Ana Sayfa Blog Sayfa 422

COVID-19 Daha Sorumlu Tüketici Davranışına Neden Oldu mu? Araştırmayı İnceleyelim.

Yaşadığımız birkaç ay içerisinde, COVID-19 tarafından ortaya çıkan yıkımın, sosyal sorumluluk sahibi davranışlar ve tüketici davranışları üzerine farklı etkileri gözlemlenmekte.

2013 yılından beri her yıl yapılan araştırmaya göre, geçirdiğimiz bu kısa sürenin bilinçli tüketim, hayırseverlik ve sorumluluk üzerine etkileri tahminimizden de büyük.

Good Must Grow adlı pazarlama danışma ve araştırma şirketi tarafından her yıl yapılan araştırma, koronavirüs etkisinden dolayı bu yıl, yıl sonunda değil Mayıs ayında gerçekleştirildi.

Son 3 yıldır düşüş ivmesinde hareket eden sorumlu tüketici davranışlarında 2020’nin ilk çeyreğinde ciddi artışlar yaşandı.

Bu anlamda sosyal sorumluluk endeksi, geçen yıla göre %15’lik bir artışla %46’ya yükseldi. Bu oran 2017 yılından beri gerçekleşen en yüksek oranı ifade ediyor aynı zamanda.

Hepimizin yaşadığı ve süreç içerisinde alıştığı üzere, geçtiğimiz birkaç yıl, sosyal sorumluluk sahibi seçimlerin ivmesinde kademeli bir erozyon yaşandı. Bu erozyon hem kişisel sorumluluklarımızda hem de şirketlerin bu anlamda gerçekleştirdiklerini değerlendirmemiz kanadında çift taraflı yaşanan bir erozyondu.

Altı aydan kısa bir süre içerisinde, küresel olarak bunun tersi bakış açısına sahip olabilmek aslına bakarsanız normalde çok da olası bir durum değil.

Araştırmanın bazı bulguları aşağıdaki gibi:

denge

Şirketler için yüksek beklentiler

Araştırmaya katılanların neredeyse yarısı, salgının şirketleri daha sosyal hale getirmesini beklediklerini belirtiyor. Özellikle büyük şirketlerin, küçük çaplı şirketleri desteklemeleri yönünde atılan adımların tüketici davranışlarında etkisi çok yüksek.

Şirket davranışı artık tüketici satın alma davranışını doğrudan etkiliyor

Araştırmaya katılanların dörtte üçünden fazlası, salgın sırasında şirketlerin çalışanlarını ve müşterilerini nasıl ele aldığını takip etmeye çalıştıklarını belirtiyor. Satın alma davranışınızı etkiler mi sorusuna verilen cevapsa neredeyse tamamı için evet.

Dürüstlük etkiyi yener

En önemli beklenti ise dürüstlük. Şirketiniz zor durumda kalmış ve sosyal sorumlu bir harekette bulunamamış olabilir. Ya da bir hata yapmış da olabilirsiniz. Tüketiciler bunu bilmek istediğini, aksi yaratılan bir imajdan hoşlanmayacaklarını belirtiyor.

Bu anlamdaki daha sorumlu tüketici davranışının ne kadar süre devam edeceği elbette tartışılır. Fakat özellikle çalışanlar üzerine şirketlerin tutumu gibi olgular, küresel anlamda oldukça hassas bir algıya doğru gitmeye devam ediyor.

Markaların her zamankinden daha fazla izlendiği bir dönemde olduğunu unutmadan hareket etmesi gereken bir zamandayız. En ufak bir sorumsuz davranış dahi markanız üzerinde ciddi tahribatlara yol açabilir.

Covid-19’un Küresel Finansal Sisteme Etkisi!

Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan koronavirüs, hastanelerdeki kıyamet sahneleri ile gözümüzün önündeyken, küresel finans piyasaları da Eylül 2008’den bu yana ilk defa bu denli bir çöküş yaşıyor.

  • Doların değeri, dünyadaki her para birimine karşı yükseldi.
  • ABD ve Avrupa’da küresel hisse senedi piyasalarında 26 milyar dolar zarar vardı. Hem hisse sahipleri, hem de emeklilik ve sigorta fonlarının oluşturduğu tasarruf havuzları büyük zarara uğradı.
  • Dünya genelinde yüz milyonlarca insan işten atıldı. Yalnızca ABD’de son üç haftada en az 17 milyon kişi işini kaybetti.

İkinci dünya savaşından bu yana ilk kez, dünyadaki üretim yavaşlıyor!

Krizden kurtulmak için, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca aile ve firma devletten gelen hibelere ve kredilere güveniyor. Ancak ABD ve bazı Avrupa Devletlerin’de vergi gelirleri çöktü, bu yüzden devletlerin de krediye ihtiyacı var. Dünyada, ikinci dünya savaşından bu yana en büyük cari açık ve devlet borcundaki artışa tanık oluyoruz.

Corona, 2003’te yaşanan Sars gibi küçük bir aksaklığa mı neden olacaktı? Yoksa 2011 yapımı Hollywood filmi “Salgın” gibi kabus senaryosuyla mı karşı karşıyaydık?

Ocak ayı sonlarına doğru yatırımcıları rahatlatan şey, virüsün Çin’de sınırlı kalacağı fikriydi. Yatırımcıların Covid-19’un küresel bir salgın haline geldiğini anladığı gün 24 Şubat Pazartesiydi. Hafta sonu İtalya hükümeti, kuzey İtalya’nın bazı bölgelerine karantina uyguladığını açıkladı. Batı’da bunu yapan ilk ülkeydi.

