Ana Sayfa Blog Sayfa 21

Yum! Brands Pizza Hut’ı Sattı, Şimdi Yeni Bir Marka Arıyor: Portföy Stratejisi Yeniden Şekilleniyor

Yum! Brands, Pizza Hut’ı elden çıkarmasının ardından portföyüne yeni bir marka ekleme ihtimalini gündemine aldı. Şirketin CFO’su Ranjith Roy, Pizza Hut satışının Yum! Brands’in marka portföyünü gerektiğinde yeniden şekillendirmekten çekinmediğini gösterdiğini belirterek, uygun bir fırsat ortaya çıkması halinde yeni bir marka satın alabileceklerini ifade etti.

Ancak şirket için öncelik şu aşamada yeni bir satın alma yapmak değil. Taco Bell, KFC ve Habit Burger & Grill’in mevcut performansını geliştirmek ve bu markaların büyüme potansiyelini daha fazla kullanmak ön planda.

Pizza Hut Satışı, Portföy Yönetiminin Bir Parçası

Yum! Brands’in Pizza Hut’tan çıkışı, tek bir markanın satışından daha geniş bir portföy stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor. CFO Ranjith Roy’un açıklamaları, şirketin markaları yalnızca uzun süredir portföyde bulunuyor diye korumak yerine, stratejik katkılarına göre yeniden değerlendirebildiğini gösteriyor.

Bu yaklaşımın diğer tarafında ise mevcut markalara odaklanma var. Roy, yeni bir marka eklenmeden önce Taco Bell, KFC ve Habit Burger & Grill’in performansında çıtanın daha yukarı taşınması gerektiğini vurguluyor.

Taco Bell’in ortalama restoran hacmini 2025 sonundaki yaklaşık 2,4 milyon dolardan 3 milyon dolara çıkarma hedefinde ilerlediği belirtiliyor. Markanın özellikle uluslararası pazarlardaki büyümesi de dikkat çekiyor.

KFC ABD tarafında ise şirket, yaklaşık yirmi yılın ardından ilk kez karşılaştırılabilir mağaza satışlarında pozitif bir ivme yakalamaya çalışıyor. KFC International ise restoran açılışlarında rekor bir hız yakalamış durumda.

Yeni Marka Gelirse Ne Aranacak?

Yum! Brands’in açıklamalarında potansiyel bir satın alma için belirli bir marka veya kategori işaret edilmiyor. Bu nedenle yeni bir satın almanın hangi segmentte gerçekleşeceği konusunda kesin bir çıkarım yapmak mümkün değil.

Ancak Pizza Hut satışının ardından gelen açıklama, şirketin portföyü statik bir yapı olarak değil, sürekli optimize edilen bir büyüme aracı olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Perakende ve hızlı servis restoran sektöründe büyük grupların farklı markaları aynı çatı altında yönetmesi, ölçek avantajı yaratırken her markanın sermaye, operasyon ve yönetim kaynaklarından ne kadar fayda sağladığı sorusunu da beraberinde getiriyor. Yum! Brands’in yaklaşımında ise önce mevcut markaların performansını yükseltmek, ardından yeni fırsatlara bakmak öne çıkıyor.

Bu açıdan Pizza Hut’ın satışı, Yum! Brands için bir küçülme hikâyesinden ziyade “hangi markalarla büyümeye devam edeceğiz?” sorusunun yeniden sorulması olarak okunabilir.

Şirketin önümüzdeki dönemde gerçekleştirebileceği olası bir satın alma ise yalnızca yeni bir markanın portföye eklenmesi değil, Yum! Brands’in restoran sektöründeki bir sonraki büyüme alanını nasıl seçtiğinin de göstergesi olacak.

Mango Sadakat Programını Genişletiyor: Müşteri Verisi Ve Mağaza Etkileşimi Aynı Sistemde Buluşuyor

Mango, yenilenen sadakat programı Mango Style Club’ı İspanya ve Fransa’nın ardından İngiltere, İrlanda, Almanya, Avusturya ve İsviçre’ye taşıyor. Üç farklı üyelik seviyesinden oluşan program, müşterilerin markayla gerçekleştirdiği farklı etkileşimleri ödüllendirerek daha kişiselleştirilmiş bir deneyim oluşturmayı hedefliyor.

Programda Style Insider, Style Curator ve Style Icon olmak üzere üç seviye bulunuyor. Bültene abone olmak, mağazada kıyafet geri dönüşümü yapmak, online sipariş iade etmek veya satın alınan ürünleri mağazadan teslim almak gibi davranışlar müşterilerin program içerisinde ilerlemesini sağlıyor.

Mango Sadakati Sadece Satın Almaya Bağlamıyor

img 3020

Mango’nun yaklaşımındaki önemli değişim, sadakat programının yalnızca “ne kadar harcadın?” sorusuna dayanmaması.

Markayla gerçekleşen farklı temasların da sadakat sistemine dahil edilmesi, müşterinin alışveriş yolculuğunun daha geniş bir perspektiften değerlendirilmesini sağlıyor. Mağazaya gelmek, geri dönüşüm yapmak, dijital kanallarla etkileşime geçmek veya siparişi mağazadan teslim almak gibi davranışlar aynı müşteri ekosisteminin parçaları haline geliyor.

