Perakende sektörü, müşteri sadakatini artırmak için yeni nesil ödüllendirme sistemlerine yöneliyor. Son dönemde bazı markalar, alışveriş yapılan süreyi ve deneyimi ödüllendiren yenilikçi sadakat programlarıyla öne çıkıyor.
Selfridges ile Başlayan Dönüşüm
Lüks perakende zinciri Selfridges, bu alandaki öncülerden biri olarak dikkat çekiyor. “Selfridges Unlocked” adlı programıyla, mağazalarında vakit geçiren, restoranlarında yemek yiyen veya hizmetlerinden yararlanan müşterilere dijital anahtarlar ve ödüller kazandırıyor. Selfridges’in bu modeli, sadece yapılan alışverişi değil, müşteri deneyimini merkeze alarak sadakat oluşturmaya odaklanıyor.
Bu sistem, müşterilerin fiziksel mağazalara olan ilgisini artırarak, perakendecilere hem sadakat yaratma hem de satışlarını artırma fırsatı sunuyor. Türkiye’deki büyük alışveriş merkezleri ve zincir mağazalar için de bu model, müşteri bağlılığını güçlendirebilecek güçlü bir örnek teşkil edebilir.
Zaman Harcadıkça Ödül Kazanma Dönemi Başlıyor
Geleneksel sadakat programları genellikle yapılan harcamalar üzerinden puan kazandırırken, yeni modelde müşterilerin mağazada geçirdiği zaman da önemli hale geliyor. Örneğin, bir alışveriş merkezinde vakit geçirmek, restoranlarda yemek yemek, mağaza içindeki etkinliklere katılmak veya belirli hizmetlerden faydalanmak gibi etkileşimler artık müşterilere dijital puanlar kazandırabiliyor.
Sadakat Programlarında Yeni Seviye Modeli
Yenilikçi sadakat programları, müşterilere sadece indirim ve kampanyalar sunmak yerine, onları belirli seviyelere taşıyarak daha iyi ayrıcalıklar sunmaya başladı. Belirli bir puan seviyesine ulaşan müşteriler, özel etkinliklere katılma, ücretsiz kargo hizmeti alma veya mağaza içindeki premium hizmetlerden faydalanma gibi avantajlar elde edebiliyor.
Bu modelin Türkiye’ye uyarlanması durumunda, büyük perakendeciler ve AVM’ler müşteri deneyimini artıran, farklılaştırılmış bir sistem oluşturabilir. Örneğin, belirli seviyeye ulaşan üyeler için mağaza içi özel dinlenme alanları, ücretsiz içecek servisi ya da moda ve teknoloji ürün lansmanlarına öncelikli erişim gibi fırsatlar sunulabilir.
Dijitalleşen Sadakat: Mobil ve Online Entegrasyon
Yeni nesil sadakat programları, fiziksel ve dijital dünyayı entegre ederek çalışıyor. Müşteriler, harcamaları ve mağazada geçirdikleri süre boyunca topladıkları puanları bir mobil uygulama üzerinden takip edebiliyor ve özel kampanyalara erişebiliyorlar.
Türkiye’de büyük perakendeciler için de mobil uygulamalar üzerinden müşteri bağlılığını artırmak oldukça etkili bir yöntem olabilir. Özellikle perakende zincirleri, müşterilerine QR kod ile giriş yaptıkları mağazalarda veya online alışverişlerinde puan kazandırarak etkileşimi artırabilir.
Perakendeciler İçin Bir Fırsat
Sadakat programlarının müşteri davranışlarını değiştirme gücü büyük. Türkiye’de faaliyet gösteren AVM’ler, zincir mağazalar ve büyük markalar için bu yeni model, müşteri bağlılığını artırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Müşteriler artık sadece alışveriş yaptıklarında değil, markalarla etkileşim kurduklarında da ödüllendirilmek istiyor.
Selfridges gibi yenilikçi yaklaşımlar, Türkiye’de de uygulanabilecek güçlü bir sadakat stratejisi olarak perakendecilerin radarına girmeli. Gelecekte daha fazla marka ve alışveriş merkezi, müşteri deneyimini merkeze alarak sadakat programlarını yenileyebilir.
Perakende medya ağlarının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte, markalar reklam bütçelerini dijitale kaydırma konusunda ciddi adımlar atıyor. Ancak başarılı olan markalar, geleneksel alışverişçi pazarlama stratejilerini tamamen terk etmek yerine, bu yaklaşımları dijital yetkinliklerle entegre ediyor. Bu dönüşüm, şirketleri ve ekip yapılarını yeniden şekillendirmeye, bütçeleri farklı açılardan değerlendirmeye ve perakende sektöründeki deneyimli isimlerle dijital uzmanlar arasındaki bilgi boşluklarını kapatmaya yönlendiriyor.
