Haziran ayının sonlarına yaklaşırken, perakendenin yaz yoğunlukları da devam ediyor. Yılın ikinci yarısında ilk yarısından daha zorlu bir sektörel beklenti hakim. Dileyelim ki çok daha iyi olsun…
Mağaza yatırımları tarafındaki ivmede her ne kadar bir düşüş gözlemlense de, sektör yatırımları devam ediyor.
Dünya genelinde e-ticaretteki hızlı yükselişiyle dikkat çeken Çin merkezli TEMU, Türkiye pazarına güçlü bir giriş yaptı. “Artık Türkiye’deyiz” sloganıyla başlatılan lansman kampanyasıyla birlikte şirket, İstanbul’daki operasyon üssü üzerinden Türkiye içi teslimat modeline geçti ve “1 iş gününde teslimat” hizmetini devreye aldı.
TEMU, İstanbul’da kurduğu operasyon merkeziyle birlikte Türkiye içinde lokal depo sistemine geçti. Böylece siparişler artık doğrudan Türkiye’den gönderiliyor. Bu adım sadece teslimat sürelerini ciddi şekilde kısaltmakla kalmıyor; aynı zamanda gümrük vergilerinden doğan maliyetleri de azaltarak fiyat rekabetinde avantaj sağlıyor.
Şirketin Türkiye’ye özel yerelleşme stratejileri lojistikle sınırlı değil. 2024’ün son çeyreğinden itibaren TEMU, ödeme ve faturalandırma süreçlerini de Türkiye’ye taşıdı. Artık kullanıcılar, İrlanda merkezli sistem yerine Türkiye’de kurulan şirket üzerinden ödeme yapıyor ve alışverişlerine dair faturaları yine yerel sistem üzerinden alıyor. Bu da hem işlem hızını artırıyor hem de şeffaflığı güçlendiriyor.
Pazara giriş sürecini agresif kampanyalarla destekleyen TEMU, ilk siparişte ücretsiz kargo ve indirim gibi teklifler sunarken; mobil uygulaması ve sosyal medya kanalları üzerinden “Türkiye’deyiz” temalı tanıtımlarla geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.
TEMU’nun Türkiye pazarına adımı, yalnızca yeni bir oyuncunun sahaya çıkışı anlamına gelmiyor. “1 iş gününde teslimat”, yerel ödeme ve faturalandırma sistemleri ve agresif fiyatlandırma gibi unsurlar; hem mevcut pazaryerleri için yeni bir rekabet baskısı yaratıyor hem de tüketici tarafında beklentileri yeniden şekillendiriyor. Bu gelişme, global oyuncular için yalnızca dijital değil, operasyonel olarak da lokalize olmanın kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Aynı zamanda pazarlama dünyasında hız, maliyet ve güven üçgeninde yepyeni bir yarışın başladığına işaret ediyor.
TAB Gıda, 2025 yılında 180’den fazla yeni restoran açmayı ve sistem genelinde 5 bin kişiye doğrudan istihdam yaratmayı hedefliyor. Şirket, tedarikçileri, iş ortakları ve çalışanlarının aileleriyle birlikte dolaylı olarak 150 bin kişinin hayatına dokunacak.
TAB Gıda, 2025 yılında da sürdürülebilir büyümesine devam ediyor. Franchise yatırımcılarına sunduğu cazip fırsatlar ve gıda işletmeciliği konusundaki ihtiyaçlarının tamamına yakınını kendi bünyesinde çözebilen benzersiz ekosistemin desteğiyle faaliyetlerine devam eden şirket, bu yıl içinde 180’den fazla yeni restoran açmayı ve yaklaşık 5 bin kişiye istihdam sağlamayı hedefliyor.
Restoran ağını genişletme konusundaki istikrarlı duruşunu sürdüren TAB Gıda, yalnızca 2024 yılı içinde neredeyse her iş gününde bir restoran açarak 7 markasıyla beraber restoran sayısını 1.830’a taşıdı. Franchise restoranların toplam portföy içindeki payı %45’e ulaşırken; şirket, dengeli büyüme stratejisiyle operasyonel verimliliğini artırdı, sektördeki liderliğini ise daha da sağlamlaştırdı.
Dijital dönüşüm, operasyonel mükemmellik ve şeffaf iletişim odağındaki stratejileriyle büyümeye devam eden TAB Gıda, yılda ortalama 350 milyon müşteriye hizmet sunuyor.
“30 yılı aşkın tecrübe ile lezzeti geleceğe taşıyoruz”
TAB Gıda Co-CEO’su Özgür Çetinkaya, “TAB Gıda olarak kuruluşumuzdan bu yana yerli bilgi birikimimiz, güçlü lojistik ağımız, Ar-Ge ve teknolojiye yaptığımız yatırımlarla yeme-içme sektöründe öncü bir rol üstleniyoruz. 30 yılı aşkın süredir müşterilerimizi hem dünyaca ünlü markalarla hem de yerel damak zevkine hitap eden yeni tatlarla buluşturuyoruz. Burger King ile başlayan yolculuğumuz, zamanla bünyemize kattığımız Sbarro, Popeyes, Arby’s ve Subway gibi global markaların yanı sıra, kendi yarattığımız Usta Dönerci ve Usta Pideci markaları ile daha da zenginleşti. Menü mühendisliği yaklaşımıyla sürekli yenilediğimiz ürünlerimiz sayesinde, Türkiye’deki mutfak tercihinin yaklaşık yüzde 85’ine dokunuyor, her damak zevkine uygun seçenekler sunuyoruz.”