Bu yapı Mango için yalnızca müşteriye ödül sunmak anlamına da gelmiyor. Farklı temas noktalarından elde edilen davranış verileri, markanın müşteriyi daha iyi tanımasına ve kişiselleştirilmiş iletişim kurmasına yardımcı olabilecek bir veri altyapısı oluşturuyor.

Dolayısıyla Style Club, klasik puan sistemlerinden farklı olarak müşteriyi satın alma anından önce ve sonra da marka ekosisteminde tutmaya yönelik bir yapı olarak konumlanıyor.

Dijital Yatırımın Yanında Fiziksel Mağaza Da Büyüyor

mango magaza 2

Mango’nun sadakat programındaki bu dönüşüm, şirketin daha geniş dijital ve veri yatırımlarının bir parçası. Dikkat çekici olan ise bu dijitalleşmenin fiziksel mağazaların önemini azaltmak yerine onlarla birlikte ilerlemesi.

Şirket, İngiltere’de fiziksel varlığını da genişletiyor ve 2026 içerisinde 15 yeni mağaza açmayı planlıyor. Son mali yılda satışlar yüzde 13 artarak 3,3 milyar sterline ulaşırken, faaliyet kârı yüzde 13 artışla 627,3 milyon sterline çıktı. Kadın giyim ise toplam cironun yüzde 79’unu oluşturarak Mango’nun ana iş kolu olmayı sürdürdü.

Burada Mango’nun yaklaşımı daha geniş bir perakende trendini ortaya koyuyor: Sadakat artık yalnızca alışverişi ödüllendiren bir sistem değil, müşterinin marka ile kurduğu bütün ilişkiyi ölçen ve yöneten bir platforma dönüşüyor.

Türkiye açısından da bu model özellikle omnichannel perakende için dikkat çekici. Mağazadan teslim alma, mağazada geri dönüşüm, online alışveriş ve fiziksel ziyaret gibi davranışların tek bir müşteri profili altında birleştirilmesi, markaların hem müşteri deneyimini hem de sahip oldukları verinin değerini artırabilir.

Mango’nun Style Club hamlesi bu nedenle basit bir sadakat programı güncellemesinden daha fazlasını anlatıyor: Marka, müşteriye “ne satın aldığını” değil, Mango ile kurduğu ilişkinin tamamını anlamaya çalışıyor.

Starbucks Japonya Operasyonunda 3 Milyar Dolarlık Satış İhtimali: Global Portföy Yeniden Şekilleniyor

Starbucks, şirketin ABD dışındaki en büyük şirket tarafından işletilen pazarlarından biri olan Japonya operasyonunda çoğunluk hissesinin satışını değerlendiriyor. Reuters’a göre potansiyel işlem Starbucks Japan’a yaklaşık 3 milyar dolarlık bir değer biçebilir. Henüz satılacak hissenin oranı veya nihai değerleme belirlenmiş değil; resmi sürecin 2026’nın dördüncü çeyreğinde başlaması bekleniyor.

Starbucks Japan, Eylül 2025 itibarıyla 1.883 mağazaya sahip ve şirketin küresel mağaza ağının yaklaşık yüzde 9’unu oluşturuyor. Starbucks, Japonya operasyonunun güçlü marka bağlılığına ve bölgede 30 yılı aşan bir geçmişe sahip olduğunu belirtirken, şirketin küresel portföy yapısını ve hissedar değeri yaratma seçeneklerini düzenli olarak değerlendirdiğini açıkladı.

Starbucks Japonya’da Neden Hisse Satışı Düşünüyor?

starbucks

Bu olası işlem, Starbucks’ın son dönemde uyguladığı daha geniş portföy ve operasyonel yeniden yapılanma stratejisinin bir parçası olarak okunabilir.

CEO Brian Niccol döneminde şirket özellikle Kuzey Amerika operasyonlarına odaklanarak mağaza ağını yeniden düzenliyor, bazı mağazaları kapatıyor ve kurumsal maliyetleri azaltmaya çalışıyor. Aynı zamanda mağaza yenilemeleri, müşteri deneyimi ve pazarlama yatırımlarıyla ABD’de trafiği yeniden artırmayı hedefliyor.

Japonya ise bu tablo içinde farklı bir konumda. Operasyon güçlü bir mağaza ağına sahip ve Starbucks’ın uluslararası segmentindeki karşılaştırılabilir satış büyümesine katkı sağlayan pazarlardan biri. Reuters’ın aktardığı verilere göre uluslararası segmentte üçüncü çeyrek karşılaştırılabilir satışları yüzde 5,7 artarken, Japonya bu büyümenin önemli destekçilerinden biri oldu.

Dolayısıyla gündemdeki olası satış, Japonya operasyonunun performansından çok Starbucks’ın küresel sermayesini ve yönetim odağını nasıl yeniden dağıtmak istediğiyle ilgili görünüyor.

Çin’den Sonra Japonya: Global Portföyde Yeni Model

Starbucks’ın Çin operasyonunda geçtiğimiz yıl benzer bir stratejik değişiklik yaşanmıştı. Şirket, Çin operasyonunun kontrolünü Boyu Capital’e devrettiği yaklaşık 4 milyar dolarlık işlemle ülkedeki çoğunluk kontrolünden çıktı ve azınlık payını korudu.

