Ana Sayfa Blog Sayfa 37

Tatilsepeti’ne Yeni Pazarlama Direktörü

Tatilsepeti, pazarlama organizasyonunda yeni bir atama gerçekleştirdi. Dijital pazarlama, e-ticaret, ürün yönetimi ve büyüme stratejileri alanlarında 20 yılı aşkın deneyime sahip Barış Akkiriş, Temmuz 2026 itibarıyla şirketin Pazarlama Direktörü olarak göreve başladı.

İstanbul Erkek Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Akkiriş; kariyeri boyunca Turkcell, Vodafone, Bilyoner, Trendyol ve Sahibinden gibi şirketlerde çeşitli görevler üstlendi. Son yıllarda Misli.com ve Dugun .com’da CMO, Odamax’ta ise Genel Müdür olarak görev yaptı.

2018-2019 yılları arasında Tatilsepeti’nde CMO olarak görev yapan Akkiriş, yeni göreviyle şirkete yeniden katıldı. Akkiriş ayrıca Eylül 2023’ten bu yana Özyeğin Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak dijital pazarlama dersleri veriyor.

Barış Akkiriş, yeni görevinde Tatilsepeti’nin marka yönetimi, dijital pazarlama, müşteri kazanımı ve pazarlama stratejilerine liderlik edecek.

LUFIAN’dan Global Büyüme Hamlesi: Rotada Avrupa, Rusya ve Amerika Var

Yeni mağazalar ve stratejik yatırımlarla uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendiriyor.

Günlük yaşamın her anına uyum sağlayan koleksiyonlarıyla öne çıkan LUFIAN, 2026 yılının ilk yarısında güçlü performansını sürdürerek yurt içi ve yurt dışı yatırımlarına devam ediyor. Yeni mağazalar, yeni operasyonlar ve farklı satış kanallarıyla faaliyet alanını genişleten şirket, uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirecek stratejik adımlar atıyor.

Hazır giyim sektöründe marka kimliği, kaliteli ürün anlayışı ve sürdürülebilir büyüme vizyonuyla öne çıkan LUFIAN, yurt içinde ve yurt dışında 200’ün üzerinde mağazası, 400’ün üzerinde toptan satış noktası ve binlerce çalışanıyla faaliyet gösteriyor. Bugüne kadar elde ettikleri başarıyı yalnızca mağaza sayılarıyla değil; marka gücü, müşteri sadakati ve sürdürülebilir iş modeliyle değerlendirdiklerini belirten LUFIAN Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin GÜMÜŞTEPE, şirketin uluslararası pazarlarda uzun vadeli ve kalıcı değer yaratmayı hedeflediğini ifade etti.

“Büyüme ivmemizi koruyoruz”

lufian yonetim kurulu baskani mehmet emin gumustepe

Perakende sektörünün son iki yılda önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğine dikkat çeken LUFIAN Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin GÜMÜŞTEPE, mevcut mağazaların verimliliğinin de büyüme performansının önemli göstergelerinden biri olduğunu vurguladı. GÜMÜŞTEPE, “2026’nın ilk yarısında, geçtiğimiz yıl yakaladığımız büyüme ivmesini koruyarak güçlü performansımızı sürdürdük. Yeni mağazalarımız, hayata geçirdiğimiz operasyonlar ve farklı satış kanallarına yönelik yatırımlarımızla hem yurt içinde hem de yurt dışında büyümeye devam ediyoruz. Bununla birlikte perakende sektöründe dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Artan kira, insan kaynağı ve operasyon maliyetleri, sektörün kârlılık marjları üzerinde önemli bir baskı yaratıyor. Bu dönemde riskleri doğru analiz ederek tehditleri fırsata dönüştürebilen markaların büyümelerini sürdüreceğine inanıyoruz” dedi.

