Ana Sayfa Blog Sayfa 36

ŞOK Marketler 2026 Yılı İlk Yarı Finansal Sonuçlarını Açıkladı

ŞOK Marketler, 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) açıkladı. Şirket, yılın ilk altı ayında satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 7 artırarak 167,8 milyar TL’ye ulaştırdı. 

Mağaza sayısını 11 bin 175’e, çalışan sayısını ise 52 bin 790’a çıkaran ŞOK Marketler, yeni mağaza yatırımları, güçlü tedarik zinciri ve verimlilik odaklı operasyonel yapısıyla istikrarlı performansını sürdürdü.

Yeni mağaza konseptiyle büyümesini sürdürdü


ŞOK Marketler, yılın ilk yarısında Türkiye genelinde yeni mağaza yatırımlarına devam etti. Açılan mağazaların önemli bölümünü alışveriş deneyimini zenginleştiren yeni mağazalar oluşturdu. ŞOK Marketler’in standart mağazalarına kıyasla daha büyük satış alanı ve daha geniş bir ürün portföyüne sahip olan yeni konsept mağazalarında müşterilere kafe, yeme-içme alanları, günlük taze fırın ürünleri, hazır yemek seçenekleri gibi yenilikler sunuluyor.

Gıda güvenliği yatırımları devam ediyor


Gıda güvenliği alanındaki yatırımlarını sürdüren ŞOK Marketler, pestisit analizi uygulamasının kapsamını genişletmeye de devam ediyor. Meyve-sebze tedarik platformlarında kurulan son teknoloji laboratuvarlarda taze meyve ve sebzeler raflara ulaşmadan önce pestisit analizinden geçiriliyor. Domatesle başlayan uygulama, daha sonra biber grubu ve narenciye ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildi. Üreticilere analiz sonuçları doğrultusunda geri bildirim sağlanırken, ziraat mühendisleri aracılığıyla doğru ilaçlama ve doğru tarım uygulamaları hakkında eğitim veriliyor. Analiz sonuçları QR kodlar aracılığıyla Cepte ŞOK uygulaması üzerinden müşterilerle de paylaşılıyor.

Öz markalı ürünler uluslararası lezzet ödülleriyle taçlandı

şok marketler 2026 yılı ilk yarı finansal sonuçlarını açıkladı-1


ŞOK Marketler, International Taste Institute’un 2026 Üstün Lezzet Ödülleri’nde 13 öz markalı ürünüyle ödüle layık görüldü. Lezzetleriyle uluslararası ölçekte takdir gören bu ürünler, tüketicinin beğenisini kazanmaya devam ediyor. “Yatırımlarımızla büyümemizi sürdürürken, müşteri deneyimini de güçlendiriyoruz” 2026 yılı ilk yarı sonuçlarını değerlendiren ŞOK Marketler CEO’su Uğur Demirel, “2026 yılının ilk yarısında güçlü finansal performansımızı operasyonel yatırımlarımız ve verimlilik odaklı yaklaşımımızla destekleyerek büyümemizi sürdürdük. Yeni mağazalarımızla erişim ağımızı genişletirken, yeni ŞOK 2.0 mağaza konseptimizle müşterilerimize daha modern, konforlu ve zengin bir alışveriş deneyimi sunuyoruz. Tüketicinin günlük yaşam alışkanlıklarına uygun pratik çözümler sunan Cepte ŞOK uygulamamızla dijital kanallarımızı güçlendirirken, müşterilerimize online siparişlerinde mağaza fiyatlarıyla alışveriş yapma imkânı sunuyoruz. Yeni nesil sadakat programımız Win ile hem mağazalarımızda hem de online kanallarımızda müşterilerimize alışverişlerinde çeşitli avantajlar sağlıyoruz. Gıda güvenliği alanında ise pestisit analizi uygulamamızın kapsamını genişletmeye devam ediyoruz. Amacımız müşterilerimize güvenle tüketebilecekleri taze meyve-sebzeleri ulaştırırken, üreticilerimizin doğru tarım uygulamalarını da desteklemek. Önümüzdeki dönemde de operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve müşteri deneyimine odaklanan yatırımlarımızı sürdürerek tüm paydaşlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz” dedi

AI Ucuz Bir Verimlilik Aracı Olmaktan Çıkıyor: Perakendede Asıl Soru Artık “Kullanmalı mıyız?”

Yapay zekâ son iki yılda şirketler için düşük maliyetli bir verimlilik aracı gibi konumlandı. İçerik üretiminden müşteri iletişimine, araştırmadan muhasebe süreçlerine kadar birçok işin daha az kaynakla yapılabilmesi, özellikle küçük işletmeler açısından AI kullanımını cazip hale getirdi. Ancak yapay zekâ şirketlerinin yüksek altyapı ve hesaplama maliyetleri, bu modelin uzun vadede aynı fiyatlarla sürdürülebileceğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

AI şirketlerinin büyüme döneminde düşük fiyatlarla sunduğu hizmetlerin maliyetinin zaman içinde daha fazla kullanıcıya ve daha yoğun kullanıma bağlı olarak artması, abonelik fiyatlarının yükselmesi, kullanım limitlerinin daralması ve ücretsiz paketlerin azalması ihtimalini gündeme getiriyor. OpenAI’ın 2026’da 14 milyar dolar zarar etmesinin beklendiğine yönelik projeksiyonlar da AI sektöründeki maliyet baskısının boyutunu ortaya koyuyor.

