Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Skims, Fiziksel Perakendede Vites Yükseltiyor: Chicago’da Amiral Mağaza Hamlesi

Skims, fiziksel mağaza ağını genişletme sözünü yerine getiriyor. Bu kez de Chicago’da ilk amiral mağazasını açıyor. 

Şirket, 2025 yılının sonunda 225 milyon dolarlık bir finansman turunu tamamlayarak değerini 5 milyar dolara çıkardı ve elde edilen geliri fiziksel mağaza sayısını artırmak ve kategori genişlemesine odaklanmak için kullanmayı hedefliyor.

En yeni mağazası, 1960’lardan kalma eski bir banka binasında açıldı. 6.500 metrekarelik, iki katlı mekan, Christian Louboutin, Harry Winston ve Prada gibi perakendecilere ev sahipliği yapan Chicago’nun Gold Coast semtinde bulunuyor. 

img 3010
Skims Chicago’da İlk Amiral Mağazasını Açtı

Mağazada iç çamaşırı, korse ve ev giyimi gibi çeşitli kategorilerde kadın ve erkek ürünleri bulunuyor ve şu anda ev giyim takımları ve terlikler de dahil olmak üzere mevsimlik Sevgililer Günü ürünleri sunuyor.

Skims’in kurucu ortağı ve CEO’su Jens Grede yaptığı açıklamada, Chicago’daki amiral mağazasının, markanın tüm koleksiyonunu sergilemenin yanı sıra “müşterilerimize özel mağaza içi fırsatlar sunmak ve unutulmaz deneyimler yaratmak” için bir yol olduğunu belirtti. 

Müşteriler, bir QR kodunu tarayarak sanal olarak soyunma odası sırasına girebilir ve yalnızca Chicago’daki amiral gemisi mağazasına özel ürünleri satın alabilirler. Mağaza ayrıca yıl boyunca NikeSkims dahil olmak üzere sınırlı sayıda üretilen ürünleri de satışa sunacak.

Skims’in kurucu ortağı ve baş yaratıcı sorumlusu Kim Kardashian yaptığı açıklamada, “Chicago inanılmaz bir stile ve canlı bir topluluğa sahip ve ilk amiral gemisi mağazamızı burada açmak son derece anlamlı geliyor,” dedi. “Skims’i şehre tanıtmaktan ve topluluğu, Chicago’nun köklü mimari mirasına saygı duruşunda bulunan, aynı zamanda imza tasarım dilimizi, sürükleyici deneyimlerimizi ve tüm ürün yelpazemizi sergileyen bir mekana davet etmekten heyecan duyuyoruz.”

img 3011
skims chicago’da i̇lk amiral mağazasını açtı

Skims’in ilk kalıcı mağazası, iki yıldan kısa bir süre önce Washington DC’nin Georgetown semtinde açıldı. Markanın şu anda Los Angeles ve New York’taki amiral gemisi mağazaları da dahil olmak üzere birçok kalıcı mağazası bulunuyor ve Meksika ve Dubai’de uluslararası bir varlığı var; bu yıl önemli pazarlarda perakende satış noktaları eklemeyi planlıyor.

Şirket, fiziksel mağaza geliştirme faaliyetlerinin yanı sıra,  2023 yılında erkek giyim sektörüne de giriş yaptı ve geçen sonbaharda  Nike ile ortak girişimini duyurdu.

Coty, geçen yıl güzellik markası Sknn by Kim’deki %20 hissesini Skims’e sattı ve Skims, güzellik ve yaşam tarzı girişimlerini tek bir marka altında birleştirdi. 

Kardashian o dönemde yaptığı açıklamada, “Misyonum her zaman derinden yankı uyandıran ürünler yaratmak oldu; ister güçlendiren iç çamaşırları ve şekillendirici giysiler olsun, ister dönüştüren makyaj ve cilt bakım ürünleri olsun,” demişti. “Her şeyi Skims markası altında birleştirmek bu vizyonu daha da kolaylaştırıyor.”

Nestlé Türkiye 120. Yılını 120 Bin İyilik Hareketi’yle Kutluyor

Türkiye’de 1906 yılından bu yana faaliyet gösteren Nestlé’nin Türkiye organizasyonu, 120’nci yılını “120 Bin İyilik Hareketi” ile kutluyor. Şirket, bu özel yılda doğanın korunmasından eğitimde fırsat eşitliğine, gıdaya erişimden toplumsal gönüllülüğe ve meme sağlığı farkındalığının artırılmasına kadar geniş bir etki alanında paydaşlarıyla güç birliği yaparak kalıcı değer yaratmayı hedefliyor. 120’nci yıl ve hareket, özel bir reklam filmiyle kamuoyuna duyuruldu.

“İyi Beslen, İyi Yaşa” anlayışıyla faaliyet gösteren Nestlé Türkiye, bireyler, aileler, evcil hayvanlar, topluluklar ve gezegenle kurduğu bağı büyütmeyi odağına alıyor. Çalışma prensibinin merkezindeki “Ortak Değer Yaratma” yaklaşımı doğrultusunda uzun yıllardır sivil toplum kuruluşlarıyla iş birlikleri yürüten şirket, 120 Bin İyilik Hareketi ile bu katkıyı daha da genişletiyor.

Toplum sağlığının güçlendirilmesi amacıyla MEMEDER Meme Sağlığı Derneği iş birliğiyle binlerce Aile Sağlığı Hekimine ve 1.200 kadına meme sağlığı eğitimi veriliyor. Doğanın korunmasına katkı kapsamında Ege Orman Vakfı ile 12.000 fidan toprakla buluşturuluyor. Gıdaya erişimin desteklenmesi için Gıda Kurtarma Derneği aracılığıyla 120.000 öğün ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılıyor.

