Ana Sayfa Blog Sayfa 60

Victoria’s Secret, Satışlardaki Artışla Birlikte Tüm Yıl Beklentilerini Yükseltti

Victoria’s Secret, üçüncü çeyrekte satışlarının artmasıyla birlikte tüm yıl için beklentilerini yukarı yönlü revize etti.

İç çamaşırı perakendecisi, 1 Kasım’da sona eren 13 haftalık dönemde faaliyet zararını geçen yılın aynı dönemine göre 35 milyon sterlinden (47 milyon dolar) 14 milyon sterline (19 milyon dolar) düşürdü.

Net satışlar bu dönemde bir önceki yıla göre %9 artarak 1,10 milyar sterline (1,472 milyar dolara) ulaştı.

Satışlardaki artış, markanın daha önce açıkladığı 1,04 milyar sterlin (1,390 milyar dolar) ile 1,06 milyar sterlin (1,420 milyar dolar) arasındaki tahmin aralığının üzerine çıkmasını sağladı.

Victoria’s Secret’ın gelir artışı, Victoria’s Secret, Pink ve Beauty markalarının yanı sıra tüm kanal ve coğrafyalardaki ivme sayesinde gerçekleşti.

Şirketin düzeltilmiş faaliyet geliri 0 milyon sterlin ile başabaş noktasında gerçekleşti ve bu, daha önceki 26 milyon sterlin (35 milyon dolar) ile 41 milyon sterlin (55 milyon dolar) arasındaki düzeltilmiş faaliyet zararı tahmin aralığına göre bir iyileşme anlamına geliyor.

Şirket, tüm yıl için net satış tahminini yükselterek, önceki 4,74 milyar sterlin (6,330 milyar dolar) ile 4,80 milyar sterlin (6,410 milyar dolar) arasındaki tahminden 4,8 milyar sterlin (6,450 milyar dolar) ile 4,86 milyar sterlin (6,48 milyar dolar) arasına çıkardı.

Victoria’s Secret, dördüncü çeyrek satışlarının 1,62 milyar sterlin (2,170 milyar dolar) ile 1,65 milyar sterlin (2,200 milyar dolar) arasında olacağını tahmin ediyor.

Victoria’s Secret & Co CEO’su Hillary Super şunları söyledi: “Net satışlar ve hisse başına kazançta beklentilerimizin üzerinde bir performans sergileyerek, öngörülerimizin üst sınırını aşan olağanüstü bir üçüncü çeyrek geçirdik.” 

“Victoria’s Secret, Pink ve Beauty markalarındaki güçlü performans ve kanallar ile coğrafyalardaki ivmenin desteğiyle net satışlar geçen yıla göre %9 arttı.”

“Bu olağanüstü sonuçlar, potansiyele giden yol stratejimizin disiplinli bir şekilde uygulanmasının bir yansımasıdır.”

Organize Perakende Pazar Günü Kapatma Önerisine Katılmıyor

Son günlerde çeşitli basın ve yayın organlarında, esnafın ve perakendecinin pazar günü kapalı olması yönünde bir anlaşmaya varıldığına dair haberlerin yer almasının ardından Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu (TAMPF), söz konusu iddialara ilişkin kamuoyunu bilgilendirmek üzere bir bildiri yayınladı.

organize perakende pazar günü kapatma önerisine katılmıyor

TAMPF, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye genelinde organize perakendenin gıda ve gıda dışı alanlarda yüzde 90’ının üzerinde bir bölümünü temsil eden; sektörün çatı kuruluşu olan ve yedi dernekten oluşan Türkiye Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Federasyonu (TAMPF) olarak, zincir marketlerin Pazar günü kapatılmasına yönelik herhangi bir kararımız ya da görüş birliğimiz bulunmadığını kamuoyuna önemle bildiririz.