Japonya için düşünülen modelin Çin işlemiyle aynı olup olmayacağı ise henüz belli değil. Ancak iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde Starbucks’ın farklı coğrafyalardaki operasyonlarını tek bir sahiplik modeli altında tutmak yerine, yerel ortaklıklar, lisanslama ve azınlık payları gibi alternatif yapıları daha fazla değerlendirdiği görülüyor.

Japonya operasyonunun Starbucks tarafından 2014’te tamamen kontrol edilmesinden bu yana mağaza sayısı yaklaşık 1.050’den 1.883’e çıktı. O dönemde şirket, uzun yıllardır birlikte çalıştığı Sazaby League’in payını yaklaşık 914 milyon dolara satın almış ve Japonya operasyonuna yaklaşık 1,5 milyar dolar değer biçilmişti.

Bugün konuşulan yaklaşık 3 milyar dolarlık değerleme gerçekleşirse, 2014’ten bu yana operasyonun ölçeğinin ve değerinin nasıl değiştiği de dikkat çekici bir karşılaştırma oluşturacak.

Starbucks İçin Yeni Dönem: Her Pazarı Kendisi İşletmek Yerine Portföyü Optimize Etmek

img 3003

Japonya’daki olası hisse satışı, Starbucks’ın global büyüme anlayışında önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bir markanın güçlü olduğu her pazarda operasyonun tamamına sahip olması gerekiyor mu?

Çin’de kontrolün yerel bir yatırımcıya devredilmesi ve şimdi Japonya’da çoğunluk hissesinin değerlendirilmesi, Starbucks’ın sermaye, operasyonel kontrol ve yerel uzmanlık arasındaki dengeyi yeniden kurmaya çalıştığını gösteriyor.

Türkiye açısından bakıldığında da bu gelişme, global zincirlerin farklı pazarlardaki sahiplik modellerinin neden değişebildiğini görmek açısından önemli. Bir pazar güçlü performans gösterse bile şirket, sermayesini başka bir coğrafyaya veya operasyonel önceliğe yönlendirmek için sahiplik yapısını değiştirebilir.

Starbucks’ın Japonya kararı gerçekleşirse, mesele yalnızca 3 milyar dolarlık bir varlığın satışı olmayacak; global bir perakende markasının “büyümek” ile “hangi pazarda ne kadar kontrol sahibi olmak” arasındaki dengeyi nasıl yeniden kurduğunu gösterecek.

Hailey Bieber’ın Rhode’u Türkiye’ye Geliyor: Beauty’de Sosyal Medyadan Mağazaya Yeni Bir Model

Hailey Bieber tarafından 2022’de kurulan güzellik markası rhode, 30 Eylül 2026 itibarıyla Türkiye’de tüketiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Marka, Avrupa’daki genişleme kapsamında Sephora’nın online kanalları ve mağazaları üzerinden 19 yeni ülkede satışa sunulacak. Türkiye de bu genişleme listesinde yer alıyor.

rhode’un Türkiye’ye gelişi, yalnızca global bir beauty markasının yeni bir pazara girmesi açısından değil, sosyal medyada büyüyen bir markanın fiziksel perakendeye nasıl taşındığını göstermesi açısından da dikkat çekiyor.

Rhode’un Büyüme Modelinde Sosyal Medya Baştan Beri Merkezde

spotlight roundup rhode 5238

rhode, cilt bakım ürünleriyle başlayan yolculuğunu zaman içerisinde hibrit makyaj ürünleriyle genişletti. Glazing Milk, Peptide Lip Treatment, Pocket Blush, Pocket Bronze ve Highlight Milk gibi ürünler markanın bugün öne çıkan ürünleri arasında bulunuyor.

Ancak rhode’un büyümesini yalnızca ürün portföyüyle açıklamak yeterli değil. Hailey Bieber’ın kişisel marka gücü, sosyal medya topluluğu, ürünlerin yarattığı içerik etkisi ve markanın minimalist görsel dili birlikte çalışan bir yapı oluşturuyor.

Bu nedenle markanın Sephora üzerinden fiziksel perakendeye geçişi önemli. rhode, 2025’te ABD, Kanada ve Birleşik Krallık’ta Sephora ile fiziksel mağazalara girerek dijitalde oluşturduğu talebi fiziksel satış noktalarına taşımaya başlamıştı. Şimdi Avrupa’daki genişleme bu modelin daha büyük bir coğrafyaya yayılması anlamına geliyor.

Sephora’nın mağazalarında rhode’un karakteristik görsel dünyasını yansıtan özel alanların kullanılması da bu geçişi yalnızca ürün dağıtımı olmaktan çıkarıyor. Marka, dijitalde oluşturduğu estetiği fiziksel mağazada da devam ettirmeye çalışıyor.

“Önce Topluluk, Sonra Mağaza” Modeli Türkiye’de Test Ediliyor

rhode

Türkiye açısından rhode’un girişini ilginç hale getiren noktalardan biri, markanın Türkiye’ye fiziksel olarak gelmeden önce dijital dünyada belirli bir bilinirlik oluşturmuş olması.

