Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Perakende Medya Zirvesi 2026 Programı Açıklandı

Bu yıl “IMPACT” temasıyla gerçekleşecek Perakende Medya Zirvesi, perakende, medya ve verinin kesişiminde şekillenen yeni ekosistemi; global trendler, yeni nesil reklam modelleri ve gerçek kullanım senaryoları üzerinden sektörün önde gelen isimleriyle birlikte ele alacak.

16 Nisan’da DasDas Ataşehir’de gerçekleşecek etkinlik; markalardan perakendecilere, teknoloji sağlayıcılarından ajanslara kadar perakende medya ekosisteminin tüm paydaşlarını bir araya getirerek güçlü bir etkileşim ve öğrenme alanı sunuyor.

Perakende Medya Zirvesi 2026 programı açıklandı.

Detaylı bilgi ve son kontenjanları kontrol etmek için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Perakende Medya Zirvesi 2026 programına aşağıdan erişebilirsiniz.

Sektör profesyonellerine özel ücretsiz bir organizasyondur, kayıt için kontenjanları kontrol ediniz.

zirve program g

D&R’da Üst Düzey Atama: Hakan Kayaman Genel Müdür Oldu

Türkiye’nin kültür, sanat, eğlence ve teknoloji perakende zincirlerinden D&R’da üst düzey atama gerçekleşti. Şirketin yeni Genel Müdürü, uzun süredir kurum içinde görev alan Hakan Kayaman oldu.

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü mezunu olan Kayaman, kariyerine Teknosa’da başladı. Perakende ve e-ticaret ekosisteminde farklı roller üstlenen Kayaman; GittiGidiyor, Kliksa ve Gratis gibi şirketlerde kategori yönetimi, pazarlama, e-ticaret ve satış operasyonları alanlarında görev aldı.

2019 yılından bu yana D&R Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Kayaman, Temmuz 2025 itibarıyla genel müdürlük görevine vekâlet ediyordu. Ocak ayı itibarıyla ise resmen Genel Müdür olarak atandı.

Yeni dönemde Kayaman, 200’ü aşkın mağaza ve dr.com.tr online kanalının yönetimine liderlik edecek. Şirketin öncelikleri arasında fiziksel mağaza ağını güçlendirmek ve dijital kanallarda büyümeyi hızlandırmak yer alıyor.

Skechers, Perakendede Deneyimi Yeniden Tanımlıyor: Kalıcı Hologram Dönemi Başladı

Skechers, Los Angeles Manhattan Beach mağazasında hayata geçirdiği kalıcı “proto hologram” deneyimiyle fiziksel perakendeyi teknolojiyle yeniden kurgulayan önemli bir adım attı. Marka, bu yatırımla mağazayı yalnızca bir satış noktası olmaktan çıkararak, etkileşim ve deneyim odaklı bir platforma dönüştürmeyi hedefliyor.

Kurulan sistem kapsamında markanın elçisi Howie Mandel, mağaza içinde gerçek boyutlu ve interaktif 3D hologram olarak ziyaretçilerle buluşuyor. Müşteriler hologramla etkileşime geçebiliyor, birlikte fotoğraf çekebiliyor ve özel kampanyalara erişebiliyor. Bu kurgu, fiziksel mağazalarda hikâye anlatımını güçlendiren yeni nesil bir deneyim katmanı sunuyor.

Mağaza Deneyiminde Yeni Dönem

mandel 20selfie

Söz konusu uygulama, ayakkabı perakendesi içinde kalıcı hologram entegrasyonu açısından öncü örneklerden biri olarak konumlanıyor. Skechers Başkanı Michael Greenberg, bu teknolojinin yalnızca başlangıç olduğunu vurgulayarak, konseptin küresel ölçekte yaygınlaştırılabileceğine işaret ediyor.

Kullanılan hologram altyapısı; yapay zekâ destekli etkileşim, gerçek zamanlı iletişim ve çok dilli konuşma gibi gelişmiş özelliklerle donatılmış durumda. Bu da mağaza deneyimini pasif bir izleme alanından çıkarıp, kişiselleştirilmiş ve dinamik bir etkileşim ortamına dönüştürüyor.

Bu hamle, Nike ve Puma gibi global oyuncuların da yöneldiği “deneyim odaklı fiziksel perakende” trendinin giderek hız kazandığını ortaya koyuyor. Skechers’ın attığı bu adım, mağazaların geleceğinde teknolojinin rolünün yalnızca destekleyici değil, merkezî bir strateji unsuru haline geldiğini net biçimde gösteriyor.