“TAB Gıda olarak sürdürülebilir büyümemizi, operasyonel gücümüze ve entegre yapımızın sağladığı sinerjiye borçluyuz. Çatı şirketimiz TFI TAB Gıda Yatırımlarının güçlü altyapısı sayesinde kırmızı et, yeşillik, ekmek ve patates gibi temel hammaddeleri kendi sistemimiz içinde üretebiliyor; dijitalleşme, lojistik ve tedarik zinciri yönetimi gibi stratejik alanlarda sektöre örnek teşkil eden uygulamaları hayata geçirebiliyoruz. Bu yapı, Franchise yatırımcılarımıza sadece güvenli bir iş ortaklığı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kârlı ve sürdürülebilir büyüme fırsatları da yaratıyor. Markalarımıza yatırım yapmak isteyen girişimcilere; operasyonel bilgi birikimimiz, pazarlama desteğimiz ve güçlü satın alma ağımızla değer katmaya devam ediyoruz. 2025 yılında da Türkiye’nin dört bir yanında hizmet kalitemizi artıracak yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz.”
“Sürdürülebilirlik ilkelerimiz, dijital dönüşüm vizyonumuz ve insan odaklı çalışma anlayışımızla büyümeye devam edeceğiz”
“Yeni yatırımlar planlarken yalnızca büyüme rakamlarına değil, bu büyümeyi nasıl daha akıllı, verimli ve sürdürülebilir kılabileceğimize odaklanıyoruz” diyen Özgür Çetinkaya, “Bu anlayış doğrultusunda, 2025 yılı sonuna kadar 180’den fazla yeni restoran açmayı ve 5 bin kişiye doğrudan istihdam sağlamayı hedefliyoruz. Operasyonel ağımızı 2024 yılında olduğu gibi, 7 markamızla yüzde 10’un üzerinde genişletmeyi öngörürken, dijital satış kanallarının toplam gelirimiz içindeki payını artırmak da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Teknoloji yatırımlarımız sayesinde restoran yönetiminde verimliliği artırıyor, müşteri memnuniyetini sürekli olarak yukarı taşıyoruz. Robot destekli hizmet çözümleri, gelişmiş iş gücü yönetim sistemleri ve kişiselleştirilmiş müşteri deneyimlerine yönelik dijital uygulamalarla, sektördeki lider konumumuzu sadece korumakla kalmıyor; hizmet kalitemizi geleceğe taşıyoruz. Tüm bu büyümeyi sürdürülebilirlik ilkelerimiz, dijital dönüşüm vizyonumuz ve insan odaklı çalışma anlayışımızla birlikte gerçekleştiriyoruz. TAB Gıda ailesi olarak yön verdiğimiz bu ekosistemin her adımında insan, kalite ve inovasyon odaklı yönetim anlayışından ödün vermeden ilerlemeye devam edeceğiz.”
Güçlü altyapısı, yerli üretim kabiliyeti ve yaygın restoran ağıyla TAB Gıda hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda öncü adımlar atmaya devam ediyor. Yeni yatırımlar, şirketin hem ekonomik katma değer yaratma hem de sosyal etki sağlama vizyonunu yansıtan önemli adımlar olarak öne çıkıyor.
34 yıllık geçmişi, 12 milyon adetlik üretim kapasitesi ve 700 çalışanıyla sektörde önemli bir yere sahip olan YFA Tekstil iflas etti. Şirketin tasfiye süreci resmen başladı.
Türk tekstil sektörünün en köklü üreticilerinden biri olan YFA Tekstil, ekonomik zorluklara daha fazla dayanamayarak faaliyetlerine son verdi. İstanbul merkezli şirket için Bakırköy 1. İcra ve İflas Müdürlüğü, 15 Haziran 2025 tarihli kararıyla iflas sürecini başlattı. Dosya No: 2025/43 ile açılan dosyada tasfiye işlemleri resmen yürürlüğe girdi.
YFA Tekstil, başta Avrupa pazarı olmak üzere birçok ülkeye ihracat yapıyor ve dünya çapında tanınan markalara üretim gerçekleştiriyordu.
Üretim yaptığı markalar arasında Zara, Mango, Oysho, Pull&Bear, Guess, s.Oliver, Fila, Next, Tamaris, LPP, Miroglio gibi markalar yer alıyordu.
30 Bin m² Tesis, 12 Milyon Adet Üretim Kapasitesi
İstanbul’da 30 bin metrekarelik alanda faaliyet gösteren YFA Tekstil, aylık 1 milyon adedin üzerinde örme ürün üretimi yapıyordu.
Yıllık üretim kapasitesi 12 milyon parça olan şirket, sektörde yüksek hacimli üretim yapan sayılı firmalardan biriydi.
Tasfiye Süreci Başladı
İflas kararının ardından şirketin tüm varlıkları tasfiye sürecine alındı:
Tesis ve taşınmazlar
Stoklar ve makineler
Tedarikçi borçları ve çalışan alacakları
Tüm bu kalemler iflas masası tarafından değerlendirilecek. Yaklaşık 700 çalışanın da sürece dahil olduğu bildirildi.
Luckin Coffee ve Cotti Coffee gibi Çin’li kahve devleri, Çin’de Starbucks’ı geride bırakmalarının ardından şimdi gözlerini Amerika’ya çevirdi. Düşük fiyatlı ve yenilikçi kahve konsepti, New York’ta nasıl karşılanacak?
Dünyanın en rekabetçi perakende pazarlarından biri olan New York, şimdi Çinli kahve devlerinin yeni sınav alanı. Çin’in en büyük kahve zinciri Luckin Coffee, New York’un en sembolik bölgelerinden biri olan Lower Manhattan’da ilk mağazasını açmaya hazırlanıyor. Hemen ardından, rakibi Cotti Coffee de Brooklyn ve Manhattan’da mağaza açarak rekabeti kızıştırdı.