2008 mali krizinden bu yana İtalya ekonomisi zaten durgundu. İtalya’nın borç seviyeleri tahvil piyasalarının panik yapmasına neden olacak kadar yüksekti. Koronavirüs, euro bölgesinin dayanışmasını en zayıf halkasında test edecekti.

Yatırımcıların istediği tek şey nakit!

Bu noktada herkes tehdidi ciddiye almıyordu. Donald Trump virüsü “Çin Virüsü” olarak adlandırıyor ve tepki çekiyordu. Ancak yatırımcılar artık ciddi endişe duyuyorlardı. 24 Şubat’ta başlayan hafta boyunca, ABD’nin ana borsa endeksi S&P 500, değerinin %10’unu kaybetti. ABD Federal Rezerv Başkanı Jerome Powell, tüketim ve yatırımı teşvik etmek için yakında faiz oranlarında bir düşüş olabileceğini işaret edecek kadar endişeliydi.

9 Mart Pazartesi günü, petrol fiyatları düştü. Brent ham petrolü işlemlerin sonunda %24 değer kaybetti. Ayın sonunda da değeri yarıya düşmüştü. Finansal piyasalar açısından bakıldığında, petrol endüstrisindeki rekabetin vahşeti, gelecek ekonomik zararların habercisi oldu. Hisse senetleri ve tahvillerin fiyatı birlikte çöküyordu. Herkesin elinde tutmak istediği tek şey nakitti ve en çok istediği şey dolardı. Doların değeri, dünyadaki her para birimine karşı yükseldi.

Fed, ekonomiyi destekleme ve dünya ekonomisi üzerindeki baskıyı dolardan hafifletmek için, ay ortasında beklenen faiz indirimini yapmıştı. Ancak kararan ufukta, düşük faiz oranları yardımcı olmayacak gibi görünüyordu. Bu koşullar altında kim yatırım yapabilir?

Koronavirüs İtalya ekonomisinin kalbini vurdu!

İtalya’da virüsten en kötü etkilenen bölge Lombardiya, dünyanın en zengin yerlerindendir. Krizle mücadele etmek için İtalya’nın halk sağlığı için para harcaması ve kriz sırasında ekonomiyi desteklemesi gerekiyordu. Sorun koronavirüs krizini karşılamak için yapılan harcamaların İtalya’nın kamu borçlarını arttıracağıydı. Kriz öncesi borçlarının GSYİH’nın % 135’inin biraz altında olmasıyla İtalya, yükselen spreadlerin(alım-satım farkı) açığını artıracağı ve böylece kısır döngü içinde borçlarını gittikçe daha az sürdürülebilir hale getireceği noktaya tehlikeli bir şekilde yakındı.

İtalya Euro bölgesinin üyesi olduğu için, artık borcunu satın alabilecek bağımsız bir ulusal merkez bankasına sahip değil. İtalya sadece bir virüs felaketiyle değil mali krizle de karşılaşacaktı. Avrupa yardım etmek için ne yapabilirdi? Ancak asıl önemli olan ülkenin finansal hayatta kalması için Avrupa Merkez Bankası’nın tutumuydu. Finansal bir panikle karşı karşıya kaldığınızda, güveni yeniden sağlamak çok önemlidir  ve merkez bankası para vermekle görevli olduğundan, sınırsız ateş gücüne sahip tek kriz savaşçısıdır.

Fransa’nın eski maliye bakanı ve IMF patronu Christine Lagarde, Ekim 2019’da Avrupa Merkez Bankası’nın başına geçmişti ve şimdi büyük bir mali krizle baş edebileceğini göstermek zorunda kalacaktı. 12 Mart’taki Avrupa Merkez Bankası basın toplantısı çok önemli bir sınavdı. Avrupa Merkez Bankası’nın, Avrupa bankaları için iyi haberleri vardı:

  • Yeni ve uzun vadeli kredi alabileceklerdi,
  • Ayrıca yıl sonuna kadar ek geçici 120 milyar euroluk varlık alımı planlıyorlardı.

Ancak kritik an Lagarde’ye Avrupa Merkez Bankası’nın devlet borcuna karşı tutumu hakkında bir soru sorulduğunda geldi. Yanıtı dikkat çekiciydi. “Spreadler’i kapatmak için burada değiliz,” dedi. “Bu Avrupa Merkez Bankası’nın işlevi ya da görevi değil. Bunun için başka araçlar da var ve bu sorunlarla gerçekten başa çıkacak başka aktörler de var. ”

“Spreadler” İtalya demekti. Ve Lagarde’nin söylediği şey, bunun başkasının sorunu olduğuydu.  Fakat her gün yüzlerce insan ölürken, küresel finansal piyasalar bastırılmış bir panik durumundayken, Avrupa Merkez Bankası ciddi bir şekilde yangını söndürmeden önce Berlin, Paris ve Roma’nın farklılıklarını çözmesini bekleyeceğini mi önerdi? Açıklamalardan sonra piyasalar çöktü ve İtalya’nın borçlanmak için ödemek zorunda olduğu fiyat sıçradı: ortalama, spread % 0.65 oranında arttı. Bu büyük bir fark gibi görünmeyebilir, ancak İtalya’nın büyüklüğünde bir borç dağına uygulandığında, faiz faturasını sadece bir yıl boyunca 14 milyar € kadar arttırdı. İtalya’nın ihtiyacı olan son şey buydu. Kriz Avrupa’yı daha da parçalara ayırıyordu.

ekonomi

Fed, faiz oranlarını sıfıra indiriyor!

