Ana Sayfa Blog Sayfa 59

Nike Beklentileri Aştı, Ancak Zorluklar Devam Ediyor

Nike, 2026 mali yılının dördüncü çeyreğinde analist beklentilerinin üzerinde finansal sonuçlar açıkladı. Ancak şirket, gelirlerdeki yavaşlama ve küresel talepteki baskının sürdüğüne dikkat çekerek önümüzdeki döneme ilişkin temkinli mesajlar verdi.

Dördüncü çeyrekte Nike‘ın geliri yüzde 1 düşüşle 11 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, net kâr 1,1 milyar dolara ulaştı. Kârlılık beklentilerin üzerinde gerçekleşse de bunda yaklaşık 986 milyon dolarlık tek seferlik gümrük vergisi iadesi etkili oldu. Şirket, bu nedenle sonuçların operasyonel toparlanmayı tam olarak yansıtmadığını belirtti.

Tüketici Talebi ve Çin Pazarı Baskı Oluşturuyor

Nike, küresel ölçekte tüketicilerin harcama konusunda daha temkinli davrandığını ve bu durumun özellikle spor giyim kategorisini etkilediğini ifade etti. Şirket, önümüzdeki altı ayda faaliyet ortamında belirgin bir iyileşme beklemediğini açıkladı. Tarife politikaları, jeopolitik gelişmeler ve artan maliyetler de risk unsurları arasında gösteriliyor.

En büyük zorluklardan biri ise Çin pazarı olmaya devam ediyor. Büyük Çin bölgesindeki satışlar çift haneli düşüş gösterirken, Nike bu pazarda stok fazlasını azaltmak ve pazar payını yeniden güçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Buna karşılık Kuzey Amerika’da satışlar yeniden büyüme gösterirken, toptan satış kanalındaki artış da toparlanmaya destek verdi.

Şirket, büyümesini desteklemek amacıyla yeni ürün lansmanlarını hızlandırırken futbol ve performans odaklı kategorilere yatırım yapmaya devam ediyor. Aynı zamanda son yıllarda ağırlık verdiği doğrudan tüketici modelinin yanında toptan satış kanalını da yeniden güçlendirme stratejisi izliyor.

Nike’ın sonuçları, spor perakendesinde büyümenin yalnızca güçlü marka algısıyla sürdürülemediğini gösteriyor. Tüketici talebindeki yavaşlama, bölgesel performans farklılıkları ve ürün portföyünü doğru yönetebilme kabiliyeti, küresel markaların rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.

Perakendeciler Yapay Zekânın En Büyük Fırsatını Operasyonlarda Kaçırıyor

Perakende sektöründe yapay zekâ yatırımları büyük ölçüde kişiselleştirme, sohbet botları ve ürün önerileri gibi müşteriyle doğrudan temas eden uygulamalara odaklanıyor. Ancak sektör değerlendirmelerine göre, yapay zekânın en büyük potansiyeli mağazanın görünen yüzünde değil; stok yönetimi, tedarik zinciri, sipariş planlaması ve operasyonel karar süreçlerinde bulunuyor.

Sektör uzmanlarına göre asıl değer, müşteriyle konuşan yapay zekâ uygulamalarından çok, işletme içinde veri akışını hızlandıran ve operasyonel kararları destekleyen sistemlerde ortaya çıkıyor. Yapay zekâ, sinyaller ile aksiyon arasındaki süreyi kısaltarak operasyonların daha verimli yönetilmesine katkı sağlayabiliyor.

Veri Altyapısı Olmadan Yapay Zekâ Tek Başına Yeterli Olmuyor

Birçok perakendeci yapay zekâ yatırımı yapmasına rağmen, birbirinden bağımsız çalışan ERP, depo yönetimi, tedarik zinciri ve finans sistemleri nedeniyle bu yatırımlardan beklenen verimi elde etmekte zorlanıyor. Parçalı veri yapısı, ekiplerin sorunları görmesini sağlasa da hızlı aksiyon alınmasını engelliyor.

Sektörde öne çıkan görüşe göre büyük teknoloji dönüşümlerinden önce, kritik veri noktalarının ve iş akışlarının birbirine bağlanması operasyonel verimlilik açısından daha hızlı sonuç verebiliyor.

Yapay zekânın en güçlü kullanım alanlarından biri ise talep tahmini ve stok yenileme süreçleri olarak gösteriliyor. Müşteri talebi ile tedarik süreçlerinin birlikte analiz edilmesi, fazla stok ve ürün bulunurluğu gibi perakendenin temel problemlerinin daha etkin yönetilmesini sağlayabiliyor.