Levi’s İlk Çeyrek Sonuçlarını Açıkladı: Çok Kanallı Büyüme Modeline Geri Dönüş

Denim devi Levi Strauss & Co., yılın ilk çeyreğinde güçlü performans sergileyerek piyasa beklentilerinin üzerine çıktı. Şirketin başarısında özellikle toptan satış kanalındaki toparlanma belirleyici oldu.

Toplam net gelir %14 artışla 1,7 milyar dolara ulaşırken, doğrudan tüketiciye satış (DTC) kanalı %16 büyüyerek 911 milyon doların üzerine çıktı. Aynı dönemde toptan satış gelirleri ise %12 artışla 831 milyon dolar seviyesine yükseldi.

Toptan Kanal Yeniden Güç Kazanıyor

Son dönemde zayıf seyreden toptan kanal, bu çeyrekte hem ABD’de hem Avrupa’da beklenenden güçlü bir geri dönüş yaptı. CEO Michelle Gass, bu büyümenin markanın ürün çeşitliliği ve iş ortaklıklarının gücünü yansıttığını vurguladı.

levis 20

Levi’s’in uzun süredir odaklandığı DTC modeli, yalnızca satış ve kârlılığı artırmakla kalmıyor; aynı zamanda yeni ürünlerin test edildiği bir alan olarak da konumlanıyor. Şirket, başarılı ürünleri bu kanalda deneyimledikten sonra toptan iş ortaklarına taşıyor.

Marka bazında bakıldığında Levi’s ana markası %14 büyüyerek 1,6 milyar dolara ulaşırken, Signature markası ve Beyond Yoga da çift haneli büyüme kaydetti.

Denim Trendi ve Marj Performansı

Küresel ölçekte devam eden denim trendi, şirketin büyümesine önemli katkı sağladı. Brüt marj, tarifelerin baskısına rağmen %61,9 seviyesine ulaşarak beklentilerin üzerinde gerçekleşti.

Şirket, yıl geneli için beklentilerini yukarı yönlü revize ederek gelirde %5,5–6,5 büyüme ve marjlarda sınırlı artış öngörüyor.

Genel tablo, Levi’s’in sadece DTC odaklı değil, çok kanallı dengeli büyüme modeline geri döndüğünü ve toptan kanalın yeniden stratejik önem kazandığını gösteriyor.

Microsoft Copilot Tartışması: Kullanım Şartlarındaki “Sadece Eğlence Amaçlıdır” İfadesi Tepki Çekti

Yapay zekâ dünyasında dikkat çeken yeni bir tartışma, teknoloji devi Microsoft’un geliştirdiği Microsoft Copilot etrafında şekilleniyor. Şirketin Copilot için hazırladığı kullanım şartlarında yer alan “yalnızca eğlence amaçlıdır” ifadesi, özellikle kurumsal kullanıcılar arasında ciddi soru işaretleri doğurdu.

Senaryoyu düşünün: Bir şirket çalışanı olarak aylık 30 dolar ödeyerek bir yapay zekâ aracını kullanıyorsunuz. Bu araç toplantıları özetliyor, rapor hazırlıyor, verileri analiz ediyor ve hatta bazı durumlarda yönetim raporlarının taslağını çıkarabiliyor. Ancak küçük yazıları okuduğunuzda, bu aracı geliştiren şirketin aslında önemli kararlar için ona güvenmemenizi söylediğini görüyorsunuz.

İşte tam olarak bu durum, Microsoft’un Copilot kullanım şartlarında yer alan ifadeler nedeniyle gündeme geldi. Ekim 2025’te güncellenen şartlarda Copilot’un hatalar yapabileceği, beklendiği gibi çalışmayabileceği ve önemli tavsiyeler için güvenilmemesi gerektiği açıkça belirtiliyor. Bu ifade, Copilot’un Windows 11 ve Microsoft 365 gibi ürünlere yoğun şekilde entegre edildiği bir dönemde ortaya çıkınca tartışmalar kısa sürede büyüdü.

Küçük Yazılar Büyük Bir Tartışma Başlattı

Copilot kullanım şartlarında yer alan bu ifadeler aslında yeni değil. Şartların son güncellemesi 24 Ekim 2025 tarihinde yapıldı ve metin o tarihten bu yana yürürlükte bulunuyor. Bu da Microsoft’un Copilot’u kurumsal şirketlere yoğun şekilde pazarladığı, yapay zekâ odaklı yeni gelir modellerini öne çıkardığı bir döneme denk geliyor.