Çevre bilincinin artırılması amacıyla ÇEVKO Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı iş birliğiyle özellikle çocuklara yönelik geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik eğitimleri düzenleniyor ve 1.200 kişiye ulaşılıyor. Gelecek nesillerin eğitim yolculuğunu desteklemek üzere Türk Eğitim Vakfı ile 1.200 gence ulaşım desteği sağlanıyor. Şirket, ailenin bir parçası olarak gördüğü patili dostları da unutmayarak HEPAD Her Eve Bir Pati Derneği aracılığıyla 1.200 kilogram evcil hayvan mamasını ihtiyaç noktalarına ulaştırıyor.

Saha projelerine ek olarak Nestlé Türkiye çalışanları da hareketin aktif parçası. 1.200 Nestlé gönüllüsü toplam 12.000 saatini gönüllülük faaliyetlerine ayırarak toplumsal faydanın büyütülmesine katkı sağlıyor.

Nestlé Türkiye Pazarlama, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Başak Ünal, 120’nci yıla ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:“1867’de kurulan ve Türkiye’de 1906’dan bu yana faaliyet gösteren Nestlé’nin 120 yıllık Türkiye yolculuğunun arkasında milyonlarca hayata dokunan binlerce emek var. Bugün 9 farklı kategoride, 800’ü aşkın ürün ve 50’den fazla markamızla her 10 evin 9’una konuk oluyoruz. 120’nci yaşımızı yalnızca bir dönüm noktası olarak değil, yarattığımız değeri büyütme sorumluluğu olarak görüyoruz. 120 Bin İyilik Hareketi ile doğadan eğitime, sağlıktan gönüllülüğe uzanan geniş bir etki alanında kalıcı katkı sağlamayı hedefliyoruz. ‘Ortak Değer Yaratma’ anlayışımızla bu hikâyenin devamını birlikte yazmaya kararlıyız.”

120’nci yıl için hazırlanan reklam filmi ise Nestlé’nin Türkiye’yi “yuvası” olarak konumlandıran yaklaşımını merkezine alıyor; doğaya, insana, gençlere ve tüm canlılara birlikte iyi bakma sorumluluğunu güçlü bir görsel anlatımla aktarıyor. Film, 120 Bin İyilik Hareketi’nin sahadaki yansımalarına da bir ön izleme sunuyor.

New Balance, Premium Stratejiyle Nike’ın Açtığı Boşluğu Dolduruyor

Köklü spor ayakkabı markası New Balance, 2025 yılında sergilediği güçlü performansla dikkatleri üzerine çekti. Şirketin satışları geçen yıl %19 artarak 9,2 milyar dolara ulaştı. Bu oran, yalnızca küresel ayakkabı pazarının genel büyümesini değil, aynı zamanda Nike gibi uzun süredir sektörün lideri konumunda bulunan rakipleri de geride bırakmış durumda.

Boston merkezli ve özel bir şirket olan New Balance, 120 yılı aşkın geçmişine rağmen son yıllarda ivmesini kaybetmek yerine hızlandırmayı başardı. Şirket, 2025 sonuçlarını CNBC ile paylaştı ve mevcut büyüme trendinin devam etmesi hâlinde yıllık satışların kısa sürede 10 milyar dolara ulaşabileceğini belirtti.

New Balance CEO’su Joe Preston, şirketin başarısını agresif büyüme yerine marka kalitesini merkeze alan bir stratejiye bağlıyor. Preston’a göre amaç, kısa vadeli hacim artışları değil; uzun vadede premium marka algısını güçlendirmek. Son beş yılda bu yaklaşımın küresel ölçekte karşılık bulduğu ifade ediliyor.

Nike’ın Strateji Değişimi, Rakiplerine Alan Açtı

2020’den bu yana New Balance, satışlarını yaklaşık %180 oranında artırarak sektördeki en dikkat çekici yükselişlerden birine imza attı. Bu süreçte Nike’ın pandemi döneminde köklü bir strateji değişikliğine gitmesi önemli bir kırılma noktası oldu.

Nike, Covid-19 sürecinde uzun yıllardır çalıştığı toptancı perakendecileri devre dışı bırakarak doğrudan kendi mağazaları ve web sitesi üzerinden satışa ağırlık verdi. Kısa vadede kârlılığı artıran bu model, uzun vadede raf alanlarının boşalmasına ve perakende ekosisteminde ciddi bir alanın rakipler tarafından doldurulmasına yol açtı. New Balance, Brooks Running, On ve Deckers gibi markalar bu boşluğu hızla değerlendirdi.

Doğrudan tüketiciye satış modelinin karmaşıklığı, Nike’ın inovasyon hızını da olumsuz etkiledi. Performans ayakkabıları segmentinde rekabet avantajının zayıflaması, New Balance için yeni fırsatların önünü açtı.

Pandemi Krizi, New Balance İçin Bir Dönüm Noktası Oldu

Nike’ın aksine New Balance, pandemi dönemini iç yapılanmasını güçlendirmek için kullandı. Şirket yönetimi, bu süreçte düzenli küresel toplantılarla yeni stratejiler geliştirdiklerini ve krizden sektör ortalamasının üzerinde bir güçle çıktıklarını vurguluyor.

Preston’a göre New Balance’ın yükselişi yalnızca rakiplerin yaşadığı zorluklarla açıklanamaz. Asıl fark yaratan unsur, şirketin tüketici davranışlarını yakından takip ederek alışverişin nasıl, nerede ve ne zaman yapılmak istendiğine odaklanması oldu.

