Ana Sayfa Blog Sayfa 31

Primark, ABD’de Büyümesini Yeni Eyaletlerle Hızlandırıyor

İrlanda merkezli uygun fiyatlı moda perakendecisi Primark, ABD’deki fiziksel mağaza ağını genişletmeye devam ediyor. Marka, 8 Eylül’de Georgia’daki ilk mağazasını Atlanta yakınlarındaki Sugarloaf Mills’te açacak. 26 bin metrekareden büyük mağaza, Primark’ın ABD’deki mağaza sayısını 47’ye çıkarırken, şirket kısa süre içinde Augusta’da ikinci Georgia mağazasını da açmayı planlıyor.

Georgia açılışı, Primark’ın ABD’de peş peşe yeni pazarlara girdiği bir dönemin parçası. Marka eylül ayında Minnesota’daki Mall of America’da ilk mağazasını açarken, temmuz ayında da Indiana’daki ilk mağazasını faaliyete geçirdi. Primark’ın stratejisi, tek bir pazarda yoğunlaşmak yerine farklı eyaletlerde fiziksel varlığını artırarak uygun fiyatlı moda modelini daha geniş bir tüketici kitlesine taşımak üzerine kuruluyor.

Primark’ın ABD Stratejisinde Ölçek Büyüyor

primark

Primark’ın ABD’deki büyümesinin dikkat çeken tarafı, mağaza formatının yalnızca temel giyim ürünleriyle sınırlı kalmaması. Kadın ve erkek giyiminden çocuk ürünlerine, denimden ev kategorisine kadar geniş bir ürün gamı sunan marka, yerel tüketiciye özel ürünlerle de mağazalarını farklılaştırıyor. Georgia’daki yeni mağazada Atlanta’nın spor takımlarına yönelik ürünlerin satışa sunulacak olması, global bir markanın yerel tüketici alışkanlıklarını mağaza teklifine dahil etme yaklaşımını gösteriyor.

Fiyatlandırma ise Primark’ın ABD’deki temel rekabet avantajlarından biri olmaya devam ediyor. Kadın denim ürünlerinin 12 dolar, erkek tişörtlerinin 5 dolar ve çocuk sweatshirtlerinin 8 dolar seviyesinden başlaması, markanın fiyat odaklı tüketici segmentine doğrudan hitap ettiğini ortaya koyuyor. Özellikle tüketicilerin harcamalarında daha seçici olduğu bir dönemde bu fiyat yapısı, Primark’ın yeni pazarlara girişini destekleyen önemli unsurlardan biri olabilir.

ABD Büyümesi Türkiye İçin Ne Söylüyor?

primark store

Primark’ın ABD’deki genişlemesi Türkiye’deki perakendeciler açısından da takip edilmeye değer bir örnek. Çünkü marka, uygun fiyat stratejisini yalnızca fiyat etiketiyle değil, yüksek mağaza trafiği, geniş ürün seçkisi ve yerel dokunuşlarla birlikte ölçekliyor. Bu model, fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu pazarlarda fiziksel mağazanın hâlâ güçlü bir müşteri kazanım aracı olabileceğini gösteriyor.

Primark’ın dünya genelinde 19 ülkede 480’den fazla mağazaya ulaşması, ABD’deki büyümenin şirketin daha geniş ölçekleme stratejisinin bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde asıl dikkat edilmesi gereken konu ise mağaza sayısının ne kadar arttığından çok, Primark’ın farklı bölgelerde aynı düşük fiyat algısını korurken yerel tüketici beklentilerine ne ölçüde uyum sağlayabileceği. Türkiye’de benzer fiyat odaklı moda oyuncularının da büyüme stratejileri açısından bu yaklaşım önemli bir referans oluşturabilir.

Miniso’nun Küresel Büyümesi: Uygun Fiyatlı Perakendede Yeni Model

Çin merkezli Miniso, küresel mağaza ağını hızla genişletirken büyümesini yalnızca düşük fiyatlı ürünlere dayandırmayan bir perakende modeli oluşturuyor. Şirket, 2026’nın ilk yarısında gelirini yıllık bazda %22,4 artırarak 11,5 milyar yuan’a ulaştırdı. Miniso’nun dünya genelindeki mağaza sayısı ise 8.674’e yükseldi. Büyümede hem Çin operasyonlarının hem de yurtdışı pazarların etkili olması, markanın artık yalnızca Çin merkezli bir uygun fiyatlı perakendeci olmaktan çıktığını gösteriyor.

Miniso’nun dikkat çeken tarafı, uygun fiyatı tek başına bir rekabet unsuru olarak kullanmaması. Marka; oyuncak, ev ürünleri, aksesuar ve günlük tüketim ürünlerini popüler karakterler ve eğlence markalarıyla yaptığı iş birlikleriyle birleştiriyor. Böylece mağazayı yalnızca ihtiyaç karşılanan bir nokta olmaktan çıkarıp keşif ve anlık satın alma davranışının tetiklendiği bir deneyim alanına dönüştürüyor.