Bununla birlikte uzmanlar, yapay zekânın tek başına operasyonel sorunları çözemeyeceğine dikkat çekiyor. Güvenilir veri altyapısı ve doğru tanımlanmış iş kuralları olmadan yapay zekâ sistemlerinin beklenen faydayı üretmesi mümkün olmuyor.

Yeni Dönemde Odak Agentic AI

Yapay zekânın bir sonraki aşaması olarak görülen Agentic AI yaklaşımı, sistemlerin yalnızca analiz yapmakla kalmayıp karar alarak mevcut araçlarla aksiyon da oluşturabilmesini mümkün kılıyor. Ancak bu yapının başarılı olabilmesi için tüm operasyonların aynı veri altyapısı üzerinde çalışması gerekiyor.

Perakendede yapay zekâ rekabeti artık yalnızca müşteri deneyimi uygulamalarıyla sınırlı değil. Gerçek dönüşüm; veri akışını birleştiren, operasyonel kararları hızlandıran ve stoktan sipariş yönetimine kadar tüm süreçleri entegre eden yapay zekâ uygulamalarında şekilleniyor.

Levi’s, Londra’da Kişiye Özel Üretim Hizmetini Başlattı

Levi’s, premium denim koleksiyonu Lot-1 kapsamında Londra’nın Soho bölgesindeki atölyesinde yeni “Made to Order” hizmetini hayata geçirdi. Yeni hizmetle müşteriler, kendi ölçü ve tasarım tercihlerine göre el işçiliğiyle üretilen kişiye özel jean, ceket, etek ve chino pantolon siparişi verebilecek.

Lot-1, Levi Strauss & Co.’nun en üst segment işçilik anlayışını temsil ediyor. Randevu sistemiyle sunulan hizmet kapsamında müşteriler, Lot-1 terzileriyle bire bir çalışarak ürünlerinin kumaşından kesimine, dikiş renginden düğme ve deri etiket detaylarına kadar birçok özelliği kişiselleştirebiliyor.

Denim Deneyimi Kişiselleştiriliyor

Müşteriler; Kaihara, Collect (Japonya) ve Cone Mills gibi dünyanın önde gelen denim üreticilerinden temin edilen premium selvedge kumaşlar arasından seçim yapabiliyor. Ayrıca 25 farklı iplik rengi, 7 farklı düğme ve perçin seçeneği ile vegan alternatifin de bulunduğu 13 farklı deri arka etiket tasarımı sunuluyor.

Paça kesimi de tamamen müşterinin tercihine göre şekilleniyor. Geniş paça, slim fit, bootcut veya klasik düz kesim seçenekleri arasından seçim yapılırken, Levi’s terzileri ürünü müşterinin ölçülerine göre uyarlıyor.

Made to Order hizmeti, Levi’s’ın daha kapsamlı Bespoke servisinin sadeleştirilmiş versiyonu olarak konumlanıyor. Bespoke hizmetinde iki ayrı randevuyla tamamen kişiye özel kalıp hazırlanırken; bel, basen, paça ve bel yüksekliği gibi tüm ölçüler sıfırdan oluşturuluyor.

Londra Soho mağazasında tamamen el işçiliğiyle üretilen ürünlerde teslimat süresi Made to Order hizmeti için 4-6 hafta, Bespoke hizmeti için ise 12-14 hafta olarak belirtiliyor. Fiyatlar Made to Order jeanlerde 650 sterlinden, Bespoke ceketlerde ise 1.255 sterlinden başlıyor.

Levi’s’ın bu yatırımı, lüks perakendede kişiselleştirmenin yeni aşamaya geçtiğini gösteriyor. Markalar artık yalnızca ürün satmıyor; müşteriyi tasarım sürecine dahil ederek el işçiliği, kişiselleştirme ve deneyimi bir araya getiren yeni nesil mağazacılık modelleri geliştiriyor.

Decathlon, Türkiye’nin İlk Spor Odaklı Dijital Pazaryerini Hayata Geçirdi

Spor perakendecisi Decathlon, Türkiye’deki dijital dönüşüm stratejisinde yeni bir adım atarak Decathlon Marketplace platformunu kullanıma sundu. Şirket, bu hamleyle yalnızca kendi ürünlerini satan bir perakendeciden, farklı markaları bir araya getiren spor odaklı bir pazaryerine dönüşüyor.

Yeni platform sayesinde tüketiciler, decathlon.com.tr ve Decathlon mobil uygulaması üzerinden yalnızca Decathlon ürünlerine değil, spor ekosisteminde yer alan farklı markaların ürünlerine de ulaşabilecek. Böylece Decathlon, çok markalı bir spor alışveriş deneyimi sunmayı hedefliyor.

