Ana Sayfa Blog Sayfa 20

Decathlon Kullanılmış Bisikletleri Yeniden Kiralıyor: Leasing Modeli İkinci Bir Hayat Kazanıyor

Decathlon, bisiklet leasing modelini “re-lease” adıyla yeni bir aşamaya taşıyor. İlk leasing sözleşmesi sona eren bisikletler, teknik kontrolden geçirilip gerekli onarımları yapıldıktan sonra yeniden leasing kapsamında müşterilere sunuluyor. Böylece daha önce yalnızca yeni bisiklet üzerinden ilerleyen model, yenilenmiş ürünlerin ikinci bir kullanım döngüsünü de kapsıyor.

Decathlon’da Döngüsellik Satıştan Leasinge Uzandı

decathlon gecis

Decathlon’un Mechelen’deki Circular Hub tesisinde iade edilen bisikletler teknik kontrolden geçiriliyor, gerekli onarımlar yapılıyor ve yeniden test ediliyor. Her bisiklet otomatik olarak ikinci leasing dönemine alınmıyor; yalnızca teknik açıdan uygun bulunan modeller yeniden kullanıma sunuluyor. Bu süreç, güvenlik ve ürün kalitesini korumak açısından modelin önemli bir parçası.

Re-lease ile tüketiciye sunulan fiyat avantajı da dikkat çekiyor. Decathlon, yenilenmiş leasing modellerinin yeni bisikletlere kıyasla yüzde 60’a kadar daha düşük fiyatla sunulabileceğini belirtiyor. İki yıllık garanti de yenilenmiş modellerin ikinci el ürün algısından farklı, kontrollü bir alternatif olarak konumlandırılmasına yardımcı oluyor.

Bu yaklaşım, döngüsel ekonominin yalnızca “ürünü geri almak ve yeniden satmak” aşamasında kalmadığını gösteriyor. Ürün, ilk müşteriden sonra yeniden kiralanarak aynı perakende ekosistemi içerisinde ikinci bir ticari döngüye sokuluyor.

Leasing Büyüdükçe Yeni Bir İkinci El Stoku Oluşuyor

Re-lease modelinin arkasındaki önemli dinamik ise bisiklet leasinginin hızla büyümesi. Decathlon’un verdiği verilere göre bu yıl yeni leasing sözleşmelerinin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 71, leasing gelirleri ise yüzde 81 arttı. Şirket 2026 sonuna kadar 1.500 leasing bisikleti satmayı hedefliyor ve leasing faaliyetinin 2030’a kadar yıllık ortalama yüzde 65 büyümesini bekliyor.

Bu büyüme aynı zamanda gelecekte geri dönecek büyük bir ürün havuzu anlamına geliyor. İlk leasing döneminde düzenli bakım gören ve çoğunlukla daha yüksek fiyatlı modellerden oluşan bisikletlerin bir bölümü, sözleşme sona erdiğinde hâlâ uzun bir kullanım ömrüne sahip oluyor.

Dolayısıyla Decathlon burada yalnızca ikinci el ürün satmıyor; ilk satıştan sonra ortaya çıkan ürün değerini yeniden gelir üreten bir modele bağlıyor.

Yeni Perakende Modeli: Ürünün İlk Sahibi Son Kullanıcı Olmak Zorunda Değil

decathlon

Decathlon’un yaklaşımı, perakendede ürün yaşam döngüsünün yeniden düşünülmesine yönelik daha geniş bir eğilimin parçası. Şirket zaten geri alım, tamir, yenileme ve ikinci el satış gibi farklı modeller kullanıyor; Avrupa Komisyonu’na sunduğu ilerleme raporunda 2024 itibarıyla 22 ülkede geri alım hizmeti bulunduğunu ve 150’den fazla ürün kategorisinin kapsandığını belirtiyor.

Re-lease ise bu yapıya farklı bir halka ekliyor: Ürün satılmadan önce bile birden fazla kullanım döngüsünün ekonomik değeri planlanıyor.

Türkiye’de özellikle elektrikli bisiklet, spor ekipmanları ve yüksek fiyatlı dayanıklı ürünlerde benzer modeller için alan oluşabilir. Buradaki kritik soru yalnızca “ikinci el ürün satabilir miyiz?” değil; ürünün bakımını, geri alımını, yenilemesini ve yeniden satışını baştan tasarlayarak ürünün toplam yaşam döngüsünden kaç kez değer üretilebileceği.

Decathlon’un re-lease modeli bu nedenle basit bir ikinci el uygulamasından çok, leasing ile döngüsel ekonomiyi aynı ticari modelde birleştiren yeni bir perakende katmanı oluşturuyor.

Vintage Moda Lüks Perakendenin Dengelerini Değiştiriyor: Bir Markanın Değeri Artık Mağazada Belirlenmiyor

Vintage ve ikinci el moda pazarı büyüdükçe, lüks markaların değer algısı da yalnızca birincil satış fiyatları üzerinden şekillenmemeye başlıyor. İkinci el pazarının 2026’da 289 milyar dolara ulaşmasının beklenmesi, moda sektöründe ürünlerin satıştan sonraki hayatını da stratejik bir alan haline getiriyor. Beş yıl önce 141 milyar dolar seviyesinde olan pazarın bu ölçekte büyümesi, ikinci elin artık niş bir tüketici davranışı olmaktan çıktığını gösteriyor.

Bu dönüşümün dikkat çekici tarafı ise fiyatın kontrolünün kısmen markanın elinden çıkması. Birinci el pazarda fiyatı marka belirlerken, ikinci el piyasasında ürünün gerçek yeniden satış değeri, binlerce alıcının o ürün için ödemeye razı olduğu tutarla şekilleniyor.

Lüks Markanın Gerçek Değeri İkinci Elde Ortaya Çıkıyor

img 1758

İkinci el pazarını bir anlamda moda ürünlerinin sürekli çalışan bir fiyat keşif mekanizması olarak görmek mümkün. Bir ürünün ilk satış fiyatı markanın konumlandırmasını yansıtırken, yeniden satış fiyatı tüketicinin o ürüne zaman geçtikten sonra verdiği değeri ortaya koyuyor.

Bu durum lüks markalar açısından önemli bir ayrım yaratıyor. Örneğin kaynakta aktarılan The RealReal verilerine göre bir Oscar de la Renta kabanı, tavsiye edilen perakende fiyatının yaklaşık yüzde 14’üne kadar gerileyebilirken Toteme ürünleri yüzde 45 seviyesinde yeniden satış değerini koruyabiliyor.

Burada ortaya çıkan tablo, yüksek ilk fiyatın tek başına yüksek marka değerinin göstergesi olmayabileceğini düşündürüyor. Çünkü tüketici ikinci el piyasasında yalnızca ürünün ilk fiyatına değil; tasarımına, tanınırlığına, zamansızlığına ve yeniden talep görme potansiyeline bakıyor.

