Ana Sayfa Blog Sayfa 7

Inditex ve Mango, Moda Perakendesinde Yetenek Açığını Kapatmak İçin Harekete Geçti

İspanya’nın büyük moda perakendecilerini temsil eden İspanyol Tekstil Perakende Birliği (ARTE), aralarında Inditex, Mango, Primark ve Tendam’ın da bulunduğu şirketlerin çalışan yetkinliklerini geliştirmek amacıyla ESIC Corporate Education ile stratejik iş birliğine gitti. Anlaşma kapsamında dijital dönüşüm, tedarik zinciri, e-ticaret, müşteri deneyimi ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda şirketlere özel eğitim programları hazırlanacak. İş birliği aynı zamanda sektörün ihtiyaç duyduğu yeteneklerin işe kazandırılması ve çalışanların elde tutulması konularını da kapsıyor.

Perakendede Teknoloji Kadar Yetkinlik de Değişiyor

inditex 2

Moda perakendesinde son yıllarda yaşanan dönüşüm, çalışanlardan beklenen yetkinliklerin kapsamını da genişletiyor. Mağaza operasyonlarından tedarik zincirine, e-ticaretten müşteri deneyimine kadar farklı fonksiyonlar artık daha fazla veri, teknoloji ve farklı ekiplerin birlikte çalışmasını gerektiriyor. Buna regülasyonların artması ve sürdürülebilirlik beklentilerinin operasyonlara doğrudan yansıması da eklendiğinde, geleneksel görev tanımlarının ötesinde yetkinliklere ihtiyaç duyuluyor.

ARTE ve ESIC arasındaki anlaşmanın dikkat çekici tarafı da eğitimin genel bir gelişim programı olarak değil, doğrudan sektörün ihtiyaç duyduğu alanlara göre tasarlanacak olması. ARTE üyeleri ESIC’in executive master programları, uzmanlık eğitimleri ve profesyonel seminerlerine öncelikli erişim sağlayacak. Taraflar ayrıca Avrupa’daki yeni regülasyonlar, tüketici davranışları ve pazarın dijitalleşmesi üzerine araştırmalar ve sektör buluşmaları gerçekleştirecek.

Bu model, perakendede insan kaynağı yönetiminin yalnızca işe alım süreçlerinden ibaret olmadığını gösteriyor. Özellikle hızlı değişen teknoloji ve regülasyon ortamında şirketlerin ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri dışarıdan hazır olarak bulmak yerine, mevcut çalışanlarını sürekli geliştirebilecek sistemler kurması daha stratejik bir hale geliyor.

Eğitim Kurumları ile Sektör Arasındaki Mesafe Kapanıyor

İş birliğinin bir diğer ayağı ise öğrenciler ve mezunlarla şirketler arasındaki bağlantının güçlendirilmesi. ESIC öğrencileri ve mezunlarının moda ve tekstil sektöründeki kariyer fırsatlarıyla daha doğrudan buluşturulması hedefleniyor. Böylece eğitim kurumları yalnızca teorik bilgi sağlayan yapılar olmaktan çıkıp, sektörün gelecekteki insan kaynağıyla şirketleri buluşturan bir yetenek havuzuna dönüşüyor.

Türkiye’de de moda ve perakende şirketleri açısından benzer bir ihtiyaç giderek daha görünür hale geliyor. E-ticaret, yapay zekâ, retail media, veri analitiği, otomasyon ve omnichannel operasyonlar gibi alanlar yeni pozisyonlar yaratırken, mevcut çalışanların bu dönüşüme adapte edilmesi de ayrı bir gereklilik oluşturuyor. Bu nedenle üniversite ve eğitim kurumlarıyla yapılan iş birliklerinin yalnızca staj ve işe alım ekseninde değil, sektörün gelecekte ihtiyaç duyacağı yetkinlikleri birlikte tanımlama noktasına taşınması önem kazanıyor.

ARTE ve ESIC ortaklığı, moda perakendesinde yetenek yönetiminin operasyonel verimlilik ve dönüşüm stratejisinin bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor. Perakendede teknoloji yatırımı ne kadar hızlı ilerlerse ilerlesin, bu teknolojiyi kullanacak, yorumlayacak ve iş sonuçlarına dönüştürecek yetkinlikler geliştirilmeden dönüşümün sürdürülebilir olması zorlaşıyor.

Perakende Liderleri, Sürdürülebilirlikte Gerçek Değişim İçin İstanbul’da Buluşuyor

LogD’nin beşinci kez düzenlediği Sustainable Retail Summit 2026, “The Era Of Real Change” temasıyla Ekim ayında Sabancı Müzesi’nde gerçekleşecek. Perakende ve lojistik ekosisteminin temsilcilerini buluşturacak zirvede, sürdürülebilirlik hedeflerinin şirket stratejilerine ve ölçülebilir iş sonuçlarına nasıl dönüştürülebileceği ele alınacak.

srs gercek donusum bilingual ekim sabanci

İSTANBUL, Ekim 2026 — Sustainable Retail Summit 2026, LogD ev sahipliğinde Ekim ayında Sabancı Müzesi’nde düzenlenecek. Beşinci kez gerçekleştirilecek zirve, “The Era Of Real Change” (Gerçek Değişim Çağı) temasıyla perakende ve lojistik sektörlerinin sürdürülebilir dönüşüm gündemine odaklanacak.

