Ana Sayfa Blog Sayfa 9

Yazın Yeni Trend İçecek Aksesuarı Gloria Jean’s Coffees’ten

Yaz aylarının hareketli yaşam temposuna uyum sağlayan ürünler çeşitleniyor. Gloria Jean’s Coffees Türkiye, içecek serinliğini günlük yaşamın doğal akışına taşıyan yeni ürünü Hangpack’i misafirleriyle buluşturuyor. Boyundan taşınabilen tasarımıyla öne çıkan ürün, yaz sezonunun dikkat çeken aksesuarlarından biri olmaya hazırlanıyor.

gloria jeans coffess

Haziran 2026- Günlük yaşamın hızına ve farklı anlarına kolayca uyum sağlayan, kullanım pratikliği yüksek ürünler giderek daha fazla tercih ediliyor. Özellikle açık havada geçirilen zamanın arttığı yaz döneminde, taşınabilirlik ve konfor sunan çözümler ön plana çıkıyor. Gloria Jean’s Coffees Türkiye, bu ihtiyaca yanıt olarak yaz sezonuna özel tasarlanan yeni ürünü Hangpack’i tüm şubelerinde satışa sunuyor. Şeffaf kılıfı ve boyun askısıyla soğuk içeceği istenen her an yanında taşımayı mümkün kılan Hangpack, hareket halindeki modern yaşam tarzına pratik bir dokunuş katıyor.

Eller serbest, tempo yüksek

eller serbest

Hangpack, sahilde, parkta ya da şehrin kalabalığında her ortama uyum sağlıyor. Boyuna asılan tasarımı, içeceği taşırken elleri özgür bırakılma şansı sunarak günün her anına eşlik edebilen bir aksesuar haline getiriyor. Soğuk içecek seçenekleriyle uyumlu olan ürün, yaz günlerinin vazgeçilmezi olmaya aday.

Perakendede İndirim Yorgunluğu Büyüyor: Sürekli Kampanyalar Etkisini Kaybediyor mu?

Amazon Prime Day, Walmart Deals, Target Circle Deal Days, Kohl’s ve Staples kampanyalarının aynı dönemde gerçekleşmesi, perakendede indirim rekabetini yeni bir seviyeye taşıdı. Bir zamanlar yalnızca Amazon’un öne çıktığı Prime Day dönemi, artık birçok büyük perakendecinin eş zamanlı kampanyalar düzenlediği yoğun bir promosyon sezonuna dönüşmüş durumda.

Ancak sektör araştırmaları, kampanya sayısındaki artışın tüketiciler üzerinde “indirim yorgunluğu” oluşturmaya başladığını gösteriyor. Araştırmalara göre tüketicilerin yüzde 75’i indirim dönemlerinde alışveriş yapmayı her zamankinden daha önemli görse de, yüzde 43’ü artık takip edilemeyecek kadar fazla kampanya olduğunu düşünüyor. Katılımcıların yüzde 39’u ise ihtiyaçlarını karşılamak için yılda tek bir büyük indirim döneminin yeterli olduğunu belirtiyor.

Daha Fazla Kampanya, Daha Fazla Satış Anlamına Gelmiyor

Sektör analistlerine göre promosyonların sayısı arttıkça etkisi de zayıflıyor. Son dönemde düzenlenen büyük kampanyalarda satılan ürün adedi birçok perakendecide geçen yılın seviyesinde kaldı veya geriledi. Cirodaki artış ise büyük ölçüde fiyat artışlarından kaynaklanıyor.

Uzmanlar, tüketicilerin artık yalnızca ihtiyaç duyduklarında alışveriş yaptığını ve büyük alışverişlerini indirim dönemlerine ertelediğini belirtiyor. Bu durum, kampanyaların kısa vadeli satış yaratmasına rağmen uzun vadeli kârlılık ve müşteri sadakati açısından eskisi kadar güçlü sonuç vermediğine işaret ediyor.

Sürekli kampanyalar operasyon tarafında da yeni zorluklar yaratıyor. Kısa sürelerde yüksek hacimli satışlar; stok yönetimi, fiyatlama, lojistik ve tedarik planlamasını daha karmaşık hale getirirken, perakendecilerin tedarikçilerle çok daha erken dönemlerde kampanya planlaması yapmasını gerektiriyor.