Daha dikkat çekici olan nokta ise şirketin Copilot çıktılarıyla ilgili sorumluluğu büyük ölçüde kullanıcıya bırakması. Kullanım şartlarına göre Copilot tarafından üretilen içeriklerin telif hakkı, ticari marka ya da gizlilik ihlali içermeyeceği garanti edilmiyor. Eğer kullanıcı Copilot’un ürettiği bir içeriği yayımlarsa, doğabilecek sonuçların sorumluluğu tamamen kullanıcıya ait oluyor.

Bu durum özellikle kurumsal dünyada dikkat çekti. Çünkü Copilot, Microsoft tarafından verimliliği artıran ve iş süreçlerini dönüştüren bir araç olarak tanıtılıyor. Toplantı özetlerinden sözleşme taslaklarına, veri analizlerinden rapor hazırlamaya kadar birçok iş için kullanılabileceği vurgulanıyor.

Ancak aynı ürünün hukuki metinlerinde “önemli tavsiyeler için güvenmeyin” ifadesinin yer alması, teknoloji topluluklarında ve sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Microsoft “Eski Dil Kullanımı” Savunmasını Yaptı

microsoft copilot tartışması: kullanım şartlarındaki “sadece eğlence amaçlıdır” i̇fadesi tepki çekti

Tartışmaların büyümesi üzerine Microsoft konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Şirket sözcüsü, söz konusu ifadelerin “eski bir dil kullanımı” olduğunu ve Copilot’un bugün nasıl kullanıldığını artık tam olarak yansıtmadığını belirtti. Microsoft ayrıca bir sonraki güncellemede metnin değiştirileceğini açıkladı.

Ancak bu savunma eleştirileri tamamen durdurmuş değil. Çünkü kullanım şartlarının yalnızca birkaç ay önce güncellenmiş olması, söz konusu ifadenin neden kaldırılmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Ayrıca yapılacak değişiklik için net bir zaman çizelgesinin paylaşılmaması da tartışmayı canlı tutuyor.

Öte yandan Microsoft’un Copilot stratejisinde bazı geri adımlar attığı da görülüyor. Şirketin Windows ekibinde görev yapan yöneticilerden Pavan Davuluri, kullanıcıların yapay zekânın bazı alanlarda fazla agresif biçimde entegre edilmesinden rahatsız olduğunu kabul etti. Bu nedenle Windows içindeki bazı Copilot entegrasyonlarının azaltılacağı ifade edildi.

Bu gelişmeler, şirketin Copilot’tan tamamen vazgeçtiğini göstermiyor. Ancak Microsoft’un yapay zekâ araçlarını ürünlerine entegre ederken kullanıcı deneyimi konusunda daha temkinli davranmaya başladığı yorumları yapılıyor.

Yapay Zekaya Güven Sorunu Büyüyor

Copilot tartışması aslında yalnızca Microsoft’a özgü bir sorun değil. Yapay zekâ sektöründeki birçok şirket, ürünlerini güçlü araçlar olarak pazarlarken aynı zamanda hukuki sorumluluğu sınırlamaya çalışıyor.

Örneğin OpenAI kullanıcıları yapay zekâ çıktılarının tek başına kesin bilgi kaynağı olarak görülmemesi gerektiği konusunda uyarıyor. Benzer şekilde Google tarafından geliştirilen Google Gemini da kritik kararlar için tek başına kullanılmaması gerektiğini belirtiyor.

Ancak Microsoft’un durumunu farklı kılan unsur, uyarının son derece açık bir ifadeyle yazılmış olması. “Sadece eğlence amaçlıdır” gibi net bir cümle, hukuki metinlerde nadiren görülen bir açıklık içeriyor. Bu da konunun hızla viral hale gelmesine neden oldu.

Uzmanlara göre asıl risk, insanların yapay zekâ araçlarına farkında olmadan fazla güvenmesi. Yapay zekâ sistemleri çoğu zaman son derece ikna edici metinler ve analizler üretebiliyor. Ancak bu içerikler bazen yanlış veya eksik olabiliyor ve kullanıcılar hatayı fark etmeyebiliyor.

Copilot tartışması, yapay zekânın iş dünyasında hızla yaygınlaştığı bir dönemde önemli bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor: Yapay zekâ araçları güçlü olabilir, ancak hâlâ insan kontrolüne ve doğrulamasına ihtiyaç duyuyor.

