Ana Sayfa Blog Sayfa 19

LVMH–Hermès Dosyasında Yeni Belgeler: 2002’deki Gizli Anlaşma Yeniden Gündemde

LVMH ile Hermès arasındaki yıllara yayılan hisse tartışması, Reuters’ın incelediği yeni hukuki belgelerle yeniden gündeme geldi. Belgeler, LVMH’nin 2002 yılında Hermès varisi Nicolas Puech’in hisselerini satın almaya yönelik bir anlaşma imzaladığını ortaya koyuyor. Bu gelişme, LVMH’nin Haziran 2026’da Fransız mahkemesine sunduğu ve Puech’in hissesini satın almayı hiçbir zaman planlamadığı yönündeki savunmasıyla çelişiyor.

Burada önemli bir ayrım var: Reuters’ın ortaya çıkardığı belgeler 2002’de bir satın alma anlaşmasının imzalandığını gösteriyor, ancak bu anlaşmanın fiilen uygulanıp uygulanmadığını veya Puech’e ait hisselerin LVMH’ye devredilip devredilmediğini Reuters doğrulayabilmiş değil. Dolayısıyla konu hâlâ devam eden hukuki süreç kapsamında değerlendiriliyor.

2002’de Ne Oldu?

Tartışmanın merkezinde Hermès’in kurucu ailesinin üyelerinden Nicolas Puech ve o dönemde servetini yöneten Éric Freymond bulunuyor. Reuters’ın incelediği belgelere göre LVMH temsilcileri ile Freymond arasında, Puech’in Hermès hisselerinin satın alınmasını öngören bir anlaşma 2002 yılında imzalandı.

LVMH ise Haziran ayında mahkemeye sunduğu savunmada, Puech’in hissesini satın almayı hiçbir zaman gündemine almadığını ve özellikle Puech’in iradesi dışında bir satın alma gerçekleştirmediğini savundu. Reuters’ın ortaya çıkardığı anlaşma ise bu savunmanın “satın alma hiç düşünülmedi” kısmıyla doğrudan çelişen bir belge olarak öne çıkıyor.

Belgelerde ayrıca LVMH ve Arnault ailesinin holding şirketinin, 2001–2009 döneminde Freymond’un şirketine en az 20 milyon euro komisyon, yönetim ücreti ve danışmanlık ödemesi yaptığı görülüyor. Freymond’un bu dönemde LVMH’nin Hermès hisselerinde gizli bir pozisyon oluşturmasına yardımcı olduğu aktarılıyor.

Tartışmanın Arka Planında Hermès Hisseleri Var

LVMH, 2000’li yılların başında Hermès’te sessiz biçimde hisse toplamaya başlamış ve zaman içerisinde şirketteki payını yüzde 23’e kadar çıkarmıştı. İki grup arasındaki gerilim, 2014’te LVMH’nin Hermès hisselerinden çıkmasıyla sonuçlanan bir anlaşmayla yatışmıştı.

Bugünkü hukuki tartışmanın önemli bölümünü ise Puech’in yaklaşık yüzde 6’lık Hermès hissesinin akıbeti oluşturuyor. Söz konusu payın güncel değeri yaklaşık 10 milyar euro seviyesinde hesaplanıyor. Puech, hisselerinin servet yöneticisi ve onun çevresindeki işlemler yoluyla kaybolduğunu ileri sürerek Fransa’da hukuki süreç başlattı.

Fransız makamları da konuyla ilgili ayrı bir ceza soruşturması yürütüyor. Soruşturma kapsamında Freymond’un çevresindeki bazı hukukçular hakkında da adli işlemler gerçekleştirildi. LVMH ise kendisinin söz konusu eylemlerle ilgisi olmadığını ve Puech’in hisselerinin akıbetini bilmediğini savunuyor.

Lüks Sektörü Açısından Neden Önemli?

LVMH–Hermès ilişkisi, iki büyük lüks grubunun geçmişteki rekabetinden daha fazlasını ifade ediyor. Hermès’in aile kontrolündeki yapısı ve sınırlı hissedar tabanı, şirketi uzun yıllar boyunca LVMH gibi büyük grupların olası satın alma ilgisine karşı farklı bir konumda tuttu.

Yeni belgeler ise bugün açısından özellikle kurumsal yönetim, hissedar hakları ve büyük lüks gruplarının rakip şirketlerde hisse biriktirme yöntemleri bakımından dikkat çekiyor.

Ancak davanın henüz sonuçlanmadığı ve Reuters’ın ortaya koyduğu belgelerin belirli bir noktayı —2002’deki anlaşmanın varlığını— desteklediği, fakat hisselerin gerçekten bu anlaşma üzerinden LVMH’ye geçtiğini kanıtlamadığı özellikle belirtilmeli.

Bu nedenle dosyanın bundan sonraki aşaması yalnızca LVMH ile Hermès arasındaki eski rekabet açısından değil, milyarlarca euroluk varlıkların geçmişte nasıl yönetildiği ve bugün kimin sorumluluğunda olduğu soruları açısından da takip edilecek.

Lay’s Klasik, Ünlü Mimar Selim Yuhay’ı Sadelikle Tanıştırdı

Patates, yağ ve tuzdan oluşan sade içeriğiyle Lay’s Klasik, sosyal medyanın yıllardır “Sade olsun Selim Bey” dediği Selim Yuhay’la bir araya geldi. Bu beklenmedik buluşmadan ise Sharpcake imzasıyla kelimenin tam anlamıyla Tam da Lay’slik bir Niş Birliği çıktı.

lays nisbirligi selim yuhay 3
lay’s klasik, ünlü mimar selim yuhay’ı sadelikle tanıştırdı 2

Sade cips denince akla ilk gelenlerden Lay’s Klasik, patates, yağ ve tuzdan oluşan içeriğini anlatmak için Selim Yuhay’la eğlenceli bir iş birliğine imza attı. “Evim Şahane” programındaki tasarımlarıyla sosyal medyada “Sade olsun Selim Bey” yorumlarının odağına yerleşen Yuhay, bu kez Lay’s Klasik’in sadeliğinden ilham aldı. Bugüne kadar sade olmayı pek de başaramazken, Lay’s Klasik için sade ve portatif bir niş tasarladı. 3D yazıcılarla üretilen özel nişler, evlerinin baş köşesinde Lay’s Klasik paketlerine yer açmak isteyenler için özenle hazırlandı. 

Lay’s, limited edition olarak üretilen Selim Yuhay imzalı nişleri sosyal medya üzerinden takipçileriyle buluşturdu. Nişlerden birine sahip olmak isteyenler yorumlarda buluşurken, Selim Yuhay’ın yıllar sonra gelen “sade” tasarımı da sosyal medyada konuşulmaya başladı. Yıllardır “Sade olsun Selim Bey” diyen sosyal medya kullanıcılarının beklediği sade tasarım, Lay’s Klasik ile gerçeğe dönüştü.