Buna rağmen uzmanlar, büyük perakendecilerin kampanya sayısını azaltmasını beklemiyor. Amazon’un Prime Day başarısının ardından rakip markalar da benzer etkinliklerle tüketici trafiğini kendi platformlarına çekmeye çalışıyor. Bu nedenle indirim dönemlerinin perakende takviminin kalıcı bir parçası olmaya devam edeceği öngörülüyor.

Perakendede rekabet artık yalnızca daha büyük indirim sunmakla kazanılmıyor. Kampanyaların sıklaşması, fiyat avantajını farklılaştırıcı olmaktan çıkarırken; doğru zamanlama, veri odaklı kampanya yönetimi ve müşteriye gerçek değer sunabilen promosyon stratejileri giderek daha kritik hale geliyor.

Nike Beklentileri Aştı, Ancak Zorluklar Devam Ediyor

Nike, 2026 mali yılının dördüncü çeyreğinde analist beklentilerinin üzerinde finansal sonuçlar açıkladı. Ancak şirket, gelirlerdeki yavaşlama ve küresel talepteki baskının sürdüğüne dikkat çekerek önümüzdeki döneme ilişkin temkinli mesajlar verdi.

Dördüncü çeyrekte Nike‘ın geliri yüzde 1 düşüşle 11 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, net kâr 1,1 milyar dolara ulaştı. Kârlılık beklentilerin üzerinde gerçekleşse de bunda yaklaşık 986 milyon dolarlık tek seferlik gümrük vergisi iadesi etkili oldu. Şirket, bu nedenle sonuçların operasyonel toparlanmayı tam olarak yansıtmadığını belirtti.

Tüketici Talebi ve Çin Pazarı Baskı Oluşturuyor

Nike, küresel ölçekte tüketicilerin harcama konusunda daha temkinli davrandığını ve bu durumun özellikle spor giyim kategorisini etkilediğini ifade etti. Şirket, önümüzdeki altı ayda faaliyet ortamında belirgin bir iyileşme beklemediğini açıkladı. Tarife politikaları, jeopolitik gelişmeler ve artan maliyetler de risk unsurları arasında gösteriliyor.

En büyük zorluklardan biri ise Çin pazarı olmaya devam ediyor. Büyük Çin bölgesindeki satışlar çift haneli düşüş gösterirken, Nike bu pazarda stok fazlasını azaltmak ve pazar payını yeniden güçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Buna karşılık Kuzey Amerika’da satışlar yeniden büyüme gösterirken, toptan satış kanalındaki artış da toparlanmaya destek verdi.

Şirket, büyümesini desteklemek amacıyla yeni ürün lansmanlarını hızlandırırken futbol ve performans odaklı kategorilere yatırım yapmaya devam ediyor. Aynı zamanda son yıllarda ağırlık verdiği doğrudan tüketici modelinin yanında toptan satış kanalını da yeniden güçlendirme stratejisi izliyor.

Nike’ın sonuçları, spor perakendesinde büyümenin yalnızca güçlü marka algısıyla sürdürülemediğini gösteriyor. Tüketici talebindeki yavaşlama, bölgesel performans farklılıkları ve ürün portföyünü doğru yönetebilme kabiliyeti, küresel markaların rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.

Perakendeciler Yapay Zekânın En Büyük Fırsatını Operasyonlarda Kaçırıyor

Perakende sektöründe yapay zekâ yatırımları büyük ölçüde kişiselleştirme, sohbet botları ve ürün önerileri gibi müşteriyle doğrudan temas eden uygulamalara odaklanıyor. Ancak sektör değerlendirmelerine göre, yapay zekânın en büyük potansiyeli mağazanın görünen yüzünde değil; stok yönetimi, tedarik zinciri, sipariş planlaması ve operasyonel karar süreçlerinde bulunuyor.

Sektör uzmanlarına göre asıl değer, müşteriyle konuşan yapay zekâ uygulamalarından çok, işletme içinde veri akışını hızlandıran ve operasyonel kararları destekleyen sistemlerde ortaya çıkıyor. Yapay zekâ, sinyaller ile aksiyon arasındaki süreyi kısaltarak operasyonların daha verimli yönetilmesine katkı sağlayabiliyor.

