Ana Sayfa Blog Sayfa 35

Labubu Etkisi Yavaşlıyor: Pop Mart’ın Asıl Sınavı Şimdi Başlıyor

Bir dönem yalnızca bir oyuncak değil, küresel bir tüketim fenomenine dönüşen Labubu’nun arkasındaki Pop Mart, büyüme hızındaki belirgin yavaşlamayla yeni bir döneme giriyor. Şirketin 2026’nın ilk yarısında geliri %23,8 artışla 17,17 milyar yuan seviyesine ulaşsa da bu büyüme, önceki dönemde görülen olağanüstü ivmenin oldukça gerisinde kaldı. Daha önemlisi, Labubu’nun yer aldığı The MONSTERS serisinin toplam gelir içindeki payı da geçen yılki %34,7’den %26’ya geriledi.

Bu tablo, Pop Mart’ın başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Aksine şirket hâlâ güçlü büyüme gösteriyor, küresel mağaza ağını genişletiyor ve yeni IP’ler yaratıyor. Ancak Labubu’nun yarattığı olağanüstü talep seviyesinin sürdürülebilir bir büyüme modeline dönüşüp dönüşemeyeceği artık şirketin en önemli sorularından biri.

Viral Olmak ile Marka İnşa Etmek Aynı Şey Değil

labubu2

Pop Mart’ın hikâyesi, sosyal medyanın perakende üzerindeki gücünü en net gösteren örneklerden biri. Labubu’nun sınırlı ürünler, blind box modeli, koleksiyon kültürü ve sosyal medya görünürlüğüyle birleşmesi, tüketiciyi yalnızca ürün satın almaya değil, ürünü keşfetmeye, koleksiyon yapmaya ve tekrar satın almaya yöneltti.

Ancak viral ürünlerin temel problemi de burada ortaya çıkıyor: İlgi çok hızlı yükselebilirken aynı hızla başka bir trende kayabiliyor. Çin’de Pop Mart’ın yerel online satışlarında Mayıs ayında yıllık bazda %5 düşüş görülmesi, Labubu heyecanının zirve döneminden uzaklaşmaya başladığına ilişkin erken sinyallerden biri olmuştu.

Pop Mart’ın 2026 ilk yarı sonuçları ise bu dönüşümü daha net ortaya koyuyor. The MONSTERS hâlâ şirketin en büyük IP’si olsa da artık tek başına büyümenin hikâyesini anlatmıyor. Buna karşılık Twinkle Twinkle’ın gelirleri %580,6 artarak 2,65 milyar yuana ulaştı. CRYBABY, DIMOO, SKULLPANDA ve HIRONO gibi IP’lerin her biri de 1 milyar yuanın üzerinde gelir üretti.

Bu açıdan Pop Mart’ın stratejisi değişiyor: Amaç artık yalnızca bir sonraki Labubu’yu bulmak değil, birden fazla karakterin ve deneyimin birbirini beslediği daha geniş bir IP ekosistemi kurmak.

Pop Mart Oyuncak Markasından Eğlence Ekosistemine Geçebilir mi?

labubu

Şirketin son dönemde attığı adımlar bu dönüşümü açıkça gösteriyor. Pop Mart, karakterlerini yalnızca koleksiyon ürünlerinde kullanmak yerine tema parkları, bakery konseptleri ve yeni deneyim alanlarıyla farklı tüketim noktalarına taşıyor. Temmuz ayında Singapur’da açılan ilk uluslararası Pop Bakery de bu stratejinin örneklerinden biri. Şirket ayrıca Labubu için Sony Pictures ile bir film projesi geliştiriyor ve Pekin’deki Pop Land deneyimini büyütüyor.

Perakende açısından burada önemli olan, ürünün kendisinden ziyade ürünün etrafında bir dünya yaratılması. Disney veya Sanrio gibi şirketlerin yıllar içinde oluşturduğu karakter evrenleri, tüketiciyle tek bir ürün üzerinden değil; içerik, mağaza, eğlence, lisanslama ve deneyim üzerinden ilişki kuruyor.

Pop Mart’ın önündeki kritik eşik de tam olarak bu. Labubu’nun popülerliği düşse bile tüketicinin Pop Mart dünyasında kalmasını sağlayabilecek mi? Yeni karakterler aynı koleksiyon arzusunu yaratabilecek mi? Ve en önemlisi, tüketici yalnızca yeni bir “viral ürün” için değil, markanın kendisi için geri dönecek mi?

Şirketin ilk yarı sonuçlarında bu konuda olumlu bir sinyal var. Altı farklı IP’nin 1 milyar yuanın üzerinde gelir üretmesi, Pop Mart’ın tek karaktere bağımlılığı azaltmaya başladığını gösteriyor. Ancak aynı zamanda büyümenin %23,8’e yavaşlaması, önceki dönemdeki olağanüstü hızın tekrar edilmesinin kolay olmayacağını da ortaya koyuyor.

Pop Mart’ın hikâyesinde yeni dönem, “hangi karakter viral olacak?” sorusundan çok “viral ilgiyi nasıl kalıcı müşteri ilişkisine dönüştürebiliriz?” sorusuyla şekillenecek.

Perakendede kısa süreli kültürel patlamalar güçlü trafik ve satış yaratabilir. Fakat sürdürülebilir büyüme için bunun arkasına tekrarlı satın alma, güçlü ürün portföyü, fiziksel deneyim ve marka dünyası koymak gerekiyor. Labubu Pop Mart’ı küresel ölçekte görünür hale getirdi; bundan sonraki aşamada ise Pop Mart’ın kendisini Labubu’dan daha büyük bir marka haline getirip getiremeyeceği belirleyici olacak.

KFC ABD’de 300’den Fazla Mağaza Kapattı: Büyüme Haritası Değişiyor

Fast-food zinciri KFC, yaklaşık bir yıl içerisinde ABD’de en az 312 restoranını kapattı. Local Falcon’un analizine göre bu rakam, markanın ülkedeki restoran ağının yaklaşık yüzde 7,6’sına karşılık geliyor. KFC, ABD’de küçülürken uluslararası pazarlardaki büyümesini sürdürüyor.