İş birliğini izlemek için

Duolingo Modayı Derse Çeviriyor: “Hermès Nasıl Telaffuz Edilir?” Sorusu Giyilebilir Hale Geliyor

Duolingo, New York Fashion Week kapsamında dil öğrenme platformunu moda dünyasına taşıyan “The Phonetic Collection” adlı kampanyasını hayata geçirdi. Kampanyanın merkezinde ise moda markalarının isimlerini doğru telaffuz etme problemi var. Duolingo ve YouGov araştırmasına göre katılımcıların yüzde 62’si Hermès’i doğru telaffuz edebildiğinden emin olduğunu söylerken, yalnızca yüzde 15’i doğru telaffuz edebildi.

Jacquemus ise araştırmada katılımcıların telaffuz konusunda kendilerini en az güvende hissettiği moda markası olarak öne çıktı. Duolingo, bu bilgi açığını bir problem olarak çözmek yerine kampanyanın yaratıcı fikrine dönüştürdü.

Moda İsimleri Giyilebilir Bir Derse Dönüşüyor

images 1 2

Duolingo, tasarımcı ve Next in Fashion yarışmacısı Megan O’Cain ile birlikte moda markalarının isimlerinin fonetik yazımlarını kıyafetlerin üzerine taşıyan özel bir kapsül koleksiyon hazırladı.

Koleksiyonda terzilik, spor giyim ve aksesuar kategorilerinden parçalar yer alırken, tasarımlarda abartılı formlar, eğlenceli tipografi ve Duolingo’nun karakteristik mizah anlayışı kullanılıyor. Böylece kullanıcıların uygulamada karşılaştığı “öğrenme” deneyimi, bu kez fiziksel bir ürüne dönüşüyor.

Buradaki fikir yalnızca dikkat çekici kıyafetler üretmek değil. Duolingo, kendi ürününün temel vaadi olan “bilmediğin bir şeyi öğrenme” fikrini moda kültürünün içine yerleştiriyor.

Moda da bunun için oldukça uygun bir alan. Çünkü lüks ve moda dünyası; marka isimleri, tasarımcılar, koleksiyonlar, terimler ve kültürel referanslarla kendi dilini oluşturuyor. Bu dili bilmeyen tüketici için mağaza, defile veya sosyal medya içeriği zaman zaman bir “kod çözme” deneyimine dönüşebiliyor.

Pop-Up’ta Para Yerine Streak Kullanılıyor

Kampanya 8 Eylül’de New York’ta açık hava reklamları ve kampanya görselleriyle başladı. Ardından 9 ve 10 Eylül’de gerçekleştirilen iki günlük pop-up ile fiziksel deneyime taşındı.

Aktivasyonun en dikkat çekici taraflarından biri ise ürünlerin para karşılığında satılmaması. Ziyaretçiler, koleksiyondaki parçalara sahip olabilmek için Duolingo streak’lerini, yani uygulamadaki öğrenme serilerini kullanarak teklif verebiliyor.

Bu mekanik, Duolingo’nun uygulamadaki en bilinen davranışlarından birini fiziksel perakende deneyimine taşıyor. Böylece marka, geleneksel bir pop-up mağazası kurmak yerine kendi dijital kullanıcı davranışını fiziksel aktivasyonun para birimine dönüştürüyor.

Markalar İçin Yeni Bir Perakende İletişimi

duolingo 1

Duolingo’nun kampanyası, moda markası olmayan şirketlerin moda kültürüne nasıl dahil olabileceğine dair de dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Marka, yeni bir ürün kategorisine girmekten çok, kendi marka vaadini moda dünyasının kültürel bir problemiyle eşleştiriyor.

Benzer bir yaklaşım daha önce Loewe tarafından da kullanılmıştı. Marka, isminin yıllardır farklı şekillerde telaffuz edilmesi üzerinden “Decades of Confusion” kampanyasını hazırlamış ve isim konusundaki kafa karışıklığını iletişimin merkezine taşımıştı.

Buradaki asıl perakende fırsatı ise ürünün kendisinden çok ürünün arkasındaki fikrin paylaşılabilir olması. Fonetik yazımlar, komik telaffuzlar, streak ile teklif verme ve New York Fashion Week bağlantısı; kampanyanın mağazadan çıkıp sosyal medyada yaşamaya devam etmesini sağlayabilecek içerik noktaları oluşturuyor.

Duolingo’nun yaptığı aslında oldukça net: Bir dil öğrenme uygulaması, moda dünyasının “anlaması zor” kodlarından birini kendi marka deneyimine dönüştürerek fiziksel bir perakende anı yaratıyor.

Perakende Sanatla Buluşuyor: Markalar Neden Sanatçılarla Çalışıyor?

Bir tişört artık yalnızca bir tişört, bir mağaza ise yalnızca ürünlerin satıldığı bir yer değil. Perakendede ürünün kendisinden çok, tüketicide bıraktığı iz giderek önem kazanıyor. Markalar bu nedenle yeni koleksiyonlardan mağaza tasarımlarına, vitrinlerden etkinliklere kadar sanatçılarla ve yaratıcılarla daha fazla yan yana geliyor.

dsdixkd 4if7kq2tmpqshi1cn4aqnhfazyqf ph8jhstae xjadzm4ybt21h a8xxlvfjn6a 0zgkjxsolu jt n4jevjcrgoxxuwvao2iqf99xym0s eei wnmetxewi3gve7s6ka8ujdf6sqjt sbx1x 7nqq1fp2miikhb11 onihug8oj0twq3tl0ez

Bu dönüşüm, kısa süreli bir pazarlama trendinden daha fazlasına işaret ediyor. Dijital kanalların ürüne erişimi kolaylaştırdığı, tüketicinin saniyeler içinde yüzlerce alternatif arasında karşılaştırma yapabildiği bir dönemde markalar için farklılaşmak yalnızca daha iyi bir ürün geliştirmekle mümkün olmuyor. Ürünün bir hikâyesinin olması, mağazanın bir deneyim sunması ve markanın kültürel bir karşılığının bulunması giderek daha önemli hale geliyor. Bir sanatçıyla hazırlanan koleksiyon, tüketiciye yalnızca yeni bir ürün sunmuyor; bir hikâye, estetik bir dünya ve kültürel bir referans da taşıyor. Mağazanın içine yerleştirilen bir eser ise alışveriş deneyimini farklılaştırırken markaya sosyal medyada paylaşılabilecek yeni bir içerik alanı açıyor.