Premium Konumlanma ve Seçici Dağıtım

new balance mağazası

New Balance’ın büyümesi, yalnızca tek bir pazara veya ürün grubuna bağlı değil. Şirket, 2025 yılında 80 yeni mağaza açarak küresel varlığını genişletti. Mağaza yatırımları maliyetli olsa da marka görünürlüğünü artıran önemli bir gelir kaynağı olarak görülüyor.

Şirket, büyüme stratejisinde Nike’tan ilham aldığı bir noktayı da gizlemiyor: premium konumlanma. New Balance, dağıtım kanalları ve indirim politikalarında seçici davranarak son beş yılda ortalama satış fiyatlarını yaklaşık %30 artırmayı başardı. Bu yaklaşım, yoğun promosyonlara yönelen birçok rakibinden ayrışmasını sağladı.

‘Baba Ayakkabıları’ Modası ve Ünlü İş Birlikleri

Doğru zamanlama da bu yükselişte kritik rol oynadı. Pandemi sonrası dönemde New Balance, 1990’ların “baba ayakkabısı” estetiğini yeniden öne çıkararak genç tüketiciler arasında güçlü bir moda algısı oluşturdu. Spor ayakkabıyı yalnızca performans ürünü değil, stil unsuru olarak gören yeni bir kitle markaya yöneldi.

Buna ek olarak şirket; Los Angeles Dodgers’ın yıldızı Shohei Ohtani, tenis dünyasının öne çıkan ismi Coco Gauff ve Buffalo Bills oyun kurucusu Josh Allen gibi sporcularla yaptığı iş birlikleri sayesinde performans ayakkabıları segmentinde de büyümesini sürdürdü.

DTC’de Temkinli, Tüketicide Israrcı

Önümüzdeki dönemde New Balance; ürün gamını genişletmeyi, yeni performans odaklı modeller geliştirmeyi ve stratejik bölgelerde mağaza yatırımlarına devam etmeyi planlıyor. Ancak şirket, doğrudan tüketiciye satış (DTC) konusunda rakiplerinden farklı bir yaklaşım benimsiyor.

New Balance yönetimi, DTC’nin bir hedef değil, tüketici tercihlerini destekleyen bir araç olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Şirketin önceliği, tüketiciyi belirli bir kanala yönlendirmek değil; hangi kanalı seçerse seçsin, markanın her yerde güçlü ve tutarlı bir deneyim sunması.

Tepe Tesis Yönetimi ile TAV Havalimanları İş Birliği: Terminallerde Mikro Yönetim Modeliyle Verimlilik Artışı

Kurumsal hizmetler alanında 30 yılı aşkın deneyime sahip Tepe Kurumsal bünyesindeki Tepe Tesis Yönetimi ile küresel havalimanı işletmecisi TAV Havalimanları, terminal temizlik ve hijyen operasyonlarında yeni bir faza geçti. İş birliği kapsamında Ankara, İzmir, Bodrum ve Alanya’daki dört havalimanında terminal temizlik süreçleri uçtan uca yönetilmeye başlandı.

Dört havalimanında entegre operasyon

Model ilk olarak Ankara Esenboğa Havalimanı’nda devreye alındı. Ardından operasyon; İzmir Adnan Menderes Havalimanı, Milas-Bodrum Havalimanı ve Alanya Gazipaşa Havalimanı’na genişletildi.

7/24 yaşayan havalimanı ekosistemine özel tasarlanan yapı; terminal alanlarını mikro ölçekli yönetim sistemine entegre ederek hizmet süreçlerini anlık izlenebilir ve ölçülebilir hale getiriyor. “Mikro alan bazlı yönetim” ve “önleyici müdahale” modeli sayesinde operasyonel aksaklıkların büyümeden çözülmesi hedefleniyor.

“Temizlik değil, havalimanı disiplinine entegrasyon”

tepe tesis yonetimi genel muduru sertay sargin

Tepe Tesis Yönetimi Genel Müdürü Sertay Sargın, iş birliğini yalnızca bir hizmet alımı olarak değil, operasyonel entegrasyon süreci olarak tanımlıyor:

“Bizim için mesele yalnızca temizlik hizmeti sunmak değil, havalimanı disiplinine entegre olmaktı. Mikro alan yönetimi ve mobil timlerle, yolcunun fark etmediği ‘görünmez’ bir operasyon kurguladık. Başarımızı katı KPI setleri ve dijital denetim formlarıyla ölçüyor, hizmet kalitesini standartlaştırıyoruz.”

Şirket, performansı dijital denetim sistemleri ve ölçülebilir KPI’lar üzerinden takip ederek kaliteyi sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmeyi amaçlıyor.

TAV tarafında operasyonel yük hafifledi

TAV Ankara Havalimanı Genel Müdür Yardımcısı Alp Karayalçın ise iş birliğinin operasyonel çıktısına dikkat çekiyor:

tav ankara havalimani genel mudur yardimcisi alp karayalcin 1 1

“Tepe, bize yalnızca personel değil, kurumsal bir güvence sundu. Bu yapı sayesinde ana faaliyet alanımıza daha fazla odaklanabiliyoruz. Yolcu deneyimi skorlarımızda doğrudan artış gözlemledik.”

Çok lokasyonlu modele geçişle birlikte TAV’ın operasyonel yükünün hafiflediği, kaynakların ana iş alanına yönlendirildiği ve yolcu deneyim metriklerinde iyileşme sağlandığı belirtiliyor.

