünyasında hangi başlıklar öne çıkacak?

Önümüzdeki dönemde perakende de üç ana başlığın belirleyici olacağını düşünüyorum. Bunlardan ilki, fiyat hassasiyetinin kalıcı hale gelmesi. Global araştırmalar da tüketicinin artık geçici kriz refleksleriyle değil, daha kalıcı bir değer odağıyla hareket ettiğini gösteriyor. Tüketici daha rasyonel, daha seçici ve ödediği bedelin karşılığını daha net görmek istiyor. Bu da perakendeciler için yalnızca uygun fiyat sunmayı değil, fiyatın karşılığında güvenilir ve tutarlı bir deneyim yaratmayı da önemli hale getiriyor.

İkinci başlık, teknolojinin işin merkezine daha güçlü biçimde yerleşmesi. Yapay zekâ, kişiselleştirme, talep tahmini ve öngörücü sistemler artık yalnızca farklılaşma unsuru değil verimli ve rekabetçi bir yapı kurmanın temel koşulları haline geliyor.

Üçüncü başlık ise fiziksel ve dijital kanalların daha da bütünleşmesi. Tüketici artık kanallar arasında geçiş yapan biri gibi değil, tek bir akış içinde hareket ediyor. Mağazada gördüğü deneyimi dijitalde de sürdürmek, dijitalde karşılaştığı değeri mağazada da bulmak istiyor.

Bütün bunların doğal sonucu olarak, perakende medya da daha stratejik bir rol üstlenecek. Çünkü perakendeciler artık yalnızca satış noktalarına değil, aynı zamanda veriyle desteklenen güçlü temas alanlarına sahip. Önümüzdeki dönemde fark yaratan yapılar, ürün, fiyat, deneyim ve iletişimi birbirinden ayrı değil aynı sistemin parçaları olarak yönetebilenler olacak.

Bi’Sektör Dergi, İlkbahar 2026 Sayısı Yayında!

Bi’Sektör Dergi’nin İlkbahar 2026 sayısı, perakendenin bugün en çok konuşulan ama en hızlı dönüşen alanlarından birini mercek altına alıyor: Etki.

Bu özel sayı, görünürlük, erişim ve büyüme etrafında şekillenen alışkanlıkların ötesine geçerek; perakendenin artık nasıl bir etki ürettiğini ve bu etkinin nasıl yönetildiğini tartışmaya açıyor.

Bugün perakendede mesele yalnızca satış yapmak ya da büyümek değil.

Asıl mesele, yarattığımız etkinin neyi değiştirdiği.

İlkbahar 2026 sayımızda; mağazanın dönüşen rolünden perakende medyanın yükselişine, veriyle şekillenen karar süreçlerinden yeni nesil teknolojilere kadar geniş bir çerçevede sektördeki kırılma noktalarını ele alıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki perakendede asıl fark, ne yaptığınızdan çok neyi tetiklediğinizle ortaya çıkıyor.

Bu sayıda, sektörün içinden gelen bakışlarla şu soruların peşine düşüyoruz:

Görünürlük gerçekten yeterli mi, yoksa asıl değer görünmeyen etki mi?

Mağazalar satış noktası olmaktan çıkıp nasıl bir medya alanına dönüşüyor?

Veri, kararları netleştiriyor mu, yoksa daha karmaşık hale mi getiriyor?

Peki İlkbahar 2026 sayımızda neler var?

Etki Dönemi: Perakendede Yeni Oyun Alanı

etki
bi’sektör dergi, i̇lkbahar 2026 sayısı yayında! 5

Bu dosya, perakendede görünürlükten etkiye geçişi ele alıyor. Mağaza içi medya uygulamaları, veri kullanımı ve yeni nesil reklam modelleri üzerinden sektörün nasıl yeniden şekillendiğini inceliyoruz.

Perakende Medya: Mağaza Artık Bir Kanal

Mağazaların yalnızca satış yapılan alanlar olmaktan çıkıp aktif bir medya platformuna dönüşmesini, global örnekler ve sahadaki uygulamalar üzerinden ele alıyoruz.

Perakendede Etki Gerçekten Ölçülebilir mi?

ilkbahar 2026 kopyasi

Bu içerik, verinin sınırlarını ve ölçümün ötesindeki etkiyi tartışmaya açıyor. Sayılarla görülen ile gerçekte yaşanan arasındaki farkı inceliyoruz.

Trend: Mağazanın Yeni Rolleri

Mağazanın medya, deneyim ve lojistik fonksiyonlarını aynı anda üstlendiği yeni dönemi, global örneklerle birlikte ele alıyoruz.

Gündemde: Verimlilik Dönemi

Bu sayının “Gündemde” bölümü, perakendede değişimin yeni eksenini ortaya koyuyor: daha azla daha fazlasını üretmek. Teknolojiden organizasyon yapısına kadar farklı alanlarda verimlilik arayışını inceliyoruz.

Bu sayıda; büyük vaatlerden çok, gerçek etkiyi yaratan detaylara odaklandık.

Çünkü perakendenin geleceği, çoğu zaman manşetlerde değil; temas noktalarında şekilleniyor.

Bi’Sektör Dergi İlkbahar 2026, etkiyi anlamak ve bu dönüşümde doğru konumlanmak isteyenler için hazırlandı.

Keyifli okumalar…

Abonelik ve satın alma süreçlerini buradan inceleyebilirsiniz.

Sabancı CEO’su Açıkladı: CarrefourSA Satışı Kararının Arkasındaki Stratejik Nedenler

Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, son dönemde peş peşe gelen satış kararlarının arkasındaki stratejik yaklaşımı katıldığı bir yayında paylaştı. Holding, kısa süre içinde hem CarrefourSA’daki hem de Akçansa’daki hisselerini devretmişti.

Zaimler, BloombergHT yayınında bu kararların yalnızca mevcut finansal sonuçlara değil, geleceğe yönelik projeksiyonlara dayandığını vurgularken, temel hedefin portföyü büyütürken getiriyi artırmak olduğunu ifade etti.

CarrefourSA Kararı: Sadece Finansal Değil, Stratejik

kivanc zaimler

CarrefourSA satışına ilişkin değerlendirmesinde Zaimler, perakendenin dönüşen rekabet yapısına dikkat çekti.