Miniso’nun Büyüme Modelinde Mağaza Neden Hâlâ Önemli?

miniso abd magaza

Miniso’nun küresel büyümesinde fiziksel mağazalar önemli bir rol oynuyor. Şirket geçmiş yıllarda da hızlı mağaza açılışlarıyla büyümesini destekledi; 2024’te dünya genelinde 1.200 yeni mağaza açarak toplam mağaza sayısını önemli ölçüde artırmıştı.

Ancak burada dikkat çekici olan yalnızca mağaza sayısı değil, mağazaların ürün keşfi ve marka iletişimi için kullanılması. Özellikle IP iş birlikleri, temalı mağazalar ve yüksek trafiğe sahip lokasyonlar Miniso’nun fiziksel perakendeyi dijital görünürlükle birlikte kullanmasını sağlıyor. Avrupa’da da büyümesini sürdüren marka, farklı ülkelerde yeni mağazalar açarken uygun fiyat, tasarım ve eğlence unsurlarını aynı mağaza deneyiminde buluşturuyor.

Bu model Türkiye açısından da dikkat çekici. Türkiye’de fiyat hassasiyeti yüksek tüketici kitlesinin aynı zamanda ürünün tasarımına, markasına ve deneyimine önem vermesi, Miniso benzeri modeller için önemli bir alan yaratabilir. Özellikle AVM’lerde yüksek yaya trafiğinin olduğu lokasyonlarda, düşük fiyatlı fakat yüksek frekansta yenilenen ürünlerden oluşan mağazalar tüketicide “ihtiyaçtan önce keşif” davranışı oluşturabiliyor.

Uygun Fiyat Tek Başına Yetmiyor

minisos ip collection store at t 1

Miniso’nun büyümesi, uygun fiyatlı perakendenin artık yalnızca “ucuz ürün” üzerinden kurulmadığını da gösteriyor. Tüketici fiyat konusunda daha seçici hale gelirken, satın alma kararını eğlence, tasarım, koleksiyon yapma ve popüler kültür gibi unsurlar da etkileyebiliyor. Miniso’nun farklı IP’lerle yaptığı iş birlikleri bu davranışı ticari modele dönüştüren önemli araçlardan biri.

Bu nedenle Miniso’nun Türkiye açısından yaratabileceği rekabet, yalnızca fiyat üzerinden okunmamalı. Asıl soru, yerel perakendecilerin uygun fiyatı güçlü ürün tasarımı, marka iş birlikleri ve mağaza deneyimiyle ne kadar birleştirebildiği. Özellikle genç tüketiciye hitap eden perakendeciler için Miniso modeli, mağazanın yalnızca ürün satan bir alan değil, müşteriyi tekrar tekrar içeri çeken bir keşif noktası olarak tasarlanabileceğini gösteriyor.

Miniso’nun ilk yarıdaki %22,4’lük gelir büyümesi ve 8.674 mağazalık küresel ağı, modelin ölçeklenebilirliğine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde rekabetin yalnızca “kim daha ucuz?” sorusundan çıkıp “kim daha fazla keşif ve satın alma nedeni yaratabiliyor?” sorusuna doğru ilerlemesi, Türkiye’deki perakendeciler için de takip edilmesi gereken bir dönüşüm olabilir.

Lenovo 2026-2027 Mali Yılının İlk Çeyreğine İlişkin Finansal Sonuçlarını Açıkladı

Lenovo, 2026-2027 mali yılının ilk çeyreğinde gelirini yıllık bazda %43 artırarak 26,9 milyar ABD dolarına taşıdı ve tarihinin en yüksek çeyreklik gelirine ulaştı.

KÜRESEL alanda 2026-2027 mali yılının ilk çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını açıklayan Lenovo, son beş yılın en yüksek çeyreklik gelir artışını kaydetti. Şirketin geliri yıllık bazda %43 artışla 26,9 milyar ABD dolarına ulaşırken tüm iş grupları ilk mali çeyrekte rekor gelir ve faaliyet kârı elde etti. 

Düzeltilmiş net kâr %176 artarak 1,1 milyar ABD dolarına, Ar-Ge harcamaları ise %30 artışla 682 milyon ABD dolarına yükseldi. Daha yüksek gelir ölçeği ve verimlilik kazanımları sayesinde düzeltilmiş net kâr marjı yıllık bazda yaklaşık iki puan iyileşti. Global arenada büyümenin yanı sıra Lenovo, Türkiye’de de güçlü bir performans sergiledi. IDC (International Data Corporation) verilerine göre Lenovo Türkiye, mali yılın ilk çeyreğini toplam PC pazarında %28,5 pazar payı ile kapatarak dikkat çekici bir başarıya imza attı. Tüketici segmentinde %23,4 pazar payı ile birincilik konumunu korurken, kamu, büyük ve çok büyük ölçekli kurumsal segmentte ise %37,4 pazar payı ile liderliğini sürdürdü. Lenovo Türkiye aynı zamanda Android tablet pazarında da %18,2 pazar payı ile ikinci sırada yer aldı. Lenovo Türkiye, tüm segmentlerde dengeli bir büyüme göstererek altı yıllık liderliğini pekiştirdi.