Buradaki kritik nokta, AI’ın bir anda pahalı hale gelmesinden çok, şirketlerin bugünkü fiyatları kalıcı kabul ederek süreçlerini bunun üzerine kurması. AI maliyetleri yükseldiğinde, daha önce “verimlilik” olarak görülen bazı kullanım alanlarının gerçekten ekonomik değer yaratıp yaratmadığı yeniden hesaplanmak zorunda kalabilir.

Perakendede AI Kullanımının ROI Testi Başlıyor

ai

Perakende sektörü açısından bu tartışma daha da önemli. Markalar ve perakendeciler AI’ı ürün açıklamalarından kampanya içeriklerine, müşteri hizmetlerinden talep tahminine, fiyatlandırmadan stok yönetimine kadar geniş bir alanda kullanmaya başladı. Ancak bütün bu kullanım alanlarının aynı ekonomik değeri üretmesi beklenmemeli.

Örneğin bir müşteri hizmetleri chatbotunun basit soruları yanıtlaması ile talep tahmini yapan, farklı veri kaynaklarını analiz eden veya karmaşık bir kampanya optimizasyonu gerçekleştiren bir AI sisteminin maliyet ve fayda dengesi aynı değil. Önümüzdeki dönemde mesele AI kullanmak değil, hangi AI kullanımının gerçekten ölçülebilir bir ticari sonuç ürettiğini belirlemek olacak.

Bu nedenle perakendeciler için AI yatırımlarının yalnızca abonelik bedeli üzerinden değerlendirilmesi yeterli olmayacak. Bir AI aracının aylık maliyetinin yanında kaç saatlik iş gücü tasarrufu sağladığı, satışa veya dönüşüm oranına etkisi, hata ve yeniden işleme maliyeti ile operasyonel verimlilik üzerindeki katkısı birlikte ele alınmalı.

Üstelik AI kullanımının maliyeti yalnızca yazılım faturasıyla sınırlı değil. İşletmelerin çalışanlarını AI araçlarını kullanacak şekilde eğitmesi, veri altyapısını geliştirmesi ve çıktıları kontrol edecek insan kaynağını koruması da toplam maliyetin parçası.

AI’ya Fazla Güvenmek Başka Bir Maliyet Yaratabilir

yapay zekanın gelişimi hız kazanırken, potansiyel riskleri göz ardı etmek i̇mkansız hale geliyor

Maliyet baskısının yanında daha az görünür bir risk daha bulunuyor: şirketlerin AI kullanırken kendi insan kaynağındaki yetkinlikleri yeterince geliştirmemesi.

İçerik üretimi, analiz, karar destek ve hatta yeni çalışanların eğitimi gibi süreçler giderek AI’a bırakıldığında, organizasyonun içeride bu becerileri geliştirme kapasitesi zamanla zayıflayabilir. Kısa vadede hız kazandıran otomasyon, uzun vadede kurumsal yetkinlik açığı yaratabilir.

Bu konu perakendede özellikle önemli. Çünkü mağazacılık, kategori yönetimi, satın alma, müşteri deneyimi ve pazarlama gibi alanlarda yalnızca çıktıyı üretmek değil, neden o kararın verildiğini anlayabilmek de kritik. AI’ın önerdiği fiyatı uygulamak başka, fiyatlandırma mantığını bilen bir ekibin AI’ı karar destek aracı olarak kullanması başka bir yapı.

Bu nedenle AI’ın maliyetinin yükselmesi, şirketleri daha az AI kullanmaya değil, daha seçici kullanmaya yöneltebilir. Basit ve tekrarlayan işler için daha düşük maliyetli modeller tercih edilirken, yüksek değer üreten karmaşık süreçlerde daha gelişmiş modeller kullanılabilir. AI maliyet optimizasyonuna ilişkin güncel değerlendirmelerde de modelin göreve göre seçilmesi ve harcamanın çıktıyla ölçülmesi öne çıkıyor.

Perakende açısından önümüzdeki dönem bu nedenle bir “AI kullanımı” döneminden çok AI verimliliği dönemi olabilir. Bugün şirketlerin sorduğu “AI bunu yapabilir mi?” sorusunun yerini, maliyetler ve kullanım ölçeği daha görünür hale geldikçe “AI’ın bunu yapması ticari olarak anlamlı mı?” sorusu alabilir.

Türkiye’de Kartlı Ödemeler 3 Trilyon TL Sınırına Dayandı: Perakendede Ödeme Deneyimi Yeniden Şekilleniyor

Türkiye’de kartlı ödemeler Temmuz 2026’da büyümeyi sürdürdü. Kredi kartı, banka kartı ve ön ödemeli kartlarla gerçekleştirilen toplam ödeme tutarı yıllık bazda %37 artarak 2 trilyon 974,9 milyar TL’ye ulaştı. İşlem adedi de %11 yükselerek 1 milyar 998 milyon seviyesine çıktı.

Kartlı ödeme hacmindeki büyümenin yanında kart sayısındaki artış da devam etti. Temmuz itibarıyla Türkiye’de toplam kart sayısı %4 artışla 476,2 milyon adede yükselirken, kredi kartı sayısı %11 artarak 151,7 milyon oldu. Banka kartları 223,2 milyon, ön ödemeli kartlar ise 101,3 milyon adet seviyesinde gerçekleşti.

