Ana Sayfa Blog Sayfa 49

Yemeksepeti’nde Üst Düzey Atamalar

Yemeksepeti, büyüme stratejileri ve kamu ilişkileri süreçlerini yönetmek üzere iki üst düzey atama gerçekleştirdi. 

Ocak 2026 itibarıyla Mert Tanyeri, Pazarlama Lideri; Dilan Can ise Kamu Politikaları ve Kamu İlişkileri Direktörü olarak yeni görevlerine başladı.

Mert Tanyeri Bölgesel Deneyimini Pazarlama Liderliğine Taşıyor

Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği ve İşletme mezunu olan Mert Tanyeri, kariyeri boyunca PepsiCo, Eti, Ferrero, L’Oréal ve Hepsiburada gibi dev markalarda önemli sorumluluklar üstlendi. Yemeksepeti ailesine 2024 yılında katılan Tanyeri, sergilediği performansla kısa sürede Delivery Hero bünyesinde “Bölgesel Pazarlama Lideri” rolüne yükseldi. Global kampanya stratejilerinin oluşturulmasında aktif rol alan Tanyeri, yeni dönemde Yemeksepeti’nin tüm pazarlama operasyonlarına ve büyüme stratejilerine rehberlik edecek.

Kamu Politikaları ve İlişkilerine Deneyimli Hukukçu Dilan Can Liderlik Edecek

Yemeksepeti’nin kamu kurumlarıyla olan ilişkilerini ve regülasyon süreçlerini yönetecek olan Dilan Can, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Kariyerine avukat olarak başlayan ve uzun yıllar T.C. Ticaret Bakanlığı bünyesinde Dış Ticaret Uzmanı olarak görev yapan Can, uluslararası ticaret diplomasisi konusunda derin bir tecrübeye sahip. Son olarak Guangzhou’da Ticaret Ataşesi olarak Türkiye’yi temsil eden Dilan Can; sınır ötesi e-ticaret, dijital hizmetler ve teknoloji ekosistemi üzerindeki uzmanlığını Yemeksepeti’nin kurumsal hedefleri doğrultusunda kullanacak.

Güzellikte Yapay Zekâ Devrimi: Fırsat mı, Tehdit mi?

Güzellik uygulamaları yapabilen robotlar, perakende satış noktalarında sahneye çıkmaya başladı. Bu gelişme, güzellik perakendeciliği ve salon sektörü için hem yeni fırsatları hem de potansiyel tehditleri beraberinde getiriyor. Robotların sektörde yaratabileceği dönüşüm, şimdiden yoğun tartışmalara yol açmış durumda.

Perakende Devleri Robotlarla Denemelerde

Güzellik perakendesinde yürütülen dikkat çekici pilot uygulamalar arasında şunlar öne çıkıyor:

  • Ulta Beauty, geçtiğimiz sonbaharda 10Beauty tarafından geliştirilen bir manikür robotunu test etmeye başladı. Robot; oje çıkarma, törpüleme ve şekillendirme, tırnak etlerini temizleme, oje sürme ve kurutma dahil olmak üzere beş temel işlemi 25–45 dakika içinde tamamlayabiliyor.
  • Nordstrom ve Ulta, geçen yıl LUUM imzalı bir kirpik uygulama robotunu denemeye aldı. Aynı anda iki göze kirpik uygulayabilen bu sistem, geleneksel yöntemlere kıyasla uygulama süresini yaklaşık üçte bire indirerek işlemi yalnızca 33 dakikada tamamlamayı vadediyor.
  • Walmart, Blank Beauty tarafından geliştirilen oje karıştırma robotunu test ediyor. Müşteriler bir renk fotoğrafı yüklüyor, robot bu rengi analiz ederek birebir eşleşen bir oje üretiyor. Dört metrekareden daha küçük bir alanda 40.000’den fazla renk seçeneği sunabiliyor.

Bununla birlikte robotlar, makyaj uygulamaları özellikle ruj sürme konusunda da hızla geliştiriliyor.

Güzellikte Otomasyon İş Kaybı mı Yaratacak?

Moda ve güzellik dünyasında yayımlanan pek çok analiz, robotların manikürist, kirpik uzmanı ve diğer güzellik teknisyenlerinin işlerini tehdit edip etmeyeceğini ve tüketicilerin bu hizmetleri bir robottan almaya ne kadar istekli olacağını sorguluyor.

Ancak sektördeki tablo daha karmaşık. Güzellik robotu geliştiren şirketlerin yöneticileri, Business of Fashion’a verdikleri demeçlerde, robotları deneyen müşterilerin yaklaşık yarısının bu tür hizmetleri daha önce hiç almadığını ya da çok nadiren kullandığını belirtiyor. Bu durum, robotların mevcut talebi bölmekten ziyade, pazarı genişletme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor.

Perakende otomasyonunda sıkça görüldüğü gibi, robotlar özellikle tekrarlayan ve fiziksel olarak yıpratıcı işlerde devreye girerken, teknisyenlerin daha yaratıcı ve kişiselleştirilmiş hizmetlere odaklanmasına olanak tanıyabilir.

Kısa vadede ise insan faktörü tamamen devreden çıkmış değil. Teknisyenler; müşterilere robotlarla etkileşim konusunda rehberlik etmek, cihazların hijyenini sağlamak ve sistem ayarları sırasında oluşabilecek hataları gidermek için sürecin içinde yer almaya devam edecek.

Bu deneyim, birçok müşteri için otonom bir robotla ilk doğrudan temas anlamına geliyor. Bu süreçte teknisyenin rolü yalnızca uygulamayı denetlemekle sınırlı kalmıyor; müşteri sürece dair bilgilendiriliyor, kendini rahat hissetmesi sağlanıyor ve manikürün kişisel tercihlere göre uyarlanmasına destek olunuyor. Böylece ileri teknolojiyle insan dokunuşu aynı deneyimde bir araya geliyor.

İnsan ve makine iş birliğine dayalı bu model, yalnızca bir başlangıç aşaması olarak görülüyor. Şirket, robotlarını oteller, havaalanları ve evler gibi farklı alanlara yaymayı hedeflerken, uzun vadede teknisyen desteğine ihtiyaç duyulmayan tamamen otonom bir yapıya geçilebileceğini öngörüyor.

Tüketiciler Zamanla Robotlara Alışacak mı?

robot

Uzmanlara göre, sundukları hız ve erişilebilirlik avantajları sayesinde güzellik robotlarının zamanla daha geniş bir kitle tarafından benimsenmesi bekleniyor. Nitekim saç kesimi, masaj ve hatta dövme yapabilen robotlar üzerinde de çalışmalar sürüyor.

Araştırma şirketi Gartner, robot zekâsı ve sosyal etkileşim yeteneklerindeki hızlı ilerleme sayesinde, 2030 yılına kadar insanların %90’ının (bugün bu oran %10’un altında) günlük yaşamlarında akıllı robotlarla etkileşim kuracağını öngörüyor.

