Ana Sayfa Blog Sayfa 46

Nestlé’den Uyarı: İngiltere’de Üretim Sektörü Gen Z Yetenek Açığı Riskiyle Karşı Karşıya

Nestlé, İngiltere’nin 518 milyar sterlin büyüklüğündeki üretim sektörünün ciddi bir yetenek havuzu sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Şirketin 16–24 yaş arası 2.000 gençle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, bu yaş grubunun yalnızca %4’ü üretim sektöründe kariyer yapmayı düşünüyor.

İlgi Var, Tercih Yok

Araştırma sonuçları dikkat çekici bir çelişkiye işaret ediyor:

shutterstock 2447888945.jpg
  • Gençlerin %59’u üretim sektörünü “ilginç” buluyor.
  • %21’i sektörü “önemli” olarak tanımlıyor.
  • Ancak buna rağmen sektör, kariyer tercihleri listesinde üst sıralarda yer almıyor.

Gençlerin kariyer hayallerinde sağlık, yaratıcı endüstriler ve eğitim alanları öne çıkarken; mühendislik, üretime kıyasla iki kat daha fazla tercih ediliyor.

Perakende ve Tedarik Zinciri İçin Uzun Vadeli Risk

Özellikle yerli üretim ve işleme kapasitesine dayanan gıda ve perakende tedarik zincirleri açısından tablo endişe verici. Katılımcıların yalnızca %28’i üretimin hâlâ İngiltere’de gerçekleştiğine inanıyor. Her üç gençten biri ise üretimin büyük ölçüde yurtdışına taşındığını düşünüyor.

Bu algı, sektörün görünürlük ve itibar sorununa işaret ediyor.

Kariyer İlhamı Sosyal Medyadan Geliyor

Araştırmaya göre gençlerin üçte biri, kariyer planlarında en büyük ilham kaynağı olarak TikTok, YouTube ve Instagram gibi sosyal medya platformlarını gösteriyor. Bu mecralar, gençler üzerinde en güçlü etkiye sahip alanlar haline gelmiş durumda.

Buna karşılık üretim sektörü, bu dijital alanlarda yeterince görünür değil.

Algı ile Gerçek Arasında Beceriler Açığı

Gençlerin %85’i kendisini problem çözme ve ekip çalışması konusunda güçlü görüyor. %83’ü ise yaratıcı olduğunu düşünüyor. Ancak bu özellikleri üretim sektörüyle ilişkilendirenlerin oranı %50’nin altında kalıyor.

Richard Watson, Nestlé İngiltere ve İrlanda CEO’su, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Gençler özgüvenli, yaratıcı ve çözüm odaklı. Modern üretimin ihtiyaç duyduğu yetkinliklere sahipler ancak kapatmamız gereken bir algı boşluğu var.”

Watson, çıraklık programlarından mezuniyet sonrası kariyer yollarına; tasarım, inovasyon, teknoloji ve operasyon alanlarına kadar geniş bir fırsat yelpazesi sunduklarını vurgulayarak, üretim kariyerlerinin tek bir eğitim rotasına bağlı olmadığının altını çizdi.

Erken Kariyer Programlarına Odaklanıyor

İngiltere ekonomisinde 42.000’den fazla istihdamı destekleyen Nestlé, araştırma bulguları doğrultusunda fabrika ve ambalaj operasyonlarında çıraklık ve erken kariyer programlarını daha güçlü şekilde teşvik etmeyi planlıyor.

Cumbria’daki Dalston fabrikasında ambalaj alanında üçüncü sınıf derece çıraklığı yapan Olivia Tomlinson ise hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Sanat ve tasarım okuyordum. Satın aldığım ürünlerin ambalajlarının arkasında ne olduğunu sorgulamaya başladım. Bu merak beni buraya getirdi.”

Tomlinson, bugün fabrikada sürekli iyileştirme fırsatları gördüğünü ve birkaç yıl önce bunu hayal dahi edemeyeceğini söylüyor.

‘Dünyada Bir İlk’: Topshop ve THG Studios, Yapay Zeka Destekli Alışveriş Yapılabilir Defileye Ev Sahipliği Yaptı

Topshop, moda dünyasında alışılmış defile formatını yeniden tanımlayan bir adım atarak, yapay zekâ destekli ve anında alışveriş yapılabilen bir podyum deneyimi kurguladı. THG Ingenuity tarafından geliştirilen “Front Row AI” uygulamasıyla hayata geçirilen bu model, kullanıcıların defileyi izlerken aynı anda ürünleri deneyimleyip satın alabildiği entegre bir yapı sunuyor.

Etkinlikte kullanıcılar, sanal deneme (virtual try-on) deneyimi yaşayabildi, yapay zekâ destekli stil önerileri aldı ve podyumda sergilenen ürünlerin büyük bir kısmına anında erişim sağlayabildi. Defile artık yalnızca bir vitrin değil, doğrudan bir satış kanalına dönüşüyor.

İçerik + Ticaret = Yeni Perakende Denklemi

'dünyada bir i̇lk': topshop ve thg studios, yapay zeka destekli alışveriş yapılabilir defileye ev sahipliği yaptı

Topshop’un bu hamlesi, perakendede giderek daha belirgin hale gelen bir dönüşümü net şekilde ortaya koyuyor. Moda gösterileri, kampanyalar ve içerik üretimi artık yalnızca marka algısı yaratmak için değil; doğrudan ticari çıktıya dönüşen yapılar olarak kurgulanıyor.