Fast-food sektörünün önde gelen markalarından KFC, ABD pazarındaki restoran sayısını azaltıyor. Local Falcon’un KFC’nin mağaza bulucu verileri ve Google Haritalar üzerinden yaptığı analize göre marka, 15 Temmuz 2025 ile 6 Temmuz 2026 arasında ABD’de en az 312 restoranını kapattı. Yaklaşık bir senelik dönemi kapsayan analize göre KFC’nin ABD’deki restoranlarının en az yüzde 7,64’ü kapandı.

KFC Net restoran sayısı 187 azaldı

kfc

KFC’nin resmi mağaza bulucu verileri de ABD’deki küçülmeyi destekliyor. Şirketin ülkedeki restoran sayısı 14 Temmuz 2025’te 4 bin 89 iken, 14 Temmuz 2026’da 3 bin 784’e geriledi.

Ancak farklı kaynaklardaki kapanış rakamları aynı yönteme dayanmıyor. Yum! Brands’ın resmi verilerine göre KFC, Ocak 2025-Mart 2026 arasında ABD’de 207 restoranını kapattı. Aynı dönemde yeni açılan restoranlar da hesaba katıldığında net restoran sayısı 187 azaldı.

Ancak ABD’deki küçülme, KFC’nin küresel büyüme stratejisinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Markanın çatı şirketi Yum! Brands’ın verilerine göre KFC, 2025 yılında ABD dışındaki pazarlarda 2 bin 971 yeni restoran açtı. 2026’nın ilk çeyreğinde ise küresel ağına 643 yeni restoran eklendi.

KFC de haziran ayında yaptığı açıklamada yeni restoran konseptleri, yenilenen marka kimliği ve menü değişiklikleriyle küresel ölçekte yeni bir döneme girdiğini duyurdu. Marka, 150’den fazla ülkede 34 bini aşkın restoranıyla faaliyet gösteriyor.

Böylece KFC, ABD’deki restoran ağını küçültürken uluslararası pazarlarda büyümeye devam ediyor. Markanın önümüzdeki dönemde odağını yeni restoran konseptleri ve uluslararası büyüme üzerinden şekillendirmesi bekleniyor.

Tekstil ve Hazır Giyimde Yükseliş Başlayacak

Türk moda endüstrisinin küresel ölçekteki prestij organizasyonu ve aynı zamanda alanında Avrupa’nın en büyüğü olan İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı (IFCO), Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da katıldığı törenle 10’uncu kez kapılarını açtı. 

omer bolat 2

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon ihracatçıları Birliği (İHKİB) tarafından düzenlenen İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı (IFCO) için alım gruplarının yanı sıra beş kıtadan binlerce seçkin alıcı İstanbul’a geldi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, açılış töreninde yaptığı konuşmada, tekstil ve hazır giyimin Türkiye’nin sanayiciliği öğrendiği ilk sektör olduğunu söyledi. Türkiye’nin ihracatı da tekstil ve hazır giyimden öğrendiğini vurgulayan Bolat, şöyle devam etti:

“70’li yıllarda iplik kumaşla başlayıp, 80’lerden sonra konfeksiyon ve giyimle devam eden bir trend yaşandı. Ben her zaman şunu söyledim: ‘Biz tekstil ve hazır giyim sektörüne çok önem veriyoruz. Bu iki sektörü asla göz ardı etmiyoruz. Çıkarılan tevatürlerin hiçbirinin gerçekliği yok; sıkıntı var ama çıkış başlayacak.’ dedim. Nitekim bu yıl tekstilde ihracat artışı başladı. Konfeksiyon neredeyse geçen yıla paralel gidiyor. Yılın ikinci yarısında onun da artıya geçeceğine yürekten inanıyorum. Türkiye’nin sanayideki başarısı, kalitesi teknolojik üstünlüğü, hızlı teslimat, tasarım, marka değerleri ihracatımıza büyük katkı yapıyor. Bu yılın yedi aylık döneminde hazır giyim ihracat birim fiyatı yüzde 10 arttı. Bu Türk hazır giyim sektörünün üstünlüğünden kaynaklandı.”

2025’te IFCO’ya katılan firmalara 108 milyon TL destek verildi

Fuarları, ihracatçıların dünya pazarlarına açılan kapıları olarak gördüklerini belirten Bakan Bolat, Ticaret Bakanlığı olarak, sektörün yükselen üretim gücünü ve rekabet kapasitesini küresel platformlarda görünür kılan IFCO’yu desteklemeyi kararlılıkla sürdürdüklerini söyleyerek, “2025’in Şubat ve Ağustos aylarında düzenlenen IFCO fuarlarında toplam 524 katılımcı firmamıza yaklaşık 108 milyon TL destek verdik. Bu yıl Şubat ayında düzenlenen IFCO için de halihazırda 215 katılımcıya yaklaşık 55 milyon TL tutarında destek ödemesi yaptık.” dedi.

Eylül’de açıklanacak OVP’de farklı destekler gelmeli

mustafa gultepe

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de, üretim ve ihracatın Türkiye ekonomisinin en önemli dinamiklerini oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye büyük bir ülke. 400 milyar dolara yakın mal ve hizmet ihracatımız var. Biz, ‘bu ihracat Türkiye’ye yetmez’ diyoruz.  Yüzde 3-4’lük ihracat artışları bize yetmez. Hazır giyimde daha fazla sorun olmakla birlikte sanayinin, üretimin, ihracatın genelinde problemlerin yaşandığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bu yaşananlar Türkiye’nin problemi. Sanayicinin ve ihracatçının fedakarlığıyla enflasyon bu noktaya kadar geldi. Eylül ayında açıklanacak Yeni Orta Vadeli Program’da (OVP) sanayiye farklı desteklerin gelmesi lazım. Çünkü son dönemlerde Türkiye’nin büyümesine ihracatçılar olarak katkı veremiyoruz. Bu da bizi üzüyor. Biz büyümenin en az yarısının üretim ve ihracattan gelmesini istiyoruz. Üreten ülkeler refahını garanti alabiliyor. Biz de ülkemizi üretimle ihracatla büyütmenin gayretindeyiz. Ben, zorun geride kaldığını düşünüyorum. Yılın ikinci yarısında daha iyi bir ihracat artışı olacağına inanıyorum.”