Bu nedenle Nike, UNIQLO, Levi’s ve Prada gibi markaların sanatçılarla ve yaratıcılarla kurduğu ilişkiler yalnızca pazarlama başlığı altında değerlendirilmiyor. Sanat ve yaratıcılık, giderek ürün geliştirmeden mağaza deneyimine kadar uzanan perakende stratejisinin bir parçasına dönüşüyor.

Sanat Bir Kampanyadan Fazlasına Dönüşüyor

yasaiia00nbc8bmrwctimf ld2xxvw2a0zt3tvbg adv1tmcfg7pn5h ljtdnrwzosw3gzkeasmd9fd qhzf4w0mg7xp0nsnh8rfhqeyxdw4fizddktw p1ta7onxhog1sl3g6 bxncl7onz7yzyldzezpypmrulpqqxyb2pzjtbhvu24vg3jptd 6lbtwjy

Geçmişte markaların sanatla ilişkisi çoğunlukla özel bir koleksiyon, sınırlı üretim veya sezonluk bir kampanya ile sınırlıydı. Bugün ise daha uzun soluklu ve markanın farklı temas noktalarına yayılan modeller ortaya çıkıyor. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri UNIQLO ile sanatçı KAWS arasındaki ilişki. UNIQLO, 2025 yılında KAWS’ı ilk “Artist in Residence” olarak konumlandırdı. Bu model yalnızca ürün tasarımını kapsamıyor; mağaza içi sanat etkinlikleri, müze iş birlikleri ve gelecekteki LifeWear ürün geliştirme süreçlerine kadar uzanan daha geniş bir yaratıcı ortaklık modeli oluşturuyor.

UNIQLO’nun yaklaşımı, sanatçı iş birliklerinin nasıl değiştiğini de gösteriyor. Sanatçı artık yalnızca bir koleksiyonun görsel dünyasını oluşturan isim değil; markanın kültürel anlatısının bir parçası haline geliyor. Markanın 2025 yılında Museum of Modern Art ile gerçekleştirdiği “The Art & Science of LifeWear” etkinliği de bu yaklaşımın başka bir örneğini oluşturdu. Sanat, bilim ve giyim aynı deneyim içerisinde bir araya getirilirken marka, ürününü daha geniş bir kültürel çerçevenin içine yerleştirdi. Buradaki kritik nokta ise sanatın markaya yalnızca görünürlük kazandırması değil. Markanın kendisini farklı bir kültürel bağlamın içine yerleştirmesi.

Ürün Değişiyor, Algılanan Değer Değişiyor

mxaa6q4kve4s tt5lvoswoepyckmwrd4zq90b5xj1occ

Sanatçı iş birliklerinin perakendedeki en görünür karşılığı ürünlerde ortaya çıkıyor. Nike’ın sanatçı Susan Fang ile gerçekleştirdiği kadın koleksiyonu bunun örneklerinden biri. Fang’ın annesiyle birlikte ürettiği el işçiliği ve resim çalışmalarından ilham alan tasarımlarda el yapımı boncuk detayları ve resimsel öğeler Nike ürünlerinin tasarım diline taşındı. Bu tür iş birliklerinde ürün artık yalnızca fonksiyonel bir nesne olarak sunulmuyor. Ürünün arkasında bir hikâye, yaratıcı bir kişi ve kültürel bir referans oluşuyor.

Bu da tüketicinin ürünle kurduğu ilişkiyi değiştiriyor. Bir tişört yalnızca giyilen bir ürün olmaktan çıkıp belirli bir sanatçının dünyasına, koleksiyona veya kültürel ana referans veren bir objeye dönüşebiliyor. Özellikle sosyal medyanın ürün keşfindeki rolünün artması bu dönüşümü daha da hızlandırıyor. Görsel olarak dikkat çeken bir ürünün paylaşılabilir olması önemli; ancak bugün bunun yanında ürünün anlatacak bir hikâyesinin bulunması da markaya yeni bir iletişim alanı açıyor.

Markalar Neden Sanatçılarla Çalışıyor?

Sanatçı iş birliklerinin markalar açısından birden fazla karşılığı bulunuyor. İlk olarak farklılaşma sağlıyor. Özellikle moda ve lifestyle kategorilerinde ürünlerin fonksiyonel özellikleri birbirine yaklaştıkça markaların kendilerini ayrıştırması zorlaşıyor. Sanatçı iş birlikleri, ürüne ve koleksiyona özgün bir yaratıcı kimlik kazandırabiliyor. İkinci olarak yeni topluluklara erişim sağlıyor. Bir sanatçının kendi takipçi kitlesi, markanın geleneksel müşterilerinden farklı olabiliyor. Böylece iş birliği, markanın yeni bir kültürel topluluğa ulaşmasını sağlayabiliyor. Üçüncü olarak içerik üretimi açısından yeni bir alan yaratıyor. Bir sanatçıyla yapılan koleksiyon; lansmandan mağaza etkinliğine, sosyal medya içeriğinden fiziksel deneyime kadar farklı hikâyeler üretebiliyor. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Her sanatçı iş birliği aynı değeri yaratmıyor.

İş Birliğinin Değeri Uyumda Saklı

Bir markanın yalnızca popüler bir sanatçının ismini kullanması, iş birliğinin anlamlı bir marka değerine dönüşeceği anlamına gelmiyor. Sanatçı ile marka arasındaki ilişkinin markanın kimliğiyle uyumlu olması gerekiyor. Aksi durumda ortaya yalnızca kısa süreli bir görünürlük kampanyası çıkabiliyor. Daha güçlü örneklerde ise sanatçı markanın dünyasına gerçekten dahil oluyor. Ürünün tasarımından mağaza deneyimine, iletişim dilinden etkinliklere kadar farklı temas noktalarında sanatçının yaratıcı yaklaşımı hissediliyor. Bu nedenle yeni dönemde soru yalnızca “Hangi sanatçıyla çalışacağız?” değil. Daha önemli soru, “Bu iş birliği markanın tüketiciye sunduğu dünyayı nasıl değiştirecek?”

