Numerator’un en güncel verilerine göre, Z kuşağı hem tahmin edilebilir hem de oldukça şaşırtıcı alışveriş alışkanlıkları sergiliyor. Henüz toplam nüfusun yalnızca %8’ini oluşturmalarına rağmen, bu kuşak hızla markalar için en etkili ve aranan tüketici gruplarından biri haline geliyor.
z kuşağının alışveriş alışkanlıkları: nostalji ve dijital etkileşimin gücü 3
Z Kuşağı Markalardan Gerçeklik Bekliyor
Numerator’un verilerine göre, Z kuşağı globalde en çok Walmart (%16) üzerinden alışveriş yapmayı tercih ediyor. Amazon (%9), Costco (%6) ve Target (%6) diğer popüler markalar arasında yer alırken, Kroger (%4), McDonald’s (%4) ve Albertsons (%2) onları takip ediyor. Bu tablo, Z kuşağının hem online hem fiziksel alışveriş kanallarında denge kurduğunu gösteriyor.
Markalar açısından en önemli bulgu ise, Z kuşağının “gerçeklik” arayışı. Katılımcıların %27’si markaların kendileriyle otantik bir bağ kuramadığını söylüyor. Dahası, bu kuşak, rakip markalar kendilerine hitap etmeyi bıraktığında alışverişten uzaklaşmaya diğer tüketicilere göre %23 daha yatkın. Aynı zamanda %57’si, markalardan ürünlerini kişiselleştirme imkânı bekliyor; bu da bireyselliğin ve özgünlüğün onlar için bir satın alma motivasyonu olduğunu gösteriyor.
Genç Yaşa Rağmen Nostalji Gücü: Geçmişe Duygusal Bir Bağ
İlginç biçimde, genellikle daha yaşlı tüketicilerle ilişkilendirilen “nostalji” duygusu, Z kuşağı üzerinde de oldukça etkili. Numerator’un verileri, geçmişe özlemin genç tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Z kuşağının ilgisini en çok çeken unsurlar arasında 90’ların Taco Bell veya eski kırmızı çatılı Pizza Hut tarzı restoran tasarımları (%41), retro esintili ambalajlar (%40) ve klasik menü öğeleri — örneğin McDonald’s McRib ya da Taco Bell Mexican Pizza — (%33) bulunuyor. Ayrıca eski sloganlar (%32), aileyle yapılan akşam yemekleri gibi nostaljik deneyimler (%32), çocukluk dönemine ait reklamlar (%29), Happy Meal gibi çocuk menüleri ve oyuncaklar (%28), Ronald McDonald veya The Noid gibi karakterler (%25) de bu kuşağın ilgisini canlı tutuyor.
Numerator raporuna göre, “Nostalji güçlü bir duygusal satın alma güdüsü bu kuşak için. Özellikle hızlı servis restoranlarında, markanın mirası ve görsel kimliği büyük önem taşır. Z kuşağının geçmişe duyduğu özlemi yakalamak, markalar için hem etkileşim hem de satış açısından büyük fırsatlar sunuyor.”
Bu bulgular, Z kuşağının dijital dünyada yetişmesine rağmen duygusal bağ kurabildiği geleneksel unsurlara da değer verdiğini gösteriyor. Ancak elbette, bu kuşağın alışveriş davranışlarını asıl yönlendiren kanal sosyal medya. Ortalama tüketiciye göre %82 oranında daha fazla dijital reklamlardan etkileniyorlar. Katılımcıların %21’i son bir ay içinde TikTok Shop üzerinden alışveriş yaptığını, %17’si Facebook Shop veya Marketplace’i, %10’u Instagram Checkout’u, %8’i YouTube Shopping’i ve %6’sı Pinterest üzerinden alışveriş yaptığını belirtiyor.
Bu tablo, Z kuşağının alışveriş alışkanlıklarının hem duygusal hem dijital temeller üzerine kurulu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Markalar içinse mesaj net: Gerçek olun, kişiselleştirin ve nostaljiyle dokunun — çünkü Z kuşağı artık geleceğin değil, bugünün tüketicisi.
Perakende sektörü artık sadece satışla değil, verinin, hızın ve teknolojinin yönetimiyle rekabet ediyor. Bu dönüşümde markalar için en büyük sınav, dijital altyapılarını sadeleştirip veri bütünlüğünü koruyarak çevik kalmak. İşte Logosoft tam da bu noktada devreye giriyor. Microsoft ve Huawei Cloud’un güçlü altyapılarını birleştirerek, perakendecilere yalnızca dijitalleşme değil; anlamlı veri, ölçülebilir verimlilik ve güvenli ölçeklenebilirlik sunuyor.
Bi’Sektör Dergi Sonbahar 2025 sayısında, Logosoft Satış ve Pazarlama Direktörü Aylin Güllü ile, markaların dijital dönüşüm yolculuğunda hangi adımların fark yarattığını, yapay zekâ ve bulut teknolojilerinin perakende süreçlerini nasıl yeniden şekillendirdiğini konuştuk.
Perakende şirketleri dijitalleşme yolculuğunda genellikle çok parçalı altyapılar ve eski ERP sistemleriyle mücadele ediyor. Logosoft, bu karmaşıklığı azaltmak için nasıl bir çözüm yaklaşımı geliştirdi? Özellikle veri bütünlüğü ve süreç optimizasyonunda markalara nasıl bir değer katıyorsunuz?
Perakende şirketleri dijitalleşme yolculuklarında genellikle eski sistemlerle, yetersiz entegrasyonlarla ve parçalı altyapılarla boğuşuyor. Logosoft olarak biz bu karmaşıklığı gidermek için, çözümün merkezine ERP’den ziyade Microsoft Azure’un esnek, ölçeklenebilir ve yapay zekâ destekli mimarisini yerleştiriyoruz.
AI Fabric gibi çözümlerle veri kaynaklarını bir araya getirip, bu verileri sadece raporlayan değil, anlamlandıran ve aksiyona dönüştüren bir yapay zekâ katmanı sunuyoruz. Azure OpenAI ile de markalara; müşteri taleplerine anında yanıt veren, kampanyaları gerçek zamanlı optimize eden ve içgörüye dayalı kararlar alabilen bir dijital zeka kazandırıyoruz.
Amacımız, markaların mevcut sistemlerini yıkmak değil; Azure’un sunduğu modern hizmetlerle, bu sistemlerin üzerine akıllı bir dijital katman inşa etmek. Böylece hem veri bütünlüğü sağlanıyor hem de pazara çıkış süreleri ciddi ölçüde kısalıyor.
Sektörlerden örnek vermek gerekirse; hızlı moda perakendecileriyle yaptığımız projelerde, Azure’un AI servislerini kullanarak sezonluk talep tahminlerini %30’a varan oranda iyileştirdik. Gıda perakendesinde ise Azure Data Factory ile mağaza ve tedarik zinciri verilerini entegre ederek, ürün israfını %15 azalttık.
Yakın zamanda tamamladığımız projelerden biri, Türkiye’nin önde gelen çok kanallı elektronik perakende markalarından biriyle yaptığımız dönüşüm oldu. Mevcut ERP sistemini koruyarak, Azure AI altyapısı üzerine kurulu AI Fabric ve Open teknolojilerini devreye aldık. Sonuç olarak; müşteri hizmetleri süreçlerinde yanıt süresi %45 hızlandı, kampanya analitiğinde ise manuel raporlamadan tamamen otomatik içgörü sistemlerine geçildi. Bu da karar alma sürecini günlükten anlığa taşıdı.