Kredi Kartı Harcamaları 2,5 Trilyon TL’yi Aştı

Toplam ödeme hacminde en büyük pay kredi kartlarında olmaya devam etti. Temmuz ayında kredi kartlarıyla yapılan ödemeler, geçen yılın aynı ayına göre %38 artarak 2 trilyon 541,8 milyar TL’ye ulaştı. Banka kartlarıyla yapılan ödemeler %39 artışla 425,8 milyar TL olurken, ön ödemeli kartlarda ödeme tutarı %43 düşüşle 7,3 milyar TL olarak gerçekleşti.

İşlem adetleri de kart kullanımındaki yaygınlaşmayı ortaya koyuyor. Kredi kartıyla yapılan ödeme sayısı %12 artarak 1 milyar 181,3 milyona, banka kartıyla yapılan ödeme sayısı ise %12 yükselerek 783,5 milyona ulaştı.

Perakende açısından burada önemli olan yalnızca kartlı ödeme hacminin büyümesi değil; tüketicinin ödeme davranışının giderek daha fazla dijital ve hızlı kanallara kayması. Bu değişim, mağaza içindeki ödeme süreçlerinden kampanya kurgularına ve sadakat programlarına kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor.

İnternetten Ödemelerde 908,9 Milyar TL’lik Hacim

es kredi karti iptali

Dijital kanallardaki büyüme de dikkat çekici seviyede. Temmuz ayında internet üzerinden gerçekleştirilen kartlı ödemelerin tutarı yıllık %34 artarak 908,9 milyar TL’ye yükseldi. Böylece internetten yapılan ödemeler, toplam kartlı ödeme tutarının yaklaşık %30’unu oluşturdu.

İnternet üzerinden gerçekleştirilen işlem adedi ise %11 artışla 258,7 milyon oldu. Bu tablo, e-ticaretin artık yalnızca ayrı bir satış kanalı olarak değil, tüketicinin genel alışveriş davranışının temel parçalarından biri olarak konumlandığını gösteriyor.

Mağaza tarafında ise temassız ödeme kullanımı öne çıkıyor. Temmuz ayında temassız ödeme adedi %9 artarak 1 milyar 336,8 milyona, temassız ödeme tutarı ise %44 artışla 1 trilyon 15,3 milyar TL’ye ulaştı. Mağaza içindeki kartlı ödemelerin %80’inin temassız gerçekleşmesi, fiziksel perakendede hız ve kullanım kolaylığının ödeme deneyiminin önemli bir parçası haline geldiğini ortaya koyuyor.

Türkiye’de tüketici artık yalnızca ne satın aldığıyla değil, alışverişi ne kadar hızlı ve zahmetsiz tamamladığıyla da deneyimi değerlendiriyor.

Temmuz verileri bu nedenle perakendeciler için yalnızca finansal bir büyüme göstergesi değil. 3 trilyon TL’ye yaklaşan kartlı ödeme hacmi, 908,9 milyar TL’lik internet ödemesi ve 1 trilyon TL’yi aşan temassız ödeme hacmi; fiziksel mağaza, e-ticaret ve ödeme teknolojilerinin giderek daha bütünleşik bir perakende deneyimine dönüştüğünü gösteriyor.

Suwen’den 3,1 Milyar TL’lik Ciro 

Kadın iç giyim, ev giyim, plaj giyim ve çorap (KİEP) sektörünün önde gelen markası SUWEN, 2026 ilk altı aylık finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) açıkladı. Şirket, zorlu maliyet ortamına rağmen brüt kârlılığını korurken, ikinci çeyrekte %23,1 FAVÖK marjı ve 122 milyon TL net kâr elde etti.

Ekonomik konjonktüre rağmen 2026 yılı birinci çeyreğinde olduğu gibi ikinci çeyrekte de FAVÖK, brüt kar ve cirosunu artıran SUWEN, enflasyon muhasebesi uygulanmış finansal sonuçlara göre 2026 yılının ilk altı ayında 3,1 milyar TL konsolide ciro, 1,6 milyar TL brüt kâr ve 492 milyon TL FAVÖK elde etti. İlk yarıda brüt kâr marjı %52,3, FAVÖK marjı ise %15,9 olarak gerçekleşti.

İkinci çeyrekte %23,1 FAVÖK marjı

Geçen yılın aynı dönemine göre ciro reel bazda %2,7 gerilerken, şirket brüt kâr marjını geçen yılki %52,5 seviyesine yakın, %52,3 seviyesinde korudu. İkinci çeyrekte brüt kâr marjı %55,3, FAVÖK marjı ise %23,1 seviyesinde gerçekleşirken, şirket dönemi 122 milyon TL net kârla tamamladı.

Suwen, 2026 yılının ikinci çeyreğinde 1,74 milyar TL hasılat, 962 milyon TL brüt kâr ve 402 milyon TL FAVÖK elde etti.

Mağaza sayısı 214’e ulaştı

Suwen, yurtiçi operasyonlarında verimlilik odağını korurken uluslararası büyüme stratejisini de sürdürdü. 2026 yılının ilk altı ayında Türkiye’de 4 yeni mağaza açılırken 2 mağaza kapatıldı ve net 2 yeni mağaza artışı sağlandı.