Çin’de Başlayan, Dünyaya Yayılan Bir Dönüşüm
Luckin Coffee, kısa süre önceye kadar bir skandalla anılıyordu. 2020’de Nasdaq’tan çıkarılmasına neden olan muhasebe skandalı, şirketin sonunu getireceği düşünülürken; dijital sipariş altyapısı, yaratıcı ürünler ve agresif fiyat rekabetiylemarkayı yeniden zirveye taşıdı.
Şu anda Çin’de Starbucks’ın iki katından fazla şubeye sahip.
2023’te ünlü içkili latte’siyle ilk gün 5,4 milyon bardak satıp 13,7 milyon dolar ciro yaptı.
2024’te 119 yeni ürün lanse etti.
Siparişlerin tamamı WeChat gibi yerel uygulamalar üzerinden veriliyor.
“Back to Basics” Değil: “Back to Price Wars”
Cotti Coffee de Luckin’in eski yöneticileri tarafından kuruldu ve benzer bir stratejiyle büyüyor. ABD pazarına girerken de alışılmışın dışında yollar izleniyor:
İlk kez uygulamayı indiren müşterilere 0.99 dolarlık kahve promosyonları sunuluyor.
Tat profilleri, kahve ile bubble tea arasındaki çizgiyi bulanıklaştıracak kadar farklı.
Fiyatlar hâlâ Starbucks’tan ucuz olacak ancak Çin’deki fark kadar derin olmayacak.
New York Testi: Kahve Zincirleri için Kalabalık Ama Zor Bir Pazar
Bernstein Kıdemli Analisti Danilo Gargiulo, New York’u “kültürel anlamda en zorlu ama en doğru test pazarı” olarak tanımlıyor.
Çeşitliliği ve genç tüketici kitlesiyle ilgi çekici olsa da, yoğun rekabet ve yüksek operasyon maliyetleri Çinli markaların alışık olduğu modelle tam örtüşmeyebilir.
Starbucks, satışları canlandırmak için başlattığı “Back to Starbucks” dönüşüm stratejisinin ikinci aşamasına geçti. Bu kez odakta mağaza çalışanları var.
Amerika’nın Las Vegas şehrinde düzenlenen Starbucks Leadership Experience 2025 etkinliği, markanın sadece müşteri değil çalışan memnuniyeti ekseninde de bir değişim süreci başlattığını gösterdi. CEO Brian Niccol, “Back to Starbucks” stratejisinin yalnızca yatırımcılara değil, çalışanlara da güven aşılaması gerektiğini belirtti. Ve bunun ilk adımı, mağaza yöneticilerine daha fazla söz hakkı tanımak oldu.
Starbucks Nereye Geri Dönüyor?
Niccol’un şirketin kültürel kodlarına geri dönme çağrısı, yalnızca bir pazarlama hamlesi değil. Mobil siparişlerin yükselmesiyle birlikte, Starbucks mağazalarının bir zamanların sosyal buluşma alanı olma kimliğini kaybettiği görülüyor.
Son yıllarda mağazalardan 30.000’den fazla oturma alanı kaldırılmıştı. Bu karar, hem müşterileri hem çalışanları rahatsız etmişti.
Niccol, mağaza yöneticilerinden gelen talep doğrultusunda, oturma alanlarının yeniden ekleneceğini açıkladı ve büyük alkış aldı.
Çalışanlara Yetki, Yöneticilere Gelecek Vaat Ediliyor
Marka, 14.000’den fazla mağaza yöneticisinin katıldığı etkinlikte önemli bir kültürel dönüşüm mesajı verdi:
“Kahve, topluluk ve fırsat… Tüm iyi şeyler bu üçlüyle başlar,” diyen Niccol, mağaza yöneticilerini Starbucks’ın yeniden doğuşunun merkezine yerleştirdi.
Yeni dönemde:
Her mağazaya tam zamanlı bir yardımcı müdür atanacak.
Yönetici pozisyonlarının %90’ı iç terfiyle doldurulacak.
Yeni ürünler öncelikle 5 mağazada test edilecek; baristaların geri bildirimleriyle geliştirilecek.
Yöneticiler, kendi mağazalarının personel ihtiyacını daha fazla belirleyebilecek.
Sendika Baskısına Karşı Yumuşak Güç Stratejisi
Starbucks, Amerika’da son yıllarda hız kazanan sendikalaşma dalgasıyla da mücadele ediyor. Çalışanlar, uzun süredir vardiya saatleri ve iş yükü konusunda şikâyetçi.
Yeni yönetim bu konuda daha katılımcı bir model benimsemeye hazırlanıyor:
“Green Apron” adlı yeni vardiya modeli, yaz sonuna kadar yaygınlaştırılacak ve küresele yayılacak.
Bu model, hizmet sürelerini kısaltarak müşteri memnuniyetini artırmayı ve personel yükünü dengelemeyi hedefliyor.
Perakende sektörü, yapay zekâyı (AI) benimseme konusunda istekli ancak henüz bu teknolojiyi ölçeklendirme aşamasında ciddi zorluklar yaşıyor.
Generatif AI’dan agentic AI’a kadar uzanan pek çok uygulama, sektörün gündemini belirledi. Ancak tam da bu yoğun ilginin ortasında, şirketlerde “yapay zeka yorgunluğu” baş gösteriyor olabilir.