Logosoft olarak biz teknoloji satmıyoruz; teknolojiyi, perakendecinin iş kasına entegre eden bir iş ortağıyız.Dijitalleşmenin başarılı olması için sadece sistemleri değil, karar mekanizmalarını da dönüştürmek gerektiğine inanıyoruz. Çünkü perakendede artık mesele sadece dijital olmak değil; doğru veriyi, doğru zamanda ve akıllıca kullanarak fark yaratmak.
Buluta geçiş perakende için kaçınılmaz hale geliyor ama maliyet ve güvenlik endişeleri kararları zorlaştırıyor. Hibrit altyapı burada nasıl avantaj sağlıyor ve Logosoft bu geçişi kolaylaştırmak için hangi adımları öneriyor?
Hibrit altyapı, perakendede maliyet ve güvenlik dengesini kurar. Trafik yükseldiğinde bulut tarafı kaynak sınırına takılmadan genişler, talep düşününce otomatik küçülür. Mağazalarda bağlantı kesse bile satış sürer, bağlantı gelince veriler merkezle eşitlenir. Hassas ve kişisel veriler doğru yerde tutulur, erişim kuralları net olur. Kurum içi sistemler ile bulut arasında güvenli ve yedekli bağlantı kurulur. Çift internet hattı ve otomatik devretme sürekliliği artırır. Maliyet günlük izlenir, gereksiz harcama hızla kapanır.
Logosoft’un önerdiği adımlar nettir. Mevcut yapı, süreçler ve veri akışı ayrıntılı incelenir. Mağaza, depo, e-ticaret ve arka ofis için ayrı hedefler belirlenir. Olması gereken mimari yazılı hale getirilir. Hangi sistem kurum içinde kalacak, hangisi buluta taşınacak ve nerede eşitleme yapılacağı açıkça tanımlanır. Kurum içi ile bulut arasındaki bağ güvenli ve yedekli tasarlanır. Plan, tarihler ve görev sahipleriyle paylaşılır. Sınırlı kapsamlı bir uygulama, gerçek mağaza koşullarında başlatılır, sonuçlar ölçülür, başarılı olan model tüm ortama ve kaynaklara yayılır. Ekipler kısa eğitimlerle hazırlanır. Yedekleme ve geri yükleme düzenli olarak denenir. Destek, yazılı yanıt ve çözüm süreleriyle yönetilir. Gecikmede devreye giren yükseltme adımları ve tek iletişim noktası tanımlıdır. Bütçe limitleri, uyarılar ve kota kuralları uygulanır.
Yaygın kaygılar için somut güvenceler sağlanır. Verinin kurumda kalması tercih edildiğinde hassas ve kişisel veriler kurum içinde tutulur, bulutta yalnızca gerekli kopyalar yer alır. Fidye yazılımı ve virüs riski, çok katmanlı koruma, ağ ayrıştırması, değiştirilemeyen yedekler ve düzenli geri yükleme denemeleriyle sınırlandırılır. Yedeklerin alındığı ve geri yüklendiği raporlarla ispatlanır. Fatura artışı riski bütçe limitleri, uyarılar ve kapatma kurallarıyla yönetilir. Çıkış ve taşıma süreci en başta yazılır. Veri dışa aktarma ve kalıcı silme adımları nettir. Ödeme gecikmesi gibi durumlarda hizmetin durmaması için alternatif barındırma senaryosu hazır tutulur. Veri merkezlerinin niteliği belge ve bağımsız denetimlerle doğrulanır.
Sonuç, indirim dönemlerinde kesintisiz satış, hızlı ödeme adımları, memnun müşteriler ve öngörülebilir bütçe olur.
Müşteri verisi artık stratejik bir varlık. KVKK ve global regülasyonlar sıkılaşırken Logosoft’un geliştirdiği çözümler markaların veriyi güvenli ve uyumlu biçimde yönetmesine nasıl destek oluyor?
Logosoft olarak Finansal kurumlar özelinde, BDDK ve TCMB düzenlemelerine uygunluk temel önceliklerimizden biri. Bu kapsamda, müşterilerimize Huawei Cloud üzerinde Türkiye sınırları içerisindeki veri merkezlerinde hizmet verme olanağı sunuyoruz.
Ayrıca Tier 3 seviyesindeki yerel veri merkezimiz ve Azure Local altyapımız sayesinde, Microsoft servislerini de Türkiye sınırları içerisinde regülasyonlara uygun bir şekilde barındırmanızı sağlıyoruz.
KVKK uyumluluğu tarafında ise, Microsoft ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu arasında imzalanan ıslak imzalı uyumluluk anlaşması sayesinde, M365 ve Azure ortamlarında verilerin yurt dışında da KVKK’ya uygun biçimde barındırılabilmesini sağlıyoruz. Böylece kurumlar, verilerini ister yerel ister uluslararası ortamlarda, tam yasal uyumluluk ve yüksek güvenlik standartlarıyla yönetebiliyorlar.
Mağaza ve online kanal deneyiminin tutarlılığı perakende için kritik. Bu omni-channel yapıyı hayata geçirirken şirketlerin karşılaştığı teknik zorluklar neler? Logosoft bu engelleri aşmak için nasıl çözümler sunuyor?
Perakende sektöründe müşteri artık markayla sadece mağazada değil; web sitesinde, mobil uygulamada, sosyal medyada ve pazar yerlerinde etkileşim kuruyor. Bu temas noktalarının her birinde tutarlı bir alışveriş deneyimi sunmak, modern perakendenin en büyük sınavlarından biri haline geldi.
Omni-channel yapıyı hayata geçirmek isteyen markalar genellikle dağınık veri kaynakları, farklı platformların uyumsuzluğu ve anlık bilgi akışının sağlanamaması gibi teknik engellerle karşılaşıyor. Bu da hem stok doğruluğunu hem de müşteri memnuniyetini olumsuz etkiliyor.
Logosoft, bu engelleri aşmak için SAP Business One’ın merkezi veri yönetimi gücünü kullanarak tüm satış kanallarını entegre eden ölçeklenebilir bir altyapı sunuyor.
Bu çözümle birlikte markalar, tüm satış kanallarında tekilleştirilmiş müşteri ve ürün verisi yönetebiliyor, gerçek zamanlı stok görünürlüğü sayesinde satış kaybını önleyebiliyor. Ayrıca farklı platformlarda yürütülen kampanyaları senkronize şekilde yönetebiliyor. En önemlisi, müşteriye nerede olursa olsun tutarlı bir marka deneyimi sunabiliyor.
Huawei Cloud’un perakendeye özel güçlü kullanım alanları neler? Özellike müşteri analitiği, talep tahmini ve operasyonel optimizasyonda hangi çözümler öne çıkıyor ve Türkiye’deki markalar bu teknolojilerden nasıl yararlanabilir?
Huawei Cloud olarak perakende sektörüne yaklaşımımız, sadece dijitalleşmeyi hızlandırmak değil; maliyetleri akıllı teknolojilerle minimize ederek verimliliği artırmak üzerine kurulu. Özellikle Türkiye gibi rekabetin yüksek, kâr marjlarının dar olduğu pazarlarda bu yaklaşım kritik önem taşıyor.
Bugün Huawei Cloud’un perakendeye özel çözümleri; veri analitiğinden talep tahminine, müşteri davranışı analizinden operasyonel süreç otomasyonuna kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Ancak tüm bu teknolojilerin ortak paydası şu: ölçeklenebilirlik, hız ve ciddi bir maliyet avantajı.
