Ana Sayfa Blog Sayfa 5

National Geographic ve Boyner, Kâşiflere İlham Vermek için Yeniden Bir Arada!

Yeni rotaların peşine düşmeyi, merak etmeyi ve keşfetme duygusunu yaşamın bir parçası haline getirmeyi sevenlerin markası National Geographic, yeniden Boyner’de. Daha önce de Boyner’de büyük ilgi gören marka, yeni sezon koleksiyonuyla keşif ruhunu şehir hayatından doğaya uzanan çok yönlü bir stil anlayışıyla buluşturuyor.

Her rota, keşfedilmeyi bekleyen yeni bir hikâyeye açılıyor. Bazen yeni bir şehrin sokaklarında, bazen hafta sonu doğaya uzanan bir yolculukta, bazen de her gün geçtiğimiz yollarda… National Geographic’in yeni sezon koleksiyonu da bu merak duygusundan besleniyor; konforu, işlevselliği ve teknik detayları yalnızca outdoor deneyimlerin değil, gündelik hayatın da bir parçası haline getiriyor.

135 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan National Geographic’in etki odaklı mirası ve geleceği, Boyner’de çağdaş bir stil anlayışıyla yeniden yorumlanıyor. Sade siluetler, doğadan ilham alan renkler ve işlevsel detaylarla şekillenen kadın, erkek ve çocuk koleksiyonları; değişen hava koşullarına uyum sağlayan yapıları ve hareket özgürlüğünü destekleyen tasarımlarıyla günün farklı anlarına eşlik ediyor.

“Dünyanın en güçlü keşif miraslarından biriyle yeniden iş birliği yapmanın heyecanını yaşıyoruz.”

boyner buyuk magazacilik urun ve kategori yonetimi genel mudur yardimcisi orcun kizildag 002

Boyner’de farklı tarzlara yanıt veren zengin bir seçki sunduklarını vurgulayan Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Orçun Kızıldağ: “Boyner müşterilerinin geçmiş sezonlardan yakından tanıdığı ve ilgiyle karşıladığı National Geographic ile iş birliğimizi bir adım öteye taşımak ve yolculuğumuza aynı tutkuyla devam etmek bizim için heyecan verici. Dünyanın en güçlü keşif miraslarından birine sahip National Geographic’in işlevselliği güncel tasarım anlayışıyla buluşturan yaklaşımının seçkimize farklı ve güçlü bir değer kattığına inanıyoruz. Her türlü hava koşuluna uyum sağlayan teknik özellikleri, konfor ve çağdaş tasarımla bir araya getiren sonbahar-kış koleksiyonu; şehir hayatından doğaya uzanan farklı anlara eşlik eden çok yönlü bir stil sunuyor. National Geographic ile müşterilerimizi yalnızca yeni bir koleksiyonla değil, merakı, keşfetme arzusunu ve yeni deneyimlere açık olmayı hayatın her anına taşıyan bir dünyayla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz.” dedi.

the walt disney company turkiye ulke genel muduru cenk soner

The Walt Disney Company Türkiye Ülke Genel Müdürü Cenk Soner; “Boyner’in uzmanlığı ve National Geographic’in güçlü marka mirasını bir araya getiren bu projenin, markanın temsil ettiği keşif ve merak ruhunu Türkiye’de daha geniş kitlelere ulaştıracağına inanıyoruz. Bu yolculukta Boyner ile yeniden bir araya gelmekten ve National Geographic’in hikâyesini yeni nesillerle buluşturacak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi.

Doğanın izleri, şehrin enerjisi

National Geographic’in yeni sezonunda renkler de bu hikâyenin bir parçası oluyor. Toprak tonları, kamuflaj, haki, bej ve antrasit gibi doğayla özdeşleşen renkler; modern kesimlerle yorumlanıyor. Ortaya çıkan palet, doğanın dinginliğini modern yaşamın enerjisiyle aynı noktada birleştiriyor. Koleksiyonda yer alan su itici özellikli katmanlar ve rüzgar geçirmeyen yapılar ise doğa koşullarına karşı koruma sağlıyor.

Boyner, National Geographic’in dünyasını keşfetmek isteyen herkesi Boyner’e, Boyner Online’a, Boyner uygulamasına ve Boyner Now’a bekliyor.

Tamek Sagra Grup’un Genel Koordinatörü Kadir Büyükhelvacıgil Oldu

Gıda ve FMCG sektörlerinde 20 yılı aşkın yönetim, üretim, ticari operasyon ve uluslararası iş deneyimine sahip Kadir Büyükhelvacıgil, Tamek Sagra Grup Genel Koordinatörü olarak görevine başladı. Büyükhelvacıgil, yeni görevinde Tamek ve Sagra’nın Türkiye’de ve uluslararası pazarlarda sürdürülebilir büyümesine liderlik edecek.

Türkiye’nin köklü gıda markalarından Tamek,Tadelle ve Sarelle’yi bünyesinde bulunduran Tamek Sagra Grup’ta Genel Koordinatörlük görevini Kadir Büyükhelvacıgil üstlendi. Temmuz ayı itibarıyla görevine başlayan Büyükhelvacıgil, 20 yılı aşkın kariyeri boyunca gıda üretimi, finans, ticari operasyonlar, satış ve dağıtım, uluslararası ticaret, marka geliştirme ve genel yönetim alanlarında üst düzey sorumluluklar üstlendi.

Kariyerinin yaklaşık 20 yılını Helvacızade Şirketler Grubu bünyesinde geçiren Büyükhelvacıgil; Yönetim Kurulu Üyeliğinin yanı sıra grubun farklı şirket ve yatırımlarında üst düzey yönetim görevlerinde bulundu. Bu dönemde kurumsallaşma, finansal yönetim, üretim yatırımları, marka geliştirme, satış ve dağıtım organizasyonları, ihracat ve uluslararası büyüme süreçlerinde aktif rol aldı. Büyükhelvacıgil ayrıca grubun kendi markalarının distribütör yapılanmasının yanı sıra farklı FMCG markalarının dağıtım operasyonlarının yönetiminde de sorumluluk üstlendi.