Tüketici ürünü ilk kez mağazada keşfetmek zorunda değil. TikTok, Instagram ve YouTube üzerinden ürünün nasıl kullanıldığını görebiliyor, yorumları takip edebiliyor ve markanın yarattığı estetik dünyayla daha önce tanışabiliyor.

Bu noktada mağazanın rolü de değişiyor. Sephora, rhode için yalnızca ürünlerin satıldığı bir kanal değil; sosyal medyada oluşan merakın fiziksel deneyime dönüştüğü temas noktalarından biri haline geliyor.

Bu model beauty sektöründe giderek daha önemli hale gelen bir tüketici yolculuğuna işaret ediyor: İçerik ilgiyi yaratıyor, topluluk güven oluşturuyor, mağaza ise deneyimi ve satın almayı tamamlıyor.

Türkiye Beauty Perakendesinde Yeni Bir Rekabet Alanı

rhode’un Türkiye lansmanı, global beauty markalarının pazara giriş stratejileri açısından da farklı bir örnek ortaya koyuyor. Geleneksel modelde marka önce fiziksel dağıtım ve mağaza varlığı üzerinden bilinirlik oluştururken, sosyal medya merkezli markalarda süreç tersine dönebiliyor.

Üstelik burada yalnızca influencer iletişiminden söz etmek yeterli değil. Creator ekonomisi, topluluk yönetimi, ürün tasarımı, görsel kimlik, içerik üretimi ve fiziksel mağaza deneyimi aynı marka sisteminin parçaları haline geliyor.

Türkiye’de beauty kategorisinin giderek daha rekabetçi hale geldiği düşünüldüğünde, rhode’un performansı dijitalde güçlü bir topluluğa sahip olmanın fiziksel perakendede ne ölçüde karşılık bulabildiğini görmek açısından da takip edilebilir bir örnek olacak.

Çünkü rhode Türkiye’ye yalnızca ürünlerini getirmiyor. Dijitalde kurulmuş bir marka topluluğunu fiziksel mağazaya taşıyor. Beauty perakendesinde asıl test de tam burada başlıyor.

Tamer Gülsaç: Migros’ta Okula Dönüşte Fiyat, Güvenlik ve Alışveriş Kolaylığı Öne Çıkıyor

Migros Ticaret A.Ş. Gıda Dışı Pazarlama Direktörü Tamer Gülsaç, Back to School döneminde tüketicilerin ürün çeşitliliğinin yanı sıra fiyat, kalite, güvenlik ve alışveriş kolaylığına da odaklandığını belirtiyor. Migros, 700’ü aşkın kırtasiye ürünü ve teknoloji kategorisindeki seçenekleriyle ailelerin yeni eğitim yılı ihtiyaçlarına farklı kanallardan yanıt veriyor.

Okula dönüşle birlikte çocukların günlük ihtiyaçları ve ailelerin alışveriş rutinleri yeniden şekillenirken, Migros da müşteri ihtiyaçlarını ve alışveriş davranışlarını takip ederek ürün gamını ve kampanyalarını güncelliyor. Türkiye’nin 81 ilindeki mağazalarının yanı sıra online kanallarıyla da müşterilerine kırtasiye ürünlerinde farklı alışveriş seçenekleri sunuyor.

Bi’Sektör olarak Tamer Gülsaç ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; okula dönüş dönemindeki değişen tüketici alışkanlıklarını, fiyat ve ürün stratejisini, kırtasiye ürünlerinde güvenlik yaklaşımını ve fiziksel mağazalar ile dijital kanalların bu dönemdeki rolünü ele aldık.

Okula dönüş sezonunda müşterinin alışveriş sepetinde ve mağaza ziyaretlerinde nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz? Yalnızca ürün çeşitliliği değil, fiyat-performans dengesi ve alışverişi kolaylaştıran çözümler de Migros müşterinin değişen beklentilerine nasıl yanıt veriyor? Özellikle hangi kategoriler öne çıkıyor?

Okula dönüş sezonunda; ürün çeşitliliği, fiyat, kalite, güvenlik ve alışveriş kolaylığı müşterilerimizin alışveriş sepetini belirleyen önemli unsurlar. Bu dönemde; çanta, defter, kalem, kalemlik, boya, okul etiketi ve kırtasiye setleri gibi ürünleri kapsayan 700’ü aşkın geniş bir ürün seçkisi sunuyoruz. Ayrıca, çocukların eğitim süreçlerini destekleyen tablet ve yazıcı gibi teknoloji ürünlerinde de müşterilerimize özel fırsatlar sunuyoruz. 23 Eylül tarihine kadar 250’den fazla ürünü, ya geçen seneyle aynı ya da daha uygun fiyatlarla müşterilerimizle buluşturuyoruz. Yine bu dönemde, 20 Ağustos – 23 Eylül arasında, kırtasiye ürünlerinde tek seferde yapılacak 1.500 TL ve üzeri alışverişlerde Money’lilere 150 Money, UniMoney üyelerine ise ek fırsatla toplam 200 Money kazanma imkânı sunuyoruz. Okula dönüş döneminde çocukların eğitimlerine destek olmayı sürdürüyoruz. 20 Ağustos – 23 Eylül 2026 tarihleri arasında  her 1.000 TL ve üzeri kırtasiye alışverişindeki kırtasiye ürünü satış gelirinin bir kısmını Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na (TEGV) bağışlayarak eğitimde fırsat eşitliğine destek veriyoruz.

