Ana Sayfa Blog Sayfa 63

AYD Alışveriş Ekonomisi Zirvesi 16. Kez Gerçekleşti

Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği tarafından her yıl düzenlenen “AYD Alışveriş Ekonomisi Zirvesi”nin 16. sı, 9 Aralık 2025 Salı günü Swissotel The Bosphorus Istanbul’da gerçekleştirildi. AVM yatırımcıları, merkez yöneticileri, perakendeciler, AVM yöneticileri ve sektöre destek veren firmaları bir araya getiren zirvede, sektörün bugünü ve yarını konuşuldu. Alkaş iş birliğiyle düzenlenen zirvede “1 Numaralı Markalar” ödülleri de sahiplerini buldu.

ayd alışveriş ekonomisi zirvesi 16. kez gerçekleşti

Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği’nin (AYD) her yıl düzenlediği “AYD Alışveriş Ekonomisi Zirvesi”nin 16.’sı, 9 Aralık 2025 Salı günü Swissotel The Bosphorus İstanbul’da ve eş zamanlı olarak digitalnetworkalkas.com internet sitesinde hibrit olarak gerçekleştirildi. Alkaş iş birliğiyle düzenlenen zirve, ticari gayrimenkul ve AVM yatırımcıları ile perakendenin önde gelen isimlerini bir araya getirerek sektöre ışık tuttu. Fiba Commercial Properties ana sponsorluğunda düzenlenen zirvede alışveriş ekonomisinin geleceği hakkında değerli görüşler paylaşılırken, “1 Numaralı Markalar” ödülleri de sahiplerini buldu. İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’in de katıldığı zirve; Nuri Şapkacı (AYD Yönetim Kurulu Başkanı) ve Yurdaer Kahraman’ın (Fiba CP CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi) açılış konuşmalarıyla başladı.

“Yol haritasını ortak akılla şekillendirmek için bir aradayız”

AYD Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Şapkacı, açılış konuşmasında “Bugün burada yalnızca AVM sektörünün mevcut durumunu paylaşmak için değil; Türkiye’nin ticari gayrimenkul vizyonuna birlikte yön vermek ve önümüzdeki dönemin yol haritasını ortak akılla şekillendirmek için bir aradayız. Bu vizyonu konuşurken, içinde bulunduğumuz gayrimenkul sektörünün küresel ölçekte nasıl bir güce sahip olduğunu da doğru okumamız gerekiyor. Bahsettiğimiz gayrimenkul sektörü, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık dört katı büyüklüğe sahip bir alan. Tüm fiziki altınların toplam değerinden 20 kat daha değerli! Küresel gayrimenkullerin toplam değeri, dünya borsalarının tamamının değerinin üç katı. Bu devasa hacmin içinde ticari gayrimenkullerin payı ise yüzde 15 düzeyinde. Türkiye, bu büyük pastadan çok daha yüksek bir pay alma potansiyeline sahip. Bu nedenle sektörümüz, doğru bir vizyonla ele alınmayı fazlasıyla hak ediyor.” dedi.

Şapkacı, sözlerine şöyle devam etti: “2025 yılı Ekim sonu itibarıyla sektörümüz, yılın ilk on ayında metrekare verimliliğinde yüzde 29 büyüme kaydetti. Ekim sonunda açıklanan yıllık enflasyonun yüzde 32,87 olduğunu dikkate aldığımızda, reel olarak cirolarda sınırlı bir daralma olduğunu görüyoruz. Ziyaretçi girişleri ise aynı dönemde yüzde 3,4 oranında azaldı. Bu tablo aslında enflasyon hedeflerine yönelik politikaların doğal ve öngörülebilir bir yansımasıdır. Biz AVM yatırımcıları olarak bu dönemde sadece ayakta kalmaktan da öte, daha da ilerleyebilmenin yollarını arıyor; elimizden gelen katkıyı vermeye devam ediyoruz. Tüm bu koşullar altında yatırımlar tarafına baktığımızda, 2026 yılında Türkiye’de 6 yeni alışveriş merkezinin açılması planlanıyor. Fakat önemle belirtmek gerekir ki bu projelerin neredeyse tamamının inşaatı pandemi öncesine dayanıyor. Olağan dışı koşullar sebebiyle yavaşlayan süreçler şimdi tamamlanma aşamasına geliyor. Türkiye, genç nüfusu, güçlü AVM altyapısı, çeşitlenen tüketim alışkanlıkları ve stratejik konumuyla uluslararası yatırımcılar için hâlâ yüksek potansiyel taşıyan bir pazardır. Ancak hem dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik dalgalanmalar hem de mevzuattaki belirsizlikler, yerli ve yabancı yatırımcıların uzun vadeli planlarında daha temkinli adım atmasına yol açıyor. Reel cirolardaki baskı, artan maliyetler ve küresel uygulamalardan ayrışan düzenlemeler, yatırımcının finansal manevra alanını ciddi şekilde daraltıyor. Bu nedenle hem yeni AVM yatırımlarında hem de mevcut merkezlerin yenileme–modernizasyon süreçlerinde ciddi bir yavaşlama görüyoruz. Bu durum sektörün büyüme dinamiklerini sınırlayan kritik bir faktör hâline gelmiştir.”

“Türkiye alışveriş merkezi sektörü 50 milyar dolar yatırım hacmine sahip”

Konuşmasında AVM yatırımlarının ülke ekonomisi açısından ne anlama geldiğinin altını çizen AYD Başkanı Nuri Şapkacı; “Türkiye alışveriş merkezi sektörü 50 milyar dolar yatırım hacmine sahip. Türkiye’de 450 AVM’de faaliyet gösteren yüzlerce marka ve yaklaşık 43 bin mağaza var. Yılda 2,5 milyar kişi, yani her ay Türkiye nüfusunun 2,5 katı kadar ziyaretçi alışveriş merkezlerini ziyaret ediyor. AVM ekosistemi doğrudan 600 bin kişiye, dolaylı olarak 2,1 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Her yıl milyarlarca liralık vergi kaynağı oluşturan; kayıt içi ekonomiyi güçlendiren ve turizme katkı veren çok önemli bir ekonomik omurgadan söz ediyoruz. AVM’ler aynı zamanda perakendenin küreselleşmesinde bir kaldıraç etkisi yaratıyor. Ulusal markalarımızın büyümesi, yurt dışına açılması ve yabancı markaların Türkiye’yi tercih etmesi bu ekosistemin gücüyle mümkün oluyor.” dedi.