Değişen regülasyonlar, tüketici beklentileri ve kaynak kullanımına ilişkin maliyet baskıları, sürdürülebilirliği şirketlerin stratejik kararlarının bir parçası hâline getiriyor. Zirvede bu dönüşümün iş modellerine, teknoloji yatırımlarına ve operasyonel süreçlere yansımaları; büyüme ile kaynak verimliliği arasındaki dengenin nasıl kurulabileceği tartışılacak.

Türkiye’nin 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde gerçekleşecek buluşma, küresel iklim gündemini perakende ve lojistik sektörlerinin uygulamaları üzerinden ele alacak.

“Sürdürülebilir dönüşüm, nasıl karar aldığımızla ilgili”

LogD Kurucusu Seyhan Gülhan, zirvenin bu yılki temasına ilişkin şunları söyledi: “Bizim için sürdürülebilirlik artık bir vaat ya da rapor başlığı değil; şirketlerin iş yapış biçimini yeniden kurmasını gerektiren bir zorunluluk. Regülasyonlar ve değişen müşteri beklentileri de bu dönüşümü hızlandırıyor. ‘The Era Of Real Change’ temasını seçmemizin nedeni de tam olarak bu. Dönüşüm yalnızca neyi değiştirdiğimizle değil, nasıl karar aldığımızla ilgili. Şirketler bugün büyüme ile kaynak kullanımı, hız ile uzun vadeli düşünme, hedefler ile gerçek uygulama arasında yeni dengeler kurmak zorunda.”

Sektör liderleri sürdürülebilir dönüşümü değerlendirecek

Zirvede yer alacak isimler arasında MediaMarkt Türkiye CEO’su Hulusi Acar, Koton CEO’su Dr. A. Bülent Sabuncu, LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü Berna Akyüz Öğüt, L’Occitane Türkiye Genel Müdürü Pınar Akçam, Penti Yönetim Kurulu Başkanı Sami Kariyo, Watsons Türkiye ve GCC Geliştirme Genel Müdürü Mete Yurddaş, SARAR Yönetim Kurulu Üyesi Sara Sarar, Derimod Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Zaim, WWF Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula ve Karaca Yönetim Kurulu Üyesi Emre Karaca bulunuyor. Gazeteci Serdar Turan zirvede moderatör olarak yer alacak.

Zirve, farklı alanlardan katılımcıları bir araya getirerek sürdürülebilirliğe ilişkin uygulamaların ve deneyimlerin paylaşılmasına zemin oluşturmayı hedefliyor.

LogD hakkında

LogD Sürdürülebilir Lojistik Çözümleri A.Ş., perakende ve lojistik sektörlerine yönelik sürdürülebilir lojistik çözümleri geliştiriyor. Milk Run sistemi, yeniden kullanılabilir kutu çözümleri ve dijital takip teknolojileriyle lojistik süreçlerinde verimliliği artırmayı ve çevresel sürdürülebilirliği desteklemeyi hedefliyor. LogD’nin her yıl düzenlediği Sustainable Retail Summit, perakende ve lojistik ekosisteminin paydaşlarını sürdürülebilirlik gündemi etrafında buluşturuyor.

Sustainable Retail Summit hakkında

Sustainable Retail Summit, LogD tarafından her yıl düzenlenen, perakende ve lojistik ekosisteminin paydaşlarını sürdürülebilirlik odağında buluşturan bir zirvedir. Sektör liderlerini, girişimcileri, yatırımcıları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirerek sürdürülebilir iş modelleri, kaynak verimliliği, teknoloji ve toplumsal etki konularında bilgi ve deneyim paylaşımına zemin oluşturur. Zirve, farklı disiplinler arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmeyi, sürdürülebilirlik hedeflerinin somut uygulamalara dönüşmesine katkı sunmayı amaçlar.

Vintage Perakendede Yeni Model: Mağaza Satıştan Çok Topluluk Kuruyor

Vintage moda markası Re:Bourn, beş yıl boyunca farklı lokasyonlarda gerçekleştirdiği pop-up’ların ardından Newcastle’ın Ouseburn bölgesinde ilk kalıcı mağazasını açtı. Kurucu Sophie Cabourn’un kişisel vintage arşivinin pandemi döneminde büyümesiyle başlayan girişim, önce North Shields’daki bir vintage ve plak pazarında test edildi; artan ilgiyle birlikte bağımsız bir markaya dönüştü. Bugün ise Re:Bourn, fiziksel mağazayı yalnızca vintage ürünlerin satıldığı bir nokta olarak değil, çevresindeki toplulukla ilişki kurabileceği kalıcı bir alan olarak konumlandırıyor.

Pop-Up’tan Kalıcı Mağazaya: Mağazanın Rolü Değişiyor

vintage

Re:Bourn’un Newcastle mağazası, klasik bir moda mağazasından oldukça farklı bir atmosfer sunuyor. Çelik konstrüksiyonlu bir yapıda yer alan mağazada açıkta bırakılmış borular, ham malzemeler, DIY detayları ve vintage mobilyalar kullanılırken, mağazanın içinde daha kişisel deneyimler yaratacak alanlar da bulunuyor. Gizli bir kapının arkasındaki pembe ve loş odada vintage bir televizyon üzerinden Sophie Cabourn’un babası, tasarımcı Nigel Cabourn’un defilelerinden görüntüler gösteriliyor. Nehir tarafındaki bölümde ise müşterilerin ve ziyaretçilerin oturup vakit geçirebileceği banklar bulunuyor.