Robotlar ayrıca salon ve kuaförlerdeki iş gücü açığını kapatabilir ve hizmet maliyetlerini tüketiciler için daha erişilebilir hâle getirebilir. Harvard Business School tarafından yayımlanan yakın tarihli bir çalışma, yapay zekâ kaynaklı iş kayıplarına dair endişelere rağmen, tüketicilerin “bir işi daha iyi, daha hızlı ve daha ucuza yapan makinelerin birçok görevi hatta bazı meslekleri üstlenmesine sıcak baktığını” ortaya koyuyor.

TikTok Shop: Alışverişin ve Eğlencenin Yeni Altın Çağı mı, Yoksa Geçici Bir Çılgınlık mı?

TikTok Shop ve Whatnot gibi platformlar, alışverişi salt bir satın alma eylemi olmaktan çıkarıp eğlenceyle iç içe geçen bir deneyime dönüştürerek, sektörde adeta “modern bir altına hücum” atmosferi yaratan yeni bir dönemi temsil ediyor.

2025 itibarıyla ABD’de sosyal ticaret pazarının toplam büyüklüğünün 87 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yıllık bazda %21,5’lik bir büyüme sergileyen bu pazarda TikTok Shop, 15,8 milyar dolarlık payıyla öne çıkarken; Whatnot, Kuzey Amerika ve Avrupa operasyonlarında 8 milyar dolarlık satış hacmiyle biraz daha geride konumlanıyor.

Bu tabloya göre TikTok Shop, geleneksel e-ticaretin nadiren yakalayabildiği bir hız sunuyor. Evlerden yapılan canlı yayınlar, kısa sürede yüksek talep yaratabilen markaların doğmasına zemin hazırlıyor ve mutfaklardan, oturma odalarından küresel ölçekte işletmeler çıkabiliyor.

Canlı yayınlardaki hızlı yükseliş de bu tabloyu destekliyor. Erdly’ye göre, “alışveriş eğlencesi” olarak adlandırılan ve alışverişin bir keyif unsuru hâline gelmesini ifade eden bu yaklaşım, yılın en güçlü perakende trendlerinden biri olmaya aday.

Geleneksel Canlı Satıştan Yaratıcı Ekonomiye

tiktok shop görseli – sosyal ticaret, canlı satış ve eğlence odaklı e-ticaret platformu

QVC gibi daha kurumsal ve seçici canlı satış modellerinin aksine, TikTok Shop ve Whatnot; içerik üreticilerini doğrudan girişimciye dönüştüren, kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilen ve yüksek satış hacimleri yakalayabilen markaların doğmasına imkân tanıyor.

  • Bu dönüşümü somutlaştıran iki çarpıcı örnek öne çıkıyor. P. Louise, TikTok’taki canlı satışları klasik bir ürün lansmanının ötesine taşıyarak adeta sahneye konan bir gösteriye dönüştürüyor. Markanın “Get Unteddy With Me” adlı etkinliği 250 bin izleyiciye ulaşırken, yayın sırasında dakikada 31 ürün satıldı. Kurucu Paige Williams, bu deneyimi “Bu sadece bir ürün lansmanı değil, bir gösteriydi” sözleriyle özetliyor.
  • Benzer bir başarı hikâyesi ise Yass Clean markasında görülüyor. Kurucusu Luke Arnel Cameron olan marka, TikTok Shop üzerinden ilk yılında 650 bin benzersiz siparişe ulaştı. İlk canlı yayınında 95 bin doların üzerinde satış gerçekleştiren Cameron, “İşimi bıraktım ve tam zamanlı olarak bu işe geçtim. Önceki kazancımın on katını elde ediyordum” diyerek sosyal ticaretin yarattığı dönüşümü gözler önüne seriyor.

Canlı Satışta ‘Vahşi Batı’ Etkisi

Ancak bu hızlı büyüme, beraberinde önemli kırılganlıkları da getiriyor. Canlı satışların anlık ve yüksek tempolu yapısı ile pazara hızla giren girişimci sayısındaki artış, sektörde zaman zaman kontrolsüz ve öngörülmesi zor bir ortam yaratıyor. Viral büyüme dinamikleri, yalnızca küçük girişimleri değil, büyük ölçekli markaları da aynı hızda hareket etmeye zorlarken; bu durum operasyonel süreçler üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor.

Mikro ölçekte başlayan girişimlerin kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmesi, büyük bir etki potansiyeli sunsa da bu ivmenin sürdürülebilir olması güçlü bir altyapıya bağlı. Stok ve tedarik zinciri yönetimi, lojistik kapasite, müşteri destek süreçleri, iade mekanizmaları ve nakit akışı disiplini gibi temel unsurlar sağlıklı biçimde kurgulanmadığında, hızlı büyüme kalıcı bir avantaja dönüşemiyor.

Alışveriş Psikolojisi ve Yeni Tüketici Beklentileri

Canlı satışların başarısında alışveriş psikolojisi de önemli bir rol oynuyor. Ekonomik baskı altındaki ancak kişiselleştirilmiş deneyim arayışındaki tüketiciler, canlı yayın sohbetlerinde hem satıcıyla hem de diğer izleyicilerle bağ kurabiliyor. Bu etkileşim, güçlü bir sadakat duygusu yaratırken; tek kaydırmayla ödeme ve anında satın alma imkânı, e-ticarette daha “yakın ve kişisel” bir dönemin kapılarını aralıyor.

Bu dinamiklerin etkisiyle TikTok Shop’un büyümesini sürdürmesi bekleniyor. eMarketer tahminlerine göre platform, yalnızca 2026 yılında ABD e-ticaret pazarında 23,41 milyar dolarlık satış hacmine ulaşabilir.

Genel tabloya bakıldığında, mutfaklardan ve oturma odalarından iş kuran girişimciler için TikTok Shop benzeri platformlar benzeri az görülen bir hızda talep yaratıyor. Asıl farkı ise, bu ani ilgiyi sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürebilenler yaratıyor.

Swatch Group’ta Kârlılık Gerilerken Stratejik Yenilenme İhtiyacı Artıyor

İsviçreli saat üreticisi Swatch Group, yıllardır süren kârlılık düşüşü ve zayıflayan piyasa konumuyla mücadele ederken, yatırımcılar ve analistler tarafından stratejik bir dönüşüm yapması için artan bir baskıyla karşı karşıya.

rfgftozgrjkrpdhnolr6tmagie
swatch group’ta kârlılık gerilerken stratejik yenilenme i̇htiyacı artıyor 5

Şirket, mevcut yönetim ve marka portföyü yapısıyla ilgili eleştirileri gidermedikçe, uzun vadeli başarı ve rekabet gücünü yeniden kazanmak konusunda zorlanacağı uyarıları alıyor. Bu durum, Swatch’ın önünde sadece finansal değil aynı zamanda kurumsal yapılanma ve inovasyon açısından da ciddi bir “zaman baskısı” olduğunu gösteriyor.

Swatch, 1980’lerde uygun fiyatlı plastik saatlerle küresel çapta bir devrim yaratan öncü marka olarak ortaya çıkmıştı. Ancak kurucu Nicolas Hayek’in 2010’da vefatından bu yana şirketin inovasyon odağı zayıfladı ve önemli ürün ya da marka satın alımları yapılmadı. Analistler, şirketin bugünkü 16 markalı portföyünün büyük kısmının özellikle orta segmentteki markalar Longines ve Tissot gibi yeterince güçlü büyüme sağlayamadığını, daha çok lüks markalar olan Blancpain ve Breguet’in ise potansiyel vaat ettiğini belirtiyorlar.