Projeler Başladı, Yarısı Yolda Kaldı
Fortune’un aktardığına göre, S&P Global Market Intelligence verileri yapay zekâya dair önemli bir çelişkiye işaret ediyor:
2024 yılında şirketlerin yalnızca %17’si yapay zekâ projelerini iptal etmişken, bu oran 2025’te %42’ye yükseldi. Hatta ortalama bir şirket, başlattığı yapay zekâ projelerinin %46’sını tamamlamadan iptal etmiş durumda.
Bu veriler ışığında, sadece teknolojiye odaklanarak başlatılan projelerin uzun ömürlü olamayacağı netleşiyor.
Yapay Zeka Yorgunluğu Gerçek mi?
Quantum Workplace tarafından yapılan bir başka araştırma, iş süreçlerinde sık sık yapay zekâ kullanan çalışanların %45’inin daha yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadığını ortaya koydu. Hiç kullanmayanlarda bu oran %35. Bu da teknolojiye entegrasyonun sadece araç değil, kültürel bir dönüşüm gerektirdiğini gösteriyor.
West Monroe danışmanlık şirketinden Erik Brown, bu yorgunluğun bir kısmını “moda teknolojilere karşı doğal bir tepki” olarak yorumluyor:
“Sürekli yapay zekâ konuşulması bir noktada bıkkınlık yaratıyor. Üstelik çoğu zaman önce teknoloji konuşuluyor, sonra iş değeri düşünülüyor. Bu da başarısızlığı beraberinde getiriyor.”
Büyük Şirketler de Yavaşladı
Fintek firması Ramp’in yayımladığı veriler, ABD’deki AI ürünlerinin kurumsal kullanımı açısından çarpıcı bir trendi gösteriyor. 10 ay süren artışın ardından, Mayıs 2025’te AI kullanım oranı durağanlaştı.
Büyük şirketlerde kullanım oranı: %49
Orta ölçekli şirketlerde: %44
Küçük işletmelerde: %37
TechCrunch editörlerinden Kyle Wiggers, bu verilerin “AI’nin sınırlarının farkına varan bir iş dünyasını” yansıttığını ifade ediyor.
Perakendede Neden Ölçeklenemiyor?
Google Cloud ile düzenlenen bir perakende yuvarlak masa toplantısına dayanan Valtech blog yazısında ise perakende sektörünün AI konusundaki en büyük sorunları net bir şekilde sıralanıyor:
Net Sahiplik EksikliğiYapay zekâ projeleri genellikle teknoloji ekiplerinde başlatılıyor ama işi sahiplenip uçtan uca yürütecek bir iş lideri eksik oluyor.
Tekrarlanabilirlik SorunuPilot projeler umut verici sonuçlar sunsa da, ölçeklenebilir yapılar tasarlanmadığı için sürdürülebilir olmuyor.
Belirsiz Başarı KriterleriProjelerde anlamlı geri bildirim mekanizmaları kurulmadığı için, veriye dayalı gelişim sağlanamıyor ve motivasyon azalıyor.
Valtech Perakende Portföy Direktörü Matt Hildon bu durumu şöyle özetliyor: “Teknoloji hazır. Hazır olmayan iş süreçleri ve organizasyonel yapılar.”
Teknoloji Değil, Organizasyon Engel
Perakendede yapay zekâ, sadece bir yazılım yatırımı değil, kültürel ve yönetsel bir dönüşüm gerektiriyor. Şirketler, teknolojinin ötesine geçip AI’yi iş hedefleriyle entegre edebilecek stratejik bir yaklaşıma geçmedikçe, projeler yolda kalmaya devam edecek.
Sektörde “görünmeyeni görünür kılmak” mottosuyla yola çıkan Sayiyo, mağaza içi verimlilikten müşteri deneyimine kadar birçok alanda perakendenin dijitalleşmesine katkı sağlıyor. Kamera kullanmadan çalışan kişi sayım teknolojileriyle fark yaratan girişimin arkasında, güçlü bir mühendislik vizyonu ve sahadan gelen pratik bir birikim var.
Sayiyo İş Geliştirme Lideri Beste Karaca ile Sayiyo’nun teknoloji altyapısını, mağazacılıkta dijital dönüşüme bakışlarını ve perakende sektörüne sundukları çözümleri konuştuk.
Sayiyo ismiyle oldukça dinamik bir izlenim bırakıyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Sayiyo’nun hikâyesi nasıl başladı?
sayiyo i̇ş geliştirme lideri beste karaca: “mağazalarda görünmeyeni görünür kılıyoruz.” 27
Sayiyo, ihtiyaçtan doğmuş bir hikâye. Biz, sektörün gerçek ihtiyaçlarını sahadan dinleyerek bu ihtiyaçlara çözüm üreten bir yapı kurduk. Sayiyo’nun yolculuğu kişi sayımıyla başladı ve zamanla akıllı mağaza altyapısına evrildi.
İlk çıkış noktamız, sektörde sıkça karşılaşılan doğruluk oranı sorunları ve KVKK uyumluluğu konusuydu. Bu sorunlara çözüm getirmek amacıyla, kamera teknolojisi kullanmadan çalışan Sayiyo kişi sayım cihazlarını geliştirdik. Böylece hem yüksek doğruluk oranı elde ettik hem de tamamen KVKK uyumlu, gizliliğe duyarlı bir sistem ortaya koyduk.
Ardından, müşteri deneyimini ölçümleyen ve mağaza analitiğini derinleştiren yeni ürünler geliştirerek Sayiyo’nun ürün ailesini genişlettik. Bugün kişi sayımı, platformun sadece %10’unu oluşturuyor. Perakende sektöründe daha önce denenmemiş 8 farklı ihtiyaca çözüm sunan 8 ayrı IoT modülümüzü, her ay birini paylaşacak şekilde firmaların kullanımına sunmaya başlıyoruz.