Ürün güvenliği, bizim için her zaman en öncelikli unsurlardan. Bu anlayışla Türkiye’nin 81 ilindeki Migros mağazalarında ve Migros mobil uygulamasında satışa sunduğumuz kırtasiye ürünleri, “Migros Kırtasiye Ürünleri Kalite Standartları” çerçevesinde 376 farklı kalite kontrol aşamasında denetleniyor. Uluslararası standartlar çerçevesinde PAH, fitalat, alerjen-kanserojen boyar maddeler, formaldehit, nikel, azo boyar maddeler ve ağır metaller açısından ilgili limitlere uygunluğunun doğrulanması için pek çok test aşamasından geçirilen ürünlerin etiketlerinin yasal gerekliliklere uygunluğu kontrol edilirken, tedarikçi firmalardan ürünlere ait analiz raporları alınıyor.

Okula dönüş sezonu, perakendeciler açısından kısa bir kampanya döneminden ziyade yeni alışveriş rutinlerinin başladığı bir sezon olarak öne çıkıyor. Migros, okulların açılmasıyla birlikte değişen tüketim alışkanlıklarını nasıl analiz ediyor ve bu verileri mağaza, ürün gamı ve kampanya stratejilerine nasıl yansıtıyor? Back to School alışverişi yalnızca mağazada gerçekleştirmiyor; ürünleri online keşfediyor, kampanyaları dijital kanallardan takip ediyor ve alışverişini farklı kanallarda tamamlıyor. Migros’ta bu sezonun fiziksel mağaza ve dijital kanallar arasındaki alışveriş davranışlarına nasıl yansımasını bekliyorsunuz?

Yaz sezonunun bitmesi ve okulların açılmasıyla birlikte çocukların günlük ihtiyaçları, beslenme ve okul yaşamına yönelik alışverişler daha düzenli hale geliyor. Eve dönüş başladığı için rutinlerimiz geri geliyor. Doğal olarak biz de tüm bu dönemler için müşterilerimizin ihtiyaçlarını ve alışveriş davranışlarını yakından takip ederek ürün gamımızı sürekli güncelliyor, kampanyalarımızı çeşitlendiriyoruz.  Money sayesinde kişiye özel kampanya, indirim ve Money fırsatları sunarak, müşterilerimizin bütçelerine destek oluyoruz.

Migros, 81 ildeki fiziksel mağazalarının yanında online kanalları ile çoklu kanal yapısını sektöre kazandırmış bir şirket. Müşterilerimizin ihtiyaçlarını kesintisiz bir şekilde her kanalımızdan aynı hizmet kalitesi ile karşılıyoruz. Kırtasiye ürünlerimizi de mağazalarımızın yanı sıra online kanallarımız üzerinden aynı kampanya ve fiyat avantajlarıyla ile müşterilerimize ulaştırıyoruz.

Türkiye’de Şirketlerin Bilançosu Belli Oldu: 2025’te Hangi Sektör Ne Kadar Kazandı, Zarar Etti?

Türkiye’deki firmaların bilançolarına göre toplam aktif büyüklükleri, geçen yıl 123 trilyon 970 milyar 539 milyon lira olarak hesaplandı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı sektör bilançolarını açıkladı. Buna göre, 1 milyon 150 bin 191 firmanın sektörlere göre dağılımında, toptan ve perakende ticaret sektörü 356 bin 973 ile birinci oldu. İmalat sektöründeki toplam firma sayısı 185 bin 933 olarak kayıtlara geçti.

En yüksek aktif büyüklük imalat sektöründe oluştu

Firmaların toplulaştırılmış bilançosuna göre 2025’te toplam aktif büyüklükleri 123 trilyon 970 milyar 539 milyon lira oldu. Kısa ve uzun vadeli yabancı kaynakların toplamı 67 trilyon 229 milyar 429 milyon lira, öz kaynakların toplamının 56 trilyon 741 milyar 110 milyon lira olduğu belirlendi.

İmalat sektörü 33 trilyon 54 milyar 231 milyon lira aktif büyüklüğüyle tüm sektörler arasında ilk sırada yer aldı. Aktif büyüklükte, 25 trilyon 89 milyar 616 milyon lira ile toptan ve perakende ticaret sektörü ikinci oldu. Öz kaynaklar bakımından imalat sektörü 15 trilyon 425 milyar 939 milyon lira ile ilk sırada bulunurken onu 8 trilyon 793 milyar 885 milyon lira ile toptan ve perakende ticaret sektörü, 8 trilyon 446 milyon lira ile mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler sektörü takip etti.

En yüksek net kar imalat sektöründe

Firmaların toplulaştırılmış gelir tablosu verisine göre, geçen yıl tüm sektörlerin toplulaştırılmış dönem net karı 2 trilyon 237 milyar 612 milyon lira oldu. İmalat sektörünün 873 milyar 989 milyon lira ile en yüksek net kar elde eden sektör olduğu görüldü. Toptan ve perakende ticaret sektörü 676 milyar 724 milyon lira, inşaat sektörü ise 229 milyar 69 milyon lira net kar elde etti. Ulaştırma ve depolama sektörü söz konusu yılı 107 milyar 223 milyon lira, gayrimenkul faaliyetleri sektörü ise 43 milyar 693 milyon lira net zarar ile tamamladı.