Tam aksine, sektörümüze ilişkin mevcut tüm teknik ve ekonomik veriler; haftanın bir günü zorunlu bir kapanmanın tüketici tercihlerini olumsuz yönde etkileyeceğinifiyat istikrarı üzerinde olumsuz baskı oluşturacağını ve kayıtlı ekonomi açısından ciddi riskler doğuracağını açıkça ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra söz konusu uygulamanın tedarik zincirinde kırılmalara yol açması, özellikle gıda tarafında sürekliliğin aksaması,zayiatların artması ve verimlilik kayıplarının derinleşmesine neden olacaktır. Bu durum, üretimden lojistiğe kadar uzanan tüm değer zincirini olumsuz etkileyecektir.

Haftalık zorunlu kapanma uygulamasının istihdamda ciddi kayıplara yol açacağı ve ekonomik faaliyetleri daraltacağı çok açıktır.

Bu çerçevede, pazar günü kapatma önerisinin sektörün tamamını temsil eden ortak bir görüş olmadığıve görüşümüzün tam aksi yönde olduğunu bir kez daha belirtmek isteriz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Retail Talks, Tooplay & Goodroll Emir Sanlı: “Retail Media’nın en büyük özelliği çok temiz bir alan olması”

Retail Talks’un bu bölümünde, Tooplay ve Goodroll Yönetici Ortağı Emir Sanlı ile pazarlama dünyasında 2025’i kapatırken ortaya çıkan kırılma noktalarını, perakende medyanın gerçek potansiyelini ve 2026’ya girerken markaları bekleyen yeni dengeyi konuştuk.

Büyümenin artık yalnızca hacimle değil; veri, doğru kreatif, çoklu kanal kullanımı ve perakende medyanın sunduğu “temiz alan” yaklaşımıyla yeniden tanımlandığı bir dönemdeyiz. Emir Sanlı, 2025’in neden “zor ama öğretici” bir yıl olduğunu, beklentilerle gerçekler arasındaki farkı ve pazarlama yatırımlarında yapılan temel hataları net bir çerçeveyle ele alıyor.

Retail datasının neden bugün en güçlü veri kaynaklarından biri haline geldiği, yanlış kreatif kullanımının nasıl fırsat kaybına dönüştüğü ve 2026’da tek bir başlığa odaklanmak yerine neden bütünsel bir yönetim anlayışının öne çıkacağı bu sohbette öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.

İyi seyirler…

“Retail Media’nın en büyük özelliği çok temiz bir alan olması”: Emir Sanlı | Retail Talks

Perakendede “Markasız Raf” Dönemi: Private Label 2.0

Perakende sektörü, son yıllarda sessiz ama köklü bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise artık yalnızca fiyat odaklı olmayan, marka algısını yeniden tanımlayan Markasız Raf yaklaşımı yer alıyor.

markasız raf
perakendede “markasız raf” dönemi: private label 2.0 3

Private label ürünlerin geçmişte “daha ucuz alternatif” olarak konumlanması, bugün yerini kalite, tasarım ve deneyim odaklı yeni bir modele bırakıyor. Private Label 2.0 olarak tanımlanan bu yeni dönem, perakendecilerin kendi markalarını öne çıkarmaktan ziyade, ürünün kendisini merkeze alan bir raf stratejisi kurmasını sağlıyor.

Tüketici tarafında ise bu değişimi tetikleyen güçlü dinamikler bulunuyor. Artan yaşam maliyetleri, fiyat hassasiyetini kalıcı hale getirirken; aynı zamanda tüketiciler artık logoya değil, ürüne değer biçiyor. Ambalajın sadeleşmesi, marka mesajlarının geri plana çekilmesi ve raflarda “sessiz güven” yaratan bir ürün dili, özellikle genç ve bilinçli tüketici gruplarında karşılık buluyor. Markasız Raf anlayışı, bu noktada tüketiciye daha şeffaf, daha az pazarlama yükü taşıyan bir alışveriş deneyimi sunuyor.

Private Label 2.0 ile Raf Stratejilerinin Yeniden Tanımlanması

Private Label 2.0, klasik özel markalı ürün anlayışının ötesine geçerek perakendeciyi bir “ürün küratörü” konumuna taşıyor. Artık raflarda perakendecinin logosunu büyük puntolarla görmek yerine, minimal tasarım, net içerik bilgisi ve fonksiyonel fayda ön plana çıkıyor. Markasız Raf yaklaşımı, ürünün menşei, hammaddesi, kullanım amacı ve sürdürülebilirlik iddialarını daha görünür kılarken; marka ismini bilinçli olarak arka plana itiyor.