Beş korkunç gün süren piyasa kargaşasından sonra, 15 Mart öğleden sonra ABD Federal Rezerv Başkanı Powell programı dışında bir basın toplantısı düzenledi. Açıklaması dikkat çekiciydi. Fed, faiz oranlarını sıfıra indiriyordu. En son 2008’deki krizde faiz oranları sıfıra indirilmişti. Bu ABD ekonomisi için bir önlemdi. Ancak koronavirüs küresel bir sorundu. Dolardaki artış ABD para biriminde borç alan herkes üzerinde baskı yarattı. 

Piyasalar 16 Mart’ta açıldığında, düşüş baş döndürücü oldu. Piyasa %7’den fazla düşerse devre kesicilerin yürürlüğe girmesi beklenir. O sabah, düşüş o kadar hızlıydı ki S&P 500 ticaret durmadan önce% 8.1 düştü. Korku endeksi olarak adlandırılan VIX (piyasa oynaklığının bir ölçüsü) Kasım 2008’in karanlık günlerinde en son görülen seviyelere yükseldi.

Para birimlerinin işlem gördüğü döviz piyasası, dünyanın en büyük piyasasıdır. Ve en fazla işlemin rezerve edildiği yer Londra Şehri’dir. Ancak 18 Mart Çarşamba günü sadece bir ticaret vardı: insanlar her şeyi satmak istiyordu. Almak istedikleri tek şey dolardı. Diğer tüm para birimleri düşüyordu.

Merkez bankalarının piyasaları sakinleştirememesi, paniğin en kötü günlerine zemin hazırlamıştı. Coronavirüs vakaları Avrupa’da Wuhan’dakinden daha hızlı artış gösteriyordu.

Hedge fonları, Avrupa’daki durgunluğun uzayacağı milyarlarca dolarlık bahisler veriyordu. Apple gibi şirketler, üç ay kadar kısa bir sürede borç almak için sert önlemlerle karşı karşıyaydı.

İngiltere Merkez Bankası: “Uygun gördüğümüz gibi derhal ve hızlı hareket edeceğiz.”

İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, bir basın toplantısı düzenledi. Ancak konuşurken, sterlin 1985’ten bu yana %5 ile en düşük seviyesine geriledi. Bu arada, dünyanın en eski ana varlık pazarı olan gilts olarak da bilinen İngiltere devlet tahvili piyasası benzeri görülmemiş bir kargaşaya tanıklık ediyordu. 

İngiltere Merkez Bankası, para politikası komitesi ertesi gün acil durum oturumunda bir araya gelerek Bankanın tahvilde 200 milyar £ alacağını açıkladı. Bailey’in açıkladığı gibi: “Uygun gördüğümüz gibi derhal ve hızlı hareket edeceğiz.” 

18 Mart akşamı yapılacak acil bir konferans çağrısında Avrupa Merkez Bankası yönetim kurulu da harekete geçmesi gerektiğine karar verdi. Bir pandemi acil durum satın alma programı kapsamında 750 milyar € hükümet ve kurumsal borç satın alarak başlayacağını duyurdu. Ancak Avrupa Merkez Bankası bundan daha da ileri gitmeye hazırdı. Gerekirse, “kendi empoze ettiği sınırların” bir kısmını gözden geçireceğini söyledi. Avrupa Merkez Bankası kadar gizlenmiş bir kurum için bu bir devrimdi. 

Mart ayının üçüncü haftasının sonunda, Moğolistan’dan Trinidad’ya dünyanın 39 merkez bankası faiz oranlarını düşürmüş, bankacılık düzenlemelerini kolaylaştırmış ve özel kredi imkanları sağlamıştır. Gelişmekte olan piyasalar üzerindeki baskıyı hafifletmek için Fed, likidite takas hatlarını Meksika, Brezilya ve Güney Kore dahil 14 büyük ekonomiyi kapsayacak şekilde genişletti. Bu dikkate değer bir durumdu.

Avrupa hükümetleri hızlı hareket ediyordu. Almanya mali tedbirlerini bir kenara atmış ve işletme kredileri için devasa bir hükümet programı oluşturmuştu.

Fed bir önlem paketi ile birlikte büyük bir duyuru yapacaktır. Ancak 22 Mart akşamı Cumhuriyetçiler tarafından önerilen paketin Demokratlar için kabul edilemez olduğu açıktı. Düzeltmeler günler alabilir. Finansal piyasalar beklemezdi.

ABD Merkez bankasının kurumsal ekonomiye müdahalesinin kapsamını genişletmek olağanüstü bir adımdı. Yılın başından beri S&P 500 ve Dow Jones ve FTSE 100 değerlerinin% 30’unu kaybetti. O gün iyileşmeye başladılar.

Fed, politik olarak hassas olduğu düşünülen şirket borçlarından daima uzaklaşmıştır. Ancak 23 Mart’ın ilk saatlerinde, kurumsal borç piyasasını istikrara kavuşturmak içinde bir şeyler yapılması gerektiği açıktı.

