Ana Sayfa Blog Sayfa 10

Yapay Zekâ Alışverişte Yeni Karar Katmanı Oluyor: Markalar Artık AI’a da Görünmek Zorunda

Tüketicinin satın alma kararında arama motorları, sosyal medya ve e-ticaret platformlarının yanına yeni bir aktör ekleniyor: yapay zekâ ajanları. Digiday’in analizine göre AI ajanları, tüketici adına ürünleri araştırma, karşılaştırma ve satın alma sürecini yürütürken alışveriş kararında giderek daha görünür bir rol üstleniyor. ABD, İngiltere, Avustralya ve Singapur’da sekiz kategoride yapılan analizde, farklı yapay zekâ asistanlarının aynı alışveriş talebine birbirinden oldukça farklı yanıtlar verdiği görüldü.

Yeni Raf Algoritmaların Elinde

Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri Amazon tarafında ortaya çıkıyor. Alexa for Shopping’den oyuncak önerisi istendiğinde karşılaşılan 177 markanın neredeyse tamamı Amazon’un kendi mağazasından gelirken, aynı talep ChatGPT’ye yöneltildiğinde 24 farklı perakendeci, Google AI Mode’a sorulduğunda ise 37 perakendeci öneriliyor. Bu tablo, markaların AI görünürlüğünün yalnızca ürün kalitesi veya SEO performansıyla değil, ürünün hangi perakendecilerde bulunduğu ve AI asistanının hangi kaynakları taradığıyla da şekillenmeye başladığını gösteriyor.

Microsoft Copilot’un yanıtlarında da daha geniş bir perakendeci ağı dikkat çekiyor. Tinuiti verilerine göre temmuz ayında Copilot’un yanıtlarında en fazla atıf alan 100 e-ticaret sitesi, tüm atıfların yüzde 34’ünü oluşturdu. Bu durum, markalar için yeni bir görünürlük alanının ortaya çıktığına işaret ediyor: Tüketicinin karşısına çıkmak kadar, tüketici adına araştırma yapan yapay zekânın karşısına çıkmak da önemli hale geliyor.

Agentic Commerce Satın Alma Hunisine Giriyor

agentic commerce winners and losers header image 1 1

Pazarlama tarafındaki yatırımlar da bu dönüşümün geçici bir eğilim olmadığını düşündürüyor. Dentsu Creative’in 14 pazarda 1.950 kıdemli pazarlamacıyla gerçekleştirdiği araştırmaya göre yöneticilerin yüzde 59’u içeriklerini ve SEO çalışmalarını AI destekli aramaya göre optimize ederken, yüzde 50’si müşteri deneyimini desteklemek amacıyla agentic commerce yatırımı yapıyor. AI arama optimizasyonu, sosyal ticaret ve AI destekli kişiselleştirmeyle birlikte pazarlamacıların kullandığı inovasyon stratejilerinde yüzde 59 ile öne çıkan başlıklardan biri.

AI kaynaklı trafiğin niteliği de dikkat çekiyor. Adobe’un ABD’deki perakende sitelerine gelen 1 trilyondan fazla ziyareti analiz ettiği araştırmaya göre, AI kaynaklı ziyaretçiler temmuz ayında ziyaret başına diğer trafik kaynaklarından gelen kullanıcılara kıyasla yüzde 53 daha fazla gelir yarattı. Ancak Adobe, bu verinin AI’ın toplam satışlardaki payını göstermediğini ve AI üzerinden gelen kullanıcıların satın alma sürecinde zaten daha ileri bir aşamada olmasının sonucu etkileyebileceğini belirtiyor.

Meta’nın Muse’u ise bu dönüşümün hızını gösteren başka bir örnek. HUMAN Security verilerine göre Muse, izlenmeye başlanmasından sonraki iki günden kısa sürede 5,6 milyon talebe ulaştı. Taleplerin yüzde 84’ünün ürün ve arama sayfalarına yönelmesi ve incelenen örneklemde ödeme sayfasına ulaşma ihtimalinin diğer AI ajanlarına kıyasla yüzde 25 daha yüksek olması, agentic commerce’in ürün keşfinden satın alma aşamasına kadar uzanan satış hunisine doğrudan girmeye başladığını gösteriyor.

Türkiye’deki perakendeciler açısından bu dönüşüm, SEO ve e-ticaret görünürlüğünün yanına yeni bir soru ekliyor: Ürünler, fiyatlar, stoklar, mağaza bilgileri ve marka içerikleri yapay zekâların doğru şekilde anlayıp önerebileceği kadar erişilebilir mi? Çünkü tüketicinin ürünü kendisinin aradığı modelden, yapay zekânın tüketici adına seçtiği modele geçiş, perakendecilerin dijital görünürlük stratejisini de yeniden düşünmesini gerektirebilir.