Sektör bilançoları kapsamında bulunan tüm firmaların 2025 yılı toplam net satışları 107 trilyon 724 milyar 696 milyon lira, toplam faaliyet karı ise 5 trilyon 571 milyar 364 milyon lira olarak gerçekleşti.

Guess Depolarda Robotik Dönemi Başlatıyor: 127 Robotla EMEA Ve Asya Operasyonunu Güçlendiriyor

Guess, Avrupa ve Asya’daki sipariş karşılama kapasitesini artırmak için Hollanda’nın Venlo kentindeki lojistik merkezine 127 depo robotu yerleştirdi. GXO Logistics tarafından işletilen tesiste kullanılan Exotec’in Skypod sistemi; 60 bin raf lokasyonu, 8 goods-to-person toplama istasyonu ve 200 metrelik konveyör altyapısından oluşuyor.

Sistem, günde 70 bin parçaya kadar işlem yapabiliyor. Yoğun dönemlerde ise saatte 2.200 sipariş satırına kadar kapasite sunarak Guess’in EMEA ve Asya operasyonlarının sipariş karşılama süreçlerini destekliyor.

Moda Lojistiğinde Robot Sayısından Daha Önemli Olan: Esneklik

guess magaza

Moda perakendesinde depo operasyonları, yüksek SKU sayısı, sezonluk talep değişimleri ve müşteri beklentilerindeki hızlı değişim nedeniyle standart lojistik operasyonlarından daha karmaşık bir yapıya sahip.

Guess’in tercih ettiği sistemin dikkat çeken tarafı da yalnızca otomasyon sağlaması değil, talep değiştikçe kapasitenin ölçeklenebilmesine imkân vermesi. Özellikle sezon geçişleri ve kampanya dönemlerinde sipariş hacminin hızla yükselmesi, depoların yalnızca yüksek kapasiteye değil, bu kapasiteyi doğru zamanda kullanabilmeye de ihtiyaç duymasına neden oluyor.

Venlo tesisinde GXO; Guess için ürün kabulü, kalite kontrol, giysi kondisyonlama ve sevkiyat dahil olmak üzere operasyonun farklı aşamalarını yönetiyor. Robotik sistemin bu yapıya entegre edilmesi, depo içindeki ürün hareketlerinin daha otomatik ve öngörülebilir hale getirilmesini amaçlıyor.

E-Ticaret Büyüdükçe Depo Stratejisi Değişiyor

Guess örneği, perakendede otomasyon yatırımlarının artık yalnızca maliyet azaltma perspektifiyle ele alınmadığını gösteriyor. Siparişlerin daha hızlı hazırlanması, yoğun dönemlerde kapasitenin korunması ve farklı pazarlardaki talebe daha esnek yanıt verilmesi de yatırımın önemli parçaları haline geliyor.

Özellikle küresel ölçekte faaliyet gösteren moda markaları için lojistik merkezleri, mağaza ve e-ticaret kanallarının arkasındaki kritik altyapıya dönüşüyor. Bu nedenle müşterinin gördüğü dijital veya fiziksel deneyimin arkasında, giderek daha fazla robotik ve otomatik bir operasyon bulunuyor.

Türkiye açısından da bu gelişme önemli bir karşılık taşıyor. E-ticaret hacmi, hızlı teslimat beklentisi ve çok kanallı perakende yapısı büyüdükçe, depo yatırımlarında yalnızca metrekare ve çalışan sayısı değil; sipariş başına işlem süresi, kapasite esnekliği ve yoğun dönem performansı gibi göstergeler daha fazla önem kazanabilir.

Guess’in Venlo yatırımı bu açıdan, moda lojistiğinde robotların insanın yerini almasından çok, artan ürün ve sipariş karmaşıklığını yönetebilecek daha ölçeklenebilir bir operasyon altyapısının kurulmasına işaret ediyor.

Jimmy Key 25 Şehirde Toplam Mağaza Sayısını 76’ya Taşıdı

Antalya’dan Balıkesir’e, İstanbul’dan İzmir’e uzanan yatırımlarla fiziksel mağaza ağı genişleyen Jimmy Key, Türkiye’de erişilebilirliğini artırmaya devam ediyor. Antalya Fenix AVM, Edremit Yasa AVM ve Koru Florya AVM yatırımlarıyla birlikte Jimmy Key, Türkiye’deki mağaza yapılanmasını genişletirken yeni şehir ve lokasyonlarda büyüme potansiyelini de genişletmeyi sürdürüyor.

Türkiye’de moda sektörünün önde gelen markalarından Jimmy Key, yurt içindeki mağaza yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Antalya Fenix AVM ve Balıkesir’deki ilk mağazası Edremit Yasa AVM’nin açılışının ardından İstanbul Koru Florya AVM’de de yeni mağazasını müşterileriyle buluşturan Jimmy Key, Türkiye genelinde 76 mağazaya ulaştı. Yeni yatırımlarla birlikte Jimmy Key’in faaliyet gösterdiği şehir sayısı 25’e yükseldi.