Yönetim ve Kurumsal Yapı Eleştirileri

Swatch’ın stratejik dönüşümünü engelleyen bir diğer kritik faktör, yönetim yapısının günümüz beklentileriyle uyumlu hale gelmemiş olması olarak görülüyor. Şirket, son olarak 12 Mayıs 2026’daki genel kurulda İsviçreli iş insanı Andreas Rickenbacher’ı yönetim kuruluna eklemeyi önerdi; bu, son on yılda atanacak sadece ikinci yeni üye olacak. Ancak eleştirmenler, yönetim kurulu kompozisyonunun halen Hayek ailesi tarafından kontrol edildiğini ve daha fazla bağımsız yönetici ile uluslararası deneyime ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

Eleştiriler, şirketin “çift sınıflı hisse yapısı” sayesinde ailenin azınlık payla çoğunluk oy gücünü elinde tutmasına da odaklanıyor. Bu yapı, yatırımcıların daha aktif kontrol taleplerinin önünde bir engel haline geldi ve yönetim kurulu içinde daha geniş bir yenilenme ihtiyacı olduğunu gündeme taşıdı.

Operasyonel Zayıflık ve Finansal Baskılar

Swatch’ın satış performansı 2025’te gerilerken bazı güçlü göstergelerin de ortaya çıktığı bir tablo çiziyor. Şirket, 2025’te net satışlarda ikinci yarıda güçlü bir ivme ve olumlu momentum yakaladığını bildirdi; bu ivme hisse fiyatlarında %7’nin üzerinde bir artışa yol açtı. Özellikle Amerika bölgesi neredeyse %20 oranında satış büyümesi kaydetti ve Çin dahil bazı bölgelerde de çift haneli artışlar gözlemlendi. Ancak bu satış artışı, daha büyük stratejik sorunların sadece bir parçası olarak görülüyor.

swatch
swatch group’ta kârlılık gerilerken stratejik yenilenme i̇htiyacı artıyor 6

Swatch’ın üretim kapasitesini güçlü talep olmadığı dönemde bile yüksek seviyede tutması, stok seviyelerini artırdı ve marjlar üzerinde baskı yarattı. 2025 karı geçen yıla göre dramatik şekilde düştü ve şirket operasyonel kârlılıkta ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Bu durum, uzmanların Swatch’ın üretim planlaması ve stok yönetimini yeniden değerlendirmesi gerektiği yönündeki çağrılarını güçlendiriyor.

Piyasa verileri de gösteriyor ki Swatch’ın hisse performansı uzun yıllardır rakiplerinin gerisinde kaldı; Richemont ve Watches of Switzerland gibi şirketler, ana Avrupa lüks endeksinin üzerinde performans gösterirken Swatch’ın değeri yıllar içinde önemli ölçüde düşük kaldı. Bu durum, şirketin sadece beş yıl içinde bile ciddi yapısal reformlar yapması gerekliliğini işaret ediyor.

Geleceğe Dair Perspektif

Swatch’ın mevcut durumunda piyasa uzmanları arasında iki temel görüş öne çıkıyor: Bir kesim, markanın varlıklarının (özellikle likidasyon değeri açısından) mevcut piyasa fiyatının üzerinde olduğunu savunuyor ve uzun vadeli iyileşme beklentisiyle pozisyon alıyor. Diğer kesim ise operasyonel verimlilik, inovasyon eksikliği ve yönetim kadrosu yapısının değiştirilmeden bu iyileşmenin gelmesinin çok zor olduğunu belirtiyor.

Çözüm için önerilen adımlar arasında armatürlü inovasyon yatırımı, daha güçlü lüks marka odaklı portföy stratejileri ve yönetim kurulunda kapsamlı yenilenmeler bulunuyor. Uzmanlara göre bu tür köklü dönüşümlerin etkisinin finansal verilere yansıması 4-5 yıl veya daha uzun sürebilir; bu da Swatch’ın zamanla yarıştığını gösteren güçlü bir metafor olarak yorumlanıyor.

Swatch’ın önündeki bu stratejik dönemeç, hem şirketin tarihsel gücünü hem de modern saatçilik pazarındaki rekabet dinamiklerini yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Şirketin gelecekteki performansı, atacağı kurumsal ve operasyonel adımların etkinliği ile doğrudan ilişkilenecek.

Zsa Zsa Zsu Genel Müdürü Gökhan Sezer: “Bizim için Büyüme Bir Hedef Değil, Doğru Kurgulanmış Bir Yapının Doğal Sonucu”

Perakendede büyümenin tanımı değişiyor. Artık yalnızca yeni mağazalar açmak ya da hacim artırmak değil; markanın kimliğini koruyarak, doğru pazarlarda ve doğru deneyimle var olabilmek ön plana çıkıyor. Özellikle yaşam stili markalarında, ürün kadar duygusal bağın ve marka dünyasının tutarlılığı belirleyici hale gelirken; müşteriyle kurulan ilişkinin derinliği, büyümenin en kritik unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Zsa Zsa Zsu Genel Müdürü Gökhan Sezer ile; markanın global büyüme stratejisinden müşteri deneyimine, değişen tüketici davranışlarından 2026’nın öne çıkan dinamiklerine kadar uzanan bütüncül bir perspektifi ele aldık.

2026 başındayken şirketinizin en önemli 3 önceliği nedir?

zsa zsa zsu genel müdürü gökhan sezer: “bizim i̇çin büyüme bir hedef değil, doğru kurgulanmış bir yapının doğal sonucu”

2026’ya girerken odağımız üç net başlıkta toplanıyor. İlk olarak, Zsa Zsa Zsu’nun yurt dışı büyümesini başlatıyoruz. Ocak ayında Paris’te gerçekleşen Maison & Objet fuarında markamızın global sahnedeki lansmanını yaptık. Şimdi odağımız, Dubai’de açacağımız ilk yurt dışı mağazamızda. Türkiye’den doğan bir tasarım ve yaşam stili markası olarak, global pazarlarda daha görünür, daha erişilebilir ve sürdürülebilir bir yapı kurmayı hedefliyoruz. Amacımız yurt dışına açılmak değil, kalıcı olmak. Mart ayında Dubai’de ilk mağazamızı açıyoruz; 2026 yılı içinde Dubai’de üç mağazaya ulaşmayı planlıyoruz. Suudi Arabistan ve Kıbrıs da genişleme planlarımız arasında yer alıyor. ABD’de ise şirket kurulumumuzu tamamladık. Yakın dönemde seçili noktalarda satışa başlayacak, devamında kendi e-ticaret sitemiz ve fiziksel mağazalarımızla pazarda yer alacağız.