“CarrefourSA, bu sektöre okul olmuş bir grup. Tabii bu rekabetin içinde dönüşebilmek, stratejik önceliklerinizle örtüşmeniz lazım. Şirketin son dönemki borcundan bahsettiniz ama ondan da bağımsız olarak bu rekabette şirketin pozisyonu, sektörün gittiği yön gibi başka birçok parametre de var bu kararların ardında. Sadece birkaç senelik bilançosuna bu kararları vermiyoruz. Geleceğe yönelik projeksiyonlarla beraber de veriyoruz.”

Bu açıklama, alınan kararın yalnızca mevcut performansla değil, sektörün gittiği yön ve şirketin bu yapı içindeki konumuyla birlikte değerlendirildiğini gösteriyor.

Portföy Yönetiminde Yeni Odak: Daha Yüksek Getiri

Sabancı’nın son dönemde attığı adımlar, holding yapısında daha net bir önceliklendirmeye işaret ediyor.

Zaimler’in ifadesiyle:
“Dolayısıyla ana amaç portföyü büyütürken oradaki getiriyi de artırmak. Bütün kaynaklarımızı daha getirisi yüksek alanlara yönlendirmek için bu kararları alıyoruz.”

Bu yaklaşım, kaynakların daha yüksek potansiyel barındıran iş alanlarına kaydırıldığı bir portföy dönüşümünü ortaya koyuyor.

Yeni Yön: Dünyaya Entegre İşler

Sabancı Holding’in önceliklendirdiği alanlar arasında, Türkiye merkezli ancak global ölçekte büyüme potansiyeline sahip işler öne çıkıyor.

Zaimler, özellikle Enerjisa Üretim tarafında önemli yatırımların tamamlandığını ve şirketin halka arz için uygun piyasa koşullarını beklediğini belirtti.

“Enerji işi uzun vadeli bir iş” ifadesiyle bu alandaki stratejik sabrın altını çizen Zaimler, uzun vadeli değer yaratma potansiyeli yüksek alanlara odaklandıklarını net şekilde ortaya koyuyor.

Küresel Riskler ve Daha Dayanıklı Bir Portföy

Zaimler’in değerlendirmesinde dikkat çeken bir diğer başlık ise küresel riskler oldu. Savaş ortamı, kırılan tedarik zincirleri ve artan belirsizlikler, holdinglerin portföy yapısını yeniden düşünmesini gerektiriyor.

Bu çerçevede Sabancı’nın hedefi daha net:
Daha dayanıklı, daha öngörülebilir ve küresel dalgalanmalara karşı daha dirençli bir portföy yapısı kurmak.

Sabancı Ne Söylüyor? Odak, Ölçek Değil Getiri

Sabancı Holding’in son hamleleri, büyümenin tek başına yeterli olmadığı bir döneme işaret ediyor. Artık mesele yalnızca farklı sektörlerde var olmak değil, bu varlığı doğru alanlarda ve doğru getirilerle sürdürebilmek.

CarrefourSA ve Akçansa satışları bu çerçevede değerlendirildiğinde, holdingin odağının daha net hale geldiği görülüyor:
Daha az alanda, daha yüksek getiri ve daha güçlü konumlanma.

Bath & Body Works’te Stratejik Geri Adım: Ürün Genişlemesinden Odaklı Büyümeye Geçiş

Kozmetik ve kişisel bakım sektörünün global oyuncularından Bath & Body Works, son dönemde genişletmeye çalıştığı çamaşır yıkama ürünleri kategorisinde stratejik bir değişikliğe gidiyor. Şirket, ana iş alanlarına daha güçlü odaklanmak ve marka kimliğini daha net bir şekilde konumlandırmak amacıyla bu kategorideki ürün çeşitliliğini daraltma kararı aldı. Bu adım, yalnızca bir ürün azaltımı değil; aynı zamanda markanın uzun vadeli büyüme planlarının yeniden şekillendiğini gösteren önemli bir dönüşüm sinyali olarak değerlendiriliyor.

Kumaş Bakım Kategorisindeki Genişleme Beklentileri Karşılamadı

Bath & Body Works, yaklaşık bir yıl önce deterjan, koku güçlendirici ve benzeri ürünlerle kumaş bakım kategorisine giriş yaparak ürün gamını genişletmişti. Marka, özellikle kokular konusundaki güçlü algısını bu alana taşıyarak farklılaşmayı hedeflemişti. Çamaşır ürünlerinin mağazalarda yer almasıyla birlikte, tüketicilere daha geniş bir yaşam tarzı deneyimi sunulması planlandı.

Bu süreçte ürün yelpazesi yalnızca deterjanla sınırlı kalmadı; kurutma makinesi mendilleri gibi tamamlayıcı ürünlerle kategori daha da büyütüldü. Ancak zaman içinde bu genişlemenin beklenen etkiyi yaratmadığı görüldü. Alışveriş merkezlerinde yer alan mağazalara gelen tüketicilerin öncelikli alışveriş motivasyonunun çamaşır ürünleri olmaması, bu kategorinin satış performansını sınırlayan önemli faktörlerden biri haline geldi.

Ayrıca çamaşır bakım ürünlerinin, markanın temel gücü olan kişisel bakım ve ev kokuları kategorileriyle aynı duygusal bağı kurmakta zorlandığı da dikkat çekti. Bu durum, ürünlerin raflarda yer alsa bile tüketici zihninde güçlü bir yer edinememesine neden oldu.

Kaynakların Yanlış Yönlendirilmesi Dönüşüm İhtiyacını Doğurdu

Şirket içinde yapılan değerlendirmeler, çamaşır kategorisine yapılan yatırımın yalnızca yeni bir gelir alanı yaratmakla kalmadığını, aynı zamanda mevcut güçlü kategorilerden kaynak çektiğini ortaya koydu. Pazarlama bütçesi, ürün geliştirme süreçleri ve marka iletişimi gibi kritik alanlarda yaşanan bu dağılma, Bath & Body Works’ün asıl rekabet avantajını zayıflatmaya başladı.