Microsoft’un Copilot için kullanım şartlarını nasıl değiştireceği henüz net değil. Ancak yaşanan tartışma, yapay zekâ çağında teknoloji şirketlerinin pazarlama söylemleri ile hukuki sorumlulukları arasındaki dengeyi yeniden gündeme taşımış durumda.

Maliyet Baskısı Resale’i Stratejik Zorunluluğa Dönüştürüyor

Artan maliyetler ve değişen tüketici davranışları, ikinci el (resale) pazarını perakende için artık opsiyonel bir kanal olmaktan çıkarıp stratejik bir gereklilik haline getiriyor. ThredUp tarafından yayımlanan rapora göre, ikinci el giyim alışverişi yapan tüketicilerin oranı 2025 itibarıyla %59’a yükseldi. Bu oran, son üç yılda 7 puanlık bir artışa işaret ederken, ekonomik baskıların bu eğilimi daha da hızlandırdığı görülüyor.

Tüketici Davranışı Ekonomik Baskıyla Hızla Değişiyor

Rapora göre tüketicilerin %72’si artan fiyatların giyim harcamalarını doğrudan etkilediğini belirtirken, %27’si ikinci el alışverişlerini artırmayı planlıyor. Bu tablo, ikinci elin artık sadece sürdürülebilirlik odaklı bir tercih değil, aynı zamanda bütçe yönetimi açısından da kritik bir alternatif haline geldiğini gösteriyor. Aynı zamanda perakendecilerin %36’sı yeniden satışı stok ve tedarik zinciri dalgalanmalarına karşı bir denge unsuru olarak konumlandırıyor.

Küresel ölçekte ikinci el pazarının 2030 yılına kadar 393 milyar dolara ulaşması ve yaklaşık %9 yıllık büyüme ile geleneksel giyim pazarını geride bırakması bekleniyor. ABD özelinde ise ikinci el pazarın 78,8 milyar dolara, çevrimiçi segmentin ise 48,3 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bu büyüme, yalnızca yeni kullanıcı kazanımından değil, aynı zamanda tüketici harcamalarının geleneksel perakendeden ikinci ele kaymasından da besleniyor.

Perakendeciler İçin Yeni Büyüme ve Sadakat Aracı: Resale

İkinci el, perakendeciler için yalnızca bir satış kanalı değil, aynı zamanda müşteri kazanımı ve sadakat aracı olarak öne çıkıyor. Z kuşağı ve milenyum tüketicilerinin %60’ı entegre yeniden satış özelliklerinin marka güvenini artırdığını belirtirken, %47’si takas kredisi sunulması halinde ilk kez satın alma ihtimalinin arttığını ifade ediyor. Bu durum, resale programlarının dönüşüm oranları üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koyuyor.

shutterstock 1768301162 733

Buna karşın, perakendecilerin önemli bir kısmı operasyonel olarak hazır değil. Kuruluşların yalnızca %16’sı yeniden satış programlarını ölçeklendirmeye hazır olduğunu belirtirken, %38’i lojistik ve operasyonel altyapıyı en büyük zorluk olarak görüyor. Bu da resale’in stratejik önemine rağmen uygulamada ciddi bir dönüşüm gerektirdiğini gösteriyor.

Sosyal Ticaret ve Döngüsel Ekosistem Büyüyor

Tüketici tarafında ikinci el alışveriş davranışı giderek daha dijital ve sosyal bir yapıya evriliyor. Kullanıcıların yaklaşık %50’si ikinci el ürünleri sosyal medya ve influencer içerikleri üzerinden keşfediyor, %43’ü ise sosyal ticaret veya canlı yayın formatları üzerinden satın alıyor. Ayrıca tüketicilerin %57’si ikinci el ürün satarak gelir elde ediyor, bu da kullanıcıların aynı ekosistem içinde hem alıcı hem satıcı rolü üstlendiği bir yapı oluşturuyor.

Bu dinamik, ikinci el pazarında “yeniden satış flywheel” olarak tanımlanan döngüyü besliyor. Tüketici yalnızca satın alan değil, aynı zamanda arzın bir parçası haline gelirken, platformlar arası rekabet ve arz için yarış da giderek artıyor. Bu durum, ikinci el pazarını daha parçalı, daha rekabetçi ve daha veri odaklı bir yapıya dönüştürüyor.

Sonuç olarak ikinci el, perakende sektöründe maliyet baskıları, değişen tüketici beklentileri ve dijital keşif alışkanlıklarının kesişiminde konumlanan; büyüme, sadakat ve sürdürülebilirlik açısından kritik bir stratejik kaldıraç haline geliyor.