IFCO, bir fuardan çok daha büyük anlam taşıyor

mustafa pasahan

İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan da konuşmasında IFCO’nun Türk moda endüstrisi için bir fuardan çok daha büyük anlamlar taşıdığının altını çizdi. IFCO’nun, İstanbul’u küresel moda merkezi yapma sürecinin kilometre taşlarından biri olduğunun belirten Paşahan, “Dört yılda büyük mesafe kat ettik. IFCO’yu, Türk moda endüstrisini dünyaya anlatan, tasarımı üretimle, markaları alıcılarla, vizyonu ticaretle buluşturan uluslararası bir platforma dönüştürdük. Bugün burada küresel alım gruplarını ve onlarca ülkeden binlerce ziyaretçiyi ağırlıyoruz.” dedi.

Taleplerimiz karşılanırsa 2027’de toparlanma başlar

Türk hazır giyim sektörünün yalnızca fabrikalardan ibaret olmadığını vurgulayan Paşahan, sektörün katma değerli üretimi, istihdamı ve ihracatıyla Türkiye ekonomisi için stratejik önemini sürdürdüğünü belirtti. 81 ilin yanı sıra yüzlerce ilçede üretim yaptıklarını ve 2025’i 16,8 milyar dolar ihracatla kapattıklarını anlatan Paşahan, şunları söyledi:

“İhracatımızda üç yıldır devam eden daralmaya rağmen 2025’te 12,5 milyar dolar cari fazla verdik. Hep söylüyorum. Hazır giyim gibi yedi sektör daha olsaydı, Türkiye 2025’te cari açık vermeyecekti. Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, tam iki yıl önce burada, bu kürsüde yaptığı konuşmada, ‘Tekstil ve hazır giyim Türk sanayinin gözbebeği.’ demişti. Bakanımız göreve başladığından bu yana hep sektörümüzün yanında yer alıyor. Ekibiyle birlikte tüm sorunlarımızla yakından ilgileniyor. Kısa sürede prestijli fuarlar kapsamına alınan IFCO için bugün metrekare başına 6 bin 840 TL destek veriliyor. Bu önemli destek için Bakanımıza, bakan yardımcılarımıza ve değerli bürokratlarımıza teşekkür ediyorum. Ama bir gerçeği burada dile getirmek istiyorum. Sektörü yeniden ayağa kaldırmak için yeni çözümler geliştirmek durumundayız. İHKİB olarak biz çözüm önerilerimizi ve taleplerimizi ilgili kurumlarımızla paylaştık. Taleplerimiz karşılanırsa 2027’den itibaren toparlanmayı başlatıp, 2030’da sektörü farklı bir yere getirebiliriz.”

“Türkiye pahalı” algısının yerleşmesi çok tehlikeli

fuar2

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de açılışta yaptığı konuşmada, “Türkiye’de enflasyonla döviz kuru arasındaki makas, sadece son yedi ayda ilave olarak yüzde 10’un üzerinde açıldı. Bu da bizi zorlamaya devam ediyor. Bu süreç sadece ihracatçıyı zorlamakla kalmıyor, yabancıların ülkemizdeki alışverişi de azalıyor. Türk vatandaşlarının yurt dışındaki alışverişinde ise artış görünüyor. Burada aleyhimize bir durum gelişiyor. ‘Türkiye pahalı’ algısının yerleşmesi çok tehlikeli. Bu algı yerleşirse turizmimiz de olumsuz etkilenir.” ifadelerine yer verirken; İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan da, “OVP’nin açıklanmasına günler kaldı. Türkiye sanayisi, Türkiye sanayi ihracatı bu programda çok daha farklı bir bakış açısı istiyor. Son üç-dört yılda sadece enflasyonu düşürmeyi hedefleyen bir program anlayışının bizi iç ve dış nedenlerle getirebildiği nokta burası. Görünüyor ki enflasyon uğruna Türkiye sanayisi feda ediliyor. Biz Türkiye sanayisini kolay oluşturmadık. Dolayısıyla değerlendirmelerimizi yeniden yapmak durumundayız.” dedi.

İstanbul Valisi Davut Gül ise “Dünyada kurulan bütün dengelerin ortadan kalktığı, güvenliğin ön plana çıktığı ve en önemli başarının mevcudu korumak olduğu bir dönemdeyiz.” diyerek, bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Türkiye’de güvenli bir üretim ortamının devam etmesinin önemli bir başarı olduğunu kaydetti.

En İyi İşverenler™ Sektör Listeleri Açıklanmaya Başladı: Dört Sektörün Öncüleri Belli Oldu

Great Place To Work® Türkiye; Finansal Hizmetler & Sigortacılık, Üretim & İmalat, Teknoloji ve Sağlık Hizmetleri & Farma sektörlerinde çalışan deneyimiyle öne çıkan organizasyonları açıkladı. Great Place To Work For All™ metodolojisi kapsamında gerçekleştirilen değerlendirmede, çalışanların iş yeri deneyimleri ile kurumların organizasyon kültürü karşılaştırmalı olarak analiz edildi.

Bu yıl açıklanan En İyi İşverenler™ Sektör Listeleri kapsamında; çalışanların iş yeri deneyimleri Trust Index™ anketi, kurum kültürleri ise Culture Brief™ verileri üzerinden değerlendirildi. Great Place To Work For All™ metodolojisiyle gerçekleştirilen karşılaştırmalı analizler sonucunda yüksek güven kültürü ve pozitif çalışan deneyimi sunan organizasyonlar, sektörlerinin En İyi İşverenleri™ arasında yer almaya hak kazandı.

Teknoloji sektöründe güven, çalışan bağlılığını güçlendiriyor

gptw sektor listeleri 2

Best Workplaces in Technology™ 2026 listesinde bu yıl 21 şirket yer aldı. Liste şirketlerindeki çalışanların %86’sı organizasyonlarını harika bir iş yeri olarak tanımlıyor. Geçen yıla göre 7 puan yükselen bu oran, standart şirketlerin ise 33 puan üzerinde gerçekleşti.

Çalışanların şirketlerini tavsiye etme eğilimindeki artışın, yöneticilere duyulan güvenle paralel ilerlemesi dikkat çekti. Bulgular, teknoloji sektöründeki güçlü liderlik uygulamalarının çalışan bağlılığını ve olumlu iş yeri algısını besleyen temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koydu.

Finans sektöründe kariyer fırsatları kadar adalet algısı da belirleyici

Bu yıl 12 organizasyon, Best Workplaces in Financial Services & Insurance™ 2026 listesine girmeye hak kazandı. Liste şirketlerindeki çalışanların %82’si iş yerlerini harika bir iş yeri olarak tanımlarken, bu oran standart şirketlerin 29 puan üzerinde gerçekleşti.