AVM sektörünün geleceği ve atılması gereken adımlar

Şapkacı, AVM sektörünün geleceğine ilişkin önemli başlıkları da şöyle sıraladı: “Mevcut yatırımlar artık büyümenin yükünü taşımakta zorlanıyor. Yeni yatırım ise neredeyse durma noktasında. Yatırım olmadan bu faydanın sürdürülebilir olması mümkün değildir. Oysa bugün Türkiye’nin AVM yatırımcısı; lojistikten ofise, karma projelerden turizme kadar geniş bir alanda yatırım yapma kapasitesine sahip güçlü bir ticari gayrimenkul yatırımcısıdır. Bu potansiyeli hayata geçirebilmek için elbette kamu tarafından da beklentilerimiz var. Yatırım ortamının tekrar çekici hale gelmesi için uluslararası normlarla uyumlu, sosyal konuttan ayrılan, tanımı ve içeriğiyle uzmanlaşmış bir ticari gayrimenkul mevzuatına; bir başka deyişle enflasyon gerçekleriyle uyumlu, piyasa rayiçleri doğrultusunda, sözleşme serbestisine dayandırılacak bir ticari gayrimenkul kira rejimine ihtiyaç vardır. Mevcut tıkanıklık yalnızca bizi değil, büyümek isteyen tüm markaları, ülkemize gelmek isteyen uluslararası perakendecileri de etkiliyor. Bu markalara yer bulmakta zorlanıyoruz. Bu nedenle buradan tüm perakendecilere de bir davet yapmak istiyorum: Ciroları nasıl artırırız, verimliliği nasıl yükseltiriz, markalar nasıl büyür, ihtiyaçlar ve çözümler nelerdir? Gelin ortak masada bunları konuşalım. Çünkü AVM yatırımcısının bu talepleri bir ayrıcalık değil; sektörün tamamının sürdürülebilir büyümesi için gerekli altyapının oluşturulması içindir. 2026 beklentileri, 2025’ten çok farklı görünmüyor. Ancak yılın son çeyreğinde enflasyonun aşağı yönlü hareketiyle belki daha olumlu bir tablo mümkün olabilir. 2026 sonunda finansmana erişimin kolaylaşması hâlinde yeni projeleri tekrar konuşmaya başlayabiliriz. Ticari gayrimenkul yatırımcıları olarak kamu ile etkin iş birliği, perakendeci ile yapıcı diyalog içinde olmak zorundayız.”

16. AYD Alışveriş Ekonomisi Zirvesi; Fatih Keresteci-Ekonomist, Cem Eriç-AYD Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı, Ümit Nazlı Boyner-Boyner Grup, Selen Okay Akçalı-Yanındayız Derneği, William J. Sebring-URBnARQ, Yağmur Yaşar-Rönesans Gayrimenkul, Serhan Çetinsaya-Artaş Holding, Volkan Mumcu-Tavuk Dünyası, Yusuf Tanık-Nata Holding, Dilek Çapanoğlu-Aqua Florya, Kaya Demirer-TURYİD, Mehmet T. Nane-Pegasus Hava Yolları, Nevzat Yavan- Esas Gayrimenkul, Tamer Özmen-Mintus, Francesco Pupillo, MAPIC, Semet Yolaç Canlıel-ECE Türkiye, Dilara Neyişçi Çağlı-MR. DIY Türkiye, Simge Telman-Demsa Group, Sinem Turanlı-Sephora Türkiye, Ömer Taviloğlu-Mudo, Sena Suerdem-Kiğılı, Zeynep Doğan, Gürmen Grup gibi iş dünyasından değerli isimlerin katıldığı panel ve oturumlarla gerçekleşti.

Tepe Kurumsal, 6 Markasını Tek Bir Çatı Altında Topladı

Tepe Kurumsal, sürdürdüğü dönüşüm çalışmalarını tamamlayarak altı markasını tek bir çatı altında topladı. Tepe Kurumsal, tüm hizmetlerin aynı kalite standardıyla yönetildiği ve operasyonların tek merkezden koordine edildiği bir modeli benimseyerek; robotik sistemler, IoT, yapay zeka ve fintech çözümleri gibi teknolojileri hizmet süreçlerine entegre ediyor. Bu sayede işletmelerin iş yükünü azaltmayı, süreçleri sadeleştirmeyi ve zaman kazandırarak verimliliği artırmayı sürdürüyor.

tepe3

Türkiye’de 30 yılı aşkın süredir, Kurumsal Hizmetler pazarına öncülük eden marka, yeni yapısını, hizmet modelini ve gelecek hedeflerini düzenlediği bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Tepe Kurumsal Yönetim Kurulu Başkanı Levent Güler ve Tepe Kurumsal İcra Kurulu Başkanı Murat Altıkardeşler’in sözcülüğünde gerçekleştirilen toplantıda teknolojinin ve dijitalleşmenin baş döndüren hızına uyum sağlayabilen, yeni teknolojileri kullanan bütünleşmiş bir modelin kurumlara sağladığı verimliliğin altı çizildi.

Yeni yapılanma ile Tepe Güvenlik, Tepe Tesis Yönetimi, Tepe Gurme, Tepe ONE, Tepe İSG ve Tepe PRO markaları Tepe Kurumsal çatı markası altında, tek organizasyon olarak faaliyet göstermeye devam edecek. Böylece fiziki güvenlikten elektronik güvenlik teknolojilerine, entegre tesis yönetiminden profesyonel temizlik ve teknik bakıma; kurumsal yemek hizmetlerinden iş sağlığı ve güvenliği çözümlerine, endüstriyel hijyen tedarikine kadar tüm hizmetler tek merkezden, bütünleşik bir mimari ile sunulacak.

“Teknolojiyi arkamıza alarak 1 milyar dolarlık ciro hedefliyoruz”

tepe1
tepe kurumsal, 6 markasını tek bir çatı altında topladı 4

Tepe Kurumsal Yönetim Kurulu Başkanı Levent Güler, Tepe Kurumsal’ın Bilkent Holding bünyesinde yer aldığını ve yüzde 100 Türk sermayesiyle kurularak birçok iş kolunda faaliyet gösterdiğini söyledi. 1986 yılında Bilkent Üniversitesi tarafından kurulan Bilkent Holding’in yurtiçi ve yurtdışında inşaat, mobilya, perakende, savunma sanayi, güvenlik, sigorta, turizm, enerji ve gayrimenkul gibi birçok sektörde faaliyet gösterdiğini, TAV ve İDO gibi iştirakleriyle havalimanı ve deniz otobüsleri işletmeciliğinde de etkin olarak yer aldığını belirtti.

Levent Güler sözlerine şöyle devam etti, “Bilkent Holding bünyesinde yer alan Tepe Kurumsal olarak 81 ilde, Türkiye’nin ilk 500’ünde yer alan birçok büyük markaya, hastanelere, kamu kurumlarına, limanlara, bankalara hizmet veriyoruz ve istikrarlı büyümemizi sürdürüyoruz. Biz, sürdürülebilir bir büyüme için yerli sermayenin gücüne inanıyor ve bu doğrultuda ülke ekonomisine katkıda bulunmak için çalışıyoruz. Geçtiğimiz her gün, iş dünyasının tek noktadan erişilebilen, teknolojik ve sürdürülebilir çözümlere olan ihtiyacı artıyor. Biz de bu ihtiyaca daha güçlü yanıt verebilmek için hizmetlerimizin entegre yapısını yeni bir kurumsal mimari altında daha bütüncül bir modele taşıdık. Önümüzdeki dönemde veriye dayalı yönetim ve süreç verimliliği odağında müşterilerimize daha fazla değer sunmaya devam edeceğiz” dedi. 

Levent Güler sözlerine şöyle devam etti: “Teknoloji ve dijitalleşme, artık her sektörde olduğu gibi bizim de en kritik odak alanlarımızdan biri haline geldi. Bu alandaki yatırımlarımızın gücüyle, hizmet sunduğumuz tüm sektörlerde operasyonel mükemmeliyeti bambaşka bir seviyeye taşıyoruz. Entegre yapımız ve stratejik hedeflerimiz doğrultusunda, önümüzdeki dönemde 1 milyar dolarlık ciro büyüklüğüne ulaşmayı hedefliyoruz.”