Bu durum, tüketici beklentilerinin hızla değiştiği bir dönemde markanın ana kategorilerde yeterince hızlı inovasyon yapamamasına yol açtı. Özellikle sadık müşteri kitlesinin beklentilerini karşılamakta yaşanan gecikmeler, markanın yeniden odaklanma ihtiyacını daha da belirgin hale getirdi.

bath & body works çamaşır ürünlerinde geri adım atıyor

Finansal sonuçlar da bu tabloyu destekler nitelikte oldu. Son açıklanan verilere göre şirketin satışlarında ve net kârında düşüş yaşanması, stratejik kararların gözden geçirilmesini hızlandırdı. Tüm bu gelişmeler, Bath & Body Works’ün daha sade, daha net ve daha odaklı bir ürün portföyüne yönelmesini kaçınılmaz hale getirdi.

Şirket şimdi, “her alanda var olmak” yerine “en güçlü olduğu alanlarda lider kalmak” yaklaşımını benimsiyor. Bu da özellikle kişisel bakım, vücut ürünleri ve ev kokuları gibi markanın temel kategorilerinin yeniden merkeze alınması anlamına geliyor.

Dijital Dönüşüm Ve Çok Kanallı Büyüme Stratejisi Öne Çıkıyor

Bath & Body Works’ün yeni dönem stratejisinin en önemli ayaklarından biri de dijitalleşme. Şirket, geçmişte e-ticaret kanalını daha çok mağazaları destekleyen bir platform olarak konumlandırırken, bugün bu yaklaşımını tamamen değiştiriyor. Artık dijital kanallar, markanın büyüme planlarının merkezinde yer alıyor.

Bu kapsamda atılan adımlardan biri, ürünlerin Amazon gibi büyük e-ticaret platformlarında satışa sunulması oldu. Bu hamle, markanın yalnızca kendi mağazaları ve web sitesiyle sınırlı kalmayıp, tüketicinin bulunduğu her noktada erişilebilir olma hedefini ortaya koyuyor.

Farklı satış kanallarında gözlemlenen tüketici davranışları da bu stratejiyi destekliyor. Özellikle online platformlarda alışveriş yapan kullanıcıların hız, kolaylık ve teslimat avantajı için daha fazla ödeme yapmaya istekli olması, dijital yatırımların önemini artırıyor. Aynı ürünün mağazada ve online platformda farklı performans göstermesi ise tüketici alışkanlıklarının ne kadar çeşitlendiğini açıkça ortaya koyuyor.

Marka, fiziksel mağazalarını hâlâ önemli bir güç olarak görmeye devam ediyor. Ancak bu mağazaların artık tek başına yeterli olmadığı, dijital deneyimle entegre edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Amaç, tüketicinin alışveriş yolculuğunu kesintisiz hale getirmek ve hem online hem offline kanallarda tutarlı bir marka deneyimi sunmak.

Sonuç olarak Bath & Body Works, çamaşır ürünleri kategorisindeki geri adımıyla aslında daha büyük bir stratejik dönüşümün kapısını aralıyor. Daha odaklı bir ürün yapısı, güçlendirilmiş ana kategoriler ve hız kazanan dijital yatırımlar, markanın önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyeceğinin en net göstergeleri arasında yer alıyor.

Küresel Yapılanmada Yeni Adım: Arçelik Hitachi Ortaklığından Çıkıyor

Arçelik, Asya Pasifik bölgesinde faaliyet gösteren Arçelik Hitachi Home Appliances (AHHA) ortak girişimindeki %60 hissesini, mevcut ortağı Hitachi Global Life Solutions Inc.’e devretmek üzere anlaşma imzaladı. Bu adım, şirketin küresel operasyonlarını daha odaklı bir yapıya dönüştürme ve kaynaklarını öncelikli pazarlara yönlendirme stratejisinin önemli bir parçası olarak konumlanıyor.

Odak Pazarlarda Derinleşme Stratejisi

Gerçekleştirilecek hisse devriyle birlikte Arçelik, Türkiye başta olmak üzere Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya pazarlarına daha güçlü şekilde odaklanmayı hedefliyor. Şirket, özellikle büyüme potansiyeli yüksek olan Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Mısır gibi ülkelerde yatırımlarını sürdürerek bu bölgelerdeki konumunu pekiştirmeyi planlıyor.

Bu stratejik yönelim, Arçelik’in daha yüksek büyüme potansiyeli sunan coğrafyalarda derinleşme ve operasyonel verimliliği artırma hedefini ortaya koyarken, küresel rekabette daha çevik bir yapı kurma amacını da destekliyor.

Anlaşmanın Finansal Yapısı ve Uzun Vadeli Hedefler

Anlaşma kapsamında Arçelik, işlem kapanışında 205 milyon dolar peşin ödeme alacak. Buna ek olarak, kapanışı takip eden üç yıl içinde taksitler halinde 56 milyon dolar daha tahsil edecek. Ayrıca AHHA’nın bilançosunda bulunan nakdin belirli bir bölümü de kapanış düzeltmesi kapsamında Arçelik’e aktarılacak.

küresel yapılanmada yeni adım: arçelik hitachi ortaklığından çıkıyor

Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, söz konusu işlemin yalnızca kısa vadeli finansal getirilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda Arçelik’in finansal yapısını güçlendiren ve uzun vadeli değer yaratma hedeflerini destekleyen stratejik bir adım olduğunu ifade etti.

Arçelik CEO’su Can Dinçer ise Arçelik Hitachi ortaklığının yıllar içinde yenilikçi ürünler ve güçlü marka konumlandırmasıyla bölgede önemli bir başarı yakaladığını belirtti. Dinçer, bu satışın şirketin global operasyonlarını daha odaklı, daha yalın ve daha stratejik bir çerçevede yeniden yapılandırma vizyonunun bir parçası olduğunu vurguladı.

Kuruluşundan bu yana AHHA; portföy genişlemesi, yeni pazarlara açılım, marka değerinin artırılması ve operasyonel performans alanlarında istikrarlı bir gelişim gösterdi. Bu süreçte Hitachi markasının özellikle Asya Pasifik ve MENA bölgesindeki premium konumu daha da güçlendi.

Arçelik, Türkiye’deki güçlü pazar konumunu koruyarak ana pazarda büyümesini sürdürmeyi hedefliyor. Şirket; inovasyon, enerji verimliliği, dijitalleşme ve yapay zekâ destekli teknolojiler odağında geliştirdiği ürün ve çözümlerle tüketici deneyimini ileri taşımaya devam edecek.