25 Mart’ta, Kongre, Senato’nun 2 trilyon dolarlık dev paketini onayladı. Küçük işletmeleri ve işsizlik sigortasını desteklemek için fon sağladı. (ABD’nin özel hastane sistemi için de önemliydi.) Fed kayıplarını karşılamak için 454 milyar dolar ayırdı. Fed ayrıca dünya ekonomisine dolar likidite sağlayıcısı olarak da hareket ediyordu. İngiltere’de de Hazine ve İngiltere Bankası, hükumet harcamalarındaki büyük artışı finansal piyasaları istikrarlı hale getirme çabalarıyla ilişkilendirmek için yakın bir şekilde çalışıyorlardı.

Euro bölgesi ülkeleri anlaşmazlık yaşıyor!

Ancak euro bölgesinde bu tür bir koordinasyon yoktu. Üye devletlerin en çok etkilenen komşuları İtalya ve İspanya’yı desteklemek için finansal bir plan yapıp yapamayacakları sorusu vardı. Bariz çözüm, krizle birlikte mücadele etmek için müştereken borç ihraç etmekti (euro bölgesi krizi sırasında Almanya tarafından yönetilen bir kuzey Avrupa koalisyonu tarafından ortaya çıkan bir fikir.) Bu, İtalya’nın önceden var olan finansal zayıflığıyla kısıtlanmamasını sağlayacaktır.

Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz liderliğindeki dokuz ülkeden oluşan bir koalisyon için durum açıktı. 25 Mart’ta krize müdahaleyi finanse etmek için “ortak borçlanma aracı” çağrısında bulundular. Ancak, Hollanda ve Almanya bütçeyi reddetti. 

26 Mart Perşembe günü, ABD Çalışma Bakanlığı’nın bir haftada 3.3 milyon Amerikalının işsizlik sigortasını karşılayacağını duyurdu. Bu görülmemiş bir şeydi. Amerika’da, işsizliğin yaz mevsiminde %30’a ulaşması öngörülüyordu. Bu 1930’daki Büyük Buhran’dan daha fazla..

Fed, 9 Nisan’da, düşük dereceli şirket borcuna yönelik bir destek paketi açıkladı. Aynı gün İngiltere Bankası daha radikal bir yaklaşım benimsedi. Hazine meselesini merkez bankası tarafından satın alınacak borçlanma sürecinden geçirmek yerine, doğrudan parasal finansman sunacağını açıkladı. Bu geçici ama yine de radikal bir hareketti. İngiliz hükumeti bu mekanizmaya son kez başvurduğunda 2008’de kriz zirvesindeydi.

Almanya krize İtalya veya İspanya’dan çok daha büyük bir mali yanıt verebildi. Bir kez daha küresel finansal sistemin hiyerarşik bir yapıda olduğu doğrulandı. Zirvede ABD Federal Rezervi duruyor.  Avrupa Merkez Bankası, Japonya Bankası, İngiltere Bankası, Fed’in doğrudan desteğinden yararlanmaktadır. Bu desteğin küçük bir kısmı sayesinde, gelişmiş ekonomi merkez bankaları kredi sistemlerini geliştirmede büyük bir özgürlüğe sahiptir. Para birimlerinin döviz kurunda ılımlı hareketlerle karşılaşabilirler, ancak yıkıcı bir mali sıkıntı yaşamazlar.

Yükselen piyasa ekonomileri Şubat ayından bu yana can çekişiyor. Covid-19 dünya ekonomisinin her yerine ulaştı. Dünya Bankası, Afrika’nın geri kalanıyla birlikte Nijerya, Angola ve Güney Afrika ekonomileri için yıkıcı bir sorun olacağını işaret ediyor. Dünyadaki ülkelerin neredeyse yarısı – şimdiye kadar 90’dan fazla – finansal yardım için IMF’ye başvurmak zorunda kaldı.

Avrupa ve ABD finansal eğriyi düzleştirmek için bir savaş veriyor. Salgını kontrol edebiliriz fakat dünya ekonomisini kontrol altına almak uzun sürecek gibi…

Volkswagen Sürücülere Tazminat Ödemek Zorunda Kalacak

Almanya Federal Mahkemesi (BGH), Alman otomobil üreticisi Volkswagen’ın egzozlarında manipüle edilmiş dizel motorlu araçlar satın alan sürücülere tazminat ödemek zorunda olduğuna karar verdi.

Alman yargı sistemindeki en yüksek dereceli mahkemesi BGH, bir otomobil sahibi tarafından Volkswagen’in emisyon testi manipülasyonu konusunda açtığı ilk davada kararını verdi. Mahkeme, Volkswagen’den egzozlarda manipülasyon yapılan araçları satın alanların prensip olarak tazminat alma hakkı olduğuna hükmetti.

Mahkemenin kararıyla dizel araç sahipleri araçlarını iade ederek satış fiyatını kısmen geri alabilecek. Müşteriye geri ödeme hesaplanırken otomobilin kilometresi dikkate alınacak.

Karar, Alman mahkemelerinde bekleyen 60 bin dava için emsal olması bekleniyor.

Dizel emisyonu skandalı

ABD Çevre Koruma Ajansı 2015, yılının eylül ayında Volkswagen’in emisyon testlerini manipüle ettiğini ve şirketin dizel araçlarının normal seviyenin 40 kat üzerinde çevreyi kirlettiğini duyurmuştu.