Stratejik ortaklık modeli güçleniyor

Havalimanı operasyonlarında temizlik ve hijyen süreçlerinin yalnızca destek hizmeti değil, marka algısını doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline geldiği görülüyor. Tepe Tesis Yönetimi ile TAV Havalimanları arasındaki bu model, çok lokasyonlu ve yüksek performanslı bir tesis yönetimi örneği olarak öne çıkuyor.

Perakende ve yolcu deneyimi perspektifinden bakıldığında ise mesaj net: Terminaldeki görünmez operasyon kalitesi, markanın görünür değerini belirliyor.

Kivo Katkılarıyla Haftanın Mağaza Açılışları [16 – 20 Şubat]

kivo banner
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 15

Şubat ayının sonuna yaklaşıyoruz artık. Markalı perakendeciler tarafında düşüşte olan satış ivmesi mağaza yatırımları tarafına da yansıyor. Geçtiğimiz yılın Ocak ve Şubat ayındaki açılış ivmesi ile karşılaştırdığımızda bu yılın yatırımları biraz daha geriden seyrediyor. Yılın geri kalanı için planlarda da görünen o ki önemli bir bekleme durumu söz konusu. Daha iyi bir sektörel ivme yakalayacağımızı umarak bu haftanın gerçekleşen mağaza açılışlarına geçelim.

Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni derlemesi ile sizlerleyiz.

İşte bu hafta gerçekleşen mağaza açılışları

Lacoste – Viaport İstanbul

lacoste magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 16

Lacoste, Viaport İstanbul mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

JACK & JONES – İstanbul Atlaspark AVM

jack magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 17

JACK & JONES, İstanbul Atlaspark AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Süvari – Bursa Anatolium AVM

suvari magaza 1
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 18

Süvari, Bursa Anatolium AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, yenilenen konseptiyle hizmete açıldı.

Kayra – Kentplaza AVM

kayra magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 19

Kayra, Kentplaza AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın Konya’daki 3. mağazasını oluşturuyor.

Küppeli – Mall of Antalya

kupeli magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 20

Küppeli, Mall of Antalya mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

SuperStep – Adana M1 AVM

super magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 21

SuperStep, Adana M1 AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Altınbaş – Maltepe Piazza AVM

altincas magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 22

Altınbaş, Maltepe Piazza AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, yenilenen konseptiyle hizmete açıldı.

BELLA MAISON – İstanbul Metropol AVM

bella magaza
kivo katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [16 - 20 şubat] 23

BELLA MAISON, İstanbul Metropol AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

DeFacto, K-Beauty ile Kozmetik Kategorisinde Yeni Bir Adım Atıyor

DeFacto, Kore cilt bakım ürünlerini portföyüne ekleyerek kozmetik ve kişisel bakım alanındaki genişlemesini sürdürüyor.

defacto k1

Nemlendirme, cilt bariyerini güçlendirme ve doğal parlaklık sağlama gibi ihtiyaçlara odaklanan ürünler; markanın mağazalarında ve online kanalında satışa sunulmaya başlandı.

Yeni ürün grubu, 18 Şubat’ta Vadi İstanbul mağazasında gerçekleşen özel bir lansmanla tanıtıldı.

Etkinlikte kurulan deneyim alanlarında ziyaretçilere AI destekli cilt analizi yapılırken, uzmanlar tarafından kişiye özel ürün önerileri sunuldu.

Kozmetik, DeFacto’nun yaşam tarzı kurgusunda daha güçlü bir yer alıyor

defacto k2

Lansmanda konuşan DeFacto Kozmetik Direktörü Hale Yılmaz, “Modada yakaladığımız güçlü trend odağını kozmetik ve kişisel bakım kategorisine de aynı kararlılıkla taşıyoruz. Güzellik artık sadece bir tamamlayıcı değil; stilin ve kendini iyi hissetmenin doğal bir parçası. Bu bakış açısıyla kozmetik portföyümüzü hızla genişletiyor, dünya genelinde yükselen akımları ulaşılabilir fiyatlarla müşterilerimizle buluşturuyoruz. Kore cilt bakımı da bu stratejimizin en güçlü adımlarından biri. Hedefimiz kozmetiği yalnızca bir ürün kategorisi değil, DeFacto’nun yaşam tarzı dünyasının güçlü ve kalıcı bir parçası haline getirmek” dedi.

Seçili DeFacto mağazalarında ve internet sitesinde satışa sunulan Kore cilt bakım ürünleri; temizleyicilerden toniklere, serum ve maskelerden nemlendiricilere kadar geniş bir ürün gamı sunuyor. Marka, Kore güzellik rutinini hem deneyim hem fiyat avantajıyla müşterilere ulaştırarak kozmetik kategorisindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.

2026 Yılında Tüketicilerin En Çok Dikkat Çeken Konuları: Gerçeklerden Kaçış, Trendlerden Kopma ve Kendini Koruma

Euromonitor, Morgan Stanley, Pinterest, TikTok ve WGSN gibi farklı küresel araştırma ve veri kaynaklarının bir araya getirilmesiyle oluşturulan analizler, 2026 yılında tüketici davranışlarının belirgin biçimde yeniden şekillendiğini ortaya koyuyor. Farklı veri setlerinin kesiştiği bu tablo, tüketicinin yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda duygusal ve kültürel dinamiklerle hareket ettiğini gösteriyor.

Ortaya çıkan çerçeve, tüketicinin artık yalnızca rasyonel kararlar vermediğini; duygusal ihtiyaçlar, aidiyet arayışı ve kişisel anlam yaratma isteğiyle hareket ettiğini net biçimde ortaya koyuyor.

