Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Sabancı Holding, “Dünyanın En İyi 25 İşvereni” Arasında

Dünyanın en saygın medya platformları arasında yer alan Forbes Dergisi’nin, Statista ile birlikte hazırladığı “Dünyanın En İyi İşverenleri– 2026” listesi yayımlandı. 2024 yılında 195, 2025 yılında 51’inci sırada yer aldığı listede bu yıl 28 basamak daha yükselerek 23’üncü sıraya tırmanan Sabancı Holding, küresel ekonomiye yön veren çok sayıda büyük şirketi geride bırakarak “Dünyanın En İyi 25 İşvereni” arasında yer aldı.

Bu Yıl Da Türk Şirketler Arasında Birinci Sırada

Dünyanın 52 farklı ülkesinden toplam 900 şirketin yer aldığı listede Türkiye’den 5 şirket yer alırken, Sabancı Holding Türkiye’den listeye giren şirketler arasındaki liderliğini de sürdürdü. Son 9 yıldır aralıksız olarak “Dünyanın En İyi İşverenleri” arasında gösterilen Sabancı Holding, geçtiğimiz yılki listede de Türk şirketler arasında ilk sırada yer almıştı.

“Holdingler” Kategorisinde Dünya ‘da İkincisi Sıraya Yükseldi

Öte yandan listede şirketlerin, faaliyet alanları ve merkezinin bulunduğu ülke ve bölgeler de belirtildi. “Holdingler” kategorisinde listeye toplam 29 şirket dahil edilirken, Sabancı Holding söz konusu kategoride dünyada ikinci sırada yer aldı. Ayrıca Sabancı Holding, Avrupa’dan listeye giren şirketler arasında da yedinci oldu.

Forbes’un pazar araştırma şirketi Statista ile yürüttüğü araştırma, 50’den fazla ülkeden 300 binin üzerinde çalışanın katılımıyla gerçekleştirildi. Bu yıl yedincisi yayımlanan liste kapsamında şirketler; çalışanların kendi işverenlerini tavsiye etme eğilimleri, çalışanlara sunulan faydalar, yetenek gelişimi, çalışma ortamı ve eğitim fırsatları gibi temel kriterlere göre değerlendirildi.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, “Yapay zekânın ve teknolojinin iş yapış biçimlerimizi hızla değiştirdiği bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir dünyada şirketlerin geleceğini belirleyecek asıl güç, teknolojiyi nasıl kullanacağını bilen, değişime yön verebilen, hızlanan dünyada sorumlu davranmaktan vazgeçmeyen liderler olacaktır. Sabancı olarak birinci yüzyılımızdaki başarılarımızı insan kaynağımıza borçluyuz. İnsana ve yetenek gelişimine verdiğimiz önem, bizi her zaman pozitif ayrıştırmıştır. Bugün de enerjiden finansa, mobiliteden dijital teknolojiler ve ileri malzemelere uzanan farklı işlerimizde bizi bir arada tutan en güçlü bağ, insanımıza duyduğumuz güvendir. İkinci yüzyılımızda da en büyük gücümüz yine insan kaynağımız ve yeteneklerimiz olacak. Bu nedenle yetenekleri Sabancı’ya kazandırmayı, onların burada kalmak ve gelişmek isteyecekleri bir ortam yaratmayı bir bütün olarak ele alıyoruz. Çalışma arkadaşlarımızın yeni yetkinlikler edinmesini, farklı alanlarda deneyim kazanmasını ve geleceğin Sabancı’sına yön vermesini destekliyoruz. Forbes’un ‘Dünyanın En İyi İşverenleri’ listesinde 23’üncü sıraya yükselmek ve üst üste ikinci kez Türkiye’nin en iyi işvereni olmak, bu yaklaşımımızın çok değerli bir karşılığı” dedi.

Decathlon İkinci El Ürünleri Outlet Modeline Taşıyor: Döngüsel Perakende Yeni Bir Mağaza Formatına Dönüşüyor

Decathlon Belçika, Mechelen’deki Circular Hub merkezini ilk kez tüketicilere açarak yenilenmiş spor ekipmanlarını indirimli olarak satışa sunuyor. 2-3 Ekim tarihlerindeki satışta elektrikli bisiklet, speed pedelec, kano, trambolin ve fitness ekipmanları gibi ürünler yer alacak. Ürünlerin fiyatı, karşılaştırılabilir yeni ürünlere göre ortalama %43 daha düşük olacak.

Buradaki önemli değişim, kullanılmış ürünlerin yalnızca geri alınması veya yenilenmesi değil, yeniden ticari bir ürüne dönüştürülmesi. İade edilen ve leasing sürecinden çıkan ürünler kontrol, bakım ve yenileme süreçlerinden geçirilerek tekrar satışa hazırlanıyor. Böylece ürünün ilk satışından sonraki yaşam döngüsü de Decathlon’un perakende modelinin bir parçası haline geliyor.