Bünyesinde Volkswagen, Audi, Porsche, Bentley, Lamborghini, Seat, Skoda, Bugatti, Scania ve Man gibi markaları bulunan Volkswagen Grubu, uzun süre dizel emisyonu skandalıyla gündemi meşgul etmiş, ABD ve Alman makamlarına yüksek cezalar ödemiş ve milyonlarca aracını geri çağırmak zorunda kalmıştı.

Markalarınızı Değil, Mağazalarınızı Online Kanala Açmaya Hazır mısınız?

Özellikle pandemi süreci ile birlikte, mağazalar tarafından yaşanan sıkıntılar perakendeciyi yeni yollar ve kanallar arama yolunda çalışmalara itiyor.

“The Yes” isimli bu uygulama size mağazaların tüm çeşitliliğini sunmak için kullanılan tamamıyla kolay bir alışveriş uygulaması.

Peki diğer alışveriş uygulamalarından farkı ne?

Bir çok yönden mesela Spotify veya Netflix oynatma listenizi alır ve size tercihlerinize göre uyarlanmış öneriler sunar. Tarzınız hakkında kısa bir ankete tabii tutulursunuz , daha sonra algoritma, en sevdiğiniz renklerden omuzsuz elbiselere olan derin nefretinize kadar estetik tercihlerinizi tanımlamak için yapay zekayı kullanır. Ardından, uygulama ilginizi çekebilecek moda markasından ürünleri tarar. İsterseniz, bir ürün gördüğünüzde “evet” veya
“hayır” seçeneğini tıklayarak algoritmanın sizi daha iyi anlamasına yardımcı olabilirsiniz.

Uygulama alışverişi kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Tüm ürünler, marka tarafından ödenen ücretsiz teslimat ile gönderilir ve ApplePay gibi hesap bilgilerinizi kullanarak tek bir tıklama ile ödeme yapabilirsiniz.

Uygulama bir envantere sahip değil veya envanter satın almıyor. Bunun yerine, müşteri bir satın alma işlemi gerçekleştirdiğinde onu doğrudan markalara yönlendiriyor. Markaların kendi görsellerini kullanıyor bu da onu mağazaların yaptığı gibi tüm ürünlerini kendi modellerinde çekmek için ödeme yapmaktan kurtarıyor.

Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde, markaların doğrudan müşteriye ulaşmada yaşayacağı zorluklar üzerine değinmiştik. FMCG için konuşmuştuk ama, uygulama markaların bu anlamda tek başına yaşayacağı sorunlar için bir önlem gibi değerlendirilebilir.

https://twitter.com/bisektorcom/status/1263402020368781312

Belki mağazadan teslim al gibi seçeneklerle Türkiye’de alışveriş merkezleri gibi alanların da kısa sürede dijitalleşmesi sağlanabilir bu tarz yollarla. Ya da düşünsenize, hepimizin evine çok yakın Alışveriş Merkezi/ Merkezleri var değil mi? Alışveriş Merkezi mağazaları yakın olduğu zone üzerinde bu tarz uygulamalarla iş birliği yapsa, aynı gün içerisinde kendine zone alanına teslimat gerçekleştirse tercih etmez misiniz?

Aslında fiziksel perakende ile online kanalın tamamen karışımı olabilecek bir örnek. Hem mağazaya gitmeden, hem de 1 ay beklemeden. Harika değil mi?

Brezilya’da bir Alışveriş Merkezinde buna benzer bir uygulama kullanılmaya başlanmış bile. Alışveriş Merkezini kocaman bir online mağaza gibi düşünün. Her bir mağazanın kendi ürün ve stoklarının koyulduğu uygulama, aynı gün içerisinde AVM’nin yakın olduğu zone’lara ürünlerin gönderimini sağlıyor. Bir sonraki yazı konularımızdan biri de bu olsun…

Olur mu dersiniz?

“The Yes” alışverişe yeni bir yaklaşım ancak bu tüketici davranışlarını değiştirmeye çalışan ileriye dönük bir savaşı ortaya çıkarıyor. Müşterilerin zaten kalabalık olan telefonlarına başka bir uygulama indirmeye ikna edilmesi gerekecek. Özellikle teslimatı mağazalar yaptığından, bazı noktalarda suçlu mağaza mı uygulama mı diye sorgulanabilir.

Üstelik markaların yoğun online platformlar altındayken yeni bir platforma girmek istemesi öyle hemen olabilecek bir olgu değil maalesef.

Fakat en başta da dediğimiz gibi. Perakende bir değişim içerisinde ve bu değişimde daha fazla CRM, daha fazla yeni kanallar, daha fazla yeni yollar üzerine odaklanılmak zorunda.

Turizm’e En Bağlı Ülkeler ve Beklenen Tablolar. Türkiye’de Durum ne?

Düzenli bir turizm geliri akışı olmadan, birçok ülke ciddi ekonomik zararlarla karşılaşabilir.

Dünya genelinde bu sektör tarafından toplam 330 milyon iş destekleniyor ve her yıl küresel GSYİH’ya %10 veya 8,9 trilyon dolar katkıda bulunuyor bu sektörü.

Dünya seyahat ve turizm konseyinin verileri istihdam ve seyahate göre bu endüstriye en fazla bağımlı olan ülkeleri gözler önüne seriyor. Bu ülkelerin önümüzdeki 6-8 aylık periyotta yaşayacağı muhtemel sorunlar üzerine konuşalım istedik.