Aynı dönemde yurtdışı franchise ağına Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Gürcistan ve Moğolistan’da olmak üzere 5 yeni mağaza eklendi. Böylece 30 Haziran 2026 itibarıyla Suwen’in Türkiye’deki mağaza sayısı 195’e, yurtiçi ve yurtdışındaki toplam mağaza sayısı ise 214’e ulaştı. Şirketin toplam satış alanı yaklaşık 27 bin m² seviyesine yükseldi. Suwen’in e-ticaret kanalının konsolide ciro içerisindeki payı ise %14,6 olarak gerçekleşti.

“Zorlu koşullarda aldığımız aksiyonlar sonuçlara yansıyor”

Zorlu bir yıla girdiklerini başından beri öngördüklerini ve hazırlıklı olduklarını belirten Suwen Genel Müdürü Ali Bolluk, sonuçlara ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“2026 yılının ilk yarısı, beklediğimiz gibi tüketici tarafında ekonomik koşulların perakende sektörü üzerindeki etkilerinin yoğun biçimde hissedildiği bir dönem oldu.

Bu zorlu faaliyet ortamında satışlarımızı büyük ölçüde korurken, brüt kâr marjımızı geçen yılın aynı dönemine yakın seviyede tutmayı başardık. Faaliyet giderlerimizi etkin şekilde yönetmeye, mağaza portföyümüzün verimliliğini artırmaya ve operasyonel disiplinimizi korumaya odaklandık.

İkinci çeyrekte %55,3 brüt kâr marjı, %23,1 FAVÖK marjı ve 122 milyon TL net kâr elde etmemiz, bu odağımız ve aldığımız aksiyonların sonuçlara yansımaya başladığını gösteriyor.

Suwen markasının uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü ve erişimini artırmaya devam ettiğimiz bir altı ayı geride bıraktk. Yılın ikinci yarısında odağımız; mağazacılık ve e-ticaret kanallarını birlikte büyütürken, yurtdışı operasyonlarında kontrollü ve seçici büyüme stratejimizi sürdürmek olacak.”

IKEA, İkinci El Pazarına Giriyor: Perakendeci Artık Sadece Yeni Ürün Satmayacak

IKEA, ikinci el mobilya pazarındaki varlığını yeni bir aşamaya taşıyor. Şirket, 2026’nın ilerleyen dönemlerinde Birleşik Krallık’ta kendi ikinci el online pazar yerini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Yeni platformda IKEA Family üyeleri, kullanılmış IKEA ürünlerini birbirleriyle doğrudan alıp satabilecek.

Hamle, IKEA’nın mevcut Buyback & Resell modelinden farklı bir yapı kuruyor. Şirket bugün Birleşik Krallık’ta müşterilerinden kullanılmış mobilyaları geri alarak mağaza kredisi karşılığında yeniden satışa sunuyor; yeni marketplace ise müşterilerin doğrudan birbirleriyle işlem yapmasına olanak tanıyacak.

Bu ayrım önemli. Çünkü IKEA burada yalnızca kendi ikinci el stokunu yönetmek yerine, kendi ürünlerinin yaşam döngüsü boyunca gerçekleşen ticareti platformunun içine çekmeye hazırlanıyor.

IKEA’nın İkinci El Stratejisi Yeni Bir Gelir Alanından Fazlası

ikea mobilya donusum

IKEA’nın ikinci el pazaryeri modeli ilk kez İngiltere’de ortaya çıkmıyor. Şirket, farklı Avrupa pazarlarında benzer yapıyı test ediyor ve İsveç’te kendi ikinci el marketplace’ini 28 Ocak 2026’da kullanıma açtı. Platformlarda IKEA ürünleri doğrudan tüketiciler arasında alınıp satılırken, satıcılar ürün bilgilerini ve fiyat önerilerini daha kolay oluşturabiliyor. Bazı pazarlarda IKEA hediye kartını tercih eden satıcılara ek değer de sunuluyor.

Birleşik Krallık hamlesinin asıl stratejik tarafı ise IKEA’nın ürünü ilk satıştan sonra da kendi ekosisteminde tutması. Bir müşterinin artık ihtiyaç duymadığı KALLAX, BILLY veya başka bir IKEA ürünü, geleneksel olarak eBay, Facebook Marketplace ya da benzeri platformlara gidebiliyor. IKEA ise yeni modelle bu ticaretin gerçekleştiği alanın kendisi olmayı hedefliyor. İngiltere’de ikinci el pazarının büyümesi ve tüketicilerin daha uygun fiyatlı ürünlere yönelmesi de bu stratejiyi destekleyen önemli dinamikler arasında.

Dolayısıyla IKEA’nın rekabet ettiği alan artık yalnızca yeni mobilya pazarı değil; kendi ürünlerinin ikinci, hatta sonraki yaşamlarında oluşan değer de olabilir.

Perakendeci Ürün Satışından Ürün Yaşam Döngüsüne Geçiyor

ikea’nın ana şirketi ingka, “artan karmaşıklık” gerekçesiyle 800 kişiyi i̇şten çıkaracak

IKEA’nın yaklaşımı, sürdürülebilirlik söyleminin ötesinde daha geniş bir perakende dönüşümüne işaret ediyor. Şirketin Birleşik Krallık operasyonunda zaten Buyback & Resell, Re-shop & Re-use, yedek parça ve onarım gibi uygulamalar bulunuyor. IKEA, kullanılmış ürünlerin yeniden satışını doğrudan kendi operasyonuna dahil ederek mobilyanın yaşam süresini uzatmayı hedefliyor.