Decathlon Platform Modeline Geçiyor

Şirketin paylaştığı bilgilere göre marketplace modelinin temel amacı, ürün çeşitliliğini artırırken kullanıcı deneyimini geliştirmek. Platforma dahil edilen markaların ise Decathlon’un kalite ve operasyon standartlarına göre seçildiği belirtiliyor.

Decathlon, bu yatırımla Türkiye’de “spor destinasyonu” olma hedefini güçlendirmeyi ve dijital büyüme stratejisini platform ekonomisi üzerine inşa etmeyi amaçlıyor.

Bu adım, perakendede platform ekonomisinin kategori bazında derinleştiğini gösteriyor. Artık markalar yalnızca kendi ürünlerini satan perakendeciler olmak yerine, farklı markaları aynı ekosistemde buluşturan platformlara dönüşüyor. Decathlon’un marketplace modeli de spor perakendesinde bu dönüşümün Türkiye’deki ilk örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Miniso, 255 Milyon Dolarlık Hisse Geri Alım Programı Başlattı

Çin merkezli perakende zinciri Miniso, hissedarlarına yönelik yeni bir hisse geri alım programı başlattığını açıkladı. Şirket, önümüzdeki 12 ay içinde toplam 2 milyar Hong Kong doları (yaklaşık 255 milyon ABD doları) tutarında adi hisse ve Amerikan depo sertifikası (ADS) geri alabilecek.

30 Haziran itibarıyla yürürlüğe giren programın, şirketin bilançosundaki nakit fazlasıyla finanse edileceği belirtildi. Yönetim kurulu, geri alım kararının Miniso’nun uzun vadeli büyümesine duyulan güveni yansıttığını ve mevcut hisse fiyatının şirketin gerçek değerini tam olarak yansıtmadığına inandıklarını ifade etti.

Kurucu CEO da Hisse Alımını Sürdürüyor

Yeni program, Miniso’nun daha önce tamamladığı yaklaşık 1,37 milyar Hong Kong dolarlık hisse geri alım sürecinin ardından geldi. Şirket, yeni geri alım programıyla hızlı büyümesini sürdürürken hissedarlarına daha istikrarlı ve öngörülebilir getiri sağlamayı hedeflediğini belirtti.

Açıklama, Kurucu, Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO Guofu Ye’nin nisan ayında yaptığı taahhüdün ardından geldi. Ye, kişisel kaynaklarını kullanarak 12 ay içinde en az 50 milyon Hong Kong doları tutarında Miniso hissesi satın alacağını açıklamıştı.

Şirketin verdiği bilgiye göre Guofu Ye, söz konusu açıklama sırasında Miniso’nun yaklaşık %63,7 hissesine sahipti. CEO, ek hisse alımının şirketin son yıllardaki güçlü büyüme performansına ve geleceğine duyduğu güvenin göstergesi olduğunu ifade etmişti.

Hisse geri alım programları, perakende şirketlerinin yalnızca sermaye yönetiminde değil, yatırımcılara verdikleri uzun vadeli büyüme mesajında da önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Miniso’nun attığı bu adım, şirketin büyüme stratejisini sürdürürken piyasa değerine olan güvenini de vurguluyor.

Menüler Artık Daha Fazlasını Söyleyecek: İçerik Şeffaflığı Başladı

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeni düzenlemesiyle birlikte 1 Temmuz itibarıyla restoran, kafe, lokanta ve otellerde menü uygulamaları değişti. İşletmeler artık yalnızca ürün adı ve fiyatını değil; içerik, alerjen bilgileri ve besin değerlerini de tüketicilerle paylaşmak zorunda olacak.

Yeni düzenleme kapsamında tüketiciler, sipariş vermeden önce ürünlerin kalori değeri, protein, karbonhidrat ve yağ miktarı gibi besin bilgilerine ulaşabilecek. Ayrıca yemeklerde kullanılan etin hangi hayvana ait olduğu da açık şekilde belirtilecek. “Köfte” veya “kebap” gibi genel ifadeler tek başına yeterli olmayacak.

Menüler Artık Dijital ve Veri Odaklı Yönetilecek

İşletmeler; ürün içerikleri, alerjen bilgileri ile alkol veya domuz türevi bileşenlere ilişkin detayları basılı menülerin yanı sıra dijital ekranlar, QR kod sistemleri, broşürler ve yazı tahtaları üzerinden de sunabilecek. Kalori bilgilerinin paylaşılması için geçiş süresi tanınırken, bu yükümlülüğün en geç 31 Aralık 2027’ye kadar tamamlanması gerekiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın il ve ilçe müdürlüklerinde görev yapan gıda denetçileri uygulamanın yürürlüğe girmesiyle birlikte sahadaki denetimlere başladı. Zorunlu bilgileri eksik sunan işletmeler hakkında idari para cezası uygulanabilecek.