Antalya’daki Varlığını Güçlendiriyor

Jimmy Key’in yeni mağaza yatırımlarında Antalya önemli bir merkez olarak öne çıkıyor. Agora AVM, Terracity AVM, Alanya Liman Caddesi, Alanya Atatürk Caddesi ve Alanya Yekta AVM’deki mağazalarının ardından Fenix AVM’de açılan yeni mağaza, markanın Antalya’daki fiziksel varlığını daha da güçlendirdi. Antalya’nın farklı ilçelerinde ve farklı alışveriş noktalarında müşterileriyle buluşan Jimmy Key, bölgedeki mağaza ağını genişleterek hem yerel müşterilere hem de kente gelen ziyaretçilere ulaşmayı hedefliyor.

Balıkesir’de İlk Mağaza, Türkiye’de 75’inci Nokta

Jimmy Key’in yurt içindeki büyümesinde bir diğer önemli adım ise Balıkesir oldu. Markanın Balıkesir’deki ilk mağazası Edremit Yasa AVM’de kapılarını açtı. Bu yatırım, Jimmy Key’in Türkiye’deki mağaza sayısının 75’e ulaşmasını sağlarken, Balıkesir’i de markanın bulunduğu 25’inci şehir konumuna taşıdı. Edremit mağazasıyla birlikte Jimmy Key, farklı bölgelerdeki tüketicilere de fiziksel mağazaları aracılığıyla ulaşma stratejisini sürdürüyor.

İstanbul’da 18’inci Nokta Koru Florya Oldu

Jimmy Key’in mağaza ağındaki bir diğer yeni adres ise İstanbul oldu. Koru Florya AVM’de açılan mağaza, markanın Türkiye’deki 76’ncı, İstanbul’daki ise 18’inci mağazası olarak faaliyet göstermeye başladı. Markanın fiziksel mağaza yapılanması; cadde mağazaları, AVM lokasyonları ve farklı şehirlerdeki yeni noktalarla çeşitleniyor.

“Büyümeyi Yalnızca Mağaza Sayısıyla Değil, Erişim Gücümüzle Değerlendiriyoruz”

erhan cicek jimmykey genel mudur yardimcisi

Jimmy Key Genel Müdürü Erhan Çiçek, Türkiye’deki mağaza yatırımlarının markanın uzun vadeli büyüme stratejisinin önemli bir parçası olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Jimmy Key olarak büyümeyi yalnızca mağaza sayısındaki artış olarak görmüyoruz. Bizim için her yeni mağaza, müşterilerimize daha yakın olmak ve markamızın deneyimini daha fazla şehirde ulaşılabilir hale getirmek anlamına geliyor. Antalya’da Fenix AVM ile güçlenen varlığımız, Balıkesir’de ilk kez Edremit Yasa AVM ile yer almamız ve İstanbul’da Koru Florya ile 18’inci noktamıza ulaşmamız bu yaklaşımımızın önemli adımları. Türkiye’de 25 şehirde 76 noktaya ulaşmış olmaktan mutluluk duyuyoruz. Önümüzdeki dönemde de mağaza ağımızı, markamızın büyüme hedefleri doğrultusunda doğru lokasyonlarla geliştirmeye devam edeceğiz.”

Carter’s Yeniden Markalanıyor: 161 Yıllık Çocuk Giyim Markası Yeni Ebeveynlere Uyum Sağlıyor

161 yıllık çocuk giyim markası Carter’s, değişen ebeveyn beklentilerine uyum sağlamak amacıyla kapsamlı bir yeniden markalama sürecine giriyor. Yeni logo ve pazarlama kampanyasıyla başlayacak dönüşüm, markanın 2026 boyunca tüm kanallarına yayılacak; mağaza ve ambalaj tarafındaki yeni uygulamaların ise 2027’de devreye alınması planlanıyor.

Bu hamle, şirketin son yıllarda yaşadığı performans baskılarının ardından geliyor. Carter’s, 2025 mali yılında düzeltilmiş net gelirini 210,7 milyon dolardan 126,1 milyon dolara düşürürken; yüksek ürün maliyetleri ve tarifeler kârlılık üzerinde baskı oluşturdu. Şirket ayrıca Kuzey Amerika’da 150 mağazayı kapatma ve kurumsal çalışan sayısını yüzde 15 azaltma kararı aldı.

Carter’s İçin Değişen Sadece Logo Değil

carters magaza

Carter’s’ın yeniden markalama kararındaki temel nokta, yeni bir görsel kimlikten çok markanın hedef kitlesindeki değişime cevap verme çabası.

Şirket, özellikle Z kuşağının önümüzdeki yıllarda yeni ebeveynlerin önemli bir bölümünü oluşturacağını belirtiyor. Carter’s yönetimine göre bu kuşak, çocuklarının ne giyeceği konusunda daha fazla söz sahibi olmasına izin veriyor ve satın alma kararlarında sosyal medyadan yoğun biçimde yararlanıyor.

Dolayısıyla marka iletişiminin yalnızca ebeveynlere konuşan geleneksel çocuk giyim yaklaşımından; ebeveyn ve çocuğun birlikte karar verdiği, sosyal medyanın keşif sürecini etkilediği daha yeni bir modele kayması hedefleniyor.