Perakendede yeni rekabet yalnızca tüketicinin ekranında görünmek değil, tüketici adına karar veren algoritmanın öneri listesine girebilmek üzerinden şekillenmeye başlıyor.

Otomotiv Pazarında Daralma Derinleşiyor: Eylülde Kayıp Yüzde 24’ü Aştı

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç pazarı eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,33 küçüldü. Otomobil satışlarındaki gerileme yüzde 27,80’e ulaşırken, yılın ilk dokuz ayında toplam pazar 803 bin 465 adetle geçen yılın yüzde 13,39 gerisinde kaldı.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği’nin (ODMD) verileri, pazardaki daralmanın eylülde hızlandığını ortaya koyuyor. Ağustosta yıllık bazda yüzde 20,28 küçülen otomobil ve hafif ticari araç pazarı, eylülde 83 bin 469 adet satışla geçen yılın aynı ayındaki 110 bin 302 adetlik seviyenin altında kaldı.

Otomobil Satışlarında Düşüş Yüzde 28’e Yaklaştı

Eylülde daralma otomobil tarafında daha belirgin hissedildi. Otomobil satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,80 azalarak 63 bin 736 adet oldu. Hafif ticari araç satışları ise yüzde 10,42 düşüşle 19 bin 733 adede geriledi. Böylece her iki kategoride de satışlar geçen yılın aynı döneminin altında kaldı.

Bu tablo, otomotivdeki daralmanın yalnızca ticari araç tarafıyla sınırlı olmadığını, özellikle binek otomobil talebinde daha belirgin bir baskı oluştuğunu gösteriyor. Satış hacmindeki bu gerileme, otomotiv perakendesinde stok, kampanya ve satış kanallarının yönetimini de daha kritik hale getiriyor.

Dokuz Aylık Pazar 803 Bin Adette Kaldı

Ocak-eylül döneminde otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı yüzde 13,39 daralarak 803 bin 465 adet olarak gerçekleşti. Bu dönemde otomobil satışları 627 bin 977 adet, hafif ticari araç satışları ise 175 bin 488 adet oldu. ODMD verilerine göre dokuz aylık daralma otomobilde yaklaşık yüzde 15,4, hafif ticari araçta ise yüzde 5,1 seviyesinde gerçekleşti.

Dokuz aylık tablo, eylüldeki sert düşüşün yıl genelindeki zayıflayan talep eğiliminin devamı olduğunu gösteriyor. Otomotiv markaları ve bayiler açısından bu ortamda yalnızca satış adetlerini artırmak değil, fiyatlama, finansman seçenekleri, stok yönetimi ve müşteri deneyimini birlikte yönetmek daha fazla önem kazanabilir.

Otomotivde daralmanın derinleşmesi, rekabetin yalnızca daha fazla araç satmak üzerinden değil, sınırlı talep ortamında doğru müşteriye doğru teklif ve deneyimle ulaşmak üzerinden şekillenebileceğini gösteriyor.

Perakende Şirketlerinin Yüzde 87’si Siber Saldırıların Hedefi Oldu

Kaspersky’nin 18 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre, son 12 ayda perakende şirketlerinin yüzde 87’si en az bir siber saldırıya maruz kaldı. Şirketlerin yüzde 19’u geri döndürülemez veri kaybı yaşarken müşteri bilgilerinin çalınması, mali kayıplar ve operasyonel kesintiler sektörün öne çıkan riskleri arasında yer aldı.

Dijitalleşme, e-ticaret, sadakat programları ve kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimleri perakende sektörünün iş yapış biçimini dönüştürürken siber güvenlik risklerini de artırıyor. Kaspersky’nin Dahili Araştırma Merkezi tarafından 18 ülkede, perakende sektöründe görev yapan BT güvenliği uzmanlarıyla gerçekleştirilen araştırma, sektörün siber saldırılara karşı karşıya olduğu riskleri ortaya koyuyor.

Kimlik Avı Saldırıları İlk Sırada

Perakende sektöründe en sık karşılaşılan siber tehditlerin başında yüzde 21 ile kimlik avı saldırıları geliyor. Siber casusluk yüzde 19, web uygulamalarının istismar edilmesi ise yüzde 18 ile öne çıkan diğer saldırı türleri arasında yer alıyor. Deepfake ve fatura veya ödeme dolandırıcılığı saldırıları yüzde 13’er, kurumsal e-posta ele geçirme yüzde 9 ve sesli kimlik avı yüzde 8 oranında bildirildi.