Bu yaklaşım aynı zamanda outlet kavramını da genişletiyor. Outlet artık yalnızca geçmiş sezon ürünlerinin veya stok fazlasının satıldığı bir alan değil; kullanılmış, yenilenmiş ve yeniden değer kazanmış ürünlerin de satış kanalı olabilir.

Perakendede Yeni Denklem: Yeni Ürün + Yenilenmiş Ürün

decathlon circularhub

Decathlon’un modeli, spor ekipmanlarında özellikle bisiklet gibi yüksek fiyatlı kategoriler için farklı bir giriş noktası yaratıyor. Daha düşük fiyat, tüketicinin markaya erişimini kolaylaştırırken; marka açısından da mevcut ürünlerden ikinci kez gelir yaratma imkânı oluşturuyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu model özellikle bisiklet, fitness ekipmanları ve outdoor ürünlerinde dikkat çekici olabilir. Çünkü ikinci el pazarının büyümesiyle birlikte perakendecilerin yalnızca yeni ürün satmak yerine ürünün geri alım, bakım, yenileme, yeniden satış ve hatta leasing süreçlerini aynı sistem içinde yönetmesi yeni bir rekabet alanı yaratabilir.

Decathlon’un hamlesi, döngüsel ekonomiyi mağazanın arkasındaki sürdürülebilirlik operasyonundan çıkarıp doğrudan satış modelinin bir parçasına taşıyor.

WhatsApp’ta Müşteri Deneyiminin Maliyeti Değişiyor: Perakendeciler İletişim Kanalını Yeniden Hesaplayacak

WhatsApp üzerinden müşterilerine destek veren online mağazalar için yeni bir maliyet dönemi başlıyor. 1 Ekim 2026 itibarıyla Meta, WhatsApp Business Platform/API üzerinden gönderilen müşteri hizmetleri yanıtlarında aylık ücretsiz kullanım sınırı uygulayacak. Her işletme telefon numarası ayda 1.000 ücretsiz servis mesajı gönderebilecek; bu limit aşıldığında gönderilen yanıtlar ücretlendirilecek ve kullanılmayan haklar bir sonraki aya devretmeyecek.

Değişiklik özellikle WhatsApp’ı sipariş takibi, ürün soruları, teslimat desteği ve satış sonrası iletişim için yoğun kullanan e-ticaret şirketlerini ilgilendiriyor. Daha önce müşteri kendisi mesaj gönderdikten sonraki 24 saat içinde verilen yanıtlar için aynı kapsamda bir ücret uygulanmıyordu. Yeni yapı, WhatsApp’ın yalnızca bir iletişim kanalı değil, e-ticaret operasyonunun maliyet kalemlerinden biri olarak yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.

WhatsApp Müşteri Hizmetlerinde Kanalın Maliyeti Öne Çıkıyor

whatsapp web 137

WhatsApp’ın perakendedeki rolü son yıllarda klasik müşteri hizmetlerinin ötesine geçti. Tüketici ürün hakkında soru sorabiliyor, siparişinin durumunu öğrenebiliyor ve satın alma sonrasında destek alabiliyor. Bu nedenle özellikle yüksek sipariş hacmine sahip online mağazalarda mesajlaşma trafiği doğrudan operasyonel bir hacme dönüşüyor.

Aylık 1.000 ücretsiz mesaj sınırı, küçük işletmeler için sınırlı bir etki yaratabilirken büyük e-ticaret operasyonlarında farklı bir tablo oluşturabilir. Binlerce müşterinin aynı kanal üzerinden destek aldığı yapılarda artık yalnızca “müşteri hangi kanalı tercih ediyor?” sorusu değil, “bu kanalın müşteriye hizmet maliyeti nedir?” sorusu da önem kazanıyor.

Bu durum perakendecileri WhatsApp kullanımını daha seçici biçimde yapılandırmaya yöneltebilir. Sık tekrarlanan soruların otomatik yanıtlanması, sipariş ve teslimat bilgilerinin müşterinin kendi hesabından erişilebilir hale getirilmesi veya yapay zekâ destekli müşteri hizmetlerinin devreye alınması, insan destek ekiplerine ve ücretli mesaj trafiğine olan ihtiyacı azaltabilecek alanlar olarak öne çıkıyor.

Müşteri Deneyimi İle Operasyon Maliyeti Arasında Yeni Denge

images

WhatsApp’ın avantajı, tüketicinin zaten kullandığı bir platform üzerinden markayla iletişim kurabilmesi. Bu nedenle markaların müşteriyi başka bir kanala yönlendirmesi kısa vadede maliyet avantajı sağlasa bile deneyim açısından aynı karşılığı yaratmayabilir. Özellikle hızlı yanıt beklentisinin yüksek olduğu e-ticarette müşterinin tercih ettiği iletişim kanalını korumak ile kanalın operasyonel maliyetini yönetmek arasında yeni bir denge kurulması gerekebilir.