Bu tasarım yaklaşımı, Re:Bourn’un mağazaya yüklediği rolle doğrudan bağlantılı. Cabourn, büyük perakendecilerin kişisel dokunuşu kaybettiğini ve insanların perakende ortamında yeterince ilgi görmediğini düşünüyor. Bu nedenle kalıcı mağazanın temel amacı yalnızca satış değil; müşterilerin, bağımsız üreticilerin, sanatçıların, müzisyenlerin ve markanın çevresinde oluşan topluluğun bir araya gelebileceği bir alan yaratmak. DJ, müzisyen ve sanatçılarla yapılacak iş birlikleri de mağazanın bu sosyal rolünü destekleyecek.

Re:Bourn’un hikâyesinde pop-up’lar da tamamen geride bırakılmıyor. Marka, kalıcı mağazaya sahip olmasına rağmen pop-up’ları yeni kitlelerle buluşmak ve farklı şehirlerde varlık göstermek için kullanmaya devam ediyor. Bu durum fiziksel perakendede iki farklı formatın birbirinin alternatifi olmak zorunda olmadığını gösteriyor: kalıcı mağaza topluluğu derinleştirirken, pop-up’lar markanın erişimini genişletebiliyor.

Vintage Perakendenin Değeri Kürasyonda

perakende

Re:Bourn’un farklılaşmasının bir diğer temel noktası ürün seçiminde ortaya çıkıyor. Marka, ürünleri yalnızca trendlere veya satış potansiyeline göre belirlemiyor; ekibin ilgisini çeken parçaları tek tek seçiyor. Stone Island gibi bilinen ürünlerin yanında Japon markası Norbit gibi daha az bilinen parçaların da başarılı olması, müşterilerin zaman içinde markanın kürasyonuna uyum sağladığını gösteriyor.

Bu model, vintage perakendede ürünün kendisi kadar seçim ve hikâyeleştirmenin de değer yarattığını ortaya koyuyor. Re:Bourn, bağımsız satıcılardan koleksiyonlar satın alıyor ve her parçayı mağazaya almadan önce değerlendiriyor. Cabourn bunun toplu alım yapmaktan daha fazla emek gerektirdiğini kabul ediyor ancak bu yöntemin ürün kalitesini koruduğunu belirtiyor. Yüksek fiyatlı ve nadir parçalar konusunda müşterilerin soru sormasını teşvik etmesi de markanın ürünün geçmişi ve değeri üzerinden iletişim kurduğunu gösteriyor.

Online mağaza ise fiziksel mağazayla birlikte çalışmaya devam ediyor ve İngiltere dışından, özellikle Japonya ve ABD’den müşterilere ulaşıyor. Bu yapı, Re:Bourn’un fiziksel mağazayı e-ticaretin alternatifi olarak değil, online topluluğu da besleyen bir temas noktası olarak kullandığını düşündürüyor. Vintage gibi ürün karmasının sürekli değiştiği bir kategoride mağazanın her ziyaretinde farklı bir keşif sunabilmesi de bu modelin önemli avantajlarından biri.

Türkiye’de vintage ve ikinci el moda tarafında da Re:Bourn’un yaklaşımından çıkarılabilecek önemli bir nokta var. Pazar büyüdükçe rekabet yalnızca daha fazla ürünü satışa sunmak üzerinden ilerlemeyebilir; güvenilir seçim, ürünün hikâyesi, fiziksel deneyim ve topluluk oluşturma kapasitesi daha belirleyici hale gelebilir. Re:Bourn örneği, vintage perakendede mağazanın değerinin raflardaki ürün sayısından çok, müşteriye sunduğu kürasyon ve etrafında oluşturduğu toplulukla ölçülebileceğini gösteriyor.

Swatch Group Türkiye’de Yeni Dönem

Deniz Girgin Büyüklü, Swatch Group Türkiye Ülke Müdürü olarak yeni görevine başladı. FMCG, pazarlama, satış ve ticari gelişim alanlarında 20 yılı aşkın uluslararası deneyime sahip olan Büyüklü, kariyerinin 23 yılı aşkın bölümünü Nestlé bünyesinde geçirdi.

Nestlé’de farklı dönemlerde satış, pazarlama ve ticari gelişim alanlarında bölgesel ve global sorumluluklar üstlenen Büyüklü, son olarak Global Commercial Development Lead for Confectionery görevini yürüttü. Kariyeri boyunca Nescafé ve Coffee-mate markalarının pazarlama yönetiminden kanal ve kategori geliştirmeye, bölgesel satış yönetiminden global ticari gelişime kadar farklı alanlarda görev aldı.