Genel durum

Dünya genelinde 44 ülke , toplam istihdam paylarının % 15’inden fazlası için seyahat ve turizm endüstrisine güvenmektedir. Şaşırtıcı olmayan şekilde listenin başındaki ülkeler ada ülkeleri olarak başlıyor.

Aynı zamanda, veriler bazı büyük ülkelerin bu sektöre ne ölçüde bağlı olduğunu da ortaya koyuyor. Örneğin Yeni Zelanda’da 479.000 iş ilanı, seyahat ve turizm endüstrisi tarafından verilirken; Kamboçya’da ise 2.4 milyon ilan vardır.

turizm'e en bağlı ülkeler ve beklenen tablolar. türkiye'de durum ne?
turizm'e en bağlı ülkeler ve beklenen tablolar. türkiye'de durum ne? 6

Sektörün girdisi etkin olan ülkelerden biri olan Hırvatistan, en yoğun sezonu kaçırmayarak kapılarını yeniden açmayı planlıyor. Ülke 2019 yılında 13 milyar dolarlık turist geliri elde etmişti. Bu gelir ülke iş gücünün %25’ine katkı sağlıyor.

Yabancı ziyaretçi merkezli ülkeler, küresel seyahat yasaklarından en fazla etkilenen ülkeler olmaya devam ediyor, ancak dünyanın en büyük ekonomileri de bu etkiyi yavaş yavaş ekonomilerinde hissetmeye başladı.

Örneğin İspanya bu ekonomiye en fazla katkıda bulunan üçüncü ülke iken, Eylül ayına kadar kilitlenmeler devam ederse 68 milyar dolar gelir kaybı yaşanacağı ön görülüyor.

turizm2
turizm'e en bağlı ülkeler ve beklenen tablolar. türkiye'de durum ne? 7

Hangi ülkeler seyahat ve turizm endüstrisinden dolar bazında en fazla kazancı elde ediyor?

Listenin başında yer alan ABD, bu ekonomiye 1.8 trilyon doların üzerinde bir katkı sağladı. Bu rakam 2019’da GSYİH’nın %8,6’sına denk geliyor.

turizm3
turizm'e en bağlı ülkeler ve beklenen tablolar. türkiye'de durum ne? 8

Bu arada, seyahat ve turizmin Çin ekonomisine katkısı son on yılda iki kattan fazla arttı ve 1,6 trilyon dolara yaklaştı. Bu anlamda ekonomik girdiyi eski haline yaklaştırabilmek için Çin ve Güney Kore bir seyahat koridoru kurarak kısıtlamaları hafifletti.

Ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede turizm hazırlıkları başladı.

Elbette koronavirüsün istihdam ve küresel ekonomik faaliyetler üzerinde akıl almaz sonuçlar ile kalıcı bir etkisi olacaktır. Fakat toz nihayet dağıldığında, küresel turizm bir hesaplaşma ile karşı karşıya kalabilir mi dersiniz?

İndirimler, Pazar Yerleri ve Deneyimler: Moda Perakendecileri Koronavirüse Nasıl Tepki Veriyor?

Pandeminin ortaya çıkması ve vaka sayılarının artışı ile birlikte, kürsel çapta Mart ayında satışlarda yaşanan %30’luk sert düşüşün ardından moda sektörü süreçten ciddi etkilenmeye devam ediyor.

Nisan ayındaki iyileşme e-ticaretteki indirimlerin sonucu mu?

Nosta, küresel çapta Mart ayında çevrimiçi moda satışlarında %30’luk bir düşüş verisi açıkladı. Fakat Nisan ayına geldiğimizde oranların %30’dan %16’lara gerilediği görüldü.

Eticaret satışlarında ise yıllık %21 artış gözlemlendi. Web sitesi ziyaretleri %9, siparişler %30, dönüşüm oranları ise %12 oranında artış gösterdi.

Bu olumlu bir haber gibi görünse de moda perakendecilerinin indirim oranları yükselişin ana nedeni olabilir.

Lüks markalar da indirim yapıyor

Online moda perakendecilerinin geçtiğimiz ay boyunca ellerindeki stokları eritmek için indirim ve kampanyalara odaklandıklarını sıklıkla gördük. Fakat lüks perakende markaları bu indirimler çok da normal olgular değil.

Perakende analisti Krista Corrigan’a göre, Mart sonunda iskonto edilmiş lüks malların oranı bir önceki yıla göre % 29 arttı.

McKinsey’in Moda Devleti 2020 raporuna göre, ‘lüks moda perakendecileri için, bu tür bir indirim söz konusu olduğunda, ‘fiyat dışı’ mağazalara güvenmenin, bir markanın imajı ve kâr marjlarına zararlı olabileceği’ algısını savunuyor.

Çocuk ve iç giyim kategorilerinde artış var

Nisan ayındaki verilere göre, iç giyimde arama oranlarında %411’lik bir artış gözlemlendi. Bu oran moda için %33 düşüş olarak kaydedildi.

Ebeveynler ise pandemi sırasında okul üniformalarına alternatif alımlar yapıyor. Diğer bir deyişle her gün okula üniformasıyla giden çocuklar birdenbire normal kıyafet giyimlerini zorunlu olara arttırınca çocuk giyimde %151 oranında bir arama artışı göründü.