Veri Altyapısı Olmadan Yapay Zekâ Tek Başına Yeterli Olmuyor

Birçok perakendeci yapay zekâ yatırımı yapmasına rağmen, birbirinden bağımsız çalışan ERP, depo yönetimi, tedarik zinciri ve finans sistemleri nedeniyle bu yatırımlardan beklenen verimi elde etmekte zorlanıyor. Parçalı veri yapısı, ekiplerin sorunları görmesini sağlasa da hızlı aksiyon alınmasını engelliyor.

Sektörde öne çıkan görüşe göre büyük teknoloji dönüşümlerinden önce, kritik veri noktalarının ve iş akışlarının birbirine bağlanması operasyonel verimlilik açısından daha hızlı sonuç verebiliyor.

Yapay zekânın en güçlü kullanım alanlarından biri ise talep tahmini ve stok yenileme süreçleri olarak gösteriliyor. Müşteri talebi ile tedarik süreçlerinin birlikte analiz edilmesi, fazla stok ve ürün bulunurluğu gibi perakendenin temel problemlerinin daha etkin yönetilmesini sağlayabiliyor.

Bununla birlikte uzmanlar, yapay zekânın tek başına operasyonel sorunları çözemeyeceğine dikkat çekiyor. Güvenilir veri altyapısı ve doğru tanımlanmış iş kuralları olmadan yapay zekâ sistemlerinin beklenen faydayı üretmesi mümkün olmuyor.

Yeni Dönemde Odak Agentic AI

Yapay zekânın bir sonraki aşaması olarak görülen Agentic AI yaklaşımı, sistemlerin yalnızca analiz yapmakla kalmayıp karar alarak mevcut araçlarla aksiyon da oluşturabilmesini mümkün kılıyor. Ancak bu yapının başarılı olabilmesi için tüm operasyonların aynı veri altyapısı üzerinde çalışması gerekiyor.

Perakendede yapay zekâ rekabeti artık yalnızca müşteri deneyimi uygulamalarıyla sınırlı değil. Gerçek dönüşüm; veri akışını birleştiren, operasyonel kararları hızlandıran ve stoktan sipariş yönetimine kadar tüm süreçleri entegre eden yapay zekâ uygulamalarında şekilleniyor.

Levi’s, Londra’da Kişiye Özel Üretim Hizmetini Başlattı

Levi’s, premium denim koleksiyonu Lot-1 kapsamında Londra’nın Soho bölgesindeki atölyesinde yeni “Made to Order” hizmetini hayata geçirdi. Yeni hizmetle müşteriler, kendi ölçü ve tasarım tercihlerine göre el işçiliğiyle üretilen kişiye özel jean, ceket, etek ve chino pantolon siparişi verebilecek.

Lot-1, Levi Strauss & Co.’nun en üst segment işçilik anlayışını temsil ediyor. Randevu sistemiyle sunulan hizmet kapsamında müşteriler, Lot-1 terzileriyle bire bir çalışarak ürünlerinin kumaşından kesimine, dikiş renginden düğme ve deri etiket detaylarına kadar birçok özelliği kişiselleştirebiliyor.

Denim Deneyimi Kişiselleştiriliyor

Müşteriler; Kaihara, Collect (Japonya) ve Cone Mills gibi dünyanın önde gelen denim üreticilerinden temin edilen premium selvedge kumaşlar arasından seçim yapabiliyor. Ayrıca 25 farklı iplik rengi, 7 farklı düğme ve perçin seçeneği ile vegan alternatifin de bulunduğu 13 farklı deri arka etiket tasarımı sunuluyor.

Paça kesimi de tamamen müşterinin tercihine göre şekilleniyor. Geniş paça, slim fit, bootcut veya klasik düz kesim seçenekleri arasından seçim yapılırken, Levi’s terzileri ürünü müşterinin ölçülerine göre uyarlıyor.

Made to Order hizmeti, Levi’s’ın daha kapsamlı Bespoke servisinin sadeleştirilmiş versiyonu olarak konumlanıyor. Bespoke hizmetinde iki ayrı randevuyla tamamen kişiye özel kalıp hazırlanırken; bel, basen, paça ve bel yüksekliği gibi tüm ölçüler sıfırdan oluşturuluyor.

Londra Soho mağazasında tamamen el işçiliğiyle üretilen ürünlerde teslimat süresi Made to Order hizmeti için 4-6 hafta, Bespoke hizmeti için ise 12-14 hafta olarak belirtiliyor. Fiyatlar Made to Order jeanlerde 650 sterlinden, Bespoke ceketlerde ise 1.255 sterlinden başlıyor.