35’ten fazla pazarda deneyim kazanan Büyüklü; marka inşası, inovasyon, P&L yönetimi ve ticari operasyonlar alanlarında çalışmalar yürüttü. 2025 itibarıyla Marka & Strateji Danışmanı olarak çalışmalarına devam eden Büyüklü, ODTÜ Gıda Mühendisliği mezunu ve Koç Üniversitesi Executive MBA programı mezunu. Aynı zamanda Women in Sales platformunun kurucu üyeleri arasında yer alıyor.

Yeni görevinde Büyüklü, 16 markayı bünyesinde bulunduran Swatch Group’un Türkiye operasyonlarına liderlik edecek. Atama, grubun Türkiye’deki marka portföyü, ticari yapılanması ve büyüme stratejileri açısından yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.

Estée Lauder Companies Türkiye’den Meme Kanseri Farkındalığına Sanatla Destek

Estée Lauder Companies Türkiye, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında İstanbul Modern iş birliğiyle “Sanattan İlhamla: Sarılarak Saralım” programını hayata geçiriyor.

6-11 Ekim tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleştirilecek program; katılımcı sanat deneyimleri, özel sergi turları, atölyeler, söyleşi ve seminerlerle sanat, farkındalık ve dayanışma temalarını bir araya getiriyor. Program kapsamında İstanbul Modern binası da 5 Ekim’de meme kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla pembe ışıkla aydınlatıldı.

ELC Türkiye’nin bu yılki çalışmaları, sanat odaklı programın yanı sıra Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği ile 2022’den bu yana sürdürülen PinkLine iş birliğini de kapsıyor. 2020 yılında çevrim içi destek platformu olarak başlayan PinkLine, kanser tedavisi gören kadınlara psikoloji, beslenme ve güzellik danışmanlığı desteği sunuyor. Program kapsamında bugüne kadar 4 binden fazla kadına 10 binden fazla seans gerçekleştirildi.

ELC’nin Meme Kanseri Kampanyası ise 1992 yılında Evelyn H. Lauder’ın pembe kurdelenin eş tasarımcısı olmasıyla başladı. Kampanya, 30 yılı aşkın süredir meme kanseri konusunda farkındalık, eğitim, sağlık hizmetleri ve araştırma çalışmalarını destekliyor. Estée Lauder Companies ve ELC Yardım Vakfı tarafından bugüne kadar dünya genelindeki meme kanseri girişimlerine 156 milyon doların üzerinde kaynak sağlandı.

ELC Türkiye, “Sarılarak Saralım” yaklaşımı kapsamında meme sağlığı konusunda farkındalığın yıl boyunca sürdürülmesine de dikkat çekiyor. Kadınların kendi bedenleri için normal olanı tanıması, değişiklikleri fark ettiklerinde sağlık profesyonellerine danışması ve kişisel risk faktörleri doğrultusunda tarama programlarını takip etmesi konusunda farkındalık oluşturulması hedefleniyor.

30 yılı aşkın süredir devam eden kampanya

estée lauder companies türkiye’den meme kanseri farkındalığına sanatla destek

Estée Lauder Companies Türkiye Genel Müdürü Nazlı Koruyan Altıpat, konuya ilişkin değerlendirmesinde ELC Meme Kanseri Kampanyası’nın 30 yılı aşkın süredir devam eden kararlılığın ve birlikte hareket etmenin gücünü ortaya koyduğunu belirtti. Altıpat, “Bu yıl Türkiye’de, İstanbul Modern ile gerçekleştirdiğimiz iş birliğiyle ‘Sarılarak Saralım’ yaklaşımımızı daha da ileri taşıyor; sanat, farkındalık ve dayanışmayı yeni ve etkileyici bir deneyimde bir araya getiriyoruz. Pembe İzler ile yıl boyunca sürdürdüğümüz PinkLine iş birliğimizle birlikte bu çalışma, farkındalığı somut desteğe dönüştüren anlamlı ortaklıklara olan bağlılığımızı yansıtıyor” dedi.

İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol ise programla ilgili değerlendirmesinde, Estée Lauder Companies Türkiye iş birliğiyle Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında gerçekleştirilen “Sanattan İlhamla: Sarılarak Saralım” programında sanatı paylaşım, dayanışma ve iyi olma hâli etrafında yeniden düşünmeye alan açtıklarını belirtti.

PinkLine ile yıl boyunca destek

ELC Türkiye’nin meme kanseri farkındalığı kapsamında yürüttüğü çalışmaların bir diğer ayağını ise Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği ile sürdürülen PinkLine iş birliği oluşturuyor.

estée lauder companies türkiye’den meme kanseri farkındalığına sanatla destek

İlk olarak 2020 yılında ücretsiz çevrim içi destek platformu olarak hayata geçirilen PinkLine, kadınlara psikoloji ve beslenme desteği sunuyor. ELC Türkiye’nin 2022 yılında programa dahil olmasıyla birlikte eğitimli ELC güzellik danışmanları tarafından verilen güzellik danışmanlığı hizmetleri de programa eklendi. Bugüne kadar PinkLine kapsamında 4 binden fazla kadına 10 binden fazla seans gerçekleştirildi.

Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkanı Seral Çelik ise PinkLine’ın sunduğu çok yönlü destek ağıyla kadınların hem zihinsel hem fiziksel iyi oluş hallerine katkı sağladığını belirtti. Çelik, “PinkLine’ın en önemli özelliklerinden biri, hastaların ihtiyaç duydukları desteğe bulundukları yerden ve ücretsiz olarak erişebilmeleri. Kanserle mücadelede, kişinin yaşam kalitesini ve iyilik halini desteklemenin de çok önemli olduğuna inanıyoruz. Bu proje kapsamında destek verdiğimiz kadınların geri bildirimleri, çalışmalarımızın hayatlarında yarattığı olumlu etkiyi görmek açısından bizim için çok değerli ve mutluluk verici. Estée Lauder Companies Türkiye’nin uzun soluklu desteği sayesinde PinkLine’ı sürdürülebilir bir destek modeline dönüştürmesi ve daha fazla kadına ulaşması hastalarımız açısından çok kıymetli” dedi.

LCW Limitless Çocukların İhtiyaçlarına Göre Yenilendi

LC Waikiki’nin kapsayıcı moda yaklaşımının çocuk giyimine yansıması olan LCW Limitless Çocuk Koleksiyonu, özel gereksinimli çocukların giyinme deneyimlerini daha özgür hale getirmek amacıyla 6 Ekim Dünya Cerebral Palsy Farkındalık Günü’nde düzenlenen etkinlikle tanıtıldı. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nda gerçekleştirilen, çocukların ve ailelerin deneyimlerine odaklanan buluşmada, kapsayıcı tasarımın çocukların ihtiyaçlarına yanıt vermedeki rolü ele alındı.

LC Waikiki’nin “İyi Giyinmek Herkesin Hakkı” anlayışıyla geliştirdiği, engelli çocukların farklı giyinme ihtiyaçlarını gözeten LCW Limitless Çocuk Koleksiyonu’nun lansmanı, 6 Ekim Dünya Serebral Palsi Farkındalık Günü’nde Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı – Cerebral Palsy Türkiye ile gerçekleştirildi.

Etkinliğin moderatörlüğünü sunucu ve yazar Özge Uzun üstlenirken, LC Waikiki ve Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı – Cerebral Palsy Türkiye temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen buluşmada çocukların giyinme süreçlerini daha rahat ve işlevsel hale getirmenin önemi üzerine değerlendirmeler yapıldı. Yenilenen ve genişleyen koleksiyonun hazırlık sürecinde çocukların ve ailelerin deneyimlerinden elde edilen içgörülerin tasarımlara nasıl yansıtıldığı aktarılırken kapsayıcı yaklaşımın moda alanında erken yaşlardan itibaren ele alınmasının önemi vurgulandı.

whatsapp image 2026 10 06 at 15.15.06

LC Waikiki Müşteri İçgörüleri ve Pazarlama İletişiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Akgül, etkinlikte yaptığı konuşmada şunları söyledi: “’İyi giyinmek herkesin hakkı’ anlayışını benimsiyor, bu yaklaşımımızı farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarına cevap veren ürünlerle somutlaştırmaya çalışıyoruz. Bu nedenle 2022 yılında engelli bireylere yönelik ilk koleksiyon olarak hayata geçirdiğimiz LCW Limitless’ı daha kapsayıcı bir hale getirdik. LCW Limitless Çocuk Koleksiyonu da çocukların ve ailelerin geri bildirimlerinden yola çıkarak hazırladığımız bir çalışma oldu. Dünya Serebral Palsi Farkındalık Günü gibi anlamlı bir günde, yenilediğimiz bu koleksiyonu Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nda tanıtmak bizim için ayrıca değerliydi. Kapsayıcı tasarımın çocukların günlük yaşamında gerçek bir karşılık bulması ve giyinme deneyimini kolaylaştırması, bu çalışmanın en önemli çıkış noktalarından birini oluşturdu.”

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı – Cerebral Palsy Türkiye Genel Direktörü Nigar Evgin, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde, “6 Ekim Dünya Serebral Palsi Günü, Serebral Palsi konusunda toplumsal farkındalığı artırmak ve Serebral Palsi ile yaşayan bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları ihtiyaçlara dikkat çekmek açısından önemli bir gün. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı olarak 54 yıldır çocuklarımızın ve ailelerimizin eğitim, rehabilitasyon ve sosyal yaşama katılım süreçlerini desteklemek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu anlayışla, LC Waikiki ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kapsamında çocuklarımızın farklı ihtiyaçlarını gözeten ve günlük yaşamlarını kolaylaştırmayı amaçlayan bir kreasyonun hayata geçirilmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Kapsayıcı tasarım anlayışının yaygınlaşmasının, çocuklarımızın daha bağımsız ve eşit bir yaşam sürmelerine katkı sağlayacağına inanıyoruz. 6 Ekim Dünya Serebral Palsi Günü’nde bu önemli konuda farkındalık yaratmaya katkı sunan LC Waikiki’ye teşekkür ediyoruz.”