Levi’s’te Üründen Kültüre Uzanan Marka Anlatısı

wx mzlx wfip0qe7ikwfecoa4s8g1auw2r0dklqsra9bihtrie cannezjlyd7hxxyvodcis3iroeukh5zijby9gyppgavl5booh0vaol8ebwlb4ngmiqy21jnymm8dz4vdkbqhrijlcx6k yh04a9 4nw67ux0mfgkjxi0193 ag7b d59hvq3e kxbmp4w

Sanat ve yaratıcılıkla kurulan ilişkinin bir başka boyutu da markaların kendilerini yalnızca ürünleri üzerinden değil, farklı yaratıcı topluluklar üzerinden anlatmaya başlaması. Levi’s’in son dönem marka iletişimi bu açıdan dikkat çekiyor. 2026’daki “Behind Every Original” kampanyasında ROSÉ, Doechii, Shai Gilgeous-Alexander, Stefanie Giesinger ve Questlove gibi farklı alanlardan isimlerin hikâyelerine yer verildi. Burada markanın yaptığı şey yalnızca tanınmış isimleri kampanyaya dahil etmek değil. Farklı kişilerin kendi tarzlarını, hikâyelerini ve yaratıcılıklarını Levi’s’in “Originals” anlatısının bir parçası haline getirmek. Levi’s’in “Home Turf” deneyimi de benzer yaklaşımın fiziksel alandaki karşılığını ortaya koyuyor. Müzik, kişiselleştirme atölyeleri ve özel ürün lansımlarının bir araya geldiği deneyimler, markanın fiziksel alanını ürün satışının ötesine taşıyor. Bu örnek, sanatçı iş birliklerinin daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini gösteriyor. Markalar artık yalnızca sanatçılarla değil, yaratıcı kültürün farklı aktörleriyle ilişki kuruyor.

Kültürel Sermaye Yeni Rekabet Alanı

1789459333 rosie x levis

Perakendede sanatla kurulan ilişkinin arkasında daha büyük bir dönüşüm bulunuyor. Markalar bugün yalnızca ekonomik değer yaratmaya değil, kültürel değer üretmeye de çalışıyor. Bir mağazanın tasarımı, bir koleksiyonun arkasındaki sanatçı, düzenlenen sergi veya markanın desteklediği yaratıcı proje, tüketicinin marka hakkındaki algısının bir parçasına dönüşüyor. Bu özellikle fiziksel perakende açısından önemli. Çünkü mağazaların dijital kanallarla rekabet edebilmesi için yalnızca ürün sunması artık yeterli değil. Mağazanın görülmeye, paylaşılmaya, konuşulmaya ve tekrar ziyaret edilmeye değer bir yer haline gelmesi gerekiyor. Sanat da bu noktada perakendenin yeni araçlarından biri olarak öne çıkıyor.

Yeni Mağaza Ekonomisinde Deneyim Öne Çıkıyor

Fiziksel mağazanın geleceği yalnızca metrekare veya lokasyon üzerinden değerlendirilmiyor. Mağazanın tüketiciye sunduğu toplam değer giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu değer bazen bir sanat eseriyle, bazen bir tasarımcı koleksiyonuyla, bazen bir gastronomi deneyimiyle, bazen de markanın düzenlediği bir etkinlikle yaratılıyor. Ortak noktaları ise tüketiciye internetten kolayca elde edemeyeceği bir deneyim sunmaları. Bu nedenle sanatın perakendeye girişi yalnızca estetik bir değişim olarak okunmamalı. Mağazanın neden ziyaret edilmesi gerektiğine verilen yeni cevaplardan biri olarak görülmeli. Ürün internetten satın alınabilir. Ancak o ürünün hikâyesini görmek, sanatçıyla markanın nasıl bir dünya kurduğunu deneyimlemek veya mağazanın kendisini kültürel bir mekân olarak yaşamak fiziksel perakendenin hâlâ güçlü olduğu alanları oluşturuyor.

AVM’lerin Yeni Sorusu: İnsanları Nasıl Daha Uzun Tutacağız?

AVM’lerde rekabet artık yalnızca daha fazla ziyaretçi çekmek veya daha yüksek ciro elde etmek üzerinden şekillenmiyor. Tüketicinin alışveriş davranışı değiştikçe, AVM’lerin de ziyaretçiye sunduğu değer yeniden tanımlanıyor. Bugün bir AVM için önemli olan yalnızca kaç kişinin kapısından girdiği değil; o ziyaretin ne kadar değer ürettiği, tüketicinin neden geldiği ve bir sonraki ziyaret için nasıl bir neden yaratıldığı.

Türkiye’de AVM ziyaretçi trafiğinin son dönemde yatay seyretmesi de bu dönüşümü daha görünür hale getiriyor. AYD ve Akademetre Research iş birliğiyle hazırlanan Temmuz 2026 verilerine göre AVM ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı ayına göre değişmedi. Buna karşın metrekare verimlilik endeksi nominal olarak yüzde 25,2 arttı. Ancak aynı dönemde yıllık enflasyonun yüzde 31,75 olması, metrekare başına cironun reel olarak yaklaşık yüzde 5 gerilediğini gösteriyor. Yani AVM’lerde ciro nominal olarak büyürken, ziyaretçi trafiğinde aynı ölçekte bir artış görülmüyor. Bu tablo, AVM’lerin önündeki yeni soruyu ortaya koyuyor: Ziyaretçiyi yalnızca AVM’ye getirmek yeterli mi, yoksa ziyaretin kendisini daha değerli hale getirmek mi gerekiyor?

Ziyaretçi Geliyor, Ama Ne İçin?

nlnxxq1o5el sevexnoutnacjpha0a6vaacykpaspob4gqhodlooudh2skw0gsmosfg80jgrxwknyxcrbnp vyl8uwetwulpjxsofy5mhpikqk7aibxqb4z8chmgoz0do825zw5zozwfircjdv0o0dztepswkfo5rzt ipv5dajkwgz9az5h3caxrfxincnv

Tüketicinin AVM’ye geliş nedeni artık yalnızca alışveriş değil. Bir kahve içmek, yemek yemek, sinemaya gitmek, çocuklarla vakit geçirmek, arkadaşlarla buluşmak, spor yapmak ya da bir etkinliğe katılmak da AVM ziyaretinin parçası haline geliyor.

Bunun ekonomik karşılığı da AVM verilerinde görülüyor. Temmuz 2026’da “Eğlence ve Hobi” kategorisi yıllık bazda nominal yüzde 57,9 büyüdü. Enflasyondan arındırıldığında ise yaklaşık yüzde 20’lik reel büyümeye işaret etti. AYD’nin değerlendirmesinde bu performans, tüketicinin AVM’leri yalnızca alışveriş noktası olarak değil, sosyalleşme ve deneyim alanı olarak kullanmaya devam etmesiyle ilişkilendiriliyor.

Bu aslında AVM’lerin geleceğine ilişkin önemli bir ipucu veriyor. Tüketici zorunlu olmayan harcamalarda daha seçici davranırken, deneyim değeri yüksek alanlar farklılaşabiliyor. Haziran ayında da “Eğlence ve Hobi” kategorisinin yıllık bazda yüzde 26,5 büyümesi, bu eğilimin yalnızca tek bir aya özgü olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla AVM’nin yeni değer önerisi yalnızca “burada kaç mağaza var?” sorusuyla açıklanamıyor. “Burada ne yapabilirim?” sorusu giderek daha önemli hale geliyor.