Bu düzenleme yalnızca menü içeriklerini değiştirmiyor. Restoran perakendesinde dijital menü altyapıları, ürün veri yönetimi ve şeffaf müşteri iletişimi giderek daha kritik hale geliyor. Özellikle zincir restoranlar için menü yönetimi artık sadece fiyat güncelleme süreci değil; regülasyon uyumu, müşteri deneyimi ve marka güvenini birlikte yöneten stratejik bir operasyon alanına dönüşüyor.

Adidas ile Nike Arasındaki Forma Rekabeti Dünya Kupası’nda Yeni Bir Boyuta Taşındı

Almanya Milli Futbol Takımı’nın forma sponsorluğu 70 yılı aşkın bir iş birliğinin ardından yıl sonunda Adidas‘tan Nike‘a geçmeye hazırlanırken, iki marka arasındaki rekabet saha dışındaki pazarlama hamleleriyle de dikkat çekiyor. FIFA Kulüpler Dünya Kupası sırasında New York’ta gerçekleştirilen yaratıcı kampanyalar, spor pazarlamasında sponsorluk yarışının yalnızca anlaşmalarla değil, marka iletişimiyle de şekillendiğini gösteriyor.

Nike, Almanya’nın Ekvador karşılaşması sırasında Hudson Nehri üzerinde taşıttığı dev Jamal Musiala pankartıyla dikkat çekti. “Hello New Jersey” mesajını kullanan marka, hem New Jersey eyaletine hem de Almanya Milli Takımı’nın yeni formasına gönderme yaparak, henüz resmi olarak başlayamayan sponsorluk dönemini yaratıcı bir gerilla pazarlama çalışmasıyla öne çıkardı.

Sponsorluk Değişmeden Rekabet Başladı

Nike, Almanya Futbol Federasyonu (DFB) ile yaptığı anlaşma kapsamında yıl sonundan itibaren milli takımın yeni forma sponsoru olacak. Ancak mevcut sözleşme devam ettiği için Adidas, 2026 sonuna kadar milli takımın resmi tedarikçisi olmayı sürdürüyor.

Bu nedenle Nike, yeni formayı tamamen tanıtamıyor. Kampanyada kullanılan Jamal Musiala görselinde forma detayları piksellenerek gizlenirken, tasarımın 1974 Dünya Kupası’nda Franz Beckenbauer’in giydiği klasik beyaz formadan ilham aldığı görülüyor.

Adidas CEO’su Bjørn Gulden ise sponsorluk değişiminin artık kendileri için bir sorun olmadığını belirterek, şirketin farklı büyüme planlarına odaklandığını söyledi. Gulden, Nike’ın DFB için yıllık yaklaşık 100 milyon euro ödediği yönündeki iddialara ilişkin de “Eğer doğruysa, bırakın ödesinler.” değerlendirmesinde bulundu.

Adidas, turnuvada Arjantin, İspanya, Meksika, Belçika ve Japonya gibi milli takımların forma sponsoru olurken; Nike ise Fransa, İngiltere ve Norveç gibi önemli federasyonlarla yoluna devam ediyor.

Şirket, Dünya Kupası kapsamında ABD’nin 1994 Dünya Kupası formasını denim görünümüyle yeniden tasarlayarak satışa sundu. Ayrıca Lionel Messi, Timothée Chalamet ve Bad Bunny’nin yer aldığı “Backyard Legends” kampanyasıyla futbol kültürünü popüler kültürle buluşturan iletişim çalışmalarını sürdürdü.

Adidas’ın retro tasarımlı Almanya formaları da güçlü bir ilgi gördü. Habere göre tüketicilere yaklaşık 3 milyon DFB forması satıldı. Bu rakam, Katar 2022 Dünya Kupası dönemine kıyasla yaklaşık üç kat daha yüksek seviyeye ulaştı.

Adidas ile Nike arasındaki rekabet artık yalnızca sponsorluk anlaşmaları üzerinden ilerlemiyor. Gerilla pazarlama, nostalji, popüler kültür ve deneyim odaklı iletişim çalışmaları, küresel spor giyim markalarının tüketiciyle bağ kurmasında giderek daha belirleyici hale geliyor.