Bu model özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika pazarlarında güçlü örnekler sunuyor. Büyük zincirler, private label ürünlerini ayrı bir marka gibi konumlandırmak yerine, tüm rafı tek bir tutarlı dil altında topluyor. Böylece tüketici, farklı kategorilerde aynı kalite algısını hissediyor. Bu strateji, fiyat rekabetinin ötesinde güven ve süreklilik yaratıyor. Markasız Raf, perakendecinin kendi ekosistemine olan bağlılığı güçlendirirken, tedarik zinciri üzerinde de daha fazla kontrol sağlıyor.

Tüketici Davranışlarında Değişim ve Markasız Raf Etkisi

Markasız Raf yaklaşımının yükselişi, tüketici psikolojisindeki önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Günümüzde tüketiciler, aşırı mesaj yüklü markalardan uzaklaşarak daha sade, daha az yönlendirici alışveriş ortamlarını tercih ediyor. Özellikle dijital dünyada sürekli reklama maruz kalan kullanıcılar için fiziksel mağazalarda sade raflar bir “rahatlama alanı” işlevi görüyor.

Bu dönüşüm, sadakat kavramını da yeniden şekillendiriyor. Tüketici artık belirli bir markaya değil, belirli bir perakendeciye güven duyuyor. Markasız Raf, bu güveni ürün performansı üzerinden inşa ediyor. Eğer ürün beklentiyi karşılıyorsa, marka isminin önemi azalıyor. Bu durum, perakendeciler için uzun vadede daha güçlü bir müşteri ilişkisi anlamına geliyor. Aynı zamanda inovasyon hızını artırıyor; çünkü private label ürünler, klasik marka süreçlerine kıyasla çok daha hızlı güncellenebiliyor.

Markasız Raf, yalnızca bir raf düzenleme stratejisi değil; perakendenin geleceğine dair güçlü bir sinyal taşıyor. Private Label 2.0 ile birlikte ürün, fiyat ve deneyim arasındaki denge yeniden kuruluyor. Tüketici daha bilinçli, perakendeci daha kontrollü ve raflar daha sessiz ama daha etkili hale geliyor. Bu dönüşüm, önümüzdeki yıllarda markasızlığın aslında yeni bir marka değeri yaratabileceğini açıkça gösteriyor

2025 ABD Moda Endüstrisi: Konsolidasyonlar ve Çöküşler Dengeleri Nasıl Değiştirdi?

2025, ABD moda endüstrisi için bir toparlanma yılı olmaktan çok, bir ayıklama ve yeniden yapılanma yılı olarak kayda geçti. Son yıllarda biriken yapısal sorunlar, değişen tüketici davranışları ve maliyet baskıları; sektörü hem birleşmeler hem de çöküşler üzerinden yeniden şekillendirdi. Bu süreç, yalnızca hangi markaların ayakta kaldığını değil, nasıl bir moda perakendeciliğinin sürdürülebilir olabileceğini de netleştirdi.

Konsolidasyon: Ölçek Arayışı Bir Stratejiye Dönüştü

2025 abd moda endüstrisi: konsolidasyonlar ve çöküşler dengeleri nasıl değiştirdi?

2025 boyunca ABD moda pazarında dikkat çeken gelişmelerin başında, marka portföylerini güçlendirmeye yönelik birleşmeler geldi. Artan operasyonel maliyetler, tedarik zinciri karmaşıklığı ve dijital yatırımların yükü, tek başına hareket eden markalar için zorlayıcı bir tablo yarattı. Bu ortamda ölçek, bir avantajdan ziyade zorunluluk haline geldi.

Bu dinamiğin en belirgin örneklerinden biri, JCPenney ile SPARC Group’un birleşerek Catalyst Brands çatısı altında toplanması oldu. Amaç, farklı müşteri segmentlerine hitap eden markaları tek bir operasyonel yapı altında daha verimli yönetmekti. Benzer şekilde, portföy odaklı yatırım grupları da güçlü marka isimlerini bünyelerine katarak uzun vadeli değer yaratmayı hedefledi.