ThredUp araştırmasında tüketicilerin yüzde 60’ının kıyafet satın alırken yeniden satış değerini önemli bir faktör olarak görmesi de bu değişimin davranışsal tarafını ortaya koyuyor.

Moda Ürünü Artık “Tüketilen” Değil, Değeri Takip Edilen Bir Varlık

img 2161

İkinci el ekonomisinin büyümesiyle birlikte tüketicinin satın alma kararında yeni bir soru ortaya çıkıyor: “Bunu ne kadar süre kullanırım?” kadar “Bunu daha sonra ne kadara satabilirim?”

Bu yaklaşım modayı klasik tüketim döngüsünden çıkarıp daha uzun bir değer zincirinin parçası haline getiriyor. Vestiaire Collective’in verilerine göre işlemlerin yüzde 85’inin birincil pazardaki yeni bir alışverişin yerine geçmesi de ikinci elin yeni ürün satışlarıyla rekabet eden bir kanal haline geldiğini gösteriyor.

Üstelik ikinci el fiyatları, markaların birincil pazardaki fiyatlandırma mimarisini de karmaşıklaştırabiliyor. Mağazada daha pahalı olan bir marka, ikinci el platformunda daha düşük değer görebilir. Tersi durumda ise daha uygun fiyatlı konumlanan bir marka, yeniden satışta daha yüksek bir değer yakalayabilir.

Bu nedenle marka değeri artık yalnızca markanın kendisinin anlattığı hikâyeden değil, tüketicinin ürünü yıllar sonra hâlâ ne kadar arzuladığından da okunabiliyor.

Zamansızlık Yeni Bir Lüks KPI’ına Dönüşebilir

luks urunler

Toteme örneği bu dönüşümü özellikle net gösteriyor. Markanın sezonlar arasında devam eden estetik anlayışı, kolay tanınan silüetleri ve uzun süre kullanılmak üzere tasarlanan ürünleri, yeniden satış piyasasında talep görmesini destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Oscar de la Renta ise daha uzun bir geçmişe ve geniş bir tasarım arşivine sahip. Ancak ürünlerin büyük bölümünün belirli davetler ve özel günler için tasarlanması ve tasarım dilinin daha geniş bir yelpazeye yayılması, ikinci el piyasasında her ürünün aynı ölçüde kolay tanınmasını zorlaştırabiliyor.

Buradan lüks moda için yeni bir ölçüm alanı ortaya çıkıyor: Bir ürün bugün ne kadar satıyor değil, yıllar sonra hâlâ ne kadar isteniyor?

Bu bakış açısı markaların ürün tasarımından koleksiyon planlamasına, fiyatlandırmadan marka arşivlerinin kullanımına kadar birçok kararını etkileyebilir. Vintage parçaların yeniden keşfedilmesi ve eski koleksiyonların yeni tüketiciler tarafından aranmaya başlaması da geçmiş ürünlerin markalar için yeniden ticari ve kültürel değer üretmesini sağlıyor.

Türkiye’de de vintage mağazaların, ikinci el platformlarının ve sosyal medya üzerinden gerçekleşen yeniden satışın büyümesiyle bu konu giderek daha görünür hale gelebilir. Özellikle premium markalar için ürünün satış anındaki fiyatı kadar, ikinci hayattaki değerini koruyabilmesi de marka gücünün yeni göstergelerinden biri haline geliyor.

Lüks moda açısından değişen denklem artık yalnızca “ne kadar pahalı?” değil; “yıllar sonra hâlâ ne kadar değerli?” sorusunu da içeriyor.

Pestisitsiz Beslenme Çantası Hazırlamak Mümkün Mü? Okula Dönüşte Ebeveynlerin  Atıştırmalık Sınavı Başlıyor

Okulların açılmasıyla birlikte beslenme çantaları yeniden gündeme gelirken, çocukların gün içinde tükettiği atıştırmalıkların seçimi ebeveynler için de önemli bir karar alanına dönüşüyor. Meyve ve sebzelerde pestisit kalıntısı, paketli gıdalarda ise katkı maddeleri konusunda artan farkındalık, ürün seçimini daha bilinçli yapmayı gerektiriyor. Humm Organic Beslenme Danışmanı Diyetisyen Dr. Müge Özyurt, çocukların düzenli tükettiği ürünlerde kullanılan hammaddelerin niteliğine, üretim yöntemine ve içerik listesinin şeffaflığına da bakılması gerektiğini belirtiyor.

1789457806 pestisit kayg s na kars organik ve temiz i c erikli sec imler

Yeni eğitim döneminin başlamasıyla çocukların günlük yaşamı yeniden okul temposuna uyum sağlarken, beslenme düzenleri de bu rutine göre şekilleniyor. Sabah hazırlanan beslenme çantası, gün içinde tüketilecek ana ve ara öğünlerin planlanmasında ebeveynlerin sorumluluğunu artırırken özellikle atıştırmalıklar, seçim sürecinin en çok üzerine düşünülen unsurlardan biri oluyor. Humm Organic Beslenme Danışmanı Diyetisyen Dr. Müge Özyurt, bu noktada ebeveynlerin yalnızca çocuklarının severek tüketeceği ürünlere yönelmek yerine, ürünün içeriğini ve kullanılan hammaddelerin üretim biçimini birlikte ele almasının önemli olduğunu ifade ediyor. Müge Özyurt’a göre özellikle meyve, sebze ve bu hammaddelerle hazırlanan ürünlerde pestisit kullanımının da göz önünde bulundurulması gerekiyor. Lif içeriği de çocukların beslenme düzeninde göz önünde bulundurulması gereken unsurlar arasında yer alırken, liften zengin besinler günlük beslenme düzeninin dengelenmesine katkı sağlıyor ve ara öğünlerin de bu açıdan değerlendirilmesi gerekiyor.

Beslenme Çantasında Asıl Sınav Besin Etiketi Okumayı Öğrenmek 

1789459024 humm organic beslenme dan s man diyetisyen dr. mu ge o zyurt

Çocukların okulda geçirdiği uzun saatler boyunca farklı besin gruplarından yararlanmasının önemli olduğunu belirten Humm Organic Beslenme Danışmanı Diyetisyen Dr. Müge Özyurt, “Beslenme çantasını hazırlarken tek bir ürüne veya besin grubuna odaklanmak yerine çeşitliliği gözetmek önemli. Atıştırmalıklara da bu beslenme düzeni içinde yer açmak gerekiyor. Özellikle çocukların sık tükettiği ürünlerde ambalaj bilgilerinin dikkatle incelenmesini öneriyorum. Ebeveynler ürün seçerken şeker, katkı maddeleri ve alerjenler gibi başlıklara artık daha fazla dikkat ediyor. Ancak besin etiketi okuma alışkanlığının bununla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir ürünün hangi ham maddelerle hazırlandığının yanı sıra bu ham maddelerin nasıl üretildiği de bilinçli seçim sürecinin bir parçası. Özellikle düzenli tüketilen ürünlerde kullanılan ham maddelerin niteliği ve üretim koşulları daha fazla önem taşıyor. Alışveriş sırasında ürünün ön yüzündeki ifadelerin yanı sıra içerik listesinin, sertifika bilgilerinin ve üretim sürecine ilişkin açıklamaların da incelenmesi seçimleri daha bilinçli hale getirebilir. Böylece beslenme çantasına girecek ürünleri yalnızca çocukların damak tadı açısından değil, içeriği ve üretim koşulları bakımından da değerlendirmek mümkün.” açıklamalarında bulundu.