Pay devrinin, gerekli onayların ve kapanış koşullarının tamamlanmasının ardından anlaşma tarihini izleyen 12 ay içerisinde tamamlanması öngörülüyor. Bu süreç boyunca Arçelik Hitachi Home Appliances faaliyetlerini mevcut organizasyon yapısıyla sürdürecek.

Perakende Medya Zirvesi 2026’da Neler Konuşuldu?

Bu yıl 16 Nisan’da DasDas Ataşehir’de gerçekleştirilen Perakende Medya Zirvesi 2026 sona erdi.

Bi’Sektör tarafından düzenlenen zirve, perakende medyanın Türkiye’deki gelişimini, global trendlerle birlikte ele alan en kapsamlı içerik programıyla sektörün farklı paydaşlarını aynı sahnede buluşturdu.

“IMPACT” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte; verinin gerçek iş sonuçlarına dönüşmesinden satın alma anındaki medya etkisine, fiziksel ve dijital dünyaların birleşiminden yeni nesil reklam teknolojilerine kadar perakende medyanın tüm kritik başlıkları gün boyunca ele alındı.

Bi’Sektör Genel Yayın Yönetmeni Selda Ünal’ın açılış konuşmasıyla başlayan zirvede; perakendeciler, markalar, ajanslar ve teknoloji sağlayıcıları aynı sahnede buluşarak perakende medyanın bugününü ve geleceğini çok boyutlu şekilde tartıştı.

Zirve boyunca ortaya çıkan en net tablo şuydu:

Perakende medya artık bir iletişim kanalı değil, doğrudan iş sonucu üreten bir büyüme motoru.

bisektor 1 1
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 30

Farklı sektörlerden paylaşılan örnekler, Türkiye’de perakende medyanın yalnızca büyümediğini, aynı zamanda daha ölçülebilir, daha entegre ve daha stratejik bir yapıya doğru evrildiğini açık biçimde gösterdi.

Perakende Medya Zirvesi 2026, yalnızca bir etkinlik değil; sektörün birlikte düşünmesini, birlikte üretmesini ve birlikte büyümesini sağlayan güçlü bir platform olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Zirvede gündeme gelen oturum başlıkları ve konuşulanlar ise şöyleydi…

Perakende Medya İçin TV: Ekranlar Arası Değer Yaratmak

bisektor 124
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 31

Adform Country Manager Ekrem Ekicigil, perakende medyanın Connected TV ile nasıl yeni bir boyuta taşındığını detaylandırdı.

Geleneksel TV ile dijitalin birleştiği bu yeni modelde, reklamın yalnızca görünürlük değil, ölçülebilir satış etkisi yaratabildiği vurgulandı. HbbTV altyapısı sayesinde kullanıcıların izleme davranışlarının analiz edilebildiği, farklı ekranlar arasında frekans yönetimi yapılabildiği ve kampanya etkisinin doğrudan satış verileriyle ilişkilendirilebildiği paylaşıldı.

Sunumun en dikkat çekici noktası ise şuydu: Artık reklamın kim tarafından görüldüğü değil, gördükten sonra ne yaptığı ölçülüyor. Bu yaklaşım, perakende medyanın klasik medya planlamasından ayrışarak gerçek bir performans kanalına dönüştüğünü net biçimde ortaya koydu.

Fiziksel Perakende Dünyasını Online’daki Gibi Dönüştürebilir miyiz?

bisektor 158
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 32

Octopus CEO’su Emre Yıldız, fiziksel mağazaların en büyük problemini “görünmezlik” olarak tanımladı.

E-ticarette her adımın ölçülebildiği bir dünyada, fiziksel mağazalarda hâlâ müşterinin ne gördüğü, neye dokunduğu ve ne satın aldığı arasındaki ilişkinin tam olarak okunamadığını belirtti.

Octopus’un geliştirdiği sistemle; ekranlara bakan kişinin demografik özelliklerinden ürünle etkileşim süresine, kasa anındaki davranıştan çapraz satış fırsatlarına kadar birçok verinin gerçek zamanlı olarak ölçülebildiği aktarıldı. Bu dönüşümle birlikte mağazaların artık yalnızca satış noktası değil, aynı zamanda veri üreten birer medya alanına dönüştüğü vurgulandı.

Oturumun özeti tek bir cümlede netti: Fiziksel mağaza, dijital gibi ölçülebilir hale gelmeden perakende medya tam anlamıyla tamamlanmış sayılmaz.

Tüketicinin Karar Yolculuğunda Marka Yatırımlarının Rolü ve Yaklaşımı

bisektor 206
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 33

Bi’Sektör Genel Yayın Yönetmeni Selda Ünal moderatörlüğünde Shell & Turcas Chief Marketing Officer Özkan Özyavuz, Getir Chief Commercial Officer Emine Çetin ve Beymen Deputy General Manager E-Commerce Ümit Arsoy’un katılımıyla gerçekleşen panelde, tüketici karar anının ne kadar kısaldığı ve bu anın ne kadar kritik hale geldiği konuşuldu.

Panelde öne çıkan ortak yaklaşım şuydu:
Tüketici artık uzun bir yolculuk yaşamıyor; karar anı çok kısa ve bu anı yakalayabilen markalar kazanıyor.

MEDYA101 ile Değer Yaratmak: İş Ortaklığından Sonuca

bisektor 223
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 34

A101 Perakende Medya Müdürü Elif Barış Emiroğlu, A101 Perakende Medya Operasyon Yöneticisi Çağla Peçil Aydoğdu, Evyap Medya Planlama & Etkinlik Müdürü Sezenay Çahan ve PepsiCo Büyüme Odaklı Pazarlama Müdürü Cemre Şahin Cansever’in katılımıyla gerçekleşen oturumda, perakende medya iş birliklerinin nasıl gerçek değere dönüştüğü ele alındı.

Oturumda, perakendecinin yalnızca satış yapan değil, aynı zamanda medya yöneten bir yapıya dönüştüğü vurgulandı. Markalar ile kurulan iş birliklerinin klasik tedarikçi ilişkilerinin ötesine geçerek, veri odaklı büyüme ortaklıklarına evrildiği ifade edildi.

Medya101 ve iş ortakları ile paylaşılan case’ler, perakende medya yatırımlarının doğrudan satışa etki eden ölçülebilir bir modele dönüştüğünü ortaya koydu.