Yeni Rekabet: Tüketicinin Zamanı

bserhtpiyhnysbrttsunnfkvpogw9a2ghorwwo4u a1hnx0tk8qhl7jh7uvuacfe8bwvg1ueqv0h1tjtrxwdijsrhoxlm 7xcm4eslmys7we1 qiw7e0srgqommzuxzeq2 fysvegzr7 bb3sogmtk s3qbyfcherwrxhtjv1krgkie5drm6n5jczhs scwv

AVM’lerin rekabet ettiği alan da genişliyor. Artık karşılarında yalnızca diğer AVM’ler veya e-ticaret siteleri yok. Restoranlar, kafeler, spor salonları, kültür-sanat etkinlikleri, eğlence merkezleri, seyahat ve hatta evde geçirilen zaman da tüketicinin sınırlı zamanından pay alıyor. Bu nedenle AVM’ler için yeni rekabet alanlarından biri zaman. Uluslararası perakende gayrimenkul piyasasında da benzer bir değişim görülüyor. JLL, 2026 perakende değerlendirmesinde fiziksel perakendenin giderek daha fazla “transactional” olmaktan çıkıp deneyim odaklı hale geldiğine dikkat çekiyor. Markalar, yüksek maliyetleri karşılayabilmek için fiziksel alanlarda daha güçlü ve akılda kalıcı deneyimler yaratmaya yöneliyor.

AVM açısından bakıldığında bunun anlamı açık: Tüketiciye yalnızca alışveriş yapacağı bir alan sunmak artık yeterli olmayabilir. Onu oraya getirecek, içeride tutacak ve tekrar gelmesini sağlayacak farklı nedenlerin aynı ekosistem içinde bulunması gerekiyor. Bu nedenle gastronomi, eğlence, spor, kültür-sanat ve etkinlik alanları artık AVM’lerin “yan hizmetleri” olarak görülmemeli. Bunlar, ziyaret deneyiminin kendisini oluşturan unsurlar haline geliyor.

“Daha Uzun Kalsın” Yeterli Bir Strateji Değil

nz4xib4rb sbyd97lhwfj6ss vyu8j3baw4jegk42jxningipfpijmpzon05hue8vfa6r23stfbpga3b9x5zjtwibc9u euv28jbkrlpaojw9ebogjgggcnylsgzqf7ufxzdbxg65ftc8ncdqzcodlcaux3vsluqstnfdp7fj3lzecphmcbq0i8njxo7ecad

Burada AVM’ler açısından önemli bir ayrım var. Ziyaretçinin AVM’de daha uzun zaman geçirmesi tek başına başarı göstergesi değil. Çünkü üç saatlik bir ziyaretin üç saati de değerli bir deneyime dönüşmeyebilir. Mesele ziyaretçiyi fiziksel olarak içeride tutmak değil, orada kalmak istemesini sağlamak. Bu fark, yeni nesil AVM tasarımının neden yalnızca mağaza karmasına bakmadığını da açıklıyor.

Örneğin İstanbul’da 2026’da açılan XPZONE, Emaar Square Mall içerisinde oyun, spor ve teknolojiyi bir araya getiren deneyim odaklı bir eğlence merkezi olarak konumlandırıldı. Merkez; çocuk, genç, aile ve kurumsal gruplara farklı kullanım senaryoları sunarken, deneyimleri sürekli güncellenebilen bir yapı üzerine kuruyor. Bu tür konseptlerin AVM açısından değeri yalnızca yeni bir kiralama alanı yaratmak değil. Ziyaretçiye AVM’ye gelmek için alışveriş dışında bir neden sunmak.

Dünyadaki gelişmeler de aynı yönde ilerliyor. JLL’nin 2026 tarihli eğlence ve alışveriş merkezleri analizinde, takip edilen 20 eğlence konseptinde 2025 yılında toplam 217 milyon ziyaret gerçekleştiği ve ortalama ziyaret süresinin 140 dakika olduğu belirtiliyor. Bu veriler, eğlence alanlarının alışveriş merkezleri için yalnızca ek bir aktivite değil, ziyaretin kendisini taşıyan önemli bir çekim unsuru haline gelebildiğini gösteriyor.

AVM’nin Marka Karması Da Değişiyor

ttsidiczqtwndsnis3jqmec6fi pp rfgjjzrgu gtbvafifehwcfgmy2dxek3fa1qd2cykpfvlpcv6hnk48s8pha6jl mj qvw5fezmrtzqdenl5i3k1j8lcti6wtw2r0fwyssd6zxtfmtmsos be zhddqphksxklvjsvjgaxg0qptft0cwl12snnq34

Bu dönüşüm, AVM’lerin kiracı seçimlerini de doğrudan etkiliyor. Geçmişte güçlü bir AVM denildiğinde akla öncelikle güçlü moda markaları, büyük anchor mağazalar ve geniş bir alışveriş alternatifi geliyordu. Bugün ise marka karmasının yanında gastronomi, eğlence, deneyim ve sosyal alanların birbirini nasıl tamamladığı da önem kazanıyor.

Çünkü ziyaretçinin AVM’de geçirdiği zamanın tamamı mağaza içerisinde geçmek zorunda değil. Bir restoran, bir sinema, bir spor alanı veya bir etkinlik, ziyaretin toplam süresini ve niteliğini etkileyebiliyor. Bu noktada AVM yönetimi de yalnızca metrekare kiralayan bir yapı olmaktan çıkıyor; farklı markaların ve deneyimlerin bir arada çalıştığı bir ekosistemi yönetmeye başlıyor. Bu değişim aynı zamanda AVM’lerin kendilerini nasıl konumlandırdığını da etkiliyor. “Alışveriş merkezi” ifadesinin yerini giderek “yaşam alanı”, “destinasyon” veya “deneyim merkezi” gibi tanımların alması tesadüf değil.

Veri Artık Sadece Ziyaretçiyi Saymak İçin Kullanılmıyor

AVM’lerin dönüşümünde bir başka önemli başlık ise veri. Ziyaretçi trafiğinin nerede yoğunlaştığını, hangi alanların daha fazla kullanıldığını, hangi etkinliklerin ziyaretçi çektiğini ve hangi marka kategorilerinin birbirini desteklediğini anlamak, AVM yönetiminin gelecekteki kararlarında daha fazla rol oynayacak. Uluslararası AVM sektöründe de ziyaretçi davranışı, yaya trafiği ve kullanıcı tercihleri üzerinden daha kişiselleştirilmiş ve veri odaklı stratejilere yönelim dikkat çekiyor. ICSC, 2026 değerlendirmesinde karma kullanımlı ve perakende destinasyonlarında ziyaretçi davranışına ilişkin verilerin giderek daha fazla kullanılmasına dikkat çekiyor. Ancak asıl zorluğun bu verileri sahada gerçekten hissedilen bir deneyime dönüştürmek olduğunu vurguluyor. Bu da AVM’ler için yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Artık yalnızca “kaç kişi geldi?” sorusunun yanıtını bilmek yeterli değil.