Tüketimin Yeni Motivasyonu: Kendini Korumak ve İyi Hissetmek

2026 yılında tüketicilerin en çok dikkat çeken konuları: gerçeklerden kaçış, trendlerden kopma ve kendini koruma

2026 tüketicisinin en belirgin refleksi, içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal koşullara karşı kendini koruma isteği. Harcama davranışlarında daha temkinli bir yaklaşım öne çıkarken, bu durum yalnızca bütçe yönetimiyle sınırlı kalmıyor.

Tüketiciler artık satın aldıkları ürünlerden hem finansal hem de duygusal bir karşılık bekliyor. “Gerekli” olarak tanımlanan ürünler bile klasik ihtiyaç tanımının dışına çıkıyor; iyi hissettiren, rahatlatan veya günlük yaşamda küçük mutluluklar yaratan ürünler bu kategoriye dahil ediliyor.

Bu noktada markalar için değer kavramı yeniden tanımlanıyor. Ürünün fiyat-performans dengesi kadar, tüketiciye sunduğu duygusal fayda ve bağ kurma kapasitesi de belirleyici hale geliyor.

Günlük hayatın içinde küçük ama etkili anların önemi artıyor. Tüketici, yoğun gündemden uzaklaşabildiği, kısa süreli rahatlama ve güven hissi yaratan deneyimlere daha fazla yöneliyor. Bu durum, ürün geliştirmeden mağaza deneyimine kadar birçok alanda yeni bir yaklaşımı beraberinde getiriyor.

Kaçış, Nostalji ve Rutinler: Tüketimin Duygusal Sığınakları

Küresel belirsizliklerin etkisiyle tüketici davranışlarında “kaçış” ihtiyacı daha görünür hale geliyor. Tüketiciler, gündelik hayatın baskısından uzaklaşmak için daha tanıdık ve güvenli alanlara yöneliyor.

Nostalji bu noktada güçlü bir araç olarak öne çıkıyor. Eski içeriklere yönelmek, geleneksel alışkanlıklara dönmek ya da geçmişe referans veren deneyimlere ilgi göstermek; tüketicinin kendini yeniden konumlandırma ihtiyacını yansıtıyor.

Bu eğilim, perakendede yalnızca ürün bazlı değil; deneyim tasarımı, mağaza atmosferi ve iletişim dili açısından da belirleyici hale geliyor.

Bu duygusal yönelimin bir diğer önemli ayağı ise topluluklar. Belirli ilgi alanları etrafında oluşan yapılar, tüketim davranışlarını doğrudan etkiliyor. Spor, müzik ya da farklı içerik evrenleri etrafında şekillenen bu topluluklar; yalnızca bir ilgi alanı değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyet alanı olarak öne çıkıyor.

Trendlerden Uzaklaşan Tüketici: Kendi Kimliğini İnşa Eden Yeni Profil

2026’nın en dikkat çekici kırılımlarından biri, tüketicinin trend odaklı davranıştan uzaklaşması. Sürekli değişen trend akışı ve algoritmaların yönlendirdiği içerik yoğunluğu, tüketicide belirgin bir yorgunluk yaratmış durumda.

Bunun yerine daha kişisel, daha özgün ve daha anlamlı seçimler öne çıkıyor. Tüketiciler artık popüler olanı takip etmek yerine, onu kendi tarzlarına uyarlamayı tercih ediyor.

Bu durum, özellikle daha küçük, bağımsız ve hikâyesi olan markalara olan ilgiyi artırıyor. Aynı zamanda alışveriş, yalnızca bir ihtiyaç giderme süreci olmaktan çıkarak kimlik inşa etmenin bir aracı haline geliyor.

Kısacası 2026 tüketicisi için mesele neyin trend olduğu değil; neyin kendisiyle uyumlu olduğu.

2026’da Perakende Sektörünün En Güçlü Giriş Kapısı Ekranlar mı Olacak?

Geleneksel olarak ekranlar, mesajın başladığı ve bittiği yerdi. Bugün ise tam tersine, deneyimin açıldığı bir “portal” işlevi görüyor.

QR kodla artırılmış gerçekliğe geçiş, canlı yayın sırasında anlık satın alma ya da mağaza deneyimine dijitalden bağlanma gibi örnekler, ekranın rolünün nasıl değiştiğini net biçimde ortaya koyuyor. Tüketici artık yalnızca izlemiyor; deneyimin içine giriyor, etkileşime geçiyor ve satın alma sürecine anında dahil oluyor.

Bu dönüşüm, perakendeciler için yeni bir zorluk alanı da yaratıyor. Farklı ekranlar, platformlar ve temas noktaları arasında tutarlı bir deneyim kurgulamak, artık en kritik yetkinliklerden biri haline geliyor.

Ekranların bu yeni rolü, perakende tasarımını da doğrudan etkiliyor. Artık markalar tek bir kampanya ya da içerik üretmiyor; tüketicinin davranışına göre şekillenen, çok katmanlı deneyimler tasarlıyor.

Özellikle canlı alışveriş (live shopping) gibi modeller, bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. İçerik, eğlence ve ticaretin birleştiği bu yapı, alışverişi yalnızca bir işlem olmaktan çıkarıp bir deneyime dönüştürüyor. Tüketici, izlerken satın alıyor; aynı zamanda sürecin bir parçası haline geliyor.

Bu noktada önemli olan yalnızca satış değil. Topluluk oluşturmak, etkileşim yaratmak ve marka ile duygusal bağ kurmak, yeni perakende yaklaşımının merkezine yerleşiyor.

Fiziksel Mağazalar Perakendede Gücünü Kaybetmiyor, Rol Değiştiriyor

2026'da perakende sektörünün en güçlü giriş kapısı ekranlar mı olacak?