“Kadın koleksiyonu, büyümenin yeni lokomotiflerinden biri oldu”

LUFIAN’ın büyüme stratejisinde kadın koleksiyonunun giderek daha güçlü bir yer edindiğini belirten GÜMÜŞTEPE, “Kadın koleksiyonuna yaklaşık üç yıl önce yatırım yapmaya başladık ve bugün toplam ticaretimizin yüzde 15’ini kadın kategorisi oluşturuyor. Erkek giyimde yıllar içinde oluşturduğumuz bilgi birikimini ve güçlü marka konumumuzu kadın kategorisine de taşıdık. Bugün kadın koleksiyonumuz, kendi büyüme dinamiğini oluşturan ve şirketimize önemli katkı sağlayan stratejik iş kollarımızdan biri haline geldi. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi ve mağaza deneyimimizi geliştirerek kadın koleksiyonumuzu uluslararası pazarlarda da daha güçlü bir noktaya taşımayı hedefliyoruz” dedi.

“LUFIAN’ı dünya pazarlarında daha güçlü bir konuma taşıyoruz”

Uluslararası büyümelerini doğrudan yatırımların yanı sıra franchise ve master franchise iş birlikleriyle sürdürdüklerini belirten LUFIAN Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin GÜMÜŞTEPE, “Global büyümemizi iki ayrı modelle yönetiyoruz. Bir tarafta doğrudan şirketleştiğimiz ülkeler, diğer tarafta franchise ve master franchise iş ortaklarımız bulunuyor. İtalya merkezli önemli görüşmeler yürütüyoruz; bu yıl altyapımızı tamamlayarak Avrupa’daki büyümemize hız vermeyi hedefliyoruz. Rusya’da şirketleşmemizi tamamladık ve bu yıl üç mağazamızı kendi yatırımımızla açıyoruz. En büyük hedeflerimizden biri ise Amerika pazarında güçlü ve kalıcı bir konum elde etmek. Türkiye’nin tekstilde daha fazla katma değer yaratmasının yolu markalaşmaktan ve güçlü Türk markalarını dünya pazarlarına taşımaktan geçiyor. Biz de LUFIAN’ı global ölçekte büyütürken ülkemiz adına daha fazla değer üretmeyi hedefliyoruz” dedi.

Restoran ve Konaklamanın İstihdamı 1,5 Milyonu Aştı

Turizm sezonundaki hareketlilik istihdama da yansıdı. Konaklama ve yiyecek hizmetlerinde ücretli çalışan sayısı haziranda ilk kez 1,5 milyonu aşarak 1 milyon 503 bin 537 ile rekor kırdı.

Türkiye’de turizm sezonunun hareketlenmesi, konaklama ve yiyecek hizmetleri sektöründeki istihdam rakamlarına da yansıdı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlenen bilgilere göre, sektörde ücretli çalışan sayısı haziranda ilk kez 1,5 milyon sınırını aştı. Konaklama ve yiyecek hizmetlerinde çalışan sayısı, haziranda 1 milyon 503 bin 537 kişiyle verilerin hesaplanmaya başladığı 2009’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Geçen yılın aynı ayında 1 milyon 456 bin 619 olan çalışan sayısı, yıllık bazda yüzde 3,2 arttı.

Sektördeki istihdam artışı kesintisiz 63 aydır devam ediyor. Son düşüş, Kovid-19 salgınının etkilerinin görüldüğü Mart 2021’de yaşanmıştı. Turizm bölgelerinde sezonun hareketlenmesiyle birlikte çalışan sayısındaki yükseliş de hız kazandı.

Sektörün alt kırılımlarında da dikkat çekici artışlar görüldü. Yiyecek ve içecek hizmetlerinde çalışan sayısı haziranda ilk kez 1 milyon sınırını geçerek 1 milyon 10 bin 175’e yükseldi. Konaklama sektöründe ise ücretli çalışan sayısı 493 bin 362 olarak kayıtlara geçti. Türkiye genelinde ücretli çalışan sayısı da yılın ilk yarısında 16,3 milyonu aşarken, imalat ve ticaret sektörleri istihdamın en yoğun olduğu alanlar oldu.

Google, ABD Dışındaki Tokyo’da ilk Doğrudan İşletilen Mağazasını Açtı

Google, ABD dışındaki ilk doğrudan işlettiği mağazasını Tokyo’nun Omotesando bölgesinde açtı. Üç katlı mağaza, Pixel, Google Nest, Fitbit ve aksesuarların satışının yanı sıra müşterilere Google’ın yapay zekâ ve donanım teknolojilerini deneyimleme imkânı sunuyor.