Fazla Stok Değil, Doğru Yönetim: Gap’ten Maliyet Dengesine Yeni Model

Gap Inc., envanter yönetimi ve tarife azaltma stratejilerine yönelik yaklaşımında iyimserliğini sürdürüyor. Şirket, disiplinli stok yönetimi ve operasyonel verimlilik adımlarıyla maliyet baskılarını dengelemeyi hedefliyor.

Gap, tarife kaynaklı maliyetler nedeniyle yıllık envanter seviyelerinde yaklaşık %7 artış bildirse de, sıkı envanter kontrolü sayesinde birim seviyelerinde düşüş elde ettiğini açıkladı. CFO Katrina O’Connell, “sıkı envanter yönetimi uygulamaları” sayesinde operasyonel verimliliğin korunduğunu ifade etti.

Şirket yönetimi, tarife dinamiklerinin ikinci yılında karşılaşılan zorlukların aşılabileceğini ve finansal yapının güçlendirilmesine odaklandıklarını belirtiyor. Bu kapsamda envanter optimizasyonu, maliyet kontrolü ve tedarik zinciri düzenlemeleri ön planda tutuluyor.

Tarife Azaltma Stratejileri Devam Ediyor

gap 1

Gap, geçtiğimiz yıl başlattığı tarife azaltma çalışmalarının 2026 itibarıyla etkisini göstermesini bekliyor. Şirket; tedarik ve üretim planlamasında yapılan değişiklikler ile hedefli fiyat ayarlamaları gibi adımlar uyguluyor.

Yönetim, önümüzdeki dönem için tarifelerin net etkisinin nötr olmasını öngörürken, farklı senaryolara karşı hazırlık yapıldığını ancak mevcut stratejilerin korunacağını ifade ediyor.

Gap’in yanı sıra sektördeki diğer perakendeciler de benzer stratejiler izliyor. Örneğin American Eagle ve Newell Brands, maliyet yönetimi, tedarik zinciri optimizasyonu ve operasyonel verimlilik adımlarıyla tarife etkilerini dengelemeye çalışıyor.

Genel tablo, perakendecilerin artan maliyet baskılarına karşı daha disiplinli envanter yönetimi ve stratejik tedarik planlamasına yöneldiğini gösteriyor.

Bir Karakter Nasıl Fenomene Dönüşür? Miniso’nun Koleksiyon Oyuncak Stratejisi

Koleksiyon oyuncak pazarında son yılların en dikkat çeken karakterlerinden biri olan Labubu, özellikle Z kuşağı ve yetişkin koleksiyoncular arasında büyük bir popülerlik yakaladı. Ancak bu tür karakterlerin başarısı tesadüf değil. Çin merkezli yaşam tarzı markası Miniso’nun üst düzey yöneticilerinden biri, Labubu benzeri başarılı bir karakter yaratmanın belirli bir “formülü” olduğunu söylüyor.

Miniso’nun operasyon tarafında görev alan pazarlama yöneticisi Robin Liu, bir fikri mülkiyet karakterinin ticari başarı yakalaması için en önemli unsurun güçlü bir görsel kimlik ve tanınabilirlik olduğunu belirtiyor. Ona göre başarılı karakterlerin hepsi ilk bakışta ayırt edilebilen belirgin özelliklere sahip.

Tanınabilir Tasarım Başarının Anahtarı

Liu’ya göre koleksiyon ürünlerinde öne çıkan karakterlerin ortak bir noktası var: güçlü ve akılda kalıcı tasarım özellikleri. Örneğin Labubu karakterinin dokuz dişi, Molly karakterinin somurtkan yüz ifadesi ya da Cry Baby karakterinin büyük gözyaşları gibi detaylar, karakterleri hemen tanınabilir hale getiriyor.

Liu, bir karakterin başarılı olması için jenerik görünmemesi gerektiğini vurgulayarak bunu müzik dünyasından bir örnekle açıklıyor. Ona göre güçlü bir fikri mülkiyet karakteri, tıpkı sesi hemen tanınan bir şarkıcı gibi, ilk bakışta akılda kalıcı olmalı.

Miniso’nun oyuncak tarafındaki en önemli girişimlerinden biri olan Top Toy, sürpriz kutu (blind box) konseptiyle çalışan bir marka olarak bu stratejiyi aktif şekilde kullanıyor. Şirketin kendi karakterlerinden biri olan YoYo da bu yaklaşımın bir sonucu olarak geliştirildi. Bunun yanı sıra şirket, Sanrio, The Walt Disney Company ve Chiikawa gibi popüler markalarla da lisanslı iş birlikleri yürütüyor.