Perakende Medya ile Stratejik Büyüme

bisektor 268
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 35

Yemeksepeti Head of Retail Media & Partnerships Ege Erinç, perakende medyanın özellikle hızlı ticaret (q-commerce) dünyasında nasıl konumlandığını detaylandırdı.

Erinç, Yemeksepeti ekosisteminin yalnızca bir sipariş platformu değil; aynı zamanda tüketicinin tüm yolculuğunu kapsayan güçlü bir medya alanı haline geldiğini vurguladı. Türkiye genelinde milyonlarca kullanıcıya ulaşan yapı içinde, markaların satın alma anına doğrudan temas edebildiği aktarıldı.

Paylaşılan veriler, perakende medyanın globalde en hızlı büyüyen reklam kanalı olduğunu ortaya koyarken; Türkiye’de de toplam dijital reklam yatırımlarının önemli bir kısmını oluşturmaya başladığı ifade edildi.

Perakendeciler için Perakende Medya: Dijital Reklamcılığın Çok Kanallı Gelir Kaynağı

bisektor 315
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 36

GoWit CEO Emrah Adsan moderasyonunda gerçekleşen panelde; Teknosa Director of E-Commerce and Marketplace Tahir Yıldız, CarrefourSA CRM & Customer Experience Director Nur Sibel Öztürk, Koçtaş Head of Digital Channels Yasemin Gülle ve
Beymen Media Sales & Business Development Senior Manager Ceren Anlatıcı sahnedeydi.

Panelde, perakende medyanın perakendeciler için yeni bir gelir modeli haline geldiği vurgulandı.

Konuşmacılar, sahip oldukları birinci parti verinin (first-party data) markalar için en değerli varlıklardan biri haline geldiğini ve bu verinin doğru kullanımıyla hem müşteri deneyiminin hem de ticari performansın aynı anda artırılabildiğini paylaştı.

Farklı sektörlerden gelen örnekler, perakende medyanın yalnızca e-ticaret platformlarında değil; mağaza içinden CRM iletişimlerine kadar geniş bir alanda gelir üreten bir yapıya dönüştüğünü ortaya koydu.

hepsiAd ile Retail Media’da Farklılaşma Stratejileri

bisektor 341
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 37

HepsiAd Retail Media Director Semih Ağalar, Hepsiburada’nın perakende medya yapılanmasını ve sunduğu çözümleri detaylandırdı.

Ağalar, perakende medyanın Avrupa’da toplam dijital reklam yatırımlarının yaklaşık %20’sine ulaştığını ve önümüzdeki yıllarda katlanarak büyümeye devam edeceğini paylaştı.

Hepsiburada özelinde ise birinci parti veri kullanımıyla hedeflemenin derinleştiği, kullanıcı davranışlarının detaylı analiz edilerek kampanyaların her aşamada optimize edilebildiği vurgulandı.
Yüksek ROAS değerleri, satış artışı ve kampanya bazlı dönüşüm başarısı, perakende medyanın doğrudan ticari etki yarattığını net biçimde ortaya koydu.

Amazon The Next Chapter

bisektor 369
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 38

Amazon Ads Advertising Sales Manager Oğuz Vural’ın sunumuyla başlayan oturum, Amazon Ads Strategic Account Manager Nesil Hoşafçı moderasyonunda; Unilever Home Care Digital Marketing Content Lead Ercan Kurtuluş ve Philips Personal Care Digital Marketing Manager Nazlı Tandoğan’ın katılımıyla panel olarak devam etti.

Amazon’un sahip olduğu dev veri ekosistemi ve farklı platformlardan topladığı sinyallerle oluşturduğu hedefleme gücü detaylı şekilde paylaşıldı.

Trilyonlarca veri sinyalinden beslenen bu yapı sayesinde, kullanıcıların ilgi alanları, alışveriş niyetleri ve davranışlarının yüksek doğrulukla analiz edilebildiği vurgulandı.

Amazon Marketing Cloud gibi çözümlerle markaların kendi verileriyle Amazon verisini birleştirerek daha güçlü içgörüler elde edebildiği aktarıldı..

Program öğle arasında Octopus’un ev sahipliğini yaptığı sektör yemeğinin ardından hız kesmeden devam etti…

bisektor 411
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 39

Lunch shade canlı bağlantı ile StreamTV Europe ile özel bağlantı kuruldu ve DNA Medya Grup Kurucu Ortağı Dr. Cansel Poyraz Akyol, global medya dünyasındaki dönüşümü ve yeni nesil yayıncılık modellerini paylaştı.

Yeni Nesil Pazarlamada Veriden Aksiyona: Altınyıldız Classics, ABC Deterjan & LUFIAN / Hopi

bisektor 455 2
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 40

Hopi Chief Growth Data & Merchant Success Officer Mihrican Ünlü ve
Hopi Chief Sales & Commercial Partnerships Officer Cenk Çınar’ın liderliğinde gerçekleşen oturumda; Altınyıldız Classics Online Channels Marketing Director Onur Murat Uluğ, ABC Deterjan Category Manager İçim Özorhan ve Lufian CRM Manager Murat Taşçı sahnedeydi.

Oturumda, verinin tek başına yeterli olmadığı; asıl değerin bu verinin aksiyona dönüşmesiyle yaratıldığı vurgulandı.

Marka tarafında paylaşılan örneklerde, müşteri verisinin doğru segmentasyonla işlendiğinde kampanya performansını doğrudan artırdığı, kişiselleştirilmiş iletişimin ise dönüşüm oranlarında belirleyici olduğu ifade edildi.

Her Alan Bir Mecra: Perakende Medyanın Genişleyen Sınırları

bisektor 488
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 41

Bi’Sektör Genel Yayın Yönetmeni Selda Ünal moderasyonunda; Gürsoy Grup Corporate Communication & Marketing Director Fırat Keçili ve Vialand Marketing Manager Seda Kandıra’nın katılımıyla gerçekleşen oturumda, perakende medyanın fiziksel dünyadaki genişleme alanı ele alındı.

Vialand örneği üzerinden, alışveriş merkezleri, eğlence alanları ve yaşam alanlarının artık yalnızca ziyaret edilen yerler değil, aynı zamanda güçlü birer medya platformu haline geldiği vurgulandı.

Audio as a Service: Dijital Satışın Yeni Güç Alanı

bisektor 507
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 42

Karnaval Medya Grubu CMO’su Gizem Yılancıoğlu ve Karnaval Medya Grubu CDO’su Emre İstanbullu, sesin perakende medyadaki yeni rolünü ele aldı.