Türkiye’de WhatsApp’ın işletmeler tarafından yoğun biçimde kullanılması, bu değişikliği yerel e-ticaret açısından da takip edilmesi gereken bir konu haline getiriyor. Özellikle WhatsApp üzerinden sipariş, destek veya satış sonrası hizmet sunan markaların mesaj hacimlerini, otomasyon seviyelerini ve alternatif müşteri hizmetleri kanallarını yeniden değerlendirmesi gerekebilir.

Buradaki daha geniş değişim ise mesajlaşma platformlarının perakende altyapısındaki rolüyle ilgili. Bir kanal müşteriye ne kadar yakınsa, perakendecinin operasyonunda o kadar stratejik hale geliyor; stratejik hale geldikçe de maliyet ve verimlilik hesabının parçası oluyor. WhatsApp’ın yeni ücretlendirme modeli, e-ticarette müşteri iletişiminin de artık yalnızca deneyim değil, doğrudan işletme maliyeti perspektifiyle yönetileceğini gösteriyor.

Bir Fincan Kahve 15 Dakikada Tüketiliyor, Etkisi Yıllarca Sürebiliyor

Her gün dünya genelinde milyarlarca fincan kahve tüketiliyor. Ancak bir fincan kahvenin yetişmesi yıllar, tüketilmesi ise yalnızca birkaç dakika sürerken, geride kalan kahve posasının çevresel etkisi çok daha uzun süre devam edebiliyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 15 milyon ton kahve posası oluştuğu tahmin edilirken, kişi başına yıllık yaklaşık 10 kilogram kahve atığının geri kazanılması, ortalama 10 kilogram CO₂e emisyonunun önlenmesine katkı sağlayabiliyor. Bu görünmeyen etkiyi azaltmak amacıyla Danone Türkiye, kahve atıklarını Wastespresso’nun “Çekirdekten Yeşile” projesine destek olarak ileri dönüşüm sürecine dahil ediyor.

Dünyada 100 yılı aşkın, Türkiye’de ise 40 yılı aşkın süredir “mümkün olan en fazla sayıda insana gıda yoluyla sağlık ulaştırma” misyonuyla faaliyetlerini sürdüren Danone Türkiye, çevresel ve sosyal faydayı iş modelinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Fayda odaklı yaklaşımını yakın zamanda aldığı B Corp sertifikasıyla taçlandıran şirket, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını operasyonlarına da yansıtarak çevresel etkisini azaltmaya yönelik uygulamaları hayata geçiriyor.

2020 yılında kurulan ve B Corp sertifikasına sahip Wastespresso ise geliştirdiği ileri dönüşüm teknolojileriyle kahve posalarını atık olarak bertaraf etmek yerine alternatif ham madde ve sürdürülebilir malzemelere dönüştürüyor. Farklı sektörlerden şirketlerin katılımıyla “Çekirdekten Yeşile” projesi, atıkların yeniden değerlendirilmesiyle döngüsel ekonomi modeline katkı sunuyor.

B Corp ekosisteminin temelinde yer alan ortak sosyal fayda yaratma yaklaşımı doğrultusunda Danone Türkiye Genel Merkez Ofisi’nden toplanan kahve posaları düzenli olarak ileri dönüşüm sürecine yönlendiriliyor. Proje kapsamında yaratılan değer ise, karbon ayak izi azaltımı ve atık yönetimi verileri üzerinden aylık olarak ölçülüp raporlanıyor. Danone Türkiye, sürdürülebilirlik çalışmalarını operasyonlarından elde edilen somut verilerle takip ederken, iş dünyasının güçlerini iyilik için birleştirmeyi odağına alan B Corp yaklaşımının “ölçülebilir etki” anlayışına da katkı sunuyor.

Büyük Marketten Yerel Ölçeğe: Güneydoğu Asya’da Perakendenin Ölçeği Değişiyor

Güneydoğu Asya’da gıda perakendesinde büyümenin adresi giderek büyük hipermarketlerden daha küçük, merkezli mağazalara kayıyor. 7-Eleven, Lotus’s, Big C, Tops Daily ve Alfamart gibi zincirler küçük formatlarını hızla genişletirken, büyük formatlı süpermarket ve hipermarketlerin büyümesi daha sınırlı kalıyor. Yeni nesil mini süpermarketler, klasik convenience store modelinden farklı olarak daha geniş ürün gamı, taze gıda ve mahalleye göre şekillenen ürün seçimiyle konumlanıyor.

Bu değişimin arkasında yalnızca tüketicinin “yakın mağaza” ihtiyacı bulunmuyor. Büyük formatlı mağazalar için uygun lokasyonların giderek sınırlanması, gayrimenkul maliyetleri ve günlük alışverişin daha küçük sepetlere bölünmesi, zincirleri daha esnek formatlara yönlendiriyor. Bazı yeni mini süpermarketlerin 400 metrekareye kadar büyümesi, bu formatın artık klasik convenience store ile süpermarket arasında yeni bir alan oluşturduğunu gösteriyor.