Yapay zekâ bağlantılı gelirlerin payı %35’e yükseldi

ekonomist image 111 6fd0d96f497f49

Lenovo’nun yapay zekâ bağlantılı gelirleri yıllık bazda %60 artarak 9,3 milyar ABD dolarına ulaştı ve toplam grup gelirinin %35’ini oluşturdu. Sonuçlar, şirketin PC ve akıllı cihazlardaki liderliğini küresel yapay zekâ çözümleri ve altyapısı alanına taşıyan Hibrit Yapay Zekâ stratejisinin somut iş sonuçlarına dönüştüğünü gösterdi. Özellikle Altyapı Çözümleri Grubu’nun rekor performansı, büyüme ve kârlılığın temel itici güçlerinden biri oldu.

Lenovo Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Yuanqing Yang, sonuçlara ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Lenovo tarihinin en iyi yılının ardından, büyümenin hızlandığı, kârlılığın daha da arttığı ve yapay zekânın her iş grubunda güçlü bir büyüme motoruna dönüştüğü şimdiye kadarki en güçlü çeyreğimizi gerçekleştirdik. PC ve akıllı cihazlardaki liderliğimizden güç alarak yapay zekâ ve altyapı alanında hızla küresel bir lider konumuna yükselmemiz, stratejik öngörümüzü doğruluyor. Hibrit yapay zekâ stratejimiz, operasyonel mükemmelliğimiz ve kesintisiz inovasyon yaklaşımımızla sürdürülebilir, uzun vadeli büyüme sağlayacağımıza ve paydaşlarımız için daha fazla değer yaratacağımıza inanıyoruz.”

Lenovo’nun tüm iş gruplarından rekor performans

Lenovo’nun iş grupları da ilk çeyrek sonuçlarına güçlü katkı sundu. Akıllı Cihazlar Grubu’nun (IDG) geliri %27 artarak 17,1 milyar ABD dolarına ulaştı. Küresel PC pazar payını %24,2’ye taşıyan Lenovo, en yakın rakibiyle arasındaki farkı beş puanın üzerine çıkardı. Şirket, %25,1 pazar payıyla yapay zekâ destekli PC’lerde küresel liderliğini sürdürdü. Android tablet gelirleri %80’in üzerinde artarken akıllı telefon işi %15 büyüyerek mali yılın en güçlü ilk çeyrek gelirini kaydetti.

Altyapı Çözümleri Grubu’nun (ISG) geliri yıllık bazda %98 artarak 8,5 milyar ABD dolarıyla rekor seviyeye çıktı. Faaliyet kârı 777 milyon ABD dolarına, faaliyet marjı ise tüm zamanların en yüksek seviyesi olan %9,1’e ulaştı. Bulut hizmet sağlayıcıları ile kurumsal ve KOBİ segmentlerinin gelirleri yıllık bazda neredeyse iki katına çıkarken Lenovo, geleneksel bilgi işlem alanında x86 sunucu gelirlerinde dünya ikinciliğine yükseldi. Bulut, uç bilişim, yapay zekâ ve özellikle yapay zekâ çıkarımına yönelik yatırımlar, grubun büyümesini destekledi.

Çözümler ve Hizmetler Grubu (SSG) ise gelirini %28 artırarak 2,9 milyar ABD dolarına taşıdı. Faaliyet kârı %39 artışla 697 milyon ABD dolarına, faaliyet marjı da %24,2 ile rekor seviyeye yükseldi. Yapay zekâ hizmetleri gelirleri üç haneli büyüme kaydederken Yönetilen Hizmetler ile Projeler ve Çözümler, SSG gelirlerinin %62’sinden fazlasını oluşturdu. TruScale %35 büyürken spor, üretim ve perakende gibi sektörlere özel çözümler, projeler ve çözümler gelirlerinde %50 artış sağlandı.

FIFA Dünya Kupası 2026™’ya yapay zekâ destekli teknoloji

Lenovo, yılın ilk çeyreği boyunca FIFA’nın Resmi Teknoloji Ortağı olarak üç ülke, 16 şehir, 48 takım ve 104 maçı kapsayan FIFA Dünya Kupası 2026™ için geniş ölçekte teknoloji sundu. Şirketin cihaz, altyapı, hizmet ve yapay zekâ destekli çözümleri; FIFA operasyonlarından küresel yayınlara, takım analizinden hakemlik teknolojilerine ve taraftar deneyimlerine kadar turnuvanın farklı alanlarını destekledi. Lenovo’nun küresel-yerel tedarik zinciri, güçlü tedarikçi ilişkileri ve uçtan uca iş modeli de tedarik kısıtları ile maliyet baskılarının etkin biçimde yönetilmesine katkı sağladı.