Bu konsolidasyon dalgası, “büyümek için büyüme” yaklaşımından çok, odaklanmış ve maliyet kontrollü yapıların öne çıktığı bir döneme işaret ediyor.

Çöküşler: Eski Modellerin Sınırları Görünür Hale Geldi

Konsolidasyonun karşı cephesinde ise iflaslar ve mağaza kapanışları vardı. Özellikle hızlı moda ve orta segmentte konumlanan bazı markalar, yeni tüketim gerçeklerine uyum sağlayamadı. Fiziksel mağaza ağına aşırı bağımlılık, yüksek indirim oranları ve zayıf marka netliği; bu markaları kırılgan hale getirdi.

2025’te Forever 21’in ABD operasyonlarını durdurması, bu dönüşümün en sembolik örneklerinden biri oldu. Marka, uzun yıllar yüksek hacimli mağaza modeliyle büyümüştü; ancak azalan mağaza trafiği ve artan maliyetler karşısında bu yapı sürdürülebilirliğini kaybetti. Bu tür çöküşler, yalnızca finansal bir başarısızlık değil; perakende reflekslerinin değiştiğinin de açık bir göstergesi.

Tüketici Değişti, Beklentiler Değişti

2025’i şekillendiren asıl unsur ise markalardan çok tüketici davranışıydı. ABD’de tüketici artık daha az ama daha bilinçli harcıyor; fiyat, değer, kalite ve markanın neyi temsil ettiği daha fazla sorgulanıyor. Bu da, net bir konumlandırması olmayan, sadece indirimle ayakta kalan markalar için alanı daraltıyor.

Bu dönemde güçlü kalan markalar;

  • ürün gamını sadeleştiren,
  • stok ve tedarik planlamasını disipline eden,
  • fiziksel ve dijital kanalları birlikte yöneten yapılar oldu.

Moda perakendeciliği, ürün odaklı bir iş olmaktan çıkıp deneyim, ilişki ve güven yönetimi gerektiren bir alana doğru kaydı.

2025’in Ardından Kalan Net Tablo

ABD moda endüstrisi için 2025, “herkes için büyüme” dönemi değildi. Ancak bu, sektörün durduğu anlamına da gelmiyor. Aksine, daha az sayıda ama daha net konumlanmış oyuncunun ön plana çıktığı bir yapı oluşuyor.

Konsolidasyonlar, güçlü markalara ölçek ve dayanıklılık kazandırırken; çöküşler, eski iş modellerinin sınırlarını görünür kıldı. Bu iki süreç birlikte ele alındığında, 2025’in esas mirası şu oldu:

Moda perakendesinde ayakta kalmak için büyük olmak yetmiyor; doğru yerde, doğru yapı ve net bir kimlikle durmak gerekiyor.

2026’ya girerken sektör, artık “nasıl daha hızlı büyürüz?” sorusundan çok,

“nasıl daha sürdürülebilir oluruz?” sorusuna odaklanmış durumda.

Decathlon, Bikeleasing’in Çoğunluk Hissesini Satın Aldı

Decathlon, spor perakendeciliğinin klasik çerçevesinin dışına çıkan yeni bir adım attı. Grup, Almanya merkezli bisiklet leasing ve mobilite çözümleri sağlayıcısı Bikeleasing’in çoğunluk hissesini satın alarak, ürün satışının ötesine uzanan bir büyüme alanına yöneldi.

Bu hamle, Decathlon’un yalnızca spor ekipmanı satan bir perakendeci değil; aktif yaşam, mobilite ve hizmet odaklı bir ekosistem oyuncusu olma hedefini daha görünür kılıyor.

Satın Alma Ne Anlama Geliyor?

decathlon, bikeleasing'in çoğunluk hissesini satın aldı

Decathlon’un yatırım kolu aracılığıyla gerçekleşen işlem kapsamında, Bikeleasing’in yaklaşık %65’lik hissesi el değiştiriyor. Şirketin değerlemesi ise yaklaşık 525 milyon euro seviyesinde konumlanıyor. Satın alma sürecinin 2026’nın ilk yarısında tamamlanması planlanıyor.