Perakende Medyasının Bütçe Gerçeği
Perakende Medyası, Markaları Alışveriş Pazarlamasını Yeniden Düşünmeye Zorluyor – Onu Değiştirmeye Değil
Perakende medya yatırımlarının büyük bir kısmı, geleneksel medya ve sosyal medya gibi diğer reklam bütçelerinden aktarılıyor. Markalar için bu yeni medya kanalı, yalnızca alışverişçi pazarlaması bütçesinden değil, aynı zamanda genel pazarlama ve marka iletişimi bütçelerinden de finanse ediliyor. Perakende medyası, markaların tüketiciye ulaşma stratejilerini değiştirmiyor; aksine, onları yeni nesil pazarlama dinamiklerini dikkate almaya zorluyor.
Perakendeciler için en büyük fırsat, dijital reklam yatırımlarının sadece ticari kampanya bütçelerinden değil, aynı zamanda geleneksel medya harcamalarından da yönlendirilmesini sağlamak. Televizyon, açık hava reklamcılığı ve sosyal medya gibi kanallara gidecek olan bütçeleri perakende medya ağlarına çekebilmek, perakendecilere önemli bir avantaj sağlayabilir.
Alışverişçi Pazarlamasının Değişen Dinamikleri
Geleneksel olarak perakende sektöründe pazarlama ekipleri; ticari pazarlama, satış destekleme ve e-ticaret gibi farklı disiplinler halinde çalışıyordu. Ancak son yıllarda bu ayrımlar giderek ortadan kalkıyor. Bugün birçok marka, fiziksel mağaza ve online satış kanallarını birlikte yöneten, entegre pazarlama modellerine yöneliyor.
Bazı şirketler, alışverişçi pazarlama bütçelerini perakende medya harcamalarıyla birleştirerek daha bütünsel bir planlama modeli uyguluyor. Böylece ticaret kampanyaları ile dijital medya yatırımları birbiriyle daha uyumlu hale geliyor. Bu yeni yaklaşım, markaların hem fiziksel hem de dijital kanallarda tüketiciye tutarlı bir alışveriş deneyimi sunmasını sağlıyor.
Ölçümleme ve Performans Takibi Yeni Bir Döneme Giriyor
Dijital reklamcılık ve perakende medyasının gelişimi, markalara pazarlama yatırımlarını daha hassas bir şekilde ölçme imkanı sunuyor. Geleneksel mağaza içi kampanyalarda, reklamların satış üzerindeki doğrudan etkisini belirlemek zor olurken, dijital perakende medya çözümleri sayesinde artık bu veriler daha şeffaf hale geliyor.
Özellikle e-ticaret ile entegre çalışan perakende medya platformları, hangi kampanyaların satışa doğrudan katkı sağladığını detaylı analiz edebiliyor. Markalar, kampanyalarının performansını gerçek zamanlı olarak izleyerek hızlı aksiyon alabiliyor ve gerekirse anlık optimizasyonlar gerçekleştirebiliyor.
Dijital ve Geleneksel Pazarlama Uzmanlıkları Buluşuyor
Perakende medya alanındaki en büyük dönüşümlerden biri, ekip yapılanmalarında yaşanıyor. Geleneksel mağazacılık tecrübesine sahip profesyoneller ile dijital pazarlama uzmanlarının birlikte çalışması artık kaçınılmaz hale geldi. Markalar için en büyük başarı, bu iki alanı birleştiren ve müşteriye uçtan uca entegre bir alışveriş deneyimi sunabilen stratejiler geliştirmekten geçiyor.
Özetle, perakende medyası markalara ve perakendecilere yeni fırsatlar sunarken, bu dönüşümün etkili olması için bütçelerin yeniden şekillendirilmesi, ekiplerin doğru yetkinliklerle donatılması ve geleneksel alışverişçi pazarlaması ile dijital yeteneklerin birleştirilmesi kritik bir rol oynuyor.
Perakende Medya’nın Türkiye dinamiklerini keşfetmek isterseniz;
Mart ayına adım atmaya hazırlanırken, perakende sektöründe yeni mağaza açılışlarının hız kesmeden devam ettiğini görüyoruz. Özellikle AVM’lerde ve cadde mağazacılığında markaların büyüme stratejilerini sahaya yansıttığı bir dönemden geçiyoruz. Yeni açılan mağazaların konseptlerindeki yenilikler ve lokasyon tercihleri, sektördeki dinamikleri anlamak adına önemli ipuçları sunuyor.