Sayiyo, yalnızca kişi sayımı değil; mağazaların operasyonel verimliliğini ve müşteri deneyimini uçtan uca yöneten bir dijital platforma dönüştü.
Kamera ile kişi sayımı artık yaygın ama maliyetli ve gizlilik konusunda soru işaretleri yaratıyor. Siz kamera kullanmadan çalışan bir teknolojiyle çalışıyorsunuz. Bu fark, müşterilerinize nasıl bir avantaj ve güven sağlıyor?
Sayiyo, mmWave tabanlı bir sistemle çalıştığı için kamera kullanmaz. Bu yapı, hem kişisel gizliliğe tam uyumludur hem de operasyonel açıdan önemli bir maliyet avantajı sunar. Kapsama alanımızı genişleterek ihtiyaç duyulan cihaz sayısını azaltmayı başardık. Ayrıca mmWave teknolojisinin ışık, gölge gibi dış faktörlerden etkilenmemesi, yüksek doğruluk oranı sağlar.
Bugün birçok firma, geçmişte yaşanan tutarsız teknoloji deneyimleri nedeniyle veriye güvenmekte tereddüt yaşıyor. Sayiyo olarak bu güvensizliği ortadan kaldırıyor, güvenilir veriyle işletmeleri doğru karar almaya teşvik ediyoruz.
Bu sistemin temelinde yalnızca teknoloji değil, güçlü bir mühendislik yaklaşımı da yer alıyor. Müşterilerimizin ihtiyaçlarını doğru analiz edebilmek adına ciddi bilimsel araştırmalar ve saha tespitleri gerçekleştirdik. Bununla birlikte yalnızca teknoloji geliştirmiyor; işletme mühendisliği bakış açısıyla verimlilik, süreç iyileştirme ve operasyonel dönüşüm sağlıyoruz.
Tüm bu unsurlar, müşterilerimize yalnızca teknik anlamda değil; etik, yasal ve operasyonel düzeyde de güçlü bir güven duygusu sunuyor.
Doğruluk konusundaki hassasiyetimiz ise, Sayiyo’nun sektörde öne çıkan bir güven platformu olmasını sağladı. “Doğruluk yarışları” diyebileceğimiz test süreçlerinde elde ettiğimiz sonuçlar, sektörün en büyükleri tarafından onaylandı. Bu da bize, teknolojinin yalnızca bir araç değil, stratejik bir avantaj olduğunu gösteriyor.
Sayiyo olarak güçlü bir teknoloji altyapınız var. Bu noktada Rightyon Technology ile olan iş birliğiniz nasıl şekilleniyor? Geliştirdiğiniz sistemlerde bu iş birliği size nasıl bir avantaj sağlıyor?
Geliştirdiğimiz mimari yapı, hem Agent teknolojilerine hem de IoT tabanlı sistemlere uyumlu şekilde tasarlandı. Rightyon Technology partnerliğiyle millî donanımları yazılımlarımıza entegre ederek hem dışa bağımlılığı azaltıyor hem de veri güvenliği konusunda yüksek standartlarda çözümler sunuyoruz.
Bu iş birliği, Sayiyo’nun sadece bir yazılım platformu değil, uçtan uca yönetilebilen bir dijital mağaza altyapısı sunmasını mümkün kılıyor. Rightyon sayesinde sektörde ölçülmek istenen verileri, özel geliştirilen donanımlarla Sayiyo’ya entegre edebiliyoruz.
Sahada edindiğiniz deneyimler, Sayiyo’nun teknolojik yaklaşımına nasıl yön verdi? Sizi diğer çözümlerden ayıran en temel farklar neler?
Biz sahadan gelen bir ekip olarak, mağaza içi operasyonların görünmeyen taraflarında kaybolan ciddi değerler olduğunu biliyoruz. Raf önü verimliliği kadar, arka plan süreçlerin yönetimi de mağaza başarısını doğrudan etkiliyor.
Sayiyo’nun temel yaklaşımı, bu görünmeyen alanları görünür kılmak üzerine kurulu. Geliştirdiğimiz çözümler sayesinde sadece kaç kişi mağazaya girdiğini değil, mağaza içindeki hareketliliği, müşteri davranışlarını ve kaynak kullanımını da analiz edebiliyoruz.
Bizi farklı kılan en temel unsur, sahadaki gerçek sorunlara mühendislik ve iş zekâsı perspektifiyle yaklaşmamız. Her ürünümüzün arkasında, doğrudan mağaza yönetiminde karşılaşılan bir probleme çözüm üretme niyeti var.
Dijital dönüşüm deyince çoğu marka donanım almayı yeterli görüyor. Sizce asıl dönüşüm nerede başlıyor? Sayiyo markalara bu dönüşüm yolculuğunda en çok hangi noktada destek oluyor?
Dijital dönüşüm, donanım kurmakla değil; toplanan verileri anlamlandırmakla ve bu verilerden içgörü üretmekle başlar. Asıl dönüşüm, veriyi sadece depolamak değil, ona doğru sorular sorarak değerli hale getirmekle mümkün olur.
Sayiyo, gerçek zamanlı analiz ve yapay zekâ destekli sistemiyle, veriye dayalı karar alma kültürünü markaların merkezine yerleştiriyor. Kurduğumuz yapı sayesinde; yöneticiler yalnızca geriye dönük raporlar değil, anlık içgörülerle süreci yönlendirme imkânına sahip oluyor.
En çok destek olduğumuz alan, bu teknolojik dönüşümün stratejik karar süreçlerine entegrasyonudur. Sayiyo’yu kullanan markalar, sadece ölçüm yapan bir sistem değil, karar destek altyapısına sahip bir iş ortağı elde etmiş oluyor.