Mesleki gelişim fırsatlarına yönelik olumlu algı, son bir yılda 5 puan artarak %79’a ulaştı. Terfi süreçlerindeki adalet algısında da ilerleme görülmesi, sektörün kariyer gelişimi konusunda olumlu bir dönüşüm içinde olduğunu gösterdi. Bununla birlikte bulgular, gelişim fırsatlarının çalışan bağlılığına dönüşebilmesi için adil ve şeffaf kariyer yollarıyla desteklenmesi gerektiğine işaret etti.

Sağlık ve farmada çalışan deneyimini liderlikte tutarlılık belirliyor

Bu yıl 12 organizasyon, Best Workplaces in Healthcare & Pharma™ 2026 listesine girmeye hak kazandı. Çalışanların iş yerlerine duyduğu güveni ölçen Trust Index™ skoru 86 ile yüksek seviyesini korudu. Liste şirketlerindeki çalışanların %84’ü yöneticilerin söyledikleriyle yaptıklarının birbiriyle uyumlu olduğunu belirtirken, standart şirketlerde bu oran %49’da kaldı.

Aradaki 35 puanlık fark, sağlık ve farma sektöründe güçlü çalışan deneyiminin temelinde güvenilir ve tutarlı liderliğin bulunduğunu gösterdi. Bu liderlik anlayışı; çalışanların kendilerini değerli hissetmelerini, bağlılığı ve uzun vadede organizasyonun bir parçası olmak istemelerini destekliyor.

Üretim ve imalatta istikrarı şeffaf iletişim ve yenilikçilik destekliyor

eyup toprak gptw ceo

Çalışan deneyimiyle öne çıkan 24 organizasyonun yer aldığı Best Workplaces in Manufacturing & Production™ 2026 listesinde, Trust Index™ skoru 75 seviyesini korudu. Çalışanların iş yerlerini “harika bir iş yeri” olarak tanımlama oranı ise %76’dan %78’e yükseldi. Bu tablo, genel güven düzeyi sabit kalırken çalışanların iş yerlerine yönelik olumlu algısının güçlendiğini gösterdi.

En belirgin ilerleme, yöneticilerin önemli konular ve değişiklikler hakkında çalışanları düzenli olarak bilgilendirmesinde görüldü. Yenilikçi çalışma yöntemlerinin desteklenmesi ve başarıların birlikte kutlanmasına yönelik algının da yükselmesi, üretim sektöründe güçlü çalışan deneyiminin şeffaf iletişim ve yeniliğe açık bir kurum kültürüyle şekillendiğini ortaya koydu.

Great Place To Work® Türkiye CEO’su Eyüp Toprak sonuçları şöyle değerlendirdi:

“Bir iş yerini harika yapan, sunduğu imkânların ötesinde çalışanlarına her gün yaşattığı güven duygusudur. Bu yılın sonuçları; tutarlı liderlik, açık iletişim ve gelişim fırsatlarının çalışan bağlılığını doğrudan güçlendirdiğini gösteriyor. En İyi İşverenler™, güveni söylemden çıkarıp iş yeri kültürünün parçası hâline getiren organizasyonlardır.

Great Place To Work® Best Workplaces in Technology ™2026

10-99 Çalışan Sayısı Kategorisi

TRIPY
CIRCLE GAMES
KRIKO
NEOWISE TEKNOLOJİ
PERA SOFT DİJİTAL ÇÖZÜMLER
NGC
PAPCORNS
BYTE
TEKLİFİMGELSİN
SECHARD BİLGİ TEKNOLOJİLERİ
LOOP GAMES
CALIGO

100-499 Çalışan Sayısı Kategorisi

CODEWAY
ING HUBS TÜRKİYE
TEKNASYON
ECZACIBAŞI BİLİŞİM
ALBARAKATECH
ODINE
MOBILIZ

500+ Çalışan Sayısı Kategorisi

ARCHITECHT BİLİŞİM
MIKROGRUP

Great Place To Work® Best Workplaces in Financial Services & Insurance™ 2026

10-99 Çalışan Sayısı Kategorisi
CREDIN
VAKIF GYO
AKLEASE

100-499 Çalışan Sayısı Kategorisi
ANKARA SİGORTA
TÜRKİYE VARLIK FONU YÖNETİMİ
MASTERCARD
PLUXEE TÜRKİYE
KATILIM EMEKLİLİK
METLIFE


500+ Çalışan Sayısı Kategorisi
TÜRKİYE SİGORTA
TOM
ALLIANZ TÜRKİYE

Great Place To Work® Best Workplaces in Healthcare & Pharma™2026

10-99 Çalışan Sayısı Kategorisi

GMR PHARMA
İDEOGEN İLAÇ
VYGON TÜRKİYE
CHIESI

100-499 Çalışan Sayısı Kategorisi

ABBVIE
SERVIER İLAÇ VE ARAŞTIRMA
ASTELLAS
ZEOTIS
STRYKER
LILLY TÜRKİYE

500+ Çalışan Sayısı Kategorisi

MEDICAL POINT
ASTRAZENECA TÜRKİYE

Great Place To Work® Best Workplaces in Manufacturing & Production™ 2026

10-99 Çalışan Sayısı Kategorisi
DE LA PAU COFFEE
PRINTPARK OFSET VE AMBALAJ
WORIMEX
IC İÇTAŞ GES
GALATA WIND ENERJİ
SPINTEKS TEKSTİL
LEROY TÜRKİYE SU ÜRÜNLERİ


100-499 Çalışan Sayısı Kategorisi
MAGNA SEATING
BEGÜM REFERANS HOLDİNG
AMCOR SPECIALTY CARTONS İZMİR
FLORA FOOD GROUP
VIESSMANN
FERSAN FERMANTASYON
SELUZ
ORGANİK KİMYA

500+ Çalışan Sayısı Kategorisi
HUGO BOSS
HORSE POWERTRAIN
ENERJİSA ÜRETİM
COATS
EREN ENERJİ
KRAFT HEINZ TÜRKİYE
SÜTAŞ
SANMAR DENİZCİLİK
LİMAK ÇİMENTO

Aras Kargo Yeni Yatırım Planını Açıkladı

Aras Kargo, önümüzdeki üç yılı kapsayan dönüşüm programını ve 100 milyon Euro’luk yeni yatırım planını açıkladı. Şirket; operasyon, teknoloji, müşteri deneyimi ve insan kaynakları alanlarında dönüşüm hedefliyor.