İkinci önceliğimiz, müşteriyle kurduğumuz ilişkiyi daha derin ve anlamlı hale getirmek. Müşterimizi alışveriş anıyla sınırlı görmüyoruz. Markayla temas ettiği her noktada onu daha iyi anlamayı önemsiyoruz. 2026’da odağımız, doğru zamanda doğru deneyimi sunabilen, samimiyetini kaybetmeyen bir ilişki modeli kurmak. Büyüdükçe mesafe koyan değil, büyüdükçe yakınlaşan bir marka olmayı hedefliyoruz. Üçüncü ve tüm bu stratejilerin merkezinde yer alan başlık ise müşteri deneyimi. Mağazadan e-ticarete, üründen servise kadar Zsa Zsa Zsu ile kurulan her temasın markanın renkli, ilham verici ve karakterli dünyasını birebir yansıtması bizim için vazgeçilmez. Bu doğrultuda CRM altyapımızı güçlendirerek müşterilerimizi daha yakından tanıyan, onlarla daha doğru ve anlamlı bağlar kuran bir yapı oluşturuyoruz. Aynı zamanda kendi depomuz üzerinden yaptığımız yatırımlarla lojistik ve operasyon süreçlerimizi daha hızlı, daha kontrollü ve ölçeklenebilir bir yapıya taşıyoruz.

Önümüzdeki dönemde önceliğimiz; büyümek kadar, bu büyümeyi tutarlı, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapı içinde devam ettirmek. Bu yaklaşım, Zsa Zsa Zsu Yönetim Kurulu Başkanı Soykan Kurtulmuş liderliğinde şekillenen uzun vadeli stratejimizin temelini oluşturuyor.

Bu yıl büyümeyi hangi kaldıraçlarla tanımlıyorsunuz? Bu önceliklerin arkasındaki temel gerekçeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Bu yıl büyümeyi hızla değil, doğru yerde ve doğru derinlikle var olabilmekle tanımlıyoruz. Zsa Zsa Zsu, bir ürün ihtiyacından değil, evle kurulan ilişkinin tek tipleşmesine karşı ortaya çıkan bir bakıştan doğdu. Bugün genişlemeyi, bu bakışı farklı coğrafyalara ve temas noktalarına taşıyabilmek olarak görüyoruz. Yurt içinde ve yurt dışında açılacak yeni mağazalar bu yaklaşımın doğal sonucu.

Mağaza sayısını bir hedef olarak koymuyoruz. Her açılışı verimlilik, operasyonel denge ve deneyim kalitesi üzerinden değerlendiriyoruz. Yüksek büyüme oranları bir iddia değil, doğru zamanda yakalanmış bir ivme. Gerektiğinde tempoyu ayarlayabilmek, bizim için gücün en net göstergesi.

Bu yapıyı ileri taşıyan esas unsur, temasın niteliği. Fiziksel alanlardan dijital kanallara kadar Zsa Zsa Zsu ile kurulan her karşılaşmanın aynı hissi taşımasını önemsiyoruz. Ürün, mekân ve deneyim arasındaki tutarlılık, büyümenin en önemli kaldıraçlarından biri.

Bizim için büyüme bir hedef değil. Kendi sesini koruyan, çizgisi net ve uzun vadede ayakta kalabilen bir yapının doğal sonucu. Zsa Zsa Zsu’yu bugün de yarın da bu bakışla büyütüyoruz.

2026’da müşterinizin karar anlarını en çok değiştirecek davranış kırılımı sizce ne olacak?

2026’da müşterimizin karar anlarını en çok etkileyecek kırılımın, ekonomik daralmanın yarattığı daha seçici ve bilinçli tüketim refleksi olacağını düşünüyoruz. Tüketiciler artık değer algısını ve uzun vadeli faydayı birlikte değerlendiriyor. Bu dönemde fiyat tek başına belirleyici olmaktan uzaklaşıyor. Ürünün sunduğu deneyim ve kalite kadar, müşteriyle kurulan duygusal bağ ve müşterinin kendi anlam arayışına karşılık bulması, markaya duyulan güveni çok daha kritik hale getiriyor. Müşteri yaptığı harcamanın karşılığını net biçimde görmek istiyor ve markalardan daha şeffaf, daha tutarlı bir değer önerisi bekliyor. Bu nedenle 2026’ya giderken, müşterinin karar anında “iyi ki” dedirtecek ürün ve deneyimlere odaklanıyoruz. Ekonomik daralmanın markalar için bir yavaşlama değil, değerini doğru anlatabilenler için güçlü bir ayrışma alanı yarattığına inanıyoruz.

Sektör açısından 2026’yı tanımlayan ana tema sizce ne? Bu noktada kazananları ayrıştıracak en önemli yetkinlik ne olacak?

2026’yı sektör açısından tanımlayan ana tema, kârlılık ve verimlilik baskısının müşteri deneyimiyle yeniden dengelendiği bir yıl olacak. Artan müşteri edinme maliyetleri, operasyonel giderler, tedarik zinciri baskıları ve yoğun dijital rekabet; markaları niceliksel büyümeden çok sürdürülebilir ve seçici bir yapıya yöneltiyor.

Bu dönemde kazananları ayrıştıracak en önemli yetkinlik, müşteriyi gerçekten tanıyabilen ve onunla uzun vadeli bir ilişki kurabilen markalar olmak olacak. Zsa Zsa Zsu perspektifinden baktığımızda, en güçlü fırsat alanının kişiselleştirme ve sadakat olduğunu görüyoruz. CRM’in kampanya yönetiminin ötesine geçerek, müşterinin ihtiyacını, ruh halini ve dönüşüm beklentisini anlayan bir deneyim platformuna dönüşmesi bu sürecin temelini oluşturuyor. Yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş kurgular ve iyi hissetmeye odaklanan içerikler bu yapının önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bugünün müşterisi yalnızca ürün satın almak istemiyor; kendine iyi gelmesini ve hayatına küçük ama anlamlı dokunuşlar eklenmesini bekliyor. Zsa Zsa Zsu olarak bu beklentiye güçlü bir karşılık sunuyoruz. Mağazalarımız ilham veren, iyi hissettiren ve günlük hayata nefes alan mekânlar olarak konumlanıyor. Sadakat yaklaşımımızı da bu anlayışla, destekleyici ve uzun vadeli bir yapı olarak kurguluyoruz.2026’ya yönelik strateji ve yatırım planlarımızda; müşteri deneyimini derinleştiren dijital altyapılar, kişiselleştirilmiş içerikler, yapay zekâ destekli sistemler ve marka iş birlikleri önemli bir yer tutuyor. Baskıların arttığı bir dönemde müşterisiyle güçlü bir bağ kuran, ona iyi gelen ve uzun vadeli değer yaratan bir marka olarak net biçimde ayrışıyoruz.

Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan: “Veri Üretiyoruz Ama Aksiyona Dönüştüremiyoruz. Asıl Kopukluk Burada”

Türkiye’de CRM ve yapay zekâ yatırımları hız kazanırken, bu dönüşümün şirketlerin gerçek iş yapış biçimlerine ne ölçüde yansıdığı hâlâ önemli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Veri üretiminin arttığı ancak veriden aksiyona geçişin her zaman aynı hızda ilerlemediği bu dönemde, CRM’in yalnızca bir takip aracı değil, karar mekanizmasının merkezine yerleşen bir yapı haline gelmesi kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan ile; Türkiye’nin CRM ve yapay zekâ olgunluk seviyesinden, KOBİ ve büyük şirketler arasındaki yaklaşım farklarına, veri-aksiyon kopukluğunun nedenlerinden müşteri deneyiminde yaratılan somut etkilere kadar pek çok başlığı ele aldık.