13 Ağustos’ta Tokyu Plaza Omotesando “Omokado” içerisinde açılan mağaza, Google’ın Japonya’daki 25. yıl dönümüne de denk geliyor. Google’ın Japonya’daki geçmişi, şirketin ABD dışındaki ilk ofisini 2001 yılında Tokyo’da açmasına kadar uzanıyor. Ancak yeni mağaza, bu ilişkinin yalnızca kurumsal varlık üzerinden değil, fiziksel perakende deneyimi üzerinden de güçlendirildiğini gösteriyor.

Mağaza, Google’ın Ürünlerini Sergilemekten Fazlasını Yapıyor

google 1

Google Store Omotesando’nun asıl dikkat çekici tarafı, klasik teknoloji mağazası mantığından ayrılması. Birinci katta Pixel, Nest ve Fitbit ürünleri incelenip satın alınabilirken, mağazada online siparişlerin teslim alınması, cihaz kurulumu ve Pixel onarımı gibi hizmetler de sunuluyor.

İkinci katta ise Pixel Studio adı verilen interaktif alan bulunuyor. Burada ziyaretçiler Google’ın yapay zekâ destekli deneyimlerini doğrudan test edebiliyor. Mağazada ayrıca metin komutlarından 3D sanal dünyalar oluşturabilen deneysel Project Genie de sergileniyor. Böylece yapay zekâ, mağazada anlatılan bir teknoloji olmaktan çıkıp müşterinin doğrudan deneyimlediği bir unsura dönüşüyor.

Bu yaklaşım teknoloji perakendesinde önemli bir değişime işaret ediyor. Ürünlerin teknik özelliklerini anlatmak yerine, teknolojinin tüketicinin hayatında ne yapabileceğini fiziksel ortamda göstermek giderek daha değerli hale geliyor.

Google’ın mağazada onarım, kurulum ve müşteri desteği sunması da bu deneyimin satış sonrasında devam ettiğini gösteriyor. Dolayısıyla mağaza yalnızca satın alma noktası değil; keşif, eğitim, servis ve marka deneyiminin birleştiği bir temas noktası olarak tasarlanmış durumda.

Google Neden İlk Mağazasını Japonya’da Açtı?

Google’ın ABD dışındaki ilk doğrudan işletilen mağaza için Tokyo’yu seçmesi de tesadüfi görünmüyor. Japonya, Pixel’in ABD dışındaki en güçlü pazarlarından biri haline gelirken, Google’ın ülkedeki donanım varlığını fiziksel perakendeyle desteklemesi daha anlamlı bir hale geliyor. Anadolu Ajansı da mağazanın açılışını Japonya’daki büyüyen Pixel talebiyle ilişkilendiriyor.

Daha önemlisi, Omotesando lokasyonu Google’ın mağazayı yalnızca satış hacmi için değil, marka konumlandırması için de kullandığını düşündürüyor. Omotesando; moda, tasarım, lüks ve premium perakendenin güçlü olduğu bir Tokyo bölgesi. Google’ın burada üç katlı bir flagship mağaza açması, teknoloji ürünlerinin de giderek yaşam tarzı ve deneyim ekseninde konumlandırıldığını gösteriyor.

Türkiye açısından bakıldığında da bu model takip edilmeye değer. Özellikle teknoloji markalarının mağazalarında yalnızca ürün satmak yerine AI deneyim alanları, workshop’lar, servis noktaları ve topluluk etkinlikleri oluşturması, teknoloji perakendesinde mağazanın rolünü yeniden tanımlayabilir.

Google’ın Tokyo hamlesi, fiziksel mağazanın dijital ürünlerin satış noktası olmaktan çıkıp markanın teknolojisini deneyimleten, öğreten ve müşteriyi satış sonrasında da içeride tutan bir platforma dönüşebileceğini gösteriyor.

ASICS’in Sessiz Yükselişi: Spor Perakendesinde Oyun Değişiyor mu?