Burada perakendeci açısından yeni bir denklem ortaya çıkıyor: Müşterinin eski ürününü elden çıkarması, markayla ilişkisinin sona ermesi anlamına gelmiyor. Tam tersine ikinci el satış, müşteriyi yeniden IKEA ekosistemine çekebilecek bir temas noktasına dönüşüyor.

Türkiye açısından bakıldığında da modelin karşılığı tartışılabilir. Mobilya gibi yüksek hacimli ve uzun kullanım ömrüne sahip kategorilerde tüketicinin ikinci el alışverişe yönelmesi, markaların yalnızca yeni ürün satışına odaklanmak yerine geri alım, yeniden satış, onarım ve müşteri sadakatini aynı sistem içerisinde değerlendirmesini gerektirebilir.

IKEA’nın İngiltere’deki hamlesi bu nedenle yalnızca “IKEA ikinci el ürün satacak” haberi değil. Perakendecinin ürünün ilk satışından sonraki hayatında da rol üstlenmeye başlamasının güçlü örneklerinden biri. Önümüzdeki dönemde bu modelin farklı kategorilere ve pazarlara ne ölçüde taşınacağı, perakendede döngüsel modellerin ticari açıdan ne kadar ölçeklenebileceğini gösterecek.

DeFacto Pırlanta Sektörüne Giriyor: “Ulaşılabilir Moda”dan Ulaşılabilir Mücevhere

DeFacto, hazır giyim odağındaki marka konumlandırmasını yeni bir kategoriyle genişletmeye hazırlanıyor. Şirket, pırlanta sektörüne girişini ve yeni pırlanta koleksiyonunu düzenlediği basın toplantısıyla duyurdu. Toplantıya DeFacto CEO’su İhsan Ateş ve Global Pazarlama İletişimi Direktörü Gülin Görünmez ev sahipliği yaptı.

DeFacto’nun hamlesi, markanın bugüne kadar farklı ürün kategorileri ve alt markalarla genişlettiği perakende ekosistemine yeni bir halka ekliyor. Şirket bugün 100 ülkede 500’ün üzerinde mağaza ve online kanalla faaliyet gösterirken, kendisini “ulaşılabilir moda” yaklaşımı üzerinden konumlandırıyor.

Pırlanta kategorisine giriş bu nedenle yalnızca yeni bir ürün grubunun satışa sunulması olarak okunmamalı. DeFacto açısından asıl dikkat çekici konu, markanın erişilebilirlik vaadini moda dışındaki, daha yüksek algılanan değer ve duygusal satın alma motivasyonunun bulunduğu bir kategoriye taşıması.

DeFacto’nun Kategori Genişleme Stratejisinde Yeni Adım

defacto1

DeFacto’nun ürün gamı bugüne kadar kadın, erkek, çocuk, bebek, spor ve yaşam kategorileriyle genişledi. Şirketin resmi kanallarında aksesuar kategorisinin de aktif biçimde yer alması, markanın giyim dışındaki ürünlerle sepeti büyütme stratejisinin yeni olmadığına işaret ediyor.

Pırlanta ise bu genişlemenin önceki aksesuarlardan daha farklı bir noktada duruyor. Çünkü mücevher alışverişinde ürün kadar tasarım, güven, sertifikasyon, hediyeleşme, kişisel anlam ve marka algısı da satın alma kararında belirleyici olabiliyor.

Bu açıdan DeFacto’nun yeni kategoride nasıl bir fiyat mimarisi kuracağı, koleksiyonu mevcut müşteri tabanına nasıl anlatacağı ve pırlantayı mağaza deneyiminin hangi noktasına yerleştireceği kritik hale geliyor. Hazır giyim mağazacılığından mücevher kategorisine geçiş, ürünün kendisinden çok müşterinin markaya yüklediği değerin yeniden tanımlanmasını gerektiriyor.

Burada DeFacto’nun mevcut ölçeği önemli bir avantaj sağlayabilir. 100 ülkedeki operasyon ve 500’ün üzerindeki mağaza ağı, yeni kategorinin farklı pazarlarda test edilmesi ve tüketici davranışlarının ölçülmesi açısından markaya geniş bir fiziksel temas alanı sunuyor.

Perakendede “Ulaşılabilirlik” Yeni Kategorilere Taşınıyor

defacto magaza

DeFacto’nun pırlanta hamlesi, Türkiye perakendesinde daha geniş bir dönüşümün de parçası olarak okunabilir. Tüketicinin farklı gelir gruplarında kaliteli ve tasarıma sahip ürünlere erişme beklentisi, markaları kendi ana kategorilerinin dışına çıkmaya ve daha geniş bir fiyat-değer dengesi oluşturmaya yöneltiyor.

DeFacto açısından pırlanta kategorisinin potansiyeli de burada ortaya çıkıyor. Marka, yeni koleksiyonla yalnızca mücevher satmak yerine, mevcut müşterisinin alışveriş sepetindeki kategori sayısını artırmayı ve markayla kurduğu ilişkiyi farklı satın alma anlarına taşımayı hedefleyebilir.