Karnaval’ın milyonlarca kullanıcıya ulaşan dijital ses platformu üzerinden, audio’nun markalar için henüz yeterince kullanılmayan güçlü bir alan olduğu vurgulandı.

Sunumda paylaşılan veriler, sesli reklamların dikkat, güven ve hatırlanma açısından diğer mecralara göre önemli avantajlar sunduğunu ortaya koydu. Özellikle doğru kurgulanan ses deneyimlerinin satın alma niyetini doğrudan artırabildiği ifade edildi.

IMPACT: Veriden Tahmine, Sepetten Geleceğe

bisektor 523
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 43

Qumpara CEO’su Nilhan Gür, perakende medyada ölçümleme ve ROI tarafını sahneye taşıdı.

Gür, pazarlamanın en eski sorularından biri olan “bütçenin ne kadarı boşa gidiyor?” sorusuna artık daha net cevaplar verilebildiğini ifade etti. Özellikle offline satın alma verisinin dijital kampanyalarla eşleştirilmesi sayesinde gerçek etkiyi ölçmenin mümkün hale geldiği vurgulandı.

Sepet analizi, frekans, zamanlama ve müşteri davranışlarının birlikte okunmasıyla daha derin içgörüler elde edilebildiği; hatta sentetik personelar üzerinden gelecekteki satın alma davranışlarının öngörülebildiği paylaşıldı.

Marka ve Ajanslar için Perakende Medya: Daha Akıllı ve Ölçeklenebilir Büyüme

bisektor 545
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 44

GoWit CSO Cemil Toksöz moderasyonunda gerçekleşen panelde; Publicis Groupe Chief Product Officer Kağan Yıldızalp, Koçtaş Digital Channels & Business Development Manager Ceyhun Deniz ve Akbank Vice President – Media Planning & Brand-Communication Budget Control Mustafa Ersoy sahnedeydi.

Panelde, marka ve ajans perspektifinden perakende medyanın nasıl daha ölçeklenebilir hale getirilebileceği ele alındı.

Konuşmacılar, farklı platformlardan gelen verilerin tek bir strateji altında birleşmesinin önemine dikkat çekerken; performans, marka ve deneyim hedeflerinin birlikte yönetilmesi gerektiğini vurguladı.

Perakende Medyada Non-Endemik Markalar için Dönüşüm ve İşbirliği Fırsatları

bisektor 623
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 45

WPP Media Managing Partner Evren Gülyaşar‘ın sunumu ve moderasyonu ile başlayan panelde, Mimoza Media Network Kurucu Ortak Cenk Kocamanlar ve Hesap.com Partnerships & Projects Director Hatice Hande Çanta’nın katılımıyla gerçekleşen panelde, perakende medyanın sadece perakende markaları için değil, farklı sektörler için de büyüyen bir fırsat alanı olduğu ele alındı.

Finans, otomotiv, FMCG ve hizmet sektörlerinden markaların; perakende medya üzerinden doğru hedef kitleye ulaşabildiği ve satışa daha yakın temas kurabildiği paylaşıldı.

Mimoza Media Network’ün farklı platformları bir araya getiren yapısı üzerinden, çok kanallı medya kurgularının markalara nasıl değer yarattığı aktarıldı.

Yeni Nesil Dijital Açıkhava ile Perakendede Dönüşüm

bisektor 632
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 46

Awarion CEO’su Alp Ayhan, programatik dijital açıkhava (DOOH) tarafındaki dönüşümü ele aldı.

Ayhan, şehirdeki ekranların yalnızca görünürlük sağlayan yüzeyler olmaktan çıkıp, veriyle yönetilen ve hedeflenebilir medya alanlarına dönüştüğünü vurguladı.

Lokasyon, zaman ve bağlama göre değişen dinamik içeriklerle, tüketicinin tam karar anında yakalanabildiği ifade edildi. Özellikle mağaza çevresinde yapılan hedefli kampanyaların, fiziksel trafiği doğrudan artırabildiği paylaşıldı.

Perakende Medyanın Dönüşümü: Hızlı Büyümeden Standartlara ve Sertifikasyona

bisektor 651
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 47

IAB Türkiye CEO’su Neslihan Olcay, perakende medyanın hızlı büyüme döneminden daha olgun ve standartlaşmış bir yapıya geçişini değerlendirdi.

Olcay, sektörün sürdürülebilir büyümesi için ölçümleme standartları, şeffaflık ve ortak terminolojinin kritik olduğunu vurguladı.

Global örneklerle desteklenen konuşmada, Türkiye’nin de bu dönüşüm sürecinde önemli bir potansiyele sahip olduğu ifade edildi.

Generative Engine Optimization (GEO): Yapay Zekâ Çağında Keşfedilmenin Yeni Kuralları

bisektor 667
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 48

BubleWorks Kurucu Ortağı Atakan Babacan, yapay zekâ çağında markaların görünürlük stratejilerinin nasıl değiştiğini ele aldı.

Arama motorlarının yerini giderek yapay zekâ destekli keşif sistemlerinin almaya başladığı bu yeni dönemde, markaların içerik üretiminden veri kullanımına kadar tüm stratejilerini yeniden düşünmesi gerektiği vurgulandı.

StreamTV Europe Özel Oturumu: Global Medyada Yeni Dönem

bisektor 682
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 49

DNA Medya Grup Kurucu Ortağı Dr. Cansel Poyraz Akyol, global medya dünyasındaki dönüşümü ve yeni nesil yayıncılık modellerini paylaştığı oturum öğle arasında kaçıranlar için tekrar yayına alındı.

Bağlantılı TV, streaming platformları ve veri odaklı içerik dağıtım modellerinin medya tüketimini yeniden şekillendirdiği ifade edildi.

Bu dönüşümün, perakende medya ile kesişim noktalarının giderek arttığı ve yeni iş birlikleri için güçlü bir zemin oluşturduğu vurgulandı.

bisektor 132
perakende medya zirvesi 2026’da neler konuşuldu? 50

Perakende Medya Zirvesi 2026, gün boyunca paylaşılan içgörüler ve farklı perspektiflerle, perakende medyanın Türkiye’de artık yeni bir faza geçtiğini net biçimde ortaya koydu.