Levi’s’ın bu yatırımı, lüks perakendede kişiselleştirmenin yeni aşamaya geçtiğini gösteriyor. Markalar artık yalnızca ürün satmıyor; müşteriyi tasarım sürecine dahil ederek el işçiliği, kişiselleştirme ve deneyimi bir araya getiren yeni nesil mağazacılık modelleri geliştiriyor.

Decathlon, Türkiye’nin İlk Spor Odaklı Dijital Pazaryerini Hayata Geçirdi

Spor perakendecisi Decathlon, Türkiye’deki dijital dönüşüm stratejisinde yeni bir adım atarak Decathlon Marketplace platformunu kullanıma sundu. Şirket, bu hamleyle yalnızca kendi ürünlerini satan bir perakendeciden, farklı markaları bir araya getiren spor odaklı bir pazaryerine dönüşüyor.

Yeni platform sayesinde tüketiciler, decathlon.com.tr ve Decathlon mobil uygulaması üzerinden yalnızca Decathlon ürünlerine değil, spor ekosisteminde yer alan farklı markaların ürünlerine de ulaşabilecek. Böylece Decathlon, çok markalı bir spor alışveriş deneyimi sunmayı hedefliyor.

Decathlon Platform Modeline Geçiyor

Şirketin paylaştığı bilgilere göre marketplace modelinin temel amacı, ürün çeşitliliğini artırırken kullanıcı deneyimini geliştirmek. Platforma dahil edilen markaların ise Decathlon’un kalite ve operasyon standartlarına göre seçildiği belirtiliyor.

Decathlon, bu yatırımla Türkiye’de “spor destinasyonu” olma hedefini güçlendirmeyi ve dijital büyüme stratejisini platform ekonomisi üzerine inşa etmeyi amaçlıyor.

Bu adım, perakendede platform ekonomisinin kategori bazında derinleştiğini gösteriyor. Artık markalar yalnızca kendi ürünlerini satan perakendeciler olmak yerine, farklı markaları aynı ekosistemde buluşturan platformlara dönüşüyor. Decathlon’un marketplace modeli de spor perakendesinde bu dönüşümün Türkiye’deki ilk örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Miniso, 255 Milyon Dolarlık Hisse Geri Alım Programı Başlattı

Çin merkezli perakende zinciri Miniso, hissedarlarına yönelik yeni bir hisse geri alım programı başlattığını açıkladı. Şirket, önümüzdeki 12 ay içinde toplam 2 milyar Hong Kong doları (yaklaşık 255 milyon ABD doları) tutarında adi hisse ve Amerikan depo sertifikası (ADS) geri alabilecek.

30 Haziran itibarıyla yürürlüğe giren programın, şirketin bilançosundaki nakit fazlasıyla finanse edileceği belirtildi. Yönetim kurulu, geri alım kararının Miniso’nun uzun vadeli büyümesine duyulan güveni yansıttığını ve mevcut hisse fiyatının şirketin gerçek değerini tam olarak yansıtmadığına inandıklarını ifade etti.

Kurucu CEO da Hisse Alımını Sürdürüyor

Yeni program, Miniso’nun daha önce tamamladığı yaklaşık 1,37 milyar Hong Kong dolarlık hisse geri alım sürecinin ardından geldi. Şirket, yeni geri alım programıyla hızlı büyümesini sürdürürken hissedarlarına daha istikrarlı ve öngörülebilir getiri sağlamayı hedeflediğini belirtti.

Açıklama, Kurucu, Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO Guofu Ye’nin nisan ayında yaptığı taahhüdün ardından geldi. Ye, kişisel kaynaklarını kullanarak 12 ay içinde en az 50 milyon Hong Kong doları tutarında Miniso hissesi satın alacağını açıklamıştı.

Şirketin verdiği bilgiye göre Guofu Ye, söz konusu açıklama sırasında Miniso’nun yaklaşık %63,7 hissesine sahipti. CEO, ek hisse alımının şirketin son yıllardaki güçlü büyüme performansına ve geleceğine duyduğu güvenin göstergesi olduğunu ifade etmişti.

Hisse geri alım programları, perakende şirketlerinin yalnızca sermaye yönetiminde değil, yatırımcılara verdikleri uzun vadeli büyüme mesajında da önemli bir araç olarak öne çıkıyor. Miniso’nun attığı bu adım, şirketin büyüme stratejisini sürdürürken piyasa değerine olan güvenini de vurguluyor.