Küçük Format, Büyük Mağazanın Sadece Küçültülmüş Hali Değil

market2

Güneydoğu Asya’daki örneklerde dikkat çeken nokta, küçük mağazaların yalnızca daha az ürün taşıyan versiyonlar olarak tasarlanmaması. Lotus’s’ın Go Fresh formatı son üç yılda 77 mağaza artışla 2.173 noktaya ulaşırken, zincir özellikle et, deniz ürünleri ve tavuk gibi taze gıda kategorilerini öne çıkarıyor. Aynı dönemde Tayland’daki 7-Eleven mağaza sayısı 2.070 artarak 16 binin üzerine çıkmış durumda; ancak 7-Eleven daha çok hazır yemek, sağlık-güzellik ve günlük ihtiyaç ürünleriyle farklılaşıyor.

Bu iki örnek, küçük formatın başarısının yalnızca mağazanın küçülmesinden gelmediğini gösteriyor. Format küçülürken teklifin daha spesifik hale gelmesi gerekiyor. Bir mağaza mahalleye taze gıda sunarken diğeri hazır yemek ve günlük ihtiyaçlara odaklanabiliyor. Böylece daha küçük metrekare, daha az ürün anlamına gelmek yerine daha doğru ürün seçimi ve daha yüksek lokasyon uyumu yaratabiliyor.

Big C’nin yaklaşımı ise bu dönüşümün başka bir boyutunu ortaya koyuyor. Şirketin Big C Mini mağazalarının sayısı üç yılda 80 artarak 1.550’nin üzerine çıkarken, yaklaşık 33 bin bağımsız mağazayı Donjai ağına dahil ettiği belirtiliyor. Bu modelde küçük işletmelere POS sistemi ve yerel demografik veriler sağlanıyor; mağazaların stoklarının yaklaşık yarısını Big C’den temin etmesiyle bağımsız noktalar aynı zamanda şirket için ek dağıtım noktalarına dönüşüyor.

Perakendede Yeni Soru: Mağaza Ne Kadar Büyük Olmalı?

market zincirleri

Güneydoğu Asya’daki tablo, mağaza büyüklüğünün artık tek başına bir rekabet avantajı olmadığını düşündürüyor. Büyük mağazalar geniş ürün çeşitliliği ve tek seferde yüksek hacimli alışveriş avantajını korurken, küçük formatlar lokasyon, hız, düşük gayrimenkul maliyeti ve mahalleye özgü ürün seçimi üzerinden farklılaşıyor. Üstelik bu formatların franchise modeline daha uygun olması, zincirlerin daha geniş coğrafyalara daha düşük mağaza yatırımıyla yayılmasını kolaylaştırabiliyor.

Benzer hareketlilik Malezya ve Filipinler’de de görülüyor. Filipinler’de SM Retail, 2023 ortasından bu yana 800’den fazla Alfamart mini süpermarket açarken, 7-Eleven’ın ülkedeki mağaza sayısı 1.100’den fazla artarak 4.650’ye ulaştı. Bu mağazalar yalnızca yoğun şehir mahallelerinde değil, modern perakendenin henüz yeterince ulaşmadığı bölgesel yerleşimlerde de konumlanıyor.

Türkiye açısından bakıldığında bu model özellikle gıda perakendesinin geleceği açısından dikkat çekici. Türkiye’de zaten güçlü bir yerel bakkal ve küçük market ağı bulunuyor; ancak Güneydoğu Asya örneği, bu küçük formatların teknoloji, veri, özel marka, taze gıda ve merkezi tedarik sistemiyle birleştirildiğinde nasıl farklı bir ölçeğe taşınabileceğini gösteriyor. Büyük zincirler için de soru yalnızca yeni bir hipermarket açmak değil, aynı müşteri ihtiyacını daha küçük metrekarede ve daha yüksek lokasyon uyumuyla karşılayıp karşılayamayacakları olabilir.

Güneydoğu Asya’daki dönüşüm, geleceğin gıda perakendesinin yalnızca daha büyük mağazalarda değil, tüketicinin yaşadığı yere daha yakın ve o mahallenin ihtiyacına daha iyi cevap veren formatlarda da büyüyebileceğini gösteriyor.

Enerjisa Enerji Üst Yönetiminde Görev Değişimi

Enerjisa Enerji’de CFO olarak görev yapan Dr. Philipp Ulbrich, 1 Kasım 2026 itibarıyla görevini E.ON Polonya Yönetim Kurulu Üyesi ve CFO’su Joanna Kępczyńska’ya devredecek

Enerjisa Enerji’deki görev değişikliği kapsamında, Joanna Kępczyńska, 1 Kasım 2026 itibarıyla Enerjisa Enerji CFO’su olarak atanacak. Haziran 2023’ten bu yana Enerjisa Enerji CFO’su olarak görev yapan Philipp Ulbrich ise E.ON Grubu bünyesinde Global İş Hizmetleri Modül Liderliği görevini üstlenecek.