Bu modelde içerik ve ticaret birbirinden ayrışmıyor. Kullanıcı, izlediği deneyimin içinde kalmaya devam ederken satın alma aksiyonunu gerçekleştirebiliyor. “Content is the new storefront” yaklaşımı, somut bir iş modeline dönüşüyor.

Bu yaklaşım, özellikle dijitalde büyüyen yeni nesil tüketici davranışlarıyla da örtüşüyor. İlham ile satın alma arasındaki sürenin minimuma indirilmesi, dönüşüm oranlarını doğrudan etkileyen kritik bir faktör haline geliyor.

AI Destekli Deneyim: Kişiselleştirilmiş Alışverişin Yeni Katmanı

Etkinlikte kullanılan yapay zekâ teknolojileri, deneyimi yalnızca izlenebilir değil, aynı zamanda kişiselleştirilebilir hale getiriyor. AI host, dijital içerik üreticileri ve sanal stil danışmanları, kullanıcıya birebir etkileşim sunan bir yapı oluşturuyor.

Google Cloud altyapısıyla çalışan sistemler sayesinde kullanıcılar, ürünleri kendi üzerlerinde sanal olarak deneyimleyebiliyor ve kendilerine özel öneriler alabiliyor. Bu da alışveriş deneyimini standart bir akıştan çıkarıp, daha kişisel ve etkileşimli bir forma taşıyor.

Burada kritik kırılım noktası şu:

Perakende deneyimi artık tek yönlü değil, gerçek zamanlı ve kullanıcıya özel bir yapıya evriliyor.

Fiziksel ve Dijitalin Birleştiği Yeni Podyum

Topshop’un defilesinde hem gerçek modellerin hem de dijital avatarların birlikte yer alması, moda sunumunun hibrit bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, yalnızca teknolojik bir yenilik değil; aynı zamanda üretim ve sunum süreçlerinin yeniden tanımlandığını işaret ediyor.

Defilenin önemli bir bölümünün aynı anda satın alınabilir olması, klasik moda takvimlerini de sorgulayan bir yapı ortaya koyuyor. Ürünlerin aylar sonra satışa çıkması yerine, görüldüğü anda satın alınabildiği bir sistem, tüketici beklentileriyle daha uyumlu hale geliyor.

Topshop Ne Söylüyor? Deneyim Artık Satışın Kendisi

Topshop’un bu adımı, perakendede deneyim ve ticaret arasındaki sınırın giderek ortadan kalktığını gösteriyor. Artık mağaza, web sitesi ya da defile gibi ayrı kanallar yerine; hepsi tek bir deneyim içinde birleşiyor.

Bu model, özellikle moda ve lifestyle markaları için yeni bir rekabet alanı yaratıyor. Yalnızca ürün sunmak yeterli değil; bu ürünü nasıl bir deneyim içinde sunduğun, doğrudan satış performansını belirliyor.

Topshop’un ortaya koyduğu yapı, perakendede yeni bir gerçeği daha görünür hale getiriyor:

İçerik artık yalnızca pazarlama değil, doğrudan satışın kendisi.

Carter’s Büyüyor Ama Kazanamıyor: Perakendede Yeni Denge Ne Anlama Geliyor?

ABD merkezli çocuk giyim markası Carter’s, 2025 mali yılı sonuçlarında satışlarını artırmayı başarsa da, kârlılık tarafında ciddi bir gerileme ile karşı karşıya kaldı. Şirketin gelirleri sınırlı bir artış gösterirken, faaliyet kârı ve net kârda belirgin düşüşler yaşandı. Özellikle marjlardaki daralma, büyümenin tek başına yeterli olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Bu tablo, son dönemde perakende sektöründe giderek daha sık karşılaşılan bir durumu işaret ediyor. Satışlar artıyor, ancak bu büyüme aynı ölçüde kârlılığa yansımıyor. Carter’s, bu ayrışmanın en net örneklerinden biri haline geliyor.

Büyüme ile Karlılık Arasındaki Kopuş

carter’s büyüyor ama kazanamıyor: perakendede yeni denge ne anlama geliyor?

Carter’s’ın performansı, çok kanallı büyümenin artık eskisi kadar “sağlıklı” bir gösterge olmadığını ortaya koyuyor. Şirket hem mağaza hem dijital kanallarda büyümesini sürdürürken, bu büyümenin maliyeti kârlılık üzerinde baskı yaratıyor.

Artan operasyonel giderler, lojistik maliyetler ve kanal bazlı farklı performanslar, toplam gelir artışını gölgede bırakıyor. Bu durum, büyümenin değil, büyümenin kalitesinin tartışıldığı yeni bir döneme girildiğini gösteriyor.

Perakendede artık yalnızca daha fazla satış yapmak değil, bu satışları hangi maliyet yapısıyla gerçekleştirdiğin belirleyici hale geliyor.

Marj Baskısının Yeni Kaynakları

Şirketin marjlarında yaşanan daralmanın arkasında birden fazla dinamik bulunuyor. Küresel ticaret koşulları, artan üretim maliyetleri ve tedarik zinciri kaynaklı baskılar, maliyet tarafını yukarı çekiyor.

Buna ek olarak Carter’s, mağaza yenilemeleri, ürün kalitesi ve marka yatırımları gibi alanlarda harcamalarını sürdürmeye devam ediyor. Bu da kısa vadede finansal sonuçları baskılarken, uzun vadeli rekabet gücünü koruma hedefini yansıtıyor.