Menüler Artık Daha Fazlasını Söyleyecek: İçerik Şeffaflığı Başladı

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeni düzenlemesiyle birlikte 1 Temmuz itibarıyla restoran, kafe, lokanta ve otellerde menü uygulamaları değişti. İşletmeler artık yalnızca ürün adı ve fiyatını değil; içerik, alerjen bilgileri ve besin değerlerini de tüketicilerle paylaşmak zorunda olacak.

Yeni düzenleme kapsamında tüketiciler, sipariş vermeden önce ürünlerin kalori değeri, protein, karbonhidrat ve yağ miktarı gibi besin bilgilerine ulaşabilecek. Ayrıca yemeklerde kullanılan etin hangi hayvana ait olduğu da açık şekilde belirtilecek. “Köfte” veya “kebap” gibi genel ifadeler tek başına yeterli olmayacak.

Menüler Artık Dijital ve Veri Odaklı Yönetilecek

İşletmeler; ürün içerikleri, alerjen bilgileri ile alkol veya domuz türevi bileşenlere ilişkin detayları basılı menülerin yanı sıra dijital ekranlar, QR kod sistemleri, broşürler ve yazı tahtaları üzerinden de sunabilecek. Kalori bilgilerinin paylaşılması için geçiş süresi tanınırken, bu yükümlülüğün en geç 31 Aralık 2027’ye kadar tamamlanması gerekiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın il ve ilçe müdürlüklerinde görev yapan gıda denetçileri uygulamanın yürürlüğe girmesiyle birlikte sahadaki denetimlere başladı. Zorunlu bilgileri eksik sunan işletmeler hakkında idari para cezası uygulanabilecek.

Bu düzenleme yalnızca menü içeriklerini değiştirmiyor. Restoran perakendesinde dijital menü altyapıları, ürün veri yönetimi ve şeffaf müşteri iletişimi giderek daha kritik hale geliyor. Özellikle zincir restoranlar için menü yönetimi artık sadece fiyat güncelleme süreci değil; regülasyon uyumu, müşteri deneyimi ve marka güvenini birlikte yöneten stratejik bir operasyon alanına dönüşüyor.

Adidas ile Nike Arasındaki Forma Rekabeti Dünya Kupası’nda Yeni Bir Boyuta Taşındı

Almanya Milli Futbol Takımı’nın forma sponsorluğu 70 yılı aşkın bir iş birliğinin ardından yıl sonunda Adidas‘tan Nike‘a geçmeye hazırlanırken, iki marka arasındaki rekabet saha dışındaki pazarlama hamleleriyle de dikkat çekiyor. FIFA Kulüpler Dünya Kupası sırasında New York’ta gerçekleştirilen yaratıcı kampanyalar, spor pazarlamasında sponsorluk yarışının yalnızca anlaşmalarla değil, marka iletişimiyle de şekillendiğini gösteriyor.

Nike, Almanya’nın Ekvador karşılaşması sırasında Hudson Nehri üzerinde taşıttığı dev Jamal Musiala pankartıyla dikkat çekti. “Hello New Jersey” mesajını kullanan marka, hem New Jersey eyaletine hem de Almanya Milli Takımı’nın yeni formasına gönderme yaparak, henüz resmi olarak başlayamayan sponsorluk dönemini yaratıcı bir gerilla pazarlama çalışmasıyla öne çıkardı.

Sponsorluk Değişmeden Rekabet Başladı

Nike, Almanya Futbol Federasyonu (DFB) ile yaptığı anlaşma kapsamında yıl sonundan itibaren milli takımın yeni forma sponsoru olacak. Ancak mevcut sözleşme devam ettiği için Adidas, 2026 sonuna kadar milli takımın resmi tedarikçisi olmayı sürdürüyor.

Bu nedenle Nike, yeni formayı tamamen tanıtamıyor. Kampanyada kullanılan Jamal Musiala görselinde forma detayları piksellenerek gizlenirken, tasarımın 1974 Dünya Kupası’nda Franz Beckenbauer’in giydiği klasik beyaz formadan ilham aldığı görülüyor.