Yaklaşık 35 parçadan oluşan ve 2-14 yaş grubuna yönelik hazırlanan LCW Limitless Çocuk Koleksiyonunda kolları açılabilen kapüşonlu hırkalar, bacakların yanında çıt çıt detayları bulunan eşofmanlar ile rahatlıkla giyilebilen tişört ve pantolonlar, kullanım pratikliği sunacak şekilde yer alıyor. Bazı ürünlerdeki özel açıklıklar PEG ve beslenme tüpleri, kateter ve oksijen ekipmanları gibi günlük yaşamda kullanılan desteklere erişimi kolaylaştırırken AFO çorapları ortezin sert yüzeyinin cilde temasını önleyecek ve kullanım sırasında oluşabilecek sürtünmeye dayanacak şekilde tasarlandı. Koleksiyonda yer alan ayakkabılarda bağcık yatağında bulunan boydan boya uygulanmış gizli cırt cırt bölümü kolayca açma kapama fonksiyonelliği ile giyim sırasında rahatlık sağlıyor. Daha yumuşak ve nefes alabilir malzemelerin kullanıldığı ayakkabılarla konforlu ayakkabı ihtiyacının karşılanması hedefleniyor.

Sinoz’la Günün İzlerini Geride Bırak, Makyajını Nazikçe Temizle

Sinoz’un Yeni Hydrapro Micellar Suyu ile makyajını nazikçe temizle, cildinin nemini destekle.

Gün boyunca ciltte yalnızca makyaj değil güneş kremi, fazla yağ, kir ve günün koşturmacasından kalan izler de birikiyor. Günün sonunda tüm bunları geride bırakmak ise cilt bakım rutininin ilk adımını atmanın yanı sıra, günün temposundan uzaklaşıp kendine ayırdığın küçük bir ana dönüşüyor.

Cilt bakımını, cildin ihtiyaçlarını anlayan doğru ve sade adımlarla buluşturmayı odağına alan Sinoz, yeni Hydrapro Micellar Water Hassas Ciltler İçin Nemlendirici Makyaj Temizleme Suyu ile günün izlerini geride bırakmaya yardımcı oluyor. Hassas ciltlerin ihtiyaçları gözetilerek geliştirilen ürün, makyajı cildi kurutmadan nazikçe temizlerken cildin nemini destekliyor.

Temizlik, Cilt Bakımının İlk Adımı

micellar hydrapro 2

İyi bir cilt bakım rutini temiz bir ciltle başlıyor. Özellikle hassas ciltlerde ise etkili bir temizlik kadar, cildin doğal nem dengesini gözetmek ve temizlik sonrasında oluşabilecek kuruluk ve gerginlik hissini azaltmak da önem taşıyor. Sinoz Hydrapro Micellar Water tüm yüz makyajını cildi kurutmadan nazikçe temizlerken Aloe Vera, Maris Aqua, Pantenol ve Hyalüronik Asit içeren formülüyle cildin nem dengesini destekliyor. Cildin nemini gün boyu korumaya yardımcı olan ürün, temizlik sonrasında cildin daha yumuşak, ferah ve konforlu hissedilmesine katkı sağlıyor.

Suya ihtiyaç duymadan cilt temizliği sağlayan Hydrapro Micellar Water, yüz, göz ve dudak bölgesinde kullanılabiliyor. Durulama gerektirmeyen yapısıyla günlük cilt bakım rutinine kolayca dahil olan ürün, günün sonunda cildi arındırırken bir sonraki bakım adımlarına da hazırlıyor.

Hassas Cildin İhtiyacını Gözeten İçerikler


Hydrapro Micellar Water’ın formülünde yer alan Aloe Vera, cildin nemlendirilmesine ve yatıştırılmasına yardımcı olurken ferah bir his sağlıyor. Mineral açısından zengin Maris Aqua, cildin nem dengesinin korunmasını destekliyor. Pantenol, nem tutucu özelliğiyle cildin yumuşak ve pürüzsüz hissedilmesine katkı sağlarken; Hyalüronik Asit cildin nemini korumaya, daha dolgun ve esnek bir görünümün desteklenmesine yardımcı oluyor.

Günün İzlerini Geride Bırak

micellar hydrapro


Pamuk yardımıyla yüz, göz ve dudak bölgesine nazikçe uygulanan Sinoz Hydrapro Micellar Water, günlük kullanıma ve hassas ciltlere uygun yapısıyla temizliği yalnızca makyajı çıkarmaktan ibaret bir adım olmaktan çıkarıyor. Günün cildinde bıraktığı izleri geride bırakırken cildin nem ihtiyacını da gözeten Hydrapro Micellar Water, makyaj temizleme, arınma ve nem desteğini tek adımda buluşturuyor. Böylece günün sonunda cilde yalnızca temiz bir başlangıç değil, kendine ayırdığın küçük bir bakım anı da sunuyor.

Sinoz Kozmetik: 2008 yılından bu yana dermokozmetik alanında faaliyet gösteren SİNOZ, Türkiye’de doğan ve yurt dışında da büyümesini sürdüren bir marka olarak, uzman AR-GE ekibi tarafından geliştirilen formülleri kendi üretim tesislerinde yüksek performanslı ürünlere dönüştürüyor. Temiz içerik anlayışı, PETA onaylı hayvanlar üzerinde test yapılmayan üretim yaklaşımı ve müşteri memnuniyetine verdiği önemle öne çıkıyor.