Her hafta olduğu gibi, bu hafta da sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz “Haftanın Mağaza Açılışları” serisiyle karşınızdayız.
Merrel, İstanbul Marina AVM mağazası ile Türkiye pazarına giriş yaptı. Mağaza markanın ilk mağazasını oluşturuyor. Markanın ülkemizde 5 yılda 15 mağaza açma planı bulunuyor.
İş Gıda, daha önce KFC ve Pizza Hut operasyonlarının sona ermesinin ardından şimdi de Krispy Kreme için konkordato talebinde bulundu. Türkiye’de genişleme stratejisi izleyen markanın bu gelişme öncesinde yatırım ve büyüme planları olduğu biliniyordu. Özellikle mağaza sayısını artırarak pazardaki varlığını güçlendirmeyi hedefleyen Krispy Kreme, son dönemde önemli adımlar atmış ancak bu süreç, beklenenden farklı bir şekilde sonuçlanmış oldu.
Konkordato talebinden önce, Krispy Kreme’in Türkiye operasyonlarında yönetimsel bir değişim yaşandığı görüldü. Ocak ayında ticaret siciline yansıyan belgelere göre, İş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İlkem Şahin, Krispy Kreme Gıda Üretim Limited Şirketi’ndeki hisselerini Elif Gökçe Şahin’e devretti. Sermaye karşılığı 1 milyon 281 bin 938 adet payın el değiştirmesi, markanın finansal ve stratejik açıdan yeni bir yön arayışında olduğunun işaretlerinden biri olarak yorumlandı.
Genişleme Planları Yerini Belirsizliğe Bıraktı
Krispy Kreme, Türkiye’de büyüme stratejisi kapsamında yeni mağaza açılışlarına yönelmişti. 2023 yılı itibarıyla 80 mağazaya ulaşan zincirin, yıl sonuna kadar mağaza sayısını 160’a çıkarmayı hedeflediği biliniyordu. Bu kapsamda Ankara’daki büyük mağaza yatırımı dikkat çekmişti. Haziran 2023’te YDA Center’da açılan Krispy Kreme mağazası, bin metrekareyi aşan alanıyla markanın küresel çapta en büyük restoranı olmuştu. Hatta, bu mağaza daha önce unvanı elinde bulunduran New York Times Square şubesinden bile büyük bir alan sunuyordu. Açılış günü 100 bin donut satışı yapıldığı açıklanmış ve etkinliğe İş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İlkem Şahin ile dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Jeffry L. Flake katılmıştı.
İş Gıda aynı zamanda, Türkiye pazarına Taco Bell’i getirmeye hazırlanıyordu. 1962’de Glen Bell tarafından kurulan ve 30’dan fazla ülkede 8 binden fazla restoranı bulunan fast-food zinciri, İş Gıda’nın genişleme planlarında önemli bir yer tutuyordu. Taco Bell’in Türkiye’deki ilk şubelerinin açılması için hazırlıkların yapıldığı sektörde konuşuluyordu. Ancak Krispy Kreme operasyonlarının da konkordato sürecine girmesi, bu planların askıya alındığını gösteriyor olabilir.
Son dönemde değişen piyasa koşulları ve finansal zorluklar, Krispy Kreme’in büyüme hedeflerini sekteye uğrattı. İş Gıda’nın konkordato talebiyle birlikte, markanın Türkiye’deki operasyonlarının nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor.
Rönesans Gayrimenkul Yatırım, 2024 yılını güçlü bir performansla kapattı. Şirket, düzeltilmiş gelirlerini reel olarak %12 artırarak 9,6 milyar TL’ye yükseltirken, yıl sonunda doluluk oranını %98,7 seviyesine çıkardı. Ziyaretçi sayısı ise 113 milyona ulaştı. Rönesans Gayrimenkul Yatırım Genel Müdürü Yağmur Yaşar, şirketin toplam varlık değerinin 123 milyar TL’ye ulaştığını belirtti.
Büyüme ve Finansal Performans
Rönesans Gayrimenkul Yatırım, portföyünde bulunan 16 ticari gayrimenkul yatırımıyla Türkiye’nin en büyük yatırım gruplarından biri olarak konumunu koruyor. Yaklaşık 740 bin metrekarelik kiralanabilir alana sahip olan şirket, özellikle AVM ve ofis yatırımlarıyla dikkat çekiyor. Optimum, Piazza, Hilltown, Kozzy ve Maltepe Park AVM’lerinin yanı sıra Hilltown Küçükyalı Ofis, MaltepePark Ofis ve RönesansBiz Küçükyalı Ofis gibi projeleriyle sektörde güçlü bir yer ediniyor.