Spor giyim pazarında rekabetin yönü yeniden değişiyor. Şirket, rekor bir ilk yarının ardından 2026 beklentilerini yükseltirken, özellikle koşu kategorisi ve lifestyle tarafındaki büyüme dikkat çekiyor.

Bu tablo, spor perakendesinde büyümenin yalnızca küresel marka bilinirliğiyle açıklanamayacağını gösteriyor. ASICS’in performansı; belirli bir spor kategorisinde uzmanlaşma, teknik ürün algısını güçlendirme ve bu mirası lifestyle tüketimine taşıma stratejisinin güçlü bir ticari karşılık bulabildiğine işaret ediyor.

Koşu Kategorisi Yeniden Güç Kazanıyor

asicis

ASICS’in yükselişinde koşu kategorisinin önemli bir rolü bulunuyor. ABD’de 2026’nın ilk yarısında performans koşu ayakkabısı satışlarının çift haneli büyüme göstermesi, kategoride tüketici talebinin güçlü kaldığını ortaya koyuyor.

ASICS de bu trendi yalnızca teknik koşu ürünleriyle sınırlamıyor. Şirketin orta vadeli planında GEL-Quantum, GEL-LYTE ve Vintage Tech gibi ana ürün gruplarının büyütülmesi, urban trail ve Sportstyle ürünlerinin genişletilmesi ve Gen Z ile daha güçlü bir topluluk ilişkisi kurulması hedefleniyor.

Burada markanın avantajı, performans kökenini kaybetmeden lifestyle alanında daha görünür hale gelmesi. Spor ayakkabının yalnızca koşu sırasında kullanılan teknik bir ürün olmaktan çıkıp günlük giyimin parçasına dönüşmesi, ASICS’in erişebileceği tüketici kitlesini de genişletiyor.

ASICS’in yükselişi, spor perakendesinde “her sporu herkese sunmak” yerine belirli bir kategoride otorite oluşturup bu güveni lifestyle alanına taşımak gibi daha odaklı stratejilerin karşılık bulabileceğini gösteriyor.

Onitsuka Tiger da Büyüme Hikâyesinin Parçası

ASICS’in performansında grubun lifestyle tarafındaki önemli markalarından Onitsuka Tiger da dikkat çekiyor. Retro sneaker trendinin etkisiyle güçlü talep gören marka, küresel genişleme planlarını hızlandırıyor. Reuters, Onitsuka Tiger’ın özellikle turist talebinden ve retro ayakkabılara yönelik artan ilgiden faydalandığını aktarıyor.

ASICS’in Onitsuka Tiger’ı grup içerisinde daha bağımsız bir yapıya taşıma kararı da markanın karar alma hızını artırma ve küresel büyümesini destekleme hedefiyle ilişkilendiriliyor.

Bu yapı, ASICS’in yalnızca teknik spor markası olarak değil, performans + lifestyle + kültürel relevans üçgeninde daha geniş bir marka ekosistemi kurduğunu düşündürüyor.

Nike ve Adidas tarafında ise yeniden yapılanma ve büyüme baskısı devam ediyor. Nike Avrupa’daki lojistik operasyonlarında toplam 736 pozisyonu etkileyen yeniden yapılanma sürecine giderken, On gibi daha küçük oyuncuların da pazar payı kazanması rekabetin artık yalnızca iki büyük marka arasında şekillenmediğini gösteriyor.

Türkiye açısından bakıldığında bu değişim özellikle önemli. Türkiye’de sneaker ve spor giyim tüketimi lifestyle ile performans kategorilerinin kesişiminde büyürken, ASICS gibi teknik uzmanlığını güçlü marka hikâyesine dönüştüren oyuncuların daha fazla görünürlük kazanması, Nike ve Adidas dışındaki markalar için de alan açabilir.

ASICS’in yükselişi, spor perakendesinde ölçeğin hâlâ önemli olduğunu ancak tüketiciye daha net bir ürün vaadi sunmanın ve doğru kategoride uzmanlaşmanın giderek daha güçlü bir rekabet avantajına dönüştüğünü gösteriyor.