CarrefourSA’dan Rekabet Gücünü Artıracak İki Stratejik Atama 

CarrefourSA, satın alma sonrası yeni dönem hedefleri doğrultusunda, perakende ve teknoloji alanlarında uluslararası deneyime sahip iki önemli ismi üst yönetimine kattı. Kategori ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı (CCO) olarak atanan Hamit Baykal ile Dijital Teknolojiler Genel Müdür Yardımcısı (CTO) olarak atanan İsmet Öker, şirketin müşteriye sunduğu değeri artırma, dijital yetkinliklerini geliştirme ve rekabet gücünü yükseltme hedeflerine katkı sağlayacak.

CarrefourSA’da Kategori ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcılığı (CCO) görevine Hamit Baykal, Dijital Teknolojiler Genel Müdür Yardımcılığı (CTO) görevine ise İsmet Öker getirildi. Perakende sektöründe 20 yılı aşkın deneyime sahip Hamit Baykal, CarrefourSA’nın kategori yönetimi ve pazarlama süreçlerine liderlik edecek. Teknoloji alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip İsmet Öker ise CarrefourSA’nın teknoloji stratejilerine ve ekiplerine liderlik edecek.

“Ekibimizi deneyimli isimlerle güçlendiriyoruz”

CarrefourSA CEO’su Hatice Evren, yapılan atamaların şirketin ticari ve teknolojik dönüşümünü güçlendireceğini belirterek, “Yeni dönemde CarrefourSA’yı, müşteriye sunduğu değer ve alışveriş deneyimiyle fark yaratan, rekabette daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyoruz. Bu hedefi gerçekleştirmek için yetenek havuzumuzu güçlendiriyor, farklı pazarlarda önemli sorumluluklar üstlenmiş liderleri ekibimize katıyoruz. Hamit Baykal, 20 yılı aşkın perakende deneyimiyle kategori yönetiminden uluslararası pazarlara uzanan geniş bir birikime sahip. Bu deneyimin, ürün çeşitliliğimizi ve müşterilerimize sunduğumuz değeri daha da ileri taşıyacağına inanıyoruz. İsmet Öker ise farklı pazarlarda mühendislik ekiplerine liderlik etmiş, perakendenin dijital dönüşümünü yakından yönetmiş güçlü bir teknoloji lideri. Onun deneyimi de teknoloji stratejimizi ve dijital yetkinliklerimizi geliştirmemizde önemli rol oynayacak. Her iki yöneticimize de yeni görevlerinde başarılar diliyorum” dedi.

Hamit Baykal, müşteri beklentilerini merkeze alan, kategori ve pazarlama yetkinliklerini tek bir stratejik çatıda buluşturan dinamik bir yapı hedefliyor. Kategori yönetimi ve pazarlama alanındaki birikimiyle markanın ürün çeşitliliğini zenginleştirmeye odaklanan Baykal, müşteri değer önerisini güçlendirerek yakalanan ticari fırsatları sürdürülebilir bir büyümeye dönüştürmeyi amaçlıyor. İsmet Öker ise, CarrefourSA’yı yeni nesil bir perakende şirketine dönüştürme vizyonuyla; veriyi karar süreçlerinin, yapay zekâyı operasyonun merkezinde ölçekleyerek teknolojiyi e-ticaret büyümesinin ve kârlılığın motoru haline getirmeyi hedefliyor.

Adidas’ın İkonik Üç Çizgisi İçin Yeni Hukuk Mücadelesi

Adidas, Avustralyalı genç moda markası White Fox’a üç çizgili tasarımlarının kendi tescilli marka unsurlarına “büyük ölçüde aynı veya aldatıcı biçimde benzer” olduğu gerekçesiyle dava açtı. Federal Court of Australia’ya taşınan davada Adidas, White Fox’un belirli ürünlerinin satışının durdurulmasını, elde edilen kârın ve zararların karşılanmasını talep ediyor. Dava ilk olarak eylül ayında açılırken, şirketin iddiaları 1 Ekim’de güncellendi.

Üç Çizgi Artık Sadece Bir Tasarım Değil

adidas 2

Adidas’ın üç çizgisi, markanın ürünlerinden bağımsız olarak tanınabilen en güçlü görsel kimlik unsurlarından biri haline gelmiş durumda. Şirketin White Fox’a yönelik hamlesi de bu nedenle yalnızca iki ürün arasındaki tasarım benzerliği tartışması olarak değerlendirilmiyor; bir markanın yıllar içinde oluşturduğu görsel kodların ne ölçüde korunabileceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

Adidas’ın bu alandaki yaklaşımı yeni değil. Şirket, 1995–2008 yılları arasında yalnızca ABD’de üç çizgi markasıyla bağlantılı 325’ten fazla ihlal vakasının peşine düştüğünü, bunların 35’inin dava ve 45’inin uzlaşmayla sonuçlandığını daha önce mahkeme dosyalarında belirtmişti. Avustralya’da da Pacific Brands ile dört çizgili ayakkabı tasarımları üzerinden yaşanan davada, mahkeme bazı ürünleri tüketicide oluşan genel benzerlik ve karışıklık ihtimali üzerinden ihlal olarak değerlendirmiş, bazı ürünlerde ise bu sonuca ulaşmamıştı.

Bu noktada tasarım ile marka kimliği arasındaki sınır önem kazanıyor. Tek başına çizgi kullanmak elbette bir markanın tekelinde değil; ancak belirli bir çizgi düzeninin renk, konumlandırma, ürün kategorisi ve genel görsel algıyla birlikte tüketicide belirli bir marka çağrışımı yaratması, hukuki değerlendirmeyi farklı bir zemine taşıyabiliyor.