Yapay zekâ tabanlı müşteri analitiği ve segmentasyon çözümlerimizle, markalar artık herkese aynı kampanyayı yapmıyor; doğru müşteriye, doğru zamanda, doğru teklif sunuyor. Bu sayede pazarlama bütçelerinde %25’e varan tasarruf sağlarken, dönüşüm oranlarında da artış görüyoruz.
Talep tahmini ve stok optimizasyonunda, Huawei Cloud’un AI modelleri sayesinde fazla stoktan kaynaklı bağlanan sermaye azalıyor, gereksiz transfer ve lojistik maliyetleri düşüyor. Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz bir projede, sadece 6 aylık kullanım sonunda stokta %18 azalma, raf doluluk oranlarında ise %12 artış elde edildi.
Operasyonel optimizasyon tarafında ise Huawei Cloud’un IoT, edge computing ve AI tabanlı otomasyon sistemleri sayesinde; enerji tüketiminden depo içi iş gücü kullanımına kadar pek çok kalemde ciddi tasarruflar sağlanıyor. Mağaza içi enerji yönetimi projelerimizde, ortalama %15-20 enerji tasarrufu yakaladık.
Ayrıca Huawei Cloud’un şeffaf fiyatlandırma politikası ve uygun sahip olma maliyeti, Türkiye’deki markalar için büyük bir avantaj. Gelişmiş özellikleri, yüksek performansı ve global rekabet gücüne rağmen, maliyet açısından erişilebilir kalmamız markalarımızın teknolojiye yatırım kararını kolaylaştırıyor.
Sonuç olarak biz Huawei Cloud olarak perakende markalarına şunu söylüyoruz: Daha az harcayarak, daha akıllı kararlar almak mümkün.
Teknolojiyi maliyet merkezi değil, verimlilik motoru haline getirdiğinizde; sadece bugünü değil, geleceği de kazanırsınız.
Huawei’nin IoT, ağ ve görüntüleme teknolojileri fiziksel mağazalarda müşteri deneyimini nasıl dönüştürüyor? Ziyaretçi takibi, güvenlik, kişiselleştirme ve satışa etkisi bağlamında hangi yeni fırsatlar ortaya çıkıyor?
Huawei’nin IoT, ağ ve görüntüleme teknolojileri, fiziksel mağazayı ölçülebilir ve anlık yönetilen bir ortama dönüştürür. Cihazlar ve ekranlar aynı çatı altında çalışır. Mağaza içindeki akış görünür olur. Kararlar veriye dayanır.
perakendede fark, doğru veriyi doğru anda kullanmakta 6
Ziyaretçi takibi netleşir. Sensörler ve kameralarla ısı haritaları oluşur. Hangi girişin, hangi koridorun, hangi kampanya alanının ilgi gördüğü ölçülür. Dolaşım yolları ve bekleme süreleri çıkar. Yerleşim ve vardiya planı bu verilere göre güncellenir. Tıkanmalar azalır.
Güvenlik daha proaktif hale gelir. Akıllı görüntü analizi terk edilmiş paket, yetkisiz alan girişi, sıra taşması gibi durumları anında bildirir. Kayıplar düşer. Olay kayıtları denetlenir. Ekipler doğru ana odaklanır.
Kişiselleştirme mağaza içinde anlam kazanır. Açık rıza ile toplanan bilgiler ve mağaza içi sinyaller bir araya gelir. Ekran içerikleri ve kampanyalar anlık bağlama uyarlanır. İlgililik artar. Bekleme süresi kısalır. Kasada terk oranı düşer.
Satışa etkisi ölçülebilirdir. Sıcak noktalar netleşir, raf yerleşimi buna göre düzenlenir. Akıllı raflar stok uyarısı verir, eksikler hızla tamamlanır. Çapraz satış alanları doğru konumlanır. Sepet ve dönüşüm oranlarında artış görülür.
Yeni fırsatlar ortaya çıkar. Kasasız ödeme kurguları sensör ve kamera birleşimiyle mümkün olur. Deneyim alanları ve küçük format mağazalar, güçlü kablolu ve kablosuz omurga üzerinde hızlıca devreye alınır. Tüm cihazlar tek bir ekran üzerinden izlenir ve yönetilir. Bakım yükü azalır, standartlar zincir genelinde korunur.
Gizlilik çizgisi baştan belirlenir. Kişisel veriler için açık rıza ve bilgilendirme metinleri kullanılır. Anonimleştirme ve saklama süresi kuralları yazılı hale getirilir. Böylece hem güven korunur hem de sürekli iyileştirme mümkün olur.
Önerilen yol yalın ve ölçülebilirdir. Hedef KPI’lar belirlenir. Sınırlı kapsamlı bir uygulama ile birkaç mağazada deneme yapılır. Ziyaretçi akışı, güvenlik senaryoları ve ekran içerikleri birlikte test edilir. Etkiler sepet, dönüşüm, bekleme süresi ve kayıp azaltma metrikleriyle raporlanır. Sonuç üreten senaryolar hızla ölçeklenir.
Özetle, Huawei’nin bu bileşenleri, mağaza içi deneyimi görünür kılar, güvenliği güçlendirir, kişiselleştirmeyi somut hale getirir, satış performansını veriye dayalı olarak iyileştirir.
Yeni koleksiyon, markanın stil belirleyici kimliğini güçlendirme vizyonunun parçası
Dünyanın en büyük hazır giyim markalarından Zara, sadece hızlı moda sunan bir zincir olmanın ötesine geçerek, kreatif gücü yüksek bir moda evi konumuna yerleşme yolunda adımlarını hızlandırıyor. Markanın bu doğrultudaki son adımı ise, tasarım odaklı limitli koleksiyonlar serisine bir yenisini eklemesi oldu.
Her sezon farklı bir kreatif vizyonla hayata geçirilen bu özel koleksiyonlar, Zara’nın global moda sahnesinde sadece trendleri takip eden değil, trend yaratan bir oyuncu olma iddiasını yansıtıyor. Bu yaklaşım, markanın hem ürün portföyünde hem de iletişim dilinde hissedilir biçimde kendini göstermeye başladı.
Moda İçerik Üreticisi Olarak Zara
Zara, bu tip koleksiyonlarıyla artık bir “stil sağlayıcı” değil, moda içeriği üreten ve küratörlük yapan bir markakimliği kuruyor. Sezonlar üstü çizgiler, kreatif kampanya filmleri, sanat yönetimiyle öne çıkan görsel dünyası ve zamansızlık mesajı taşıyan tasarımlar, bu yeni dönemin kodlarını oluşturuyor.
Yeni koleksiyon, klasik ürün gamının çok ötesine geçerek; giyim, aksesuar, ayakkabı ve kozmetik gibi farklı alanları tek bir estetik çatı altında birleştiriyor. Global modanın geçirdiği dönüşüme paralel olarak Zara da, tek seferlik kapsül koleksiyonlarla stil vizyonunu sınırların dışına taşıyor.
Hedef: Hızlı Tüketim Değil, Seçici Tüketim
Bu strateji, yalnızca estetik bir dönüşüm değil. Aynı zamanda “az ama seçilmiş” ürün sunma felsefesinin bir yansıması. Her hafta yeni ürün çıkarmaya alışık bir marka için bu yaklaşım, hızdan ziyade kaliteye ve ifade gücüne odaklanan bir yeniden konumlandırma anlamına geliyor. Kapsül koleksiyonlar aracılığıyla Zara, daha seçici tüketici profiline de hitap eden bir marka haline geliyor.