Bu dönüşüm, fiziksel mağazaların önemini azaltmıyor; aksine rolünü yeniden tanımlıyor.

Artık mağazalar yalnızca satış noktası değil; deneyimin fiziksel karşılığı olarak konumlanıyor. Dijitalde başlayan yolculuk, mağazada tamamlanıyor. Tüketici ekran üzerinden keşfediyor, mağazada deneyimliyor, tekrar dijitale dönerek süreci sürdürüyor.

Bu hibrit yapı, perakendede yeni bir denge yaratıyor: ekranlar keşfi başlatıyor, fiziksel alanlar deneyimi derinleştiriyor.

Sonuç olarak 2026 itibarıyla perakendede asıl dönüşüm, kanal değişiminden çok daha öte bir noktada gerçekleşiyor. Ekranlar artık iletişim aracı değil; marka dünyasına açılan bir kapı. Bu kapıyı doğru kurgulayan markalar ise yalnızca satış değil, uzun vadeli bağlılık yaratma konusunda öne çıkıyor.

2026 Perakende Görünümü: Büyüme Değil, Dayanıklılık ve Ayakta Kalma Yılı

2026 perakende görünümü: büyüme değil, dayanıklılık ve ayakta kalma yılı

Büyük Hesap Dönemi…

İçinde bulunduğumuz dönemin mevcut tablosuna yakından bakmakta fayda var.

2025 yılı, perakende sektörü açısından tüketici davranışlarının, maliyet yapılarının ve iş modellerinin ciddi biçimde zorlandığı bir dönem olarak geride kaldı. Özellikle post-pandemi dönemindeki görece rahatlama ortamından, kısa sürede yüksek belirsizlik ve baskı içeren bir döneme geçiş yaşandı.

Peki 2026’yı bir toparlanma yılı olarak tanımlamak mümkün mü? Mevcut göstergeler bunun mümkün olmadığını ortaya koyuyor. 2026 yılı, perakende sektörü için bir büyüme yılı olmaktan ziyade; eleme, netleşme ve yeniden yapılanma süreci anlamına geliyor.

Bu çerçevede perakendede temel soru da değişiyor. Artık “ne kadar büyüdük?” sorusundan ziyade, “mevcut koşullar altında ne kadar dayanıklıyız?” sorusu belirleyici hale geliyor.

Sanal Ciro Büyümesinin Sona Ermesi

2025 yılında birçok perakendeci, adet bazında sınırlı ya da negatif büyümeye rağmen, enflasyon kaynaklı fiyat artışları sayesinde nominal ciro artışı kaydetti. Ancak bu artış, reel bir büyümeye işaret etmiyor.

2026 itibarıyla bu “sanal büyüme” alanı da daralmaktadır. Reel talep daha da zayıflarken, nominal ciro artışları artan kiraişgücü ve finansman maliyetlerini karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Sonuç olarak, ciro büyümesi ile kârlılık arasındaki kopukluk daha görünür hale gelmektedir.

Tüketici Davranışlarında Kalıcı Değişim

AVM’lerde ve ticari alanlarda müşteri ziyaretçi trafiği tamamen kaybolmuş değildir; AYD verileri ile belirtirsek trafik küçülmeleri %4-5 civarında. Ancak bu trafik, satışa dönüşmekonusunda belirgin biçimde zayıflamıştır. “Trafik var, alışveriş yok” şeklinde özetlenebilecek bu durum, tüketici önceliklerinin değiştiğini göstermektedir.

Özellikle giyim ve ayakkabı gibi zorunlu olmayan kategorilerde adet bazlı düşüşler dikkat çekmektedir. Buna karşılık yeme-içme ve sosyalleşme harcamalarının görece daha dirençli kaldığı görülmektedir. Bu tablo, tüketicinin harcamayı tamamen bırakmadığını; ancak harcama kalemlerini yeniden sıraladığını ortaya koymaktadır. Yani tüketicinin elindeki sınırlı bütçeyi kullanma şekli ciddi anlamda değişmiştir.

Kira ve Ciro Dengesi: Yapısal Bir Sorun

Perakendecinin karşı karşıya olduğu en kritik risk alanlarından biri, kira maliyetleridirAVM kiraları tüm dezenflasyonist para politikalarına rağmen görece olarak yüksek seyreden TÜFE’ye paralel ya da TÜFE’nin üzerinde artarken, perakendecinin cirosu aynı hızda büyüyememektedir. Bu durum, kira/ciro oranlarının sürdürülemez seviyelere çıkmasına neden olmaktadır. İnşaat maliyetleri nedeniyle AVM arzında azalma ve ilginç bir şekilde hala yurtdışı firmalarının Türkiye’ye olan ilgisi nedeniyle kira m2 maliyetlerini yükseltmektedir. 

Bu noktada yüksek doluluk oranları yanıltıcı bir göstergeye dönüşmektedir. Asıl önemli olan, ilgili metrekarenin sürdürülebilir bir ekonomik değer üretip üretmediğidir. Karlılığın erimesi, 2026 yılında mağaza kapatma, alan küçültme ve operasyonel sadeleşme kararlarını hızlandıracaktır.

Yabancı Müşteri Kaybı ve Rekabet Gücü

Son iki yılda perakende sektörüne önemli katkı sağlayan yabancı müşteri talebi, 2026’ya girerken ciddi biçimde zayıflamıştır. Baskılanan kur politikası ve Türkiye’nin fiyat seviyesinin vergiler ve kur nedeniyle Avrupa ile karşılaştırıldığında pahalı hale gelmesi, turist alışverişini neredeyse durma noktasına getirmiştir.