Bikeleasing, özellikle şirketler için geliştirdiği çalışanlara yönelik bisiklet ve e-bisiklet leasing modelleri ile biliniyor. Bu model, bisikleti bir ürün olmaktan çıkarıp, düzenli kullanım ve hizmet paketi haline getiriyor. Decathlon’un ilgisi de tam olarak bu noktada yoğunlaşıyor: ürün + hizmet + sürdürülebilir mobilite birleşimi.

Rastlantı Değil, Doğal Bir Devam

Bu satın alma, sıfırdan başlayan bir ilişki değil. Decathlon Almanya, halihazırda Bikeleasing platformu üzerinden bisiklet ve e-bisiklet ürünlerini sunuyordu. Yani taraflar arasında zaten çalışan bir iş modeli bulunuyordu.

Yeni yapı ile birlikte Decathlon, bu iş birliğini finansal yatırım seviyesine taşıyarak, kontrol edebildiği ve uzun vadede büyütebileceği bir mobilite kanalına sahip oluyor. Bikeleasing’in mevcut yönetim yapısı ve alt markaları korunurken, operasyonel devamlılık öncelik olarak konumlanıyor.

Perakendede Yeni Oyun Alanı: Hizmet ve Mobilite

Bu hamle, perakende dünyasında giderek netleşen bir eğilimi yansıtıyor:

Markalar artık yalnızca “ne sattıklarıyla” değil, hayata nasıl eşlik ettikleriyle rekabet ediyor.

Decathlon için bisiklet leasing; spor, ulaşım, sürdürülebilirlik ve çalışan deneyimi gibi farklı alanların kesişiminde yer alıyor. Bu da markayı sezonluk satış döngülerinden çıkarıp, sürekli temas kurulan bir hizmet sağlayıcı konumuna yaklaştırıyor.

Daha Geniş Resim Ne Söylüyor?

Decathlon’un Bikeleasing yatırımı, perakendenin geleceğinde üç temel başlığın öne çıktığını gösteriyor:

  • Ürün yerine kullanım odaklı modeller
  • Satış yerine uzun vadeli hizmet ilişkileri
  • Sürdürülebilirlik ve günlük hayatla entegrasyon

Bu yaklaşım, özellikle spor ve aktif yaşam kategorilerinde perakendeciliğin yeni sınırlarını tanımlıyor. Mağaza rafından çıkan ürün değil, hayata dahil olan çözüm değer kazanıyor.

Perakendede “Az Ürün – Net Seçim” Dönemi: Tüketici Neden Sadeleşmeyi Tercih Ediyor?

Perakende sektörü 2025 sonu itibarıyla yeni bir denge arayışına giriyor. Uzun yıllar boyunca geniş ürün yelpazesi, çeşit bolluğu ve raf kalabalığı rekabet avantajı olarak görülürken, günümüzde hem tüketici davranışları hem de operasyonel gerçekler farklı bir yön çiziyor.

az ürün – net seçim
perakendede “az ürün – net seçim” dönemi: tüketici neden sadeleşmeyi tercih ediyor? 7

Bu dönüşümün merkezinde Az Ürün – Net Seçim yaklaşımı yer alıyor. Tüketiciler artık daha az ama daha anlamlı seçenekler sunan markalara yöneliyor; perakendeciler ise bu sadeleşmenin satış, stok ve marka algısı üzerindeki olumlu etkilerini net biçimde gözlemliyor.

Az Ürün – Net Seçim yaklaşımı neden güçleniyor?

Küresel araştırmalar, modern tüketicinin karar yorgunluğundan kaçınmak istediğini açıkça ortaya koyuyor. Dijital kanallarda ve fiziksel mağazalarda aşırı seçenek sunulması, satın alma sürecini kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor. Bu noktada Az Ürün – Net Seçim stratejisi, tüketiciye “en doğru seçenekleri senin için ayıkladım” mesajı veriyor. Özellikle gıda, kozmetik, ev yaşam ve moda kategorilerinde sınırlı ama net ürün grupları sunan markalar, daha yüksek dönüşüm oranları ve daha düşük iade oranları elde ediyor.