Kıtlık Stratejisi ve Sürekli Yenilenen Koleksiyonlar

bir karakter nasıl fenomene dönüşür? miniso’nun koleksiyon oyuncak stratejisi

Liu’ya göre koleksiyon oyuncaklarında bir karakterin popülerliği genellikle üç ila beş ay gibi kısa bir süre içinde zirveye ulaşıyor. Ancak bu sürenin uzatılması mümkün. Bunun için şirketlerin düzenli olarak yeni koleksiyonlar ve temalar piyasaya sürmesi gerekiyor.

Bir diğer kritik unsur ise üretim stratejisi. Liu, satışlar güçlü olsa bile üretimi sınırsız artırmanın uzun vadede karaktere zarar verebileceğini söylüyor. Bu nedenle bazı ürünlerde bilinçli olarak sınırlı üretim yapılabiliyor. Bu yaklaşım hem ikinci el piyasasında değer oluşmasını sağlıyor hem de koleksiyonculuk heyecanını canlı tutuyor.

Örneğin YoYo karakterinin ilk lansmanında güçlü satış rakamları elde edildiğini söyleyen Liu, birçok satış kanalının daha fazla ürün talep ettiğini ancak şirketin bilinçli şekilde üretimi sınırlayabildiğini ifade ediyor. Böylece hem kıtlık etkisi korunuyor hem de yeni temalar ve tasarımlar için alan yaratılıyor.

Miniso ayrıca ürünlerin görünürlüğünü artırmak için fiziksel deneyime de önem veriyor. Şirket, “Miniso Land” adı verilen konsept mağazalar ve pop-up satış noktalarıyla müşterilerin ürünleri doğrudan deneyimleyebileceği alanlar oluşturuyor.

Kör Kutu Oyuncaklar ve Z Kuşağı Talebi Pazarı Büyütüyor

Koleksiyon oyuncak sektöründeki büyümenin arkasında önemli bir tüketici trendi bulunuyor. Özellikle Z kuşağı, pahalı lüks ürünler yerine “küçük lüks” olarak tanımlanan daha erişilebilir ama eğlenceli ürünlere yöneliyor. Bu trend, Labubu gibi karakterlerin hızla viral hale gelmesine katkı sağladı.

Bu oyuncaklar yalnızca çocuklara hitap etmiyor. “Çocuk ruhlu yetişkinler” olarak tanımlanan koleksiyoncular da pazarda önemli bir yer tutuyor. Bu tüketici grubu, oyuncakları duygusal destek nesnesi veya koleksiyon ürünü olarak satın alıyor.

Son yıllarda Jellycat, Smiski ve Sonny Angel gibi markaların da benzer şekilde popülerlik kazanması, koleksiyon oyuncaklarının küresel ölçekte büyüyen bir kategori haline geldiğini gösteriyor. Özellikle oyuncakların içeriğinin kutu açılana kadar bilinmediği “kör kutu” (blind box) modeli, tüketici deneyimine sürpriz unsuru ekleyerek satışları artırıyor.

Miniso’nun oyuncak iş kolu da bu trendden güçlü şekilde yararlanıyor. Top Toy markası son çeyrekte 80,7 milyon dolar satış elde ederek yıllık bazda yüzde 111 büyüme kaydetti. Aynı dönemde Miniso’nun toplam çeyreklik geliri ise yaklaşık 814,3 milyon dolar seviyesine ulaştı.

Şirketin küresel büyümesi de hız kesmiyor. Eylül ayı itibarıyla Miniso’nun dünya genelinde 7.830 mağazası bulunuyor ve bunların 3.400’den fazlası Çin dışında faaliyet gösteriyor. Şirket özellikle ABD pazarında büyümeyi hedefliyor. Halihazırda ülkede yaklaşık 350 mağazaya sahip olan Miniso, bu sayıyı önümüzdeki dönemde 500’ün üzerine çıkarmayı planlıyor.

Meta: “Link in Bio” Dönemi Sona Eriyor

Meta, Instagram Reels üzerinde ürün etiketleme (product tagging) özelliğini test ederek içerik üreticileri için satın alma sürecini doğrudan içerik içine taşıyor. Şirket, bu adımla keşiften satın almaya giden yolu kısaltmayı hedefliyor.

Reels İçinde Doğrudan Satın Alma Deneyimi

linkbio linkinbio small

Yeni özellikle birlikte içerik üreticileri, Reels videolarına doğrudan ürün ekleyebilecek. Kullanıcılar, bir işletme kataloğundan ya da affiliate bağlantılardan ürünleri seçerek videolarına entegre edebilecek. Her bir Reels içinde 30 ürüne kadar etiketleme yapılabiliyor.