Kim geldi? Neden geldi? Nerede zaman geçirdi? Neye ilgi gösterdi? Tekrar gelmesini sağlayacak ne sunulabilir? Geleceğin AVM stratejileri bu soruların etrafında şekillenecek.

AVM’nin Geleceği: Daha Fazla Mağaza Değil, Daha Fazla Neden

e8tpaaquibszlskod4dramop16zv9p99gbqp8jwiouskwaw8f9tdfe b08j9dd470qndliw kyqbqhb pzaadch5eqex 8hcjcvr63vjbsczp2lj5wv1l9luxarajdm2vnfp4dur5av7gbcykf2pi3pjecdwfymcjpr1lkcco0kgh7fxy1fxdgbe92iki0r5

Türkiye’de AVM’ler hâlâ fiziksel perakendenin en güçlü temas noktalarından biri. Ancak tüketicinin alışveriş için dijital kanallara daha fazla başvurduğu bir ortamda, fiziksel alanın değerini yeniden anlatması gerekiyor. Bunun yolu da mağaza sayısını artırmaktan çok, ziyaretçiye farklı nedenlerle tekrar tekrar gelebileceği bir alan yaratmaktan geçiyor. Bir gün yeni bir restoran için, başka bir gün bir konser veya etkinlik için, başka bir gün alışveriş için… AVM’nin ziyaret nedeni değişebilir. Önemli olan, tüketicinin hayatında tek bir ihtiyaca değil, farklı ihtiyaçlara karşılık verebilecek bir yere dönüşebilmesi.

Bu nedenle geleceğin AVM’sinde en değerli metriklerden biri belki de yalnızca ziyaretçi sayısı olmayacak. Asıl mesele, ziyaretçinin AVM’ye ayırdığı zamanı ne kadar değerli bir deneyime dönüştürebildiği olacak. Çünkü tüketici artık yalnızca alışveriş yapabileceği bir yer aramıyor. Gitmek için bir nedeni, kalmak için bir bahanesi ve yeniden gelmek için yeni bir keşfi olan bir yer arıyor.

ECE’nin Hamburg Konferansında Akyazı Projesi Öne Çıktı

ECE’nin farklı ülkelerdeki AVM operasyon ekiplerini buluşturan TM Annual Conference, Hamburg’da yaklaşık 200 profesyonelin katılımıyla gerçekleştirildi. Teknik yönetimden yapay zeka destekli bakım süreçlerine, sürdürülebilir operasyonlardan dijitalleşmeye kadar sektörün dönüşümünün ele alındığı konferansta, ECE ve ECE Türkiye ekiplerinin ortak çalışmasıyla geliştirilen Trabzonspor Akyazı Karma Kullanım Projesi de tasarım ve mimari yaklaşımıyla örnek projeler arasında yer aldı.

23 1024x569 1

Gayrimenkul geliştirme ve AVM yönetimi alanında faaliyet gösteren ECE, farklı ülkelerdeki operasyon ekiplerini Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen TM Annual Conference organizasyonunda bir araya getirdi. 16-17 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen konferansa yaklaşık 200 sektör profesyoneli katıldı.

ECE AVM Operasyonlarından Sorumlu Direktörü Ulrich Schmitz ve Teknik Portföy ve Proje Yönetimi Direktörü Arndt Schwerdtfeger FRICS’in açılışını yaptığı konferansta; teknik yönetimin geleceği, Teknik Portföy ve Proje Yönetimi (TPPM) yapılanması, maliyet ve kaynak yönetimi, dijitalleşme, yapay zeka destekli bakım süreçleri ve sürdürülebilir operasyonlar gündeme alındı.

ECE Real Estate Partners Yöneticisi Markus Schmitt-Habersack’ın deneyimlerini aktardığı oturumlarda sektörün dönüşümüne ilişkin değerlendirmeler yapılırken, Sürdürülebilir Operasyonlar & ESG Direktörü Tobias Pickert de oturumların moderasyonunu üstlendi.

Akyazı Projesi uluslararası platformda tanıtıldı

Konferansın dikkat çeken başlıklarından biri ise ECE ve ECE Türkiye’nin uluslararası kreatif tasarım ekiplerinin ortak çalışmasıyla geliştirilen Trabzonspor Akyazı Karma Kullanım Projesi oldu.

Proje, tasarım, mimari ve yerleşim yaklaşımıyla konferansta örnek projeler arasında gösterildi. Hamburg ve Türkiye’deki ECE kreatif tasarım ekiplerinin ortak çalışmasıyla geliştirilen proje, farklı kullanım alanlarını tek bir yerleşkede buluşturan yapısıyla katılımcıların ilgisini çekti.

105 dönümlük alanda karma kullanım modeli

Trabzon’un Akyazı bölgesinde, Şenol Güneş Spor Kompleksi (Papara Park) ve Şehir Hastanesi’ne komşu 105 dönümlük arazi üzerinde geliştirilen proje, bölgenin önemli karma kullanım yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor.

Projenin merkezinde yaklaşık 100 bin metrekare kiralanabilir alana sahip alışveriş ve yaşam merkezi bulunuyor. 250’den fazla mağazanın yanı sıra tematik perakende caddeleri, eğlence alanları ve geniş bir gastronomi karmasının yer alması planlanan merkez, alışveriş fonksiyonunu farklı yaşam alanlarıyla bir araya getiriyor.

Karma kullanım konsepti kapsamında projede ayrıca 300 odalı 5 yıldızlı bir otel ve 130 odalı bir iş oteli yer alıyor. Mevcut stadyum kompleksiyle bütünleşen projede yeni bir kent meydanı ile interaktif deneyim alanları içeren Yeni Trabzonspor Müzesi de bulunuyor.

ECE Türkiye’nin uluslararası tasarım gücü

Akyazı Karma Kullanım Projesi’nin konsept ve kreatif tasarım çalışmaları, ECE Marketplaces ve ECE Türkiye ekiplerinin yürüttüğü ortak çalışmalarla geliştirildi. Alışveriş, konaklama, gastronomi, kültür ve spor fonksiyonlarını aynı proje içerisinde buluşturan Akyazı, bu yönüyle ECE’nin uluslararası deneyimi ile ECE Türkiye’nin yerel pazar bilgisi ve kreatif tasarım yaklaşımının bir araya geldiği projelerden biri olarak öne çıkıyor.