Daha da ilginç bir şekilde yerli tüketicinin alışveriş için yurtdışını tercih etmeye başlamasıbırakın yabancı müşteri talebini; yerli müşterinin bile yurtiçi talebinin düşmesini ortaya çıkarmıştır. Bu durum, perakendenin uluslararası rekabet gücüne ilişkin yapısal bir soruna işaret etmektedir.

Finansal Sıkışmışlık ve Nakit Yönetimi

Sıkı para politikası sonucunda finansmana erişim zorlaşmış, işletme sermayesi maliyetleri önemli ölçüde artmıştır. Teorik olarak “nakit kral” olsa da, pratikte nakde ulaşmak giderek zorlaşmaktadır.

Bu baskı altında perakendeciler, stoklarını nakde çevirmek amacıyla agresif kampanya ve likidasyon stratejilerine yönelmektedir. Ancak bu yaklaşım, kısa vadeli nakit yaratırken uzun vadede fiyat algısını bozmakta ve marka değerini zayıflatmaktadır. Yani sürdürülebilir bir mücadele değildir. Erozyona uğrayan marka değeri ve bozulan müşteri fiyat algısı da cabası.

Arzda Kademeli Daralma

2026 yılı, arz fazlasının doğal bir seleksiyon süreciyle kademeli olarak azalacağı bir dönem olacaktır. 2025 yılı itibarıyla mevcut gidişatı öngören perakendeciler, özellikle 2026’nın ikinci yarısına yönelik stok planlarını daha temkinli seviyelere çekmiştir. Bu durum, önümüzdeki dönemde arzın kontrollü biçimde daralacağına işaret etmektedir.

Bu süreçte finansal yapısı zayıf, verimlilik seviyesi düşük olan oyuncuların piyasadan çekilmesi maalesef olasıdır. Ayakta kalabilecek işletmeler ise güçlü nakit yönetimi, kontrollü büyüme anlayışı ve operasyonel verimlilik odağıyla hareket eden yapılar olacaktır.

Bu çerçevede 2026, perakende sektörü açısından yalnızca zorlu bir yıl değil; aynı zamanda bir uyanış ve “ayıklama yılı” niteliği taşımaktadır.

Sonuç: Büyümeden Önce Dayanıklılık

Özetle içinde bulunduğumuz yıl kolay geçiştirilebilecek bir yıl değildir. Tüketici alışkanlıkları, maliyet yapıları ve perakende iş modelleri kalıcı biçimde değişmektedir. Bu ortamda büyüme hedeflerinden önce dirençlilik, verimlilik ve sürdürülebilirlikkavramlarının önceliklendirilmesi gerekmektedir. Kararlarını sezgiden çok veriye, operasyonlarını alışkanlıklardan çok bilimsel yöntemlere ve süreç disiplinine dayandıran işletmelerin bu dönemi görece daha az hasarla atlatması beklenmektedir.

Ancak en kritik başlıklardan biri de insan kaynağıdır. Zira kırılgan, çevik olmayan ve dayanıklılık kapasitesi düşük ekiplerde ciddi kopuş riskleri bulunmaktadır. Bu nedenle 2026, sadece maliyet ve yapıların değil, aynı zamanda organizasyonel dayanıklılığın da test edileceği bir yıl olacaktır. Şirketler açısından eldeki nitelikli insan kaynağını korumak, bağlılığı ve motivasyonu sürdürülebilir kılmak, belki de bu dönemin en zor ama en belirleyici sınavı olacaktır.

Bugün ayakta kalabilen, maliyet yapısını yeniden tasarlayabilen ve gerçekçi stratejiler geliştiren işletmeler, 2027 ve sonrasında daha güçlü bir konuma sahip olacaktır.

Dinçerler Group’un Hedefi 3 yılda 100 Milyon Dolar Yatırımla 1.000 Mağazaya Ulaşmak

Dinçerler Group, tüm iştiraklerini tek bir kurumsal çatı altında topladı. 25 ülkeye kahve üretimi gerçekleştiren grup, yeni markası BlueBean ile perakende pazarına adım atacak. Gelecek 3 yılda 100 milyon dolar yatırım yapmayı hedefleyen Dinçerler Group,fast food sektörüne girişi yapmayı ve tüm markalarıyla toplamda1000 mağazaya ulaşmayı amaçlıyor.

Dinçerler Group, Türkiye ve dünya kahve ve gıda pazarındaki stratejik konumunu, gelecek hedeflerini ve yeni kurumsal yapılanmasını duyurdu. Grup, 2012 yılında Gloria Jean’s Coffees ile başlayan yolculuğunda bugün 4 marka, kavurma tesisi, merkez mutfak ve bin 5 yüz çalışana ulaşan entegre bir ekosistem haline getirdi. Büyümesini son 3 yılda 25 milyon dolarlık üretim, lojistik ve teknoloji yatırımlarıyla destekleyen grup, yeni doğan ancak kasları onlarca yıllık tecrübeyle sıkılaşmış bu yapıyla küresel bir oyuncu olma kararlılığını vurguladı.

dinçerler group’un hedefi 3 yılda 100 milyon dolar yatırımla 1.000 mağazaya ulaşmak

Grubun dönüşüm yolculuğunu aktaran Dinçerler Group Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Dinçerler, “Dünya devi markaların temsilcisi olmanın yanı sıra, bu devlerin arkasındaki asıl gücü, yani kurduğumuz entegre ekosistemi Dinçerler Group çatısı altında bir araya getirdik” dedi. 23 yaşında bir girişimci olarak Türkiye’nin potansiyeline olan inancıyla attığı adımın bugün dev bir ekosisteme evrildiğini ifade eden Dinçerler, şu değerlendirmede bulundu: “Temsilcisi olduğumuz dünya markalarının yanına kendi kurduğumuz SuperCoff gibi markaları da ekleyerek tüm iştiraklerimizi tek bir kurumsal şemsiye altında topladık. Bu yeni yapılanmayla büyümek için çok daha güçlü ve vizyoner bir temel oluşturduk.”