Ortaya çıkan tablo, perakendede giderek daha belirgin hale gelen bir dengeyi gösteriyor: kısa vadeli kârlılık ile uzun vadeli marka yatırımı arasında sıkışan bir yapı.

Fiyatlama Sınırına Dayanan Markalar

Carter’s’ın karşı karşıya olduğu en kritik konulardan biri de fiyatlama gücünün sınırlı olması. Artan maliyetleri doğrudan tüketiciye yansıtmak, özellikle fiyat hassasiyeti yüksek bir müşteri kitlesinde talep kaybı riski yaratıyor.

Bu nedenle markalar, maliyet artışını fiyatlara birebir yansıtmak yerine farklı denge noktaları arıyor. Ancak bu durum da marjların kaçınılmaz olarak daralmasına neden oluyor.

Bu tablo, perakendede önemli bir gerçeği daha görünür hale getiriyor:

Her marka maliyet artışını fiyatla dengeleyemiyor ve bu da kârlılığı doğrudan etkiliyor.

Verimlilik Dönemi: Daha Azla Daha Fazla

Carter’s, bu baskıyı yönetmek için operasyonel tarafta yeniden yapılanma adımları atıyor. Mağaza optimizasyonu, organizasyonel sadeleşme ve ürün çeşitliliğinin yeniden düzenlenmesi, maliyet kontrolü odaklı bir dönüşümün parçası olarak öne çıkıyor.

Bu yaklaşım, perakende sektöründe giderek daha belirgin hale gelen yeni bir modeli yansıtıyor:

“daha az ama daha verimli” operasyon yapısı.

Aynı zamanda tedarik zincirinin çeşitlendirilmesi ve maliyet risklerinin dağıtılması da bu dönüşümün önemli bir parçası haline geliyor.

Carter’s Ne Söylüyor? Büyüme Değil, Karlı Büyüme Dönemi

Carter’s’ın 2025 performansı, perakende sektöründe yeni bir gerçekliğe işaret ediyor. Artık yalnızca büyümek yeterli değil; bu büyümeyi sürdürülebilir ve kârlı hale getirmek asıl rekabet alanını oluşturuyor.

Şirketin performansı, özellikle orta segmentte konumlanan markalar için kritik bir soruyu yeniden gündeme taşıyor:

Büyüme ile kârlılık arasındaki denge nasıl kurulacak?

Perakende artık yalnızca hacim oyunu değil.

Asıl oyun, büyürken değer yaratabilmekte.

Kore’nin Global Cilt Bakım Markası Nacific, Türkiye Pazarına Giriş Yaptı

Kore’nin saf ve doğal içerik yaklaşımıyla öne çıkan global cilt bakım markası Nacific, Türkiye pazarına güçlü ve kurumsal bir giriş yaptı. Türkiye yapılanması Korelle Kozmetik liderliğinde şekillenirken, Rossmann Türkiye’nin yaygın ve güçlü perakende ağıyla tüketicilerle buluştu.

Türkiye, Nacific’in EMEA bölgesindeki büyüme stratejisinde stratejik öncelikli pazarlardan biri olarak konumlanıyor. Korelle Kozmetik ve Rossmann Türkiye iş birliğiyle hayata geçirilen bu model, K-Beauty ekosisteminde uzun vadeli, sürdürülebilir ve kurumsal marka yatırımı yaklaşımının güçlü bir örneğini ortaya koyuyor.

Küresel K-Beauty pazarının yaklaşık 15 milyar ABD doları büyüklüğe ulaştığı ve 2030 yılına kadar istikrarlı büyümesini sürdüreceği öngörülüyor. Bu ivme; yüksek inovasyon kapasitesi, içerik şeffaflığı, dijital pazarlama gücü ve tüketici odaklı ürün geliştirme yaklaşımıyla destekleniyor.

Kore cilt bakım felsefesi ise kısa vadeli çözümler yerine önleyici bakım anlayışını, katmanlı rutinleri ve uzun vadeli cilt sağlığını merkeze alıyor. K-Beauty artık yalnızca bir trend değil; 10 binden fazla aktif markası ve güçlü Ar-Ge ekosistemiyle küresel ölçekte bağımsız ve dinamik bir kategoriye dönüşmüş durumda.

Kore merkezli global cilt bakım markası Nacific, Türkiye pazarına Korelle Kozmetik distribütörlüğünde ve güçlü bir kurumsal marka kimliğiyle giriş yaptı. Markanın Türkiye yapılanması Korelle Kozmetik liderliğinde kurgulanırken, Nacific ürünleri Rossmann’ın yaygın mağaza ağı ve online satış kanalları üzerinden tüketicilerle buluşuyor. Bu iş ortaklığı modeli, markanın Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir büyüme hedeflediğini ortaya koyuyor.

Türkiye, EMEA Stratejisinde Öncelikli Pazar

Nacific, her cildin farklı olduğu ve kişiye özel bakım yaklaşımını hak ettiği inancıyla geliştirdiği formülleriyle bugün 58’den fazla ülkede faaliyet gösteriyor. İş hacminin %80’den fazlasını global pazarlardan elde eden marka, uluslararası büyüme vizyonunu istikrarlı şekilde sürdürüyor. Türkiye ise stratejik coğrafi konumu, gelişmiş ve organize perakende altyapısı, genç ve bilinçli tüketici profili ile Nacific’in EMEA bölgesindeki en güçlü büyüme merkezlerinden biri olarak konumlanıyor. Avrupa ile Orta Doğu arasında köprü niteliği taşıyan Türkiye pazarı, markanın bölgesel ölçeklenme ve sürdürülebilir büyüme stratejisi açısından önemli bir kaldıraç etkisi yaratıyor.