28 transfer merkezi, 800’ün üzerinde şube ve yaklaşık 6 bin Aras Burası Esnaf noktasıyla faaliyet gösteren şirket, 2026’da İstanbul Fenertepe’nin yanı sıra Afyonkarahisar, Denizli, Diyarbakır, Düzce ve Kayseri’de yeni sorter ve transfer merkezi yatırımları gerçekleştirecek.

Müşteri deneyimi tarafında Yeni Nesil Şube konseptini 2027 sonuna kadar yaygınlaştırmayı planlayan Aras Kargo, Aras Burası 7/24 kargo otomatlarını da 20 noktaya taşıdı. Şube saatlerinden bağımsız olarak iade işlemi yapılabilen otomatlarda gönderiler için yüzde 40 indirim uygulanıyor.

Aras Kargo’nun teknoloji iştiraki Aras Digital tarafından geliştirilen yapay zekâ destekli rota optimizasyonu ve taşıma yönetim sistemleri ise Türkiye dışındaki operasyonlarda da kullanılıyor. Aras Global üzerinden de yaklaşık 4 bin KOBİ’nin 120’den fazla ülkeye ihracat yapabildiği belirtiliyor.

Dönüşümün vizyonunu ve büyüme hedeflerini değerlendiren Aras Kargo CEO’su Barbara Hagen şunları söyledi: 

kargo otomati

“Türkiye’ye ve büyüme potansiyeline güçlü bir şekilde inanıyoruz. Aras Kargo olarak bugün yalnızca kargo taşımıyor, Türkiye’nin ticaretinin ve e-ticaret ekosisteminin büyümesini mümkün kılan altyapıyı inşa ediyoruz. İnsan, teknoloji, operasyon ve sürdürülebilirlik odağında yürüttüğümüz çok boyutlu dönüşümle; yerel pazar liderliğimizi Avusturya Postanesi’nin uluslararası gücüyle birleştirirken, geliştirdiğimiz teknoloji ve operasyonel uzmanlığı Avrupa’ya da taşıyoruz. 

Son yıllarda 100 milyon Euro’nun üzerinde yatırım gerçekleştirdik, önümüzdeki üç yılda 100 milyon Euro daha yatırım yapacağız. Her yatırımımızı yalnızca bugünün kapasitesini artıran bir adım değil, Türkiye’nin gelecekteki büyümesini taşıyacak bir altyapı yatırımı olarak görüyoruz. Hedefimiz net: Teknolojiyle hızlanan, insanıyla güçlenen ve attığı her adımla daha sürdürülebilir bir Aras Kargo inşa etmek.”

Estée Lauder’da Toparlanma Sinyali: Güzellik Devi Büyümeyi Yeniden Kurmaya Çalışıyor

Estée Lauder Companies, uzun süredir devam eden yeniden yapılanma ve kârlılık baskılarının ardından toparlanma sinyallerini güçlendirdi. Şirket, 2026 mali yılının dördüncü çeyreğinde satışlarını artırırken net zararını önemli ölçüde daralttı ve yeni mali yıl için operasyonel kârlılık beklentisini yukarı çekti. Ancak tablo henüz tamamlanmış bir dönüşümden çok, uygulanan stratejinin sonuç vermeye başladığı erken bir aşamaya işaret ediyor.

Şirketin dördüncü çeyrek satışları %6,3 artışla 3,63 milyar dolara yükseldi. Net zarar ise geçen yılın aynı dönemindeki 546 milyon dolardan 116 milyon dolara geriledi. Organik net satışlar %5 büyürken, Estée Lauder’ın 2026/27 mali yılı için organik satış büyüme beklentisi %3-5 aralığında korunuyor; buna karşılık düzeltilmiş faaliyet marjı beklentisi %12,7-%13,5 seviyesine yükseltildi.

Büyümenin Motoru Parfüm ve Cilt Bakımı Oldu

estee lauder magaza

Estée Lauder’ın sonuçlarında dikkat çeken noktalardan biri, büyümenin kategoriler arasında eşit dağılmaması. Dördüncü çeyrekte parfüm satışları organik bazda %10, cilt bakımı ise %7 arttı. Özellikle Le Labo, Tom Ford ve Kilian Paris gibi markaların performansı, şirketin premium güzellik segmentindeki talebi yeniden yakalayabildiğini gösteriyor.

Buna karşılık makyaj kategorisinde büyüme sınırlı kalırken saç bakımında satışlar %1 geriledi. Estée Lauder CEO’su Stéphane de La Faverie’nin mesajı da bu nedenle önemli: şirket, parfüm ve cilt bakımında işe yarayan stratejiyi daha zayıf performans gösteren kategorilere taşımaya hazırlanıyor. Yani toparlanmanın temelinde yalnızca maliyet azaltımı değil, hangi markanın, ürünün ve kategorinin tüketicide yeniden arzu yarattığını bulmak bulunuyor.

Coğrafi tarafta da Asya-Pasifik bölgesi öne çıktı. Bölgedeki organik satışlar %9 artarken Çin’deki büyüme de pozitif seyretti. Şirket, Çin’de tüketiciye yönelik yatırımları artırırken indirim ve kampanya kullanımını azaltarak daha sağlıklı bir fiyatlandırma yapısı oluşturmaya çalışıyor.

“Beauty Reimagined” Artık Sonuç Üretmek Zorunda

estee lauder bronze goddess nuit kadin parfum edp 50 ml edp parfum estee lauder 70803 26 b

Estée Lauder’ın toparlanma hikâyesini yalnızca son çeyrek rakamlarıyla okumak eksik olur. Şirket, Beauty Reimagined dönüşüm planı kapsamında daha çevik bir organizasyon yapısına geçmeye, maliyetleri azaltmaya ve tüketiciyle doğrudan temas ettiği kanallara daha fazla yatırım yapmaya çalışıyor. Bu süreçte yaklaşık 10 bin kişilik iş gücü azaltımı da dahil olmak üzere kapsamlı bir yeniden yapılanma gerçekleştirildi.

Şirketin stratejisinde Amazon ve TikTok Shop gibi yüksek büyüme potansiyeli taşıyan kanalların yanı sıra fiziksel perakendede marka görünürlüğünü güçlendirmek de öne çıkıyor. M.A.C’in ABD’deki Sephora mağazalarındaki varlığının genişletilmesi de bu kanal stratejisinin örneklerinden biri.