Meta Global Business Group Başkanı Nicola Mendelsohn, Shoptalk Spring etkinliğinde yaptığı açıklamada, “link in bio dönemi artık sona eriyor” ifadelerini kullanarak bu dönüşümün altını çizdi. Amaç, kullanıcıların farklı sayfalara yönlendirilmeden doğrudan içerik üzerinden alışveriş yapabilmesi.

Meta yetkilileri, bu sistemle birlikte kullanıcıların yaşadığı sürtünmenin azaltıldığını vurguluyor. Daha önce bir ürün beğenildiğinde linke ulaşmak için biyografi, yorumlar veya DM gibi dolaylı yollar kullanılırken, artık bu süreç doğrudan içerik içine taşınıyor.

Meta’nın perakende ve e-ticaret liderlerinden Karin Tracy, bu dönüşümün kullanıcı deneyimini sadeleştirdiğini belirterek, “keşif ile satın alma arasındaki mesafe kısaltılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Creator Ekonomisi ve Monetizasyon Güçleniyor

Yeni araç, içerik üreticilerinin gelir elde etmesini de kolaylaştırıyor. ABD’de Amazon, eBay ve Temu gibi platformlarla affiliate iş birlikleri üzerinden komisyon kazanma imkânı sunuluyor. Meta’nın bu sistemden şu an için komisyon almadığı da belirtiliyor.

Meta, bu özelliği belirli pazarlarda test ediyor ve kademeli olarak yaygınlaştırmayı planlıyor. Ürün etiketleme özelliğinden yararlanmak için içerik üreticilerinin 18 yaş üstü, en az 1.000 takipçiye sahip ve platform politikalarına uygun hesaplara sahip olması gerekiyor.

Instagram Reels’in 2020’de başlatılmasından bu yana platform, içerik, keşif ve ticaretin birleştiği bir alan haline gelmiş durumda. Yeni ürün etiketleme özelliği ise sosyal medya ile e-ticaret arasındaki entegrasyonu daha da güçlendirerek creator-led commerce (içerik üreticisi odaklı ticaret) modelini öne çıkarıyor.

Genel tablo, sosyal platformların artık yalnızca ilham veren değil, aynı zamanda doğrudan satış kanalı haline geldiğini gösteriyor.

Perakendede En Büyük Hata: Doğru Lokasyonu Yanlış Sebeplerle Seçmek

Perakende sektörü son yıllarda birçok alanda dönüşüm yaşadı. Müşteri yolculuğu yeniden tanımlandı, veri kullanımı karar süreçlerinin merkezine yerleşti, operasyonel süreçler daha hızlı ve ölçülebilir hale geldi. Ancak bu dönüşüme rağmen bazı karar alanları hâlâ eski reflekslerle ilerlemeye devam ediyor. Lokasyon seçimi de bunların başında geliyor.
Bugün bir mağazanın performansı yalnızca ürün, fiyat ya da marka gücü ile açıklanmıyor. Aynı marka, aynı ürün ve benzer operasyonel yapı ile farklı lokasyonlarda tamamen farklı sonuçlar üretebiliyor. Bu durum, yer seçiminin yalnızca operasyonel bir karar değil; doğrudan büyüme performansını belirleyen stratejik bir değişken olduğunu gösteriyor.

Buna rağmen sahadaki uygulamalara bakıldığında, lokasyon kararlarının önemli bir kısmının hâlâ sınırlı gözlem, kısa saha ziyaretleri ve geçmiş deneyimlere dayalı yorumlarla verildiği görülüyor. Bu da yer seçimini, perakendenin en yüksek maliyetli ama en az ölçülebilir kararlarından biri haline getiriyor.

Lokasyon Kararlarında Tekrarlanan Hatalar

Yer seçimi süreçlerinde en sık karşılaşılan problemlerden biri, lokasyonun tek boyutlu değerlendirilmesi. Özellikle yüksek yaya trafiği, merkezi konum ya da bilinen ticari bölgeler çoğu zaman “iyi lokasyon” olarak kabul ediliyor. Oysa kalabalık bir bölge, her kategori için doğru müşteri anlamına gelmiyor.