Korelle Kozmetik Liderliğinde Uzun Vadeli Yapılanma

Nacific’in Türkiye operasyonu, distribütörlüğünü üstlenen Korelle Kozmetik çatısı altında yürütülüyor. Korelle Kozmetik; marka konumlandırma, dağıtım yönetimi, pazarlama stratejisi ve pazar geliştirme süreçlerini bütünleşmiş bir yaklaşımla yöneterek markanın Türkiye’de kurumsal ve sürdürülebilir bir yapı içinde büyümesini hedefliyor. Ürünler, Rossmann Türkiye’nin yaygın mağaza ağı ve online satış kanalları üzerinden tüketicilerle buluşuyor.

Bu iş birliği modeliyle Nacific; Türkiye’de yalnızca satış hacmine odaklanan bir büyüme yerine, marka konumlandırma, tüketici eğitimi ve kategori geliştirme süreçlerini kapsayan uzun vadeli bir marka yatırımı gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, K-Beauty segmentinde kalıcı bir konum elde etmeyi hedefleyen bütüncül bir büyüme modelini ortaya koyuyor.

Türkiye, Uluslararası Kozmetik Markaları İçin Stratejik Büyüme Merkezi

K-Beauty trendinin küresel ölçekte istikrarlı büyümesini sürdürdüğü bir dönemde Türkiye; genç nüfusu, artan cilt bakım bilinci, dijital adaptasyonu yüksek tüketici profili, gelişmiş perakende ekosistemi ve bölgesel erişim avantajı sayesinde uluslararası kozmetik markaları için stratejik büyüme merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Nacific’in Türkiye yatırımı da bu konumun somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Korelle Kozmetik distribütörlüğünde uzun vadeli büyüme hedefiyle konumlanan marka, Rossmann Türkiye iş birliğiyle marka bilinirliğini güçlendirmeyi ve tüketicilerle kalıcı bir bağ kurmayı hedefliyor.

kore’nin global cilt bakım markası nacific, türkiye pazarına giriş yaptı
kore’nin global cilt bakım markası nacific, türkiye pazarına giriş yaptı 5

Basın toplantısında; Korelle Kozmetik Kurucu Ortağı ve Başkanı Fatih Akşener, The Skin Factory CEO’su Jason Roh, Overseas Business Division Director Julie Sun ile Rossmann Türkiye üst düzey yöneticileri bir araya geldi.

Toplantıda konuşan Korelle Kozmetik Kurucu Ortağı ve Başkan Yardımcısı Neslihan Niğiz Ulak şu değerlendirmede bulundu,

“Türkiye’de Kore kozmetiği kategorisi hızla büyürken, pazarda güçlü kurumsal yapı ve uzun vadeli marka yönetimi konusunda önemli bir boşluk olduğunu gözlemledik. Korelle Kozmetik’i tam da bu ihtiyaca yanıt vermek amacıyla konumlandırdık. Nacific’in marka gücü, bilimsel yaklaşımı, içerik şeffaflığı ve gerçek sonuç odaklı marka felsefesi vizyonumuzla güçlü bir uyum gösterdi. Nacific’in global gücünü Rossmann’ın güvenilir perakende altyapısıyla birleştirerek Türkiye’de sürdürülebilir bir büyüme ivmesi yakalayacağımıza inanıyoruz. Uzun vadede hedefimiz, Korelle’yi Kore güzelliğinin Türkiye’deki en etkili ve belirleyici oyuncularından biri haline getirmek.”

Rossmann Türkiye Pazarlama ve E-Ticaret Grup Müdürü Gülçin Uysal ise şunları söyledi,

“K-Beauty kategorisi, global ölçekte olduğu gibi Türkiye’de de kalıcı bir büyüme potansiyeli taşıyor. Rossmann olarak bu kategoriyi stratejik öncelik alanlarımızdan biri olarak görüyoruz ve müşterilerimize en doğru markaları güvenilir bir perakende deneyimiyle sunmayı hedefliyoruz. Kore güzellik kategorisini yalnızca takip eden değil; geliştiren ve sahiplenen bir marka olmayı amaçlıyoruz. Nacific, Türkiye’deki ilk exclusive Kore cilt bakım markamız olması açısından bizim için son derece özel. Exclusive iş birlikleri sayesinde markayı daha doğru konumlandırabiliyor, tüketici deneyimini daha yakından yönetebiliyor ve güven ilişkisini güçlendirebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde hem global markalar hem de private label ürünlerimizle K-Beauty ekosistemini genişleterek kategorinin gelişimine katkı sağlamayı sürdüreceğiz.”

Rossmann Türkiye Satın Alma Grup Müdürü Yavuz Selim Taşkın da konuşmasında şu ifadeleri kullandı,

“Bilimsel yaklaşımı, doğal içerik odağı, çok adımlı bakım rutini ve yenilikçi formülasyonlarıyla K-Beauty artık yalnızca bir trend değil; kalıcı bir bakım kültürüne dönüşmüş durumda. Türkiye’de private label Kore Cilt Bakım Serisi sunan öncü perakende zincirlerinden biri olmaktan gurur duyuyoruz. Nacific gibi Türkiye’ye yatırım yapmaya hazır, güçlü Kore markalarını ülkemize kazandırmak ve onların bilgi birikimi ile uzmanlığından faydalanmak istiyoruz. Rossmann kalite standartlarını karşılayan tüm Kore markalarına kapımız açık.”