Küresel listelerde tarihinin en yüksek sıralamaları

Lenovo, 2026 Gartner® Tedarik Zinciri En İyi 25 listesinde beşinci sıraya yükselerek bugüne kadarki en yüksek derecesini elde etti. Şirket ayrıca Fortune Global 500 listesinde 43 basamak yükselerek 153. sıraya yerleşti ve tarihinin en yüksek konumuna ulaştı. Lenovo, sürdürülebilirlik alanında iklim eylemi, döngüsel ekonomi, sosyal etki ve yönetişim hedeflerinde kaydettiği ilerlemeyi açıklarken yapay zekâ çağında sorumlu inovasyon odağını yeni sürdürülebilirlik hedefleriyle güçlendirdi.

Teknosa Üst Yönetiminde Yeni Dönem

Sabancı Holding iştiraklerinden Teknosa’da yönetim değişikliğine gidildi. Murat Pınar, 1 Eylül 2026 itibarıyla Teknosa Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevine başlayacak. Strateji, operasyonel dönüşüm, teknoloji ve enerji sektörlerinde uzun yıllara dayanan deneyime sahip Pınar’ın yeni görevi, Teknosa’nın önümüzdeki dönemdeki büyüme ve dönüşüm gündemi açısından dikkat çekiyor.

Pınar, kariyerinin önemli bölümünü Enerjisa’da geçirirken farklı dağıtım bölgelerinde operasyon, yatırım planlaması, iş modeli geliştirme ve entegrasyon süreçlerinde sorumluluk üstlendi. 2019-2026 yılları arasında Enerjisa Enerji CEO’su olarak görev yapan Pınar, aynı zamanda elektrikli mobilite ve teknoloji yatırımları tarafında da çeşitli yönetim sorumlulukları aldı. Bu geçmiş, yeni görevin yalnızca bir yönetim kurulu ataması olarak değil, farklı sektörlerde edinilmiş dönüşüm ve operasyon deneyiminin perakendeye taşınması açısından da okunmasına neden oluyor.

Teknosa’da Yönetim Gündemi Değişiyor

Teknoloji perakendesi, ürün satışının ötesinde hızla değişen tüketici beklentileri, e-ticaret, servis hizmetleri, finansman çözümleri ve çok kanallı müşteri deneyiminin birlikte yönetilmesini gerektiren bir yapıya dönüşüyor. Bu nedenle üst yönetimde teknoloji ve dönüşüm deneyimi güçlü bir ismin göreve gelmesi, Teknosa açısından operasyonel verimlilikten müşteri deneyimine kadar geniş bir alanda önem taşıyabilir.

Pınar’ın 2026 Ağustos ayında Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar Başkanı olarak atanmış olması da yeni görevin grup içindeki daha geniş stratejik sorumluluklarla birlikte değerlendirilmesini mümkün kılıyor. Teknosa Yönetim Kurulu Başkanlığıyla birlikte Sabancı Topluluğu içerisindeki sorumlulukları genişleyen Pınar’ın, özellikle teknoloji ve dijital dönüşüm tarafındaki deneyimini perakende operasyonuyla nasıl bir araya getireceği önümüzdeki dönemin takip edilecek başlıklarından biri olacak.

Moda Perakendesi Sıcak Havalara Karşı Sezon Takvimini Yeniden Yazıyor

2026 yazında İngiltere’de yaşanan uzun ve yoğun sıcak hava dalgaları, moda perakendesinde yalnızca mağaza trafiğini değil, ürün planlaması ve sezon takvimini de yeniden düşünme ihtiyacını gündeme getiriyor.

Sıcaklıkların daha uzun süre yüksek seyretmesi, moda perakendesinin alışılmış sezon döngüsünü zorluyor. Özellikle sonbahar-kış ürünleri mağazalara ulaşmışken havaların hâlâ yaz koşullarında olması, tüketicinin yeni sezon ürünlerine olan ilgisini geciktiriyor. Bu da perakendeciyi bir yandan stok yönetimi, diğer yandan indirim ve satın alma planları açısından daha dikkatli hareket etmeye itiyor.

Moda perakendesinde sezon geçişleri uzun süredir takvim üzerinden planlanıyor. Ancak hava koşullarının daha öngörülemez hale gelmesi, bu yaklaşımın ticari riskini artırıyor. Tüketici hava koşullarına göre giyiniyorsa, mağazanın takvimine göre alışveriş yapmasını beklemek giderek zorlaşıyor.

Bu durum özellikle sonbahar ve kış ürünlerinde kritik. Sıcak havalar uzadığında tüketici mont, kalın triko veya kışlık dış giyim almak için daha az neden görüyor. Buna karşılık perakendecinin elindeki yeni sezon ürünleri satış alanında yer kaplamaya devam ediyor. Drapers’ın aktardığı üzere bazı işletmeler, havalar değişene kadar ürünleri depolamayı tercih ederek erken indirime gitmekten kaçınmaya çalışıyor.

Buradaki temel mesele yalnızca “hava sıcaklığı” değil; satın alma takvimi ile tüketici talebi arasındaki uyumsuzluk. Markalar sezon ürünlerini daha geç mağazaya getirmek, koleksiyonları daha esnek planlamak veya aynı ürünün farklı hava koşullarında kullanılabileceği seçenekleri artırmak gibi yöntemleri değerlendirmek zorunda kalabilir.