Estée Lauder açısından asıl sınav, zararını azaltmaktan çok bu toparlanmayı sürdürülebilir bir büyüme modeline dönüştürmek olacak. Çünkü güzellik sektöründe tüketiciyi yeniden kazanmak yalnızca daha fazla ürün sunmakla değil; doğru ürün, doğru kanal, doğru fiyat ve doğru marka deneyiminin aynı anda kurulmasıyla mümkün.

Bu nedenle Estée Lauder’ın son sonuçları, lüks güzellik pazarında talebin tamamen geri döndüğünü söylemek için henüz yeterli değil. Ancak parfüm ve cilt bakımındaki güçlü performans, Çin’deki iyileşme ve marj beklentilerindeki yükseliş, şirketin yeniden yapılanma sürecinin finansal sonuçlara yansımaya başladığını gösteren önemli işaretler sunuyor.

Amazon’dan Sonra Uber Eats de Drone Teslimatına Geçiyor: Son Kilometre Havaya Taşınıyor

Drone ile teslimat, teknoloji gösteriminden çıkarak perakendenin gerçek operasyonlarına daha fazla girmeye başladı. Amazon, Prime Air drone teslimatını 2026 sonuna kadar ABD’de yaklaşık 500 şehir ve kasabaya yaymayı planlarken, Uber Eats de yiyecek siparişlerini drone’larla müşterilere ulaştırmak için Zipline ile yeni bir iş birliğine gidiyor.

ul0ptthbcq8dghdftrs5txhg3ylzzkez1fdkpusbvxoriyyhel6xh 3yyosxq0s9yqppmhez9rvzl190ro4pzx4q fkoskjtwe82fswn2da6g3trbg2ib3mbqoammoc2n33xdtgbz29ml fp huh52dxbothgfw4fdaobz wzueutxiytcbqz6cgbfgxi990

Amazon’un mevcut Prime Air operasyonu 11 lokasyonda çalışıyor. Yeni plan, hizmetin yaklaşık altı kat genişlemesini ve milyonlarca daha fazla müşteriye ulaşmasını hedefliyor. Drone’lar 5 pound’a kadar olan paketleri taşıyabiliyor ve özellikle hızlı teslimata uygun küçük siparişlere odaklanıyor. Amazon, bazı teslimatların 30 dakika içinde gerçekleşmesini hedefliyor.

Ancak Amazon’un ardından gelen Uber Eats hamlesi, teknolojinin kullanım alanını daha da genişletiyor. Uber, Zipline ile yaptığı ortaklık kapsamında Uber Eats siparişlerinin drone ile teslimatını başlatacak. İlk aşamanın Dallas-Fort Worth bölgesinde başlaması, ardından başka ABD şehirlerine yayılması planlanıyor. İki şirket uzun vadede günde 1 milyon drone teslimatına ulaşmayı hedefliyor.

Amazon Paket Taşıyor, Uber Eats Yemeği: Model Değişiyor

wtb0okz ndykeoedlchqe 6qvko0gdljm3 ws0c0 xy7z1odsfkeioooxzvtv1hdjrj2mlym7kntpijvgpo6cbecz9 gkvhn6aha2xht2uaxpnh1qo03sy33l6oxt

Amazon açısından drone teslimatının temel vaadi, küçük paketleri geleneksel kurye rotalarından bağımsız şekilde müşteriye daha hızlı ulaştırmak. Uber Eats tarafında ise aynı teknoloji, özellikle sıcak yemek teslimatındaki zaman baskısını çözme potansiyeli taşıyor.

Zipline’ın teknolojisiyle Uber Eats siparişlerinin yaklaşık 5-10 dakika gibi sürelerde teslim edilmesi hedefleniyor. Bu, bugün yaklaşık 30 dakikalık teslimat beklentisinin önemli ölçüde aşağı çekilebileceği anlamına geliyor.

Buradaki gelişme perakende açısından daha önemli bir dönüşümün işareti. Son kilometre artık yalnızca “en hızlı araç hangisi?” sorusuyla değil, siparişi fiziksel olarak müşteriye ulaştırmanın en verimli yöntemiyle yeniden tasarlanıyor.

Amazon’un geniş kapsamlı paket ağı ile Uber Eats’in yüksek frekanslı yemek siparişleri aynı teknolojiye yöneldiğinde drone teslimatının kullanım alanı da çeşitleniyor. Market ürünleri, hızlı tüketim ürünleri, küçük elektronik ürünler, ilaçlar ve yemek gibi farklı kategoriler için hava yoluyla teslimat modellerinin test edilmesi, gelecekte lojistik ağlarının daha hibrit hale gelebileceğini düşündürüyor.

Türkiye’de Aynı Model Uygulanabilir mi?

Türkiye açısından ise soru artık drone teslimatının teknik olarak mümkün olup olmadığı değil, hangi kategorilerde ticari olarak anlamlı hale gelebileceği.

Özellikle İstanbul gibi trafik yoğunluğunun yüksek olduğu şehirlerde hızlı teslimat, perakendeciler için önemli bir rekabet unsuru. Ancak yoğun yapılaşma, hava sahası düzenlemeleri, güvenlik, gürültü, iniş-bırakma noktaları ve tüketici adreslerinin fiziksel yapısı gibi faktörler modelin uygulanabilirliğini belirleyecek.

ABD’deki genişleme planlarında da düzenleyici izinler, güvenlik ve yerel toplulukların gürültü gibi konulardaki endişeleri önemli engeller arasında bulunuyor.

Bu nedenle Türkiye’de ilk kullanım alanının her siparişi drone ile teslim etmekten ziyade, hafif ürünlerin, acil ihtiyaçların ve yüksek hız beklentisinin bulunduğu belirli bölgelerde kontrollü teslimat modelleri olması daha olası görünüyor.

Amazon’un yüzlerce şehre yayılma planı ve Uber Eats’in yemek teslimatını drone ağına dahil etmesi, teknolojinin artık tekil pilot projelerden daha geniş bir lojistik stratejisine doğru ilerlediğini gösteriyor. Perakendede “son kilometre”nin geleceği belki de artık yolda değil, havada şekillenmeye başlıyor.