Hepsiburada’da Bayrak Değişimi

Hepsiburada, 29 Aralık 2025 tarihinde duyurulan planlı CEO geçişi sürecinin tamamlandığını açıkladı. Bu kapsamda Nilhan Onal Gökçetekin, 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla görevinden ayrılıyor. Ender Özgün ise 1 Temmuz’dan itibaren Hepsiburada CEO’su olarak şirketin genel yönetiminden sorumlu olacak.

Yeni yapılanma kapsamında Hakan Karadoğan, Hepsiburada’nın lojistik işine CEO olarak liderlik edecek. Ender Özgün ve Hakan Karadoğan, Yönetim Kurulu Başkanı Mikheil Lomtadze ile Yönetim Kurulu’na raporlama yapacak.

Şirketten yapılan açıklamaya göre yeni liderlik yapısı, Hepsiburada’nın büyüme sürecinin bir sonraki aşamasıyla uyumlu şekilde; temel e-ticaret platformu ile lojistik kabiliyetlerine ayrı ayrı odaklanan bir liderlik yaklaşımıyla kurgulandı. Yapı, şirket içinden yetişen deneyimli liderlerin terfilerini de destekliyor.

Ender Özgün Kimdir?

Ender Özgün, Mayıs 2023’ten bu yana Hepsiburada’da Ticari Grup Başkanı olarak görev yapıyor. Daha önce Hepsiburada’da Pazarlama Grup Başkanı olarak görev alan Özgün, kariyerinin önceki döneminde Vodafone Türkiye’de üst düzey yöneticilik pozisyonlarında bulundu ve dijital dönüşüm, büyüme ve müşteri segmentasyonu stratejilerine liderlik etti.

Kariyerine Procter & Gamble’da pazarlama ve marka yönetimi alanında başlayan Özgün, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri ve İnşaat Mühendisliği bölümleri mezunu. Özgün ayrıca Bahçeşehir Üniversitesi’nden Marka Yönetimi ve Pazarlama Stratejileri alanında yüksek lisans derecesine sahip.

Hakan Karadoğan Kimdir?

Hakan Karadoğan, Mart 2024’ten bu yana Hepsiburada’da Lojistik CEO’su olarak görev yapıyor. Hepsiburada’ya katılmadan önce Amazon Türkiye Operasyonları Genel Müdürü olarak görev yapan Karadoğan, Amazon’un 2018 yılında Türkiye operasyonlarının hayata geçirilmesine liderlik eden ekipte yer aldı.

General Electric gibi uluslararası firmalarda mühendislik, üretim, tedarik zinciri ve iş yönetimi alanlarında üst düzey yöneticilik görevleri de üstlenen Karadoğan, yirmi yılı aşkın yönetim deneyimine sahip. Karadoğan, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği mezunu.

FLO GROUP’ta Üst Düzey Atamalar

Herman Barin ve Moşe Yohay Genel Müdür Yardımcılığı görevlerine atandı.Çok kanallı ve çok markalı perakende yapısıyla büyümesini sürdüren FLO GROUP, organizasyon yapısını güçlendirmeye yönelik yeni bir adım attı. FLO GROUP, gerçekleştirdiği bu atamalarla kategori yönetimi, ürün yönetimi ve satın alma süreçlerinde daha entegre, veriye dayalı ve ölçeklenebilir bir yapı oluşturmayı hedefliyor. Yeni yapılanmanın şirketin yurt içi ve uluslararası büyüme hedeflerini desteklemesi amaçlanıyor.

Şirket içinde yetişen ve uzun yıllardır farklı kademelerde sorumluluk üstlenen iki deneyimli yöneticinin yeni görevleriyle birlikte FLO GROUP’un yurt içi ve uluslararası büyüme hedeflerine daha güçlü katkı sunması hedefleniyor.

Herman Barin, Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Oldu

flo group kategori yonetimi gmy herman barin2.jpg


Kategori yönetimi, marka yönetimi ve satın alma alanlarında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Herman Barin, 2005 yılında FLO GROUP’a katıldı. Kariyeri boyunca ürün yönetimi, marka yönetimi ve kategori yönetimi alanlarında farklı görevler üstlenen Barin, son olarak Kategori Grup Direktörü olarak görev yaptı.

Yeni görevinde FLO GROUP bünyesindeki markaların kategori yönetimi fonksiyonlarına liderlik edecek olan Barin; şirketin yurt içi ve uluslararası operasyonlarında kategori yönetimi yapısının güçlendirilmesine, ticari karar süreçlerinin daha veriye dayalı hale getirilmesine ve global satın alma süreçlerinin daha entegre şekilde yönetilmesine katkı sağlayacak. Kanal ve ülke bazlı ticari modellerin geliştirilmesi, stok verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek stratejilerin oluşturulması da öncelikli sorumlulukları arasında yer alacak.