Ancak bu stratejinin başarısı, yalnızca koleksiyonun satış performansıyla ölçülmeyecek. DeFacto’nun pırlantayı kendi marka DNA’sıyla ne kadar tutarlı biçimde birleştirebildiği, bu girişimin uzun vadeli değerini belirleyecek.

Türkiye’de hazır giyim markalarının aksesuar, kozmetik, ev yaşamı ve mücevher gibi kategorilere genişlemesi, perakendecilerin müşteriye tek bir ürün kategorisi üzerinden değil, daha geniş bir yaşam tarzı ekosistemi üzerinden ulaşma arayışını güçlendiriyor. DeFacto’nun pırlanta yatırımı da bu açıdan takip edilmesi gereken bir kategori genişleme hamlesi olarak öne çıkıyor.

Erhan Çiçek, Jimmy Key Genel Müdürü Oldu

Perakende, ürün yönetimi ve operasyon alanlarındaki deneyimiyle Jimmy Key’in büyüme stratejilerine yön veren Erhan Çiçek, markanın yeni Genel Müdürü olarak atandı. Çiçek, yeni görevinde Jimmy Key’in Türkiye’deki güçlü konumunu daha da ileri taşırken, markanın stratejik önceliklerine ve uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerine liderlik edecek.

Türk moda ve perakende sektörünün önemli markalarından Jimmy Key’de üst yönetimde yeni bir dönem başladı. Daha önce Jimmy Key Ürün Yönetimi Direktörü ve son olarak Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Erhan Çiçek, şirketin yeni Genel Müdürü oldu.

Perakende, ürün yönetimi, lojistik, planlama, e-ticaret ve operasyon alanlarında kapsamlı deneyime sahip olan Çiçek, yeni görevinde Jimmy Key’in stratejik önceliklerine yön verirken, tüm ticari ve operasyonel süreçlerine liderlik edecek.

“Jimmy Key’in büyüme yolculuğunda yeni bir dönemin sorumluluğunu üstleniyorum”

erhan cicek jimmykey genel mudur yardimcisi

Yeni görevine ilişkin değerlendirmede bulunan Çiçek, markanın büyüme yolculuğunda farklı disiplinleri aynı stratejik bakış açısında buluşturmanın önemine dikkat çekerek, “Jimmy Key gibi güçlü bir marka mirasına sahip bir yapının büyüme yolculuğunda Genel Müdür olarak sorumluluk üstlenmek benim için büyük bir heyecan ve aynı zamanda önemli bir sorumluluk. Önümüzdeki dönemde veriye dayalı karar alma kültürümüzü daha da güçlendirirken, ürün, mağazacılık, e-ticaret ve operasyon süreçlerimizi bir bütün olarak ele alacağız. Hedefimiz, müşterimizi merkeze alan çevik, verimli ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturarak Jimmy Key’in Türkiye ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü ve büyüme kapasitesini ileriye taşımaktır.” dedi.

Ürün yönetiminden genel yönetime uzanan deneyim

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Çiçek, kariyerine lojistik ve planlama alanında başladı. Perakende sektörüne geçişinin ardından ürün planlama, alokasyon, fiyatlandırma ve stratejik yönetim alanlarında uzmanlaşan Çiçek; Koton, Ford Otosan ve Borusan Lojistik gibi farklı sektörlerin önde gelen şirketlerinde görevler üstlendi.

Frasers Group, Hugo Boss’ta %48’e Yaklaştı: Lüks Perakendede Daha Büyük Bir Hamlenin Sinyali mi?

Mike Ashley’nin liderliğindeki Frasers Group, Hugo Boss’taki payını %47,89’a yükseltti. Grup, son teklif döneminde yaklaşık 12,2 milyon Hugo Boss hissesinin kabul edilmesiyle doğrudan sahipliğini 33,05 milyon hisseye çıkardı. Böylece Frasers, Alman moda grubunun en büyük hissedarı konumunu daha da güçlendirdi.

Bu gelişme, Frasers’ın haziran ayında Hugo Boss’un kalan hisseleri için yaptığı 1,93 milyar euroluk gönüllü devralma teklifinin ardından geldi. Hugo Boss yönetimi teklifi şirketin gerçek değerini ve bağımsız büyüme potansiyelini yeterince yansıtmadığı gerekçesiyle desteklememişti. Buna rağmen teklif sürecinde hissedarların yaklaşık %17,6’sının kabul vermesi, Frasers’ın şirketteki ağırlığını önemli ölçüde artırdı.

Frasers’ın Lüks Stratejisi Hugo Boss’ta Daha Görünür Hale Geliyor

frasers belfast scaled 1

Frasers’ın Hugo Boss’taki yükselen payını yalnızca finansal yatırım olarak okumak zor. Grup, son yıllarda Sports Direct merkezli bir perakende yapısından premium ve lüks segmentte daha etkili bir oyuncuya dönüşmeye çalışıyor.

Bu dönüşümün son dönemdeki en dikkat çekici adımlarından biri Harvey Nichols’un Birleşik Krallık operasyonlarının satın alınması olurken, Frasers’ın Burberry, Mulberry ve Hugo Boss gibi markalardaki yatırımları da aynı stratejik yönelimin parçaları. Financial Times, Harvey Nichols satın almasının ardından Frasers’ın lüks perakendede 90’dan fazla mağazalık bir ekosisteme ulaştığına dikkat çekiyor.