Enerjisa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Erbil Bayçöl, görev değişikliğine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Philipp, son üç yılda Enerjisa Enerji’nin finansal yönetimine ve dönüşümüne önemli katkılar sağladı. Yeni bir düzenleme dönemine girdiğimiz ve Türkiye’nin enerji altyapısına yatırım yapmaya devam ettiğimiz bu süreçte, liderliğiyle şirketimizin güçlenmesine katkıda bulundu. Yönetim Kurulumuz adına kendisine özverili çalışmaları ve değerli katkıları için teşekkür ediyor, E.ON bünyesindeki yeni görevinde başarılar diliyorum.

Joanna’yı da Enerjisa Enerji’de aramızda görmekten memnuniyet duyuyorum. E.ON Polska’da on yıldır sürdürdüğü Yönetim Kurulu Üyeliği ve CFO’luk görevi de dahil olmak üzere, Polonya ve Almanya’daki enerji şirketlerinde edindiği kapsamlı finans deneyimini şirketimize taşıyor. Enerji dağıtımı, perakende ve müşteri çözümleri alanlarındaki bilgi birikimi; stratejik önceliklerimiz doğrultusunda ilerlerken müşterilerimiz, yatırımcılarımız ve diğer paydaşlarımız için değer üretmeye devam etmemize katkı sağlayacak. Kendisiyle birlikte çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum.”

Lidl Evcil Hayvan Kategorisini Yeni Özel Markayla Yeniden Konumlandırıyor

Lidl, köpek ve kedilere yönelik ürünlerini “Max & Mila’s World” adlı yeni bir özel marka altında yeniden yapılandırıyor. Tüm mağazalarda sunulacak yeni ürün gamı; farklı ihtiyaç ve kalite beklentilerine göre üç seviyeye ayrılırken, marka aynı zamanda ambalaj ve mağaza içi iletişimde daha bütünlüklü bir yapı oluşturuyor. Lidl’in bu hamlesi, indirim marketlerinin yalnızca temel gıda kategorilerinde değil, evcil hayvan bakımında da özel marka üzerinden kategori sahipliği kurma arayışını gösteriyor.

Lidl verilerine göre müşterilerinin yaklaşık yarısının evcil hayvanı bulunuyor ve bu grubun yaklaşık %90’ında hayvanlar köpek veya kedilerden oluşuyor. Max & Mila’s World kapsamında ürünler; günlük ihtiyaçlara yönelik “Basic”, daha yüksek besin değerine ve farklı yaşam evrelerine odaklanan “Advanced Care” ve taze et içeren premium “Gourmet” olmak üzere üç seviyede sunulacak. Ürünlerin tamamında ilave şeker ve yapay renklendirici bulunmaması, tariflerin ise Avrupa Evcil Hayvan Gıda Endüstrisi Federasyonu’nun (FEDIAF) yönergeleri doğrultusunda geliştirilmesi planlanıyor.

Özel Marka Artık Sadece Fiyat Avantajı Değil

lidl

Lidl’in hamlesindeki önemli noktalardan biri, özel markanın yalnızca daha düşük fiyatlı bir alternatif olarak konumlandırılmaması. Üç farklı kalite seviyesinin aynı marka çatısı altında sunulması, tüketicinin fiyat ile ürün içeriği arasında kendi tercihine göre seçim yapmasını kolaylaştırıyor. Renk kodlu ambalajlar ve mağaza içindeki ortak tasarım dili de bu ayrımı raf üzerinde daha hızlı anlaşılır hale getirmeyi amaçlıyor.

Bu yaklaşım, özel markaların perakendeciler için giderek daha stratejik bir kategori yönetimi aracına dönüştüğünü gösteriyor. Perakendeci yalnızca başka markaların ürünlerini satmak yerine, ürün gamının kalitesini, fiyat seviyelerini ve kategori içindeki konumlandırmayı kendi çatısı altında belirleyebiliyor. Özellikle evcil hayvan gibi tüketicinin kalite konusunda daha seçici olabildiği kategorilerde, özel markanın farklı fiyat ve ihtiyaç segmentlerini aynı marka evreninde toplaması önemli bir rekabet alanı yaratabilir.

Evcil Hayvan Kategorisi Yeni Bir Özel Marka Alanına Dönüşüyor

Evcil hayvan ürünleri, gıda perakendesinde uzun süre tamamlayıcı bir kategori olarak görülürken tüketicilerin hayvanlarını hane halkının bir parçası olarak konumlandırmasıyla birlikte daha fazla çeşitleniyor. Lidl’in Max & Mila’s World ile yalnızca mama değil, köpek ve kedilere yönelik gıda dışı ürünleri de aynı marka evrenine dahil etmesi bu kategoriyi daha geniş bir yaşam alanı olarak ele aldığını gösteriyor.