E-ticaret devi Amazon, Temu ve Shein gibi agresif fiyat politikalarıyla dikkat çeken rakiplerine karşı konumunu güçlendirmek amacıyla “Amazon Bazaar” isimli ayrı bir alışveriş uygulamasını 14 yeni ülkede devreye aldı.
Amazon Bazaar, ilk olarak yaklaşık bir yıl önce Amazon’un “Haul” deneyiminin bir parçası olarak hayata geçirilmişti. Uygulama; moda, ev yaşamı ve günlük yaşam kategorilerinde, büyük bölümü 10 dolar altındaki ürünleri kullanıcılarla buluşturuyor.
Haul’dan Amazon Bazaar’a 14 ülkeye genişleme
Şirketin açıklamasına göre, uygulama şu anda Hong Kong, Filipinler, Tayvan, Kuveyt, Bahreyn, Umman, Ekvador, Arjantin, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Katar, Jamaika, Peru ve Nijerya gibi pazarlarda hizmet veriyor. Uygulama dili olarak İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Portekizce, Almanca ve geleneksel Çince desteklenirken; Amazon, çok dilli müşteri hizmetleri desteği de sunuyor.
Bazaar üzerinden yapılan alışverişlerde, ürün tesliminden itibaren 15 gün içinde ücretsiz iade hakkı tanınıyor. Uygulamanın amacı, Amazon’un düşük fiyatlı ürün segmentindeki görünürlüğünü artırmak ve farklı kültürlerdeki kullanıcılar için uygun alışveriş deneyimi sunmak olarak belirtiliyor.
Amazon’un geçtiğimiz yıl başlattığı “Haul” deneyimi, Amazon uygulaması ve web sitesi içinde düşük fiyatlı ürünlerin listelendiği ayrı bir bölüm olarak kurgulanmıştı. Şirket şimdi bu konsepti bağımsız bir uygulamaya dönüştürerek küresel çapta yaygınlaştırıyor.
Uygulama, rakiplerine göre güven unsurunu öne çıkarıyor. Geçtiğimiz yıl yayımlanan bir Omnisend araştırmasına göre, ABD’li tüketicilerin %88’i Amazon’a güvendiğini belirtirken, Temu için bu oran yalnızca %6 seviyesinde kaldı. Ancak Temu kullanıcıları, düşük fiyatlar (%53), kullanım kolaylığı (%31) ve indirimli ürün seçenekleri (%29) nedeniyle bu platformu tercih ettiklerini belirtti.
Amazon Haul deneyimi Amerika’da bir yılı aşkın süredir yayında olmasına rağmen, Omnisend’in Mart ayı verilerine göre kullanıcı ilgisi sınırlı kaldı. Amazon Haul’u aylık kullandığını belirtenlerin oranı %16 iken, aynı dönem için Shein %23, Temu ise %28 kullanım oranlarına ulaştı.
Buna rağmen Amazon’un online mağaza satışları artış göstermeye devam ediyor. 2025’in üçüncü çeyrek verilerine göre, Amazon’un online mağaza satışları %10 artışla 67.4 milyar dolara, fiziksel mağaza satışları ise %7 artışla 5.6 milyar dolara yükseldi.
Black Friday bu yıl 28 Kasım’da gerçekleşecek ve perakende sektöründeki markalar, Aralık ayında başlayacak yoğun tatil sezonu öncesinde tüketicilerin harcama iştahını erkenden yakalamayı hedefliyor.
black friday 2025 : perakendeciler için yeni trendler 11
Boston Consulting Group (BCG) tarafından yayımlanan “Consumers Are Rewriting the Rules of Year-End Sales Events” raporu, bu yılki Black Friday döneminin hem analizciler hem de perakendeciler için önemli veriler sunacağını ortaya koyuyor. Rapora göre, 2025’te tüketicilerin alışveriş niyeti artarken, yapay zekâ destekli alışveriş araçlarının (GenAI) perakende ekosisteminde giderek daha fazla yer kazandığı gözlemleniyor.
Makro düzeyde bakıldığında, süregelen jeopolitik gerilimler ve ekonomik belirsizlik — küresel çatışmalar, ticaret politikalarındaki değişimler ve artan gümrük vergileri gibi faktörler — tüketici güvenini etkilemeye devam ediyor. BCG verilerine göre tüketicilerin %81’i temel ihtiyaç ürünlerindeki fiyat artışlarından endişe duyarken, %71’i ise gümrük vergileri ve tarifelerin fiyatları daha da yükselteceğinden kaygılı.
Bununla birlikte, katılımcıların neredeyse yarısı son aylarda zorunlu olmayan harcamalarını azalttıklarını ve fiyatları çok daha yakından takip ettiklerini belirtiyor. Ancak 2024 yılıyla karşılaştırıldığında, tüketicilerin biraz daha iyimser bir tutum sergilediği görülüyor. Rapora göre, tüketicilerin %38’i indirimli mağazalardan alışveriş yapmayı tercih ederken, %35’i daha uygun fiyatlı markaları, %28’i ise özel markalı ürünleri tercih ediyor. Bu oranlar 2024’e kıyasla düşüş göstermiş durumda. Ayrıca mobilya, mücevher ve giyim gibi kategorilerde harcamalardaki düşüşlerin yavaşlaması, tüketici güveninin ve harcama istekliliğinin yeniden toparlanmaya başladığını işaret ediyor.
GenAI Alışveriş Deneyimi ve Black Friday Döneminde Yeni Tüketici Davranışları
BCG raporuna göre 2025 yılında Kara Cuma, hâlâ tüketiciler için büyük bir ilgi odağı olmaya devam ediyor. ABD’deki tüketicilerin %83’ü bu yıl Black Friday veya Cyber Monday döneminde alışveriş yapmayı planladığını ifade etti; bu oran geçtiğimiz yıla göre %4’lük bir artış anlamına geliyor. Özellikle bütçesi sınırlı tüketiciler, bu yıl sonu indirim dönemlerini daha da önemli bir fırsat olarak görüyor. Gerek hediye alışverişi gerekse kişisel harcamalar açısından, tüketicilerin harcama niyetleri 2024’e kıyasla daha dengeli bir tablo sunuyor. Rapora göre, temel ihtiyaç ve hediye kategorilerinde nispeten güçlü bir talep devam ederken, lüks ve kendine yönelik alışveriş kategorilerinde de yeniden hareketlenme gözlemleniyor.
black friday 2025 : perakendeciler için yeni trendler 12
Yapay zekâ destekli alışveriş araçlarının perakende dünyasındaki yükselişi ise bu yılın en dikkat çekici gelişmelerinden biri olarak öne çıkıyor. ABD’de tüketicilerin %51’i GenAI tabanlı alışveriş teknolojilerini ya hâlihazırda kullandıklarını ya da bu Black Friday döneminde kullanmayı planladıklarını belirtti. Bu oran, 2024’e göre %16’lık bir artışa işaret ediyor. Bu teknolojiler, tüketicilere ürünleri karşılaştırma, indirimleri tespit etme ve kişisel öneriler alma konusunda hız ve kolaylık sağlıyor. Küresel ölçekte ise tüketicilerin en çok aradığı fırsat türü, doğrudan yüzde indirimleri olmaya devam ediyor. Katılımcıların %30’u, makul bir indirim oranının %30 seviyesinde olması gerektiğini düşünüyor. Ücretsiz veya indirimli kargo seçenekleri ikinci sırada gelirken, oyunlaştırılmış veya koşullu kampanyalar sadece %6 oranında ilgi görüyor. Yani tüketiciler, “şartsız ve açık” indirimleri her zamankinden daha fazla tercih ediyor.