Dünyadaki en büyük Gloria Jean’s pazarı Türkiye

Grubun amiral gemisi Gloria Jean’s Coffees, Türkiye’de 50’den fazla şehirde 240 şubeye ulaşarak, markanın 30 ülkeyi kapsayan küresel ağındaki en büyük oyuncu konumuna yükseldi. 2025 yılında ulaştığı 36 milyon bardaklık satış hacmiyle pazardaki konumunu güçlendiren marka, grubun operasyonel gücünün de bir yansıması konumunda. Benzer bir başarıyı New York’un ikonik markası Magnolia Bakery ile de sürdüren grup, Türkiye’de 10’a ulaşan mağaza sayısını 2027’de ikiye katlamayı ve markayı buradan yurt dışı pazarlara açmayı hedefliyor.

Türkiye’nin operasyonel mükemmeliyette ulaştığı noktaya dikkat çeken Dinçerler, “Dünyadaki en büyük Gloria Jean’s pazarı olmamız ve Magnolia Bakery’nin ABD dışındaki en başarılı temsilciliğini yürütmemiz, kurduğumuz sistemin global başarısının en somut kanıtıdır” açıklamasında bulundu.

SuperCoff ile İngiltere çıkarması geliyor

Berlin’in alternatif ruhundan ilham alan ve Z kuşağını hedefleyen yeni nesil yaşam biçimi markası SuperCoff, grubun küresel vizyonunun bayrak taşıyıcısı olarak konumlanıyor. Berlin’in kozmopolit merkezi Mitte’de açılan iki şubenin ardından kısa sürede yoğun franchise talebi alan marka, 3 yıl içinde Avrupa genelinde 50 şubeye ulaşmayı planlıyor.

Mehmet Dinçerler, SuperCoff’un bir kahve zinciri olmanın ötesinde, müzikten tasarıma kadar gençliğin ritmini yakalayan bir ‘üçüncü mekân’ niteliği taşıdığını belirterek, “Berlin’deki laboratuvar sürecimizin ardından bir sonraki durağımız Londra olacak” duyurusunu yaptı.

3 bin tonluk kapasite hedefiyle 25 ülkeye kahve üretimi gerçekleştiriyor

Dinçerler Group ekosisteminin endüstriyel kalbi olan Dinçerler Roastery, yıllık 3 bin ton kahve işleme kapasitesi hedefiyle, hem grubun tüm markalarına ait mağazaların hem de Gloria Jean’s’in dünya genelindeki 25 ülkesinin kahve tedarikini doğrudan sağlıyor. Bu üretim gücünü 1.500 metrekarelik son teknoloji merkezi mutfağı ve lojistik ağıyla destekleyen grup, tarladan bardağa tüm süreci kendi denetiminde tutuyor.

Dijitalleşmenin stratejik önemine değinen Dinçerler, “Geleceğin ticaretini bugünden kurguluyoruz. Satışlarımızın yüzde 30’unu mobil kanallardan yönetmeyi hedefleyen kapsamlı bir dijital dönüşümün tam merkezindeyiz” dedi.

Yeni kahve markasıyla perakende kanallara girecek

bleubean coffees

Grup, üretim gücünü ve kahve uzmanlığını yeni markası BlueBean ile profesyonel kanal çözümlerine ve perakende pazarına taşıyor. Yüzde 100 Arabica çekirdekleriyle nitelikli kahve deneyimini dijital kanallar ve küresel pazaryerleri üzerinden doğrudan evlere ve işletmelere ulaştırmayı hedefleyen marka, grubun B2B alanındaki agresif büyüme stratejisinin de temsilcisi konumunda. 

BlueBean’in dijital ticaret vizyonunu vurgulayan Mehmet Dinçerler, “Roastery tesisimizdeki endüstriyel gücümüzü BlueBean ile dijitalin hızıyla birleştiriyoruz. Hedefimiz en seçkin Arabica harmanlarımızı profesyonel bir çözüm ortağı kimliğiyle hem işletmelerin hem de bireysel kahve severlerin erişimine sunmak” değerlendirmesinde bulundu.

Fast food’a yeni markayla girecek

Mehmet Dinçerler, 2026 yılını küresel ve yerel ekonomideki dengelenme sürecine paralel bir “hazırlık yılı” olarak gördüklerini ifade ederek, grubun gelecek projeksiyonlarını paylaştı: “Önümüzdeki üç yıl içerisinde toplam 100 milyon dolar yatırım yapmayı ve bu süreçte fast food sektörüne de girerek tüketicileri yeni nesil bir deneyimle tanıştırmayı hedefliyoruz. 2029 vizyonumuz doğrultusunda tüm operasyonumuzda toplam bin mağazaya ve en az 6 güçlü markaya sahip dev bir ekosistem olmayı amaçlıyoruz. Dinçerler Group olarak üretimimizle, teknolojimizle ve vizyonumuzla Türkiye’den dünyaya uzanan bir yaşam stili ekosistemi inşa etmeye, girişimci ruhumuzu küresel bir kurumsal akılla birleştirerek sınırları aşmaya devam edeceğiz.”