Türkiye açısından bakıldığında burada dikkat çekici bir kategori fırsatı bulunuyor. Süpermarketler, indirim marketleri ve e-ticaret platformları için evcil hayvan ürünleri; özel marka, farklı kalite segmentleri ve düzenli satın alma davranışı üzerinden müşteri bağlılığı yaratabilecek alanlardan biri haline gelebilir. Özellikle fiyat hassasiyetinin yüksek olduğu dönemlerde tüketici yalnızca en ucuz ürünü değil, ödediği fiyat karşılığında hangi kaliteyi aldığını daha fazla değerlendirebilir.

Lidl’in yeni markası bu nedenle yalnızca yeni bir kedi ve köpek maması serisi değil. İndirim perakendesinde özel markanın “ucuz alternatif” olmaktan çıkıp, farklı kalite ve ihtiyaç segmentlerini yöneten bağımsız bir marka mimarisine dönüşebileceğini gösteren bir örnek.

Sephora, M&S Mağazalarına Giriyor: Güzellikte Shop-In-Shop Modeli Ölçekleniyor

Sephora, Birleşik Krallık’taki fiziksel varlığını önemli ölçüde genişletmek için Marks & Spencer ile iş birliğine gidiyor. 2027 ilkbaharından itibaren 100 M&S mağazasında Sephora shop-in-shop alanlarının açılması planlanıyor. Sephora ürünleri aynı zamanda M&S’in online mağazasında da satışa sunulacak. Böylece Sephora, kendi mağazalarının yanı sıra başka bir perakendecinin geniş fiziksel ağı üzerinden de tüketiciye ulaşacak.

marksandspencer

Sephora, LVMH bünyesinde 2022’de İngiltere pazarına yeniden dönmüş ve bugün ülkede yaklaşık 17 kendi mağazasına ulaşmış durumda. M&S ortaklığı ise markanın fiziksel büyüme modelini farklı bir noktaya taşıyor: yeni mağazaları tamamen kendi başına açmak yerine, mevcut bir perakende ağının içine yerleşerek daha hızlı ölçeklenmek.

Sephora İçin Mesele Sadece Daha Fazla Mağaza Değil

Shop-in-shop modeli Sephora’ya, M&S’in mevcut mağaza trafiğinden yararlanarak daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşma imkânı sağlıyor. Bu yapı özellikle güzellik kategorisinde anlamlı çünkü tüketici için ürün keşfi, fiziksel deneme ve satın alma deneyimi hâlâ önemli bir rol oynuyor. Sephora ise kendi mağazalarının marka deneyimini korurken, M&S mağazalarının sunduğu erişim avantajından yararlanabilecek.

33a07761 47d7 4ecb 81b6 f906b0f9e6bb

Buradaki stratejik değişim, fiziksel büyümenin artık yalnızca yeni mağaza açmak anlamına gelmemesi. Markalar, kendi mağaza ağlarını genişletmek yerine başka perakendecilerin güçlü lokasyonlarını ve müşteri trafiğini kullanarak daha hızlı erişim yaratabiliyor. Sephora’nın 17 civarındaki kendi mağazasından 100 M&S lokasyonundaki shop-in-shop ağına geçmesi, bu farkın ölçeğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu model M&S açısından da yalnızca mağaza içinde yeni bir marka bulundurmak anlamına gelmiyor. Güzellik kategorisi, mağazanın müşteri trafiğini artırabilecek ve özellikle daha genç tüketicilerle temas yaratabilecek stratejik bir kategori olarak konumlanabilir. Üstelik fiziksel Sephora alanlarının M&S’in online kanalıyla desteklenmesi, mağaza ve dijital satışın aynı ortaklık içinde birleşmesini sağlıyor.

Türkiye’de Shop-In-Shop İçin Yeni Bir Alan Açılabilir Mi?

Sephora–M&S anlaşması Türkiye’deki perakendeciler açısından da dikkat çekici bir model ortaya koyuyor. Özellikle güzellik, spor, teknoloji ve ev yaşamı gibi belirli kategorilerde güçlü markaların kendi mağazalarını açmak yerine, müşteri trafiği yüksek perakendecilerin içinde özel alanlar oluşturması daha hızlı bir yayılım modeli sunabilir.

Türkiye’de AVM ve cadde mağazalarının yüksek operasyon maliyetleri düşünüldüğünde, her markanın her lokasyonda bağımsız mağaza açması yerine tamamlayıcı markaların aynı fiziksel alan içinde farklı deneyimler yaratması alternatif bir büyüme modeli oluşturabilir. Burada kritik nokta ise shop-in-shop alanının yalnızca bir raf veya satış noktası olmaması; markanın kendi kimliğini, ürün deneyimini ve hizmet standardını taşıyabilmesi.