Teknolojiyi kurmak başka, sahada kullanılmasını sağlamak bambaşka. Sayiyo sistemlerini saha ekipleri ne kadar kolay benimsiyor? En çok hangi yönü kullanıcı dostu olarak öne çıkıyor?
Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, sahada kullanılmadığı sürece gerçek bir dönüşüm sağlayamaz. Bu nedenle Sayiyo’nun arayüzlerini sade, sezgisel ve kullanıcı dostu şekilde tasarladık.
Mobil uygulamamız ve web panelimiz, hem merkez ekiplerinin hem de mağaza çalışanlarının rahatlıkla erişip kullanabileceği bir yapıda çalışıyor. Tek tuşla veri takibi, rapor alımı ve anlık bildirimlerle teknolojiye adaptasyonu herkes için kolaylaştırıyoruz.
Ayrıca sistemlerimiz, hızlı kurulum ve kolay anlaşılır yapısıyla günlük operasyonlara hızla entegre edilebiliyor. Böylece tüm ekipler için verimli, pratik ve erişilebilir bir kullanım deneyimi sunuyoruz.
Türkiye’nin önde gelen müşteri teknolojileri platformlarından Hopi, 10’uncu yılına özel olarak hazırladığı “Hopi Perakende Raporu 2024” ile 19 milyon müşterisinin alışveriş alışkanlıklarını mercek altına aldı. 30 farklı sektörde 300’den fazla markanın verisiyle oluşturulan bu çalışma, bugüne kadar Türkiye’de yapılan en kapsamlı tüketici eğilimleri analizlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Hopi’nin yola “sektörünün ilk ve tek büyük veriye dayalı müşteri teknolojileri” şirketi olarak devam ettiğini belirten Hopi CEO’su, Boyner Grup Strateji ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı, aynı zamanda grubun İcra Kurulu üyesi de olan Elif Ateşok Şatıroğlu, Hopi Perakende Raporu 2024’ün tanıtıldığı toplantıda detaylı bilgiler paylaştı.
Hopi’nin 10 yıl içinde tüm kullanıcılarına toplamda 13 Milyar TL değerinde alışverişte kullanabilecekleri “Paracık” kazandırdığını belirten Şatıroğlu, Kredim firmasının altyapısıyla hayata geçirilen Şimdi Al, Sonra Öde modelini sunan “Harcamaya Hazır Limit” ürünüyle ise Ekim 2023’ten bu yana 110.000 tekil kullanıcının kredi kartsız taksitli alışveriş ve ödeme erteleme imkanından faydalandığını söyledi. Şatıroğlu, Hopi’nin 2024 yılında 5,3 milyon aktif Hopi müşterisi olduğunu, toplamda da 15,5 milyon işlem gerçekleştiğini belirtti.
Hopi CEO’su, “Hopi, pazarlama, sadakat, reklam ve ödeme teknolojilerini tek bir platformda birleştiren; büyük veriyi anlamlandırıp kullanıcıya ve markaya eşsiz bir deneyim sunan bir yapıya dönüştü.Bu yapı dünya genelinde de örneği bulunmayan bir model; bize günlük 350 bine yakın uygulama açılışı ve 150 bin işlem adedi getiriyor. Hopi artık, müşterisini tanıyan, neye ihtiyacı olduğunu bilen, alım gücünü artıran yol arkadaşı haline geldi” diye konuştu.
“Sırada parçalı hisse alarak Apple, Tesla, Google gibi teknoloji devlerine ortak olma fırsatı sunmak var”
Günümüzde markaların, devasa rekabet havuzunda kaybolmamak için daha etkili, düşük maliyetli ve hedefe odaklı çözümler aradığını kaydeden Şatıroğlu, şöyle devam etti: “Hopi’de yakın zamanda Oyak Yatırım altyapısıyla Borsa İstanbul’da hisse senedi ve fon işlemleri başlatıldı. Sırada kullanıcılarımıza Amerikan Borsalarında 1 dolardan başlayan tutarlarla parçalı hisse alarak Apple, Tesla, Google gibi teknoloji devlerine ortak olma fırsatı sunmak var. Hopi, alışverişin her aşamasında tüketicinin yanında olan, markaların doğru müşteriye iletişimi sağlayan ve büyümesini destekleyen; veriye dayalı, akıllı ve sürdürülebilir bir teknoloji ekosistemi. 10’uncu yılına özel olarak hazırlanan, tüm veri analizini sayfalara döken, markalar için bulunmaz bir rehber niteliği taşıyan Hopi Perakende Raporu da tüm sektör markaları için bir kılavuz niteliği taşıyor. Bu rapor, Türkiye alışveriş sektörü için bir ilk olma özelliğinin yanı sıra bugüne kadar yapılmış en kapsamlı analizleri içeriyor.”