Perakende sektöründeki kariyeri boyunca ürün geliştirme, merchandising, tedarik zinciri ve ticari strateji alanlarında önemli deneyimler kazanan Barin, veri odaklı karar alma kültürünün güçlendirilmesi ve fonksiyonlar arası iş birliğinin artırılmasına yönelik çalışmalarıyla öne çıkıyor.

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu olan Herman Barin, aynı üniversitede Uluslararası Yönetim Programı’nı tamamladı ve İşletme alanında yüksek lisans (MBA) eğitimi aldı.

Moşe Yohay, Ayakkabı Ürün Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Oldu

flo group ayakkabi urun yonetimi gmy mose yohay4.jpg

Perakende sektöründe marka yönetimi, ürün yönetimi, satın alma ve ticari operasyonlar alanlarında 21 yılı aşkın deneyime sahip olan Moşe Yohay, 2005 yılında FLO GROUP bünyesine katıldı. Kariyeri boyunca Asistan Ürün Yöneticiliğinden başlayarak Ürün Yöneticisi, Marka Müdürü, Marka Direktörü ve son olarak Markalar Grup Direktörü görevlerini üstlenen Yohay, şirketin ürün ve marka yönetimi yapılanmasının gelişiminde önemli rol oynadı.

Ayakkabı Ürün Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapacak olan Yohay, FLO GROUP’un ayakkabı kategorilerine yönelik ürün yönetimi, marka portföyü ve satın alma fonksiyonlarına liderlik edecek. Yeni görevinde ürün geliştirme, marka portföyü ve satın alma süreçlerinin stratejik yönetimine liderlik ederek müşteri beklentilerine uygun yenilikçi ürün ve koleksiyonların geliştirilmesine katkı sağlayacak.

Ürün geliştirme, marka yönetimi, merchandising, tedarik zinciri ve ticari strateji alanlarında geniş deneyime sahip olan Yohay, müşteri ihtiyaçlarını ve pazar dinamiklerini ürün stratejilerine dönüştürme konusundaki uzmanlığıyla FLO GROUP’un ürün yönetimi yapılanmasına katkı sunmaya devam edecek.

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü mezunu olan Moşe Yohay, ürün yönetimi, marka yönetimi, satın alma ve ticari operasyonlar alanlarındaki deneyimiyle FLO GROUP’un büyüme yolculuğuna katkı sunmaya devam ediyor.

Yeni İnci Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Atakan: “Yeni İnci’yi Yaşam Tarzı ve Konfor Markası Haline Getiriyoruz”

Perakende sektörü, ürün odaklı yapıdan deneyim ve uzmanlık odaklı bir dönüşüm geçiriyor. Tüketiciler artık yalnızca kaliteyi değil, markaların sunduğu deneyimi ve güven duygusunu da önemsiyor.

Yeni İnci, 60 yılı aşkın üretim tecrübesi, 40 ülkeye ulaşan ihracat ağı ve deneyim odaklı mağazacılık yatırımlarıyla dönüşümünü sürdürüyor.

Marka, ulaşılabilir kalite anlayışını kategori genişlemesi, cadde mağazacılığı ve yeni nesil mağaza konseptleriyle destekleyerek iç giyimin ötesinde bir yaşam tarzı ve konfor markası olmayı hedefliyor.

Yeni İnci Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Atakan ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; kalite-fiyat dengesini, küresel büyüme stratejisini, deneyim mağazacılığını, kategori genişlemesini ve iç giyim sektörünün geleceğini konuştuk.

Perakendede son dönemde fiyat odaklı tüketimin güçlenmesine rağmen tüketicilerin kalite beklentisinden vazgeçmediğini görüyoruz. İç giyim gibi rekabetin yoğun olduğu bir kategoride, kalite-fiyat dengesini korumak markalar açısından nasıl bir önem taşıyor? Yeni İnci bu dengeyi nasıl yönetiyor?

images 1

İç giyim, insan tenine doğrudan temas eden ve doğası gereği hem sağlık hem de yüksek konfor gerektiren, perakendenin en hassas kategorilerinden biri. Dolayısıyla ekonomik konjonktür ne olursa olsun, tüketicinin bu kategoride kaliteden ödün vermesi çok zor. Rekabetin bu kadar yoğun olduğu bir pazarda kalite-fiyat dengesini koruyamayan markaların kalıcı olması mümkün değil.