3 çizginin olduğu her yerde, tüm hizmetler tek merkezden ve tek standartla sunuluyor

Toplantıda şirketin yenilenen yapılanmasını, büyüme vizyonunu ve 2026 hedeflerini paylaşan Tepe Kurumsal İcra Kurulu Başkanı Murat Altıkardeşler, geçtiğimiz yıl itibarıyla tüm hizmet süreçlerini yeniden ele aldıklarını ve teknoloji odaklı yeni bir yapıya geçtiklerini söyledi. Altıkardeşler, altı markanın tek bir çatı altında birleştirilmesinin müşteriye daha sade ve öngörülebilir bir hizmet modeli sunduğunu, operasyonları ise daha verimli bir yapıya taşıdığını vurgulayarak, “Türkiye’nin dört bir yanındaki güvenlik, temizlik, yemek, teknik bakım, İSG ve tesis yönetimi süreçlerini artık ortak bir akıl ve ortak standartla yönetiyoruz. Bugün duyurduğumuz yeni model, iş yükünü azaltmayı, süreçleri sadeleştirmeyi, zaman kazandırmayı ve böylece verimliliği artırmayı hedefliyor” dedi. Tepe Kurumsal’ın dönüşümünü “Tepe yenileniyor” sözleriyle özetleyen Altıkardeşler, “Artık sahada üç çizgimizi gördüğünüz her yerde tüm hizmet ihtiyaçlarınız tek merkezden, tek standartla ve eksiksiz şekilde çözülüyor. Bu sadece bir iş modeli değil; yerli, milli ve sorumluluk duygusuyla kurulmuş bütünleşik bir hizmet ekosistemidir” dedi.

“400 Milyar TL büyüklüğünde bir pazardayız ve şirketler hizmetlerde entegrasyon bekliyor”

Murat Altıkardeşler konuşmasında sektörün büyüklüğüne de dikkat çekerek şunları söyledi: “Bugün entegre tesis yönetimi, güvenlik, yemek ve İSG hizmetlerini kapsayan pazarın büyüklüğü yaklaşık 400 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Şirketlerin artık çok net bir beklentisi var: entegrasyon ve tek noktadan hizmet. Bizim ortaya koyduğumuz yeni model tam olarak bu ihtiyaca cevap veriyor. Tüm hizmetlerin tek elden yönetimi, tek fatura, tek muhatap ve tek takip sistemiyle sunulması işverenler için ciddi bir zaman tasarrufu sağlıyor. İSG’den sarf malzeme tedarikine kadar uzanan tüm operasyonların aynı merkezden yönetilmesi ise şirketlerin kendi ana işine odaklanmasını çok daha kolay hale getiriyor.”

Tepe Kurumsal, 2026’da yurt dışı açılımını hedefleri arasına aldı

Tepe Kurumsal, dijitalleşme ve entegre hizmet mimarisi üzerine kurduğu yeni yapıyı yalnızca Türkiye ile sınırlı görmüyor. Şirket 2026’da hizmet modelini bölgesel bir marka haline getirme hedefiyle yurt dışı açılım planlarını da devreye alıyor. Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda uygulanabilir bir operasyon mimarisi oluşturmayı amaçlayan Tepe Kurumsal, teknoloji odaklı hizmet yaklaşımını global ölçekte konumlandırmayı hedefliyor.

Yeni kurumsal kimliğin temeli: Müşteri, Çalışan ve Sürdürülebilir Gelecek

Yeni kurumsal kimliğin temelinin üç önemli odaktan oluştuğunu belirten Murat Altıkardeşler şöyle konuştu: “Müşteri, Çalışan ve Sürdürülebilir Gelecek… Bu üç başlık, yalnızca yeni kimliğimizin değil, aynı zamanda yürüttüğümüz tüm dönüşüm projelerinin ortak referans noktası. Artık bütün hizmet modelimizi bu üç eksen üzerinde şekillendiriyoruz. Müşteri odağında oldukça güçlü bir konumdayız. Türkiye’de yerli pazarın yaklaşık yüzde 10’una hitap ediyoruz. Bugün 2.000’den fazla müşterimize, 10.000’in üzerinde projede hizmet sunuyoruz. Sadece 2025 yılında 200 yeni markayı bünyemize kattık. Çoklu hizmet satışlarında bu yıl yüzde 20 büyüdük, gelecek yıl için ise yüzde 50 artış hedefliyoruz. Her yıl yüzde 10 seviyesinde organik büyüme gösteriyoruz.” dedi.

Tepe Kurumsal’ın hedefi: EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi 

EFQM Mükemmellik Modeli’nde 2026 yılı için ödül başvurusu hazırlıklarını yürüttüklerini söyleyen Murat Altıkardeşler, şöyle konuştu: “Altı şirketimizin katılımıyla kapsamlı bir özdeğerlendirme süreci yürüttük ve EFQM Mükemmellik Modeli’nde 2026 yılı için ödül başvurusu hazırlıklarımıza başladık. Kurumsal dönüşüm programımızın merkezine EFQM modelini yerleştirdik ve bu yaklaşımı hem mavi yaka hem de beyaz yaka çalışanlarımıza yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Modelin tüm yedi kriteri kapsamında çalışmalarımızı tamamlayarak özdeğerlendirme sürecini sonuçlandırdık. Odak grup çalışmaları, eğitimler ve farkındalık programlarıyla gelişim yolculuğumuzu sürdürüyoruz. Bu süreçte EFQM 5 Yıldız Yetkinlik Belgesi için başvurumuzu hazırlıyor ve yıl içerisinde Yetkinlik Ödülü almayı hedefliyoruz.” 

“2030 hedefimiz: Entegre hizmetten entegre veriye geçiş”

Tepe Kurumsal’ın “sürdürülebilir gelecek” vizyonunu anlatan Altıkardeşler, kendilerini yalnızca temizlik, güvenlik veya yemek hizmeti sunan bir grup değil; veriye dayalı, dijitalleşmiş ve sürdürülebilirlik odaklı bir hizmet platformu olarak konumlandırdıklarını söyledi. HR, CRM, mobil uygulama ve bulut teknolojilerini kapsayan dört temel üzerinden 100’ün üzerinde dijital sürecin yeniden yapılandırıldığını; insansız temizlik araçları, IoT uygulamaları, veri odaklı yönetim sistemleri ve otomasyon yatırımlarının hızla büyüdüğünü belirtti. “Bugün bir AVM’de güvenliği sağlayan ekipten, aynı kampüste yemeği yapan ve tesis yönetimini yürüten ekibe kadar tüm operasyon Tepe Kurumsal çatısı altında birleşiyor. Odaklandığımız ve hayata geçirmek üzere olduğumuz operasyonların tek ekrandan izlenebildiği, risklerin önceden tahmin edildiği ve enerjinin optimize edildiği bir yapı hedefliyoruz. Bizim için 2030 sadece ‘entegre hizmet’ değil, aynı zamanda ‘entegre veri’ demek” sözleriyle geleceğe ilişkin yol haritasını paylaştı.