Saldırganların öncelikli hedefini ise müşteri ve çalışan verileri oluşturuyor. Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 34’ü müşterilerinin, yüzde 28’i ise çalışanlarının kişisel verilerinin hedef alındığını belirtti. Bu tablo, perakendede müşteri verisinin yalnızca ticari değer değil, aynı zamanda önemli bir siber güvenlik sorumluluğu taşıdığını gösteriyor.

Siber Saldırılar Operasyonları ve Finansal Yapıyı Etkiliyor

Siber saldırıların perakende şirketleri üzerindeki etkileri yalnızca veri ihlalleriyle sınırlı kalmıyor. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 28’i müşteri verilerinin çalındığını, yüzde 25’i doğrudan mali kayıplar yaşadığını, yüzde 25’i ise iş ve operasyonel süreçlerinde kesintilerle karşılaştığını bildirdi. Saldırıların sonuçları bazı şirketlerde kalıcı hasara da yol açtı. Katılımcıların yüzde 19’u geri döndürülemez veri kaybı yaşarken yüzde 16’sı kurumsal varlıklarında ve sistemlerinde kalıcı hasar meydana geldiğini açıkladı.

Saldırıların ardından şirketler güvenlik önlemlerini artırmaya yöneldi. Kuruluşların yüzde 31’i çalışanlar, iş ortakları ve yükleniciler için Sıfır Güven (Zero Trust) yaklaşımını veya En Düşük Yetki İlkesi’ni uygulamaya alırken yüzde 30’u bulut güvenliği denetimlerini sıkılaştırdı. Aynı oranda şirket ise BT güvenliği izleme çözümlerini devreye aldı.

İnsan Faktörü Siber Güvenlikte Belirleyici Oluyor

Araştırma, siber saldırılara zemin hazırlayan kurum içi risklerin başında insan faktörünün geldiğini ortaya koyuyor. BT ve güvenlik ekiplerindeki uzmanlık eksikliği ile çalışanların güvenlik farkındalığının yetersiz olması, yüzde 27’şer oranla öne çıkan riskler arasında bulunuyor. Güncel olmayan yazılım ve donanım kullanımı ile BT altyapısında merkezi kontrol eksikliği ise yüzde 23’er oranında bildiriliyor.

Çalışanların dijital ortamdaki alışkanlıkları da güvenlik açıklarının oluşmasında etkili oluyor. Şirketlerin yüzde 34’ünde iş amaçlı faaliyetlerde kişisel cihazların kullanılması ve kurumsal verilerin bu cihazlarda saklanması önemli bir risk oluşturuyor. Kuruluşların yüzde 33’ünde ise zayıf veya tekrar kullanılan parolalar ile halka açık Wi-Fi ağlarına güvenli bağlantı olmadan erişim gibi uygulamalar tespit edildi.

Şirketlerin Yüzde 82’si Siber Güvenlik Bütçesini Artırdı

Siber tehditlerin artması, perakende şirketlerinin güvenlik yatırımlarına da yansıyor. Araştırmaya katılan kuruluşların yüzde 82’si bu yıl BT güvenliği bütçesini artırdı. Şirketlerin yüzde 41’i ise çalışan eğitimleri, yönetilen güvenlik hizmetleri ve veri koruma teknolojileri gibi alanlarda dış kaynak kullanımına yönelik yeni bütçe ayırdı.

Perakende sektöründe dış kaynak kullanımı, güvenlik operasyonlarının sürekliliğini sağlama ve uzmanlık ihtiyacını karşılama açısından öne çıkıyor. Özellikle yoğun alışveriş dönemlerinde kesintisiz güvenlik hizmetlerine duyulan ihtiyaç, şirketlerin üçüncü taraf hizmet sağlayıcılarına yönelimini destekliyor.

Yapay Zekâ Kullanımı Artarken Güvenlik Endişeleri Sürüyor

Perakende sektöründe yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, siber güvenlik gündeminin de önemli başlıklarından biri haline geliyor. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 12’sinde LLM tabanlı araçlar halihazırda kullanılırken, yüzde 83’ü değerlendirme, tasarım veya pilot uygulama aşamasında bulunuyor.