Finansal veriler açısından bakıldığında, şirketin düzeltilmiş kira gelirleri bir önceki yıla göre %15 artarak 7,3 milyar TL’ye yükseldi. Aynı dönemde düzeltilmiş FAVÖK %20 artarak 6,3 milyar TL’ye ulaştı. Nakit ve nakit benzerleri ise %46 artış göstererek 4 milyar TL seviyesine çıktı.
Enflasyona Dayalı Kira Modeli ile Güçlü Gelir Artışı
Şirketin kira sözleşmelerinin enflasyona endeksli olması ve ciro artışlarına paralel olarak gelir elde edilmesi, sürdürülebilir bir büyüme sağladı.
Genel Müdür Yağmur Yaşar, kira gelirlerinin %41,5’inin ciro bazlı kiralardan oluştuğunu vurgulayarak, bu modelin gelirlerin aylık olarak güncellenmesine olanak tanıdığını belirtti.
“Kiracılarımızın mağazalarından elde ettikleri gelirler enflasyonun üzerinde artış gösterdiği için ciro bazlı kiraların toplam kira gelirimiz içindeki payı yükseldi.” diyen Yaşar, bu sistemin yatırımcılar için önemli bir avantaj sunduğunu söyledi.
Gayrimenkul Sektöründe Konsolidasyon Beklentisi
AVM sektöründe geçmiş yıllarda hızlı bir büyüme yaşandığını hatırlatan Yaşar, günümüzde yeni AVM arzının durduğunu ve bazı alışveriş merkezlerinin kapandığını belirtti. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde sektörde yeni yatırım planlanmadığını dile getiren Yaşar, Rönesans Gayrimenkul Yatırım olarak pazar liderliğini korumak adına hem organik hem de inorganik büyüme fırsatlarını değerlendirdiklerini söyledi.
Mevcut piyasa koşullarında şirketin en iyi performans gösteren oyunculardan biri olduğunu vurgulayan Yaşar, güçlü nakit akışları sayesinde gelecekte büyüme hızını artıracaklarını ifade etti. Ayrıca, mevzuatın elverdiği ölçüde temettü dağıtımını değerlendireceklerini belirtti.
Yeni Projeler Gündemde
Şirket, mevcut portföyünün yanı sıra geliştirme aşamasında olan projeleriyle de büyümesini sürdürüyor. MaltepePark Konut Projesi’nin inşaatının %15’inin tamamlandığını açıklayan Yaşar, bu projenin AVM ile entegre bir yapı sunacağını belirtti. Konut, ofis ve ticari alanlardan oluşan proje, kentsel yaşamın yeni merkezi olmaya aday görünüyor.
Bunun yanı sıra Antalya Konyaaltı’nda bulunan Beachtown projesi kapsamında bir AVM yatırımı planlandığını söyleyen Yaşar, Doğan Holding ile ortak olarak geliştirilen 23 bin metrekarelik Ümraniye arsası için de çalışmaların sürdüğünü dile getirdi.
Sürdürülebilirlikte Küresel Bir Başarı
Rönesans Gayrimenkul Yatırım, sürdürülebilirlik konusundaki öncülüğünü de sürdürüyor. Şirketin portföyünde yer alan 15 varlık, BREEAM In-Use sertifikasını “Outstanding” (en üst seviye) kategorisinde alarak dünyada bir ilke imza attı. Türkiye’de bu sertifikaya sahip tüm varlıkların Rönesans Gayrimenkul’e ait olması, şirketin çevre dostu yaklaşımlarına önemli bir kanıt sunuyor.
Ayrıca, LEED Altın ve Platin sertifikalarına sahip varlıklarının sayısını artıran şirket, 2029 yılı itibarıyla tüm elektrik tüketimini yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamayı planlıyor. Bu doğrultuda Rönesans Enerji ile bir protokol imzaladıklarını belirten Yaşar, atık yönetimi ve su tüketimi gibi konularda da çevresel sürdürülebilirliği artırmaya yönelik adımlar attıklarını vurguladı.
Şirketin sürdürülebilirlik alanındaki yenilikçi adımlarından biri de “Geleceğin İzi” sertifikasyon programı oldu. AVM’lerde uygulanan bu yeni sürdürülebilirlik programı, sektörde bir yeniliğin daha öncüsü olmayı hedefliyor.
Perakende medya, günümüzde yalnızca büyük markaların değil, KOBİ’lerin de dijital pazarlama ve e-ticaret stratejilerinde önemli bir yer tutuyor. Ancak bu dinamik ekosistemde başarıyı yakalamak için doğru stratejileri uygulamak gerekiyor.