Burada dikkat çeken nokta, Carter’s’ın 161 yıllık marka mirasını korurken müşterisinin değişen davranışlarını merkeze alması. Yeniden markalama, geçmişten kopuş olarak değil, aynı marka değerlerinin yeni bir tüketici kitlesine nasıl aktarılabileceği üzerinden şekilleniyor.

Performans Baskısı Rebranding Kararını Daha Kritik Hale Getiriyor

Carter’s’ın yeniden yapılanması yalnızca pazarlama perspektifinden değerlendirilmiyor. Şirket son dönemde mağaza ağını küçültürken, 2026’nın ilk çeyreğinde ABD karşılaştırılabilir satışlarında yüzde 10,5, net satışlarında ise yüzde 8,1 artış açıkladı. İkinci çeyrekte ise yeni müşteri kazanımının, özellikle Gen Z müşterilerinde, çift haneli oranda arttığını bildirdi.

Şirket 2026 mali yılı için net satışlarda yüzde 2–3 büyüme bekliyor. Ayrıca önceki dönemde kârlılık üzerinde baskı yaratan tarifeler kapsamında yaklaşık 128 milyon dolarlık geri ödeme aldı.

Bu tablo, yeniden markalamanın tek başına bir “imaj yenileme” çalışması olmadığını gösteriyor. Carter’s, mağaza ağından ürün stratejisine, müşteri iletişiminden marka kimliğine kadar daha geniş bir yeniden konumlandırma sürecini aynı dönemde yürütüyor.

Türkiye’de çocuk ve bebek perakendesinde de benzer bir soru giderek daha önemli hale geliyor: Markalar yıllardır aynı müşteriye hitap eden iletişim dilini korumak yerine, yeni nesil ebeveynlerin alışveriş kararlarını ve çocukların marka tercihindeki rolünü ne kadar dikkate alıyor?

Carter’s örneğinde değişimin başlangıç noktası logo olsa da asıl mesele logonun kendisi değil. 161 yıllık bir marka için asıl sınav, yeni ebeveynlerin dünyasına girerken geçmişte oluşturduğu güveni kaybetmeden ne kadar güncel kalabileceği.

Paris’te Mağaza Yeniden Tasarlanıyor: Markalar Fiziksel Perakendeyi Deneyim Alanına Çeviriyor

Paris’te gerçekleşen bir perakende turu, fiziksel mağazaların geçirdiği dönüşümü farklı marka örnekleri üzerinden ortaya koydu. NRF Retail’s Big Show Europe öncesinde düzenlenen turda Ami, Dover Street Market, Nespresso, Coach ve Caudalie gibi markaların mağaza deneyimleri incelendi. Ortak nokta ise ürünleri sergilemekten çok, müşteriye markayla etkileşime geçmesi için yeni nedenler sunmalarıydı.

Mağaza Artık Sadece Satış Noktası Değil

nespresso magaza

Dijital kanalların ürün keşfini ve satın almayı kolaylaştırdığı bir ortamda fiziksel mağazanın rolü de değişiyor. Tüketici herhangi bir ürünü internet üzerinden kolayca satın alabiliyorsa, mağazaya gitmek için farklı bir gerekçeye ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle fiziksel alan; ürün, hizmet, tasarım, gastronomi, sanat ve topluluk deneyiminin bir araya geldiği daha geniş bir marka platformuna dönüşüyor.

Paris’teki örnekler de bu yaklaşımın tek bir mağaza formatıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Bazı markalar mağazanın mimarisini ve atmosferini öne çıkarırken, bazıları ürün deneyimini, topluluk ilişkisini veya markanın kültürel dünyasını fiziksel alana taşıyor. Böylece mağaza, müşterinin yalnızca satın alma yaptığı değil, markayı keşfettiği ve deneyimlediği bir temas noktası haline geliyor.

Bu dönüşüm yalnızca estetik bir değişim olarak da okunmamalı. Fiziksel deneyimler; mağazada geçirilen süre, etkileşim, tekrar ziyaret ve sosyal medyada paylaşılabilirlik gibi farklı göstergeler üzerinden değerlendirilebiliyor. Daha önce yalnızca satışla ölçülen mağaza performansına, artık deneyimin yarattığı etki de ekleniyor.

Paris’ten Perakendeye Gelen Yeni Mesaj

coach magaza

Buradaki temel değişim, fiziksel mağazanın e-ticaretle rekabet etmeye çalışması değil. Tam tersine, dijital ortamda kolayca karşılanamayan ihtiyaçlara odaklanması.

İlham, uzmanlık, dokunma, kişiselleştirme, sosyal etkileşim ve atmosfer bunların başında geliyor. Özellikle premium ve lüks segmentte çalışanların ürün hakkında bilgi vermesi ve müşteriye rehberlik etmesi de fiziksel mağazanın değerini artıran unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de de özellikle AVM’ler, cadde mağazaları ve premium markalar açısından bu yaklaşım önemli bir tartışma alanı yaratabilir. Mağaza sayısını artırmak kadar, her mağazanın müşteriye neden fiziksel olarak gelmesi gerektiğini anlatabilmesi giderek daha kritik hale geliyor.

Paris’te görülen dönüşümün asıl mesajı bu: Fiziksel mağazanın geleceği daha fazla ürün sergilemekten değil, müşteriye dijitalde karşılığını bulamayacağı bir deneyim sunabilmekten geçiyor.