Buna karşın perakende şirketlerinin yüzde 33’ü yapay zekâ kullanımının herhangi bir risk taşımadığını düşünüyor. Bu oran, tüm sektörlerin yüzde 18 olan ortalamasının üzerinde bulunuyor. Yapay zekâ uygulamalarının kurumsal altyapılara entegrasyonu, veri güvenliği ve kullanım politikalarının önemini artırıyor.

Perakendede dijitalleşme derinleştikçe siber güvenlik de yalnızca BT ekiplerinin sorumluluğunda kalan bir konu olmaktan çıkıyor. Müşteri verisinden ödeme sistemlerine, mağaza operasyonlarından yapay zekâ uygulamalarına kadar genişleyen dijital yapı, şirketlerin güvenliği operasyonel süreçlerin merkezine daha fazla yerleştirmesini gerektiriyor.

Levi’s Finans Liderliğinde Değişim: Büyüme Hedefi CFO Rolünü Nasıl Dönüştürüyor?

Levi Strauss & Co., yeni CFO’sunu Skechers’tan transfer ediyor. John Vandemore, 1 Kasım itibarıyla şirketin başkan yardımcısı ve CFO’su olarak göreve başlayacak. Vandemore, Skechers’ta dokuz yıl CFO olarak görev yaparken şirketin küresel finans organizasyonuna liderlik etti; bu dönemde Skechers’ın gelirleri 9 milyar doların üzerine çıktı.

Finans Yönetimi Artık Sadece Maliyet Kontrolü Değil

Levi Strauss’un Vandemore tercihi, şirketin finans fonksiyonuna yalnızca finansal sonuçları takip eden bir rol olarak bakmadığını gösteriyor. CEO Michelle Gass, şirketin daha doğrudan tüketiciye ulaşan bir iş modeline geçişini, Levi’s markasının potansiyelini büyütmeyi ve 10 milyar dolarlık şirket olma hedefini öne çıkarıyor. Vandemore’un geçmişinde Skechers’ın yanı sıra Mattel, International Game Technology ve Walt Disney gibi global markalarda finans ve operasyon deneyimi bulunması da bu stratejiyle örtüşüyor.

Burada dikkat çeken nokta, CFO rolünün doğrudan şirketin büyüme stratejisiyle ilişkilendirilmesi. Özellikle DTC kanallarının geliştirilmesi, global mağaza ağının yönetimi ve dijital yatırımların ölçeklendirilmesi gibi alanlarda finans kararları artık operasyonel kararların dışında konumlanmıyor. Perakendede finans liderliği giderek “bütçeyi yöneten” bir fonksiyondan, büyümenin nasıl ve ne kadar kârlı gerçekleşeceğini şekillendiren bir role doğru ilerliyor.

Levi’s’in Önündeki Denklem: DTC + Marka + Kârlı Büyüme

levis 1

Levi Strauss & Co.’nun yaklaşık 3.300 mağaza ve shop-in-shop noktasıyla 120 ülkede faaliyet göstermesi, yeni CFO’nun yöneteceği yapının ölçeğini de ortaya koyuyor. Şirket bir yandan doğrudan tüketiciye satış modelini güçlendirmeye, diğer yandan Levi’s markasını küresel bir denim yaşam tarzı markasına dönüştürmeye çalışıyor. Bu iki hedefin birlikte ilerlemesi, mağaza yatırımları, dijital kanallar, stok yönetimi ve müşteri verisinin kullanımında daha entegre bir finansal yaklaşımı gerektirebilir.

Türkiye’de faaliyet gösteren perakende şirketleri açısından da bu değişim, CFO rolünün geleceğine dair dikkat çekici bir örnek sunuyor. Özellikle omnichannel yapının büyüdüğü bir ortamda finans, pazarlama, e-ticaret ve mağazacılık kararlarının birbirinden bağımsız yönetilmesi giderek daha zor hale geliyor. Levi’s’in yeni CFO tercihinin arkasındaki yaklaşım da finans liderliğinin bu kesişim noktasındaki rolünün güçlendiğini gösteriyor.

Levi’s’in 10 milyar dolarlık hedefinde kritik soru yalnızca ne kadar büyüyeceği değil, bu büyümeyi ne kadar verimli ve sürdürülebilir şekilde yöneteceği olacak.

Nike’ta Toparlanma Baskısı Sürüyor: Satışlar Gerilerken Yeni Dönem Başlıyor

Nike, 2027 mali yılının ilk çeyreğinde 11,2 milyar dolar gelir açıkladı. Gelir yıllık bazda %4, net kâr ise %2 gerileyerek 712 milyon dolara düştü. Şirketin özellikle Greater China ve EMEA bölgelerindeki zayıf performansı, toparlanma sürecinin hâlâ önemli bir yeniden yapılanma ihtiyacı taşıdığını gösteriyor.