Atıştırmalık Seçiminde Pestisit Detayı Gözden Kaçıyor

1789457820 pestisit kayg s na kars organik ve temiz i c erikli sec imler4

Çocuk beslenmesinde çoğunlukla ürünün son haline odaklanılırken, gıdanın sofraya gelene kadar geçirdiği üretim sürecinin de sorgulanması gerekiyor. Özellikle tarımsal ham maddelerle hazırlanan ve çocukların düzenli tükettiği paketli gıdalarda üretim yöntemlerinin göz önünde bulundurulmasının önemli olduğunu belirten Humm Organic Beslenme Danışmanı Diyetisyen Dr. Müge Özyurt, “Pestisit kullanımı ebeveynlerin ürün seçiminde daha fazla dikkat etmesi gereken başlıklardan biri. Organik tarımda sentetik pestisitlerin kullanımı büyük ölçüde kısıtlanıyor. Bu durum, ürünlerdeki kalıntı maruziyetini azaltmaya yardımcı olan unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Organik sertifika ise ebeveynlere bir ürünün belirli üretim standartlarına uygunluğu hakkında fikir veriyor. Bu nedenle özellikle çocukların düzenli tükettiği ürünlerde, kullanılan ham maddelerin niteliği kadar bu ham maddelerin hangi üretim koşullarından geçtiğine de bakılması gerekiyor. Bu nedenle özellikle çocukların düzenli tükettiği ürünlerde, kullanılan ham maddelerin niteliği kadar bu ham maddelerin hangi üretim koşullarından geçtiğine de bakılması gerekiyor. Beslenme alışkanlıkları çocukluk döneminde şekilleniyor. Okula dönüş dönemi de günlük rutini yeniden düzenlerken daha bilinçli seçimler yapmak için bir fırsat sunuyor. Ebeveynlerin her gün kusursuz bir beslenme çantası hazırlamaya çalışması yerine, çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun çeşitliliği gözeten, sürdürülebilir bir düzen oluşturması daha önemli. Atıştırmalıkları da bu düzenin doğal bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor. Bununla birlikte çocukların seçim sürecine yaşlarına uygun şekilde dahil edilmesi, beslenme farkındalıklarının gelişmesini destekleme noktasında önemli.” ifadelerini kullandı.

Humm Organic ise organik sertifikalı içeriklerle hazırladığı temiz içerikli atıştırmalık alternatifleriyle okula dönüş döneminde bu bilinçli seçimlere eşlik ediyor.

New Balance İle Decathlon Arasında “N” Logosu Krizi: Marka Kimliği Mahkemeye Taşındı

New Balance, Decathlon’un Kiprun markalı bazı koşu ayakkabılarında kullandığı bir logo tasarımının kendi ikonik “N” logosuyla karıştırılabilecek ölçüde benzer olduğunu öne sürerek ABD’de dava açtı. 15 Eylül 2026’da Massachusetts Bölge Mahkemesi’nde açılan dava, ticari marka ihlali iddiasına dayanıyor.

Tartışmanın Merkezinde “K” Mı, “N” Mi Var?

New Balance’ın başvurusuna göre anlaşmazlığın merkezinde, bazı Kiprun modellerinde kullanılan logo bulunuyor. Şirket, tasarımın tek başına “K” harfini çağrıştırdığını, ancak ayakkabının iki yanında aynalanarak kullanıldığında kendi “N” logosuna benzediğini savunuyor.

New Balance, bu benzerliğin tüketicilerde ürünlerin New Balance ile bağlantılı olduğu yönünde bir algı yaratabileceğini ve yıllardır kullandığı “N” logosunun ayırt ediciliğini zayıflatabileceğini ileri sürüyor.

Şirket ayrıca tasarımla ilgili olarak Decathlon ve hukuk ekibiyle ocak ayından bu yana iletişim kurulduğunu, ancak logonun kullanılmaya devam ettiğini iddia ediyor. Decathlon’un ise tasarımın “K” harfini temsil ettiği yönünde bir savunma yaptığı belirtiliyor.

New Balance “N” Logosunu Neden Koruyor?

new balance

New Balance, “N” logosunu ayakkabılarında 1970’lerden bu yana kullandığını ve bu marka etrafında önemli tanıtım yatırımları yaptığını belirtiyor. Bu nedenle şirket açısından konu yalnızca iki logonun görsel olarak birbirine benzemesi değil, marka kimliğinin ve tüketicinin zihnindeki ayırt edici işaretin korunması meselesi.

New Balance mahkemeden tartışmalı logonun kullanımının durdurulmasını, bu işareti taşıyan ürünlerin geri çağrılmasını veya imha edilmesini ve maddi tazminat ödenmesini talep ediyor. Ancak bunlar şirketin mahkemeye sunduğu talepler; davanın sonucu henüz belli değil.

Decathlon tarafının dava hakkındaki kamuya açık görüşünün ise haberin yayımlandığı tarihte bulunmadığı belirtiliyor. Bu nedenle mevcut iddiaların önemli bölümü New Balance’ın mahkeme başvurusunda öne sürdüğü görüşlere dayanıyor.

Spor Perakendesinde Logo Neden Bu Kadar Kritik?

decathlon kapak

Spor ayakkabı kategorisinde logo, ürün üzerindeki küçük bir grafik unsurdan çok daha fazlasına dönüşebiliyor. Özellikle New Balance’ın “N”si gibi uzun yıllardır kullanılan semboller, tüketicinin ürünü uzaktan veya yalnızca silüeti üzerinden tanımasını sağlayan marka varlıkları haline geliyor.

Bu nedenle dava, spor perakendesinde tasarım benzerliği ile ticari marka hakkı arasındaki sınırı yeniden gündeme getiriyor. Aynı zamanda global markaların farklı pazarlarda büyürken yalnızca ürün tasarımlarını değil, görsel kimliklerini ve ayırt edici marka unsurlarını da daha yakından koruduğunu gösteriyor.

New Balance’ın daha önce de “N” logosuna ilişkin farklı hukuki süreçlere başvurmuş olması, şirketin bu sembolü stratejik bir marka varlığı olarak konumlandırdığını ortaya koyuyor.