Feast, 15 Milyon Doların Üzerindeki İhracat Performansıyla Ege’nin Üretim Gücünü Küresel Pazarlara Taşıyor

Feast, Ege İhracatçı Birlikleri tarafından düzenlenen törende, 15 milyon dolar ihracat yapan firmalar arasında yer alarak önemli bir başarıya imza attı.

Gerçekleştirilen törende, sektöründe fark yaratan ve ihracat başarılarıyla öne çıkan firmalar onurlandırılırken; Feast, 15 milyon dolar ve üzeri ihracat gerçekleştiren şirketler arasında yer alarak önemli bir başarıya imza attı. Bu prestijli tabloda yer almak, markanın uluslararası pazarlardaki güçlü konumunu ve sürdürülebilir büyüme vizyonunu bir kez daha ortaya koydu.

Bu başarı yalnızca rakamsal bir büyüklüğü değil; tarladan sofraya uzanan entegre üretim zincirinin, sözleşmeli tarım modelinin, ileri teknolojiye dayalı üretim altyapısının ve kalite odaklı yaklaşımın güçlü bir yansımasını temsil ediyor. Topraktan teknolojiye uzanan bu bütüncül yapı, Feast kalitesine duyulan küresel güveni her geçen yıl daha da pekiştiriyor.

Feast Dış Ticaret Müdürü Duygu Erdoğan’ın yaptığı açıklamasında bu başarının arkasında güçlü bir ekip ruhu ve uzun soluklu iş birlikleri bulunduğu vurgulanarak, “Ege’nin bereketini dünya sofralarına taşırken, ülkemizin ihracat gücüne katkı sağlamaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı; çiftçilerimizden üretim ekiplerimize, iş ortaklarımızdan tüm çalışanlarımıza kadar geniş bir emeğin sonucudur.” İfadelerinde yer verildi.

Feast, önümüzdeki dönemde de ihracat odaklı büyüme stratejisini kararlılıkla sürdürerek Türkiye’nin tarım ve gıda alanındaki küresel rekabet gücüne katkı sağlamaya devam edecek.

Stratejiyi Yeniden Yapılandırmak Sonuçları Etkiledi: Puma Büyük Zarara Uğradı

Yeniden Yapılanma ve 2025’in Genel Tablosu

Puma, 2025 mali yılını markanın operasyonel ve ticari yapısını yeniden dengelemeye odaklanan kapsamlı bir yeniden yapılanma süreciyle tamamladı. Şirket, bu dönemi kısa vadeli satış baskılarını göze alarak marka algısını güçlendirmek, dağıtım ağını sadeleştirmek ve stok dengesini yeniden kurmak için kullandı. Bu stratejik adımların etkisiyle, kurdan arındırılmış satışlar yaklaşık %8,1 düşüşle 7,3 milyar € seviyesine geriledi. Döviz kurlarındaki olumsuz seyir ise raporlanan satışlarda daha belirgin bir gerilemeye yol açtı.

Artan promosyonlar, stok temizliği kapsamında ayrılan karşılıklar ve ürün karmasındaki bozulma brüt kâr marjını 260 baz puan düşürerek %45’e çekti. Stoklar %2,3 artışla 2,06 milyar Euro’ya yükselirken, şirket 2026 sonuna kadar daha normal ve sürdürülebilir stok seviyelerine dönmeyi hedeflediğini açıkladı.

Dördüncü Çeyrek: Bilinçli Daralma ve Operasyonel Temizlik

puma logo görseli

2025’in dördüncü çeyreği, yeniden yapılanma adımlarının en net hissedildiği dönem oldu. Kurdan arındırılmış satışlar %20,7 düşerken, bu gerileme büyük ölçüde bilinçli olarak küçültülen toptan satış hacimlerinden ve promosyonların azaltılmasından kaynaklandı. Toptan satışlar %27,7 gerilerken, DTC satışları %8 azaldı; buna karşın DTC’nin toplam satışlar içindeki payı %41,1’e yükselerek stratejik önceliğin yönünü ortaya koydu.

Bölgesel olarak en sert düşüşler Kuzey Amerika ve EMEA’da yaşanırken, Asya/Pasifik’te Çin kaynaklı zayıflık DTC kanalındaki görece güçlü performansla kısmen dengelendi. Ürün kırılımında ayakkabı kategorisi genel olarak zayıf seyrederken, performans koşu ve antrenman segmentleri daha dirençli bir tablo çizdi. CEO Arthur Hoeld, bu dönemi “zor ama gerekli” olarak tanımlarken, düşük kaliteli toptan satışlardan çıkışın, promosyon bağımlılığının azaltılmasının ve maliyet verimliliği programlarının markayı uzun vadede daha sağlıklı bir yapıya taşıyacağını vurguladı.

2026 Görünümü: Geçiş Yılı, Uzun Vadeli Oyun

Puma, 2026’yı açık şekilde bir geçiş yılı olarak konumlandırıyor. Şirket, kurdan arındırılmış satışların düşük ila orta tek haneli oranlarda gerilemesini, EBIT’in ise -50 milyon € ile -150 milyon € aralığında gerçekleşmesini öngörüyor. Yaklaşık 200 milyon Euro tutarında planlanan CAPEX; dijital altyapı, doğrudan tüketiciye satış kanalları ve markanın uzun vadeli rekabet gücünü destekleyecek alanlara yönlendirilecek.