Nike’ın Büyüme Motoru Yeniden Tasarlanıyor

img 2912

Nike’ın performans kategorilerindeki büyüme, Sportswear, Jordan Brand ve Greater China tarafındaki kayıpları henüz telafi edemiyor. Greater China gelirleri %26 gerilerken, Nike Direct gelirleri %8, Nike Brand Digital satışları ise %13 düştü. Buna karşılık brüt marjın 60 baz puan artarak %42,8’e çıkması ve işletme giderlerinin %3 azalması, şirketin satış tarafındaki baskıya karşı verimlilik çalışmalarını hızlandırdığını gösteriyor.

Bu tablo, Nike’ın yalnızca yeni ürünlerle değil, ürün portföyü, kanal stratejisi ve operasyonel yapı üzerinden daha kapsamlı bir dönüşüm yürüttüğünü gösteriyor. Şirket, Pace adını verdiği yeni işletme modeliyle 2031 mali yılına kadar yaklaşık 2,5 milyar dolarlık kümülatif tasarruf hedefliyor. Model kapsamında küresel tedarik zincirinin modernizasyonu, organizasyonun üç coğrafi yapıda yeniden düzenlenmesi ve Hindistan’da yeni bir kampüs kurulması planlanıyor.

Perakendede Büyüme Kadar Doğru Ürün ve Kanal Dengesi de Önemli

img 2189

Nike’ın sonuçlarında dikkat çeken başlıklardan biri de doğrudan tüketiciye satış kanalındaki gerileme. Nike Direct gelirlerinin %8 düşmesi, şirketin geçmiş yıllarda güçlendirdiği doğrudan satış modelinin tek başına büyümeyi taşımadığını gösteren önemli bir veri olarak okunabilir. Nike’ın toptan satış kanalında ise düşüş %1 ile daha sınırlı kaldı.

Şirketin 2027 mali yılı için gelirlerde yüksek tek haneli bir düşüş beklemesi, toparlanmanın kısa vadeli bir satış artışından ziyade ürün portföyünün ve kanal yapısının yeniden düzenlenmesi üzerinden ilerleyeceğine işaret ediyor. Türkiye’deki spor ve moda perakendesi açısından da Nike örneği, güçlü bir marka algısının tek başına yeterli olmadığını; doğru ürün, doğru kanal, mağaza deneyimi ve yerel tüketici beklentisinin birlikte yönetilmesi gerektiğini düşündürüyor.

Nike’ın mevcut dönüşümü, perakendede büyümenin yalnızca daha fazla ürün veya mağaza ile değil, tüketici talebiyle doğru ürün ve kanalın yeniden eşleştirilmesiyle kurulabileceğini gösteriyor.

Versuni, Dünya Kahve Günü’nde Türkiye’nin Kahve Ritüellerine Işık Tutuyor

Versuni, 1 Ekim Dünya Kahve Günü’nü Philips Café Aromis’in espresso’dan Cold Brew’e uzanan sıcak ve soğuk kahve seçenekleriyle kutluyor. Philips Home Report 2026 araştırmasına göre Türkiye’de kahve hazırlayanların yüzde 74’ü, iki üç yıl öncesine kıyasla kahvesini daha sık evde yapıyor.

versuni kahve gunu 3

Versuni, 1 Ekim Dünya Kahve Günü’nde Philips Home Report 2026’nın Türkiye sonuçlarıyla evdeki kahve alışkanlıklarına yakından bakıyor. Araştırma, kahvenin günün farklı saatlerinde içildiğini, dinlenme ve paylaşma anlarında da yer bulduğunu gösteriyor.

Türkiye’deki katılımcıların yüzde 55’i kahveyi akşam dinlenirken içiyor. Yüzde 72’si ise kahveyi belirli duygu ve çağrışımlarla ilişkilendiriyor. Bu oran, araştırmanın yapıldığı 12 ülkenin ortalamasında yüzde 61. Türkiye’de en sık belirtilen çağrışımlar arasında rahatlık ve sıcaklık (yüzde 44) ile yoğun bir günün içindeki sakin bir an (yüzde 39) bulunuyor.