Türkiye’de Benzer Bir Risk Büyüyor mu?

moda perakende

Bu konu Türkiye açısından da doğrudan karşılık buluyor. Son yıllarda yaz sıcaklıklarının uzaması, özellikle eylül ayındaki mağaza sezon geçişlerinin zamanlamasını daha kritik hale getiriyor. Mağazalarda yeni sezon koleksiyonları görünmeye başladığında havaların hâlâ yaz koşullarında olması, tüketicinin sonbahar ürünlerine geçişini yavaşlatabiliyor.

Bu nedenle Türkiye’de moda perakendecileri açısından da “Eylül geldi, sonbahar başladı” yaklaşımının yerini daha esnek sezon planlamasının alması mümkün. Özellikle stok derinliği yüksek kategorilerde, hava tahminleri, bölgesel sıcaklıklar ve geçmiş satış verilerinin birlikte değerlendirilmesi satın alma kararlarını daha hassas hale getirebilir.

Burada teknoloji de önemli bir rol oynayabilir. Hava verilerinin satış ve stok verileriyle birlikte analiz edilmesi, hangi ürünün hangi bölgede ne zaman öne çıkarılacağını daha doğru belirlemeye yardımcı olabilir. İstanbul, Antalya veya Ankara gibi farklı iklim özelliklerine sahip şehirlerde aynı sezon takvimini uygulamak yerine bölgesel talebe göre ürün ve kampanya yönetimi daha fazla önem kazanabilir.

Sıcaklıkların değişmesi moda perakendesinde yalnızca hangi ürünün satıldığını değil, o ürünün ne zaman satın alınacağını da değiştiriyor. Bu nedenle geleceğin sezon planlamasında takvim kadar hava, stok ve tüketici davranışı verilerinin birlikte okunması gerekebilir.

Türk Kahvesi Kültürünü Dünyaya Taşıyan Arzum OKKA, Çin Pazarında Tüketiciyle Buluşuyor

Arzum global büyüme yolculuğunda önemli bir adım daha attı. Arzum OKKA, Çin pazarına resmi giriş yaparak ülkenin önde gelen Taobao e-ticaret platformu üzerinden tüketicilerle buluşmaya başladı. Arzum, Çinli tüketicilerin Türk kahvesi deneyimine ilişkin içgörüler doğrultusunda şekillendirdiği ürün gamıyla pazardaki varlığını kademeli olarak büyütmeyi hedefliyor.

Türk kahvesinin asırlık mirasını modern teknolojilerle buluşturan Arzum OKKA, global büyüme yolculuğuna Çin pazarıyla yeni bir halka ekliyor. Arzum OKKA ürünleri, Çin’in önde gelen e-ticaret platformlarından Taobao üzerinden Çinli tüketicilerin beğenisine sunulmaya başlandı. Arzum Türkiye’de geliştirdiği kahve teknolojisini Çinli tüketicilerle buluşturarak hem uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirmeyi hem de Türk kahvesi kültürünün dünyadaki bilinirliğine katkı sunmayı amaçlayarak stratejisini, yerel tüketicilerin beklenti ve damak zevklerinden elde edilen içgörüler doğrultusunda şekillendiriyor.

Arzum’un Çin’e yönelik çalışmaları yalnızca satış kanalı oluşturmakla sınırlı kalmadı. Şirket, Mart 2023’ten bu yana Çin’de gerçekleştirdiği üç farklı çalıştay kapsamında 100’ün üzerinde Çinli tüketiciyle bir araya gelerek Türk kahvesine yönelik beklenti, tüketim alışkanlıkları ve damak zevklerine ilişkin içgörüler elde etti.

Bu çalışmalar kapsamında farklı lezzet ve aroma profillerine sahip Türk kahvesi tarifleri Çinli tüketicilerin beğenisine sunulurken, öne çıkan tercihler doğrultusunda bu tarifleri hazırlayabilen Arzum OKKA Elite Türk Kahvesi Makinesi, Rich Spin Pro Türk Kahvesi Makinesi ve Master Grind Kahve Öğütücü satışa sunuldu.

Kültürel mirası teknolojiyle buluşturuyor

UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Türk kahvesi kültürünün dünyada daha fazla tanınmasına katkı sağlamayı hedefleyen Arzum, geliştirdiği kahve teknolojileriyle geleneksel hazırlama yöntemini modern yaşamın beklentileriyle buluşturuyor. Çin’de Türk kahvesinin özellikle büyük şehirlerdeki kafelerde daha görünür hale gelmesi, Arzum OKKA’nın bu pazara yönelik çalışmalarının da önemli bir parçasını oluşturuyor. Türk kahvesinin hazırlanışından sunumuna, birlikte tüketilmesinden kahve falı geleneğine kadar uzanan kültürel unsurların Çinli tüketicilerde merak uyandırdığı görülüyor.