Tepe Kurumsal Türkiye’nin istihdam sıralamasında 9. Sırada

Konuşmasının sonunda çalışan odağı kapsamında Bilkent Holding çatısı altında yaklaşık 40.000 kişinin bulunduğunu, bunun 30.000’inin Tepe Kurumsal çatısı altında görev yaptığını söyleyen Altıkardeşler, şirketin Türkiye’nin istihdam sıralamasında 9. sırada yer aldığını ve kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı. Tepe Akademi aracılığıyla yılda 1 milyonun üzerinde eğitim verildiğini, çalışan bağlılığını güçlendiren sadakat programlarının devrede olduğunu, Tepe Hayat yapısıyla deprem, yangın ve acil durumlara yönelik profesyonel eylem planları oluşturulduğunu dile getirdi.

Tüketici İçgörüsünde Yeni Dalga: “Predictive Shopping” Nasıl Çalışır?

Perakende sektöründe rekabet hızla kızışırken, markalar tüketicinin zihnini anlama konusunu yeni bir seviyeye taşıyor. “Predictive Shopping”, yani öngörüsel alışveriş deneyimi, bu dönüşümün en güncel ve en dikkat çeken adımlarından biri olarak öne çıkıyor.

predictive shopping
tüketici i̇çgörüsünde yeni dalga: “predictive shopping” nasıl çalışır? 7

Kavram, tüketicilerin satın alma davranışlarını yalnızca geçmiş verilere bakarak değil; gerçek zamanlı sinyaller, davranış akışları, yaşam alışkanlıkları ve yüksek hacimli veri analizleriyle tahmin etmeye dayanıyor. Böylece markalar, müşteriye daha düşünmeden neye ihtiyaç duyacağını sunuyor, alışveriş deneyimini akıcı ve zahmetsiz bir sürece dönüştürüyor.

Günümüzde platformlar ve büyük perakende zincirleri, predictive shopping modellerini; dinamik katalog yönetimi, akıllı öneri motorları, otomatik sepet doldurma ve anlık satın alma ihtiyacını tetikleyen bildirim sistemleri ile güçlendirmeye devam ediyor.

Bu model güçlü yapay zekâ altyapısı ile çalıştığı için, her etkileşim bir sonraki tahmini daha da keskinleştiriyor. Sonuç olarak perakendede tüketici deneyimi kişiselleştirmenin de ötesine geçiyor; tüketicinin davranışı öngörülüyor ve çoğu zaman ihtiyacın doğduğu anda çözüm sunuluyor.

Predictive Shopping İçin Öngörüsel Analitik ve Davranış Modelleri Nasıl İşliyor?

Predictive shopping’in merkezinde yapay zekâ temelli öngörüsel analitik bulunuyor. Sistem; kullanıcı geçmişi, tıklama akışları, kredi kartı harcama ritimleri, gezinme süreleri, dönüşüm olasılıkları ve sezonluk talep değişimlerini aynı anda değerlendirerek çalışıyor. Bu süreç, tek bir tüketici için bile binlerce veri noktasının anlık olarak işlenmesini gerektiriyor.

Örneğin bir tüketici sık sık organik ürün arıyorsa, sistem yalnızca bu tercihi tanımakla kalmıyor; günün hangi saatlerinde alışveriş yaptığını, hangi kampanyalara daha hızlı tepki verdiğini ve ne kadar sıklıkla stok yenilediğini de analiz ediyor. Ardından bu veriler makine öğrenimi modellerine aktarılıyor ve model sadece “şimdi ne alır?” sorusuna değil, “yakında neye ihtiyaç duyacak?” sorusuna da yanıt üretmeye başlıyor.

Bu yaklaşım, perakendecilere talebi daha doğru planlama, stok verimliliğini artırma ve tüketiciye tam ihtiyacı olan anda doğru ürünü gösterme imkânı tanıyor. Kısacası predictive shopping, veri odaklı perakende dönüşümünün bel kemiği hâline geliyor.

Predictive Shopping’in Perakende Deneyimine Etkisi

Bu yeni model tüketicinin karar verme sürecini kısaltırken, perakendecilerin müşteri sadakatini güçlendirmesine de yardımcı oluyor. Çünkü tüketici, ihtiyaç duyduğu ürünü manuel olarak aramadan karşısında bulduğunda, markaya duyduğu güven artıyor ve satın alma yolculuğu hızlanıyor.

pred analytics retail 1920@2x 100

Abonelik temelli “otomatik yenileme” sistemleri, kişiselleştirilmiş teklifler, lifestyle bazlı ürün önerileri ve yapay zekâ destekli akıllı sepetler bu dönüşümün günlük hayattaki en görünür uygulamaları hâline geliyor. Aynı zamanda bu model, fiziksel mağazalarda da etkisini artırıyor; müşteri içeri adım atmadan önce mobil uygulama üzerinden davranış tahminiyle oluşturulmuş kişisel bir alışveriş planı sunulabiliyor.

Böylece perakende deneyimi, hem dijital hem fiziksel kanallarda çok daha sezgisel, akıllı ve hızlı bir yapıya bürünüyor. Predictive shopping yakın gelecekte perakendenin standart bir modeli hâline gelecek gibi görünüyor; çünkü hem tüketicinin zaman tasarrufuna hizmet ediyor hem de markaların satış dönüşümünü güçlü bir şekilde destekliyor.




Moda ve Perakendenin Yeni Strateji Dili Teknoloji

cigdem kose

Moda ve perakende son yıllarda yalnızca trendlerin değil, iş yapış biçimlerinin de kökten değiştiği bir dönemden geçiyor. Tüketici davranışları her sezon yeniden şekilleniyor, sosyal platformların etkisi dakikalar içinde bir akımı doğurabiliyor ve yapay zekâ artık yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji olmaktan çıkıp karar alma süreçlerinin merkezine yerleşiyor.

Bu dönüşüm, şirketlerin teknolojiyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmesini gerektiriyor. Buradaki mesele aslında teknoloji değil; teknolojiyle kurulan düşünme biçimi. Ürün, kategori yönetimi, pazarlama, tasarım, tedarik ve veri ekipleri aynı stratejik çerçeveyi paylaşmadığında rekabet gücü hızla zayıflıyor.
Tüketiciyi anlamak ise artık yalnızca içgörü toplamak değil; doğru zamanda doğru tepkiyi verebilen bir sistem kurabilmek anlamına geliyor.

Bu yazı tam olarak bu zeminde duruyor. Trendlerin ötesine geçerek işin nasıl çalıştığına bakıyor.

Tüketici 18–24 Ayda Yeniden Şekilleniyor

WGSN Future Consumer 2027 raporu, tüketicinin değer sisteminin, motivasyonlarının ve satın alma davranışlarının artık 18–24 ay gibi kısa bir sürede tamamen yenilendiğini gösteriyor.
Bu, sadece “moda hızlı değişiyor” demek değil; markaların stratejilerini, ürün yapılarını, iletişim modellerini ve deneyim kurgularını daha çevik ve veriyle hizalanmış bir anlayışla yeniden ele almalarını gerektiriyor.

Özellikle Z ve Alfa kuşağı bu dönüşümü belirgin şekilde hızlandırıyor. Deneyim, hikâye, keşif, dijital bütünlük ve markayla kurulan bağ onlar için temel beklentiler.
Bu nedenle globalde pazar payı yıllardır zirvede olan markalar bile veri sistemlerinden tasarım modellerine, CRM kurgularından içerik stratejilerine kadar pek çok alanı yeniden yapılandırıyor.