Hugo Boss ise bu yapı içerisinde farklı bir role sahip. Frasers, markanın yalnızca dağıtım tarafında değil, stratejik kararlarında da daha fazla söz sahibi olabileceği bir konuma geliyor.

Üstelik bu süreç yeni başlamış değil. Frasers, Hugo Boss’taki yatırımını 2020’de yaklaşık %5 seviyesinden başlatmış ve yıllar içinde kademeli olarak artırmıştı. Haziran 2026’daki devralma teklifi ise bu uzun süreli hisse biriktirme stratejisinin daha ileri bir aşamaya taşındığını gösterdi.

Asıl Soru: Frasers Hugo Boss’ta Ne Değiştirmek İstiyor?

hugo boss
Hugo Boss, Rus İşletmesini Toptancı Ortağı Stockmann’a Satıyor

Burada Hugo Boss’un mevcut performansı önemli. Şirket, tüketici harcamalarındaki zayıflık, Çin’deki talep baskısı ve özellikle kadın modasındaki performans sorunlarıyla karşı karşıya. Hugo Boss yönetimi 2026 için kur etkisinden arındırılmış satışlarda orta-yüksek tek haneli bir düşüş ve 300-350 milyon euro aralığında EBIT bekliyor.

Şirketin kendi büyüme planı “Claim 5 Touchdown” olarak adlandırılıyor ve 2028’e kadar kârlı büyümeyi hedefliyor. Hugo Boss yönetimi, Frasers’ın en büyük hissedar olmasının ardından da bu stratejinin uygulanmasını desteklemeye devam edeceğini açıkladı.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde kritik mesele, Frasers’ın %47,89’luk payının tam kontrol anlamına gelmemesine rağmen Hugo Boss’un stratejik yönünü ne ölçüde etkileyebileceği olacak. Frasers’ın teklifi çoğunluk sağlayacak bir minimum kabul şartına bağlı değildi; bu nedenle mevcut yapı, doğrudan satın almadan çok güçlü bir hissedar pozisyonu üzerinden etki yaratma modelini de gündeme getiriyor.

Frasers’ın Hugo Boss hamlesi, lüks moda sektöründe yalnızca marka satın alımlarının değil, güçlü hissedar pozisyonları üzerinden uzun vadeli stratejik etki kurmanın da yeni bir büyüme aracı haline geldiğini gösteriyor. Harvey Nichols satın almasıyla birlikte düşünüldüğünde ise Frasers’ın hedefi daha net görünüyor: spor perakendesinden lüks moda ve deneyimine uzanan daha geniş bir perakende ekosistemi kurmak.

HABAŞ’tan Yerli Otomobil Hamlesi: İlk Modeller Yıl Sonunda Geliyor

Türkiye otomotiv pazarına yeni bir yerli marka katılmaya hazırlanıyor. Honda’nın Gebze’deki eski fabrikasını devralan HABAŞ’ın, üzerinde çalıştığı ilk binek otomobillerini yıl sonuna kadar tanıtması bekleniyor. Sedan ve crossover modellerle yola çıkmaya hazırlanan projenin tasarım koltuğunda ise Ferrari, McLaren ve BMW gibi otomotiv devlerinde iz bırakan dünyaca ünlü tasarımcı Frank Stephenson oturuyor.

Türkiye’nin otomotiv sektöründeki yerli üretim hamlesine yeni bir oyuncu ekleniyor. CNBC-e‘nin haberine göre Bu yıl 70’inci kuruluş yılını kutlayan HABAŞ, uzun süredir üzerinde çalıştığı binek otomobil projesinde sona yaklaşıyor. Togg’un ardından yüzde 100 yerli sermayeyle geliştirilen ikinci binek otomobil markası olmaya hazırlanan HABAŞ’ın ilk modellerini 2026 yılı sona ermeden kamuoyuna göstermesi bekleniyor.

Ferrari ve McLaren tasarımcısı direksiyonda

Projenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri ise otomobillerin tasarımını üstlenen isim. BMW, Ferrari, Maserati ve McLaren gibi dünyanın önde gelen otomotiv markalarında görev yapan Frank Stephenson, HABAŞ’ın yeni markasının tasarım dilini şekillendiriyor. Stephenson’ın kariyerinde modern MINI, BMW X5, Ferrari F430 ve McLaren P1 gibi otomotiv dünyasında iz bırakan modeller bulunuyor.

türkiye’nin ikinci yerli otomobili için geri sayım başladı

Ünlü tasarımcının Türkiye ile bağı ise yeni değil. Çocukluk yıllarının bir bölümünü İstanbul’da geçiren Stephenson, 11 yaşında ailesiyle Türkiye’ye taşındı ve eğitim hayatının bir bölümünü burada sürdürdü.

Stephenson’ın tasarım şirketinin paylaştığı bilgilere göre proje yalnızca yeni modellerin görünümünü belirlemekle sınırlı değil; yeni bir otomotiv markasının ve ona özgü tasarım dilinin oluşturulmasını da kapsıyor. Süreçte ilk eskizlerden 3D modellemeye, yüzey çalışmalarından mühendislik ve kalıp aşamalarına kadar uzanan kapsamlı bir çalışma yürütülüyor.