“2024 Yılında sadakat sektöre doping etkisi yaptı”
Perakendenin, stratejilerini oluştururken müşterisini en iyi şekilde anlamaya en çok ihtiyaç duyan sektörlerin başında geldiğini vurgulayan Hopi Büyüme ve Veriden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mihrican Ünlü, bunun ancak müşteri davranışlarını doğru analiz edip okumakla mümkün olabileceğinin altını çizdi. Ünlü, Hopi’nin markalara bu analiz ve içgörüleri sunan en güçlü araçlardan biri olduğunu vurguladı:
“Perakende 2024’te müşterinin sadakatiyle hayatta kaldı. Krizde müşteri yeniyi denemeye cesaret edemedi, bildiğine, güvendiğine sarıldı. Bu yüzden sadık müşteriye odaklanan markalar büyüyebildi; yeni müşteriyi ikna etmeye çalışanlar ise boşa harcama yaptı.” diyen Mihrican Ünlü şöyle devam etti: “Rapordaki verilere de bakıldığında, 2024 yılında sadakat sektöre adeta doping etkisi yaptı; markasına bağlı kalan müşteriler harcamalarını reel bazda %73 oranında artırdı. Bu rakam geçtiğimiz yıl %58 oranındaydı. AVM’lerde müşteri trafiği düşse de markasıyla güçlü bağ kuran tüketiciler alışverişi sürdürdü ve daralan pastada payını büyütmeyi başaran markalar öne çıktı. Tüm perakende yöneticilerine tavsiyemiz, stratejinizi belirlemeden önce bu raporu mutlaka okumaları. Müşteri için anlamlı bir deneyim yaratmak ve marka adına yatırımları verimli yönetmek için bunun önemli olduğunu düşünüyoruz.”
AVM trafiği düşerken, alışveriş başına harcama arttı. 2024’te mağaza gezme oranı %38 azalsa da, müşteri başı harcama reel olarak %63 yükseldi. Müşteri artık hedefine odaklı geliyor ve sadece ihtiyaç duyduğu ya da bağlılık hissettiği markalara uğruyor. Ancak 2025’te mağaza gezme oranı yeniden artışa geçti ve %11 büyüdü. Bu, doğru lokasyon ve anlık kampanya stratejileriyle markaların önemli bir fırsat alanı yakalayabileceğine işaret ediyor.
Coğrafyaya göre alışveriş refleksi değişiyor
Rapor, tüketici reflekslerinin bölgesel olarak ciddi farklılıklar gösterdiğini de ortaya koyuyor. Örneğin:
Ege Bölgesi ev ve yaşam kategorisine yatırım yaparken,
Marmara bölgesi ulaşımı,
Akdeniz ise stok ve depolamayı ön plana aldı.
İç Anadolu, evcil hayvanlara yönelik harcamalarını artırdı.
Büyükşehirlerde “kendine yatırım” eğilimi belirginleşti; kozmetiğin cüzdandan aldığı pay 2 katına çıktı. Küçük şehirlerde ise akaryakıt ve ev dekorasyonu gibi temel ihtiyaçlara odaklanıldı.
Özel günlerde duygudan çok ihtiyaç belirleyici oldu
Sevgililer Günü gibi duygusal günlerde bile tüketici davranışını “kampanya” değil “ihtiyaç” belirledi. Sevgililer Günü’nde işlemlerin %70’i son üç günde gerçekleşti; son dakika refleksi zirve yaptı. Bu alışveriş davranışının en yüksek olduğu il ise Eskişehir oldu. Yılbaşında ise alışverişler daha planlı bir şekilde yılın son üç haftasına yayıldı.
Kurban Bayramı ve Babalar Günü, Black Friday’i solladı
Yılın en büyük alışveriş dalgası, Kurban Bayramı ve Babalar Günü’nün çakıştığı Haziran ayında yaşandı. Müşteri sayısı Black Friday’e kıyasla %20 daha fazlaydı. Ancak bazı markalar kampanya planlamasında geç kaldığı için bu talebi ciroya dönüştürmede zorlandı.
1 milyon kişi sadece siyah giyiniyor
Hopi’nin verileri, mikro segmentasyonun pazarlamada ne kadar kıymetli hale geldiğini de gözler önüne seriyor. Örneğin 1 milyon kullanıcı sadece siyah renk tercih ediyor ve alışverişte kombinleri tek reyonda görmek istiyor. Bu düzeydeki içgörüler, markaların raf düzeninden kampanya kurgusuna kadar tüm süreçlerini veriye dayalı biçimde yeniden tasarlaması gerektiğini ortaya koyuyor.
“Milyonların alışveriş gücü”
Hopi Pazarlama Direktörü Selvi Talipoğlu ise Hopi’nin 10’uncu yılına özel reklam kampanyasına dair şunları söyledi: “Hopi’nin 10’uncu yıl sloganı, ‘Milyonların Alışveriş Gücü’. Bu slogan, sadece yaratıcı bir ifade değil, gerçek bir ekosistemi temsil ediyor: Milyonlarca Hopilinin yarattığı alışveriş gücünü. Bu söylem, her Hopiliye 19 milyonluk büyük bir topluluğun avantajlarıyla alışveriş yapma gücü sunuyor. Hopi, 19 milyon Hopiliye, sevdikleri markalardan sadece onlar için sunulan avantajlarla daha akıllı alışveriş yapma imkânı sağlıyor. Onların dilinden konuşuyor, ceplerindeki Paracıklarla alışveriş gücünü ellerinde tutmalarını sağlıyor. Çünkü Hopi, her kullanıcıya gerçek bir pazarlık gücü kazandırıyor.Hopi’nin başarısı hem iş ortaklarımızın hem kullanıcılarımızın birlikte kazandığı bir modelde yatıyor.”
Sahte ürünler, onlarca yıldır lüks moda evlerinin baş belası olmuştur. Antik Roma zamanlarına kadar uzanan moda endüstrisindeki sahtecilik, tasarımcı kotların yükselişi sayesinde 1970’lerin sonlarında popülerlik kazanmıştır. Birkaç taklitçinin, taklit tasarımları ve stilleri orijinalin fiyatının çok daha altında bir fiyata markalayıp satmaya çalışmasıyla, sahte ürünlere karşı mücadele günümüze kadar devam eden bir mücadeleye dönüşmüştür.