Massachusetts Bölge Mahkemesi’ndeki bu dava henüz başlangıç aşamasında. Dolayısıyla hukuki sonucun ne olacağı kadar, mahkemenin benzerlik, tüketici karışıklığı ve marka ayırt ediciliği konularında nasıl bir değerlendirme yapacağı da spor perakendesindeki marka koruması açısından takip edilmesi gereken başlıklar arasında.

Tchibo x Alpro Barista Yarışması’nın Kazananı Belli Oldu!

Tchibo ve Alpro’nun kahve sektörüne yaratıcılık ve yenilik kazandırmak amacıyla ikinci kez düzenlediği Barista Yarışması’nın büyük finali gerçekleşti. Tchibo baristalarının Alpro Yulaflı İçecek ile hazırladığı özgün reçeteler arasından Tchibo Şaşkınbakkal mağazasından Taha Altınışık OatBerry isimli reçetesi ile birinci olurken, eş zamanlı olarak düzenlenen “Yeni İçecek Peşinde” halk yarışmasının kazananı ise Golden Layer adlı tarifiyle ödül almaya hak kazandı.

preview

75 yılı aşan kahve uzmanı Tchibo, Alpro iş birliği ile baristaların yaratıcılıklarını ortaya çıkartmak ve kahve sektörüne yeni tatlar katmak amacıyla düzenlediği Barista Yarışması’nın bu sene ikincisini düzenledi. Yarışma, ikinci yılında da kahve tutkunlarını yaratıcılık, teknik beceri ve lezzet odağında bir araya getirdi.

Türkiye genelindeki Tchibo baristalarına yapılan duyuruların ardından Ağustos ayında baristalar kendilerine özgü birbirinden yaratıcı tarifleriyle yarışmaya katıldı. Reçeteler arasında meyveli dokunuşlardan baharatlı tariflere, tropikal lezzetlerden klasik yorumlara uzanan zengin bir çeşitlilik yer aldı. Jüri değerlendirmesi sonrasında ön eleme sürecini başarıyla tamamlayan 5 yarışmacı, 15 Eylül’de gerçekleşen büyük finalde hünerlerini sergilerken, gecenin sonunda kazananlar da belli oldu.

Tchibo Türkiye Genel Müdürü Burak Deniz, Tchibo Türkiye Pazarlama Direktörü İlknur Aksoy Şen, Danone Türkiye, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Afrika Genel Müdürü Cem Küçükcan, Danone Türkiye Satış Direktörü Burcu Enderoğlu, Alpro Kıdemli Kanal Müdürü Irmak Kılıç, Tchibo iş ortakları ve sosyal medya fenomenlerinin katılım sağladığı final gecesi, katılımcıların keyifli bir atmosferde kahve deneyimi yaşadığı özel bir buluşmaya dönüştü. Büyük finalin sonunda Tchibo Şaşkınbakkal mağazasından Taha Altınışık, hazırladığı OatBerry isimli tarifiyle yarışmanın birincisi oldu. Kazanan reçete, sonbahar-kış sezonu boyunca Tchibo’nun Türkiye genelindeki mağazalarında kahve severlerle buluşacak.

Kahve sektörünün uzman isimleri finalistleri değerlendirdi

taha altinisik

Alpro’nun bitki bazlı içeceklerini kullanarak kendi özgün reçetelerini hazırlayan finalistler, teknik jüriler Tchibo Türkiye Master Baristası ve İçecek Uzmanı Kağan Giritli ile Tchibo Türkiye Coffee Bar Saha Operasyon Yöneticisi Gürsel Alkan, aroma jürileri Tchibo Mağazalar Satış Destek & Operasyon Geliştirme Kıdemli Müdürü Betül Yalçındağ, Alpro Kıdemli Kanal Müdürü Irmak Kılıç, sosyal medya fenomeni Burak Kan(Guru Kafa), Uluslararası SCA Kahve Eğitmeni ve Fam Coffee Family Kurucusu ve Türkiye Barista Şampiyonu Nisan Ağca tarafından teknik beceri, reçete uyumu, sunum ve lezzet gibi kriterler doğrultusunda değerlendirildi.

Final boyunca yaratıcılıklarını ve baristalık becerilerini ortaya koyan finalistler Alpro’nun bitki bazlı içeceklerini farklı kahve yorumlarıyla buluşturdu. Yarışmacıların hazırladığı birbirinden özgün reçeteler, kahve kültüründe yeni tatlara ilham veren yaratıcı bir seçki ortaya koydu.

“Yeni İçecek Peşinde” yarışmasının kazananı da belli oldu

Tchibo x Alpro Barista Yarışması kapsamında bu yıl ilk kez eş zamanlı olarak hayata geçirilen “Yeni İçecek Peşinde” halk yarışması da kahve tutkunlarından yoğun ilgi gördü. Tarifinisenyaz.com.tr üzerinden yapılan başvurularla, kahve severlerin kendi özgün tarifini paylaştığı yarışmada, İstanbul’dan katılım sağlayan Sude Koç, Golden Layer isimli reçetesi ile birinci seçildi.

“Tarif edilemeyecek kadar gurur verici bir deneyim”

danone turkiye satis direktoru burcu enderoglu taha altinisik tchibo turkiye genel muduru burak deniz 1

Tchibo x Alpro Barista Yarışması’nın ikinci yılında birincilik ödülünü kazanan Taha Altınışık, ödülünü Danone Türkiye Satış Direktörü Burcu Enderoğlu veTchibo Türkiye Genel Müdürü Burak Deniz’in elinden aldı. Altınışık, yarışmaya dair duygularını şu sözlerle ifade etti. “Küçüklüğümden beri severek tercih ettiğim Tchibo ve Alpro’nun ortaklaşa düzenlediği bu özel organizasyonun bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyorum. Hazırladığım reçeteye çok güveniyordum ve içimde birinci olacağıma dair güçlü bir his vardı; hislerimde yanılmadığımı görmek beni çok mutlu etti. Kendi imzamı taşıyan ve çok güvendiğim bir lezzetin birincilik kazanarak sezon boyunca Tchibo mağazalarında kahve severlerle buluşacak olması benim için tarif edilemez bir duygu ve harika bir mesleki deneyim. Umuyorum ki herkes bu özel reçeteyi keyifle deneyimler.”

İlkay Keskin: Koton’da Back to School, Yeni Sezon Modası ve Günlük Yaşamın Kesişiminde Şekilleniyor

Koton Chief Creative Officer İlkay Keskin, Back to School döneminin hazır giyim perakendesinde yalnızca okul ihtiyaçlarının karşılandığı bir sezon olmadığını; yeni eğitim yılıyla birlikte çocuk ve gençlerin gardıroplarını yenilediği, sonbahar-kış sezonuna geçişin de hız kazandığı stratejik bir dönem olduğunu belirtiyor. Koton, yeni sezon trendlerini çocuk ve gençlerin günlük yaşamındaki konfor, fonksiyonellik ve uzun süreli kullanım beklentileriyle bir araya getiriyor.