Haftanın Mağaza Açılışları [14– 18 Eylül]

Eylül ayının yarısını geride bıraktık. Back to School alışverişleri maalesef sektörün özlediği ve beklediği bir performansta gerçekleşmedi. Bu sene gördük ki back to school alışverişleri dönemi değil sürekliliği bulunan genel ihtiyaçları karşılama amacıyla bir alışveriş davranışına dönüştü. Bu da geçmiş yıllarda gözlemlediğimiz dönemsel alışveriş iştahının tüketici kanadında giderek azaldığını bize gösteriyor. Son çeyrekte sektörün cirosal performans beklentisi yüksek. Umalım ki beklenen etkileri konuştuğumuz bir son çeyrek gerçekleşsin.

Mağaza açılışları tarafında sektörün yatırımları devam ediyor. Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni açılışları ile sizlerleyiz.

İşte bu hafta gerçekleşen mağaza açılışları

Stefanel – Kanyon AVM

stefanel magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 26

Stefanel, Kanyon AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Jimmy Key – Balıkesir Yasa AVM

haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül]
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 27

Jimmy Key, Balıkesir Yasa AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Marka, 25 şehirde 75 mağazaya ulaştı.

Mudo – Koru Florya AVM

mudo magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 28

Mudo, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Liu Jo – İstanbul Havalimanı İç Hatlar

liujo magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 29

Liu Jo, İstanbul Havalimanı İç Hatlar mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Gant – Ankara Panora AVM

gant magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 30

Gant, Ankara Panora AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Brooks Brothers – Trabzon Forum AVM

brooks magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 31

Brooks Brothers, Trabzon Forum AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 48. mağazasını oluşturuyor.

ebebek – Zonguldak Çaycuma

ebebek magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 32

ebebek, Zonguldak Çaycuma mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 316. mağazasını oluşturuyor.

Greyder – Koru Florya AVM

greyder magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 33

Greyder, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Mavi – Koru Florya AVM

mavi magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 34

Mavi, Koru Florya AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

The Coffee Factory – Topkapı

the magaza18
haftanın mağaza açılışları [14– 18 eylül] 35

The Coffee Factory, Topkapı mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

QNB Türkiye’den Kadınların Ekonomik Güçlenmesine Yeni Kaynak

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel dönüşümle sınırlı görmeyen QNB Türkiye, kapsayıcı ekonomik büyümeyi ve fırsat eşitliğini sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurları arasında konumlandırıyor. Bu kapsamda kadınların iş hayatına ve girişimcilik ekosistemine daha güçlü katılımını destekleyen çalışmalarını, finansmana erişimi artıracak çözümlerle tamamlamayı önceliklendiriyor.

Standard Chartered tarafından sağlanan kaynak, QNB Grup Sürdürülebilir Finans ve Ürün Çerçevesi kapsamında belirlenen kriterlere uygun olarak kadın liderliğindeki KOBİ’lere yönelik kredilerin finansmanı ve refinansmanında kullanılacak. Kaynağın hangi kredilere yönlendirildiği düzenli olarak raporlanacak ve bağımsız doğrulama süreçlerine tabi tutulacak.

“Kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen çalışmalarımızı finansman çözümlerimizle daha da ileri taşıyoruz”

QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kadınların ekonomik hayata katılımının, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonominin önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle kadınların iş hayatında güçlenmesine yönelik yaklaşımımızı tek bir proje veya sosyal sorumluluk alanıyla sınırlı görmüyor, girişimcilikten istihdama, eğitimden finansmana erişime uzanan bütüncül bir perspektifle ele alıyoruz.

Standard Chartered ile gerçekleştirdiğimiz 25 milyon ABD doları tutarındaki Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Odaklı Repo işlemiyle uluslararası piyasalardan sağladığımız kaynağı kadın liderliğindeki KOBİ’lerin finansmanına yönlendiriyoruz.

Önümüzdeki dönemde de uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliklerimizi güçlendirmeye, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayan yenilikçi finansman modelleri geliştirmeye devam edeceğiz.’’

Standard Chartered Fransa CEO’su ve Avrupa Kurumsal Bankacılık Başkanı Caroline Eber-Ittel, işleme ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geleneksel finansman yapılarını müşterilerimiz ve hizmet sundukları toplumlar için daha fazla değer yaratacak şekilde nasıl geliştirebileceğimizi sürekli değerlendiriyoruz. Bu işlem, sermaye piyasaları çözümlerinin müşterilerimizin fonlama ve likidite ihtiyaçlarını karşılarken aynı zamanda kadınların ekonomik güçlenmesini desteklemek amacıyla nasıl kullanılabileceğini ortaya koyuyor. QNB Türkiye ile Bankamız adına bir ilke imza atan ve Türkiye’de kadın liderliğindeki işletmeler için fırsatların genişlemesine katkıda bulunan bu işlemde iş birliği yapmaktan gurur duyuyoruz.”

QNB Türkiye’den toplumsal cinsiyet eşitliğine çok yönlü destek

Kurum içi cinsiyet eşitliğini yönetişimin ayrılmaz bir parçası olarak ele alan QNB Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensipleri’nin imzacısı ve Yüzde 30 Kulübü’nün üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor. QNB Türkiye çalışanlarının yaklaşık yüzde 59’unu kadınlar oluştururken tüm yönetici düzeylerinde kadın çalışan oranı yüzde 47, Yönetim Kurulu’nda ise yüzde 36 seviyesinde bulunuyor.

Eşit işe eşit ücret yaklaşımı doğrultusunda kadın-erkek ücret açığını azaltmayı hedefleyen QNB Türkiye, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi ve Eylem Planı ile eşitliği kurum içi süreçlerine taşıyor. İkincil ebeveyn iznini 20 güne çıkaran Banka, aynı zamanda İş Dünyası Ev İçi Şiddete Karşı projesine de katkı sağlıyor.

Kurum içinde benimsediği bu yaklaşımı sosyal etki programlarıyla da genişleten QNB Türkiye, İhracatçı Kadınlar Derneği (İKADE) iş birliğiyle hayata geçirdiği Kadınlar İçin İhracat Akademisi programı aracılığıyla kadın girişimcilerin uluslararası ticaretteki bilgi ve yetkinliklerini geliştirmelerini destekliyor. İKADE ve YenidenBiz iş birliğiyle yürütülen Bekar Annelerin Güçlenmesine Destek Programı ile de kadınların ekonomik hayata katılımına katkı sağlıyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Odaklı Repo işlemi ise QNB Türkiye’nin kurum içi politikalar ve sosyal etki programlarıyla sürdürdüğü bu yaklaşımı, kadın liderliğindeki işletmelerin finansmana erişimini destekleyen bir çözümle güçlendiren yeni bir adım oldu.

İtalyan Sokakları İstanbul’a Geliyor: Florentia Village Bugün Açılıyor

Lüks perakende ve outlet konseptini açık hava alışveriş deneyimiyle bir araya getiren Florentia Village, bugün saat 18.00’de ziyaretçilerini ağırlamaya başlıyor. İtalyan mimarisinden ilham alan açık hava yerleşimi, uluslararası markaları, restoran ve kafeleriyle birlikte yeni bir alışveriş ve sosyal yaşam alanı oluşturmayı hedefliyor.