Yeni Gerçeklik Teknoloji Artık Arka Plan Değil Ana Saha

McKinsey’nin State of Fashion 2025 raporu, global moda ve lüks şirketlerinin yüzde 35’inin generative AI’ı aktif kullanımda olduğunu gösteriyor. Bu, müşteri hizmetlerinden ürün keşfine, içerik üretiminden pazarlamaya kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Birkaç yıl önce neredeyse sıfır olan bu oran, bugün sektörün hızla yeni bir çalışma biçimine evrildiğini ortaya koyuyor.

Dışarıdan bakınca bu yalnızca “hızlanma” gibi görünebilir.
Oysa altında çok daha kritik bir gerçeklik var: rollerde ve fonksiyonlarda sessiz ama güçlü bir yeniden yapılanma.

McKinsey’nin otomasyon grafiği 2023–2030 arasındaki dönüşümü net biçimde ortaya koyuyor.
İlk anda üretim ve finans gibi teknik alanlar dikkat çekse de asıl değişim pazarlama, iletişim, ürün geliştirme ve tasarım gibi yaratıcılık odaklı ekiplerde yaşanıyor. Bu ekiplerde iş yükünün yüzde 22–29’unun teknolojiye devredilmesi bekleniyor.

rapor11
moda ve perakendenin yeni strateji dili teknoloji 10

Bu yalnızca hızın artması değil; ekiplerin yıllardır manuel yürüttüğü birçok sürecin otomasyona geçmesi, yaratıcılığın ve karar kalitesinin daha merkezî bir role taşınması anlamına geliyor.
Günlük operasyonların bir kısmı teknolojiye devredildikçe, ekipler daha net kategori kararları verebiliyor, müşteri deneyimini daha derinlikli kurgulayabiliyor ve marka hikâyesini daha güçlü bir şekilde inşa edebiliyor.

AI Shopper Karar Mekanizmasını Değiştiren Yeni Oyuncu

Tüketici davranışındaki değişim artık yalnızca insandan kaynaklanmıyor.
Alışveriş süreçlerinde yeni bir aktör daha var: AI shopper.

McKinsey’nin tanımıyla yapay zekâ tabanlı alışveriş asistanları kullanıcı adına fiyatları izliyor, ürünleri filtreliyor, alternatifleri tarıyor ve öneriler sunuyor.
Bazıları ise karar vermeyi tamamen devralıyor.

Bu durum, markalar için yeni bir rekabet alanı yaratıyor.
Artık yalnızca tüketiciyle değil; tüketici adına kararları filtreleyen dijital modellerle de rekabet etmek gerekiyor.

Dijital raflarda görünür olmanın kuralları değişiyor.
Ürün bilgisi, semantik veri, API erişilebilirliği, kategori hiyerarşisi, ürün açıklamalarının makine tarafından okunabilir olması…
Tüm bu yapılar markanın hem kullanıcıya hem de modele doğru ve eksiksiz ulaşmasını belirliyor.

Bu nedenle birçok marka e ticaret altyapısını, içerik üretim sistemini ve ürün veri modelini yeniden yapılandırmaya başladı.
Kısacası dijital rekabet artık sadece markalar arasında değil; marka ile model arasındaki görünürlük yarışına da dönüşüyor.

Bu Yazı Serisi Ne Anlatacak

Bu seriyi perakende, tüketici davranışı, pazarlama, veri ve teknolojinin kesiştiği yeni iş aklını birlikte keşfetmek için hazırlıyorum.
Her bölüm bu dönüşümün başka bir katmanına ışık tutacak.
Amaç öğretmek değil; perspektif kazandırmak, düşünme alanı açmak ve doğru sorulara rehberlik etmek.

Ve sıradaki yazı bu bütünün temel taşlarından biri olacak.

Yapay Zekâ Gerçekte Ne Yapar
Perakende Yöneticileri İçin Kısa Bir Gerçeklik Testi

AI’nın nasıl çalıştığını, neyi bildiğini, neyi bilmediğini ve yöneticilerin bu temelleri anlamadan neden sağlıklı karar veremeyeceğini sade ve net bir çerçevede ele alacağız. Görüşmek üzere. 

McDonald’s’ın Yeni Değerlendirme Standardı: 2026’da “Değer Odaklı Fiyatlama” Dönemi

McDonald’s, 2026 itibarıyla franchise işletmelerini fiyatlama stratejileri üzerinden daha sıkı bir şekilde değerlendirmeye hazırlanıyor. Şirketin global ölçekte güncellediği yeni franchising standartları, özellikle ekonomik baskı altındaki tüketicilerin beklentilerine daha net şekilde cevap vermeyi hedefliyor.

2026’da “değer odaklı fiyatlama” dönemi
mcdonald’s’ın yeni değerlendirme standardı: 2026’da “değer odaklı fiyatlama” dönemi 12

Bu kapsamda, restoranların sunduğu fiyatların “değer algısını” ne kadar doğru yansıttığı artık daha önemli bir performans kriteri olacak. McDonald’s Küresel Franchise, Gelişim ve Hizmetlerden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrew Gregory, sistem genelinde daha şeffaf, güvenilir ve tutarlı bir değer deneyimi oluşturmak için standartların 1 Ocak 2026’da güçlendirileceğini belirtti.

McDonald’s İçin Fiyatlamanın Yeni Odağı: “Değer” Performansı

McDonald’s restoranlarının yaklaşık %95’i franchise sahipleri tarafından işletiliyor ve bu işletmeler, fiyatlarını üçüncü taraf danışmanların tavsiyeleriyle kendileri belirliyor. Yeni standartla birlikte şirket, bu fiyatların müşteriye “değer sunma” açısından ne kadar isabetli olduğunu bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirecek. Bu güncelleme, franchise sahiplerinin yerel pazar dinamiklerini daha iyi yansıtan kararlar almasını teşvik ederken, aynı zamanda şirket için global ölçekte tutarlılık sağlayacak.

McDonald’s’ın ABD Başkanı Joe Erlinger, geçtiğimiz ay işletmecilere daha güçlü “değer” vurgusu yapmaları gerektiğini hatırlatmıştı. Çünkü restoran sektörü genelinde, ekonomik olarak zorlanan tüketicilerin tekrar markalara yönelmesini sağlamak için indirim ve kampanyalar önemli bir rekabet aracı haline gelmiş durumda. Ancak aşırı indirimlerin kârlılığı düşürme riski de var; bu nedenle şirket, hem trafik hem de kârlılık dengesini uzun vadede koruyacak bir yaklaşım benimsemek istiyor.

2026 Beklentileri ve Franchise Sahipleri İçin Yeni Araçlar

McDonald’s, özellikle düşük gelirli tüketicilerin son bir yıldır harcamalarını azalttığını ve ziyaret sıklığının düştüğünü raporluyor. Bu eğilimi tersine çevirmek için ABD, Fransa ve Almanya gibi büyük pazarlarda güçlü “değer menüleri” yeniden ön plana çıkarıldı. Son dönemde bu çabalar, zincirin yüksek gelirli tüketicileri bile daha uygun fiyatlı alternatifler için kendine çekmesini sağladı. Yine de McDonald’s CEO’su Chris Kempczinski, tüketici üzerindeki ekonomik baskıların 2026’ya kadar devam edeceğini vurguluyor.

Yeni standartların bir kısmı, franchise sahipleri tarafından eleştiriyle karşılanabilir. Daha önce uygulanan yeni performans değerlendirme sistemi de bazı işletmeciler tarafından çalışan motivasyonunu olumsuz etkilediği gerekçesiyle tepki toplamıştı. Ancak McDonald’s, bu kez franchise sahiplerine karar süreçlerinde daha fazla destek sunmak için yeni fiyatlama araçları, onaylı danışmanlar ve gelişmiş analiz sistemleri sağladığını belirtiyor.