Yeni eğitim yılıyla birlikte çocukların değişen ihtiyaçları ve büyüyen bedenleri aileleri gardırop yenilemeye yönlendirirken; eşofman takımları, sweatshirt’ler, t-shirt’ler, trikolar ve dış giyim ürünleri Back to School alışverişinin öne çıkan kategorileri arasında yer alıyor. Koton ise koleksiyonlarını yalnızca okul kullanımına değil, çocuk ve gençlerin okul, sosyal hayat ve hafta sonu arasındaki farklı ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde kurguluyor.

Bi’Sektör olarak Koton Chief Creative Officer İlkay Keskin ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; Back to School döneminin moda perakendesindeki dönüşümünü, çocuk ve gençlerin değişen gardırop beklentilerini, trend ile uzun süreli kullanım arasındaki dengeyi ve Koton’un veri, teknoloji ve yapay zeka destekli koleksiyon planlama yaklaşımını ele aldık.

Back to School alışverişi artık yalnızca “okul için ne lazım?” sorusuyla başlamıyor; tüketici yeni eğitim yılıyla birlikte stilini de yeniliyor. Koton açısından bu dönem, bir okula dönüş sezonundan yeni sezon moda sezonuna nasıl dönüşüyor?

Back to School dönemi, hazır giyim perakendesi açısından yılın en önemli sezon geçişlerinden biri. Hem okul alışverişinin hem de sonbahar-kış sezonuna geçişin etkisiyle gardırop yenileme ihtiyacının öne çıktığı bir dönem.  Yeni eğitim yılıyla birlikte çocukların ihtiyaçları değişiyor, büyüyen bedenler ve değişen mevsim koşulları aileleri gardıroplarını gözden geçirmeye yönlendiriyor.

Bu dönemde eşofman takımları, sweatshirt’ler, t-shirt’ler, trikolar ve dış giyim ürünleri öne çıkıyor. Özellikle okul formalarını tamamlayan ve okul sonrası kullanımda da tercih edilen parçalar, alışveriş listelerinin önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Koton Kids koleksiyonlarını oluştururken bir yandan sezonun öne çıkan renklerini, silüetlerini ve trendlerini koleksiyonlarımıza taşıyor, diğer yandan çocukların günlük yaşamının farklı ihtiyaçlarına cevap veren tamamlayıcı ürün gruplarına güçlü bir şekilde yer veriyoruz. Böylece ailelerin yeni eğitim yılıyla birlikte şekillenen ihtiyaçlarına karşılık verirken, sonbahar boyunca kullanılabilecek bütünsel bir gardırop sunuyoruz.

Bu nedenle Back to School’u çocuk ve gençlerin yeni sezona adım attığı, ailelerin sonbahar gardıroplarını yenilediği ve sezonun ilk büyük alışveriş kararlarının verildiği stratejik bir dönem olarak görüyoruz.

Bugünün tüketicisi bir parçayı yalnızca okulda giymek yerine okul, sosyal hayat ve hafta sonu arasında kullanabileceği daha işlevsel bir gardırop arıyor. Koton’un koleksiyonlarında çok amaçlı kullanım beklentisi nasıl karşılık buluyor?

Gardıroplardaki keskin ayrımların giderek ortadan kalktığı bir dönemi yaşıyoruz. Tüketiciler artık her kategoride şıklığı ve konforu bir arada bekliyor. Bu yaklaşım çocuk ve genç giyiminde de kendini güçlü şekilde gösteriyor. Okul, sosyal yaşam ve hafta sonu arasındaki geçişlerin daha akışkan hale gelmesi, ürünlerden beklentileri de yeniden şekillendiriyor.

Bu doğrultuda Back to School koleksiyonlarımızı yalnızca okul ihtiyaçlarına odaklanarak değil, çocuk ve gençlerin günlük yaşamının tamamını düşünerek oluşturuyoruz. Kumaş seçimlerinden kalıp yapılarına, ürün detaylarından aksesuar kullanımına kadar her aşamada konforu, dayanıklılığı ve kullanım kolaylığını birlikte değerlendiriyoruz.

Back to School koleksiyonlarında hedefimiz, yeni sezon trendlerini çocuk ve gençlerin yaşam ritmine uyarlayabilmek. Bu nedenle koleksiyonlarımızda yalnızca dönemsel ihtiyaçlara cevap veren ürünler değil, sezon boyunca kullanılabilecek, farklı kombinlere uyum sağlayan ve gardırobun temelini oluşturan parçalar öne çıkıyor. Böylece çocuklar ve gençler için stil, konfor ve fonksiyonelliği bir araya getiren bütünlüklü bir gardırop önerisi sunabiliyoruz.

Back to School döneminde trendlerin karar üzerindeki etkisi kadar, tüketicinin “bu ürünü ne kadar süre kullanabilirim?” sorusu da önem kazanıyor. Koton, trend beklentisi ile uzun süre kullanılabilir ürün ihtiyacını koleksiyon planlamasında nasıl dengeliyor?

Koleksiyonlarımızı güncel trendler ve kalite standartları üzerine kuruyoruz.  Aslında moda dünyasında trendlerin önemli bir bölümü düşünüldüğü kadar kısa ömürlü değil. Çok küçük ve geçici akımlar dışında pek çok trend birkaç sezon boyunca etkisini sürdürüyor ve zaman içinde farklı biçimlerde yeniden yorumlanıyor. Bu nedenle bir sezonun öne çıkan parçası, sonraki sezonun farklı trendleriyle bir araya geldiğinde hala güncel ve güçlü görünebiliyor. Öte yandan gardropların vazgeçilmez ihtiyaçlarını her sezonun trendleriyle yeniden yorumlayarak müşterimizle buluşturuyoruz.

Back to School, Koton’un mağaza ve dijital kanallarında tüketicinin yeni sezonla ilk güçlü temas noktalarından biri. Bu dönemde hangi ürünlerin veya trendlerin tüketicinin ilgisini çektiğini gözlemleyerek sezonun geri kalanına dair nasıl içgörüler elde ediyorsunuz?

Bugün moda perakendesi veriyi ve teknolojiyi moda bilgisiyle bir araya getirerek talebin nereye evrileceğini öngören bir endüstri. Koleksiyonlarımızı yapay zeka destekli analizlerden dijital kanallarda oluşan davranış sinyallerine, global trend öngörülerinden geçmiş sezon performanslarına kadar çok farklı kaynaklardan beslenen bir veri seti üzerinden çalışıyoruz. Amacımız, tüketicinin bugün ne istediğini anlamaktan çok, yarın neyi tercih edeceğini öngörebilmek ve koleksiyonlarımızı bu içgörüler doğrultusunda kurgulamak.