Türkiye’de CRM ve yapay zekâ teknolojileri son birkaç yılda ciddi bir ivme kazandı. Sizce bugün Türkiye bu alanda hangi olgunluk seviyesinde? Şirketler yapay zekâyı CRM süreçlerinde en çok hangi noktalarda doğru kullanıyor, nerelerde hâlâ eksik kalıyor?

robosme kurucu ortağı engin alan: “veri üretiyoruz ama aksiyona dönüştüremiyoruz: asıl kopukluk burada”

Türkiye’de CRM ve yapay zekâ tarafında ivme çok net; ancak ben olgunluk seviyesini “orta seviyede, hızla adapte olmaya çalışan” bir noktada görüyorum. Farkındalık ve niyet yüksek ama uygulama çoğunlukla operasyonel verimlilik ekseninde ilerliyor. Şirketlerin yapay zekâyı CRM süreçlerinde en doğru kullandığı alanlar; saha aktivitelerinin yönetimi, çağrı merkezi operasyonlarının takibi ve ihtiyaç analizi ile teklif süreçlerinin iyileştirilmesi. Özellikle görüşmelerin otomatik notlanması/özetlenmesi, sahadan gelen verinin standardize edilip anlamlandırılması ve buradan öngörü üretme konusu şu an en çok talep edilen ihtiyaçlardan biri. Buna karşılık eksik kalan taraf, yapay zekânın “karar üretme ve aksiyona dönüştürme” zincirinin tam merkezine oturtulamaması. Veri disiplininin yeterince oturmaması, farklı kaynaklarda dağınık veri, süreçlerin standardize olmaması ve değişim yönetimi zayıflığı, teknolojinin potansiyelini sınırlayan başlıca faktörler.

Yapay zekâ destekli CRM çözümleri, şirketlerin müşterileriyle kurduğu ilişkiyi köklü biçimde dönüştürüyor. Robosme projelerinde, KOBİ’ler ile büyük ölçekli şirketler arasında yaklaşım farklarını en net hangi alanlarda gözlemliyorsunuz?

Robosme projelerinde KOBİ’ler ile büyük ölçekli şirketler arasındaki yaklaşım farkını en net karar alma reflekslerinde ve dönüşümün nasıl konumlandığında görüyoruz. KOBİ ölçeğinde CRM hâlâ yeni doğuyor; birçok sektör için yeni bir trend ve çoğu zaman “müşteriyi kaybetmeyelim, satış ekibinin takibini güçlendirelim” motivasyonuyla başlıyor. Bu nedenle daha yalın, daha hızlı ve sonuç odaklı ilerleyebiliyorlar; doğru kurgu ile kısa sürede ölçülebilir fayda üretmeleri mümkün. Büyük ölçekli şirketlerde ise CRM daha geniş bir organizasyonun içine yerleştiği için veri hacmi, kaynaklar ve süreç tanımları avantaj sağlasa da; silo yapısı, iç koordinasyon maliyeti, değişim direnci ve yönetişim katmanları dönüşümü yavaşlatabiliyor. Özetle KOBİ’lerde temel ihtiyaç hızlı fayda ve pratiklik iken, büyük şirketlerde ihtiyaç daha çok entegrasyon, standardizasyon ve değişimi yönetebilmek oluyor.

Veriye dayalı satış ve pazarlama stratejileri bugün neredeyse bir zorunluluk. Buna rağmen birçok şirkette veri ile aksiyon arasında hâlâ ciddi bir kopukluk var. Sizce bu sorunun temel nedeni nedir ve doğru kurgulanmış bir CRM yapısı bu kopukluğu nasıl aşabilir?

Birçok şirkette veri ile aksiyon arasındaki kopukluğun temel nedeni, verinin “izlenen” bir şey olarak kalıp “yönetilen” bir şeye dönüşmemesi. Dashboard’lar ve raporlar üretiliyor ama “Bugün kime ne yapacağız, hangi fırsata nasıl müdahale edeceğiz, hangi müşteri riskte?” gibi net aksiyon soruları sistematik olarak cevaplanmıyor. Doğru kurgulanmış bir CRM yapısı bu kopukluğu; süreçleri ve sorumlulukları netleştirerek, ölçüm setini doğru tanımlayarak ve veriyi tetikleyici mekanizmalara bağlayarak aşar. Yani sadece rapor üretmez; görev üretir, uyarı üretir, öneri üretir ve ekipleri doğru aksiyona iter. Ancak burada çoğu zaman gözden kaçan kritik bir konu var: bu modelin çalışması için şirketlerde yöneticilerin karar vermede yetisi ve fiilen karar alma otoritesi sorgulanmalı. Çünkü CRM doğru kurgulansa bile, karar alınmıyorsa ve aksiyon sahiplenilmiyorsa sistem yalnızca bir kayıt aracı olarak kalır.

Yapay zekâ, müşteri deneyiminde kişiselleştirmeyi bambaşka bir seviyeye taşıyor. Robosme olarak hayata geçirdiğiniz projelerden, müşteri deneyimini somut biçimde dönüştüren bir örnek paylaşabilir misiniz?

Yapay zekânın müşteri deneyiminde somut dönüşüm yarattığı örneklerde en güçlü etki, sahadan ve görüşmelerden gelen bilginin “kişiselleştirilmiş aksiyona” dönüşmesinde ortaya çıkıyor. B2B tarafta hayata geçirdiğimiz bir projede, saha satış ekiplerinin müşteri ziyaretleri ve teklif süreçleri yapay zekâ destekli hale getirildi; görüşmelerden otomatik özetler çıkarıldı, kritik sinyaller işaretlendi ve müşteri bazlı öneriler üretildi. Bu sayede satış temsilcileri her ziyaret öncesi daha hazırlıklı gidip daha isabetli teklif kurgulamaya başladı; ekipler “görüşme yaptım” seviyesinden “görüşmeden değer ürettim” seviyesine taşındı. Ancak bu iyileştirmelerde en önemli bariyer satış temsilcilerinin tutumuydu: ilk etapta faydadan çok “sorgulanıyoruz, takip ediliyoruz” duygusu baskındı. Zamanla faydayı gördükçe bir miktar yakınlaştılar, ama bu duygu tamamen kaybolmuyor; bu da bize şunu gösteriyor: Yapay zekâ projelerinde başarıyı belirleyen en kritik konu, teknoloji kadar değişim yönetimi ve güven inşası.

Büyük ölçekli şirketlerde CRM yatırımları çoğu zaman yüksek bütçelere rağmen beklenen etkiyi yaratamıyor. Üst yönetim seviyesinde sizce en sık yapılan stratejik hatalar neler?