Veri, teknoloji ve temas noktalarının birleştiği bu yeni dönemde, perakende medya yalnızca büyüyen bir alan değil; perakendenin geleceğini şekillendiren ana yapı taşlarından biri haline geliyor.

Perakende Medya Zirvesi 2027’de görüşmek üzere…

Yeşil Kundura’nın İflası Ne Anlatıyor? Ayakkabı Sektöründe Son 3 Yılın Okuması

78 Yıllık Yeşil Kundura’nın iflası, son günlerde Türk ayakkabı perakendesi için en üzücü gelişmelerinden biri oldu. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararıyla şirketin konkordato süreci sona ererken, iflas süreci resmileşti.

78 yıllık bir markanın bu noktaya gelmesi, tek başına bir şirket hikâyesi olarak değerlendirilmekten çok, ayakkabı sektöründe son üç yılda yaşanan dönüşümün bir yansıması olarak okunmalı. Çünkü yaşananlar, yalnızca bir markanın finansal zorluklarıyla sınırlı değil; daha geniş bir yapının değiştiğini gösteriyor.

Türkiye Ayakkabı Üretiminde Hâlâ Güçlü Bir Oyuncu

yeşil kundura’nın i̇flası ne anlatıyor? ayakkabı sektöründe son 3 yılın okuması

Türkiye, ayakkabı üretiminde uzun yıllardır güçlü bir konuma sahip. Geniş üretim kapasitesi, esnek üretim yapısı ve Avrupa pazarına yakınlığı, sektörü küresel ölçekte rekabetçi kılan temel unsurlar arasında yer alıyor.

Özellikle 2020–2022 döneminde ihracat tarafında yakalanan ivme, bu gücün somut bir göstergesi oldu. Yüz milyonlarca çift üretim kapasitesi ve dış ticaret fazlası veren yapı, Türkiye’yi yalnızca iç pazara çalışan bir üretici olmaktan çıkarıp, bölgesel bir tedarik merkezi haline getirdi.

Ancak bu güçlü altyapıya rağmen, son dönemde yaşanan gelişmeler üretim gücünün tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Üretmek kadar, o üretimi sürdürülebilir bir maliyet yapısıyla yönetebilmek belirleyici hale gelmiş durumda.

Sektörün Kısa Sürede Değişen Dengesi

Aslında ayakkabı sektörü çok uzak olmayan bir geçmişte oldukça güçlü bir performans sergiliyordu. 2020–2022 döneminde ihracat tarafında yakalanan ivme, Türkiye’yi rekabetçi bir üretim merkezi haline getirmişti.

Ancak bu denge 2022 sonrası hızla değişti. Bugün gelinen noktada sektörün en temel problemi daha net:

Artan maliyetlerin satış fiyatına aynı ölçüde yansıtılamaması.

İşçilik maliyetlerinin toplam maliyet içindeki payı belirgin şekilde artarken, ham madde ve yan sanayi tarafındaki fiyat yükselişleri de üretim maliyetini yukarı taşıdı. Aynı dönemde tüketici tarafında fiyat hassasiyetinin artması, bu maliyet artışlarının doğrudan fiyatlara aktarılmasını zorlaştırdı. Bu da marjların daraldığı ve nakit akışının baskı altına girdiği bir yapı oluşturdu.

Çift Taraflı Baskı: Maliyet ve Rekabet

Sektör yalnızca içeride maliyet baskısıyla değil, dışarıda da artan rekabetle karşı karşıya kaldı. Daha düşük maliyetle üretim yapabilen ülkelerden gelen ürünler, fiyat tarafında güçlü bir alternatif oluştururken, Türkiye’nin geçmişte sahip olduğu maliyet avantajı giderek zayıfladı.

Bu durum, yerli üretici için daha zor bir denge yarattı:
Yükselen maliyetler ve aşağı yönlü fiyat baskısı aynı anda etkili olmaya başladı.

Özellikle orta segmentte konumlanan markalar için bu sıkışma daha belirgin hale geldi. Ne üst segmentte farklılaşacak kadar güçlü bir marka algısı, ne de alt segmentte rekabet edecek kadar düşük maliyet yapısı… Bu arada kalan yapı, sürdürülebilirliği en zor alanlardan biri haline geldi.

Perakende Tarafında Değişen Tüketici Davranışı

Son üç yılda değişen yalnızca maliyetler değil, tüketici davranışı da oldu. Ayakkabı kategorisinde tüketici daha seçici, daha temkinli ve daha alternatifli bir yapıya geçti.

Global markaların, spor giyim oyuncularının ve online kanalların daha görünür hale gelmesiyle birlikte rekabet alanı genişledi. Tüketici artık yalnızca ürünün kendisine değil; fiyat-performans dengesine, marka alternatiflerine ve alışveriş kolaylığına birlikte bakıyor.

Bu da klasik mağaza odaklı perakende yapısını tek başına yeterli olmaktan çıkarıyor.

Yeşil Kundura’nın Hikâyesi Nereye Oturuyor?

Yeşil Kundura, sektörün güçlü olduğu dönemi de, kırıldığı dönemi de yaşamış markalardan biri. Daha önce konkordato sürecinden çıkmayı başaran yapı, bu kez aynı esnekliği gösteremedi.

Bu durum, yaşanan sorunun geçici değil, daha derin bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.
Sorun yalnızca bir markaya değil, sektörün genel dengesine ait.

Özellikle maliyet baskısının kalıcı hale gelmesi ve rekabetin çok katmanlı bir yapıya dönüşmesi, geçmişte çalışan modellerin bugün aynı sonucu üretmesini zorlaştırıyor.

Sektörde Yeni Gerçek: Nakit Akışı ve Dayanıklılık

Bugün ayakkabı sektöründe konuşulan en kritik konu büyümeden çok sürdürülebilirlik. Özellikle nakit akışı yönetimi, maliyet kontrolü ve doğru fiyatlama dengesi, markalar için belirleyici hale gelmiş durumda.

Üretim gücü, marka bilinirliği ya da mağaza ağı tek başına yeterli değil. Bunların tamamını ayakta tutabilecek finansal dayanıklılık, sektörün yeni belirleyicisi haline geliyor.