Sezon boyunca mağazalarımızdan ve dijital kanallarımızdan elde ettiğimiz veriler ise bu öngörüleri sürekli besleyen canlı bir içgörü akışı yaratıyor. Tüketicinin hangi ürün özelliklerine, silüetlere veya stil yönelimlerine daha hızlı karşılık verdiğini yakından takip ediyoruz. Hızlı üretim ve çevik tedarik yapımız sayesinde bu içgörüleri tekrar üretim kararlarına, ürün geliştirmelerine veya benzer özellikleri farklı ürün gruplarına taşıyacak aksiyonlara hızla dönüştürebiliyoruz.

Bu nedenle trend yönetimini satış sonuçlarından çok, tasarımdan başlayıp veri, teknoloji, yapay zeka ve müşteri içgörüleriyle beslenen bütünsel bir planlama disiplini olarak görüyoruz. Back to School da dahil olmak üzere sezonun her dönemi, bu yaklaşımla yönettiğimiz koleksiyonlardan oluşuyor.

Alibaba’nın Seyahat Platformu Fliggy, Türkiye Pazarına Girmeyi Planlıyor

Yabancı dijital seyahat ve konaklama platformlarının Türkiye’de faaliyet göstermesine yönelik yeni düzenleme, uluslararası oyuncular için pazarın kapısını aralıyor. Alibaba Grubu’nun seyahat platformu Fliggy’nin de düzenlemenin yasalaşması halinde Türkiye pazarına girmek üzere hazırlık yaptığı belirtiliyor.

Türkiye’de yabancı dijital seyahat ve konaklama platformlarının faaliyetlerine yönelik yeni yasal düzenleme, pazarın rekabet yapısını değiştirebilecek yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. 10 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığı’na sunulan “Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi”, Booking.com gibi uluslararası platformların Türkiye’de yasal zeminde faaliyet göstermesinin önünü açmayı hedeflerken, Alibaba Grubu bünyesindeki seyahat platformu Fliggy de Türkiye planını gündemine aldı.

Fliggy Türkiye’yi büyüme alanı olarak görüyor

images 2

Sektör kaynaklarının aktardığı bilgilere göre Fliggy, vize süreçlerinde yaşanan kolaylaşma ve Türkiye ile Çin arasındaki uçuşların artmasıyla Türkiye’yi büyüme potansiyeli taşıyan pazarlar arasında değerlendiriyor. Düzenlemenin yasalaşması halinde şirketin Türkiye operasyonlarına kısa sürede başlamaya hazırlandığı belirtiliyor.

Alibaba’nın Türkiye’deki önemli yatırımlarından biri olan Trendyol’un sahip olduğu dijital altyapı ve geniş kullanıcı tabanı da Fliggy açısından önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor. Şirketin Türkiye operasyonlarında Trendyol’un teknolojik altyapısı ve finansal teknoloji çözümlerinden yararlanabileceği aktarılıyor.

Fliggy’nin Türkiye planının iki yönlü olması bekleniyor. Platformun bir yandan Çin’den Türkiye’ye gelen turistleri kendi rezervasyon sistemine yönlendirmeyi, diğer yandan Türkiye’deki tüketicilere de seyahat ve konaklama hizmetleri sunmayı hedeflediği belirtiliyor. Özellikle Çin’den Türkiye’ye gelen ve yüksek harcama potansiyeline sahip turist kitlesi, platformun Türkiye planında önemli bir fırsat alanı olarak değerlendiriliyor.

Yerli acenteler rekabet koşullarını tartışıyor

Yabancı dijital platformların Türkiye pazarına yeniden giriş ihtimali, yerli seyahat acenteleri açısından ise yeni bir rekabet tartışması yaratıyor.

Sektör temsilcileri, yabancı platformlara lisans ve izin yükümlülükleri getirilmesinin tek başına eşit rekabet koşullarını sağlamayabileceğini savunuyor. Küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketlerin güçlü sermaye yapısı, yüksek reklam bütçeleri ve teknoloji altyapıları sayesinde özellikle küçük ve orta ölçekli yerli acenteler üzerinde baskı oluşturabileceği ifade ediliyor.

Komisyonlara yüzde 17 sınırı geliyor

Yeni yasa teklifi, yabancı dijital konaklama platformlarının Türkiye’de faaliyet gösterebilmesi için çeşitli mali ve hukuki yükümlülükler getiriyor.

Teklife göre platformların Türk Ticaret Kanunu kapsamında kurulmuş bir sermaye şirketi statüsünde yasal temsilci bulundurması ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan iki yıl süreli izin belgesi alması gerekecek. İlk yıl için izin belgesi ücretinin 5 milyon TL olması, sonraki yıllarda ise bu tutarın yeniden değerleme oranında artırılması öngörülüyor.

Düzenlemenin dikkat çeken maddelerinden biri de komisyon sınırı. Buna göre platformların konaklama tesislerinden alabileceği komisyon KDV hariç yüzde 17 ile sınırlandırılacak. Platformlarla yaşanabilecek hukuki uyuşmazlıklarda ise Türk mahkemeleri yetkili olacak.

Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren mevcut yabancı platformlara lisans başvurusu için üç aylık süre tanınması planlanıyor. Gerekli koşulları karşılamayan platformların erişiminin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından engellenebilmesi de teklif kapsamında yer alıyor.

Securitas Alarm ve Drivee’den Araç Güvenliğine Yeni Nesil Çözüm

Drivee’nin çarpışma algılama teknolojisi ile Securitas Alarm’ın 7/24 izleme hizmeti bir araya geliyor. Yeni çözüm, kaza anında sürücünün yardım çağırmasını beklemeden güvenlik sürecini başlatıyor.

Securitas Alarm ve Drivee, araçlarda kaza ve çarpışma anında hızlı müdahaleyi mümkün kılan yeni bir iş birliğine imza atıyor. Drivee’nin araç üzerindeki çarpışma algılama teknolojisi, Securitas Alarm’ın 7/24 görev yapan Alarm İzleme Merkezi ile entegre çalışıyor. Bir çarpışma algılandığında alarm otomatik olarak Securitas’a iletiliyor; operatörler olayı değerlendirerek gerektiğinde araç içerisindeki kişiyle iletişim kuruyor ve belirlenen prosedür doğrultusunda ilgili ekipleri ve yetkilileri sürece dahil ediyor.

Özellikle çalışanlarının yoğun şekilde araç kullandığı ve saha operasyonları bulunan kurumlara yönelik geliştirilen çözüm, kaza öncesinde riskleri görünür hale getirirken kaza anında otomatik alarm ve hızlı müdahale imkânı sunuyor.

Kaza anında güvenlik süreci otomatik başlıyor

whatsapp image 2026 09 16 at 18.00.1613

Drivee; araç üzerindeki donanım, yazılım, haberleşme altyapısı ve veri analitiğiyle çarpışma gibi kritik olayları tespit ediyor. Alarmın Securitas Alarm’a ulaşmasının ardından operatör, gerektiğinde araç içerisindeki kişiyle sesli iletişim kurarak durumu doğruluyor ve tanımlı prosedürü işletiyor. İhtiyaç halinde ambulans, itfaiye ve polis ekipleri ile müşterinin belirlediği yetkililer sürece dahil ediliyor.