İlk etapta iki model geliyor

HABAŞ’ın ilk aşamada sedan ve crossover olmak üzere iki farklı model üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Otomobillerin hibrit, plug-in hibrit ve benzinli olmak üzere üç farklı motor seçeneğiyle sunulması planlanıyor. Elektrikli modellerin ürün gamına dahil edilip edilmeyeceği ise henüz netlik kazanmış değil.

Yeni otomobillerin üretim adresi, Honda’nın 2021 yılında üretimi sonlandırmasının ardından HABAŞ tarafından satın alınan Gebze fabrikası olacak. Şirketin tesisteki yıllık otomobil üretim kapasitesini 75 bin adede çıkarmayı hedeflediği belirtiliyor.

Yaklaşık 1 milyar euroluk yatırım

HABAŞ’ın otomotiv sektöründeki planları binek otomobillerle de sınırlı değil. Şirketin daha önce açıkladığı planlara göre ticari ve binek araç yatırımları için yaklaşık 1 milyar euroluk kaynak ayrılıyor. Binek otomobiller Gebze’de üretilirken ticari araç faaliyetleri ise Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikada sürdürülüyor.

Gözler şimdi yıl sonunda yapılması beklenen tanıtımda. HABAŞ’ın planlanan takvime sadık kalması halinde Türkiye otomotiv pazarında Togg’un ardından yüzde 100 yerli sermayeli yeni bir binek otomobil markası daha sahneye çıkmış olacak.

Inditex’ten Kolombiya Depremi İçin 1,37 Milyon Euroluk Destek

Inditex, 10 Ağustos’ta Kolombiya’nın batısında meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremin ardından bölgedeki yardım çalışmalarına destek olmak amacıyla 5 milyar Kolombiya pesosu, yaklaşık 1,37 milyon euro bağışladı. İspanyol Kızılhaçı üzerinden ve Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) koordinasyonuyla yapılan destek, depremden etkilenen bölgelerde acil sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve sağlık hizmetlerinin devamlılığının sağlanması için kullanılacak.

Destek kapsamında uzman sağlık personelinin bölgeye gönderilmesi, mobil sağlık hizmetlerinin devreye alınması ve ihtiyaç duyulan tıbbi ekipman ile malzemelerin temin edilmesi planlanıyor. Inditex ayrıca İspanya’daki çalışanlarının gönüllü nakdi katkı yapabilmesi için bir kanal oluşturdu. Bu katkıların da şirketin Kolombiya Kızılhaçı’na yaptığı bağışa eklenmesi bekleniyor.

Global Perakendede Yerel Bağ Kurmanın Farklı Bir Boyutu

inditex 2

Inditex’in Kolombiya’daki operasyonu, bu desteğin şirket açısından yalnızca küresel bir sosyal sorumluluk hamlesi olmadığını da gösteriyor. Grup ülkede Zara, Pull&Bear, Massimo Dutti, Bershka, Stradivarius ve Oysho markalarıyla yaklaşık 60 mağaza işletiyor. Dolayısıyla şirketin faaliyet gösterdiği bir pazarda yaşanan büyük ölçekli bir afet sonrasında yerel topluma yönelik destek vermesi, global perakendecilerin faaliyet gösterdikleri ülkelerle kurduğu ilişkinin farklı bir boyutunu ortaya koyuyor.

Burada dikkat çeken nokta, desteğin doğrudan sağlık altyapısına yönlendirilmesi. Deprem sonrasında yalnızca kısa vadeli yardım ihtiyacına değil, mobil sağlık hizmetleri ve sağlık hizmetlerinin sürekliliğine odaklanılması, şirketlerin kriz dönemlerindeki katkılarında daha hedefli modellerin öne çıktığını gösteriyor.

Inditex’in çalışanlarını da sürece dahil etmesi ise kurumsal katkıyı çalışan katılımıyla genişleten bir yapı oluşturuyor. Bu yaklaşım, özellikle çok ülkeli perakende şirketlerinde sosyal etki çalışmalarının yalnızca merkezden yönetilen bir bütçe kalemi olmaktan çıkıp yerel operasyon, çalışanlar ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket ettiği bir modele dönüşebileceğini düşündürüyor.

Perakendecinin Pazardaki Rolü Mağazayla Sınırlı Değil

Inditex’in Kolombiya’daki yaklaşık 60 mağazalık operasyonu düşünüldüğünde, bu tür bir destek şirketin ülkedeki varlığının yalnızca ticari faaliyetlerden oluşmadığını da ortaya koyuyor. Büyük perakende grupları milyonlarca tüketiciyle temas ederken aynı zamanda çalışanlar, tedarikçiler ve yerel topluluklarla uzun vadeli ilişkiler kuruyor.

Bu nedenle afet, kriz ve toplumsal olaylar karşısında şirketlerin aldığı pozisyon, markanın faaliyet gösterdiği pazardaki kurumsal kimliğinin de bir parçası haline gelebiliyor.

Inditex’in deprem sonrası attığı adım, global perakendeciler açısından sosyal etki çalışmalarının artık yalnızca marka iletişimi değil, faaliyet gösterilen pazardaki gerçek ihtiyaçlara doğrudan yanıt verme kapasitesi üzerinden de değerlendirildiğini gösteriyor.