Raporun sonunda BCG, Kara Cuma ve yıl sonu indirimlerinin artık perakende dünyasında “kazanılması gereken küresel anlar” haline geldiğini vurguluyor. Başarı için markaların, erken dönemde görünürlük sağlamaktan yapay zekâ tabanlı alışveriş ekosistemlerinde aktif rol almaya, açık iletişim kurmaktan vaat ettikleri indirimleri eksiksiz yerine getirmeye kadar birçok alanda stratejik davranmaları gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca güven, adalet, sadakat programları, doğru teslimat süreçleri ve kolay iade politikaları da markalar için bu dönemin temel başarı kriterleri olarak öne çıkıyor.
2025 yılı Kara Cuma dönemi, sadece indirimlerin değil, aynı zamanda dijital dönüşümün ve yapay zekâ destekli alışveriş deneyimlerinin de yılı olmaya aday görünüyor. Tüketici davranışlarında gözlenen bu değişim, hem küresel hem de yerel perakendeciler için yeni fırsat kapılarını aralarken, markalar açısından da uzun vadeli güven ve sadakat inşa etmenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
İlham Ol, Bi’Sektör Dergi’nin perakende dünyasında fark yaratan vizyoner liderleri ağırladığı özel bir köşe. Bu bölümde, markalarıyla sektöre yön veren isimler; dönüşüm hikâyelerini, ilham aldıkları değerleri ve perakendenin geleceğine dair bakış açılarını paylaşıyor.
Bi’Sektör Dergi Sonbahar 2025 sayısında, Zsa Zsa Zsu Genel Müdürü Gökhan Sezer ile bir araya geldik. Zsa Zsa Zsu’nun sadece bir mağaza değil, “ilhamın mekâna dönüştüğü” bir marka olarak doğuşunu; estetikle ticareti, tasarımla duyguyu buluşturan vizyonunu konuştuk.
Zsa Zsa Zsu, mağaza konsepti ve atmosferiyle sektörde farklı bir yerde konumlanıyor. Hatta bazı müşteriler mağazaları “Pinterest’ten çıkmış gibi” olarak tanımlayabiliyor. Bu yaklaşımın arkasındaki vizyon nedir ve böyle bir mağaza deneyimi tasarlarken perakendede neyi değiştirmeyi hedeflediniz?
Biz yalnızca mağaza açmıyoruz, global standartlarda 360 derece mağazacılık deneyimi tasarlıyoruz.Vitrinlerimiz birer ilham sahnesi, mağaza içindeki sergileme ünitelerimiz küratöryel düzenlenmiş sergi alanları gibi kurgulanıyor. Her ürün, sanat eseri estetiğiyle sunuluyor; renkleriyle, dokusuyla ve hikâyesiyle kendi dünyasını anlatıyor. Zsa Zsa Zsu mağazaları, alışverişin ötesinde ilhamın elle tutulur hâle geldiği benzersiz deneyim alanları. Bu vizyonun merkezinde müşteri deneyimi var. Bizim için mağazaya atılan her adım; ilham veren, ruhu besleyen, insanlara kendilerini daha özgür hissettiren bir yolculuk ve bu yolculuğun başrolünde müşterilerimiz var.
Mağazalarımın iç mekân tasarımı ve koleksiyonlarımızın sunduğu renkler, desenler ve dokular ziyaretçileri günlük hayatın temposundan uzaklaştırıyor; tasarımın gücüyle iyi hissetmenin mümkün olduğunu gösteriyor.Müşterilerimizin sıkça dile getirdiği gibi mağazalarımız birer “terapi noktası.” Zsa Zsa Zsu mağazalarında geçirilen zaman, ürün seçmenin çok ötesinde; ilham veren bir kaçış ve yeni bir perspektif kazanma anı. Bu yüzden Pinterest benzetmesi tesadüf değil: Biz ev dekorasyonu ve yaşam stilinde ilhamın görsel hafızasını yeniden kurguluyor, bu dünyaya heyecan dolu Zsa Zsa Zsu hissini katıyoruz.
Perakendenin ezberlerini bozmak için buradayız. Alışverişi tek yönlü bir satın alma süreci olmaktan çıkarıp, yaratıcı, ilham verici ve ruhu besleyen bir deneyime dönüştürmek konusunda iddialıyız.
Türkiye’de deneyim mağazacılığı, başarılı işler olsa da henüz olgunlaşma aşamasında. Zsa Zsa Zsu’nun bu alanda “yeni bir deneyim devi” yaratma potansiyeli hakkında ne düşünüyorsunuz? Sektör için hangi boşluğu doldurmak ana hedefiniz oldu?
Türkiye’de deneyim mağazacılığı yükseliyor ama hâlâ olgunlaşma sürecinde. Zsa Zsa Zsu, bu alanda “oyunun kurallarını değiştirecek” ve yalnızca Türkiye’de değil, global ölçekte ses getirecek bir model olarak doğdu.Amacımız alışverişi duygusal ve estetik bir yolculuğa dönüştürmek ve bu alanda yeni standartlar yaratmak. Biz, seri mağaza açmanın ötesine geçip insanlara ilham veren, hayatlarına yeni bir yön katan mecralar inşa ediyoruz.
Sektörün en büyük eksiği, alışverişin tek boyutlu bir işlem olarak görülmesiydi. Biz bu algıyı kırıyoruz.Ziyaretçilerimiz mağazalarımıza adım attığında atmosferi, hikâyeyi ve ruhlarını besleyen ilham dolu bir deneyimi yaşıyor. Müşteri geri bildirimleri de bunu doğruluyor: mağazadan ayrılan herkes, ruhuna dokunan ve onu harekete geçiren Zsa Zsa Zsu hissini hayatının her anına taşıyor.
Vizyonumuz, deneyim mağazacılığını Türkiye’de global ölçekte örnek gösterilecek bir seviyeye taşımak.Farkımız; estetik, tasarım vizyonu ve ilhamı bütüncül bir yaşam stili olarak sunmamız. Bunun ilk adımını çok yakında Göktürk’te açılacak Zsa Zsa Zsu Café ile göreceksiniz. Ve vizyonumuzu somut hedeflerle destekliyoruz. Kısa sürede, perakendenin geleceğinde Zsa Zsa Zsu’nun adı bir “deneyim devi” olarak anılacak.
Zsa Zsa Zsu için önümüzdeki dönem yatırımları nasıl ilerleyecek? Yeni lokasyonlar, konsept genişletme veya iş birlikleri gibi planlarınız var mı?
Zsa Zsa Zsu için yatırımlarımızı üç ana eksende şekillendiriyoruz: yeni mağazalar, konsept genişlemesi ve iş birlikleri. Mağazalaşmada hedefimiz çok net: 5 yıl içinde Türkiye’de 90, yurtdışında 145 mağaza. Global büyümede ilk adımımız MENA bölgesi, ardından ABD olacak. Bodrum’dan İstanbul’a uzanan yolculuğumuz şimdi yeni coğrafyalarla buluşmaya hazırlanıyor. Bu büyüme, “deneyim mağazacılığı” vizyonumuzu somutlaştıran en kritik adım. Önümüzde önemli bir eşik var: Ocak 2026’da Paris’te gerçekleşecek Maison & Objet Fuarı’nda yer alarak uluslararası vitrine çıkıyoruz.