Stratejik odak noktaları arasında 2026 Dünya Kupası ile futbol, NITRO™ platformuyla koşu, HYROX iş birliğiyle antrenman ve Sportstyle Prime & Select öne çıkıyor. Şirket, 2025’te atılan yeniden yapılanma adımları ve 2026’daki geçiş sürecinin, 2027’den itibaren PUMA’yı yeniden büyüme ve sürdürülebilir kârlılık patikasına sokacağı görüşünde. Kısa vadeli hacimden ziyade marka gücü, dağıtım kalitesi ve finansal disiplin önceliklendirilirken, PUMA orta vadede yeniden küresel ölçekte ilk üç spor markasından biri olma hedefini koruyor.

Kivo Katkılarıyla Haftanın Mağaza Açılışları [23 – 27 Şubat]

kivo banner
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 16

Şubat ayının son açılışları da gerçekleşti. Mart ayı ile birlikte 2026’nın ilk çeyreğinin sonlandırmış olacağız. Perakende yılın ilk iki ayına oldukça zorlayıcı başladı. Özellikle nakit akışlarında yaşanan problemler sektörü bir hayli zorluyor. Mağaza açılışları ivmesinde de benzer bir tablo var.

Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni sayısı ile sizlerleyiz.

İşte bu hafta gerçekleşen mağaza açılışları

Ted Baker – Cepa AVM

tedbaker magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 17

Ted Baker, Cepa AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın Türkiye genelinde 7., Ankara’da 2. mağazasını oluşturuyor.

Skechers – Edirne Erasta AVM

skechers magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 18

Skechers, Edirne Erasta AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 86. mağazasını oluşturuyor.

Süvari – Kayseri Meysu AVM

suvari magaza12
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 19

Süvari, Kayseri Meysu AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Dispatch – Axis İstanbul AVM

dispa magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 20

Dispatch, Axis İstanbul AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Konyalı Saat – Mall of İstanbul

konyali magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 21

Konyalı Saat, Mall of İstanbul mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Yataş – İzmir Agora AVM

yatas magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 22

Yataş, İzmir Agora AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Paulmark – Ankara

paulmark magaza12
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 23

Paulmark Ankara Hüseyingazi cadde mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Suwen – Gürcistan

suwen magaza12
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [23 - 27 şubat] 24

Suwen, Gürcistan mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın Gürcistan pazarındaki ilk mağazası oldu.

Büyüme Planlarında Lokasyon Verisi Ne Zaman Devreye Girmeli?

Birçok iş fikri doğru başlıyor ama çoğu zaman aynı sırayla ilerlemiyor.

Önce ne açılacağına karar veriliyor. Ardından bütçe konuşuluyor, hedef şehir belirleniyor. Lokasyon ise genellikle sürecin sonuna bırakılıyor. Bu planın içine uygun bir yer bulunmaya çalışılıyor.

Dışarıdan bakıldığında bu akış oldukça doğal görünür. Ancak sahada bakıldığında, bu sıralamanın her zaman en sağlıklı sonucu vermediği de sıkça görülüyor.

Çünkü lokasyon, çoğu zaman sürecin sonunda ele alınsa da, aslında en başta şekillendirilmesi gereken konuların başında geliyor.

Sorun Yalnızca “Ne Açılacağı?” Değil, “Nerede Açılacağı?” 

Yer seçimi genellikle sürecin sonunda verilen bir karar gibi ele alınıyor. Oysa birçok durumda, sürecin yönünü belirleyen temel adımlardan biri oluyor.

Sahada sıkça karşılaşılan senaryo şu şekilde ilerliyor: Önce iş modeli netleşiyor, ardından bu modele uygun bir yer aranmaya başlanıyor. Bu noktada lokasyonun sunduğu potansiyelden çok, mevcut fikre ne kadar uyduğu değerlendiriliyor.

Bu yaklaşım, bazı fırsatların daha baştan gözden kaçmasına neden olabiliyor. Çünkü lokasyon verisi sürece erken dahil edildiğinde, yalnızca yer seçimi değil, iş fikrinin nasıl şekilleneceği de daha net görülebiliyor.

Bazı bölgelerin belirli iş modelleri için daha güçlü sinyaller verdiği, bazı fikirlerin ise düşünülen lokasyonda karşılık bulmakta zorlandığı görülüyor. Bu da kararların yalnızca fikir üzerinden değil, veriler üzerinden de değerlendirilmesini gerektiriyor.

Kivo ile Karar Sırasının Değişmesi

kivo 2 kapak
büyüme planlarında lokasyon verisi ne zaman devreye girmeli? 26

Son dönemde yer seçimi süreçlerinde dikkat çeken değişimlerden biri, lokasyon verilerinin daha erken ve daha kolay erişilebilir hâle gelmesi.

Kivo, bu değişimi karar sürecine doğrudan taşıyan bir lokasyon analitiği platformu olarak öne çıkıyor. Lokasyon bilgisini sürecin sonunda yapılan bir kontrol adımı olmaktan çıkarıp, planlamanın başlangıcında kullanılan stratejik bir girdiye dönüştürüyor. Kullanıcılar bir adres yazdığında ya da Kivo’da harita üzerinden bir konum seçtiğinde, o bölgeye dair temel verileri tek ekranda, hızlı ve anlaşılır bir biçimde görüntüleyebiliyor.