Helvacızade sonrasında girişimcilik yolculuğuna devam eden Büyükhelvacıgil, Roro Gıda’yı kurarak CandyZoo başta olmak üzere farklı tüketici markaları ve perakende konseptlerinin geliştirilmesine liderlik etti. Haziran 2026’ya kadar CEO olarak aktif yönetim sorumluluğunu sürdüren Büyükhelvacıgil, Temmuz 2026 itibarıyla Tamek Sagra Grup Genel Koordinatörlüğü görevini üstlendi.

Kadir Büyükhelvacıgil kimdir?

Çevre Mühendisliği lisans eğitiminin ardından İşletme ve Toplam Kalite Yönetimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Kadir Büyükhelvacıgil, kariyerine Cargill’de başladı.

Yaklaşık 20 yıl boyunca Helvacızade Şirketler Grubu’nda farklı yönetim sorumlulukları üstlenen Büyükhelvacıgil; Yönetim Kurulu Üyeliği dahil olmak üzere finans, ticari operasyonlar, üretim yatırımları, satış ve dağıtım, marka yönetimi, iş geliştirme ve uluslararası ticaret alanlarında görev yaptı.

Girişimci olarak kurduğu Roro Gıda bünyesinde tüketici markaları ve perakende konseptleri geliştiren Büyükhelvacıgil, CandyZoo’nun kuruluş ve büyüme sürecine liderlik etti. Profesyonel kariyerinin yanı sıra DEİK Türkiye-Japonya İş Konseyi Yürütme Kurulu Üyeliği, GEN Türkiye Yönetim Kurulu Üyeliği ve TOBB Girişimciler Kurulu Üst Kurul Üyeliği gibi farklı platformlarda görev aldı.

Tamek ve Sagra güçlerini OYAK çatısı altında birleştirdi

Türkiye’nin köklü ve güçlü gıda markalarından Tamek ve Sagra, 2021 yılında OYAK Şirketleri bünyesine dahil oldu. İki şirket, OYAK’ın gıda ve tarım alanındaki büyüme vizyonu doğrultusunda 2025 yılında “Tamek-Sagra Grup Gıda Üretim A.Ş.” çatısı altında birleşti.

OYAK, Tamek ve Sagra’nın yarım yüzyılı aşan bilgi birikimi ve marka gücünü daha ileriye taşımayı; pazardaki fırsatları değerlendirerek ürün çeşitliliğini geliştirmeyi ve özellikle gıda ihracatında güçlü bir büyüme sağlamayı hedefliyor. Kadir Büyükhelvacıgil, yeni görevinde Tamek ve Sagra’nın Türkiye’de ve uluslararası pazarlarda büyümesine liderlik edecek.

Alfa Kuşağı Perakendeyi Şimdiden Etkiliyor: Markalar Geleceği Bekleyemez

2010–2025 yılları arasında doğan Alfa kuşağı, markaların gelecekteki hedef kitlesi olmaktan çıkıp bugünün tüketim kararlarını etkileyen bir gruba dönüşüyor. Forbes Türkiye’de yayımlanan araştırmaya göre, bu kuşağın yalnızca ABD’de yaklaşık 255 milyar dolarlık harcama üzerinde etkisi bulunuyor. Akıllı telefonlar, sosyal medya ve algoritmik önerilerle büyüyen bu nesil; ürünleri keşfetme, markalarla etkileşim kurma ve satın alma kararlarını etkileme biçimiyle pazarlama stratejilerini yeniden şekillendiriyor.

Marka Keşfi Artık Sosyal Medyada Başlıyor

blob

Alfa kuşağı için bir markayla karşılaşmak, geleneksel reklamlarla sınırlı değil. Kısa videolar, içerik üreticileri, arkadaş tavsiyeleri ve algoritmik öneriler, ürünlerin keşfedilmesinde önemli rol oynuyor. Ancak yalnızca sosyal medyada görünür olmak yeterli değil. İçeriğin platformun diline, kullanıcıların izleme alışkanlıklarına ve topluluk kültürüne uygun olması gerekiyor. TikTok için hazırlanan bir içeriğin YouTube Shorts’a uyarlanması, aynı içeriğin her iki platformda da aynı etkiyi yaratacağı anlamına gelmiyor.

Bu durum, perakende markalarının içerik üretimine yaklaşımını da değiştiriyor. Markanın mesajını farklı kanallara taşımak yerine her platformda doğal karşılık bulabilecek içerikler geliştirmek önem kazanıyor. İçerik üreticileriyle iş birlikleri de yalnızca erişim sağlamak için değil, markanın ilgili topluluklarla gerçek bir ilişki kurabilmesi için değerlendiriliyor.

Alfa kuşağının markalarla ilişkisinde bir diğer unsur ise katılım beklentisi. Bu kuşak, yalnızca içerik izleyen veya reklamla karşılaşan bir kitle olarak değil; deneyime katkıda bulunabilen, fikirlerini paylaşabilen ve markanın iletişiminin bir parçası olabilen tüketiciler olarak öne çıkıyor. Markalar açısından bu yaklaşım, tek yönlü iletişimden karşılıklı etkileşime geçiş anlamına geliyor.

Satın Alma Kararında Çocuklar ve Ebeveynler Birlikte Etkili

alfa kusagi 1 1024x683 1

Alfa kuşağının harcamalar üzerindeki etkisini değerlendirirken, satın alma kararını kimin verdiği kadar ürünün gündeme nasıl geldiğine de bakmak gerekiyor. Çocuklar bir ürünü sosyal medyada keşfedebiliyor, arkadaşlarıyla paylaşabiliyor ve ailelerinin alışveriş listesine ekleyebiliyor. Ancak ödeme aşamasında fiyat, ürün güvenliği, kalite ve içerik gibi kriterler ebeveynlerin değerlendirmesine giriyor.

PwC’nin araştırmasına göre Alfa kuşağı çocuklarının yüzde 52’si ürünleri ortak kullanılan çevrimiçi alışveriş sepetine eklediğini belirtiyor. Bu veri, çocukların yalnızca satın alma kararını etkileyen bir ses olmadığını, dijital alışveriş yolculuğuna doğrudan katılabildiğini de gösteriyor.