Konsept genişletmede ev dekorasyonu ve yaşam tarzı ürünlerimizi daha da zenginleştiriyor, mobilya ve moda kategorilerinde iddiamızı yükseltiyoruz. Amacımız, mağazalarımızı ziyaret eden herkesin evine ve hayatına dokunan, ruhu yükselten, koleksiyon değerinde tasarımları tek çatı altında buluşturmak. İş birliklerinde ise hem yerel hem de uluslararası tasarımcılarla ortaklıklar kurmaya devam edeceğiz. Çünkü Zsa Zsa Zsu’nun ruhu, farklı kültürlerden ve yaratıcı bakışlardan besleniyor. Önümüzdeki dönemde yalnızca mağazacılıkta değil, dijitalde de ses getiren projeler hayata geçireceğiz. Yurtiçinde kurduğumuz özgün deneyimi aynı güçlü etkiyle online’a taşıyoruz. Hem Türkiye’de hem de yurtdışında e-ticarette sektöre yön verecek adımlar atarak Zsa Zsa Zsu’yu daha geniş kitlelerle buluşturacağız. Üzerinde çalıştığımız yenilikçi CRM platformumuzla, kişiselleştirilmiş ve katma değerli projeler aracılığıyla müşterilerimizle çok daha güçlü ve anlamlı bağlar kurmayı hedefliyoruz. Kampanya dünyasında ise ezberleri bozuyor, oyunun kurallarını yeniden yazacak ve sektöre ilham verecek modeller geliştiriyoruz
Bizim için yatırım, yalnızca büyüme değil; perakendeye yeni bir soluk kazandırmak, Zsa Zsa Zsu’ca bir perakende dili oluşturmak demek. Attığımız her adım, Zsa Zsa Zsu’yu deneyim odaklı, ezber bozan, herkesin izlediği global bir marka olarak konumlandırma hedefimizin bir parçası. Kısa sürede, perakendenin geleceğinde Zsa Zsa Zsu’nun adı bir “deneyim devi” olarak anılacak.
Mağaza atmosferi kadar, ürün seçkisi ve kategori kurgusu da perakende stratejisinin kritik unsurları. Zsa Zsa Zsu, ürün portföyünü oluştururken hangi kürasyon kriterlerini ve tedarik stratejilerini önceliklendiriyor? Bu seçimler, mağaza deneyimini nasıl güçlendiriyor?
Zsa Zsa Zsu’da mağaza atmosferi kadar ürün seçkisi ve koleksiyon kurgusu da perakende vizyonumuzun merkezinde. Burada da sıra dışıyız. Bizim için ürün portföyünü oluşturmak, sıradan bir satın alma süreci değil; markamızın ruhunu yansıtan, ilhamı görünür kılan bir kürasyon çalışmasıdır.
Ürün seçiminde üç temel pusulamız var: ilham verme gücü, farklı kültürlerden beslenen çeşitlilik ve dokunduğunuz anda iyi hissettiren kalite. Tasarımlarımızın bir kısmını kendi ekibimiz yaratıyor, bir kısmını ise dünyanın dört bir yanındaki zanaatkârlar ve tasarımcılarla yaptığımız iş birlikleriyle hayata geçiriyoruz. Bu yaklaşım bize yalnızca özgünlük kazandırmıyor; aynı zamanda farklı kültürlerin yaratıcılığını global ölçekte mağazalarımıza taşımamıza imkân veriyor. Tedarik anlayışımızın merkezinde sürdürülebilirlik, el işçiliği ve kalıcılık var. Müşterilerimizin evlerine ve hayatlarına uzun yıllar eşlik edecek, her bakıldığında yeniden heyecan uyandıracak parçaları özenle seçiyoruz. Lokal üreticilerle iş birliği yaparak yerel ekonomiyi destekliyoruz.
Bu sayede Zsa Zsa Zsu mağazalarına adım atan herkes yalnızca estetik açıdan değil, hikâyesi ve dokusuyla ruhuna işleyen ürünlerle karşılaşıyor. Mağaza atmosferi ile ürün portföyü birleşiyor, bütünsel bir deneyime dönüşüyor ve müşterilerimizin sıkça dile getirdiği gibi Zsa Zsa Zsu, bir ilham veren bir “terapi noktası”na dönüşüyor.
Zsa Zsa Zsu’nun mağazaları kadar şirket kültürü de merak uyandırıyor. Hızlı büyüyen genç bir marka olarak ekip yapınızı, karar alma süreçlerinizi ve saha ekiplerinden gelen geri bildirimleri nasıl organize ediyorsunuz? Bu yaklaşım markanın kısa sürede dikkat çekici bir ivme yakalamasında nasıl bir rol oynadı?
Karar alma süreçlerinde çevik, sahaya yakın ve vizyoneriz. Yönetim ekibimiz, mağaza operasyonlarından pazarlamaya, e-ticaretten depoya ve kategori & tasarım departmanına kadar her noktadan gelen geri bildirimleri dikkate alıyor. En çok sahadan gelen içgörülere değer veriyoruz; çünkü markanın nabzı mağazalarda atıyor. Müşterilerle doğrudan temas eden ekip arkadaşlarımızın aktardıkları, ürün geliştirmeden mağaza atmosferine kadar her alanda yolumuzu aydınlatıyor. Aynı şekilde e-ticaret kanalımızdan elde ettiğimiz veriler de müşterilerimizin beklenti ve davranışlarını anlamamızda, stratejimizi şekillendirmemizde önemli bir rol oynuyor.
Yaklaşımımızı markamızın değerleri yönlendiriyor: tutkuyla çalışmak ve değer üretmek, hayallerimizi paylaşarak birlikte fark yaratmak, iz bırakan deneyimler tasarlayıp ezber bozmak ve sürekli kendimizi geliştirerek geleceği kurgulamak. Bu değerler ekiplerimizin kendilerini özgürce ifade etmeleri için alan açıyor, her katkının gerçek bir sahiplenmeye dönüşmesini sağlıyor.
Kısa sürede yakaladığımız ivmenin ardında stratejik yatırımlar kadar bu ortak ruh var. Zsa Zsa Zsu’nun hızlı büyümesi, değerlerimizden güç alan kültürümüz ve fiziksel ile dijital deneyimi birlikte geliştirme yaklaşımımızın bir sonucu. Bizim için kültür, rakamların ötesinde sürdürülebilir büyümenin en büyük güvencesi.
Türkiye’de perakende sektörü dalgalı bir ekonomik ortamdan geçiyor. Zsa Zsa Zsu, bu zorlu şartlarda sektörde kısa zamanda çok önemli bir yer kazandı. Nedir bu başarının kilit noktası, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de perakende sektörü zaman zaman dalgalı bir ekonomik iklimden geçse de, Zsa Zsa Zsu’nun kısa sürede elde ettiği başarı tesadüf değil. Bu başarıyı mümkün kılan çok net unsurlarımız var. Her şeyden önce işin mutfağından gelen, perakendeyi en ince detayına kadar bilen güçlü bir yönetim kadrosuna sahibiz. Bu yapı, stratejik kararları hızlı, doğru ve kararlı şekilde almamızı sağlıyor. Markamızı cesaret, girişimcilik ve farklılaşma üzerine kurduk. Ev ve yaşama odaklanmamız, müşterilerin yaşam alanlarına renk ve yenilik katma ihtiyacını en doğru zamanda karşılamamıza imkân verdi. En önemlisi ise, yalnızca ürün sunmakla yetinmeyip ilham veren bütünsel bir deneyim yaratmamız.