Büyük ölçekli şirketlerde CRM yatırımlarının yüksek bütçelere rağmen beklenen etkiyi yaratamamasının arkasında çoğunlukla üst yönetim seviyesinde yapılan birkaç stratejik hata var. En yaygını CRM’i bir IT projesi gibi görmek; oysa CRM, iş yapış biçimini ve karar alma düzenini dönüştüren bir yönetim sistemidir. İkinci hata, süreç netleşmeden teknoloji seçimine ve geliştirmeye yüklenmek; “önce sistemi kuralım, sonra oturur” yaklaşımı sahada benimsemeyi ve standardizasyonu zorlaştırır. Üçüncü kritik hata ise kullanıcıyı, özellikle de satış ve müşteri ekiplerini, tasarımın ve hedeflerin içine yeterince dahil etmemek; sonuçta CRM, sahada sahiplenilmezse ne kadar iyi olursa olsun çalışmaz. Başarıyı belirleyen şey yazılımın yeteneklerinden çok, hedeflerin netliği, sahiplik modeli ve organizasyonel disiplin oluyor.

Önümüzdeki 3–5 yıl içinde CRM, yapay zekâ ve müşteri deneyimi ekseninde şirketleri hem en çok zorlayacak hem de en büyük fırsatı yaratacak başlıca trendler sizce neler olacak?

Önümüzdeki 3–5 yılda şirketleri hem zorlayacak hem de büyük fırsat yaratacak ana trendin, CRM’in raporlama sisteminden çıkıp “otonom aksiyon” üreten bir yapıya evrilmesi olacağını düşünüyorum. Yapay zekâ sadece analiz yapan değil, doğru zamanda doğru kişiye doğru işi atayan, riskleri erken işaretleyen ve fırsatları hızla öne çıkaran bir karar katmanına dönüşecek. Buna paralel olarak gerçek zamanlı kişiselleştirme daha da kritik hale gelecek; müşterinin davranışı, etkileşimi ve niyeti anlık okunup teklif ve iletişim anlık şekillenecek. Bir diğer önemli eksen ise veri yönetişimi ve regülasyonlar: KVKK ve benzeri çerçeveler sıkılaştıkça, veri kalitesi, güvenlik ve etik yapay zekâ konusu rekabet avantajına dönüşecek. Bu dönemde en büyük fırsat, müşteri yaşam boyu değerini sistematik biçimde artırmak; en büyük risk ise teknolojiye yatırım yapıp kültürel dönüşümü, yetki-sorumluluk düzenini ve karar alma disiplinini ihmal etmek olacak.

Tüketici Baskı Altında, McDonald’s için Değer Stratejisi Büyümeyi Getirdi

Küresel hızlı servis restoran devi McDonald’s, 2025 mali yılının dördüncü çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını 11 Şubat 2026 tarihinde açıkladı.

mcdonald’s
tüketici baskı altında, mcdonald’s için değer stratejisi büyümeyi getirdi 10

Şirket, gelir ve hisse başına kâr (EPS) rakamlarında Wall Street beklentilerini aşarak güçlü bir performans sergiledi; bu başarıda değer odaklı promosyonlar ve uluslararası pazarlardaki talep artışı önemli rol oynadı. McDonald’s’ın sonuçları, özellikle ekonomik baskı altındaki tüketiciler arasında trafik ve satışları artırma stratejilerinin başarılı olduğunu gösteriyor.

McDonald’s, geçen çeyreğe göre küresel bazda benzer mağaza satışlarını %5.7 artırdı; bu oran Wall Street’in beklediği yaklaşık %3.7’nin üzerinde gerçekleşti. ABD’deki aynı mağaza satışları %6.8 gibi sağlam bir artış kaydederken, bu artışta “Extra Value Meal” ve ikonik Monopoly promosyonunun yeniden sunulması gibi kampanyalar etkili oldu. Uluslararası pazarlarda da Britanya, Almanya, Avustralya ve Japonya gibi bölgelerde güçlü satış büyümesi yaşandı.

McDonald’s Gelir ve Kârlılık Beklentileri Aştı

Şirketin dördüncü çeyrek toplam geliri 7,01 milyar $ olarak gerçekleşti; bu, analistlerin ortalama tahmininin üzerine çıkarak yaklaşık %10’luk yıllık artışı temsil etti. McDonald’s’ın düzeltilmiş hisse başına kârı 3,12 $ oldu ve bu rakam da Wall Street beklentisi olan yaklaşık 3,05 $’ı geçti. Önceki yıl aynı dönemde gelir ve EPS daha düşük seviyelerdeydi, bu da McDonald’s’ın toparlanma eğilimini gösteriyor.

Gelir artışında, ABD’de uygun fiyatlı değer menülerinin tüketici trafikinde artış sağlaması öne çıktı. Şirketin CEO’su Chris Kempczinski, tüketici geri bildirimlerine yanıt vererek değer ve uygun fiyat odaklı stratejilerinin müşteri ziyaretlerini artırdığını vurguladı. Aynı zamanda uluslararası operasyonların da katkısıyla şirket, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan pazarlarda satış momentumunu korudu.

Stratejik Hamleler ve 2026 Beklentileri

McDonald’s, raporun yayınlandığı çeyrekte popüler kampanyalarla birlikte yeni ürün denemeleri ve menü genişletme stratejilerini de hayata geçirdi. Özellikle McCafe içecek serisinin genişletilmesi, soğuk kahveler ve enerji içecekleri gibi ürünlerin daha genç tüketiciler tarafından benimsenmesi amaçlanıyor. Bu adımlar, marka trafik ve gelir çeşitliliğini desteklemeye yönelik olarak yorumlanıyor.

Şirket ayrıca 2026 için önemli bir restoran açılış programı planlıyor; bu kapsamda yaklaşık 2.600 yeni restoranın dünya genelinde açılması hedefleniyor. McDonald’s yönetimi, operasyonel marjların orta-yüksek %40 seviyelerinde tutulmasını beklediklerini belirtti, ancak küresel maliyet enflasyonu ve tüketici harcama davranışlarındaki belirsizliklerin operasyonel marjlar üzerinde baskı yaratabileceği uyarısında bulundu.

McDonald’s’ın bu güçlü çeyrek performansı, zorlu ekonomik ortamda müşterilere uygun fiyatlı seçenekler ve güçlü promosyonlarla yanıt verme stratejisinin işe yaradığını gösteriyor. Özellikle benzer mağaza satışlarındaki artış ve gelir başarısı, markanın hem yerel pazarlarda hem de küresel ölçekte toparlanma sinyalleri verdiğini ortaya koyuyor.

L’Oréal 2025’te Büyümesini Sürdürdü, Kârlılık Kur ve Vergi Etkisiyle Geriledi

Küresel kozmetik devi L’Oréal, 2025 yılı finansal sonuçlarıyla büyüme ivmesini korurken kârlılık tarafında sınırlı bir gerileme yaşadı. Şirketin net kârı yıllık bazda %4,4 düşüşle yaklaşık 6,1 milyar euro seviyesine gerilerken, bu düşüşün temel nedenleri arasında kur etkileri ve Fransa’da uygulanan tek seferlik vergi yükleri öne çıktı.