Perakendeciler açısından bu tablo, çocuklara yönelik iletişim ile ebeveynlerin güven beklentisini birlikte ele almayı gerektiriyor. Bir ürünün çocukların ilgisini çekmesi ilk adımı oluştururken satın almayı tamamlayan unsur; ürün hakkında açık bilgi, güvenilirlik ve aile açısından anlamlı bir değer önerisi olabiliyor. Dolayısıyla markaların yalnızca dikkat çekici kampanyalara değil, satın alma kararını kolaylaştıran ürün sayfalarına, anlaşılır içerik bilgilerine ve şeffaf iletişime de yatırım yapması gerekiyor.

Görünürlükten Güvene Uzanan Yeni Rekabet

alfa kusagi.png

Alfa kuşağına ulaşmak isteyen markalar için reklamın açıkça belirtilmesi ve içerik üreticisiyle marka arasındaki ilişkinin şeffaf olması da önem taşıyor. Sponsorlu içeriği organik bir paylaşım gibi göstermeye çalışmak yerine ticari ilişkinin açıkça ifade edilmesi, tüketicinin markayla kurduğu ilişkinin güvenilirliğini destekleyebilir.

Bu yaklaşım, özellikle çocuklara yönelik pazarlamada daha fazla dikkat gerektiriyor. Markaların yaş grubuna uygun iletişim kurması, kişisel verilerin korunmasına önem vermesi ve ailelerin güvenlik beklentilerini gözetmesi gerekiyor. Çocukların ilgisini çekmek ile onları doğrudan satın almaya yönlendirmek arasındaki sınırın doğru yönetilmesi, uzun vadeli marka güveni açısından belirleyici.

Türkiye’deki perakende markaları için de Alfa kuşağı, gelecekte müşteri olacak bir grup olmanın ötesinde, bugünün aile alışverişlerini etkileyen bir kitle. Oyuncak, giyim, teknoloji, kişisel bakım ve hızlı tüketim ürünleri gibi kategorilerde markaların bu kuşağın içerik tüketim alışkanlıklarını anlaması kadar ebeveynlerin karar kriterlerini de dikkate alması gerekiyor.

Alfa kuşağına ulaşmak, yalnızca onların dikkatini çekmek değil; keşiften satın almaya uzanan süreçte hem çocukların ilgisini hem de ebeveynlerin güvenini kazanmak anlamına geliyor. Markalar için rekabetin yeni alanı, tüketicinin karşısına daha sık çıkmaktan çok, doğru platformda anlamlı bir ilişki kurabilmek.

Moda Sektöründe Polyester Tartışması: Tüketici Tercihleri Yeniden Değişiyor

Moda sektöründe uzun yıllardır düşük maliyet ve erişilebilir fiyatlarla özdeşleşen polyester, yeniden tüketici tepkilerinin odağında. Gap’in tasarımcı Zac Posen imzalı, örgü görünümü polyester-elastan file kumaşa basılan koleksiyonu satış başarısı yakalasa da sosyal medyada yoğun eleştiri aldı. Bu tepki, yalnızca belirli bir koleksiyonun tasarımına yönelik bir itiraz değil; tüketicilerin kullandıkları malzemeler, ürün kalitesi ve moda sektörünün üretim tercihleri hakkında değişen beklentilerinin de bir göstergesi.

Ucuz Üretim Avantajı, Marka Algısında Riski Beraberinde Getiriyor

lacivert polyester astar kumas

Polyester, dayanıklılığı, kolay kuruması ve düşük üretim maliyeti sayesinde hazır giyim sektörünün temel malzemelerinden biri haline geldi. Özellikle hızlı moda modeli, trendleri kısa sürede ve uygun fiyatlarla tüketiciye sunarken sentetik elyaflardan önemli ölçüde yararlandı. H&M, Zara ve Shein gibi markaların büyümesinde de maliyetleri kontrol altında tutabilen üretim modellerinin önemli bir yeri bulunuyor. Ancak aynı üretim yaklaşımı, tüketicilerin ürünlerin içeriğine ve çevresel etkilerine daha fazla dikkat etmeye başlamasıyla yeni bir sorgulama alanına dönüşüyor.

Gap örneğinde dikkat çeken nokta, ürünün ticari başarısı ile tüketici tepkisinin aynı anda ortaya çıkması. Koleksiyonun ilgi görmesi, tasarım ve marka geçmişinin tüketiciyi hâlâ harekete geçirebildiğini gösterirken polyester kullanımına yönelik eleştiriler, ürünün nasıl üretildiğinin de marka değerlendirmesinde giderek daha görünür hale geldiğine işaret ediyor. Başka bir ifadeyle, tüketicinin ürünü beğenmesi satın alma kararını destekleyebilir; ancak malzeme tercihi, markanın genel algısını etkileyen ayrı bir unsur olarak öne çıkabilir.

Bu durum, markaları ürün içeriklerini daha açık biçimde paylaşmaya da yöneltiyor. Gap gibi köklü markaların ürün açıklamalarında “yüzde 100 pamuk” veya “keten karışımı” gibi ifadeleri öne çıkarması, malzeme bilgisinin yalnızca teknik bir ürün detayı olmaktan çıkıp tüketici iletişiminin parçası haline geldiğini gösteriyor.

Doğal Elyaflar Yeni Bir Rekabet Alanı Yaratıyor

Polyestere yönelik eleştiriler, bütün tüketicilerin sentetik kumaşlardan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Sentetikler; performans giyiminde esneklik, dayanıklılık ve ter yönetimi gibi işlevsel avantajlar sunabiliyor. Nitekim spor giyimde bu özellikler, tüketicinin ürün tercihinde belirleyici olmaya devam ediyor. Ancak ürünün kullanım amacı ile malzeme seçimi arasındaki ilişkinin daha fazla sorgulanması, markaların hangi kumaşı neden kullandığını daha iyi açıklamasını gerektiriyor.