Böylece sürücünün veya filo yöneticisinin olayı ayrıca bildirmesi beklenmeden tespitten müdahaleye uzanan bir güvenlik operasyonu devreye giriyor.

Konuyu değerlendiren Securitas Alarm Genel Müdürü Emre Erdal: “Drivee çözümlerini öncelikle kendi araç filomuzda, çalışanlarımızın güvenliği için kullanmaya başladık. Teknolojinin sahadaki performansını doğrudan gözlemlemek ve çözümü kendi operasyonumuzda deneyimlemek bizim için önemliydi. Drivee’nin araç teknolojileri ve veri analitiğindeki yetkinliği ile Securitas’ın alarm izleme ve güvenlik operasyonu deneyiminin birleşmesi, müşterilerimize iki şirketin tek başına sunabileceğinin ötesinde bir hizmet sunmamızı sağlıyor.”dedi.

Güvenlik kaza gerçekleşmeden önce başlıyor

whatsapp image 2026 09 16 at 18.00.161

Çözüm, yalnızca kaza anına odaklanmıyor. Drivee platformu, aracın ağırlık merkezi dinamiklerini 6 eksende ölçerek 300’ün üzerinde sürüş parametresi ve olay tipi üzerinden sürücü skorlaması oluşturuyor. Kamera bulunan projelerde ADAS ve DMS teknolojileriyle yorgunluk, dikkat dağınıklığı, telefon kullanımı, emniyet kemeri, takip mesafesi ve şerit ihlali gibi riskler de değerlendirilebiliyor.

Platformda haftada 500 binden fazla sefer yapay zekâ ile analiz edilirken, Drivee’nin kaza algılama teknolojisi gerçek çarpışma testleriyle doğrulanmış durumda.

Drivee Genel Müdürü Murat İdil ise iş birliğini şöyle değerlendirdi: “Araç güvenliğini kaza anıyla sınırlamıyor, kaza öncesinden başlayan bütünsel bir yaklaşımla ele alıyoruz. Drivee’nin araçlardan elde ettiği veriyi anlamlandıran teknolojisi riskleri önceden görünür hale getirirken, Securitas’ın 7/24 izleme ve müdahale deneyimi kritik olaylarda bu teknolojiyi gerçek bir güvenlik operasyonuna dönüştürüyor. Böylece sürücünün yardım çağırmasını beklemeden harekete geçebilen bir yapı sunuyoruz.”

Güvenlik evden iş yerine, işten yola uzanıyor

Securitas Entegre Güvenlik Çözümleri, Drivee ile geliştirilen yapıyı müşterilerin genel güvenlik ihtiyaçlarına entegre ediyor. Böylece Drivee’nin teknolojisi, Securitas Alarm’ın uzaktan izleme operasyonu ve ihtiyaç halinde diğer Securitas hizmetleri birlikte çalışabiliyor.

Securitas’ın yaklaşık 20 yıllık araç takip ve filo çözümleri deneyimiyle geliştirilen bu yaklaşım, güvenliği ev ve iş yerlerinin ötesine taşıyarak yolculuk sırasında da çalışanların yanında olmayı mümkün kılıyor.

Öncelik kurumsal filolar ve saha ekipleri

İş birliğinin öncelikli hedef kitlesini araç filosu yöneten kamu ve özel sektör kurumları oluşturuyor. Özellikle saha ekiplerinin yoğun şekilde araç kullandığı kurumlar için çözüm; çalışan güvenliği, risk yönetimi ve operasyonel süreklilik açısından değer yaratıyor.

Securitas ve Drivee, bu iş birliğiyle klasik araç takip yaklaşımının ötesine geçerek riski kaza öncesinde gören, kazayı anında algılayan ve gerektiğinde müdahaleyi başlatan bütünsel bir güvenlik çözümü sunuyor.

Mavi ilk 6 Aylık Finansal Sonuçlarını Açıkladı

Mavi, enflasyon muhasebesine göre düzenlenmiş 1 Şubat-31 Temmuz 2026 tarihlerini kapsayan ilk 6 aylık finansal sonuçlarını açıkladı.

Tüketici talebinin baskı altında kaldığı zorlu makroekonomik ortamda, konsolide gelirleri bir önceki yılın aynı dönemine göre %1,1 gerileyerek 25 milyar 832 milyon TL olarak gerçekleşti.

 Şirket, bu dönemde doğru planlama ve fiyatlama stratejisi ile brüt kâr marjını geçen yılın aynı dönemine göre 1,8 puan artırarak %53,1’e yükseltti. İlk yarıyı 4 milyar 679 milyon TL FAVÖK ve %18,1 FAVÖK marjı ile tamamlayan Mavi,  807 milyon TL net kâr elde etti. Faaliyetlerinden kâr ve güçlü nakit yaratmayı sürdürerek sağlam bilanço yapısını koruyan Mavi’nin net nakit pozisyonu ise 6 milyar 664 milyon TL olarak gerçekleşti.

Yılın ilk yarısında Türkiye’de 7 mağazada metrekare büyümesi ve 14 mağazada yeni konsepte geçiş gerçekleştiren Mavi, ABD’de ise 4 yeni perakende mağaza açtı. Mavi bugün, dünyada 30 ülkede, 497 mağaza ve yaklaşık 4.000 satış noktasında müşterileriyle buluşuyor. 
Perakende, dijital ve omnichannel yatırımlarına hız kesmeden devam eden Şirket, ilk 6 ayda  Türkiye’de perakende mağazalardaki satış adetlerini geçen yıl aynı döneme göre %4 artırdı.  Yılın ilk yarısında kazanılan 682 bin yeni müşteri ile şirketin son bir yıldaki aktif müşteri sayısı 6,2 milyona ulaşırken, Mavi App kullanıcısı 5,7 milyon kişiye, Kartuş Genç üye sayısı ise 460 bine yükseldi.

“Etkili stratejilerimizle, faaliyetlerimizden nakit ve kâr yaratmayı sürdürüyoruz”

Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, Mavi’nin 2026 yılı ilk yarı performansıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

ekonomist image 111 9dd2a8f3741d46

“2026’nın ilk yarısında, pazar dinamiklerine uyum sağlayarak operasyonel gücümüzü ve verimliliğimizi artırmaya odaklandık. Güçlü bilanço yapımızı korurken, sürdürülebilir büyüme için yatırımlarımızı ve stratejik önceliklerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.

‘Doğru ürün, doğru fiyat, premium kalite’ üzerine kurguladığımız stratejimiz, esnek tedarik zincirimiz, etkin ve verimli planlama, disiplinli stok ve işletme sermayesi yönetimiyle brüt kâr marjımızı yukarı taşımaya, faaliyetlerimizden nakit ve net kâr yaratmaya devam ediyoruz.
Türkiye jean pazarındaki liderliğimizi, toplam hazır giyim pazarında ilk üçteki yerimizi koruyoruz ve casual giyimdeki güçlü konumumuzu sürdürüyoruz. Denimde inovasyona ve fit çeşitliliğine yaptığımız yatırımlarla jean denince akla gelen ilk marka olmaya devam ediyoruz.”