Satış tarafında ise daha dengeli bir tablo dikkat çekti. L’Oréal, 2025 yılında toplam cirosunu yaklaşık 44 milyar euro seviyesine taşıyarak büyümesini sürdürdü. Yıl genelinde elde edilen bu artış, özellikle yılın ikinci yarısında hızlanan performansla desteklendi.

Bölgesel Performans Farklılaşıyor

l’oréal 2025’te büyümesini sürdürdü, kârlılık kur ve vergi etkisiyle geriledi

Şirketin büyüme performansı coğrafi olarak dengeli bir dağılım göstermedi. Avrupa pazarı güçlü seyrini sürdürürken, Kuzey Amerika’da daha sınırlı bir performans görüldü. Kuzey Asya ise özellikle seyahat perakendesindeki zayıflığın etkisiyle baskı altında kaldı.

Buna karşın, yılın ilerleyen dönemlerinde ABD ve Çin pazarlarında gözlemlenen toparlanma sinyalleri, küresel talepte kademeli bir iyileşmeye işaret etti. Bu tablo, global markalar için büyümenin artık tek başına yeterli olmadığını; pazar bazlı stratejilerin ve bölgesel adaptasyonun daha kritik hale geldiğini ortaya koyuyor.

Operasyonel Güçlü Yapı Korunuyor

Kârlılıktaki düşüşe rağmen L’Oréal’in operasyonel performansı güçlü kalmaya devam etti. Şirket, %20’nin üzerinde operasyonel marj seviyesini koruyarak verimlilik tarafında istikrarlı bir yapı sergiledi.

Dijital kanalların toplam satışlar içindeki payının artması ve e-ticaretin güçlenmesi, markanın çok kanallı stratejisinin etkisini net şekilde gösterdi. Özellikle dermokozmetik ve profesyonel ürün segmentleri, büyümeyi destekleyen ana kategoriler arasında yer aldı.

Tüm bu tabloya rağmen, finansal sonuçlar makro ekonomik değişkenlerin etkisini bir kez daha ortaya koyuyor. Kur dalgalanmaları ve vergi yükleri gibi dış faktörler, operasyonel başarıya rağmen net kârlılığı sınırlayabiliyor.

L’Oréal’in 2025 performansı, perakende ve beauty sektöründe yeni dönemin dinamiklerini net biçimde yansıtıyor: büyüme devam ediyor, ancak sürdürülebilir kârlılık için verimlilik, maliyet yönetimi ve finansal esneklik her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Belirsizlik Gölgesinde Lüks: 2026’ya Girerken Sektörde Temkinli Bekleyiş

Küresel lüks moda grupları, 2026 yılına girerken güçlü marka değerlerine rağmen daha temkinli bir strateji izlemeye hazırlanıyor. Ekonomik dalgalanmalar, jeopolitik riskler ve tüketici davranışlarındaki değişim, sektörün büyüme dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Son yıllarda yüksek talep ve fiyatlama gücüyle öne çıkan lüks segmentte, artık daha dengeli ve kontrollü bir büyüme yaklaşımı öne çıkıyor.

Talep Zayıflıyor, Büyüme Daha Seçici Hale Geliyor

belirsizlik gölgesinde lüks: 2026’ya girerken sektörde temkinli bekleyiş

Pandemi sonrası dönemde hız kazanan lüks tüketim talebi, özellikle 2025 itibarıyla ivme kaybetmeye başladı. ABD ve Avrupa’da tüketici harcamalarının daha temkinli bir çizgiye gelmesi, Çin pazarındaki dalgalı toparlanma ve turizm kaynaklı harcamalardaki belirsizlikler, sektörün büyümesini baskılıyor. Bu tablo, lüks grupların yüksek hacimli büyüme yerine daha seçici ve sürdürülebilir bir büyüme modeline yönelmesine neden oluyor.

Özellikle giriş seviyesi lüks ürünlerde talep zayıflarken, ultra lüks segmentin daha dirençli kalması dikkat çekiyor. Bu durum, markaların ürün portföylerinde ve fiyatlandırma stratejilerinde yeniden denge arayışına girmesine yol açıyor. Artık büyüme, yalnızca yeni müşteri kazanımıyla değil, mevcut müşterinin değerini artırma ve marka sadakatini güçlendirme üzerinden şekilleniyor.

Lükste Operasyonel Verimlilik ve Deneyim Odağı Güçleniyor

2026’ya girerken lüks grupların öncelikleri arasında operasyonel verimlilik, stok yönetimi ve maliyet kontrolü daha kritik hale geliyor. Tedarik zinciri optimizasyonu, veri odaklı planlama ve daha kontrollü koleksiyon yönetimi, kârlılığı korumak adına öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Özellikle son yıllarda artan maliyet baskısı, markaları daha disiplinli bir operasyonel yapı kurmaya yönlendiriyor.

Bununla birlikte fiziksel mağazalar ve müşteri deneyimi, lüks segmentte her zamankinden daha stratejik bir rol üstleniyor. Markalar, mağazaları yalnızca satış noktası olarak değil, marka hikâyesinin deneyimlendiği alanlar olarak yeniden kurguluyor. Kişiselleştirilmiş hizmetler, özel koleksiyon lansmanları ve deneyim odaklı mağaza konseptleri, müşteri bağlılığını artırmada kritik araçlar haline geliyor.

Dijital tarafta ise yapay zekâ ve veri kullanımı, müşteri içgörülerini derinleştirmek ve daha hedefli iletişim kurmak adına önem kazanıyor. Ancak lüks segmentte teknoloji, hızdan çok deneyimi zenginleştiren bir araç olarak konumlandırılıyor.

Sonuç olarak, lüks sektörü 2026’ya girerken büyümeden vazgeçmiş değil; ancak bu büyüme artık daha kontrollü, daha seçici ve daha stratejik bir zeminde ilerliyor. Değişen tüketici beklentileri ve küresel belirsizlikler, lüks markaları değer, deneyim ve verimlilik ekseninde yeniden konumlanmaya zorluyor.

Hediye Alışkanlıkları Değişiyor: Hopi ve Ipsos’tan Gerçek Zamanlı Tüketici Analizi

Hopi ve Ipsos Türkiye, araştırma sektöründe yeni bir dönemi başlatacak stratejik iş birliğine imza attı. Hopi’nin milyonlarca kullanıcıdan gelen gerçek zamanlı veri gücü ile Ipsos Türkiye’nin araştırma sektöründeki köklü deneyimini bir araya getiren bu ortak metodoloji, tüketici araştırmalarında, erişimi zor hedef kitlelere gerçek zamanlı ulaşmayı sağlıyor. ‘Hediye Alma Alışkanlıkları’ araştırması bu yeni yaklaşımın ilk uygulamalı örneği olarak öne çıkıyor.