Yeni İnci olarak biz bu dengeyi “ulaşılabilir kalite” felsefesiyle yönetiyoruz. 60 yılın getirdiği üretim tecrübemiz ve güçlü tedarik zincirimiz sayesinde ham madde tedariğinden son ürüne kadar tüm süreçte ölçek ekonomisinin avantajlarını kullanıyoruz. Tasarımdan üretime her aşamayı kendi bünyemizde optimize ederek, maliyet verimliliğini fiyatlarımıza yansıtıyoruz. Tüketicimiz biliyor ki, Yeni İnci’den aldığı bir ürün uzun ömürlüdür, formunu kaybetmez ve sağlığa zararlı hiçbir materyal barındırmaz. Kaliteden ödün vermeden rasyonel fiyat politikamızı sürdürmek, sadık müşteri kitlemizin bize olan güveninin en büyük teminatıdır.

Türk hazır giyim ve tekstil sektöründe markalaşma artık yalnızca üretim gücüyle değil, tasarım, hız ve global erişim kapasitesiyle de ölçülüyor. Yeni İnci’nin bugün 40 ülkeye ulaşan yapısına baktığınızda, uluslararası pazarlarda Türk markalarının rekabet avantajını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk tekstil ve hazır giyim sektörü, geçmişteki “fason üretici” kimliğini çoktan geride bıraktı. Bugün dünya genelinde tasarım gücü yüksek, trendleri belirleyen ve lojistik hızıyla fark yaratan bir konumdayız. Yeni İnci olarak biz de üretim gücümüzü tasarım inovasyonu ve küresel vizyonumuzla birleştirerek bugün 40 ülkeye ihracat gerçekleştiren küresel bir yapıya ulaştık.

Uluslararası pazarlarda Türk markalarının en büyük avantajı, Avrupa standartlarında yüksek kaliteli tasarımı, coğrafi yakınlığın getirdiği hız ve esneklikle sunabilmesidir. Biz Yeni İnci olarak, farklı coğrafyaların ve kültürlerin beden tipolojilerine, kalıp alışkanlıklarına ve tasarım tercihlerine hızla adapte olabilen çok esnek bir Ar-Ge ve tasarım ekibine sahibiz. Küresel pazardaki rekabet gücümüz, sadece bir ürünü ihraç etmekten değil, o pazardaki tüketicinin ihtiyacını en hızlı ve en doğru estetikle karşılayabilme kabiliyetimizden geliyor.

Birçok perakende markasının AVM yatırımlarını gözden geçirerek yeniden cadde mağazacılığına yöneldiğini görüyoruz. Sizce bu dönüşümün arkasındaki temel dinamikler neler? Yeni İnci’nin cadde mağazacılığı odağını artırma kararında hangi faktörler etkili oldu?

Perakendede çok ciddi bir tüketici davranışı değişimi yaşanıyor. AVM’ler uzun yıllar boyunca sundukları konforla öne çıksa da günümüz tüketicisi artık daha hızlı, daha pratik ve “açık havada” sosyalleşebileceği alışveriş deneyimlerini tercih ediyor. Yüksek işletme maliyetleri, çalışma saatlerinin katılığı ve tüketicinin caddelerin o kendine has, organik ruhunu özlemesi perakendeyi yeniden sokaklara taşıdı.

Yeni İnci olarak bizim cadde mağazacılığına olan odağımızı artırmamızda hem bu sektörel dönüşüm hem de doğrudan tüketiciye dokunma arzumuz etkili oldu. Cadde mağazaları, markamızın kimliğini ve ruhunu herhangi bir sınırlandırma olmadan sergileyebildiğimiz özgür alanlar sunuyor. Müşterimizle daha samimi, daha lokal ve ayak üstü uğranabilecek kadar hayatın içinde bir bağ kurmamızı sağlıyor. Stratejik lokasyonlarda açtığımız ve açacağımız cadde mağazalarıyla hem marka görünürlüğümüzü pekiştiriyor hem de alışverişi bir zorunluluktan ziyade keyifli bir cadde yürüyüşünün parçası haline getiriyoruz.

Fiziksel mağazaların yalnızca satış noktası değil, marka deneyiminin yaşandığı alanlara dönüştüğü bir dönemdeyiz. Eminönü’nde açmayı planladığınız deneyim mağazasıyla müşterilere nasıl bir değer sunmayı hedefliyorsunuz? Bu yatırımın marka algısına nasıl katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Eminönü projesi bizim için sadece ticari bir yatırım değil, Yeni İnci’nin vizyonunu ve perakendeye getirdiği yeni soluğu temsil eden çok prestijli bir adım. Eminönü, İstanbul’un, ticaretin ve tekstil tarihinin kalbi. Bu kadar köklü bir lokasyonda, geleneksel ticaretin tam ortasında modern bir “deneyim mağazası” açmak başlı başına heyecan verici.