Sephora’nın M&S hamlesi bu nedenle yalnızca İngiltere’de yeni mağaza açılışlarıyla ilgili bir gelişme değil. Fiziksel perakendede büyümenin yeni formüllerinden birinin, güçlü mağaza ağlarını paylaşmak ve farklı markaların müşteri deneyimlerini aynı çatı altında ölçeklemek olabileceğini gösteriyor.

Lüks Perakendede Mağaza Stratejisi Değişiyor: Daha Az Nokta, Daha Büyük Deneyim

Lüks perakendede mağaza yatırımları yeni bir dengeye doğru ilerliyor. Forbes’un 2026 verilerine dayandırdığı analizine göre ABD’de lüks mağaza açılışları yılın ilk yarısında %46 azalırken, markalar aynı dönemde daha büyük ve daha deneyim odaklı flagship mağazalara yatırım yapmaya devam ediyor.

Bu tablo ilk bakışta bir çelişki yaratıyor: Mağaza açılışları azalırken fiziksel alanlara neden daha fazla yatırım yapılıyor? Aslında değişen, mağazanın sayısından çok mağazaya yüklenen rol. Lüks markalar için fiziksel perakende artık yalnızca ürünlerin sergilendiği ve satışın gerçekleştiği bir kanal olmaktan çıkıp markanın dünyasını deneyimletme, müşteri ilişkisini derinleştirme ve dijitalde üretilemeyen bir temas yaratma alanına dönüşüyor.

Mağaza Sayısı Değil, Mağaza Başına Deneyim Önem Kazanıyor

global luks

Lüks markaların daha seçici bir mağaza ağına yönelmesi, fiziksel perakendenin önemini kaybettiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, mağaza başına düşen stratejik değer artıyor. Daha az lokasyonda ancak daha büyük, daha görünür ve daha kapsamlı flagship’ler oluşturmak; markaların fiziksel yatırımı belirli merkezlerde yoğunlaştırmasına olanak sağlayabilir.

Bu yaklaşım özellikle lüks segmentte anlamlı çünkü tüketici mağazaya yalnızca ürün satın almak için gelmiyor. Mimari, servis, özel koleksiyonlar, kişiselleştirme, etkinlikler ve marka hikâyesi mağaza deneyiminin parçası haline geliyor. Dolayısıyla büyük flagship mağaza, satış alanından çok markanın fiziksel medya kanalı gibi çalışabiliyor.

Buradaki değişim, lüks perakendenin gayrimenkul stratejisini de yeniden düşündürüyor. Bir mağazanın başarısı yalnızca metrekare başına satışla ölçülmek yerine, marka görünürlüğü, müşteri ilişkisi, etkinlik kapasitesi ve dijital içerik üretme potansiyeliyle birlikte değerlendirilebilir. Daha büyük mağaza, daha fazla ürün sergilemekten çok daha fazla marka deneyimi yaratmak için kullanılabilir.

Küçük Mağaza Ve Büyük Flagship Aynı Stratejinin Parçası Olabilir

luks marka magaza

Bu dönüşüm, tüm mağazaların büyüyeceği anlamına da gelmiyor. Lüks markalar bir tarafta daha küçük ve verimli satış noktalarıyla fiziksel erişimi korurken, diğer tarafta belirli şehirlerde çok daha büyük flagship mağazalarla marka deneyimini yoğunlaştırabilir. Böylece fiziksel ağın tamamı aynı işleve sahip olmak yerine farklı mağaza formatları farklı amaçlara hizmet eden bir portföy oluşturabilir.

Türkiye açısından bakıldığında bu yaklaşım özellikle İstanbul için önemli bir tartışma alanı yaratıyor. Lüks markaların Nişantaşı, İstinyePark, Galataport veya yeni gelişen premium lokasyonlardaki mağaza yatırımlarında yalnızca mağaza sayısını artırmak yerine, belirli noktalarda daha güçlü deneyim alanları yaratması mümkün. Aynı zamanda daha küçük mağazalar veya farklı formatlar, markanın fiziksel erişimini korurken flagship yatırımlarının maliyetini dengeleyebilir.

Lüks perakendede yeni denklem “daha fazla mağaza” değil, her mağazanın marka stratejisindeki rolünü yeniden tanımlamak olabilir. ABD’de mağaza açılışlarının azalırken büyük flagship yatırımlarının sürmesi, fiziksel perakendenin küçülmesinden çok daha seçici ve deneyim odaklı bir yapıya doğru ilerlediğini düşündürüyor.

A101’den Patili Dostlara Yeni Bir Dünya: A101 Pati

A101, evcil hayvan sahiplerinin düzenli alışveriş ihtiyaçlarına yönelik yeni markası A101 Pati’yi hayata geçirdi. Geniş ürün seçkisini, bilinen ve nitelikli markaları, orijinal ürün güvencesini ve A101’in fiyat avantajını bir araya getiren A101 Pati, dijital kanalları üzerinden Türkiye genelindeki tüketicilerle buluşuyor. Kişiselleştirilmiş ürün önerileri ve bölgeye göre farklı teslimat seçenekleriyle pet alışverişini kolaylaştıran markanın ilk fiziksel deneyim noktası ise Kalamış Pati Mağazası oldu.