Bu sadeleşme eğilimi yalnızca tüketici psikolojisiyle sınırlı değil. Artan üretim maliyetleri, stok riskleri ve tedarik zinciri baskıları da markaları daha kontrollü koleksiyonlar oluşturmaya yönlendiriyor. Az sayıda ürünle daha net bir değer önerisi sunmak, perakendecilerin operasyonel verimliliğini artırırken mağaza içi deneyimi de daha anlaşılır hale getiriyor.

Perakendeciler için sadeleşme ne anlama geliyor?

Az Ürün – Net Seçim modeli, perakende markaları için stratejik bir yeniden yapılanmayı ifade ediyor. Bu yaklaşımı benimseyen markalar, ürün sayısını azaltırken ürün hikâyesini güçlendiriyor, fiyat-performans dengesini daha net kuruyor ve mağaza içi iletişimi sadeleştiriyor. Rafların daha ferah olması, tüketicinin ürüne odaklanmasını kolaylaştırıyor ve satın alma süresini kısaltıyor.

Aynı zamanda bu model, sürdürülebilirlik hedefleriyle de örtüşüyor. Daha az ürün, daha az israf, daha kontrollü üretim ve daha şeffaf bir tedarik zinciri anlamına geliyor. Bu da özellikle genç tüketiciler nezdinde markanın güvenilirliğini ve uzun vadeli bağlılığını artırıyor. Küresel ölçekte başarılı perakende örnekleri, sadeleşmenin “küçülme” değil, aksine odaklanma ve netleşme olduğunu gösteriyor.

Tüketici tarafında sadeleşmenin karşılığı ne?

Tüketici açısından Az Ürün – Net Seçim, zaman tasarrufu, zihinsel rahatlık ve güven duygusu yaratıyor. Alışveriş sürecinde daha az seçenekle karşılaşan kullanıcı, kararından daha emin oluyor ve markaya olan güveni artıyor. Bu durum, tekrar alışveriş oranlarını ve marka sadakatini doğrudan etkiliyor. Özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde, tüketici “en çok satan”, “en çok tercih edilen” ya da “editör seçimi” gibi net yönlendirmelere daha fazla önem veriyor.

Perakendede sadeleşme geçici bir trend değil; değişen tüketici beklentilerinin ve sektör gerçeklerinin doğal bir yansıması olarak konumlanıyor. Az Ürün – Net Seçim yaklaşımı, hem markalar hem de tüketiciler için daha anlaşılır, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir perakende deneyiminin kapısını aralıyor.

Starbucks’tan Türkiye’de Büyüme Hamlesi: 2026’da 75 Yeni Mağaza Hedefi

Starbucks, Türkiye’deki 757 mağazasıyla faaliyetlerini sürdürürken, sürdürülebilirlik odaklı projeleri ve misafir beklentileriyle uyumlu uygulamalarıyla büyüme yolculuğuna devam ediyor. Sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin temel unsurlarından biri olarak konumlandıran marka, 2026 yılında Türkiye genelinde 75 yeni mağaza açmayı hedefliyor.

Bu büyüme planı kapsamında Starbucks, çevre dostu uygulamalarını ve Greener Store konseptli mağazalarını artırarak Starbucks deneyimini daha fazla noktaya taşımayı amaçlıyor.

Mağaza yatırımları ve istihdam odağı

Kahve kültürünün dünyadaki en önemli temsilcilerinden biri olan Starbucks, bulunduğu her lokasyonda sıcak ve samimi bir ortam sunma yaklaşımını yeni mağaza açılışlarıyla destekliyor. Türkiye’de 15 binden fazla çalışanıyla 59 şehirde hizmet veren marka, 2026 yılında da sürdürülebilir büyüme odağında 75 yeni mağazayı hayata geçirmeyi planlıyor.