Türk kahvesinin hazırlanış ritüeli, sunum kültürü ve paylaşım geleneğinin Çinli tüketiciler tarafından deneyimlenmesi hedeflenirken, Arzum OKKA’nın teknoloji odaklı kullanıcı deneyiminin de bu kültürel yolculuğu desteklemesi amaçlanıyor. Arzum, bu ilgiyi yalnızca bir ürün kategorisinin büyüme fırsatı olarak değil, Türk kahvesinin kendine özgü kültürel deneyimini yeni tüketicilerle buluşturmak için önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Global büyümede stratejik pazar

Arzum için Çin, üretim ve tedarik ekosisteminin yanı sıra yüksek tüketici potansiyeli ve dijital ticaret altyapısıyla stratejik öneme sahip bir pazar olarak öne çıkıyor.

Şirket, Taobao ile e-ticaret odağında başlattığı bu süreçte tüketici geri bildirimlerini yakından takip ederek, marka bilinirliğini artırmayı ve önümüzdeki dönemde ürün gamını kademeli olarak genişletmeyi hedefliyor. Çalıştaylardan elde edilen içgörüler doğrultusunda en çok beğenilen lezzetler ve aromalar belirlenirken, bu tarifleri hazırlayabilen Arzum OKKA ürünleri seçilerek Çin pazarına sunuldu.

“Çin’i uzun vadeli bir büyüme pazarı olarak görüyoruz”

arzum

Arzum Ürün ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Canyiğit Atay, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Arzum olarak global büyüme stratejimizi yalnızca yeni pazarlara ürün sunmak olarak görmüyoruz. Her pazarın tüketicisini anlamayı, onların beklentilerini öğrenmeyi ve bu içgörüleri ürün ve marka deneyimimize yansıtmayı önemsiyoruz. Çin’de Taobao platformu üzerinden resmi satış sürecimizin başlaması bu vizyon açısından önemli bir kilometre taşı. Çin’i uzun vadeli büyüme stratejimiz kapsamında önemli pazarlardan biri olarak değerlendiriyoruz. Mart 2023’ten bu yana düzenlediğimiz üç farklı çalıştayda 100’ü aşkın Çinli tüketiciyle buluşarak Türk kahvesi deneyimine dair beklentileri ve farklı damak tatlarını yakından gözlemledik. Dünyanın en dinamik tüketici pazarlarından biri olan Çin’de, kullanıcıların Türk kahvesi deneyimiyle tanışmasını önemsiyoruz.

Bu süreçte tüketici beklentilerini yakından takip ederek, doğru ürünlerle ve sürdürülebilir bir yaklaşımla varlığımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu çalışmalardan elde ettiğimiz veriler doğrultusunda öne çıkan lezzetleri ve bu tarifleri hazırlayabilen ürünlerimizi belirleyerek pazara sunduk. Türk kahvesinin kafelerde artan görünürlüğünü ve gençlerin kahve falına yönelik ilgisini de kültürümüzün Çin’de daha geniş kitlelerle buluşması açısından değerli buluyoruz. Türk kahvesi kültürünü ve deneyimini daha fazla tüketiciyle buluşturmayı amaçlıyoruz.”

Tchibo x Alpro Barista Yarışması İkinci Yılında

Tchibo ve Alpro, kahve sektörüne yenilikçi ve lezzetli dokunuşlar kazandıran Barista Yarışması’nın ikinci yılında heyecanı da ikiye katlıyor. Tchibo baristaları kahve menüsüne kendi imzasını atmak için yarışırken, eş zamanlı olarak tüm kahve severler de “Yeni İçecek Peşinde” yarışmasıyla hayallerindeki tarifi paylaşmaya davet ediliyor.

Kahve uzmanı Tchibo’nun Alpro iş birliğiyle geçen yıl ilkini düzenlediği Barista Yarışması, yoğun bir katılımla Tchibo’nun genç baristalarının yeteneklerini sergilediği özel bir platform oldu.Bu yıl ikincisi düzenlenen organizasyonda Tchibo baristaları yine sonbahar-kış menüsünün yıldızı olmak için yarışırken Alpro’nun bitkisel bazlı süt alternatiflerini kullanarak kendi özel reçetelerini oluşturacak. Ön eleme sürecini başarıyla geçen 5 finalist, 15 Eylül’de düzenlenecek canlı finalde kahve dünyasının seçkin isimlerinden oluşan jüri karşısında performans sergileyecek.Büyük finalde birinci seçilen baristanın imza tarifi, Türkiye genelindeki tüm Tchibo mağazalarında kahve severlerin beğenisine sunulacak.

Tchibo’dan tüm kahve severlere davet: “Yeni İçecek Peşinde” yarışmasına sen de tarifinle katıl!

whatsapp image 2026 08 31 at 10.18.34 1

Bu yılki organizasyon, kahve tutkusunu yaratıcılığıile birleştiren herkese kapılarını açıyor. Tchibo X Alpro Barista Yarışması kapsamında eş zamanlı olarak hayata geçirilen “Yeni İçecek Peşinde” halk yarışması ile yeteneğine ve damağına güvenen her yaştan kahve tutkunu kendi tarifleriyle yarışmaya katılabilecek.