McDonald’s ABD Restoran Operasyonları Direktörü Mason Smoot, işletmecilerin yerel pazar koşullarını göz önünde bulundurmaya devam edeceğini ancak artık “değer liderliği” konusunda çok daha güçlü bir bireysel sorumluluğa sahip olacağını ifade etti.


HIFILIFE Deneyim Mağazası: Sesin Yaşamı Şekillendirdiği Duyusal Bir Mekan

HIFILIFE Deneyim Mağazası, yüksek nitelikli sesi mekansal ve duygusal bir deneyime dönüştürerek perakendeye yeni bir bakış açısı getiriyor. I-AM tarafından, I-AM Global Ortağı Yüksek Mimar Emre Kuzlu yaratıcı liderliğinde tasarlanan proje, markayı yalnızca bir ses ekipmanı mağazası olmaktan çıkarıp sesin yaşamın bir parçası haline geldiği kültürel bir buluşma noktasına dönüştürüyor.

hifilife i am ibrahim ozbunar 72dpi 35

Bang & Olufsen, Sennheiser, KEF ve Klipsch gibi dünya çapında tanınan birçok markayı bir araya getirerek nitelikli ses deneyimini geniş bir kitleye ulaşılabilir kılmayı hedefleyen HIFILIFE için, I-AM tarafından yenilenen marka kimliği ile eş zamanlı olarak tasarlanan mağaza Kadıköy Akasya AVM’de yer alıyor. Bu bütünleşik yaklaşım, mekansal kurgunun ve markanın görsel dilinin birlikte evrilmesini sağladı. Ortaya çıkan mekan, sesi malzeme, ışık ve kullanıcı yolculuğu üzerinden ifade eden ve ziyaretçileri tüm duyularıyla keşfetmeye davet eden bir deneyim sunuyor.

Mağazanın merkezinde yer alan Hi-Fi Bar, ziyaretçilerin bir araya geldiği, ürünleri deneyimlediği ve uzmanlarla iletişim kurduğu sosyal bir odak noktası olarak tasarlandı. Etrafındaki bölgeler, sesin dokunsal ve duygusal niteliklerini yansıtan şekilde kurgulandı.

hifilife i am ibrahim ozbunar 72dpi 17

Malzeme paleti, akustik deneyimin katmanlı doğasını yansıtıyor. Alüminyum paneller derinlik ve denge sağlarken, meşe kaplamalar sıcaklık katıyor. Perfore metal tavan ve akustik kaplama sistemleri netlik sağlıyor.

El yapımı seramik yüzeyler ve beton dokular mekâna insan ölçeğinde bir sıcaklık getiriyor. Ahşap lameller ve keçe panellerle tasarlanan farklı konseptlerdeki dinleme odaları ise sesi odaklanarak deneyimlemeye olanak tanıyan akustik birer koza oluşturuyor.

Emre Kuzlu, projeyi şöyle özetliyor: “Sesin arka planda kalan bir unsur değil, insanların nasıl hissettiğini, hareket ettiğini ve bağ kurduğunu şekillendiren bir güç olmasını istedik. HIFILIFE Deneyim Mağazası,  nitelikli bir ses deneyimini herkes için ulaşılabilir kılmak için tasarlandı.”

Proje, HIFILIFE’ı İstanbul’un ses ve tasarım sahnesinde kültürel bir durak olarak konumlandırırken; teknoloji, zanaatkârlık ve insan etkileşimini bir araya getiren bütünsel bir deneyim sunuyor.

Victoria’s Secret: Üçüncü Çeyrekte Gelen Sürpriz Güçlenme ve Yenilenen Strateji

2025’in belirsizliklerle dolu perakende ortamında, Victoria’s Secret üçüncü çeyrekte beklentilerin üzerinde bir performans sergileyerek dikkatleri yeniden üzerine çekti. Net satışlardaki güçlü artış, hem markanın dönüşüm stratejisinin etkilerini göstermesi açısından hem de uzun süredir sorgulanan marka algısının yeniden şekillendiğini hissettirmesi bakımından önemli bir işaret niteliğinde.

Üçüncü çeyrekte satışlar %9 artarak 1,47 milyar dolara ulaştı. Bu ivme, yalnızca finansal bir toparlanma değil; aynı zamanda markanın “tam fiyat odaklı” yeni satış stratejisinin karşılık bulduğunu da gösteriyor. Uzun yıllar boyunca agresif promosyonlarla talep yaratmaya alışmış bir yapının, kontrollü ve değer merkezli bir modele geçerek ivme kazanması, şirket içinde de “dönüşümün görünür ilk adımı” olarak yorumlanıyor.

Beklentilerin Üzerinde Gelen Performansın Arkasındaki Değişim

victoria’s secret: üçüncü çeyrekte gelen sürpriz güçlenme ve yenilenen strateji

Victoria’s Secret yönetimi, elde edilen bu performansın “Path to Potential” adını verdikleri uzun vadeli dönüşüm planının somut bir çıktısı olduğunu vurguluyor. Marka hem operasyonel maliyetlerini yeniden yapılandırıyor hem de mağaza içi deneyimden online kanallardaki ürün sunumuna kadar pek çok noktada sadeleşmeye gidiyor. Üçüncü çeyrekte hem fiziksel mağazalarda hem de dijital kanallarda görülen çift haneli toparlanma, bu yaklaşımın tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor.

Dikkat çeken bir diğer nokta ise uluslararası operasyonlardaki ivmelenme. Şirket, özellikle Kuzey Amerika dışındaki pazarlarda yakaladığı büyümenin, portföyün gelecekteki dayanıklılığını artıracağı görüşünde. Tüketicinin “beden, kalite, konfor ve stil” eksenindeki beklentilerinin daha net karşılanabilmesi, markanın küresel kimliğini de yeniden güçlendiriyor.

Promosyonlardan Uzaklaşıp Değer Odaklı Satışa Geçiş

Victoria’s Secret’in uzun yıllardır eleştirilen en önemli yönlerinden biri, dönemsel promosyonlara aşırı bağımlı satış modeliydi. Yeni dönemde şirket, bu yaklaşımı bilinçli olarak geri plana çekti. Ürünlerin tam fiyatla satılması, hem marka değerinin korunmasına hem de brüt kâr marjının iyileşmesine katkı sağladı. Üçüncü çeyrekteki beklenenden yüksek satış hacmi, tüketicinin markanın fiyat politikasındaki bu değişimi kabul ettiğini gösteriyor.

Bu durum, moda perakendesinin geneline yönelik daha geniş bir tartışmayı da tetikliyor: Değer yaratan markalar, agresif indirim dönemlerinden uzaklaşıp sürdürülebilir kârlılık modeline geçebilir mi? Victoria’s Secret’ın elde ettiği sonuçlar, bunun mümkün olduğuna işaret ediyor.

Perakende İçin Stratejik Bir Okuma: Hızdan Çok Dayanıklılık

Victoria’s Secret’in üçüncü çeyrek performansı, moda perakendeciliğinin içinde bulunduğu rekabetçi ve değişken ortamda önemli bir mesaj veriyor: Tüketicinin değer algısı, agresif indirimlerden çok, markanın sunduğu deneyimle şekilleniyor. Tam fiyat stratejisinin geri dönüşü, doğru ürün karması ve global ölçekte dengeli bir kanal yönetimiyle birleştiğinde, markalar daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşabiliyor.