Hatırlarsanız ülkemizde de fiziksel perakende markalarının açılışı ile birlikte, çocuk giyim üzerine yaşanan artışı geçen yazımızda konuşmuştuk.

Müşteri deneyimine etkisi

Aslında ülkemizde de fiziksel perakendenin ilk açılışları ile birlikte umut verici rakamlar elde etmesinin tek sebebi şu anda bu. Özellikle teslimatlarda yaşanan yoğunluklar, müşteriyi moda alımlarında mağazalara yönlendiriyor. Çünkü müşteri, alacağı tshirt’ün 1 ayda gelmesini deneyimledi ve artık alternatif bir alım noktası var.

İşte bu alternatif ülkemizde perakende sektörünün normale dönmesini hızlandıracak en önemli kıstaslardan biri haline geldi şu anda.

Geçen yıla göre %130 oranlarında artan market alışverişleri için de aynı durum geçerli. Bu artışın %60-65 kadarı hala online üzerinden ilerletiliyor. Bu oranın %80’lerde yaşanması bekleniyorken, aynı gün gelmeyen gıda ürünleri normalleşme sürecinde müşteriyi mağazaya itiyor.

Aslına bakarsanız yaşanan pek çok değişken ve hamle, perakende sektöründe bir sonraki alışveriş davranışının sebebini beraberinde getiriyor. Bu anlamda normalleşme sürecinde deneyimleyeceğimiz çok fazla ‘beklenmedik’ olacağı kesin.

Petrol Saatli Bir Bomba Haline Geldi! Enerji Uzmanı ve Geo-Economist Laurent Horvath’dan Sektöre Bakış

“Petrol saatli bir bomba haline geldi.”

ABD’nin baskısı altında OPEC ve Rusya dahil olmak üzere diğer büyük petrol üreticileri 12 Nisan Pazar günü 1 Mayıs’tan itibaren günde 10 ila 15 milyon varil ile rekor bir düşüşe karar verdiler. Bu nedenle şirket ortakları, küresel bir salgının ortasında ve Moskova ile Riyad arasındaki bir fiyat savaşı zemininde neredeyse yirmi yıldır en düşük seviyelerine düşen petrol fiyatlarını artırmayı umuyorlar.

Fiyatlardaki düşüş, özellikle ABD’deki işletme maliyetlerini düşürmek zorunda kalan büyük petrol ve shale petrol üreticileri için zor olmuştur.

ABD Başkanı Donald Trump, Twitter’da “Herkes için harika bir anlaşma” diye övündü. “Bu, ABD’de yüz binlerce enerji işinden tasarruf sağlayacaktır.” Laurent Horvath tarafından ise paylaşılmayan bir iyimserlik yorumu “Koronavirüs salgını tüm dünyaya yayılmış, hareketlilik ve yük taşımacılığında eşi görülmemiş bir yavaşlamaya neden olmuştur. Tarihsel olmasına rağmen, üretimdeki bu düşüş, krizin neden olduğu talep çöküşüyle karşılaştırıldığında önemsiz görünüyor.”

Petrol fiyatları talep ve arz şoku nedeniyle mi düşüyor?

Her ikisi de… COVID-19 salgını talebin bir kısmını yok etti. Tahminlere göre, sadece birkaç hafta içinde, toplam 100 milyon tüketimden % 25 ila % 30’luk bir düşüş nedeniyle talep günde 25 milyon varil azaldı. Petrol tarihindeki bu eşsiz durum, üreticileri üretimlerini stoklamaya zorlamaktadır.

Rystad Energy’ye göre, dünyanın depolama kapasitesinin% 75’inden fazlası zaten kullanılıyor ve mevcut aşırı üretim oranında yakında ağzına kadar doldurulabilir. Okyanus tankerleri de depolama için kullanılır ve sonuç olarak nakliye fiyatları yükselmiştir.

Depolama kapasitesi tükendiğinde ne olacak? En kötü senaryoda, bazı üreticiler sıfırın altında petrol satmaya zorlanabilir, başka bir deyişle üretimlerinden kurtulmak için ödeme yapabilirler. Diğer senaryolarda Goldman Sachs’ın tahmin ettiği gibi ham fiyatlar yaklaşık 10 $ veya 20 $ civarında sabitleniyor.

Rusya ve Suudi Arabistan daha ne kadar petrol fiyatlarını düşük tutabilir?

Suudi Arabistan ve Rusya bir kaç yıl düşük fiyatlara dayanabilir. Her ikisinin de devlet fonları (sovereign funds) var. Rusya’nın devlet fonu 150 milyar dolar değerinde. Petrol çıkarma maliyetleri çok düşük ve ülkenin bütçesini dengelemek için varil başına 42 dolarlık bir fiyata ihtiyacı var.

Suudi Arabistan’ın devlet fonu 500 milyar dolar değerinde ve Suudi Arabistan’ daki petrol çıkarma maliyetleri de çok düşük, varil başına 5-10 dolar civarında. Ancak Suudilerin bütçelerini dengelemek için varil başına 80 dolarlık bir fiyata ihtiyaçları olacaktır. Devlet fonlarıyla bir ya da iki yıl dayanabilirler.

petrol şirketi

Büyük petrol şirketlerinin çözümleri neler?