Yaratıcı tariflerini geniş kitlelerle buluşturmak ve bu heyecana ortak olmak isteyen tüm kahve severler, başvurularını tarifinisenyaz.com.tr web sitesi üzerinden kolayca gerçekleştirebilecek.Başvurular 6 Eylül tarihinde sona erecek.Tchibo, kahve kültürüne yön vermek ve kendi lezzetini sergilemek isteyen herkesi bu ilham dolu deneyimin bir parçası olmaya bekliyor.

Uniqlo, Mağaza Stratejisinde AVM’den Prestijli Şehir Lokasyonlarına Yöneliyor

Uniqlo, Japonya’daki fiziksel mağaza büyüme stratejisinde önemli bir değişikliğe hazırlanıyor. Fast Retailing bünyesindeki marka, geleneksel olarak kullandığı banliyö AVM’leri ve yol üzerindeki standart mağaza formatlarının yerine, büyük metrekareli ve yüksek görünürlüğe sahip şehir mağazalarına daha fazla ağırlık vermeyi planlıyor.

Uniqlo, önümüzdeki 10 yılda Japonya’daki global flagship mağaza sayısını yaklaşık 20’ye çıkarmayı hedefliyor. Tokyo Ginza ve Osaka Umeda’daki mevcut mağazalara ek olarak Nagoya, Sapporo ve Tokyo’nun Shibuya gibi yoğun bölgeleri potansiyel lokasyonlar arasında değerlendiriliyor. Kyoto’da kasım ayında açılması planlanan yeni global flagship de bu stratejinin ilk örneklerinden biri olacak.

Mağaza Sayısından Çok Lokasyonun Değeri

Uniqlo’nun hamlesi, fiziksel perakendede “daha fazla mağaza” yaklaşımından “daha güçlü mağaza” yaklaşımına geçiş olarak okunabilir. Standart mağazalar markanın erişimini artırırken, büyük şehirlerdeki flagship mağazalar marka deneyimini, görünürlüğü ve turist trafiğini aynı noktada toplama fırsatı sunuyor.

Özellikle Kyoto gibi hem yerel hem de uluslararası ziyaretçi trafiğinin yüksek olduğu şehirlerde mağaza artık yalnızca satış noktası olarak değil, markanın fiziksel vitrini olarak konumlanıyor. Bu nedenle lokasyon seçimi; metrekare, kira veya mağaza sayısından bağımsız olarak marka stratejisinin bir parçası haline geliyor.

Türkiye’de AVM Stratejisi İçin Ne Anlama Geliyor?

Uniqlo’nun yaklaşımı Türkiye açısından da dikkat çekici bir soru ortaya çıkarıyor: Markalar büyürken her zaman daha fazla AVM mağazasına mı ihtiyaç duyacak, yoksa güçlü şehir lokasyonları yeniden mi önem kazanacak?

Türkiye’de AVM’ler hâlâ markaların erişim ve ölçeklenme stratejisinde önemli bir konumda. Ancak Uniqlo örneği, özellikle global marka algısını güçlendirmek isteyen şirketler için yüksek yaya trafiğine sahip cadde ve şehir merkezlerinin yeniden değer kazanabileceğini düşündürüyor.

Önümüzdeki dönemde fiziksel perakendede rekabet yalnızca mağaza sayısı üzerinden değil, mağazanın bulunduğu lokasyonun markaya kattığı değer üzerinden de şekillenebilir.

Pol’s’un Yeni Reklam Filmi Yayında:“Pol’s, Özünde İyilik Var”

Pol’s’un Freeze Fresh ve Gurme ürünlerini tanıttığı yeni reklam filmi, “Pol’s, Özünde iyilik var” sloganıyla TV ve dijital mecralarda izleyiciyle buluştu. Okan Bayülgen’in seslendirdiği film, doğadan geleni değiştirmeden, özünü koruyarak sofralara ulaştırma fikrini merkeze alıyor.

“Herkes iyi olduğunu söyler ama iyi olmak söylemek kadar kolay mı?” sorusuyla başlayan reklam filmi, meyveyi meyve gibi bırakmanın ve topraktan geleni özünü bozmadan sofraya ulaştırmanın Pol’s’un işi olduğunu anlatıyor. Tarladan sofraya uzanan üretim yolculuğundan günlük hayatın farklı anlarına uzanan film; Pol’s ürünlerinin doğallık, lezzet ve paylaşma duygusuyla hayatın içindeki yerini gösteriyor.                                                                                                                                 

Reklam filminde izleyici, önce meyvelerin tarladan fabrikaya uzanan yolculuğuna tanıklık ediyor. Parkta anne-çocuk anından yoga buluşmasına, arkadaşlarla oynanan oyunlardan ailece paylaşılan sofralara kadar film, Pol’s’un hayatın farklı anlarında kendine yer bulan ürünlerini sıcak ve doğal bir atmosfer içinde ele alıyor. Reklam filmi, “Çünkü iyi olmak tesadüf değildir, özden gelir” mesajıyla son buluyor.