Securitas Türkiye, Enerji ve Maden Segmenti Liderliği’ne  Semih Yağcı Getirildi

Güvenlik sektörünün önemli oyuncusu Securitas Türkiye’nin Enerji ve Maden Segmenti Liderliği görevine Semih Yağcı getirildi. Enerji sektöründe farklı görevlerde edindiği deneyimle Yağcı, Securitas’ın enerji ve maden sektörüne yönelik güvenlik çözümlerinin geliştirilmesi ve koordinasyonundan sorumlu olacak.

Osmangazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunu olan Semih Yağcı, kariyerine Aksa Jeneratör’de başladı. Sırasıyla Borusan Holding, FG Wilson Türkiye, Aydem Holding gibi enerji şirketleri bünyesinde edindiği 22 yıllık tecrübenin 15 yılı aşkın kısmında tüm Türkiye satış organizasyonu yönetimini üstlendi.

2026 yılının ikinci yarısında Securitas Türkiye ailesine katılan Semih Yağcı, Enerji ve Maden Segmenti Lideri olarak görevine başladı. Yağcı, yeni görevinde enerji ve maden sektörlerinin ihtiyaç ve risklerine yönelik güvenlik çözümlerinin geliştirilmesi, uygulanması ve koordinasyonunu yürütecek.

Kahve Dünyası’nın Kurucusu Birol Altınkılıç Hayatını Kaybetti

Altınmarka Grubu’nun kurucusu ve Kahve Dünyası’nın sahibi iş insanı Birol Altınkılıç, 66 yaşında yaşamını yitirdi. Altınkılıç’ın kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi.

Kakao, çikolata ve kahve sektörlerinde Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden birinin oluşmasına öncülük eden Birol Altınkılıç, 66 yaşında hayatını kaybetti. 1992 yılında kurduğu Altınmarka Grubu’nu yıllar içinde büyüten Altınkılıç’ın vefatı, iş dünyasında üzüntüyle karşılandı.

Altınmarka Grubu’nu 1992’de kurdu

Birol Altınkılıç, girişimcilik yolculuğuna 1992 yılında Altınmarka Grubu’nu kurarak başladı. Grup, yıllar içerisinde kakao ve çikolata üretimine yönelik yatırımlarıyla büyüyerek sektörde önemli bir konuma ulaştı.

Altınkılıç’ın öncülüğünde gerçekleştirilen yatırımlar, şirketin yalnızca Türkiye’de değil, kakao ve çikolata alanında uluslararası ölçekte de faaliyet gösteren bir yapıya dönüşmesinin önünü açtı.

Kahve Dünyası ile perakendeye uzanan büyüme

Altınmarka Grubu’nun ilerleyen yıllarda kahve sektörüne yönelik yatırımları da grubun büyüme hikâyesinde önemli bir yer tuttu. Grup bünyesinde faaliyet gösteren Kahve Dünyası, kısa sürede Türkiye’nin en bilinen kahve ve çikolata markalarından biri haline geldi.

Kahve ve çikolata ürünlerini bir araya getiren marka, yaygın mağaza ağı ve farklı tüketici deneyimleriyle geniş bir müşteri kitlesine ulaştı. Böylece Altınkılıç’ın kakao ve çikolata üretimiyle başlayan girişimcilik yolculuğu, güçlü bir perakende markasının oluşumuna da uzandı.

İş dünyasında iz bıraktı

Birol Altınkılıç, iş hayatı boyunca özellikle kakao, çikolata ve kahve sektörlerindeki yatırımlarıyla öne çıktı. Kurduğu ve büyüttüğü Altınmarka Grubu ile Türkiye’de gıda ve kahve sektörünün gelişimine katkı sağlayan iş insanları arasında yer aldı.

Altınkılıç’ın hayatını kaybetmesi, uzun yıllar faaliyet gösterdiği iş dünyasında ve kendisini yakından tanıyan çevrelerde büyük üzüntüyle karşılandı.

Birol Altınkılıç’ın cenaze törenine ilişkin detayların ailesi tarafından paylaşılması bekleniyor.