Kivo’nun sunduğu yapı yalnızca veri göstermeye değil, veriyi yorumlamayı da kolaylaştırmaya odaklanıyor. Böylece kullanıcılar, farklı lokasyonları yalnızca sezgiyle değil; karşılaştırılabilir, somut göstergeler üzerinden değerlendirebiliyor. Bu da yer seçimi sürecini daha sistematik, daha şeffaf ve daha güvenli hale getiriyor.

Bu sayede yalnızca “burada açılır mı?” sorusu değil,
“hangi lokasyon bu iş modeli için daha doğru?” sorusu da daha net yanıtlanabiliyor.

Kivo’nun veri yapısı ve yapay zekâ destekli yorumları, yer seçimini yalnızca uzmanların yönetebildiği teknik bir alan olmaktan çıkararak daha geniş bir kullanıcı kitlesi için erişilebilir kılıyor. Özellikle yeni girişimciler ve farklı bölgelerde büyümek isteyen markalar için bu yaklaşım, karar sürecini hızlandırırken belirsizliği de azaltıyor.

Doğru Karar, Doğru Sırayla Şekilleniyor

Perakendede ya da fiziksel bir iş modelinde başarı, çoğu zaman yalnızca doğru kararları almaktan değil, bu kararların nasıl ve hangi sırayla alındığından etkilenir.

Lokasyonun sürecin sonuna bırakıldığı planlarda seçeneklerin daraldığı, kararların mevcut koşullara göre şekillendiği görülüyor. Buna karşılık lokasyon verisinin daha erken aşamada devreye girdiği senaryolarda, seçeneklerin genişlediği ve daha dengeli bir yapı oluştuğu dikkat çekiyor.

Bugün yer seçimi artık yalnızca deneyime dayalı bir alan olarak ilerlemiyor. Verinin daha görünür hale gelmesiyle birlikte, bu süreç daha anlaşılır ve daha öngörülebilir bir yapıya doğru evriliyor.
Bu da büyüme planlarında asıl sorunun yalnızca “ne açılacağı” değil,
“nerede açılacağı” olduğunu daha net ortaya koyuyor.

COS Stratejisi: 2026’da Hiper Lüks ve Uygun Fiyatlı Mağazalar Arasındaki İdeal Denge Noktası

Moda dünyasında uzun süredir “fısıltıyla yayılan” bir marka olarak konumlanan COS, son yıllarda elde ettiği büyüme performansıyla artık açık şekilde küresel rekabetin merkezine yerleşmiş durumda. H&M Group bünyesinde konumlanan marka, beş yıl üst üste büyüyerek 2025’in en çok talep gören markaları arasında üst sıralara yükseldi.

Lyst Index verilerinde kısa sürede üst sıralara tırmanması, COS’un yalnızca ticari performansıyla değil, algısal olarak da farklı bir noktaya taşındığını gösteriyor. Ne tamamen hızlı moda ne de erişilmesi zor lüks segmentte yer alan marka, iki dünya arasında yeni bir denge kuruyor.

cos stratejisi: 2026'da hiper lüks ve uygun fiyatlı mağazalar arasındaki i̇deal denge noktası

“Elevated High Street” Modeli: Yeni Orta Alanın İnşası

COS’un başarısının merkezinde, moda perakendesinde giderek daha görünür hale gelen bir konumlanma yer alıyor: “elevated high street”. Marka, hızlı modanın tüketim odaklı yapısından uzaklaşırken, lüks segmentin yüksek fiyat bariyerini de kırarak daha geniş bir kitleye hitap ediyor.

Bu model, özellikle son dönemde güçlenen “quiet luxury” estetiğiyle örtüşüyor. Minimal, zamansız ve kalite odaklı ürünler, tüketicinin gardırobunda uzun süre yer bulabilecek bir yapı sunuyor. COS, bu estetiği lüks markalara kıyasla çok daha erişilebilir fiyat seviyelerinde sunarak önemli bir boşluğu dolduruyor.

Bu yaklaşım, markanın yalnızca ürün değil, aynı zamanda bir “gardırop altyapısı” sunduğunu ortaya koyuyor. Trend odaklı kısa vadeli koleksiyonlar yerine, tekrar tekrar tercih edilen temel parçalara odaklanılması, markayı daha sürdürülebilir bir büyüme modeline taşıyor.

Algı Yönetimi ve Kültürel Konumlanma: Lüks ile Aynı Masaya Oturmak

cos3

COS’un büyümesi yalnızca ürün stratejisiyle sınırlı değil; marka, algı yönetimini de stratejik bir araç olarak kullanıyor. 2025 yılında antik bir mermer ocağında düzenlenen defile ve New York Fashion Week’teki varlığı, markanın kendini konumlandırdığı alanı net şekilde ortaya koyuyor.

Bu adımlar, COS’un Zara gibi hızla rekabet etmek yerine, kültürel değer ve algı üzerinden lüks markalarla aynı ligde yer alma hedefini gösteriyor. Ünlü isimlerin yer aldığı defileler ve seçilmiş mekanlar, markanın “erişilebilir ama sıradan olmayan” kimliğini güçlendiriyor.

Atelier koleksiyonu ise bu stratejinin en somut yansıması olarak öne çıkıyor. Daha yüksek fiyatlı ve sınırlı üretim parçalar, markanın tasarım ve üretim kapasitesini yukarı taşıyarak tüketiciye farklı bir mesaj veriyor: Bu marka yalnızca uygun fiyatlı değil, aynı zamanda yüksek standartlara sahip.