Başarımızı besleyen bir diğer unsur ise kültürümüz ve değerlerimiz. Ekiplerimizin özgürce fikir üretmesi, sahadan gelen geri bildirimlerin hızla karar süreçlerine yansıması ve birlikte fark yaratma inancı, bize benzersiz bir esneklik ve hız kazandırıyor. Biz işimizi tutkuyla yapıyoruz, her aşamada değer üretiyoruz ve sınırları zorlayan yaratıcılığımızla sıradanlıktan uzaklaşıyoruz.
Kısacası, Zsa Zsa Zsu’nun başarısının arkasında; güçlü yönetim, doğru zamanda atılan cesur adımlar, müşterilerin hayatına dokunan deneyimler ve değerlerimizden beslenen güçlü bir şirket kültürü var. Biz yalnızca büyümüyoruz; perakendeye yön veriyor, global ölçekte iz bırakıyor ve Türkiye’deki markalaşma yolculuğumuzla sektöre öncülük etmek için çalışıyoruz.
DESA, 2025 yılı dokuz aylık finansal sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Yılın ilk dokuz ayında güçlü finansal performansını devam ettiren DESA 2,8 milyar TL’lik ciroya ulaştı ve net kâr marjı zorlu piyasa koşullarına rağmen ikinci çeyreğe göre yüzde 0,2 artarak yüzde 13,4 oldu.
Türkiye’nin lider deri ve deri mamulleri perakendecisi DESA, güçlü finansal yapısıyla 2025 yılının 3. çeyreğinde de kârlılığını koruyarak değer yaratmaya devam etti.
Yılın ilk dokuz ayında güçlü finansal performansını devam ettiren DESA’nın cirosu 2,8 milyar TL’ye ulaşırken, brüt kâr marjı yüzde 56,3 seviyesinde gerçekleşti. Satış adetlerinde de istikrarlı büyümesini sürdüren DESA, perakende kanalında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13,5 büyüyerek, daralan pazarın aksine pazar payını artırdı. 2025 yılının ilk dokuz ayında yapılan iletişim ve reklam yatırımları ile mağaza trafiğinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 12,3 artış gösteren DESA, yenilenen e-ticaret altyapısı sayesinde dijital kanallardaki satış performansını bu dönemde artırdı. Dünyanın en önemli lüks markalarının satışlarında yılın ilk 9 aylık döneminde yaşanan daralma sonucunda, dış talep ve ihracat tarafındaki büyüme baskılanmış olmasına rağmen, yılın son çeyreğine dair piyasadan alınan olumlu sinyaller sebebiyle, bu dönemde DESA’nın üretim tesislerinde çalışan sayısı bir önceki çeyreğe göre artışa geçti.
DESA, yılın üçüncü çeyreğinde de verimliliğe odaklanarak yılın ilk yarısına paralel bir performans sergiledi ve 2025 yılının ilk 9 ayında 885 milyon TL FAVÖK gerçekleştirdi. Ağırlaşan piyasa koşullarına ve maliyet tarafındaki baskılara rağmen, çok pazarlı, çok kanallı, geniş ürün portföyü ve dikey entegre iş modeli ile DESA, pazarda farklılaşmaya devam etti. FAVÖK marjı geçen yılın aynı dönemine göre 0.8 baz puan artışla yüzde 31,7 seviyesinde gerçekleşti.
DESA’nın sağlam bilanço yapısı bu dönemde de güçlenmeye devam ederken, 2024 yıl sonu itibariyle 39,5 milyon ABD Doları olan Net Nakit Pozisyonu, güçlü gelir tablosu ve etkin nakit yönetimi ile yılın üçüncü çeyreğinin sonunda 42,2 milyon ABD dolarına (1.751 milyon TL) yükseldi.
DESA, sürdürülebilirlik vizyonu kapsamında, deri sektörü üzerinde etki yapabilecek alternatif teknolojileri değerlendiriyor
DESA’nın sürdürülebilirlik vizyonu kapsamında moda ve teknoloji alanlarında sektöründeki öncü konumunu pekiştirmek üzere, bio-teknoloji alanında faaliyet gösteren ve bu alanın öncülerinden Gozen firması ile iş birliğine gidiyor. DESA bu doğrultuda yeni nesil materyallerin geliştirilmesi, üretimi ve nihai mamul haline getirilmesi, yurt içi ve uluslararası pazarlarda ticarileştirilmesi amacıyla bir ortak girişim kurulmasına yönelik niyet mektubu imzalamak üzere Gozen ile görüşmelere başladı. Yapılacak çalışmaları yönetmesi ve görüşmeler yapması amacıyla 21.10.2025 tarihli Yönetim Kurulu’nda oy birliği ile DESA CEO’su Burak Çelet’in yetkilendirilmesine karar verildi.
Uluslararası pazarlarda büyümeye devam ediyor
DESA’nın global vizyonunu temsil eden 1972 DESA, Milano Moda Haftası kapsamında Eylül ayında bir kez daha defile düzenleyerek koleksiyonunu sergiledi. DESA’nın uluslararası kreatif ekibi eliyle hazırlanan “Tulips of Hope” isimli İlkbahar/Yaz 26-27 koleksiyonu İstanbul’un çok katmanlı kültürel mirasından aldığı ilhamı zamansız, modern ve sürdürülebilir tasarımlara dönüştürürek dünya modasının beğenisine sundu. DESA CEO’su Burak Çelet, Milano Moda Haftası’nda defile düzenleyen tek Türk markası olarak yer almanın hem marka hem de Türkiye adına gurur verici olduğunu vurgularken “DESA olarak Türk derisinin kalitesini ve tasarım gücünü dünya sahnesine taşımaktan mutluluk duyuyoruz. 1972 DESA markamızın Milano Moda Haftası’na davet edilmiş olması, ülkemiz ve sektörümüz için büyük bir başarı” dedi.
2024 yılı net kârından 100 milyon TL temettü’nün ilk 2 taksiti dağıtıldı
2024 yılı Olağan Genel Kurulu’nda, şirketin 2024 yılında net dağıtılabilir 327.726.027 TL dönem kârı içerisinden 3 taksit halinde 25 Eylül 2025 tarihinde net 30 milyon TL, 30 Ekim 2025 tarihinde net 35 milyon TL ve 27 Kasım 2025 tarihinde net 35 milyon TL olmak üzere toplamda net 100 milyon TL’nin ortaklara kâr payı olarak dağıtılması Olağan Genel Kurul’da ortaklar tarafından onaylandı. Eylül ve Ekim aylarına ait temettü ödemeleri yatırımcılara dağıtıldı.
İhracat ve küresel büyüme stratejisi
DESA CEO’su Burak Çelet, finansal sonuçlara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “2025 yılının üçüncü çeyreğinde devam ettirdiğimiz istikrarlı güçlü finansal performans, stratejik yatırımlarımızın ve operasyonel verimliliğimizin devamlılığını kanıtlayan önemli bir sonuçtur. Daralan piyasa koşullarına göre net kâr marjımızı bir önceki yılın aynı dönemine göre korumuş olmamız hem yurt içi hem de uluslararası pazarlarda uyguladığımız etkin stratejilerin sonucudur” şeklinde konuştu.
İtalya’daki üretim tesisinin, küresel lüks segmentteki markalarla iş birliğini derinleştirmeye ve DESA’nın katma değerli ihracatını artırmasına önemli katkı sağladığını belirten Çelet, Türkiye’nin İtalya’ya gerçekleştirdiği deri mamulleri ihracatının yarısından fazlasını DESA’nın tek başına gerçekleştirmesinden dolayı gurur duyduklarını yineledi.