Hopi’nin uygulama içi anket modülüyle, 1.087 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ve özel günlerde hediye alma alışkanlıklarını inceleyen araştırma; hediye alışverişine dair tercihleri gerçek zamanlı olarak ortaya koyarak markalara güncel ve güçlü içgörüler sunuyor. Araştırmaya göre hediye seçiminde tüketiciler, artık yalnızca eşlerini ya da partnerlerini değil, kendilerini de mutlu etmeyi seçiyor. Kendine hediye alanların tercihi en çok kozmetik, bakım, spa ve masaj gibi “iyi hissettiren” kategoriler olurken, bir bölümü de küçük bir tatil ile kutlamayı planlıyor.

Kadınlar Sevgililer Günü’ne erkeklerden farklı yaklaşıyor

Sevgililer Günü’ne sayılı günler kala, tüketicilerin yüzde 48’i hediye alışverişine “evet” diyor. Hediye alma eğilimi yüzde 57 oranıyla erkeklerde daha yüksek. Kadınlar, Sevgililer Günü’nü yalnızca romantik bir bağla sınırlamıyor. Kadınlar eşi ya da partneri dışında kendisi için de alışveriş yapıyor.

Sevdiklerine giyim, kendini şımartmada bakım ve tatil

Hediye kategorilerinde liderlik %64 ile giyim ve aksesuar olurken, onu %24 ile kozmetik ve bakım takip ediyor. Ancak söz konusu “kendine hediye” olduğunda tercihler belirgin biçimde değişiyor. Bu kategoride alışveriş kozmetik ve bakım ürünlerinde %44’e, spa ve masaj gibi deneyim odaklı hediyelerde ise %26’ya yükseliyor. Üstelik bu tercihler yalnızca bakım kategorileriyle sınırlı kalmıyor; kendine hediye almayı planlayanların %19’u bu dönemi küçük bir tatil ile kutlamayı hedefliyor. Bu tablo, tüketicinin “iyi hissettiren deneyimlere” ilgisini ortaya koyuyor.

Özel günlerde hediyeyi kalp seçiyor, kasada kampanya ve uygun fiyat kazanıyor

Araştırma verileri, özel günlerde hediye seçerken her 10 kişiden 8’i için en büyük motivasyonunun karşı tarafı mutlu etmek olduğunu gösteriyor.  Öte yandan kampanya ve fiyat avantajı da belirleyici unsurlar olarak ortaya çıkıyor. Kadınlarda bütçe hassasiyeti daha belirginken, kullanıcıların  yüzde 42’si uygun fiyat ve kampanya sunan mağazaları tercih ediyor. Bu oran 56 yaş ve üzeri kullanıcılar arasında yüzde 51’e çıkarak fiyat odaklı alışveriş refleksinin yaşla birlikte daha da güçlendiğini gösteriyor.

Kadınlar alışverişte planlı, erkekler ise kampanya odaklı

Araştırma sonuçları, alışveriş stratejilerindeki cinsiyet farklılığını da rakamlarla ortaya koyuyor. Kadınların yüzde 38’i hediye alışverişini haftalar öncesinden planlayarak tamamlarken, erkeklerde erteleme ve kampanya takibi daha yaygın. Erkeklerin %28’i kampanya dönemlerini beklemeyi tercih ediyor, %17’si ise alışverişi son günlere bırakıyor. Karar verme hızında da benzer bir tablo dikkat çekiyor: Kadınların %59’u ne alacağını önceden bilerek “nokta atışı” alışveriş yaparken, erkeklerin %29’u daha çok araştırarak ve karşılaştırarak ilerliyor. Bu fark, kadınların daha planlı ve hızlı, erkeklerin ise daha fırsat ve fiyat odaklı bir alışveriş yaklaşımı benimsediğini ortaya koyuyor.

Sadece özel günlerde değil, içimizden geldiği için de hediye alıyoruz

Araştırmanın bir diğer dikkat çekici sonucu hediye kültürünün yalnızca takvimdeki özel günlerle sınırlanmadığı. Her 10 kişiden 8’i hediye almak için sadece Sevgililer Günü gibi özel tarihleri beklemiyor. “İçinden geldiği için” hediye aldığını belirtenler arasında en çok tercih edilen kategori yüzde 48 ile giyim ve aksesuar.

Özellikle kadınlarda ve 36–45 yaş grubunda bu oran %54’e kadar yükseliyor. Çiçek ya da tatlı gibi sembolik hediyelerden ziyade, günlük hayatta kullanılabilecek ürünlerin öne çıkması, hediyenin giderek daha işlevsel bir jest haline geldiğini ortaya koyuyor.

Doğru Hedef Kitleye Gerçek Zamanlı Erişim

hediye alışkanlıkları değişiyor: hopi ve ipsos’tan gerçek zamanlı tüketici analizi

Hopi CEO’su Elif Ateşok Şatıroğlu, Ipsos Türkiye ile kurulan bu stratejik iş birliğinin önemini şu sözlerle vurguladı:

“Hopi olarak perakende dünyasında bir sadakat programı olmanın çok ötesinde, 20 milyonu aşkın kullanıcımızdan gelen gerçek alışveriş ve etkileşim verilerini ileri analitik yetkinliklerle içgörüye dönüştüren bir teknoloji ve veri platformuyuz. Ipsos Türkiye ile hayata geçirdiğimiz bu stratejik iş birliği, veri ve teknolojiyi köklü araştırma metodolojisiyle bir araya getirerek tüketici davranışlarını çok daha hızlı, gerçekleştiği an ve koşullar çerçevesinde anlamamızı sağlıyor.

Uygulama içi anket modülümüz sayesinde, doğru hedef kitlelere anlık ulaşıp saha araştırma süreçlerini kısaltıyoruz. Asıl farkı, anket verilerini gerçek alışveriş davranışlarıyla birleştirerek markalar için aksiyona dönük, stratejik içgörülere dönüştürmemizle yaratıyoruz. Bu iş birliğiyle içgörü üretmekle kalmıyor; ürün stratejisinden kampanya kurgusuna kadar uzanan kritik karar alanlarında somut aksiyon setleri sunuyoruz.”

ipsos1

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Hopi ile iş birliğimiz, araştırmada erişim, hız ve davranış temelli içgörüyü aynı potada buluşturan güçlü bir model sunuyor. Hopi’nin zengin veri tabanı sayesinde sahada erişimi sınırlı olan, yüksek satın alma gücüne sahip müşteri segmentlerine hızlı ve güvenilir biçimde ulaşabiliyor; farklı ihtiyaç ve beklentilere göre tanımlanan özel kitleler için derinlemesine, aksiyona dönük içgörüler üretebiliyoruz. Hopi’nin derin data gücünün sağladığı olanaklar da araştırma metodolojisi açısından önemli bir değer yaratıyor. Üniversite kampüsleri, AVM gibi gerçek zamanlı araştırma yapmak için erişimin sınırlı olduğu alanlar, Hopi ile etkin bir araştırma ortamına dönüşüyor. Böylece tüketici deneyimini bağlamı içinde ölçebiliyor, segment bazında karşılaştırmalı analizlerle karar süreçlerini gerçek yaşam temas noktalarıyla birlikte değerlendirebiliyoruz. Ipsos Türkiye ve Hopi’nin teknoloji yetkinliğini bir araya getirerek markalara daha hızlı, daha derin ve segment odaklı içgörüler sunuyoruz.”