Markalar, fikri mülkiyetlerini korumak için Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kapsamında marka tescili ve kesin uluslararası anlaşmalar arayışına girerken, yapay zeka destekli kimlik doğrulama teknolojisi sağlayıcısı Entrupy’nin yeni raporu ‘Sahtekarlığın Durumu’na daha yakından bakıyor.
Louis Vuitton En Çok Taklit Edilen Lüks Marka Oldu
Sahteliğin Durumu: Yeni rapor, en çok taklit edilen lüks markaları ortaya koyuyor
2025 raporu, sahtecilik dünyası hakkında farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve Entrupy’nin tescilli verilerine ve küresel bir ürün yelpazesinde gerçekleştirilen yüz binlerce yapay zeka destekli ürün değerlendirmesinden elde edilen istihbarata dayanıyor. Rapordaki temel bulgulardan biri, Louis Vuitton’un en çok sahtesi yapılan lüks marka olması ve lüks ürünler için Entrupy’ye yapılan tüm başvuruların %32,76’sını oluşturmasıydı.
Prada, çantalar konusunda en çok taklit edilen ikinci lüks markaydı ve Entrupy tarafından taranan tüm Prada çantalarının %14,42’si “tanımlanamayan” yani sahte olarak işaretlendi. Dahası, 2024’te doğrulama için Entrupy’ye 12.190.340 dolar değerinde sahte Gucci çanta gönderildi ve Chanel, tespit edilen toplam 500.470.067 dolarlık sahte ürünle en yüksek toplam dolar değerine sahipti.
Ayrıca Goyard, hacim olarak en çok taklit edilen markalardan biri olarak konumunu korudu ve St. Louis Totes‘larının %18,4’ü sahte olarak tanımlandı. Raporda ayrıca Louis Vuitton, ABD’de en sık taklit edilen marka olarak gösterildi ve Entrupy tarafından doğrulanan orijinal ürünlerin toplam değeri 640 milyon dolara ulaşırken, sahte olma olasılığı yüksek olan “tanımlanamayan” ürünlerin değeri 61 milyon dolardı.
Sahtecilik ciddi bir sorun olmaya devam ediyor, hileli iadeler ve talepler ABD perakendecilerine tahmini 103 milyar dolara mal oluyor ve 2024’te tüm iadelerin %15,14’ünü oluşturuyor. Bunun bir kısmı tüketicilerin alışveriş tercihlerine dayanıyor. 2023’te ABD tüketicilerinin %40’ı ve İngiltere’deki alışveriş yapanların %26’sı sahtecilik için bilinen platformlar olan Shein veya Temu ile çevrimiçi alışveriş yaptı. Sahteciler daha bilgili hale geldikçe ve sahteleri tanıtmak için sosyal medyada sponsorlu gönderiler kullandıkça, onları takip etmek daha da zorlaşıyor ve bu da verilere yansıyor.
Sahte moda, ABD perakendecilerine yılda 103 milyar dolara mal oluyor
Sahte ürünlerin oranı 2024’te çantalar ve spor ayakkabılar için %8,4’e düşse de (2023’teki %8,9’dan) sahte ürünlerin genel hacmi azalmadı. Birçok tüketici sahte ürünlerin neden olduğu zararı veya hasarı hemen göremeyebiliyor. Sahte moda, birçoğu ucuz, sentetik malzemelerden yapıldığı için sektörün atık krizine katkıda bulunmaktan ibaret değil, bu da daha kısa kullanım ömürleri, daha fazla çöp sahası atığı ve yeniden satış veya geri dönüşüm şansının olmaması anlamına geliyor, ancak birçok sahte ürün aynı zamanda mali ve sosyal açıdan tehlikeli olabilir.
Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) göre, sahte ürünler AB genelinde tahmini olarak yıllık 60 milyar avroluk kayba neden oluyor ve yaklaşık 434.000 işin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunuyor. Finansal zararın ötesinde, bu taklit ürünler sıklıkla güvenlik standartlarının gerisinde kalıyor.
Tespit edilen sahte ürünlerin yaklaşık %97’si önemli riskler sunuyor ve sahte giysiler genellikle cilt tahrişi ve alerjik reaksiyonlar gibi olumsuz sağlık etkileriyle ilişkilendirilen zararlı kimyasallarla işleniyor. Sahtecilik ayrıca insan ticareti ve modern kölelikle de ilişkilendirildi ve insan ticareti mağdurlarının %38’inin çocuklardan oluştuğu ve bunların çoğunun taklit ürünler üretmek için sömürüldüğü raporda belirtiliyor.
Ciddi bir sorunun altında yatan bu riskler, sahteciliği tespit etmek ve caydırmak için daha gelişmiş araçlara olan ihtiyacı da vurguluyor. Entrupy’nin CEO’su Vidyuth Srinivasan, sahtecilik pazarının meşru pazar üzerindeki etkisini durdurmak için “daha ölçekli bir yaklaşıma” ihtiyaç duyulduğuna inanıyor; bu yaklaşım, sistemsel düzeyde daha fazla iş birliği ve ortaklık içeriyor. Vidyuth Srinivasan raporda “Daha fazla verinin daha iyi kimlik doğrulama sonuçlarına yol açtığı varsayımımız geçerliliğini koruyor ve genel doğruluk oranımızın %99,86 olmasını sağlıyor” dedi.
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, moda evleri sahtecilikle mücadele etmek için Entrupy gibi kimlik doğrulama teknolojilerini giderek daha fazla kullanıyor. Bu AI sistemleri, sahte ürünleri tespit etmek için kapsamlı küresel veri tabanlarından yararlanarak marka bütünlüğünü korurken tüketicileri sahte ürünlerden koruyor.