Quince ve Vuori gibi markalar, doğal elyaflara ve ürün içeriklerine yönelik iletişimleriyle bu değişen beklentilerden yararlanıyor. Quince, kaşmir ve organik pamuk gibi malzemelerle hazırlanan temel ürünleri daha erişilebilir fiyatlarla sunmaya odaklanırken Vuori, spor-şık ürün kategorisinde pamuklu koleksiyonlarını öne çıkarıyor. Bu örnekler, doğal kumaşların yalnızca lüks segmentin ayrıcalığı olarak konumlandırılmadığını; uygun fiyat, ürün kalitesi ve malzeme tercihini bir araya getiren yeni bir rekabet alanı oluşturduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte doğal elyaf kullanımı tek başına sürdürülebilirlik garantisi sunmuyor. Pamuk, yün ve diğer doğal malzemelerin de üretim süreçlerine bağlı çevresel etkileri bulunuyor. Bu nedenle tüketicilerin beklentilerine yanıt vermek isteyen markalar açısından asıl mesele, yalnızca polyester kullanımını azaltmak değil; malzeme seçimini, ürünün kullanım ömrünü, üretim koşullarını ve tedarik zincirini birlikte değerlendirmek.

Perakendede Ürün İçeriği de Marka Vaadinin Parçası

polyester kumas nedir

Polyester tartışması, perakendeciler için ürün geliştirme ve iletişim stratejilerinin birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu bir pazarda düşük maliyetli üretim hâlâ önemli bir avantaj. Ancak tüketicilerin ürün içeriğine ilişkin beklentileri güçlendikçe, yalnızca uygun fiyat sunmak markayı farklılaştırmak için yeterli olmayabilir. Ürün etiketleri, dijital ürün sayfaları ve malzeme açıklamaları, tüketicinin satın alma kararında daha fazla rol oynayabilir.

Türkiye’deki hazır giyim markaları açısından da bu konu iki temel soruyu gündeme getiriyor: Tüketici hangi ürünlerde doğal elyaf için daha fazla ödemeye hazır ve hangi kategorilerde sentetik malzemelerin sunduğu işlevsel faydaları önceliklendiriyor? Bu soruların yanıtı, tüm ürünlerde aynı malzeme yaklaşımını benimsemekten ziyade kategori bazında ürün ve fiyat stratejileri geliştirmeyi gerektiriyor.

Moda sektöründe rekabet, yalnızca ürünün nasıl göründüğü ve ne kadara satıldığı üzerinden değil, hangi malzemeden üretildiği ve bu tercihin tüketiciye nasıl açıklandığı üzerinden de şekilleniyor. Polyesterin yeniden tartışma konusu olması, markaların maliyet avantajı ile kalite, işlevsellik ve tüketici beklentileri arasında kurduğu dengeyi yeniden değerlendirmesini gerektiriyor.

Howden Türkiye’de Üst Düzey Atama

Bankacılık ve risk yönetimi alanında 26 yılı aşkın deneyime sahip Burcu Nasuhoğlu, Howden Türkiye’ye Kıdemli Risk Danışmanlığı Direktörü olarak katıldı. Nasuhoğlu, yeni görevinde Howden’ın kurumlara yönelik risk danışmanlığı ve sigorta brokerliği hizmetlerinin geliştirilmesine ve bu alandaki büyüme hedeflerine katkı sağlayacak.

Howden Türkiye, risk danışmanlığı yapılanmasını güçlendiriyor. Howden Türkiye ekibine katılan Burcu Nasuhoğlu, Kıdemli Risk Danışmanlığı Direktörü olarak bu yapılanmanın gelişimine katkı sağlayacak. Yeni dönemde, Nasuhoğlu’nun bilgi birikimi ve deneyimiyle Howden Türkiye’nin işletmelere yönelik risk danışmanlığı ve sigorta brokerliği hizmetlerinin geliştirilmesi; kurumların değişen ve çeşitlenen risklerinin bütünsel bir yaklaşımla ele alınması ve bu alandaki danışmanlık kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

“Burcu Nasuhoğlu’nun deneyimi risk danışmanlığı alanındaki yetkinliklerimize önemli katkı sağlayacak”

Atamaya ilişkin değerlendirmede bulunan Howden Türkiye CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Atınç Yılmaz, şunları söyledi:  “İşletmelerin karşı karşıya olduğu riskler giderek çeşitlenirken bu risklerin doğru şekilde belirlenmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi kurumların sürdürülebilir büyümesi açısından giderek daha fazla önem kazanıyor. Howden olarak sigorta brokerliğindeki uzmanlığımızı risk danışmanlığı yetkinliklerimizle bir araya getirerek müşterilerimize bütünsel çözümler sunmayı hedefliyoruz. Burcu’nun uzun yıllara dayanan bankacılık ve risk yönetimi deneyiminin; özellikle operasyonel ve finansal olmayan riskler, iklim ve sürdürülebilirlik riskleri ile kurumsal risk yönetimi ve itibar riski alanlarındaki bilgi birikiminin bu hedefimize önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. Kendisinin aramıza katılmasıyla Risk Danışmanlığı alanındaki yetkinliklerimizi güçlendirirken müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına yönelik danışmanlık çözümlerimizi de geliştirmeye devam edeceğiz.”

Atamayla ilgili görüşlerini paylaşan Jonathan Humphries, Howden Group Finansal Kuruluşlar Risk Danışmanlığı Başkanı, şunları söyledi: “Burcu, risk yönetimi alanındaki kapsamlı deneyimi ve sektördeki güçlü uzmanlığıyla ekibimize önemli bir değer katacaktır. Kendisinin aramıza katılmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Burcu, bankalar ve diğer kuruluşların risk yönetimi yatırımlarından en yüksek faydayı elde etmelerine, kurumsal dayanıklılıklarını güçlendirmelerine ve sigorta çözümleri aracılığıyla risklerini daha etkin yönetmelerine destek olacak çalışmalarımıza liderlik edecektir.”

“Kurumların değişen risk gündemine yönelik çözümler geliştirmeye odaklanacağım”

Yeni görevine ilişkin değerlendirmede bulunan Burcu Nasuhoğlu ise şu ifadelere yer verdi: “Uzun yıllar finans sektöründe risk yönetiminin çeşitli alanlarında edindiğim deneyimin ardından Howden Türkiye ekibine katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Kurumların risk gündemi bugün operasyonel risklerden iklim ve sürdürülebilirlik risklerine, bilgi sistemlerinden itibar ve üçüncü taraf risklerine kadar geniş ve birbiriyle bağlantılı bir yapıya sahip. Bu nedenle, risklerin yalnızca ayrı başlıklar altında değil, işletmelerin stratejileri ve iş yapış biçimleriyle birlikte bütünsel bir yaklaşımla ele alınmasının önemli olduğuna inanıyorum. Yeni görevimde, yıllar içinde edindiğim risk yönetimi deneyimini Howden’ın sigorta ve risk alanındaki uzmanlığıyla bir araya getirerek, kurumların ihtiyaçlarına yönelik katma  değerli danışmanlık çözümleri geliştirmeyi ve Howden Türkiye’nin bu alandaki büyümesine katkı sunmayı hedefliyorum.”