Perakende Medya Zirvesi 2025, perakende medya alanındaki en yeni trendleri ve fırsatları ele almak üzere 17 Nisan’da GrandPera Emek Sahnesi’nde sektör profesyonellerini bir araya getiriyor. Bu yıl Ad:apt temasıyla gerçekleşecek zirvede, perakende medya ekosisteminin geleceği ve KOBİ’lerin bu dönüşüme nasıl adapte olabileceği de tartışılacak.
IdeaSoft’tan KOBİ’ler için Değerli İçgörüler
Zirvenin önemli oturumlarından biri, IdeaSoft Satış Direktörü Zekeriya Ateş’in sunumuyla gerçekleşecek. Ateş, KOBİ’lerin e-ticaret ve reklam yatırımları üzerine önemli bilgiler paylaşarak, stratejilerini en verimli şekilde kullanmanın yollarını aktaracak.
Perakende Medya Zirvesi 2025, yalnızca bir konferans değil, aynı zamanda sektörün geleceğini şekillendiren bir platform. KOBİ’lerin büyüme ve rekabette öne çıkma stratejilerini yakından görmek için zirvede yerinizi alın!
Detaylı bilgi ve kayıt için burayı ziyaret edebilirsiniz.
Batı ülkeleri uzun zamandır e-ticaret ve dijital pazarlamaya hakim olsa da, Çin’in bu alanlardaki etkisi son yıllarda hızla artıyor. Küresel dijital ekonominin etkili doğası, hiçbir bölgenin hakimiyetinin sonsuza dek garantili olmadığını gösteriyor. Çin e-ticaretteki gücünü kanıtlamış olsa da, hükümetin küresel dijital hakimiyet kurmak için daha geniş hedefleri var ve bu da Batı’da endişelere yol açıyor. Çin’in büyüyen e-ticaret sektörüne daha yakından bakarak, siber sektör için daha geniş etkileri daha iyi anlayabiliriz.
Çin (Siber) Dünyayı Ele Geçiriyor mu?
Çin E-ticaretinin Yükselişi
Ebay ve Amazon, bir Amerikalı veya Avrupalı’nın baskın e-ticaret platformlarını adlandırması istendiğinde aklına gelen ilk markalar olabilirken, bu ve diğer Batı doğumlu şirketlerin Çinli meslektaşlarından daha küçük bir küresel etkisi var. 2023’te Çinli şirketler küresel olarak 1,255 trilyon dolar gelir elde etti, bu herhangi bir bölge için en yüksek rakamdı, bunu Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işletmelerin elde ettiği 1,066 trilyon dolar takip etti.
Dünyanın en büyük yerel e-ticaret pazarına sahip olmak bu liderliği elde etmeye yardımcı oluyor. Yükselen orta sınıf ve hükümetin desteği, Çin’deki tüm ticaretin giderek daha fazla dijitalleşmesine yardımcı olan faktörler arasında yer alıyor . Bu pazar aynı zamanda dünyanın en büyük çevrimiçi alışveriş gününden de sorumlu. Bekarlar Günü olarak bilinen ve 11 Kasım’da (11/11) kutlanan, romantik bir ilişki içinde olmayan kişilerin bu resmi olmayan kutlaması, Tmall ve Taobao gibi platformlar için milyarlarca dolarlık satışa yol açıyor. Batılı alışverişçiler hala Cyber Monday ve Black Friday’e daha aşina olsalar da, Bekarlar Günü Çin dışında da ilgi görüyor. Yakında Çin’in e-ticaretinin Batı kültüründe bıraktığı bir diğer önemli iz haline gelebilir.
AliExpress gibi platformlar daha ucuz tekliflerle Amerikan ve Avrupa pazarlarına girdiğinde ilk izler bırakıldı. Sosyal ticaretin ilerlemesi Çin’e dijital ticarette liderliğini kurması için ek araçlar sağladı. ByteDance’in Douyin’i ve yabancı pazarlar için muadili olan TikTok gibi platformlar sosyal deneyimleri alışverişle bütünleştiriyor. Bu iş modeliyle, JD.com ve Alibaba’nın Tmall’ı gibi Çin’in yerel e-ticaret liderlerine ve ayrıca başlıca Batı e-ticaret platformlarına meydan okuyorlar.
Gelişmiş veri analitiği, Çin pazaryerlerinin başarılı olmasına yardımcı olan önemli bir güç olmuştur. Özellikle Temu, kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimleri oluşturmak ve tedarik zincirini optimize etmek için veri içgörülerinden yararlanmada çok iyi görünüyor.