Açılış öncesinde teknik altyapı, mağaza yerleşimleri ve operasyonel hazırlıkların tamamlandığı belirtilirken, mağaza personelinden güvenlik ve danışma ekiplerine kadar ziyaretçi deneyiminin farklı noktalarında görev alacak ekipler de hazırlandı.

Florentia Village’da AVM Deneyimi Açık Havaya Taşınıyor

florentia village 4

Florentia Village’ın en belirgin özelliklerinden biri, klasik kapalı AVM düzeninden ayrılan açık hava alışveriş köyü formatı. Projenin mimarisinde Rönesans döneminden ve İtalya’nın tarihi kentlerinden ilham alınırken; kemerli revaklar, taş yürüyüş yolları, meydanlar ve süs havuzları alışveriş alanının tasarımını şekillendiriyor.

Bu yapı, mağazaları tek başına öne çıkarmak yerine ziyaretçinin merkez içerisinde geçirdiği zamanı deneyimin bir parçası haline getiriyor. Mağaza, restoran, kafe ve dinlenme alanlarının aynı rota üzerinde konumlanması, alışverişi yalnızca ürün satın alma sürecinden çıkararak sosyal bir gezinti deneyimine dönüştürüyor.

Outlet formatı da bu deneyimin ticari tarafını oluşturuyor. Lüks moda markalarının yanı sıra spor giyim, aksesuar, kozmetik ve ev tekstili kategorilerinden uluslararası markaların yer aldığı merkezde, sezon ürünleri ve avantajlı fiyatlarla sunulan koleksiyonlar tüketiciyle buluşacak.

Yeni Nesil AVM Rekabetinde Deneyim Öne Çıkıyor

blog 4 b

Florentia Village’ın açılışı, AVM sektöründe fiziksel alanın nasıl farklılaştırılabileceğine dair yeni bir örnek ortaya koyuyor. Özellikle e-ticaretin ürün ve fiyat karşılaştırmasını kolaylaştırdığı bir dönemde fiziksel perakende alanlarının tüketiciye yalnızca alışveriş için değil, zaman geçirmek ve deneyim yaşamak için de neden sunması giderek önem kazanıyor.

Bu açıdan açık hava konsepti, mimari tasarım ve marka karması birlikte çalışıyor. Ziyaretçinin mağazalar arasında dolaşması, açık alanlarda vakit geçirmesi ve gastronomi seçeneklerinden yararlanması, merkezin alışveriş dışındaki kullanımını da güçlendiriyor.

Florentia Village’ın Türkiye’deki performansında önemli olacak konulardan biri de bu konseptin yalnızca görsel olarak değil, marka karması, fiyat avantajı, etkinlikler, gastronomi ve ziyaretçi deneyimiyle ne kadar bütünleşeceği olacak.

Türkiye’de AVM rekabeti yeni projelerin sayısından çok, ziyaretçiye sunulan farklı deneyim üzerinden şekillenirken Florentia Village bu yarışa farklı bir formatla dahil oluyor. Yeni merkezin asıl iddiası daha fazla mağaza sunmak değil, outlet alışverişini başlı başına bir destinasyon deneyimine dönüştürmek.

JYSK’te Rekor Büyüme: Satışlar %13 Arttı, Mağaza Açılışları Hızlandı

Danimarkalı ev ve yaşam markası JYSK, 2025/26 mali yılında cirosunu yüzde 12,9 artırarak 52,3 milyar Danimarka kronuna, yani yaklaşık 7 milyar euroya çıkardı. Şirket aynı dönemde 168 yeni mağaza açarak tarihindeki en hızlı mağaza genişlemesini gerçekleştirdi.

JYSK’in büyümesi yalnızca yeni mağaza açılışlarından oluşmuyor. Şirket aynı mali yılda 226 mağazada taşınma, genişletme ve yenileme gerçekleştirdi. Böylece JYSK’in Avrupa ve Afrika’daki toplam mağaza sayısı 3.700’ün üzerine çıkarken, marka 49 ülkede faaliyet gösteriyor.

JYSK Büyümeyi Mağaza Sayısıyla Birlikte Yeniliyor

jysk1

JYSK’in sonuçlarında dikkat çeken nokta, yeni mağaza açılışlarının mevcut mağaza ağının dönüşümüyle birlikte ilerlemesi.

168 yeni mağaza, tek başına agresif bir yayılma stratejisine işaret edebilir. Ancak 226 mağazada gerçekleştirilen taşınma, genişleme ve yenileme yatırımları, şirketin büyümeyi yalnızca coğrafi olarak daha fazla noktaya ulaşmak değil, mevcut fiziksel ağın verimliliğini de artırmak üzerinden ele aldığını gösteriyor.

Bu yaklaşım özellikle ev ve yaşam kategorisinde önem taşıyor. Mobilya ve ev ürünlerinde fiziksel mağaza; ürünün ölçüsünü, malzemesini ve kullanımını deneyimleme açısından hâlâ önemli bir temas noktası. Dolayısıyla mağaza formatının doğru lokasyonda, doğru metrekareyle ve güncel müşteri beklentilerine uygun şekilde kurulması büyüme stratejisinin parçası haline geliyor.

“Daha Fazla Mağaza”dan Çok, Ölçeklenebilir Bir Model

jysk 3

JYSK’in bugün 49 ülkede 3.700’den fazla mağaza ve web sitesiyle faaliyet göstermesi, markanın ölçeklenebilir bir perakende modeline sahip olduğunu gösteriyor.

Burada önemli olan yalnızca ulaşılan mağaza sayısı değil. Farklı ülkelerde benzer marka deneyimini koruyabilmek, tedarik zincirini yönetmek ve mağaza yatırımlarını standartlaştırmak, bu ölçekte büyümenin operasyonel tarafını oluşturuyor.

Türkiye açısından da JYSK’in büyüme modeli dikkat çekici. Marka Türkiye pazarına 2023 yılında girerek ilk mağazalarını İstanbul’da açmıştı. Dolayısıyla JYSK’in Avrupa ve Afrika’daki mağaza genişlemesi, Türkiye’deki operasyonun da uzun vadede nasıl ölçeklenebileceği açısından takip edilebilecek bir örnek oluşturuyor.

JYSK’in 2025/26 performansının verdiği mesaj ise oldukça net: Fiziksel perakendenin büyümesi yalnızca yeni mağaza açmakla değil, mevcut mağazayı sürekli yenilemek ve ölçeklenebilir bir operasyon modeline dönüştürmekle birlikte ilerliyor.