DESA’nın sermaye yapısını güçlendirmeye yönelik attıkları adımlar ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımların, DESA’nın uzun vadeli büyüme hedeflerine ulaşmasında kritik rol oynadığını ifade eden Çelet, “2025 yılının geri kalanında da yüksek kaliteli ürünlerimiz, yenilikçi tasarımlarımız ve müşteri odaklı yaklaşımımızla sektördeki lider konumumuzu pekiştirmeye devam edeceğiz” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni yönetmelikle birlikte Türkiye genelinde yapılacak tüm yeni binalarda sığınak zorunluluğu getirildi. Yalnızca konutlar değil; alışveriş merkezleri, otoparklar, büyük mağazalar ve hatta stadyumlar da bu kapsama dahil edildi.
Güncellenen yönetmelik ile birlikte sığınakların teknik standartları da netleştirildi. Otoparklar artık sığınak olarak değerlendirilmeyecek. Yeni yapılacak tüm binalarda, özellikle yoğun insan trafiği barındıran ticari yapılar için bağımsız, dayanıklı ve özel olarak planlanmış sığınak alanları zorunlu hâle geldi.
Resmî açıklamalarda bu adımın temel amacı afetlere hazırlık ve şehirlerin güvenliğini artırmak olarak sunulsa da; yönetmelikte yer alan ifadeler, uygulamanın kapsamını daha geniş bir güvenlik perspektifiyle yorumlamaya imkân tanıyor. Örneğin, yalnızca depreme veya yangına değil, aynı zamanda savaş ve kimyasal tehlike gibi olağanüstü senaryolara karşı da önlem alınması gerektiği vurgulanıyor.
Yeni düzenleme, perakende sektöründe özellikle AVM yatırımlarını doğrudan etkileyebilecek yeni bir maliyet kalemi doğuruyor. Sığınak zorunluluğunun yalnızca kamu binalarıyla sınırlı kalmayıp ticari alanlara da yayılması, hem mimari planlamalarda hem de inşaat bütçelerinde revizyon gerektirecek.
Ancak bu yatırımların nasıl denetleneceği, hangi şartlarda muafiyet ya da esneklik sağlanacağı hâlâ net değil. Projelerdeki “sığınak alanı” tanımının nasıl yorumlanacağı ve bu alanların sadece sembolik mi yoksa gerçekten fonksiyonel mi olmasının beklendiği gibi sorular, sektör profesyonelleri arasında kafa karışıklığı yaratmış durumda.
Dahası, maliyetlerin dikkatle izlendiği, birçok AVM yatırımının ertelendiği bir dönemde perakende sektörünün bu yeni güvenlik yükümlülüğünü nasıl karşılayacağı da önemli bir soru işareti olarak gündemde duruyor. Bu gelişme, sadece inşaat değil; iş modeli planlaması, finansman yönetimi ve yatırım stratejileri açısından da yeniden düşünülmesi gereken bir dönemin habercisi olabilir.
Koton, 2025’in ilk dokuz ayında hem yurt içinde hem de yurt dışında reel büyüme kaydederek kârlılığını korudu. Etkin stok yönetimi ve stratejik fiyatlama politikasıyla dikkat çeken marka, sektör ortalamalarının üzerinde performans sergiledi.
Hazır giyim perakendesinin öncü markalarından Koton, 2025 yılının ilk dokuz ayında zorlu makroekonomik koşullara ve daralan tüketici talebine rağmen rekabetin üzerinde satış performansı sergiledi ve sektör ortalamalarının üzerindeki güçlü kâr marjlarını korudu.
Koton, trend ve kaliteli ürünleri rekabetçi fiyatlarla sunma stratejisi sayesinde, 2025’in ilk dokuz ayında yurt içi mağazacılık satışlarında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 oranında reel büyüme gerçekleştirdi. Bu performans, sektördeki genel daralma eğilimine karşı Koton’un pozitif ayrışmasını ve güçlü marka algısını pekiştirdi.
Yurt dışı satışlarda dönüm noktası
Güçlü Türk lirası politikasının etkisinin devam ettiği bir dönemde, yurt dışı operasyonlarda yapılan stratejik iyileştirmeler sayesinde Koton’un yurt dışı satışları ABD doları bazında 2025’in üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 20, yılın ilk dokuz ayında ise yüzde 9 oranında büyüdü. Enflasyon muhasebesi etkilerine rağmen, bu performans Türk Lirası cinsinden değerlendirildiğinde yılın üçüncü çeyreğinde sınırlı da olsa reel büyüme sağladı.
Jeopolitik risklerin sürdüğü küresel ortamda, yurt dışı mağazacılık satışlarındaki yüzde 9’luk reel artışın desteğiyle, dört çeyrektir süren daralma sona erdi ve Koton’un yurt dışı satışları yeniden büyüme rotasına girdi.
Koton’dan güçlü kârlılık performansı
Yoğun indirim kampanyalarının yaşandığı üçüncü çeyreğin mevsimsellik etkisine rağmen, etkin stok yönetimi ve enflasyonun altında gerçekleşen maliyet artışları sayesinde yurt içi brüt kâr marjı yüzde 64 seviyesinde gerçekleşti. Yılın ilk dokuz ayında, konsolide brüt kâr marjı yüzde 55, FAVÖK marjı ise yüzde 25 gibi güçlü seviyelerde korunarak Koton’un sürdürülebilir kârlılık stratejisinin başarısını pekiştirdi.
21 Ocak Dünya Sarılma Günü’nde hayata geçirdiği “Sıcacık Bi’ Sarılma, Sıcacık Bi’ Kahve” kampanyasıyla dikkatleri üzerine çeken Mikel Coffee Türkiye, uluslararası alanda prestijli Marcom Awards 2025’te 3 Platin ödül birden kazandı.
mikel coffee türkiye, uluslararası marcom awards’ta 18
Kampanya; Special Event, Social Media Campaign ve The Warmest Guerrilla Marketing kategorilerinde en yüksek derece olan Platinum ödülüne layık görüldü.
Mikel Coffee Türkiye’nin projesi, şehir yaşamının temposunda insanların birbirine yeniden dokunmasını sağladı. 21 Ocak’ta İstanbul Akaretler’de gerçekleştirilen etkinlikte, ziyaretçilere “bir sarılma” karşılığında ücretsiz kahve ikram edildi. Binlerce kişinin katıldığı bu anlamlı etkinlikte, Mikel Coffee kahvenin ötesinde bir duyguyu, birlikte olmanın sıcaklığını sundu.
Marcom Awards jürisi, kampanyayı samimi iletişim dili ve insana dokunan yaklaşımıyla ödüle layık gördü. Fiziksel ve dijital etkileşimi birleştiren proje, Mikel Coffee’nin insan merkezli iletişim anlayışını küresel ölçekte tescilledi. Bu 3 Platin ödül, markanın yalnızca kahve değil, samimiyet ve topluluk ruhu sunduğunu bir kez daha kanıtladı.
Mikel Coffee Türkiye CEO’su Kadir Ergün, “Kalpten sarılan, gülümseyen, paylaşan ve bu hikâyeyi büyüten herkese teşekkür ederiz. Misafirleriyle kahve kadar sıcak, sarılma kadar içten iletişim kuran global bir markanın parçası olmaktan gurur duyuyor, bu motivasyonla Türkiye’nin dört bir yanında büyümeye devam ediyoruz.” dedi.
Mikel Coffee Türkiye, samimiyet, aidiyet ve topluluk ruhu odaklı iletişim diliyle hem sektöre hem de şehir yaşamına ilham vermeye devam ediyor.