Paylaşınca ev hissi güçleniyor

Türkiye’deki katılımcıların yüzde 61’i, birlikte kahve veya çay içmeyi evlerini yuva gibi hissettiren alışkanlıklar arasında sayıyor. Küresel ortalama ise yüzde 41. İyi kahve ikram etmenin misafiri özel hissettirdiğini söyleyenlerin oranı da Türkiye’de yüzde 80. Kahve, evde kendimize ayırdığımız zaman kadar misafire gösterdiğimiz özenin de bir parçası.

Café Aromis ile evin kahve menüsü genişliyor

versuni kahve gunu 2

Evde hazırlanan kahveler de çeşitleniyor. Türkiye’deki katılımcıların yüzde 53’ü evinde Türk kahvesi, yüzde 40’ı latte, yüzde 33’ü filtre kahve ve yüzde 31’i soğuk kahve hazırladığını söylüyor. Geleneksel kahve alışkanlıkları sürerken sütlü ve soğuk seçenekler de evlerin kahve menüsünde yer buluyor.

Philips Café Aromis 8000 Serisi, taze çekirdekten espresso, cappuccino, Cold Brew ve Coldpresso dahil 50’den fazla sıcak ve soğuk içecek hazırlıyor. Kahvenin yoğunluğu ve miktarı kişisel tercihlere göre ayarlanabiliyor. Barista Assistant bu tercihleri öğrenip kaydederken sekiz kullanıcı profili, evdeki herkesin favori ayarına dönmesini kolaylaştırıyor. LatteGo Pro sistemi sıcak ve soğuk süt köpüğü hazırlıyor ve yaklaşık 10 saniyede durulanabiliyor.

Yerli Telefon 2027’de Mağazalarda: Rekabet Sadece Teknolojiyle Sınırlı Kalmayacak

ASELSAN ve Türk Telekom tarafından geliştirilen yerli akıllı telefonun 2027’nin ilk yarısında satışa sunulması hedefleniyor. Malatya’da üretilecek cihazın premium, üst ve orta segmentlerde konumlandırılması planlanırken, ürünün rekabette özellikle pil ve kamera performansıyla öne çıkarılması amaçlanıyor. Türkiye’de tasarlanan telefon, haberleşme teknolojileri, Ar-Ge ve mühendislik tarafında iki şirketin yetkinliklerini bir araya getiriyor.

Yerli Telefonun Rekabet Alanı Genişliyor

images 3

Telefonun ilk etapta Android işletim sistemiyle tüketiciyle buluşması, sonraki aşamalarda ise yerli işletim sistemi ve yerli çip hedefinin devreye alınması planlanıyor. Bu aşamaların yaklaşık birer yıllık geçişlerle ilerlemesi öngörülürken, yatırım sürecinin de başladığı belirtiliyor. Bu nedenle proje yalnızca yeni bir akıllı telefonun pazara girmesinden ziyade, donanım, yazılım ve üretim kabiliyetlerinin kademeli olarak yerlileştirilmesine dayanan daha uzun vadeli bir yapı ortaya koyuyor.

Ürünün premiumdan orta segmente kadar geniş bir fiyat ve ürün mimarisiyle konumlandırılması ise perakende açısından ayrıca önemli. Akıllı telefon kategorisinde tüketicinin satın alma kararını yalnızca teknik özellikler değil, marka güveni, satış sonrası hizmet, erişilebilirlik ve mağaza deneyimi de etkiliyor. Dolayısıyla yerli bir telefonun pazardaki karşılığı, yalnızca teknik özellikleriyle değil, hangi kanal üzerinden, nasıl konumlandırılacağı ve tüketiciye nasıl deneyimletileceğiyle de şekillenecek.

Teknoloji Mağazalarında Yeni Bir Rekabet Alanı

6b42c0de turkiyenin yeni yerli telefonu geliyor uretim yeri ve

Türkiye’de akıllı telefon satışının önemli bölümünü yöneten teknoloji perakendecileri açısından böyle bir ürün, kategori içindeki marka ve ürün çeşitliliğini de değiştirebilir. Özellikle premium segmente yönelik bir ürün hedefleniyorsa, mağaza içindeki teşhir alanı, çalışanların ürünü anlatma biçimi ve deneyim alanları daha kritik hale gelebilir. Pil ve kamera gibi tüketicinin doğrudan deneyimleyebildiği özelliklerin öne çıkarılması da ürünün teknik özelliklerden ziyade somut kullanım senaryoları üzerinden anlatılmasını gerektirebilir.