Bugünkü sonuçlar, Victoria’s Secret için sadece bir çeyrek başarısı değil; dönüşümün devam edebilirliğine dair güçlü bir sinyal. Uzun vadeli stratejinin merkezinde “marka değerini yeniden inşa etmek” yer alıyor. Ve moda perakendesi için bu, belki de en kritik kazanım: hızlı büyümeden çok, kalıcı bir marka konumlanması.

İkinci El Ekonomisinin Bir Sonraki Adımı: Markaların Reselling Platformları

2025 sonu itibarıyla perakende sektöründe ikinci el ekonomisi artık yalnızca bağımsız pazar yerlerinin domine ettiği bir alan olmaktan çıkıyor ve doğrudan markaların stratejik büyüme planlarının merkezine yerleşiyor.

i̇kinci el
i̇kinci el ekonomisinin bir sonraki adımı: markaların reselling platformları 18

Özellikle moda, spor giyim ve lüks segmentte markalar, tüketici davranışlarında hızla yükselen sürdürülebilirlik beklentisini karşılayabilmek için kendi kontrol ettikleri resale ekosistemlerine yatırım yapıyor. Bu modelde markalar, ürün yaşam döngüsünü uzatırken hem müşteri sadakatini güçlendiriyor hem de satıştan pay almaya devam ederek döngüsel ekonomiyi ticari bir avantaja dönüştürüyor.

Patagonia, Lululemon, Eileen Fisher ve COS gibi global markalar, kendi ikinci el platformlarıyla bu dönüşümün öncülerinden olurken; Zara, H&M ve Adidas gibi devler de 2024–2025 döneminde resmi olarak yeniden satış programlarını genişletiyor. Bu eğilimin temel motivasyonu, tüketicilerin giderek daha bilinçli tercihler yapması, uygun fiyatlı kaliteli ürünlere yönelmesi ve alışverişte sürdürülebilirliği bir ayrıcalık değil, bir standart olarak talep etmesi. Dolayısıyla bu dönüşümü, artık markaların çevre odaklı bir sosyal sorumluluk projesi değil; tamamen ticari, stratejik ve uzun vadeli bir rekabet avantajı hâline geliyor.

İkinci El Ekonomisinin Markalar İçin Yeni Değer Alanları

Markaların ikinci el platformlara yönelmesinin en güçlü nedenlerinden biri, ürün değer zincirinin kontrolünü kaybetmeyecekleri bir piyasa oluşturmak istemeleri. Bağımsız ikinci el uygulamalarında ürün doğrulama, kalite kontrolü ve fiyat istikrarı marka tarafından yönetilemezken; marka sahipli platformlarda her adım markanın kendi standartlarıyla şekilleniyor. Bu, tüketiciler açısından güveni artırıyor ve özellikle lüks segmentte sahte ürün riskini minimize ettiği için talebi hızla büyütüyor.

Ayrıca ikinci el satışlar, markaya yeni müşteri kazandıran güçlü bir kanal olarak öne çıkıyor. Birçok tüketici ilk kez bir markayla tanışmasını ikinci el ürünler sayesinde gerçekleştiriyor ve bu kişiler, ilerleyen yıllarda birincil piyasa müşterisine dönüşebiliyor. Aynı zamanda markalar, bu platformlar üzerinden sadakat programlarını genişleterek tüketicilere puan, indirim veya hediye seçenekleri sunabiliyor. Böylece ikinci el ekonomisi yalnızca bir satış kanalı değil, müşteri yaşam döngüsünü uzatan stratejik bir bağlılık aracı hâline geliyor.

image2 6c33ad8a 077e 4633 bf69 1c214e526145
i̇kinci el ekonomisinin bir sonraki adımı: markaların reselling platformları 19

2026’ya doğru özellikle ABD ve Avrupa’da yapılan araştırmalar, yeniden satış pazarının 2028’e kadar iki kat büyüyerek 350 milyar dolar seviyesine yaklaşacağını gösteriyor. Bu hızlı büyüme, markaların pazara girmesini yalnızca mantıklı değil, aynı zamanda kaçınılmaz kılıyor. Ayrıca hükümetlerin ve regülasyonların çevresel etkiyi azaltmaya yönelik baskısı da markaları ürün ömrünü uzatan döngüsel modelleri benimsemeye yöneltiyor. Moda devleri için karbon ayak izini azaltmak, artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında yer alan bir hedef değil; tüketicilerin satın alma kararlarını doğrudan etkileyen, finansal performansı şekillendiren bir zorunluluk olarak kabul ediliyor.

İkinci el ekonomisi hem tüketici trendleri hem de markaların uzun vadeli büyüme stratejileri açısından artık merkezî bir konumda yer alıyor. Markaların kendi resale platformlarını kurması, sektörde kaliteyi, güveni ve sürdürülebilirliği yeniden tanımlayan yeni bir dönem açıyor. 2025 ve sonrasında ikinci el pazarının yalnızca büyümesi değil; markaların doğrudan yönettiği, entegre ve çok daha profesyonel bir ekosisteme dönüşmesi bekleniyor.

Zara Ürünleri Rusya’da Yeniden Raflarda: Peki Bu Nasıl Mümkün?

Inditex’in 2022’de Rusya’dan tamamen çekildiğini açıklamasının üzerinden yıllar geçmişken, Zara ve grup markalarına ait ürünlerin yeniden Rusya’daki mağaza raflarında görülmesi dikkat çekiyor. Ürünlerde resmi Inditex etiketleri bulunması ve fiyat etiketlerinin euro bazlı olması, tartışmayı daha da büyütüyor.

Inditex Gitti Ama Ürünleri Kaldı: Tvoe Mağazalarında ‘Sürpriz’ Görüntü

zara ürünleri rusya’da yeniden raflarda: peki bu nasıl mümkün?

Financial Times’ın haberine göre, Zara, Bershka, Massimo Dutti ve Stradivarius etiketli ürünler Rusya’daki Tvoe mağazalarında yeniden satışa sunuldu. Tvoe, eylül ayından itibaren “Tvoe n Ko” adıyla yeniden markalanan dokuz mağazada bu ürünleri paylaşmaya başladı. Bugün ise toplam 19 mağazada satış yapıldığı belirtiliyor.

Tvoe’nin sosyal medya paylaşımlarında, ürün gamının “sürekli güncellendiği” ve “nadir parçaların sık sık değiştiği” vurgulanıyor. Bu açıklamalar, tedarik zincirinin düzenli bir akışla ilerlediğine işaret ediyor. Ürünlerin çoğu, geçmiş sezon Inditex koleksiyonlarıyla birebir örtüşüyor.

Gizli Tanıtım, Açık Gerçek: “Kimseye Söylemeyin, Bir Sır…”

Tvoe’nin Telegram hesabında yaptığı tanıtımda şu ifade yer aldı:

“Zara, Oysho, Bershka, Stradivarius, Massimo Dutti artık bizimle. Kimseye söylemeyin, bu bir sır!”

Bu açıklama, markaların resmi dönüşüymüş gibi hissettirse de Inditex bunu kesin bir dille reddediyor. Grup, Rusya pazarında faaliyet göstermediğini ve yetki vermediği üçüncü taraflarla bağlantısı olmadığını belirtiyor.