Evcil hayvan sahiplerinin farklı ihtiyaçlarını tek noktadan karşılamayı amaçlayan A101 Pati; mama ve ödül ürünlerinden bakım ve hijyen çözümlerine, oyuncak ve aksesuarlardan günlük ihtiyaç ürünlerine uzanan geniş bir ürün seçkisi sunuyor. Royal Canin, Pro Plan, Hill’s ve Reflex gibi kategorinin bilinen ve nitelikli markalarını da orijinal ürün güvencesi ve A101’in fiyat avantajıyla tüketicilerle buluşturuyor.

a101 pati magaza acilis 1

A101’in erişilebilirlik anlayışını pet alışverişine taşıyan A101 Pati, dijital kanallarıyla Türkiye’nin dört bir yanındaki tüketicilere ulaşırken alışveriş deneyimini de evcil hayvanların ihtiyaçlarına göre kişiselleştiriyor. A101 Pati üzerinden evcil hayvanlarının profilini oluşturan kullanıcılar, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzına uygun ürün önerileri alabiliyor. Siparişler ise bölgeye göre aynı gün, ertesi gün veya standart teslimat seçenekleriyle tüketicilere ulaştırılıyor. Böylece A101 Pati; geniş ürün seçkisi, güven, fiyat avantajı, kişiselleştirilmiş öneriler ve farklı teslimat seçeneklerini bir araya getiren yeni bir alışveriş çözümü sunuyor.

Markanın ilk fiziksel deneyim noktası olan iki katlı Kalamış Pati Mağazası ise evcil hayvan sahiplerinin patili dostlarıyla birlikte rahatça alışveriş yapabilecekleri şekilde tasarlandı. Açık mama üniteleri ve zengin ürün çeşitliliğiyle mağaza, tüketicilere ürünleri yakından inceleyebilecekleri ve farklı kategorileri bir arada deneyimleyebilecekleri bir alan sunuyor.

a101 pati magaza acilis 2

A101’in erişilebilirlik yaklaşımını farklı ihtiyaç alanlarına taşımaya devam ettiğini belirten A101 CEO’su Talat Olgay, “A101 olarak 81 ilde, toplumun çok farklı kesimlerinin hayatına dokunuyoruz. Bu ölçek bize yalnızca daha fazla insana ulaşma imkanı değil, değişen ihtiyaçları görme ve bu ihtiyaçlara yeni çözümler geliştirme sorumluluğu da veriyor. Erişilebilirlik anlayışımızı yalnızca temel tüketimle sınırlı görmüyor, insanların hayatındaki farklı ihtiyaç alanlarına da taşıyoruz. Çünkü bizim için değer yaratmak; daha fazla insana ulaşmak, ihtiyaçlarına çözüm üretmek ve hayatın farklı alanlarında herkese kazandırabilmek demek. A101 Pati’yi de bu yaklaşımın yeni adımlarından biri olarak görüyoruz.” dedi.

A101 Ticaret ve Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Volkan Yıldız, “Evcil hayvanların ihtiyaçları artık milyonlarca hanenin düzenli alışverişinin önemli bir parçası. A101 Pati’yi de bu alandaki temel tüketici ihtiyaçlarına çözüm sunmak üzere hayata geçirdik. Mama ve bakım ürünlerinden oyuncak ve aksesuarlara uzanan geniş bir ürün seçkisini, kategorinin bilinen ve nitelikli markalarıyla bir araya getiriyor; orijinal ürün güvencesi ve A101’in fiyat avantajıyla alışverişçilerimize sunuyoruz. Pati’yi en başından Türkiye genelinde kolayca erişilebilen bir yapı olarak kurguladık. Dijital kanallarımızda evcil hayvanların ihtiyaçlarına göre ürün önerileri sunarken, farklı teslimat seçenekleriyle de alışverişi mümkün olduğunca kolaylaştırıyoruz.” dedi.

A101 Pati hakkında

A101 Pati, A101’in pet ürünleri alanındaki yeni markasıdır. Mama ve ödül ürünleri, bakım ve hijyen çözümleri, oyuncak, aksesuar ve günlük ihtiyaç ürünlerinden oluşan geniş seçkiyi; bilinen ve nitelikli markalar, orijinal ürün güvencesi ve A101’in fiyat avantajıyla tüketicilere sunar. A101 Pati üzerinden evcil hayvan profili oluşturan kullanıcılar, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzına uygun ürün önerileri alabilir. Siparişler bölgeye göre aynı gün, ertesi gün veya standart teslimat seçenekleriyle ulaştırılır. A101 Pati ürünlerine dijital kanallar üzerinden Türkiye genelinde ulaşılabilir. İki katlı Kalamış Pati Mağazası ise markanın ilk fiziksel deneyim noktasıdır.