Öte yandan Android ile başlayıp ilerleyen dönemde yerli işletim sistemi ve çip hedeflenmesi, projenin perakende tarafında da aşamalı bir marka inşası gerektireceğini gösteriyor. İlk aşamada tüketicinin alışık olduğu ekosistemle pazara girmek erişimi kolaylaştırırken, sonraki teknolojik dönüşümlerin tüketici deneyimine nasıl aktarılacağı ayrı bir konu olacak.

Yerli telefonun başarısı yalnızca Türkiye’de üretilmesine değil, teknoloji geliştirme hedefinin güçlü bir ürün, dağıtım ve mağaza deneyimine dönüştürülebilmesine bağlı olacak.

Walmart’tan Mağaza İçi AI İçeriklerine Sınır: Hızın Önüne Marka Kontrolü Geçiyor

Walmart, mağazalarında yapay zekâ araçlarıyla hazırlanan tabela ve afişlerin kullanılmasını yasakladı. Şirketin güncel mağaza yönlendirmesinde, AI araçlarıyla oluşturulan görsellerin kullanılmaması ve tabela ihtiyaçlarının resmi kurumsal katalog üzerinden karşılanması isteniyor.

Yapay Zekâ Her İçeriği Üretmek İçin Kullanılabilir mi?

Buradaki mesele Walmart’ın yapay zekâ kullanımını tamamen reddetmesi değil; mağaza içinde müşteriye sunulan içeriğin hangi standartlarla ve ne ölçüde marka kontrolü altında üretileceği. ChatGPT, Claude veya Gemini gibi araçlarla hazırlanan hızlı promosyon görsellerinin mağaza çalışanları tarafından doğrudan kullanılması, merkezi marka standartlarının dışına çıkılmasına neden olabilir. Walmart’ın yaklaşımı da bu riski mağaza iletişimini merkezi bir sistem üzerinden yöneterek sınırlandırıyor.

Bu karar, yapay zekânın perakendede kullanımında önemli bir ayrımı ortaya koyuyor. AI içerik üretimini hızlandırabilir ancak üretilen her içerik müşterinin karşısına çıkmaya hazır olmayabilir. Özellikle mağaza iletişiminde marka kimliği, görsel standartlar, fiyat ve ürün bilgilerinin doğruluğu kadar fiziksel ortamla uyum da önem taşıyor. Bu nedenle AI’ın üretim sürecine dahil olması ile ürettiği içeriğin doğrudan kullanılabilmesi aynı şey değil.

Mağazada AI Kullanımının Yeni Sınırı: Hız Değil, Kontrol

walmart alisveris

Perakendede yapay zekâ kullanımının önümüzdeki dönemde tamamen yasaklama ya da sınırsız kullanım arasında şekillenmesi yerine, hangi kullanım alanlarında merkezi kontrolün korunacağı daha kritik hale gelebilir. Walmart örneğinde çalışanların kendi kampanya görsellerini üretmesi sınırlandırılırken, şirketin merkezi içerik sistemleri üzerinden mağaza iletişiminin standardize edilmesi tercih ediliyor. Bu yaklaşım, özellikle binlerce mağazaya sahip perakendeciler için AI kullanımının yalnızca teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda bir yönetişim konusu olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de de benzer bir konu, çok sayıda mağazaya sahip zincirlerin gündemine gelebilir. AI ile birkaç dakikada afiş veya kampanya görseli üretmek operasyonel açıdan cazip görünse de farklı mağazaların farklı mesajlar kullanması marka bütünlüğü, kampanya doğruluğu ve müşteri deneyimi açısından yeni riskler yaratabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde perakendeciler için asıl mesele AI’ın içerik üretip üretememesi değil, hangi içeriğin mağazaya girmesine izin verileceğini tanımlayan sistemin kurulması olacak.

Perakendede yapay zekânın yeni sorusu artık yalnızca “Ne kadar hızlı içerik üretebiliriz?” değil, “Ürettiğimiz içeriğin mağazaya girmesine kim karar verecek?” sorusuna dönüşüyor.

BMW’de Yeniden Yapılanma: 8 Bin Kişilik İstihdam Azaltımıyla Operasyon Yeniden Şekilleniyor

BMW, kârlılığı yeniden güçlendirmek ve maliyet yapısını sadeleştirmek amacıyla küresel ölçekte kapsamlı bir yeniden yapılanma planı açıkladı. Şirket, üretim dışındaki alanlarda yaklaşık 8 bin kişilik istihdam azaltımı planlarken, 2027 ortasına kadar yönetim alanları ve bağlı fonksiyonların sayısını da yaklaşık %20 azaltmayı hedefliyor. Planın arkasında özellikle Çin’deki zayıf performans, artan rekabet ve maliyet baskıları bulunuyor.