Risk yönetiminde 26 yılı aşkın deneyim

Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu olan Burcu Nasuhoğlu, profesyonel kariyerine 1999 yılında bankacılık alanında başladı. Kurumsal ve konsolide risk yönetimi, kredi riski ve finansal olmayan riskler alanlarında farklı sorumluluklar üstlendi. Nasuhoğlu, 2011-2025 yılları arasında Finansal Olmayan Riskler Birim Müdürü olarak görev yaptı.

Kariyeri boyunca operasyonel risk yönetimi çerçeveleri, operasyonel risk sermaye modelleri, stres ve senaryo analizleri, itibar riski, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği riskleri ile bilgi sistemleri risk yönetimi alanlarında kapsamlı deneyim kazanan Nasuhoğlu; iştirak riskleri ve sigorta yoluyla risk transferi çalışmalarında da çeşitli sorumluluklar üstlendi. Ayrıca kariyeri boyunca sektörel düzenlemelerin geliştirilmesine katkı sağlayan çeşitli çalışma gruplarında görev aldı.

Esas Gayrimenkul, Middle East Council of Shopping Centres & Retailers MENA Awards’tan 4 Ödülle Döndü

Esas Gayrimenkul, MENA bölgesindeki perakende ve alışveriş merkezi sektörünün en iyilerini onurlandırmak amacıyla düzenlenen MECSR Shopping Centre & Retailer MENA Awards 2026 ödülleri kapsamında yapay zeka, dijital entegrasyon ve sürdürülebilirlik alanlarındaki projeleriyle 2 altın ve 2 gümüş ödüle layık görüldü.

Türkiye’nin önde gelen ticari gayrimenkul şirketlerinden Esas Gayrimenkul, yenilikçi teknolojik yatırımları ve sürdürülebilirlik vizyonuyla uluslararası alanda başarısını tescillemeye devam ediyor. Şirket, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde perakende sektörünün en başarılı projelerini ve yenilikçi uygulamalarını ödüllendiren MECSR (Middle East Council of Shopping Centres & Retailers) MENA Awards 2026 kapsamında 4 farklı projesi ile ödül kazandı.

Esas Gayrimenkul, organizasyon kapsamında Türkiye’den 4 farklı projede ödüle layık görülen tek şirket oldu. Şirket, Sustainability Excellence: Reporting & Governance kategorisinde şeffaf ve uluslararası standartlara uygun olarak hazırladığı 2025 Sürdürülebilirlik Rapor Tasarımı ile altın ödül kazanırken; toplumsal fayda, sosyal etki ve çalışan deneyimini odağına alan Sosyal Değer @Work projesiyle Sustainability Excellence: Community & Social Impact kategorisinde altın ödüle ulaştı.

Teknoloji ve dijitalleşme kulvarında ise Service Excellence: AI & Digital Integration kategorisinde ziyaretçi analitiği platformu Visitify ve Londra merkezli teknoloji partneri Akerio AI ile birlikte geliştirdiği, yapay zeka tabanlı ticari gayrimenkul ve perakende yönetimi platformu Setric ile 2 gümüş ödüle layık görüldü.

Retail Congress MENA 2026 kapsamında düzenlenen “AI in Retail: Levelling Up the Operation” oturumunda sahne alan Esas Gayrimenkul, Setric’in AVM yatırımcıları ve perakendeci iş ortaklarının karar alma, performans yönetimi ve operasyonel süreçlerine sunduğu yeni nesil yaklaşımı paylaştı. Teknoloji, veri ve insan deneyimini odağına alan Esas Gayrimenkul, sektörün geleceğine yönelik vizyonunu ve dijital dönüşüm yaklaşımını uluslararası sektör temsilcileriyle buluşturdu.

“Yapay zeka odaklı dijital dönüşüm hamlemiz ve sürdürülebilirlik vizyonumuz, uluslararası alanda tescillendi”

Kazanılan ödüllerle ilgili açıklamada bulunan Esas Gayrimenkul CEO’su Cem Eriç, şu ifadeleri kullandı: “Esas Gayrimenkul olarak yapay zeka ile dijital transformasyonu ve sürdürülebilirliği iş modelimizin merkezine koyuyoruz. MECSR MENA Awards gibi bölgenin en saygın platformlarından birinde hem yapay zeka tabanlı iş yönetim platformlarımız Setric ve Visitify ile, hem de sürdürülebilirlik ve sosyal değer odaklı projelerimizle 4 ödül birden almak bizler için büyük bir gurur kaynağı. Özellikle teknoloji partnerimiz ile birlikte geliştirdiğimiz Setric platformumuzun yapay zeka ve dijital entegrasyon ile hizmette mükemmellik alanında ödüllendirilmesi, ticari gayrimenkul yönetiminde teknolojiyle liderlik etme vizyonumuzun ne kadar doğru bir yolda olduğunu gösteriyor. Bu başarılar, ekip olarak ortaya koyduğumuz vizyoner bakış açısının ve kolektif emeğin bir sonucudur. Emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyor; sektörümüze değer katan yenilikçi projeler üretmeye kararlılıkla devam edeceğimizi belirtmek istiyorum.”

Z Kuşağı Daha Az Harcıyor, Daha Çok Markadan Alışveriş Yapıyor

Attain ve Dentsu tarafından yayımlanan yeni bir araştırmaya göre Z kuşağı tüketicileri, diğer kuşaklara kıyasla yüzde 25 daha az harcama yaparken alışveriş yaptıkları işletme sayısını yüzde 6 artırıyor. Araştırma, genç tüketicilerin bütçelerinin daha sınırlı olmasına rağmen harcamalarını daha fazla marka ve kategoriye yaydığını ortaya koyuyor. Üstelik Z kuşağı, marka isimlerine önem verme konusunda diğer kuşaklardan yüzde 25 daha önde olsa da aynı markalardan tekrar alışveriş yapma olasılığı yüzde 18 daha düşük.