Lululemon İkinci El Pazarı Kendi Ekosistemine Taşıyor: “Like New” Kanada’da

Lululemon, ikinci el perakende stratejisini Kanada’ya taşıdı. Spor giyim markası, ABD’de 2021 yılında pilot olarak başlattığı Like New programını Kanada’da da kullanıma açarak müşterilerin kullanılmış Lululemon ürünlerini kendi platformu üzerinden alıp satmasına olanak tanıyor.

Archive iş birliğiyle hayata geçirilen modelde tüketiciler, kullanılmış ürünlerini platformda listeleyebilirken aynı zamanda diğer müşterilerin satışa sunduğu ürünleri de satın alabiliyor. Deneyimin tamamı Lululemon markası altında gerçekleşiyor; ürünlerin platformda nasıl sergileneceği ve merchandising süreci marka tarafından yönetilirken, alım-satım tarafında peer-to-peer teknoloji kullanılıyor.

Bu yaklaşım Lululemon için yalnızca sürdürülebilirlik odaklı bir uygulama değil. Marka, kendi ürünlerinin ilk satıştan sonraki yaşam döngüsünü de kendi ekosistemine dahil etmeye başlıyor.

İkinci El, Markayla İlişkinin Yeni Temas Noktasına Dönüşüyor

Lululemon’un Kanada hamlesi, ikinci el pazarının markalar açısından giderek daha stratejik bir kanala dönüştüğünü gösteriyor. Şirket, kullanılmış ürünlerin başka platformlarda satılmasını yalnızca dışarıdan izlemek yerine, bu ticareti kendi marka deneyiminin içine alıyor.

Burada önemli bir avantaj da ortaya çıkıyor: İkinci el ürün satın alan tüketici, markayla ilk kez daha erişilebilir bir fiyat seviyesinde tanışma fırsatı bulabiliyor. Böylece resale kanalı yalnızca mevcut müşterinin ürününü elden çıkardığı bir alan değil, yeni müşteriler için potansiyel bir giriş noktası haline geliyor.

Lululemon’un ürün kalitesi ve teknik performansını Like New programının temel gerekçelerinden biri olarak göstermesi de dikkat çekici. Uzun ömürlü ürünler, ikinci el ekonomisinde daha güçlü bir değer yaratırken markanın ürün kalitesi söylemini de destekliyor.

Türkiye İçin de Takip Edilmesi Gereken Model

Lululemon’un Kanada’da Like New’i İngilizce ve Fransızca olarak kullanıma sunması, modelin farklı pazarlara ölçeklenebilen bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Şirket ayrıca 14-21 Eylül tarihleri arasında Kanada’da sınırlı süreli bir mail-in trade-in uygulaması başlatarak müşterilerin uygun ürünleri gönderip gelecekteki alışverişlerinde kullanabilecekleri kredi almalarını sağlayacak.

Bu model Türkiye açısından da özellikle moda, spor giyim ve outdoor kategorilerinde dikkat çekici. Markalar için ikinci el artık yalnızca sürdürülebilirlik iletişiminin bir parçası değil; müşteri kazanımı, sadakat, ürün yaşam döngüsü ve yeni gelir fırsatlarının kesiştiği bir perakende kanalı haline geliyor.

Lululemon’un Like New hamlesi, markaların gelecekte yalnızca “yeni ürün satışı” üzerinden değil, ürünün kullanım ömrünün tamamı boyunca tüketiciyle kurduğu ilişki üzerinden değer yaratabileceğini gösteren örneklerden biri olarak öne çıkıyor.

Nestlé Kahvaltılık Gevrekler ve Migros’tan Kadın Girişimcilere 800 Bin TL Destek

Nestlé Kahvaltılık Gevrekler ve Migros, tarım ve gıda alanında faaliyet gösteren ya da bu alanlara yönelik iş fikri bulunan kadın girişimciler için hayata geçirdiği Tam Tahıl Tam Destek Projesi’ni ikinci yılında sürdürüyor. Projenin ikinci dönem başvuruları başladı.

Program kapsamında kadın girişimcilere eğitim, uzman mentorluk desteği, fikir maratonu ve profesyonel iş ağına erişim imkânı sunulacak. Programın sonunda seçilecek üç girişim, fikirlerini geliştirmek ve hayata geçirmek üzere hibe desteği alacak.

İlk yılında 1.000’e yakın kadın girişimciye ulaştı

Projenin ilk döneminde 1.000’e yakın kadın girişimci; markalaşma, dijital pazarlama, tasarım odaklı düşünme, iyi tarım uygulamaları, üretimden rafa kalite süreçleri ve etkili sunum teknikleri gibi farklı alanlarda eğitim aldı.

Program sonunda gerçekleştirilen fikir maratonunda seçilen üç girişim hibe desteği almaya hak kazandı. Girişimciler ayrıca üç ay süren mentorluk programıyla iş modellerini geliştirme ve fikirlerini güçlendirme fırsatı buldu.

Üç girişime toplam 800 bin TL destek

Projenin ikinci döneminde de tarım ve gıda alanında değer yaratmayı amaçlayan iş fikirleri desteklenecek. Eğitim ve mentorluk sürecinin ardından düzenlenecek fikir maratonunda seçilen üç proje, toplam 800 bin TL’lik hibe desteğinden yararlanacak. Katılımcılar aynı zamanda profesyonel iş ağına katılarak yeni iş birlikleri geliştirebilecek.

“Kadınların tarımdaki dönüşümün önemli aktörleri olduğuna inanıyoruz”

nestle web kucuk

Nestlé Kahvaltılık Gevrekler Genel Müdürü Esra Ateş: “Tam Tahıl Tam Destek’in ilk yılında, tarım ve gıda alanında değer yaratmak isteyen kadın girişimcilerin güçlü fikirlerine ve yüksek potansiyeline yakından tanıklık ettik. Eğitimler, mentorluk süreci ve fikir maratonu boyunca ortaya çıkan yenilikçi projeler, tarımın geleceği adına bize umut verdi. İlk yıl elde ettiğimiz bu deneyim ve gördüğümüz ilgi, projeyle ne kadar doğru bir ihtiyaca dokunduğumuzu ortaya koydu. Bu yıl da yeni girişimcilerin fikirlerini geliştirmelerine katkı sunacak eğitimler, mentorluk desteği ve iş birlikleriyle onların yolculuklarına eşlik etmekten mutluluk duyacağız. Çünkü kadınların tarım ve gıdadaki dönüşümün öncü aktörleri olduğuna inanıyoruz.” 