Viral Ürünlerden Sadık Müşteriye: Giriş Noktası Olarak Trendler

COS’un büyümesinde dikkat çeken unsurlardan biri de viral ürünlerin stratejik kullanımı. Özellikle daha erişilebilir fiyatlı çanta ve triko ürünleri, markaya yeni müşteri girişini hızlandıran önemli bir rol üstleniyor.

Ancak bu büyüme yalnızca viral etkiyle sınırlı kalmıyor. Bu ürünler, markayla ilk teması sağlarken; müşteri içeride daha zamansız ve kaliteli ürünlerle karşılaşıyor. Bu da kısa vadeli trend tüketimini uzun vadeli marka bağlılığına dönüştüren bir yapı oluşturuyor.

Bu modelde viral ürünler hacmi sağlarken, markanın ana koleksiyonu müşteri tutundurma rolünü üstleniyor. Böylece COS, hem hızlı büyümeyi hem de sürdürülebilir müşteri ilişkisini aynı anda yönetebiliyor.

“Düşük Pişmanlık Ekonomisi”: Tüketici Davranışındaki Kırılma

COS’un yükselişi, yalnızca marka stratejisiyle değil, değişen tüketici davranışlarıyla da doğrudan ilişkili. Özellikle son dönemde artan fiyat hassasiyeti, tüketiciyi lüksten uzaklaştırırken kalite algısından vazgeçmeyen bir kitle oluşturuyor.

Bu yeni dönemde tüketiciler, satın aldıkları ürünlerde “pişmanlık riskini” minimize etmeye odaklanıyor. COS’un sunduğu model, tam olarak bu noktaya karşılık veriyor: yüksek kalite hissi, zamansız tasarım ve erişilebilir fiyat dengesi.

Aynı zamanda sürdürülebilirlik konusundaki artan hassasiyet de bu yaklaşımı destekliyor. Daha az ama daha iyi ürün satın alma eğilimi, markanın sunduğu uzun ömürlü koleksiyonlarla örtüşüyor ve tüketici tarafında daha bilinçli bir tercih alanı yaratıyor.

COS Modeli Ne Söylüyor? Ölçeklenebilir Lüks Dönemi

COS’un son yıllardaki performansı, moda perakendesinde yeni bir dönemin işaretlerini veriyor. Artık yalnızca lüks ya da yalnızca hızlı moda arasında bir seçim yapmak gerekmiyor; bu iki alan arasında ölçeklenebilir bir model inşa etmek mümkün hale geliyor.

Marka, global tedarik zinciri gücünü korurken tasarım ve algı tarafında lüks markalara yaklaşarak hibrit bir yapı oluşturuyor. Bu da “erişilebilir lüks” kavramını daha somut ve sürdürülebilir bir modele dönüştürüyor.

Önümüzdeki dönemde benzer stratejilerin farklı markalar tarafından da benimsenmesi beklenirken, COS’un ortaya koyduğu yapı, perakendede büyümenin yalnızca fiyat ya da hız üzerinden değil, doğru konumlanma ve algı yönetimi üzerinden şekillendiğini gösteriyor.

Coca-Cola Lisansı ile Tekstilde Yeni Dönem: Dutexdor’un Hamlesi Ne Anlama Geliyor?

Küresel markaların lisans anlaşmaları üzerinden farklı kategorilere açılması, perakende ve moda dünyasında giderek daha belirgin bir strateji haline geliyor. Bu yaklaşımın son örneklerinden biri, Dutexdor ile yapılan iş birliği kapsamında Coca-Cola markasının tekstil ve aksesuar kategorisine yeniden ve daha güçlü bir şekilde giriş yapması oldu.

Yapılan anlaşma doğrultusunda, Coca-Cola markalı ürünlerin tasarım, üretim ve dağıtım süreçleri Dutexdor tarafından yürütülecek. Ürün gamının; giyimden çorap ve iç giyime, aksesuar kategorisine kadar geniş bir yapıda konumlanması planlanıyor. Bu adım, markanın yalnızca bir içecek markası olmanın ötesinde, lifestyle alanındaki varlığını güçlendirme stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.

Lisans anlaşmaları, markalar için yeni büyüme alanı yaratıyor

coca-cola lisansı ile tekstilde yeni dönem: dutexdor’un hamlesi ne anlama geliyor?

Perakende tarafında lisans modelleri artık yalnızca marka görünürlüğü sağlamak için değil; yeni pazarlara giriş, kategori genişletme ve tüketiciyle farklı temas noktaları kurma amacıyla kullanılıyor. Coca-Cola gibi yüksek bilinirliğe sahip markalar için bu model, mevcut marka değerini farklı ürün gruplarına taşımayı mümkün kılıyor.

Dutexdor’un bu süreçte üstlendiği rol ise yalnızca üretimle sınırlı değil. Şirket, ürün geliştirme ve dağıtım süreçlerini de yöneterek markanın yeni kategorideki konumlanmasını destekliyor. Bu da lisans anlaşmalarının artık daha operasyonel ve stratejik bir yapıya evrildiğini gösteriyor.

Son dönemde farklı sektörlerde benzer iş birliklerinin artması, markaların büyüme stratejilerinde daha esnek ve ölçeklenebilir modellere yöneldiğini ortaya koyuyor. Coca-Cola’nın bu hamlesi de, güçlü marka algısının farklı kategorilerde nasıl yeniden değerlendirildiğinin güncel örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.