Yeni reklam filmi, Pol’s’un doğallığı teknolojiyle, üretimi ise sürdürülebilirlikle buluşturan yaklaşımını tek bir fikir etrafında bir araya getiriyor: “Özünde iyilik var.”

Co.Brand Reklam Ajansı tarafından hazırlanan filmin seslendirmesini Okan Bayülgen üstleniyor.

Özü koruyan üretim anlayışı

Pol’s’un Freeze Fresh ve Gurme serileri, farklı üretim yöntemleriyle doğadan gelenin özünü koruma yaklaşımını ortak bir noktada buluşturuyor. Pol’s Freeze Fresh, Ermenek’te mevsiminde toplanan meyveleri dondurularak kurutma (freeze dry) teknolojisiyle işleyerek meyvenin tadını, rengini ve doğal yapısını büyük ölçüde koruyor; katkı maddesi ve koruyucu kullanımına ihtiyaç duymadan çıtır bir atıştırmalık deneyimi sunuyor. Pol’s Gurme ise Ermenek’in bereketli topraklarını ileri teknolojiyle buluştururken, yüzde 85’in üzerinde kadın istihdamı ve Türkiye’nin farklı şehirlerindeki çiftçilerle yürüttüğü sözleşmeli tarım modeliyle tarladan sofraya uzanan sürdürülebilir ve izlenebilir bir üretim anlayışını benimsiyor.

Apple’ın Kameralı AirPods Hamlesi Perakendede Yeni Bir Gizlilik Tartışması Başlatabilir

Apple’ın kameralı AirPods üzerinde çalıştığına yönelik iddialar, giyilebilir teknoloji ile yapay zekânın kesişiminde yeni bir kullanım alanına işaret ediyor. Henüz piyasaya çıkmamış olan ürünün Apple Intelligence ile birlikte çalışması ve çevredeki nesneleri algılayabilmesi bekleniyor. Ancak ürünün potansiyel kullanım alanlarından çok, başkalarının kameranın açık olup olmadığını anlayamaması ciddi bir gizlilik tartışması yaratıyor.

İddialara göre AirPods üzerindeki kameralar; örneğin bir kitabı tarayarak kullanıcıya daha sonra ilgili içeriğe erişme gibi işlevlerde kullanılabilecek. Ürünün çıkışının gelecek yıla ertelenebileceği de belirtiliyor. Bu durum Apple açısından teknik geliştirme süresinden çok, ürünün sosyal kabulü ve kullanım sınırlarının nasıl belirleneceği açısından önem taşıyor.

Mağaza, Ofis ve Spor Salonlarında Yeni Bir Kural mı?

kamerali airpods pro ozellikleri cikis tarihi

Kameralı giyilebilir cihazların en büyük problemi, kullanıcının değil çevredeki insanların mahremiyeti. Bir kişinin üzerinde kameraya sahip AirPods bulunup bulunmadığının dışarıdan anlaşılmaması, işletmeleri daha geniş kapsamlı kurallar almaya zorlayabilir.

Ofislerde müşteri listeleri, toplantılar veya şirket içi belgeler gibi hassas bilgilerin istemeden görüntülenmesi; spor salonlarında ise soyunma odaları gibi özel alanlarda mahremiyet ihlali ihtimali gündeme gelebilir. Kaynakta yer alan kullanıcı yorumlarında da bu nedenle şirketlerin ve spor salonlarının yalnızca telefonları değil, kamera özelliğine sahip tüm giyilebilir cihazları kapsayan yasaklara yönelebileceği tartışılıyor.

Bu durum perakende açısından da önemli bir soru ortaya çıkarıyor: Mağazalar müşterilerin kullandığı yeni nesil cihazları nasıl yönetecek? Bugün kamera taşıyan telefonlar için belirli alanlarda uygulanan kurallar, gelecekte gözlük, kulaklık ve benzeri cihazlar için de yeniden düşünülmek zorunda kalabilir.

Teknoloji Geliştikçe Kullanım Alanı Değil, Kullanım Kuralı da Değişiyor

Apple’ın AirPods hamlesi gerçekleşirse, giyilebilir teknolojinin yalnızca kişisel deneyimi geliştiren bir cihaz olmaktan çıkıp mekânların kullanım kurallarını etkileyen bir teknolojiye dönüşmesi mümkün. Özellikle perakende, spor, konaklama ve kurumsal çalışma alanlarında işletmelerin teknoloji politikalarını yeniden ele alması gerekebilir.

Buradaki temel mesele kameranın ne kadar gelişmiş olduğu değil, insanların kameranın ne zaman kullanıldığını ve hangi verinin nereye gittiğini anlayabilmesi. Bu nedenle ürünün teknik özellikleri kadar, Apple’ın gizlilik yaklaşımı ve işletmelerin buna vereceği tepki de lansmanın başarısında belirleyici olabilir.

Türkiye’de de benzer bir ürün yaygınlaşırsa, mağaza ve AVM’lerin “hangi cihazlar kullanılabilir?” sorusuna bugünkünden daha kapsamlı yanıtlar vermesi gerekebilir.