Tüketiciler artık karmaşık ve sıkışık alışveriş alanları yerine daha ferah, organize ve odaklanmış alanları tercih ediyor. Biz de Eminönü deneyim mağazamızda “katlı kategori” konseptini hayata geçiriyoruz. Mağazamızın her katını tamamen bağımsız bir kategoriye (iç giyim, çorap, ev giyimi/seamless vb.) adayarak, her katta o ürün grubunun kendine has dünyasını ve zenginliğini sergileyeceğiz. Müşterilerimiz bir kata adım attığında, o kategoriye dair aradığı her şeyi başka hiçbir ürünle dikkatleri dağılmadan, derinlemesine ve konforla inceleyebilecek.

Alışverişi katlar arasında tematik bir yolculuğa dönüştüren bu model, hem süreci çok daha pratik hale getirecek hem de Yeni İnci’nin ürün çeşitliliğindeki gücünü ve kategorilerdeki uzmanlığını en net şekilde gözler önüne serecek. Bu yatırım, Yeni İnci’nin köklü geçmişini geleceğin perakende trendleriyle harmanlayarak marka algımızı çok daha yenilikçi, uzman ve tüketici odaklı bir noktaya taşıyacak.

İç giyimden sonra çorap kategorisine giriş yapmanız, tüketicinin tek bir markadan daha geniş ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir strateji olarak da okunabilir. Sizce perakendede kategori genişlemesi markalar için nasıl bir büyüme fırsatı yaratıyor?

Günümüz dünyasında zaman en değerli sermaye. Tüketici, güvendiği ve kalitesinden emin olduğu bir markanın çatısı altında, birbiriyle ilişkili diğer ihtiyaçlarını da tek seferde çözmek istiyor. İç giyimdeki uzmanlığımızı çorap kategorisine taşımamız, tamamen bu tüketici içgörüsünün ve pazar talebinin bir sonucu.

Kategori genişlemesi, eğer markanın ana DNA’sıyla uyumluysa, muazzam bir büyüme ve sadakat fırsatı yaratır. İç giyim ve çorap, birbirini tamamlayan, aynı sepeti büyüten ikiz kategoriler. Bu hamleyle hem mevcut müşterilerimizin yaşam boyu değerini artırıyoruz hem de markamıza yeni tüketici segmentleri kazandırıyoruz. Yeni İnci kalitesini çorap kategorisinde de gören tüketicimizle olan bağımız daha da derinleşiyor. Bu tür stratejik genişlemeler markayı sadece bir “ürün markası” olmaktan çıkarıp, bütünsel bir “yaşam tarzı ve konfor markası” haline getiriyor.

Üretim kapasitesini artıran, ihracat ağını genişleten ve yeni mağazacılık modellerine yatırım yapan markaların öne çıktığı bir dönemdeyiz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde hem iç giyim sektöründe hem de perakende tarafında hangi dönüşümlerin belirleyici olacağını düşünüyorsunuz? Yeni İnci bu geleceğe nasıl hazırlanıyor?

Gelecek birkaç yılın perakende şifreleri; sürdürülebilirlik, dikişsiz/seamless teknolojiler, akıllı tekstiller önemini arttıracak. İç giyimde artık sadece şıklık yetmiyor, fonksiyonellik, vücut pozitifliği, her beden tipine uygun kusursuz kalıplar ve gün boyu yokmuş gibi hissettiren dikişsiz teknolojiler ön planda. Tüketici artık çevreye duyarlı, sürdürülebilir üretim süreçlerinden çıkan ürünleri talep ediyor.

Yeni İnci olarak biz bu geleceğe dünün başarılarına yaslanarak değil, sürekli yatırım yaparak hazırlanıyoruz. Üretim tesislerimizde teknolojik dönüşümü ve otomasyonu önceliklendirerek kapasitemizi ve hızımızı artırıyoruz. Ar-Ge merkezimizde sürdürülebilir ve geri dönüştürülebilir ipliklerle üretilen koleksiyonlar, tenle bütünleşen dikişsiz (seamless) ve lazer kesim serilerimiz üzerine aralıksız çalışıyoruz. 40 olan ihracat ülke sayımızı artırarak küresel ağımızı genişletirken, Eminönü gibi deneyim odaklı fiziksel mağazalarımızla dijital kanallarımızı tam entegre hale getiriyoruz. Özetle Yeni İnci, üretimiyle güçlü, tasarımıyla yenilikçi, mağazacılığıyla deneyim odaklı yapısını koruyarak geleceğin perakende dünyasında da öncü rolünü sürdürmeye hazır.