BMW’de Mesele Sadece Çalışan Sayısını Azaltmak Değil

bmw ix elektrikli mobilite 768x614 1

Yeniden yapılanmanın dikkat çeken tarafı, yalnızca istihdamın azaltılması değil, organizasyonun daha hızlı karar alabilecek şekilde yeniden tasarlanması. BMW, yönetim katmanlarını sadeleştirerek kaynakları öncelikli alanlara yönlendirmeyi ve daha çevik bir yapı oluşturmayı amaçlıyor. İstihdam azaltımının ağırlıklı olarak yönetim, idari işler ve geliştirme tarafında gerçekleşmesi; üretim operasyonlarının ise kapsam dışında tutulması planlanıyor.

Bu yaklaşım perakende açısından da tanıdık bir dönüşüme işaret ediyor. Büyük ölçekli şirketlerde büyüme dönemlerinde oluşan organizasyonel katmanlar, pazar koşulları değiştiğinde karar alma hızını yavaşlatan bir maliyet kalemine dönüşebiliyor. Bu nedenle yeniden yapılanma artık yalnızca “kaç kişi çalışıyor?” sorusuyla değil, “karar müşteriye ve pazara ne kadar hızlı ulaşıyor?” sorusuyla değerlendiriliyor.

Çin’de Ürün Ve Operasyon Modeli Yeniden Kuruluyor

BMW’nin yeni planında Çin önemli bir değişim alanı olarak öne çıkıyor. Şirket, ülkedeki rekabet ve müşteri taleplerine daha hızlı yanıt verebilmek için daha fazla yerelleştirilmiş ürün ve üretim stratejisine yöneliyor. Çin’de üretilen araçların Güneydoğu Asya gibi diğer pazarlara ihraç edilmesi de değerlendiriliyor.

Perakende açısından burada daha geniş bir ders var: global markalar artık her pazara aynı ürün, aynı operasyon ve aynı organizasyon modeliyle gitmek yerine yerel talebe göre sistemlerini yeniden tasarlıyor. Ürün gamı, tedarik zinciri, üretim ve yönetim yapısının aynı anda ele alınması, BMW’nin yeniden yapılanmasını yalnızca bir maliyet azaltma programından daha geniş bir operasyon dönüşümüne taşıyor.

BMW’nin hamlesi, büyük şirketlerde yeni dönemin yalnızca büyümekle değil, organizasyonun büyüklüğünü pazarın ihtiyaç duyduğu hızla yeniden eşleştirmekle ilgili olduğunu gösteriyor.

Metro Türkiye’de Yeni Dönem: Nadir Kadji CEO’luk Görevini Devraldı

Metro Türkiye’de üst düzey bir yönetim değişikliği gerçekleşti. Metro Sırbistan CEO’su olarak görev yapan Nadir Kadji, 1 Ekim 2026 itibarıyla Metro Türkiye’nin yeni CEO’su oldu. Mayıs 2024’ten bu yana Türkiye operasyonuna liderlik eden David Antunes ise Metro bünyesinde Türkiye, Polonya, Çekya, Slovakya ve Hırvatistan’dan sorumlu Merkez Group İcra Kurulu Başkan Yardımcısı olarak bölgesel sorumluluğunu sürdürecek.

Metro Türkiye’nin Operasyonel Deneyimi Yeni Döneme Taşınıyor

Kadji’nin Metro ile ilişkisi yaklaşık 20 yıla uzanıyor. Kariyerine 2006’da Metro Fransa’da İnsan Kaynakları Müdürü olarak başlayan Kadji; ilerleyen yıllarda İnsan Kaynakları Direktörlüğü ve Satış ve Operasyon Direktörlüğü gibi farklı görevler üstlendi. Ağustos 2024’ten bu yana Metro Sırbistan CEO’su olarak görev yapan Kadji’nin Türkiye operasyonunun başına geçmesi, farklı fonksiyonlarda edindiği deneyimin daha geniş bir pazar sorumluluğuna taşınması anlamına geliyor.

Metro Türkiye bugün 20’den fazla şehirde mağazaları, 4 bini aşkın çalışanı, 5 binden fazla tedarikçisi ve HORECA odaklı operasyonlarıyla yalnızca mağaza satışına dayanmayan bir iş modeli yürütüyor. Şirketin mağaza operasyonlarının yanında gıda sevkiyat hizmetleri ve profesyonel işletmelere yönelik çözümleri de bulunuyor.