Marka Bilinirliği Var, Sadakat Daha Kırılgan

z kusagi.jpg

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Z kuşağının markalara ilgisiz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, marka isimleri bu tüketiciler için hâlâ önemli. Ancak bir markayı tanımak ve beğenmek, onu her alışverişte yeniden tercih etmek için yeterli olmayabiliyor. Genç tüketiciler harcamalarını daha fazla işletmeye dağıtırken restoran, eğlence, seyahat, giyim, elektronik ve güzellik gibi kategorilere de önemli pay ayırıyor.

ABD’de Z kuşağının günlük harcamalarının yüzde 66’sı bu tür isteğe bağlı ürün ve hizmetlere yöneliyor. Diğer kuşaklarda bu oran yüzde 58 seviyesinde. Restoranlar, spor salonları, ulaşım, video oyunları ve eğlence harcamaları genç tüketicilerin bütçesinde daha belirgin bir yer tutuyor. Bu dağılım, alışverişin yalnızca ürün ihtiyacını karşılamaktan ibaret olmadığını; sosyal yaşam, zaman kazanma ve deneyim tercihleriyle birlikte şekillendiğini gösteriyor.

Bununla birlikte Z kuşağını yalnızca deneyime para harcayan bir tüketici grubu olarak değerlendirmek de doğru değil. Araştırmaya göre bu kuşak, indirim kuponu kullanma konusunda genel nüfusa kıyasla yüzde 7 daha yüksek bir eğilim gösteriyor. Dolayısıyla genç tüketiciler bir yandan deneyim ve kolaylığa önem verirken diğer yandan harcamalarını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Markalar açısından önemli olan, bu iki beklentiyi birbirinin karşıtı olarak değil, aynı tüketici davranışının parçaları olarak okuyabilmek.

Perakendede Rekabet, Tekrar Satın Alma Davranışını Kazanmaktan Geçiyor

alisveris.png

Z kuşağının harcamalarını daha fazla işletmeye yayması, perakendecilerin müşteri kazanımı ve sadakat stratejilerini yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Geleneksel pazarlama yaklaşımında bilinirlik yaratmak, tüketiciyi mağazaya çekmek ve satın alma gerçekleştirmek temel hedefler arasında yer alıyor. Ancak tüketici farklı markalara daha açık hale geldikçe ilk satın alma kadar ikinci ve üçüncü satın almayı sağlayabilmek de önem kazanıyor.

Bu noktada kişiselleştirilmiş teklifler, sadakat programları ve indirimler tek başına yeterli olmayabilir. Markaların tüketicinin hangi koşullarda kendilerini tercih ettiğini, hangi ihtiyaçlarda alternatiflere yöneldiğini ve alışveriş kararının nasıl değiştiğini anlaması gerekiyor. Özellikle farklı kategorilerde ve kanallarda gerçekleşen harcamaları birlikte değerlendirebilen veri altyapıları, müşteri davranışını daha bütünlüklü okumaya yardımcı olabilir.

Araştırmanın perakende açısından bir diğer sonucu da medya, satış ve ölçümleme süreçlerinin birbirinden bağımsız ele alınamayacağı. Dentsu’nun perakende ve ticaret yöneticisi Aisha Khan’ın değerlendirmesine göre markaların hedef kitleyi anlama, medya planlama, ticaret ve performans ölçümleme süreçlerini birlikte yönetmesi gerekiyor. Çünkü bir kampanyanın başarısı yalnızca erişim veya etkileşimle değil, tüketicinin gerçek satın alma davranışı üzerindeki etkisiyle de değerlendirilmeli.

Türkiye’deki perakendeciler açısından da benzer bir soru öne çıkıyor: Markanın bilinirliği satışa, satış ise sürdürülebilir müşteri ilişkisine dönüşüyor mu? Özellikle fiyat hassasiyetinin arttığı bir ortamda tüketicinin yalnızca kampanya dönemlerinde değil, farklı alışveriş ihtiyaçlarında da aynı markaya dönmesini sağlayan unsurları anlamak kritik hale geliyor.

Z kuşağı için markanın tanıdık olması ilk tercihi getirebilir; ancak tekrar tercih edilmek, her alışverişte yeniden değer sunmayı gerektiriyor. Perakendeciler açısından rekabetin önemli bir bölümü, tüketicinin dikkatini çekmekten çok, bu dikkati kalıcı bir satın alma ilişkisine dönüştürebilmekte yatıyor.

Uniqlo, Zara’nın Liderliğine Göz Dikti: Küresel Yarışın Yeni Cephesi ABD

Uniqlo’nun sahibi 2026 mali yılını rekor gelirle tamamladı. 31 Ağustos’ta sona eren mali yılda şirketin geliri yıllık yüzde 16,6 artarak 3,96 trilyon yene, yaklaşık 25 milyar dolara ulaştı. Uluslararası faaliyetlerden elde edilen gelir yüzde 26,2 yükselirken, Kuzey Amerika’daki büyüme de dikkat çekti. H&M’i geride bırakmaya hazırlanırken gözünü dünyanın en büyük moda perakendecilerinden Inditex’e, dolayısıyla Zara’ya çevirdi. Şirketin bu hedefe ulaşmasında ABD pazarındaki performansı belirleyici olabilir.

Uniqlo ve Zara: İki Farklı Perakende Modeli

zara magaza yeni

Uniqlo ile Zara arasındaki rekabet, yalnızca mağaza sayısı veya satış hacmi üzerinden okunabilecek bir yarış değil. Zara’nın sahibi Inditex, trendleri hızla ürüne dönüştüren, koleksiyonlarını sık yenileyen ve moda gündemine hızlı yanıt veren bir modelle büyüdü. Uniqlo ise LifeWear yaklaşımıyla zamana daha az bağlı, işlevsel ve günlük kullanıma uygun temel ürünlere odaklanıyor. Isı teknolojili HEATTECH ürünleri, hafif montlar ve temel giyim parçaları, markanın ürün stratejisinin öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor.