“Pazarlama yatırımlarımıza ve kesintisiz iletişime devam ediyoruz”

“Uzun soluklu marka yüzlerimiz Kıvanç Tatlıtuğ ve Serenay Sarıkaya ile birlikte Mavi’nin premium marka algısını güçlendirmeye, ikonik jean’lerini ve marka duruşunu yeni hikâyelerle anlatmaya devam ettik. Gençlikle bağımızı, marka değerlerimizle örtüşen ve gençlere ilham veren yıldız sporculara sağladığımız destekle pekiştirdik. Azmi, kararlılığı ve duruşuyla Türk tenisinde yeni bir dönemi temsil eden Zeynep Sönmez’i ve sahada gösterdiği başarılı performansın yanı sıra karizması, karakteri, çalışma disiplini ve kendine özgü stiliyle yeni nesil için rol model olan Kenan Yıldız’ı marka elçilerimiz arasına kattık.” 

“Uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımız uluslararası ölçekte karşılık buluyor”

“Mavi’de tüm adımlarımızı uzun vadeli değer yaratma odağında atıyor; insana yatırım yapmaya, çevresel etkimizi azaltmaya ve marka itibarımızı güçlendirmeye devam ediyoruz. 35. yılımızı kutladığımız 2026 yılının ilk yarısında da bu yaklaşımımızın ulusal ve uluslararası ölçekte karşılık bulmasından gurur duyduk. Extel EMEA Araştırması’nda üst üste üçüncü kez “Most Honored Company” seçilerek EMEA Bölgesi’nin En İtibarlı Şirketleri arasında yer aldık. Forbes Türkiye’nin En İyi İşverenleri listesinde 400 şirket arasında 4’üncü sıraya yükseldik. S&P Global Sustainability Yearbook 2026’ya Türkiye’den giren ilk ve tek hazır giyim markası olduk. Çevresel, sosyal ve yönetişim performansımızla, sorumlu yatırımcılar tarafından küresel ölçekte takip edilen FTSE4Good Endeks Serisi’ne dahil edildik.”

“Yönetim Kurulu’muz ikinci kez hisse geri alım işlemleri başlatma kararı aldı”

“Yönetim Kurulu’muz, tüm paydaşlarımızın menfaatlerinin korunması, sağlıklı fiyat oluşumunun ve pay fiyatı istikrarının desteklenmesi ve geri alınan payların iptal edilmesi suretiyle uzun vadeli hissedar değerine katkı sağlanması  amacıyla yeniden bir hisse alım programı başlatmaya karar verdi. Program için 1 milyar TL fon ayırdık.”

Mavi, 2026 yılı beklentilerini güncelledi, FAVÖK marjı hedefi korundu

İlk 6 aylık finansal sonuçlar doğrultusunda 2026 yılı beklentilerini güncelleyen Mavi, yılı konsolide gelirlerde yatay ila düşük tek haneli daralmayla tamamlamayı öngörüyor. Mavi, %18 ± %0,5 FAVÖK marjı hedefini ve net nakit pozisyonunu koruma beklentisini sürdürüyor. Satış alanı büyümesinde 2026 yılında Türkiye’de 15 net yeni mağaza açılışı, 15 mağazada metrekare genişlemesi ve 30 mağazada yenileme; Kuzey Amerika’da ise 6 yeni mağaza açma hedeflerini koruyor.

Cüneyt Yavuz, konsolide gelir beklentisindeki revizyonun güncellenen enflasyon varsayımı doğrultusunda gerçekleştirildiğini belirtirken, Mavi’nin FAVÖK marjı, net nakit pozisyonu, yatırım harcamaları ve mağaza yatırımlarına ilişkin yıl sonu hedeflerini koruduğunun altını çizdi.

L’Oréal Türkiye’den ABD’ye Yönetici Transferi

L’Oréal Türkiye, yurt dışına yeni bir yönetici transferi gerçekleştirdi. Dijital pazarlama alanında uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan ve L’Oréal Türkiye Dijital ve Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Murat Nur Çolakoğlu, 1 Ekim itibarıyla ABD’de L’Oréal Grup bünyesindeki Redken Global Ürün Geliştirme ve Pazarlama Departmanı’nda, Saç Bakımı ve Şekillendirme kategorisinde Kampanya ve İçerik Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaya başlayacak.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden 2010 yılında mezun olan Murat Nur Çolakoğlu, kariyerinin ilk gününden itibaren dijital alana odaklandı. L’Oréal’e katılmadan önce bankacılık, perakende ve tüketici sağlığı başta olmak üzere farklı sektörlerde, ulusal ve uluslararası şirketlerin dijital ekiplerinde görev aldı.

Dijital ve teknolojiye olan şevkini L’Oréal’in tekno-güzellik şirketi olma vizyonuyla birleştiren Çolakoğlu, L’Oréal Tüketici Ürünleri Divizyonu’nda Kıdemli Dijital Proje Müdürü, Dijital Müdür ve Dijital Direktör rollerinde görev aldı. Haziran 2023 itibarıyla ise L’Oréal Türkiye’de Dijital ve Pazarlama Direktörü olarak görev yapmaya başladı.

L’Oréal Türkiye’deki görevleri boyunca teknoloji dönüşümü alanında çalışmalarını sürdüren Çolakoğlu, Tekno-Güzellik vizyonu doğrultusunda şirketin dijital ve yapay zekâ odaklı dönüşümüne liderlik etti. Görevi boyunca tüm bölüm ve dijital ekipler arasında tüketici odaklılığını, inovasyon ile sürekli dene-ve-öğren kültürünü ve “tek takım” anlayışını benimseyen bir çalışma ortamı inşa etti. Liderliğiyle, birinci parti tüketici veri tabanının 5 katından fazla büyümesini ve veri aktivasyonunda çift haneli yatırıma geri dönüşüm elde edilmesini sağladı. Aynı zamanda organik ve topluluk odaklı bir şekilde içerik üreticilerle birlikte iletişim yaklaşımıyla sosyal ticaretin ölçeklendirilmesi, globalde ilklerden biri olarak hem yapay zekâ tabanlı uçtan uca medya yönetimine geçilmesi hem de GEO’da (Üretken Arama Motoru Optimizasyonu) global örnek çalışmalarının hayata geçirilmesine liderlik etti

Murat Çolakoğlu, yeni görevinde ABD’de L’Oréal Grup bünyesindeki Redken Global Ürün Geliştirme ve Pazarlama Departmanı’nda Saç Bakımı ve Şekillendirme kategorisinde kampanya ve içerik ekibine liderlik edecek.