Swarovski’de Büyüme Sürüyor: Mücevher Talebi Markanın Yeni Dönemini Destekliyor

Swarovski, 2026’nın ilk yarısında organik bazda %6 büyüme kaydetti. Sabit kur bazında benzer mağaza satışları %8 artarken, özellikle mücevher kategorisindeki güçlü talep ve önemli pazarlardaki pozitif performans büyümeyi destekledi. Japonya ise %32’lik artışla markanın öne çıkan pazarlarından biri oldu.

Bu performans, Swarovski’nin yalnızca kristal ürünleriyle özdeşleşen geleneksel konumundan daha geniş bir mücevher markasına dönüşme stratejisinin sonuç vermeye başladığını gösteriyor. Şirketin CEO’su Alexis Nasard da son dönemde markanın daha ulaşılabilir bir “pop luxury” konumuna odaklandığını ve özellikle orta fiyat segmentindeki ürünlerde güçlü büyüme beklediğini belirtiyor.

Swarovski Lüksü Ulaşılabilir Tutmaya Çalışıyor

swarivski

Swarovski’nin son yıllardaki hikâyesi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değil. Marka bir dönem kendisini daha üst düzey lüks segmentine taşımaya çalışırken daha karmaşık ve yüksek fiyatlı ürünlere yöneldi. Ancak bu “luxurisation” stratejisinin beklenen ticari karşılığı tam olarak oluşmadı.

CEO Alexis Nasard’ın değerlendirmesine göre şirket, 2022’den itibaren bu yaklaşımı yeniden ele alarak “pop luxury” stratejisine yöneldi. Swarovski’nin bugün özellikle 350-800 euro fiyat aralığındaki orta segment ürünlerde daha güçlü büyüme beklemesi, markanın lüks algısını tamamen terk etmeden daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşmaya çalıştığını gösteriyor.

Burada dikkat çekici olan, Swarovski’nin büyümeyi yalnızca fiyat yükselterek veya markayı daha ulaşılmaz hale getirerek değil, ürünün arzu edilirliğini ve erişilebilirliğini birlikte yöneterek yaratmaya çalışması. Bu yaklaşım, yüksek fiyatların tüketici kararlarını daha fazla sorgulattığı bir dönemde özellikle önemli.

Mücevher Kategorisi Yeni Büyüme Alanı Oluyor

Swarovski’nin ilk yarı performansında mücevher kategorisinin güçlü talep görmesi de stratejinin önemli bir parçası. Marka, kristal mirasını korurken küpe, kolye, yüzük ve daha yüksek değerli mücevher ürünleriyle portföyünü genişletiyor. Lab-grown diamond yatırımları da bu dönüşümün bir başka ayağını oluşturuyor.

Şirketin yapay elmas kategorisine 2018’de girmesi, bugün değişen tüketici davranışları açısından daha anlamlı hale geliyor. Swarovski CEO’su, laboratuvar üretimi elmasların daha erişilebilir fiyatları sayesinde kadın tüketicilerin kendi mücevherlerini satın alma eğiliminin güçlendiğini belirtiyor.

Bu durum, mücevher kategorisinde “hediye olarak satın alma” modelinin yanına kendini ödüllendirme ve kişisel ifade motivasyonunun da eklenebileceğini gösteriyor.

Swarovski’nin Japonya’da %32 büyümesi de markanın farklı pazarlarda aynı ürün stratejisinin farklı tüketici motivasyonlarıyla buluşabildiğini gösteren dikkat çekici bir örnek.

Swarovski’nin ilk yarı performansı, lüks ve premium perakendede büyümenin her zaman daha yüksek fiyatlardan geçmediğini; doğru ürün, doğru fiyat seviyesi ve güçlü marka algısının birlikte yönetilmesinin giderek daha önemli hale geldiğini gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde Swarovski açısından asıl test, bu %6’lık organik büyümeyi sürdürülebilir hale getirirken markanın kristal mirası ile daha geniş mücevher kategorisi arasındaki dengeyi koruyabilmek olacak.

Birkenstock’in Büyüme Motoru Mağazalar: Marka Kendi Perakende Ağını Neden Genişletiyor?