Bu ayrım, tüketicinin giyim alışverişinden beklentilerinin çeşitlendiği bir dönemde önem kazanıyor. Zara, yeni trendleri takip etmek isteyen müşteriye hitap ederken Uniqlo, farklı mevsimlerde ve farklı kullanım alanlarında değerlendirilebilen ürünler üzerinden değer yaratıyor. Bu nedenle Uniqlo’nun büyümesini yalnızca hızlı moda oyuncularına karşı bir başarı olarak değerlendirmek eksik kalır. Marka, işlevsellik, kalite ve fiyat dengesini merkeze alan alternatif bir küresel perakende modeli oluşturuyor.

Fast Retailing’in 2026 mali yılında faaliyet gösterdiği tüm bölgelerde gelir ve kârlılığını artırması da bu yaklaşımın farklı pazarlarda karşılık bulduğunu gösteriyor. Şirketin uluslararası gelirleri yüzde 26,2 artarken, Kuzey Amerika gelirleri yüzde 35 yükseldi. Avrupa’da ise gelir artışı yüzde 39’a ulaştı. Üstelik Kuzey Amerika ve Avrupa’nın toplam geliri ilk kez Büyük Çin bölgesini geride bıraktı. Bu gelişme, şirketin uluslararası büyümesinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret ediyor.

ABD Pazarı Neden Belirleyici?

Fast Retailing’in büyüme hedefleri açısından ABD, henüz tam anlamıyla değerlendirilmemiş bir pazar. Kuzey Amerika, 2026 mali yılında şirketin toplam gelirinin yaklaşık yüzde 9,2’sini oluşturdu. Buna karşılık Zara, H&M ve Gap gibi markalar ABD’de daha yerleşik bir bilinirliğe ve mağaza ağına sahip. Uniqlo’nun New York, Chicago ve Boston gibi şehirlerde açtığı mağazalar büyümeyi desteklerken şirket, San Francisco ve Miami gibi yeni lokasyonlara da hazırlanıyor. Yönetim, önümüzdeki beş yıl içinde Kuzey Amerika’da yıllık yaklaşık 6,3 milyar dolarlık gelir elde etmeyi hedefliyor.

Ancak ABD’de büyümek yalnızca yeni mağazalar açmakla sınırlı değil. Uniqlo’nun farklı şehirlerde marka bilinirliğini artırması, ürünlerinin işlevsel faydalarını anlatması ve yerel tüketicinin gardırop alışkanlıkları içinde kalıcı bir yer edinmesi gerekiyor. Büyük mağazalar bu noktada yalnızca satış alanı değil, markanın ürünlerini, teknolojilerini ve yaşam tarzı yaklaşımını doğrudan deneyimletebildiği alanlar olarak öne çıkıyor. Fiziksel mağazaya yapılan yatırımın marka iletişimiyle birlikte ele alınması, uluslararası büyümenin önemli parçalarından biri haline geliyor.

Öte yandan Zara’nın karşısında olmak, Uniqlo için yalnızca büyüme fırsatı değil, ciddi bir ölçek sınavı da yaratıyor. Inditex, 2025 yılında yaklaşık 47 milyar dolar gelir elde ederek Fast Retailing’in önünde önemli bir farkla yer aldı. Fast Retailing’in uzun vadeli hedefi ise yıllık 10 trilyon yen, yaklaşık 63 milyar dolar gelir seviyesine ulaşmak. Bu hedef, şirketin yalnızca H&M’i geride bırakmakla yetinmediğini, küresel moda perakendesinin liderliğini istediğini ortaya koyuyor.

Uniqlo’nun Zara’ya karşı mücadelesi, hızlı moda modelini kopyalamaktan çok, kendi ürün ve mağaza yaklaşımını yeni pazarlarda ölçeklendirebilmesine bağlı. Türkiye’deki perakendeciler açısından da bu rekabet, büyümenin yalnızca daha fazla mağaza açmakla değil, markanın tüketiciye sunduğu değeri netleştirmek ve bu vaadi ürün, fiyat ve mağaza deneyimi boyunca tutarlı biçimde yaşatmakla mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Nesquik Çocukluk Algısının Ötesine Geçiyor: NBA İş Birliğiyle Yeni Nesillere Ulaşıyor

Nestlé, bugüne kadarki en büyük uluslararası marka iş birliğini NBA ile hayata geçiriyor. 1 Ocak 2027’de başlayacak ve dört kıtada 21 pazarı kapsayacak çok yıllı anlaşma kapsamında Nesquik, Milo ve Nescau, NBA’in resmî iş ortakları arasına katılacak. İş birliği; gençleri basketbolla buluşturmayı, taraftar deneyimleri yaratmayı ve markaları tüketicilerin günlük yaşamıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirmeyi hedefliyor. Anlaşma, Nestlé’nin daha az sayıda ancak daha geniş ölçekli küresel pazarlama platformlarına odaklanma stratejisinin de bir parçası.

Nesquik İçin Yeni Hedef: Çocukluktan Yetişkinliğe Uzanan Marka Bağı

1791368635 nestl nba

Nesquik uzun yıllardır özellikle çocuklarla ve ailelerle özdeşleşen bir marka. Ancak markanın büyüme potansiyeli, yalnızca çocukluk döneminde tüketilen bir ürün olarak kalmamasına bağlı. Yetişkinlerin de markayla ilişki kurmasını sağlamak, Nesquik’in tüketici kitlesini genişletirken yıllar içinde oluşan marka bilinirliğini yeniden değerlendirmesine imkân tanıyor.

NBA iş birliği bu açıdan önemli bir rol oynayabilir. Basketbol, gençlerin yanı sıra yetişkin taraftarların da güçlü bir ilgi duyduğu, gündelik kültürle ve sosyal deneyimlerle iç içe bir alan. Nesquik’in bu platformda yer alması, markanın yalnızca çocuklara yönelik bir içecek olarak algılanmasının ötesine geçmesine yardımcı olabilir. Maç izleme alışkanlıkları, taraftar etkinlikleri ve NBA temalı ürün ambalajları, markayı farklı yaş gruplarının gündelik yaşamına taşıyabilecek temas noktaları yaratıyor.