Greener Store uygulamaları yaygınlaşıyor

starbucks’tan türkiye’de büyüme hamlesi: 2026’da 75 yeni mağaza hedefi

Sürdürülebilirliği operasyonlarının merkezine alan Starbucks, çevreye duyarlı uygulamalarını Türkiye genelindeki mağazalarında yaygınlaştırmayı sürdürüyor. Halihazırda 71 Greener Store konseptli mağazayla hizmet veren marka; enerji ve su verimliliğini artırmaya yönelik çözümlerle kaynakların daha sorumlu kullanılmasını hedefliyor.

Yağmur suyu toplama sistemleri, güneş enerjisi panelleri ve düşük enerji tüketimli ekipmanlar bu yaklaşımın öne çıkan uygulamaları arasında yer alıyor.

“Üçüncü adres” deneyiminde yeni düzenlemeler

Starbucks, misafirlerinin ev ve iş yerlerinden sonra en çok vakit geçirdikleri “üçüncü adres” olma anlayışıyla mağaza deneyimini geliştirmeye odaklanıyor. Bu kapsamda hayata geçirilen sigarasız alan uygulaması, mağazalardan alınan misafir geri bildirimleri doğrultusunda şekilleniyor.

Açık alanlarda belirlenen sigarasız bölümlerle, misafirlerin daha konforlu ve keyifli bir mağaza deneyimi yaşaması hedefleniyor.

Önümüzdeki döneme bakış

Starbucks, önümüzdeki dönemde de çevreye duyarlı uygulamalarını ve misafir deneyimini merkeze alan yaklaşımını Türkiye genelindeki mağazalarında yaygınlaştırmayı hedefliyor.

Saat&Saat’in Aydınlı Grup’u Satın Alma Süreci Kesinleşti

United States Polo Association (USPA) Global, Aydınlı Hazır Giyim Sanayi ve Ticaret AŞ’nin, HRK Holding AŞ bünyesinde faaliyet gösteren Saat & Saat tarafından satın alındığını açıkladı. Bu satışla birlikte, Türkiye hazır giyim ve perakende sektöründe önemli bir el değiştirme gerçekleşmiş oldu.

İhale süreci ve satış detayları

saat&saat'in aydınlı grup'u satın alma süreci kesinleşti

Aydınlı Grup paylarının satışına ilişkin ilan, 14 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından yürütülen ihale sürecinde; Aydınlı Moda Tekstil, Aydınlı Hazır Giyim, PLS Marka Pazarlama ve PCU Tekstil Mümessillik şirketlerinin payları kapalı teklif ve açık artırma yöntemleri birlikte uygulanarak satışa çıkarıldı.

İhalede belirlenen muhammen bedel 20 milyar 350 milyon TL olurken, en yüksek teklif Saat & Saat tarafından verildi.

Üst yönetimde yeni dönem

Satış sonrası yapılan açıklamada, Saat & Saat CEO’su Ramazan Kaya’nın Aydınlı Grup CEO’su olarak görev yapacağı belirtildi. Böylece grubun yeni dönemdeki yönetim yapısı da netlik kazanmış oldu.

USPA Global Başkanı ve CEO’su J. Michael Prince, satın alma sürecine ilişkin değerlendirmesinde Ramazan Kaya’yı tebrik ederek şu ifadeleri kullandı:

“U.S. Polo Assn.’ın uzun vadeli bir ortağı olarak, bu stratejik geçişin küresel spor markamız için önemli fırsatlar yaratacağına inanıyoruz. Bölge genelinde önümüzdeki yıllarda 1 milyar dolarlık perakende satış hedefiyle büyümeyi destekleyecek güçlü bir adım.”

Mağaza ağı ve marka portföyü

Hazır giyim sektörünün önde gelen gruplarından Aydınlı; Pierre Cardin, Cacharel ve U.S. Polo Assn. markalarıyla faaliyet gösteriyor. Grup, 306’sı yurt dışında olmak üzere toplam 690 mağazalık geniş bir perakende ağına sahip.

Aydınlı Grup, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ soruşturmaları kapsamında TMSF’ye devredilmişti. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin geçen yıl aldığı kararla grup bünyesindeki 12 şirketin Hazine’ye geçmesine hükmedilmişti.