“Tarımın ve kadın girişimcilerin yarınlarını güçlendiren bu proje, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım”

migros web kucuk

Migros FMCG Gıda Pazarlama Direktörü Caner Yaman: “Migros olarak, her zaman yerel üretimi, sürdürülebilir tarımı ve kadın emeğini destekleyen projelerin içerisinde yer almaya önem veriyoruz. Tam Tahıl Tam Destek projesinin ikinci yılında da kadın girişimcilerin tarım ve gıda alanındaki yenilikçi fikirlerini geliştirmelerine destek olmaktan dolayı mutluyuz. Projenin sunduğu gelişim fırsatlarının yanı sıra profesyonel iş ağına erişim imkanının da girişimcilerin yolculuklarına değer katacağına inanıyoruz. Tarımın ve kadın girişimcilerin yarınlarını güçlendiren bu projenin, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz” 

Ülker Bisküvi 2026 Yılı İlk Yarı Finansal Sonuçlarını Açıkladı

Ülker Bisküvi, Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamada, 2026 yılı ilk yarıyıl cirosunu 63 milyar TL olarak açıkladı. Şirketin aynı dönemi yüzde 13 FAVÖK marjıyla bitirdiği belirtildi.

Ülker Bisküvi, 2026 yılının ilk yarısına ait cirosunu KAP’a açıkladı. İlk yarıyıl cirosunu 63 milyar TL olarak açıklayan şirket, aynı dönemi yüzde 13 Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr (FAVÖK) marjıyla bitirdi.

Türkiye’nin önemli bir üretim ve ihracat üssü olduğunu dile getiren Ülker CEO’su Özgür Kölükfakı şirketin ilk yarıyıldaki çalışmalarıyla ilgili şu bilgileri aktardı:

ekonomist image 111 211fee9e98054d

“Türkiye’den ihracatta tonaj olarak bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,4 büyüme sağladık. Yılın ilk altı ayında ülkemizde atıştırmalık sektöründe, Suudi Arabistan ve Mısır’da ise bisküvi pazarında liderliğimizi sürdürdük. Yılın altı ayını 63 milyar TL ciro ile bitirdik. ‘Ülker Varsa Mutluluk Var’ diyerek ikonik markalarımızla, inovasyonlarımızla, sürdürülebilirlik çalışmalarımız ve topluma katkılarımızla tüketicilerimize, iş ortaklarımıza, ülkemize değer katmaya devam ediyoruz. Tüketicilerimizin beklentilerini, farklılaşan öğün alışkanlıkları gibi ihtiyaçlarını odağımıza alarak; çeşitli yaşam tarzlarına uygun, yenilikçi ürün portföyü hazırladık. Yılın altı aylık bölümündeki yeni ürünlerimiz arasında Ülker Çikolata Fındık Rüyası tablet, Ülker Çikolata yüzde 90 bitter, Albeni Mozaik, Hanımeller Limon Soslu Kurabiye, Dankek Mini Rulo, Çizi Big Bang çeşitlerini sayabilirim. Bütünsel iyilik konusunda Go Ahead markamızı büyütüyoruz. Go Ahead Yer Fıstıklı ve Taco Aromalı protein cipsi lansmanını gerçekleştirdik.”

“Sürdürülebilir tarımı destekliyoruz”

İsrafsız şirket kültürüyle, sürdürülebilirliğin iş yapış biçimlerinin merkezinde yer aldığını söyleyen Kölükfakı, yılın ilk yarısında da bu alandaki çalışmalarını aynı kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayarak, “Sürdürülebilir tarıma yönelik Buğdayda Onarıcı Tarım, Fındıktan Fazlası ve Kakaodan Fazlası projelerimize eğitimler, teknik ekipman, fidan destekleriyle devam ediyoruz. Ambalaj tasarım süreçlerinde çevresel etkiyi azaltacak ve malzeme kullanımını optimize edecek çözümler geliştiriyoruz. Plastik ambalajlarımızın yüzde 100’ü geri dönüşüme uygun olarak tasarlandı. Dijital dönüşümü mümkün olan her noktada kullanmaya özen gösteriyoruz. Endüstri 4.0 ve yapay zekâ uygulamalarını satıştan üretime, pazarlamadan tedarik zincirine entegre ederek veri entegrasyonu, maliyet yönetimi ve operasyonel verimlilikte kazanımlar elde ediyoruz. Yapay zekâyı yalnızca teknoloji yatırımı olarak değil, verimlilik ve gelecekteki rekabet gücümüzü yeniden kurguladığımız, büyüme stratejimizin temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyoruz. Bu doğrultuda Yapay Zekâ Dönüşüm Ofisi’ni kurduk ve Yapay Zekâ Yürütme Komitesi’ni hayata geçirdik” ifadelerini kullandı.

“Türk sporunun yanında yer alıyoruz”

Türk sporuna her zaman destek olduklarını belirten Kölükfakı, “Mutlu Et, Mutlu Ol felsefesiyle uzun yıllardır Türk sporunun yanında yer alıyoruz. Dünya Kupası’nda A Milli Erkek Futbol Takımımıza kampanyamızla destek verdik. Türk basketbolunun gelişimine yönelik Türkiye Basketbol Federasyonu’yla kapsamlı bir iş birliğine imza attık ve Basketbol Milli Takımlarının üç yıl süreyle resmi sponsoru olduk. Ayrıca altyapıya destek amacıyla Basketbol Gençler Ligi’ne adımızı verdik. Bununla birlikte Turkcell Basketbol Gelişim Merkezi’nde altyapı takımlarına ayrılmış üç spor salonu bundan sonra Ülker Altyapı Salonları olarak anılacak. Türk basketbolunun geleceğine, çocuklarımıza ve gençlerimize yaptığımız güçlü bir yatırımın göstergesi. Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığımızın çocuklara yönelik ‘Maarifin Kalbinde Çocuk – Ramazan Şenliği ve Maarifin Kalbinde Çocuk – 23 Nisan Çocuk Köyü’ projelerinin ana destekçisi olduk. Önümüzdeki dönemde de üretim, istihdam, ihracatın yanı sıra sürdürülebilir büyüme, yapay zeka, inovasyon ve dijitalleşme alanlarındaki yatırımlarımızla ülkemize ve paydaşlarımıza değer katmaya devam edeceğiz” diye konuştu.