E-ticaretin Ötesinde – Çin Siber Etkisi
E-ticaret, günlük tüketiciler için en görünür olmasına rağmen, Çin’in siber alem üzerindeki etkisinin arttığı tek alan değildir. Daha ziyade, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) Dijital Çin olarak bilinen 14. Ulusal Enformasyonlaştırma Beş Yıllık Planı’nda ortaya konulan uzun vadeli stratejisinin bir belirtisidir.
Planda belirtilen hedefler, veri depolama ve aktarımını destekleyen altyapının güçlendirilmesinden küresel veri yönetimi için Çin standartlarının teşvik edilmesine kadar her şeyi kapsıyor. Bu tür hırslar ve e-ticarette ortaya çıkan başarıları, Batılı tüketiciler, işletmeler ve mevcut dünya düzeni için belirli riskler taşıyor.
Batılı İşletmeler İçin Riskler
Çin’in dijital başarıları ve hedefleri Batı’daki işletmeler için iki tür riske yol açıyor. Birincisi, Çin’den gelen rekabetçi zorluklar Amerikan ve Avrupa şirketlerinin performansını düşürebilir.
E-ticarette, rekabetin zorluğu, Çin’in platformlarının veri içgörülerini kullanarak değer yaratırken, diğer işletmelerin kamuya açık verilerini toplamasını engelleme konusunda kararlı olmaları gerçeğiyle örneklendirilir. Örneğin, e-ticaret platformları genellikle rakiplerinden fiyatlar, ürün bilgileri ve stok durumu gibi içgörüler toplamak için web’den kamuya açık verilerin otomatik olarak çıkarılması olan web kazımaya güvenir.
Ancak, Çinli şirketler de bu tür bilgileri toplamak için web kazıma yöntemini kullanırken, rakiplerinin kendi web sitelerinden aynı bilgileri almasını önlemek için sıkı anti-kazıma önlemleri uygularlar. Bu nedenle, Batılı şirketler rekabetçi kalmak için giderek daha fazla bu önlemleri aşmaya güvenmektedir.
Başka bir tür risk ise Çin ile iş yapmaktan kaynaklanır. Risk yöneticileri, belirsiz yasalar ve eylemlerinin nedenini belirtmeden işletmelere dayattıkları muazzam hükümet yetkileri nedeniyle zorluk çekiyor gibi görünüyor. Ayrıca bazı e-ticaret markalarıyla ilgili olarak zorla çalıştırma, fikri mülkiyet ihlalleri, çevreye verilen zarar ve diğer konularla ilgili etik kaygılar da bulunmaktadır. Bu nedenle, bu tür şirketlerle iş yapmak ahlaki incelemeye tabidir ve itibar kaybına yol açabilir. Elbette bu, Batılı şirketlerin operasyonlarının bu tür incelemelere karşı bağışık olduğu anlamına gelmez.
Tüketiciler için Riskler
Çin e-ticaret platformlarındaki birçok ürünün beklenenden daha ucuz olması, kaliteleri konusunda dikkatli olunmasını gerektirir. Üzerlerinde tanınmış markaların isimleri bulunan ucuz ürünler muhtemelen taklittir.
Dolandırıcılıklar her zaman çevrimiçi alışveriş yapanları tehdit etmiştir, özellikle de daha gevşek alıcı korumaları sunan platformlarda. Ancak Temu gibi şirketler kişiselleştirme sağlamak için müşteri verilerine çok fazla güvendiğinden, veri güvenliği ve gizlilik riskleri daha belirgin hale gelmiştir. Temu uygulamasının bir e-ticaret platformu için gerekenin çok ötesinde veri topladığı ve cihazın mikrofonuna, kamerasına ve kişi listesine erişim gerektirdiği söylenmektedir.
Ayrıca, Çinli şirketlerin hükümetin gözetim çabalarına tamamen işbirliği yapması gerektiğinden, bu, ÇKP’nin tüketiciler hakkındaki tüm bu bilgilere doğrudan erişebileceği anlamına gelebilir. Benzer endişeler, ABD yetkililerini Çinli şirket ByteDance’i TikTok’u Batılı bir şirkete satmaya veya uygulamayı ABD’de tamamen yasaklamaya zorlamaya yöneltti.
Daha Büyük Resim – Çin’in Siber Güvenlik Tehdidi
Bütün bunlar bizi Çin’in siber hakimiyetinin potansiyelinin taşıdığı genel tehditlere getiriyor. Çin, internet ve genel olarak ifade özgürlüğü üzerinde çok daha sıkı bir denetim de dahil olmak üzere, alıştığımızdan çok farklı ideolojik standartlar altında yaşıyor.