Marka Varlığı Ürünle Birlikte Yaşamaya Devam Ediyor

White Fox davası, Adidas’ın geçmişte Thom Browne gibi farklı markalarla yaşadığı çizgi tartışmalarının da devamı niteliğinde. Thom Browne davasında ise 2023’te jüri markanın Adidas’ın üç çizgili markasını ihlal etmediğine karar vermiş, karar daha sonra temyiz aşamasında da korunmuştu. Mahkeme, iki tasarım arasındaki benzerliğin tek başına yeterli olmadığını ve tüketici karışıklığının da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştu.

Perakende ve moda markaları açısından burada daha geniş bir stratejik konu bulunuyor. Bir logonun veya sembolün marka varlığı haline gelmesi yalnızca onu ürün üzerinde kullanmakla sınırlı değil; yıllar boyunca yapılan iletişim, ürün tasarımı, mağaza deneyimi ve tüketici alışkanlığı bu görsel kodun değerini oluşturuyor. Bu nedenle güçlü markalar için fikri mülkiyet yönetimi, hukuk departmanının takip ettiği teknik bir konu olmaktan çıkarak marka stratejisinin ve uzun vadeli değer yaratmanın bir parçasına dönüşüyor.

Adidas’ın White Fox’a açtığı dava henüz sonuçlanmış değil ve White Fox da kamuya açık bir açıklama yapmış değil. Dolayısıyla ürünlerin hukuken ihlal oluşturduğuna dair kesin bir sonuca varmak için erken. Ancak dava, moda sektöründe markaların kendilerini farklılaştıran görsel unsurları koruma konusundaki hassasiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

Adidas’ın üç çizgi mücadelesi, güçlü bir marka kimliğinin yalnızca tüketicinin zihninde değil, ürün tasarımından fikri mülkiyet stratejisine kadar şirketin tüm yapısında korunması gereken bir varlık olduğunu gösteriyor.

So CHIC, “Laboratuvar Pırlantası” Koleksiyonunu Sektörle Buluşturdu

Mücevher dünyasında yenilikçi tasarımlarıyla fark yaratan So CHIC, 30 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen 60. İstanbul Jewelry Show’da yüzlerce yeni tasarımını sektör profesyonelleriyle buluşturdu. Genişleyen Laboratuvar Pırlantası koleksiyonundaki yeni modelleriyle fuarda yerini alan marka, koleksiyonun yanı sıra perakende kuyumcularına yönelik yeni corner modelini de sektör profesyonellerinin beğenisine sundu.

So CHIC, her yıl olduğu gibi bu yıl da 30 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleşen 60. IJS İstanbul Jewelry Show boyunca birçok yeni modelini sektör profesyonelleriyle buluşturdu. Markanın tasarımlarının yanı sıra genişleyen Laboratuvar Pırlantası koleksiyonunda yer alan farklı modelleri de fuar ziyaretçilerinin beğenisine sundu.

Laboratuvar Pırlantası koleksiyonuna yeni iş birliği modeli

1791276807 so chic 3

Laboratuvar Pırlantası koleksiyonunu farklı satış noktalarında tüketiciyle buluşturan So CHIC, 60. IJS kapsamında perakende kuyumculara yönelik corner modelini de tanıttı. Bu model kapsamında So CHIC Laboratuvar Pırlantası koleksiyonunu mağazasında satışa sunmak isteyen kuyumcular, markaya özel tasarlanan displayler aracılığıyla koleksiyonu müşterileriyle buluşturabilecek.

So CHIC’in güçlü mağazacılık deneyimini seçkin kuyumcuların satış noktalarına taşıyacak bu modelle, Laboratuvar Pırlantası koleksiyonunun daha fazla noktada tüketiciyle buluşması ve yeni iş birliklerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Marka, fuar süresince corner modeliyle ilgilenen kuyumcularla bir araya gelerek iş birliği fırsatlarını değerlendirdi.

1791276813 so chic y net m kurulu ba kani hakan sezg n

So CHIC Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sezgin, fuar süresince Laboratuvar Pırlantası kategorisine yönelik değerlendirmelerde bulunarak, kategorinin tüketici tarafındaki karşılığının giderek güçlendiğine dikkat çekti. Sezgin, “Laboratuvar Pırlantası, mücevher sektöründe artık yalnızca yeni bir ürün kategorisi olarak değil, tüketicinin mücevhere bakışını dönüştüren önemli bir alan olarak öne çıkıyor. Biz de So CHIC olarak bu kategorideki gelişimi yakından takip ediyor, tasarım ve mağazacılık deneyimimizi Laboratuvar Pırlantası alanındaki uzmanlığımızla bir araya getiriyoruz. 60. İstanbul Jewelry Show’da koleksiyonumuza ve yeni corner modelimize gösterilen ilgi, bu alandaki çalışmalarımızın doğru bir karşılık bulduğunu gösterdi. Önümüzdeki dönemde Laboratuvar Pırlantası koleksiyonumuzu daha fazla noktada tüketiciyle buluşturarak bu alandaki anlayışımızı güçlendirmeye devam edeceğiz.” dedi.