Sonuç: Bir Markanın Değil, Bir Dönemin Yansıması

Yeşil Kundura’nın iflası, yalnızca geçmişin güçlü bir markasının kaybı değil. Aynı zamanda ayakkabı sektöründe son üç yılda yaşanan dönüşümün somut bir sonucu.

Sektör hâlâ büyük, üretim kapasitesi hâlâ güçlü. Ancak oyun değişmiş durumda.

Ve artık mesele şu:
Kim üretmeye devam edebilecek değil, kim sürdürülebilir kalabilecek?

Uniqlo Türkiye İddiaları Ne Söylüyor? Pazara Giriş Değil, Model Tartışması

Perakende kulislerinde belirli aralıklarla gündeme gelen bir konu, son dönemde yeniden hız kazandı: Uniqlo’nun Türkiye pazarına giriş ihtimali.

Uniqlo’nun Türkiye ile bağı aslında yeni değil. Marka uzun süredir üretim tarafında sistemin içinde yer alıyor, ancak bugüne kadar doğrudan tüketiciyle buluştuğu bir perakende operasyonu kurmuş değil. Bugün konuşulan ihtimal, bu üretim gücünün perakende vitriniyle tamamlanması anlamına geliyor.

Uniqlo Modeli: Hızdan Değil, Kontrolden Büyümek

uniqlo türkiye i̇ddiaları ne söylüyor? pazara giriş değil, model tartışması

Uniqlo’nun olası Türkiye girişini değerlendirirken markanın global iş modeline bakmak kritik. Fast Retailing çatısı altındaki yapı, büyüme stratejisini hızdan çok kontrol ve standardizasyon üzerine kuruyor.

Marka; tasarımdan üretime, fiyatlandırmadan mağaza deneyimine kadar tüm süreci merkezden yönetmeyi tercih ediyor. Bu nedenle birçok global markanın aksine distribütör ya da franchise modelleriyle hızlı yayılmak yerine, daha kontrollü ve doğrudan yatırımlarla büyüyor.

Bu yaklaşım, Uniqlo’nun yeni pazarlara girişinde de belirleyici oluyor. Hindistan örneğinde olduğu gibi, marka gerekli koşullar oluşana kadar beklemeyi tercih edebiliyor ve pazara girdiğinde tüm operasyonu kendi standartlarıyla kuruyor. Uniqlo için mesele yalnızca mağaza açmak değil, aynı deneyimi her ülkede birebir sunabilmek.

Türkiye Pazarı ile Stratejik Uyumluluk

Uniqlo’nun olası Türkiye yatırımı, markanın Avrupa ve gelişen pazarlardaki büyüme stratejisinin bir parçası olarak okunabilir. Özellikle teknoloji odaklı kumaş geliştirmeleri ve fonksiyonel ürün yaklaşımı, markanın farklı pazarlarda hızlı değil ama sağlam ölçeklenmesini destekliyor.

Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor:
Bu giriş, yerel bir ortaklık modeliyle mi gerçekleşir, yoksa doğrudan yatırım mı olur?

Markanın geçmiş stratejileri, ikinci seçeneğin daha güçlü bir ihtimal olduğunu gösteriyor. Çünkü Uniqlo, operasyonel kontrolü kaybetme riskine karşı yerel ortaklıkları genellikle istisnai durumlar dışında tercih etmiyor.

Primark Örneği: Pazara Giriş Her Zaman Hızlı Olmuyor

Bu noktada benzer bir örnek de dikkat çekiyor. Primark için 2022 yılından beri Türkiye pazarı gündeme gelmiş, hatta sektör içinde ciddi beklentiler oluşmuştu. Ancak süreç hiçbir zaman kısa vadede somut bir yatırıma dönüşmedi. 2026 yılında hala hazırlıklarını konuşur durumdayız.

Dolayısıyla Uniqlo için konuşulan süreç de, kısa vadeli bir açılıştan çok, doğru model ve doğru zamanın beklenmesi olarak okunmalı.

Rekabet Dinamikleri: Türkiye’de Farklı Bir Oyun Alanı

Türkiye moda perakendesinde rekabet uzun süredir hız ve trend üzerinden şekilleniyor. Zara, H&M ve yerel oyuncuların oluşturduğu yapı, sezonluk ürün döngüsü ve hızlı koleksiyon yenileme üzerine kurulu.

Uniqlo’nun yaklaşımı ise farklı bir noktada duruyor. Marka, trend odaklı değil; daha çok fonksiyonel, zamansız ve tekrar satın alınabilir ürünler üzerine kurulu bir sistemle ilerliyor. Bu da rekabetin doğasını değiştirebilecek bir farklılık yaratıyor.

Daha az sezon, daha çok ürün odaklı yaklaşım, Türkiye pazarında alışılmış modelin dışında bir alternatif sunuyor.

Uniqlo Ne Getirir? Alışkanlık Rekabeti

Uniqlo’nun olası Türkiye girişini önemli kılan nokta, pazara yeni bir oyuncu eklenmesi değil. Asıl mesele, markanın getirdiği iş modelinin mevcut rekabet yapısını nasıl etkileyeceği.

Marka, kampanya ve trend üzerinden değil, ürünün tekrar satın alınabilirliği üzerinden büyüyor. Bu da müşteriyle kurulan ilişkinin farklı bir zemine taşınması anlamına geliyor.

Uniqlo’nun gücü, bir kez mağazaya giren müşteri değil; aynı ürünü tekrar satın alan müşteri üzerine kurulu.

Bu nedenle olası bir giriş, tabela rekabetinden çok alışkanlık rekabeti yaratma potansiyeli taşıyor.

Süreç Ne Söylüyor?

Bugün itibarıyla ortada netleşmiş bir anlaşma ya da takvim bulunmuyor. Ancak artan söylentiler ve sektör içindeki hareketlilik, bu konunun yeniden ciddiyet kazandığını gösteriyor.

Uniqlo’nun geçmişteki yaklaşımı göz önüne alındığında, markanın Türkiye pazarına giriş yapması durumunda bunu hızlı değil, kontrollü ve doğrudan bir modelle gerçekleştirmesi daha olası görünüyor.

Sonuç olarak soru hâlâ açık:
Uniqlo Türkiye’ye gelir mi?

Kesin olan şu ki, eğer gelirse bu yalnızca yeni bir mağaza açılışı olmayacak.
Pazardaki rekabetin dilini değiştirebilecek bir modelin girişi olacak.