Bu nedenle, Pasifik Forum’un Dijital Çin stratejisine ilişkin raporu, Çin’in ideoloji odaklı internet ve dijital teknoloji standartlarının siber alemin geleceğini şekillendirmesinin risklerini belirtiyor. İnternet küresel olarak ideoloji ve katı sansüre dayalı izolasyonculuğa doğru kayarsa, siber güvenliğe ve tüm dünyada özgürlüğe yönelik potansiyel tehditler neredeyse sınırsızdır – özellikle ÇKP, kullanıcıların kendilerini bilgilere özgürce erişiminden engellerken aynı anda kişisel kullanıcı verilerini toplamak için en gelişmiş araçlara sahip olduğunda.
Batı’nın Tepkisi – Özgür İnterneti Korumak
Bu tehditlere yanıt olarak Batı, kullanıcı gizliliğinin korunmasına ve bilginin özgürce paylaşılmasına öncelik vermelidir. Veri kullanımında şeffaflığı teşvik etmek ve devlet gözetimini sınırlamak, özgürlükleri korumak için elzemdir. İş tarafında, kamuya açık verilere adil erişimi sağlamak için engelleme karşıtı teknolojileri benimsemek, rekabet avantajını sürdürmek ve açık bir interneti teşvik etmek için hayati öneme sahiptir.
Çözüm
Çin’in özellikle e-ticarette genişleyen dijital ayak izi, küresel dijital düzende bir değişime işaret ediyor. Batı’daki işletmeler ve tüketiciler Çin platformlarıyla etkileşime girmeye devam ederken, özellikle rekabet, ürün kalitesi ve veri gizliliğiyle ilgili risklerin farkında olmalılar. Çin’in hırsları daha geniş siber alem yönetimine doğru genişlerken, Batı, açık ve özgür bir interneti korumak için gizliliği, şeffaflığı ve dijital bilgilere adil erişimi koruyarak yanıt vermelidir.
Dünyanın en prestijli koşu markalarından Brooks, Türkiye pazarına giriş yapıyor. Yalnızca koşuya odaklanan inovatif yaklaşımı ve yüksek performanslı teknolojileriyle tanınan Brooks, Türkiye’deki koşu kültürünü bir yaşam tarzı olarak yaygınlaştırmayı hedefliyor.
1914 yılından bu yana koşu odaklı ürünler geliştiren Brooks, 100 yılı aşkın deneyimiyle koşucuların ihtiyaçlarına göre tasarladığı inovatif koşu ayakkabılarıyla tanınıyor. ABD ve Avrupa’da kategori liderlerinden biri olan marka, şimdi Türkiye’de koşu tutkunlarını ileri seviye teknolojiyle buluşturacak.
Brooks, kısa mesafeden maratona, yeni başlayandan deneyimli koşucuya kadar herkesin ihtiyacına uygun inovatif modelleriyle dikkat çekiyor. Glycerin Max ve 22, Adrenaline GTS 24, Ghost 16 ve Hyperion gibi son teknolojiye sahip ayakkabılarıyla hem yüksek performans hem de üstün konfor sunuyor. 2025 İlkbahar/Yaz sezonu itibarıyla Türkiye’de satışa sunulmaya başlayan Brooks, premium koşu ayakkabıları ve tekstil ürünleriyle Türkiye’nin dört bir yanındaki koşuculara ulaşmayı hedefliyor.
Türkiye’ye Neptün Spor distribütörlüğünde giriş yapan Brooks, koşuya odaklanan tasarımları ve performans odaklı teknolojileriyle resmi web sitesi brooksrunning.com.tr, seçili Boyner, SPX ve Intersport satış noktalarında spor severleri bekliyor.
Boyner Büyük Mağazacılık ve Microsoft Türkiye iş birliğiyle düzenlenen Boyner Hackathon 2025, teknoloji ve inovasyonun buluştuğu heyecan verici bir platforma dönüştü. Boyner Genel Merkezi’nde gerçekleşen etkinlikte, Boyner ekipleri Microsoft’un ileri düzey teknolojilerini kullanarak çevrimiçi müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik yapay zeka temelli çözümler geliştirdi.
75 katılımcının yer aldığı hackathon’da, Boyner Veri Bilimi ekibi ve Microsoft uzmanları ekipleri destekleyerek rehberlik etti. Azure OpenAI ve Azure’un sunduğu yenilikçi uygulamalar etkinliğin temelini oluştururken, Microsoft’un iş ortaklarından NephosAI da mentorluk desteği sundu. Etkinlik sonunda jüri tarafından en başarılı bulunan üc proje ödüle layık görüldü.