Birkenstock, güçlü küresel talebin desteğiyle büyümesini sürdürüyor. Şirketin 2026 mali yılı üçüncü çeyreğinde geliri %13 artarak 719,5 milyon euroya ulaşırken, doğrudan tüketiciye satışları (DTC) %14 büyüdü. Şirket ayrıca 2026 yılı gelir büyümesi beklentisini sabit kurla %15’e yükseltti.

Sonuçlarda dikkat çeken nokta ise büyümenin önemli bir bölümünün markanın kendi mağazaları ve doğrudan tüketici kanalı üzerinden gelmesi. DTC operasyonu çeyrek gelirlerinin yaklaşık %39’unu oluştururken, Birkenstock’un kendi mağaza ağını genişletmeye devam etmesi, markanın dağıtım stratejisinde fiziksel perakendenin merkezi rolünü koruduğunu gösteriyor.

Mağaza Artık Sadece Satış Kanalı Değil

birkenstock magaza

Birkenstock’un mağazalaşma stratejisi yalnızca daha fazla noktada ürün satmakla açıklanabilecek bir yaklaşım değil. Şirket, 2026 mali yılının ikinci çeyreğinde beş yeni kendi mağazasını açarak toplam mağaza sayısını 111’e çıkarmıştı. Aynı dönemde DTC gelirleri sabit kurla %12 büyürken, şirket mağaza yatırımlarını hızlandıracağını açıkça belirtmişti.

Üçüncü çeyrekte DTC kanalındaki %14’lük büyüme, bu stratejinin ticari karşılığının güçlendiğine işaret ediyor. Üstelik büyüme yalnızca fiziksel mağazalardan kaynaklanmıyor; Birkenstock’un kendi mağazaları ve online kanallarını birlikte yönettiği doğrudan tüketici modeli giderek daha önemli hale geliyor.

Burada Birkenstock açısından kritik avantaj, markanın ürün ve fiyatlama kontrolünü daha yüksek seviyede tutabilmesi. Kendi mağazasında ürün gamı, hikâye anlatımı, müşteri deneyimi ve yeni koleksiyonların sunumu üzerinde daha fazla kontrol sahibi olan marka, aynı zamanda tüketici davranışına ilişkin doğrudan veriye de ulaşabiliyor.

Dolayısıyla mağaza yatırımı Birkenstock için yalnızca satış alanını büyütmek değil, markayla tüketici arasındaki ilişkiyi doğrudan yönetmek anlamına geliyor.

Kendi Mağazası ile Toptan Kanal Birbirinin Rakibi Değil

shutterstock 2371028517

Birkenstock’un stratejisinin bir diğer önemli tarafı, kendi mağazalarını büyütürken B2B kanalından vazgeçmemesi. Şirketin 2026 mali yılı ikinci çeyreğinde B2B geliri sabit kurla %15 artarken, büyümenin önemli bölümünün mevcut satış noktalarındaki daha geniş ürün gamı ve tam fiyatlı satış performansından geldiği açıklanmıştı.

Bu, markanın DTC ve seçici toptan satış kanallarını birbirinin alternatifi olarak değil, farklı görevler üstlenen tamamlayıcı kanallar olarak konumlandırdığını gösteriyor.

Kendi mağazalar marka deneyimini ve müşteri ilişkisini kontrol etmek için kullanılırken, güçlü partner mağazalar erişimi ve keşfedilebilirliği genişletiyor. Bu model özellikle premium markalar için önemli; çünkü tüketiciye ulaşmak kadar markanın nerede, nasıl ve hangi ürün karmasıyla karşısına çıktığı da marka değerini etkiliyor.

Birkenstock’un APAC bölgesindeki performansı da bu yaklaşımın önemini artırıyor. Şirket 2026 mali yılı ikinci çeyreğinde bölgede sabit kurla %30 büyürken, kendi mağaza sayısını 48’e çıkarmıştı.

Türkiye açısından bakıldığında da burada dikkat çekici bir soru ortaya çıkıyor: Global markalar Türkiye’de büyürken kendi mağazalarını mı, seçici partner ağlarını mı, yoksa ikisini birlikte mi ölçeklemeli?

Birkenstock örneği, özellikle premium segmentte cevabın giderek daha fazla hibrit bir model olabileceğini düşündürüyor.