Disco Club LLC Kaydı: Resmiyet Var Ama Bağlantı Yok

Eylül 2025’te Rus şirketi Disco Club LLC, giyim ürünleri için 18 farklı “uygunluk beyanı” dosyaladı. Bu belgelerde Inditex tedarikçi olarak listeleniyor ve Zara’dan Pull&Bear’a, Lefties’ten Oysho’ya kadar tüm markalar ticari marka olarak belirtiliyor.

Ancak önemli bir nokta var:

Bu belgeler ithalat kaydı değil, sadece ürünlerin Rusya’da satılabilmesi için gereken teknik uyumluluk belgeleri. Disco Club’ın “yetkili temsilci” olarak yer alması ise, markanın resmi tedarikçisi olduğu anlamına gelmiyor.

Tvoe, gizlilik anlaşmaları nedeniyle tedarik süreci hakkında bilgi veremeyeceğini söyledi; aynı zamanda Inditex ile herhangi bir doğrudan anlaşmalarının bulunmadığını iddia etti. Disco Club için ise sadece “bir defaya mahsus teknik hizmet sağlandı” açıklaması yapıldı.

Inditex’in Net Tavrı: “Bizden Yetki Alınmadı”

Inditex, konuyla ilgili açıklamasında oldukça açık bir duruş benimsedi:

  • Disco Club LLC’ye herhangi bir yetki verilmedi.
  • İlgili kişilere veya şirketlere Inditex adına faaliyet izni tanınmadı.
  • Rusya pazarında operasyonları bulunmadığı için üçüncü tarafların ticari faaliyetleri hakkında yorum yapılmayacak.

Bu net açıklama, ürünlerin Rusya’ya giriş şekline dair soru işaretlerini artırıyor. Zira etiketlerin “AB ülkelerinde satış için hazırlanmış” olduğunu gösteren işaretler bulunuyor. Bu da ürünlerin muhtemelen paralel ithalat, stok fazlası devralma, üçüncü taraf aracılar veya açık piyasa satın alımı gibi kanallarla ülkeye girdiğini düşündürüyor.

Marka Değil, Ürün Döndü

Bugünkü tablo, Inditex’in resmi bir geri dönüşü değil; ancak ürünlerin farklı kanallarla Rusya’ya yeniden eriştiğini gösteriyor. Tvoe’nin söylemleri, sosyal medya tanıtımları ve mağaza genişlemesi; tedarik mekanizmasının sistemli bir şekilde işlediğini gösteriyor — fakat bunun Inditex dışında bir yapı tarafından yürütüldüğü neredeyse kesin. Öte yandan Inditex’in onayı alınmadan global bir hamle yapılması da sektörde pek görülmüş bir gerçek değildir.

Lüks markaların, hızlı modanın ve küresel devlerin paralel piyasalarda yeniden ortaya çıkması artık alışıldık bir konu. Zara örneği ise, siyasi ve ticari ayrışmaların moda perakendesinde nasıl yeni bir “gri bölge” oluşturduğunu açıkça gösteriyor.

Perakendede “Sessiz Mağaza” Konsepti: Az Personel, Çok Teknoloji ile Yeni Nesil Alışveriş Deneyimi

Sessiz mağaza konsepti, fiziksel mağazacılığı radikal biçimde yeniden tanımlayan, operasyonel maliyetleri azaltırken müşteri deneyimini dijitalleşme ile güçlendiren yeni bir perakende modeli olarak öne çıkıyor.

sessiz mağaza
perakendede “sessiz mağaza” konsepti: az personel, çok teknoloji ile yeni nesil alışveriş deneyimi 23

Bu yaklaşım, yoğun personel yapısını azaltıp teknolojik altyapıyı merkeze alan, hızlı, temassız ve sade bir alışveriş kültürü yaratmayı hedefliyor. Müşterilerin mağaza içinde daha özgür hareket ettiği, ihtiyaç duydukları bilgilere anında dijital olarak erişebildiği ve satın alma süreçlerinin otomatikleştiği bu model, özellikle büyük şehirlerde artan hız, maliyet baskıları ve değişen tüketici beklentileri nedeniyle hızla yaygınlaşıyor.

Sessiz Mağaza Modeli Neden Yükselişte?

Sessiz mağaza yaklaşımının yükselişi, perakendenin dijital dönüşümle geçirdiği evrimin doğal bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Tüketiciler artık mağaza içinde sürekli personel yönlendirmesi istemiyor; bunun yerine kendi kendine ilerleyebilecekleri, doğru ürün bilgisine birkaç dokunuşla ulaşabilecekleri, zaman kaybetmeden ödeme yapabilecekleri bir sistem talep ediyor. Temassız ödeme kiosku, dijital ürün tarama ekranları, RFID ile otomatik ödeme noktaları, yapay zekâ destekli yönlendirmeler ve mobil uygulama entegrasyonları gibi teknolojiler bu modelin temel bileşenlerini oluşturuyor.

Özellikle global perakendecilerde, operasyonel giderlerin azaltılması artık zorunlu hale geldi. Sessiz mağaza konsepti, düşük personel ihtiyacı sayesinde ücret, eğitim ve vardiya yönetimi gibi maliyetlerde ciddi avantaj sağlıyor. Bu da markaların hem fiyatlandırma esnekliği kazanmasını hem de mağaza açılışlarını daha düşük bütçelerle gerçekleştirmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak sessiz mağaza, hem müşteri deneyimi hem de kârlılık açısından dengeli ve sürdürülebilir bir çözüm olarak öne çıkıyor.

Teknoloji Odaklı Yeni Nesil Mağaza Deneyimi

Sessiz mağaza modelinin merkezinde ileri teknoloji ve otomasyon bulunuyor. Müşteriler, mağaza girişinden itibaren dijital bir yolculuğa adım atıyor. QR kodla giriş yapan sistemler, ürünlerin anında mobil uygulamada görüntülenmesini sağlıyor. Akıllı raf sistemleri stokların anlık olarak doluluk seviyesini bildiriyor ve ürün hakkında teknik bilgiler sunuyor. Bu sayede müşteriler ürün karşılaştırmasını kendi cihazlarından yaparak daha bilinçli bir karar verebiliyor.

shutterstock image 7

Ayrıca, yapay zekâ ile çalışan öneri motorları, müşterinin taradığı ürünlere göre alternatif ürünler veya set tamamlayıcı seçenekler sunarak satış dönüşüm oranlarını artırıyor. Deneme kabinlerinde akıllı aynalar, ürünün farklı beden, renk ve kombinlerini dijital olarak göstermeye devam ediyor. Ödeme süreçlerinde ise kasaya gitme zorunluluğu ortadan kalkıyor; RFID destekli otomatik ödeme istasyonları, müşterinin ürünleri okutmadan geçişini sağlayarak işlemi saniyeler içinde tamamlıyor.

Bunun yanında mağaza içi analitik sistemleri, müşteri hareketlerini ölçümleyerek markalara anlık veri sunuyor. Hangi alanların daha çok ziyaret edildiği, hangi ürünlerde karar süresinin uzadığı gibi bilgiler gelecekteki mağaza düzenlemelerine yön veriyor. Sonuç olarak sessiz mağaza, hem müşteri memnuniyetini artıran hem de işletmelere yüksek verimlilik sağlayan bütünleşik bir ekosistem yaratıyor.