Adidas CEO’su Bjørn Gulden ise sponsorluk değişiminin artık kendileri için bir sorun olmadığını belirterek, şirketin farklı büyüme planlarına odaklandığını söyledi. Gulden, Nike’ın DFB için yıllık yaklaşık 100 milyon euro ödediği yönündeki iddialara ilişkin de “Eğer doğruysa, bırakın ödesinler.” değerlendirmesinde bulundu.

Adidas, turnuvada Arjantin, İspanya, Meksika, Belçika ve Japonya gibi milli takımların forma sponsoru olurken; Nike ise Fransa, İngiltere ve Norveç gibi önemli federasyonlarla yoluna devam ediyor.

Şirket, Dünya Kupası kapsamında ABD’nin 1994 Dünya Kupası formasını denim görünümüyle yeniden tasarlayarak satışa sundu. Ayrıca Lionel Messi, Timothée Chalamet ve Bad Bunny’nin yer aldığı “Backyard Legends” kampanyasıyla futbol kültürünü popüler kültürle buluşturan iletişim çalışmalarını sürdürdü.

Adidas’ın retro tasarımlı Almanya formaları da güçlü bir ilgi gördü. Habere göre tüketicilere yaklaşık 3 milyon DFB forması satıldı. Bu rakam, Katar 2022 Dünya Kupası dönemine kıyasla yaklaşık üç kat daha yüksek seviyeye ulaştı.

Adidas ile Nike arasındaki rekabet artık yalnızca sponsorluk anlaşmaları üzerinden ilerlemiyor. Gerilla pazarlama, nostalji, popüler kültür ve deneyim odaklı iletişim çalışmaları, küresel spor giyim markalarının tüketiciyle bağ kurmasında giderek daha belirleyici hale geliyor.

Hepsiburada’da Bayrak Değişimi

Hepsiburada, 29 Aralık 2025 tarihinde duyurulan planlı CEO geçişi sürecinin tamamlandığını açıkladı. Bu kapsamda Nilhan Onal Gökçetekin, 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla görevinden ayrılıyor. Ender Özgün ise 1 Temmuz’dan itibaren Hepsiburada CEO’su olarak şirketin genel yönetiminden sorumlu olacak.

Yeni yapılanma kapsamında Hakan Karadoğan, Hepsiburada’nın lojistik işine CEO olarak liderlik edecek. Ender Özgün ve Hakan Karadoğan, Yönetim Kurulu Başkanı Mikheil Lomtadze ile Yönetim Kurulu’na raporlama yapacak.

Şirketten yapılan açıklamaya göre yeni liderlik yapısı, Hepsiburada’nın büyüme sürecinin bir sonraki aşamasıyla uyumlu şekilde; temel e-ticaret platformu ile lojistik kabiliyetlerine ayrı ayrı odaklanan bir liderlik yaklaşımıyla kurgulandı. Yapı, şirket içinden yetişen deneyimli liderlerin terfilerini de destekliyor.

Ender Özgün Kimdir?

Ender Özgün, Mayıs 2023’ten bu yana Hepsiburada’da Ticari Grup Başkanı olarak görev yapıyor. Daha önce Hepsiburada’da Pazarlama Grup Başkanı olarak görev alan Özgün, kariyerinin önceki döneminde Vodafone Türkiye’de üst düzey yöneticilik pozisyonlarında bulundu ve dijital dönüşüm, büyüme ve müşteri segmentasyonu stratejilerine liderlik etti.

Kariyerine Procter & Gamble’da pazarlama ve marka yönetimi alanında başlayan Özgün, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri ve İnşaat Mühendisliği bölümleri mezunu. Özgün ayrıca Bahçeşehir Üniversitesi’nden Marka Yönetimi ve Pazarlama Stratejileri alanında yüksek lisans derecesine sahip.

Hakan Karadoğan Kimdir?

Hakan Karadoğan, Mart 2024’ten bu yana Hepsiburada’da Lojistik CEO’su olarak görev yapıyor. Hepsiburada’ya katılmadan önce Amazon Türkiye Operasyonları Genel Müdürü olarak görev yapan Karadoğan, Amazon’un 2018 yılında Türkiye operasyonlarının hayata geçirilmesine liderlik eden ekipte yer aldı.

General Electric gibi uluslararası firmalarda mühendislik, üretim, tedarik zinciri ve iş yönetimi alanlarında üst düzey yöneticilik görevleri de üstlenen Karadoğan, yirmi yılı aşkın yönetim deneyimine sahip. Karadoğan, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği mezunu.