Boyner’in Yapay Zeka Yatırımları Hız Kesmeden Devam Ediyor
Boyner Büyük Mağazacılık CTO’su Cihan Yıldız, etkinliğin açılış konuşmasında yapay zekayı sadece bir teknoloji olarak değil, iş yapış biçimlerini dönüştüren stratejik bir unsur olarak gördüklerini vurguladı. “1,5 yıl önce başlattığımız yapay zeka inisiyatifiyle stok yönetimi, müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik gibi kritik alanlarda somut kazanımlar elde ettik. Kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimleri, dinamik fiyatlandırma ve talep tahmini gibi alanlarda geliştirdiğimiz yapay zeka destekli modellerimiz, perakende sektörünü geleceğe taşıyacak dönüşümlerin temelini oluşturuyor,” dedi.
Yıldız ayrıca, Microsoft’un Boyner için sadece bir teknoloji sağlayıcısı değil, stratejik bir iş ortağı olduğunu belirtti ve şu ifadeleri kullandı: “Microsoft ile sürdürdüğümüz uzun soluklu iş birliğimiz sayesinde mevcut teknolojileri kullanmanın ötesine geçerek yenilikçi yapay zeka projeleri geliştiriyoruz. Boyner Hackathon da bu vizyonumuzun bir parçası. Microsoft Türkiye’ye ve tüm katılımcılara teşekkür ederiz.”
Hackathon’da Öne Çıkan Projeler
Boyner Hackathon 2025’te 9 proje jüri tarafından değerlendirildi ve yapay zeka destekli en iyi çözümler ödüle taçlandırıldı:
Birincilik Ödülü: Customer Whisperers ekibi, müşteri taleplerini yapay zeka ile analiz edip sınıflandırarak daha hızlı ve kişiselleştirilmiş çözümler sunmayı hedefledi.
İkincilik Ödülü: Persona Shot ekibi, sosyal medya paylaşımlarını analiz ederek kişiselleştirilmiş görselleroluşturan bir sistem geliştirdi.
Ücüncülük Ödülü: aBracadaBra ekibi, Boyner app ve web platformlarında kullanıcıların ürünlerle ilgili sorularına yapay zeka destekli bir asistan ile hızlı ve etkili yanıtlar verilmesini sağlayan bir proje sundu.
Microsoft Türkiye Kurumsal Satış Lideri Hülya Güven Gazimihal, Boyner ile gerçekleştirilen Azure Hackathon’unsadece bir etkinlik değil, gerçek bir inovasyon yolculuğu olduğunu belirtti. “Ekiplerin yapay zeka ile ne kadar yaratıcı ve etkili çözümler ürettiğine tanıklık etmek büyük bir deneyimdi. Öne çıkan projelerin bazıları sadece bir prototip olarak kalmayacak, doğrudan uygulamaya geçebilecek kadar gelişmiş seviyeye ulaştı. Bu hackathon, teknolojinin ve iş birliğinin gücünü bir kez daha ortaya koydu. Katılan herkese teşekkür ediyor, gelecekte birlikte gerçekleştireceğimiz yeni projeler için sabırsızlıkla bekliyoruz.” dedi.
Türkiye’nin köklü moda markalarından Yargıcı, uzun süredir devam eden satış sürecini tamamladı. Yargıcı, Tims&B Productions tarafından satın alındı ve böylece medya, eğlence, turizm, gayrimenkul ve inşaat sektörlerinde faaliyet gösteren Tims Group bünyesine katıldı.
1978 yılında Osmanbey’de kurulan Yargıcı, 2011 yılında büyüme hedefiyle hisselerinin %55’ini Kuveyt merkezli Global Investment House’a (GIH) devretmişti. Son dört yıldır yönetim ekibinin yeniden yapılandırılmasıyla birlikte, markanın el değiştirme sürecinin en önemli aşaması tamamlandı.
Yeni Dönemde Yargıcı’yı Neler Bekliyor?
Moda ve perakende sektöründeki köklü mirasını devam ettiren Yargıcı, Tims Group ile yeni bir büyüme yolculuğuna adım atıyor.
Tims&B’nin uluslararası alandaki gücü, Yargıcı’nın küresel pazarlara açılmasına yeni fırsatlar yaratabilir.
Moda ve medya dünyasının birleşimi, markanın dizi, film ve dijital projelerle entegre büyümesine kapı aralayabilir.
Yargıcı Genel Müdürü Oğul Sipahioğlu, Linkedin üzerinden yaptığı paylaşımda bu süreci şu sözlerle değerlendirdi:
“Yaklaşık dört yıl önce tamamen yenilenen yönetim ekibi ile çıktığımız yolculuğun en önemli etabı tamamlandı. %100 yabancı sermayeli bir fon şirketi olan Yargıcı, ülkemizin lider yapım şirketlerinden Tims Productions tarafından satın alındı.”