Bu yaklaşım, Nesquik’in yetişkinlere ulaşma çabasından bağımsız düşünülemez. Marka, geçmişte de yetişkinlerin protein ihtiyacına ve aktif yaşam tarzına odaklanan ürün ve iletişim çalışmaları gerçekleştirdi. NBA ortaklığı ise bu stratejiyi daha geniş bir kültürel platforma taşıma potansiyeli taşıyor. Buradaki hedef yalnızca yeni tüketicilere ulaşmak değil, markanın hangi yaşta ve hangi tüketim anında tercih edilebileceğine ilişkin algıyı genişletmek.

Sponsorluktan Perakende Deneyimine

Anlaşma, logo kullanımının ötesinde perakende uygulamalarını ve taraftar deneyimlerini de kapsıyor. NBA markalı ambalajlar, bilet ve lisanslı ürün kazanma fırsatları ile yerel pazarlarda düzenlenecek etkinlikler, iş birliğinin tüketiciyle doğrudan temas kurmasını sağlayacak. Ayrıca NBA’in gençlere yönelik basketbol programları üzerinden çocukların ve ailelerin spora katılımının teşvik edilmesi planlanıyor. Faaliyetlerin ülkelerin yerel dinamiklerine göre uyarlanması da küresel bir iş birliğinin farklı pazarlarda karşılık bulması açısından önem taşıyor.

Perakende açısından bu model, sponsorlukların satış noktasıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Tüketici, markayla yalnızca reklam karşısında değil; ürün ambalajında, mağaza içi promosyonda, dijital içerikte ve katıldığı etkinlikte karşılaşabiliyor. Bu temaslar aynı strateji etrafında birleştirildiğinde sponsorluk, kısa süreli görünürlük sağlayan bir kampanyadan daha kapsamlı bir marka deneyimine dönüşebiliyor.

Nesquik için temel mesele, NBA’in geniş taraftar kitlesinden yararlanmanın ötesinde, bu ilgiyi kalıcı bir tüketici bağına dönüştürmek olacak. Yetişkin tüketiciler açısından marka algısının değişmesi, yalnızca spor temalı ambalajlarla değil; ürün çeşitliliği, iletişim dili ve tüketim anlarının doğru tanımlanmasıyla mümkün. Nesquik’in büyüme fırsatı, çocuklukla özdeşleşen marka hafızasını korurken yetişkinlerin de kendilerini markanın doğal hedef kitlesi olarak görebileceği yeni kullanım alanları yaratmasında yatıyor.

Lululemon’da Yönetim Değişikliği: Rekabet Gücü İçin Ürün ve Operasyon Yeniden Yapılanıyor

Spor giyim markası Lululemon, rekabet gücünü artırmak ve büyüme stratejisini desteklemek amacıyla üst yönetim yapısında değişikliğe gidiyor. Şirket, ürün geliştirme ve operasyon süreçlerini daha bütünleşik yönetmek için iki yeni yönetici atadı. Athleta’nın eski CEO’su Maggie Gauger, Başkan ve Ürün Direktörü; Walmart Kanada’nın eski Büyümeden Sorumlu Yöneticisi Joseph Godsey ise Operasyon Direktörü olarak görevlendirildi. Her iki yönetici de 26 Ekim 2026’da görevlerine başlayacak.

Ürün ve Operasyon Yönetimi Yeniden Şekilleniyor

img 2902

Maggie Gauger, tasarım, ürün yönetimi, ayakkabı, inovasyon ve malzeme bilimi ekiplerinden sorumlu olacak. Nike’ta 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Gauger’ın görevi, ürün geliştirme sürecinin farklı aşamalarını ortak bir strateji altında birleştirmek. Joseph Godsey ise tedarik zinciri, üretim, planlama, sipariş karşılama ve sürdürülebilirlik gibi alanları yönetecek. Adidas ve Walmart’taki deneyimiyle öne çıkan Godsey’in, ürünlerin geliştirilmesinden müşteriye ulaştırılmasına kadar uzanan operasyonel süreçleri daha koordineli hale getirmesi bekleniyor.

Yönetim değişikliği, şirketin diğer birimlerini de kapsıyor. Lululemon, marka yönetimi, iletişim ve teknoloji alanlarında yeni yöneticiler ararken Marka ve Ürün Aktivasyon Direktörü Nikki Neuburger ile Tedarik Zinciri Direktörü Ted Dagnese’in 6 Kasım’da şirketten ayrılması planlanıyor. Eylül ayında CEO olarak göreve başlayan Heidi O’Neill’in liderliğinde gerçekleşen bu değişiklikler, şirketin mevcut işleyişini gözden geçirme ve rekabet stratejisini yeniden şekillendirme çabasının parçası.

Büyüme Baskısı Yönetim Yapısını da Etkiliyor

lululemon magaza

Lululemon’ın yeniden yapılanma kararı, şirketin finansal performansındaki zayıflamayla birlikte değerlendirilmeli. Şirketin 2026 mali yılının ikinci çeyreğinde geliri yıllık bazda yüzde 4 düşerek 2,4 milyar dolara geriledi. Karşılaştırılabilir satışlar yüzde 9 azalırken, Amerika kıtasındaki gelirde yüzde 8 düşüş yaşandı. Bu tablo, ürün teklifinin ve müşteriyle kurulan ilişkinin yeniden güçlendirilmesinin şirket açısından önemini artırıyor.

Spor giyim pazarında rekabet yalnızca yeni ürünler sunmakla sınırlı değil. Ürünlerin doğru zamanda pazara çıkması, talebin doğru tahmin edilmesi, stokların etkin yönetilmesi ve marka vaadinin mağazadan dijital kanallara kadar tutarlı biçimde sunulması da performansı belirliyor. Lululemon’ın ürün ve operasyon yönetimini ayrı liderlik alanlarında yeniden yapılandırması, bu süreçler arasındaki koordinasyonu güçlendirme hedefi taşıyor.

Bu yaklaşım, perakendede büyüme sorunlarının yalnızca pazarlama veya ürün tasarımı üzerinden çözülemeyeceğini de ortaya koyuyor. Ürün stratejisi, tedarik zinciri ve müşteri deneyimi aynı hedef doğrultusunda çalışmadığında, güçlü bir marka konumlandırmasını sürdürülebilir büyümeye dönüştürmek zorlaşıyor. Lululemon’ın yeni yönetim yapılanmasının başarısı da bu alanları ne ölçüde bütünleştirebildiğiyle yakından ilişkili olacak.