Satış işlemiyle birlikte Aydınlı Grup’ta yeni bir dönem başlarken, Saat & Saat’in perakende ve marka yönetimi alanındaki deneyiminin grubun büyüme stratejisine yön vermesi bekleniyor.

Perakende Medya Zirvesi 2026 Takvimi Belli Oldu

Medya 3.0, Yaratıcılığın Sahnesine Çıkıyor

Perakende medya, artık yalnızca yeni bir reklam alanı olarak tanımlanabilecek bir başlık değil. Bugün perakende medyadan söz ederken; veriyle şekillenen karar mekanizmalarını, yapay zekâ destekli modelleri, ölçümleme baskısını, kârlılık tartışmalarını ve tüm bunların yaratıcılıkla nasıl kesiştiğini konuşuyoruz.

İşte tam bu dönüşümün ortasında, Perakende Medya Zirvesi 2026, sektörü bir kez daha aynı sahnede buluşturmaya hazırlanıyor.

Bi’Sektör tarafından hayata geçirilen etkinlik serilerinden biri olan Perakende Medya Zirvesi, 16 Nisan 2026 tarihinde DasDas’da gerçekleştirilecek. Zirve, perakende medyanın artık “ne olduğu”ndan çok, “nereye evrildiğini” tartışmaya açtığı bir buluşma olarak konumlanıyor.

Yaratıcılığın Sahnesi DasDas’da Perakende Medyanın Yeni Anlatısı

Zirvenin bu yıl DasDas’ta gerçekleşmesi, yalnızca bir mekân tercihi değil; perakende medyanın geldiği noktayla kurulan bilinçli bir bağın parçası. Perakende medya artık yalnızca dashboard’larda, raporlarda ya da kampanya tablolarında yaşayan bir alan değil. Hikâye anlatımı, içerik üretimi ve deneyim tasarımıyla birlikte düşünülen çok katmanlı bir yapıya dönüşüyor.

Perakende Medya Zirvesi 2026, bu çok katmanlı yapıyı sahneye taşıyor. Yapay zekâ destekli perakende medya çözümlerinden mağaza içi medya yatırımlarına, video ve audio commerce uygulamalarından marka–perakendeci ilişkilerinin yeniden tanımlanmasına kadar pek çok konu, birbirinden kopuk başlıklar halinde değil; aynı dönüşümün farklı yüzleri olarak ele alınıyor.

Medya 3.0: Araçlardan Çok Zihniyet Değişimi

Medya 3.0, yeni bir etiket ya da geçici bir trend değil. Perakende medyada yaşanan dönüşüm; kanallardan bağımsız, bütüncül ve performans odaklı bir zihniyet değişimini ifade ediyor. Bu değişim, perakendecilerin medya yaklaşımını yeniden tanımlarken, markalar için de alışılmış iş birliklerinin ötesine geçen yeni bir oyun alanı yaratıyor.

Perakende Medya Zirvesi 2026, bu dönüşümü tekil başlıklar üzerinden değil; ekosistemin tamamını ilgilendiren bir perspektifle ele alıyor. Ölçümleme, şeffaflık ve yatırım geri dönüşü gibi konuların yanı sıra; perakende medyanın yaratıcılıkla, içerikle ve deneyimle kurduğu ilişki de bu yıl tartışmanın ana merkezine yerleşiyor.

Kayıtlar Ocak 2026’da Açılacak

Bu yıl Perakende Medya Zirvesi, perakendeciler, markalar, pazaryerleri, teknoloji ve perakende medya çözüm sağlayıcıları için yalnızca bir içerik etkinliği değil; sektörün nereye gittiğini birlikte okuma alanı yaratmayı hedefliyor. Zirve, perakende medyanın bugünkü uygulamalarının ötesine geçerek, önümüzdeki dönemin organizasyon yapıları, yatırım öncelikleri ve iş modelleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

Ocak ayında katılımcı kayıtları açılacak olan Perakende Medya Zirvesi 2026 ile ilgili güncel gelişmeler ve detaylı bilgilere perakendemedyazirvesi.com adresi üzerinden ulaşılabiliyor.

Perakende Medya Zirvesi 2025 Nasıl Geçmişti?

2 dakikada göz atmak için sizi şöyle alalım…