Birkenstock’un performansı, güçlü ürün talebinin tek başına yeterli olmadığını; markanın bu talebi doğrudan yönetebileceği mağaza ve dijital kanallarla buluşturmasının büyüme stratejisinin önemli bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor.

Levis, M&S Raflarına Giriyor: İki Güçlü Perakende Markası Yeni Bir Kanalda Buluştu

Levis, Birleşik Krallık ve İrlanda’da online olarak Marks & Spencer’ın “Brands at M&S” platformunda satışa sunulmaya başladı. İş birliğiyle Levi’s’ın kadın ve erkek koleksiyonlarından seçili denim ve lifestyle ürünleri M&S müşterileriyle buluşurken, iki köklü marka farklı müşteri topluluklarını aynı platformda bir araya getiriyor.

Yeni iş birliği kapsamında Levi’s’ın 501, 511 ve Ribcage gibi ikonik jean modellerinin yanı sıra elbiseler, sweatshirt’ler ve denim dışı ürünleri de satışa sunuluyor. Ürün fiyatları 25 sterlinlik pamuklu tişörtlerden 130 sterlinlik 501 jeanlere kadar uzanıyor. Böylece M&S’nin mevcut müşteri tabanına yalnızca denim değil, Levi’s’ın daha geniş lifestyle ürün gamı da taşınıyor.

DTC-First Artık DTC-Only Anlamına Gelmiyor

levis 2022

Levi’s Avrupa Genel Müdürü Lucia Marcuzzo’nun “DTC-first doesn’t mean DTC-only” yaklaşımı, iş birliğinin stratejik tarafını özetliyor. Markalar kendi dijital kanallarını güçlendirmeye devam ederken, doğru müşteriye ulaşmak için güçlü üçüncü taraf platformlardan yararlanma eğilimi de yeniden önem kazanıyor.

Bu açıdan M&S seçimi dikkat çekici. 150 yılı aşan geçmişe sahip Levi’s ile güçlü bir müşteri güvenine sahip M&S’nin bir araya gelmesi, klasik bir toptan satış anlaşmasından ziyade iki markanın sahip olduğu toplulukların birbirine açılması şeklinde değerlendirilebilir.

Özellikle Levi’s açısından kadın tüketiciye erişim önemli bir fırsat oluşturuyor. Şirket, M&S’nin kadın müşteri kitlesi ve güvenilir perakende konumunun bu segmentte yeni erişim alanları yaratabileceğini belirtiyor.

Buradaki önemli değişim, markaların “kendi mağazam ve kendi sitem yeterli” yaklaşımından, tüketicinin zaten bulunduğu güçlü ekosistemlerde görünür olmayı da kapsayan daha esnek bir dağıtım modeline yönelmesi.

M&S İçin de Platform Stratejisinin Yeni Bir Testi

marks spencer

İş birliği yalnızca Levi’s için yeni bir erişim kanalı yaratmıyor. M&S de “Brands at M&S” platformundaki marka çeşitliliğini artırarak müşterilerine kendi ürünlerinin dışında daha geniş bir moda seçkisi sunuyor.

Bu model, özellikle fiziksel mağaza yatırımı yapmadan farklı markaları dijital kanala dahil etme açısından M&S’ye esneklik sağlıyor. Levi’s gibi global bilinirliği yüksek bir markanın platforma eklenmesi ise M&S’nin yalnızca kendi koleksiyonlarını satan bir perakendeci olmaktan çıkarak daha geniş bir moda destinasyonuna dönüşme stratejisini destekleyebilir.

Türkiye’de de benzer modellerin gelişmesi açısından bu iş birliği takip edilmeye değer. Özellikle güçlü müşteri tabanına sahip yerel perakendecilerin global markalarla dijital iş birlikleri kurması, markaların yeni mağaza yatırımı yapmadan farklı tüketici segmentlerine ulaşmasını sağlayabilir.

Levi’s ve M&S örneği, günümüz perakendesinde rekabetin yalnızca hangi markanın daha güçlü olduğuyla değil, markaların birbirlerinin müşteri ekosistemine ne kadar doğru şekilde erişebildiğiyle de şekillendiğini gösteriyor.