Aynı cadde üzerinde günün farklı saatlerinde değişen hareketlilik, farklı gelir gruplarının dağılımı ve tüketim alışkanlıkları, lokasyonun performansını doğrudan etkileyen değişkenler arasında yer alıyor. Bu nedenle yalnızca “kaç kişi geçiyor?” sorusu, yer seçimi için yeterli bir gösterge olmaktan uzak kalıyor. Asıl kritik olan, o lokasyondaki hareketliliğin markanın hedef kitlesiyle ne kadar örtüştüğü.

Bir diğer yaygın hata ise lokasyonun karar sürecinin sonuna bırakılması. Çoğu marka önce ne açacağına, hangi şehirde büyüyeceğine ve nasıl bir yatırım yapacağına karar veriyor; ardından bu planın içine uygun bir yer bulmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, lokasyonu kararın belirleyicisi olmaktan çıkarıp, yalnızca bir “uygunluk kontrolü” haline getiriyor.

Oysa sahadaki örnekler, lokasyonun sürecin en başında ele alındığı durumlarda daha dengeli ve sürdürülebilir büyüme modelleri ortaya çıktığını gösteriyor. Çünkü bazı bölgeler belirli iş modelleri için güçlü fırsatlar sunarken, bazıları aynı model için sınırlayıcı olabiliyor. Lokasyonun geç aşamada değerlendirilmesi ise bu farkın çoğu zaman gözden kaçmasına neden oluyor.

Yer seçimi süreçlerinde dikkat çeken bir diğer kırılma noktası da verinin varlığı ile kullanımı arasındaki fark. Bugün demografik veriler, harcama alışkanlıkları, rekabet yoğunluğu gibi birçok bilgiye ulaşmak mümkün. Ancak bu verilerin farklı kaynaklarda parçalı şekilde bulunması, karar anında bütüncül bir değerlendirme yapılmasını zorlaştırıyor.

Kivo ile Lokasyon Seçiminde Yeni Yaklaşım

ki̇vo
perakendede en büyük hata: doğru lokasyonu yanlış sebeplerle seçmek 10

Son dönemde yer seçimi süreçlerinde öne çıkan değişim, verinin yalnızca erişilebilir hale gelmesi değil; aynı zamanda karar verilebilir bir forma dönüşmesi. Bu noktada Kivo, lokasyon analizini daha sade, hızlı ve anlaşılır bir yapıya taşıyan çözümlerden biri olarak dikkat çekiyor.

Kivo’nun yaklaşımı, yer seçimini teknik raporlar ve karmaşık analiz süreçleriyle sınırlı bir uzmanlık alanı olmaktan çıkararak, daha geniş bir kullanıcı kitlesi için erişilebilir hale getirmek üzerine kurulu. Kullanıcılar bir adres girerek ya da harita üzerinden bir nokta seçerek, o bölgeye dair demografik yapı, harcama potansiyeli ve rekabet gibi temel göstergeleri tek bir çerçevede değerlendirebiliyor.

Ancak burada asıl fark, verinin sunulmasından çok nasıl anlamlandırıldığı. Çünkü yer seçimi yalnızca veri toplamakla değil, bu verilerin birlikte nasıl yorumlandığıyla değer kazanıyor. Kivo’nun sunduğu yapı, farklı veri setlerini tek tek incelemek yerine, bu verileri bir araya getirerek lokasyonun ticari potansiyelini daha bütüncül bir şekilde ortaya koyuyor.

Bununla birlikte aynı lokasyonun farklı sektörler için farklı anlamlar taşıdığı gerçeği de giderek daha görünür hale geliyor. Kivo’nun yapay zekâ destekli yorumları, bu farklılığı daha net bir şekilde ortaya koyarak, markaların yalnızca “burada açılır mı?” sorusuna değil, “bu lokasyon hangi iş modeli için daha doğru?” sorusuna da cevap bulmasını sağlıyor.

Bu yaklaşım, özellikle büyüme sürecinde olan markalar için yer seçimini daha hızlı, daha şeffaf ve daha tartışılabilir bir karar alanına dönüştürüyor.

Perakendede büyüme artık yalnızca daha fazla mağaza açmakla ölçülmüyor. Asıl fark, doğru lokasyonlarda, doğru iş modelleriyle ilerleyebilmekte ortaya çıkıyor. Bu nedenle yer seçimi, operasyonel bir detay olmaktan çıkarak doğrudan stratejik bir karar alanına dönüşüyor.

Önümüzdeki dönemde, lokasyon kararlarını daha erken aşamada veriyle değerlendiren ve bu veriyi anlamlandırabilen markaların, büyüme performansında belirgin bir avantaj elde etmesi şaşırtıcı olmayacak.