ABD’deki ExxonMobil ve Chevron, Hollanda’daki Shell, İngiltere’deki BP ve Fransa’daki Total gibi büyük şirketler zaten işletme maliyetlerini azaltmaya başladı, işten çıkarmaları açıkladı ve belirli yatırım planlarını durdurdu. Ayrıca hisse geri alım programlarının askıya alındığını duyurdular. Ancak, yatırımcılara tutunmak için temettülerini korumak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Örneğin Chevron, önümüzdeki beş yıl içinde 75 milyar dolar dağıtmayı planladı.

Şirketin bu taahhüdü yerine getirmesi olası değildir. Şubat ayında, bu şirketler keşif, yeni projeler ve temettüleri finanse etmek için varil başına 60 ila 70 dolar arasında bir fiyata güveniyorlardı. O zamandan beri hiçbir şey düşündükleri gibi gitmedi.

Hızlı büyümesi ile ABD’nin dünyanın lider petrol üreticisi konumunu yeniden kazanmasına yardımcı olan daha küçük shale yağı(kaya petrolü) üreticilerine ne demeli?

Gerçekten mücadele ediyorlar, ancak sorun 2019’da gerçekten başladı: bu şirketlerin 42’si geçen yıl iflas etti ve 37’si dördüncü çeyrekte meydana geldi. Ürettikleri yağ pahalıdır ve tahmini ortalama maliyeti 52 $ ‘dır. Aynı zamanda kalitesiz, bu yüzden rafineriler varil başına 5 ila 20 dolar arasında bir indirimle satın alıyor. Varil başına fiyat 25 $ ile, bu şirketler çok para kaybediyor. Ve özellikle kırılganlar çünkü bu yıl 40 milyar dolar borç ödemek zorundalar.

Shale balonu tamamen patlasaydı, etkiler tüm dünyada hissedilecekti. Ancak Beyaz Saray, ABD ekonomisine 2 trilyon dolar enjekte ederek sektörü güçlendirmek için bir teşvik planı başlatacak. Şanslıların kim olacağı ve günde 9,3 milyon varil üretiminin sürdürülüp sürdürülemeyeceği görülecek.

Bazı yorumcular Rusların ABD shale yağını silmek istediğine inanıyor

Bu tamamen makul… Amerika’nın enerji hakimiyeti politikası, ABD’nin Venezuela, İran ve Rusya’daki üretimi engellemesine neden oluyor. Bardağı taşıran son damla Venezuela petrolü satan Rus petrol şirketi Rosneft’in İsviçre yan kuruluşu olan Rosneft Trading’e karşı yeni ABD yaptırımlarıydı. Yetenekli bir satranç oyuncusunun soğukkanlılığı ile Rusya, ABD’nin enerji hakimiyetine meydan okuma zamanının geldiğine karar verdi.

Bu durumda, Rusya neden 180 derecelik bir dönüş yaptı ve sonunda üretimini azaltmayı kabul etti.

ABD’nin baskısı yüzünden Donald Trump, ABD’deki petrol işlerini korumak zorunda ve bu da onu Vladimir Putin ile görüşmelere yöneltti. İki ülke arasındaki müzakereler şüphesiz petrol çerçevesinin ötesine geçti ve Moskova’ya karşı yaptırımların gevşetilmesi gibi başka alanlarda bir takas yapılması gerekiyordu.

Sağlık krizi sona erdiğinde, ekonomik toparlanma küresel talebin tekrar yükselmesine neden olur mu?

Pandemi kontrol altına alındıktan sonra, mevcut üretim fazlası ve yeniden dengeleme stoklarının çekilmesi birkaç ay sürecektir. Bu ilk aşamada, fiyatlar muhtemelen düşük kalacaktır ve küresel ekonominin ayağa kalkmasına yardımcı olacaktır. İkinci aşamada, küresel ekonominin yeniden toparlandığı ve ABD kaya gazı üretiminin önemli ölçüde azaldığı veya birçok üreticinin önemli ölçüde zayıfladığı varsayılarak, fiyatlar hızla yükselebilir. Ancak shale yağı üretimi tekrar yükselirse, fiyatlar 2019’da oldukları yere geri dönecektir.

Bu tür aşırı yukarı-aşağı hareketler yatırımcılar ve hükümetler için oldukça istikrarsızdır. En büyük şirketler bile bu hareketlerin etkilerinden kaçınamaz. Beş yıl içinde ExxonMobil piyasa değerinin yarısından fazlasını kaybetti. Petrol bir saatli bomba haline geldi ve 18 aydan uzun bir süre boyunca bakıldığında yatırım riskleri çok yüksek ve kötü tanımlanmış kalacak. En büyük şirketlerin direnci, sektörün nasıl ilerleyeceğine dair iyi bir gösterge sağlamalıdır.

Koronavirüs Haberlerinden Kaçıyor musunuz? Yalnız Değilsiniz!

COVID-19 salgınının yaygınlaşmasından sonraki ilk birkaç ay boyunca, insanlar bu konuda yoğunlukla haber arayışı içerisindeydi. Fakat Mart ayının sonuna kadar, dünyanın en iyi haber sitelerinden gelen trafik %54 arttı.

Ancak şimdi, pandeminin dünya üzerinde yayılımı devam etse de; insanların haber sitelerinden ve pandemi haberlerinden kaçmaya başladıkları gözlemleniyor.

7-13 Mayıs arasında yapılan bir araştırmaya göre, bulgular bu konuyu kürel çapta destekler nitelikte.

Koronavirüs haberlerinden sıkıldık mı?

Katılımcıların %22’si sıklıkla veya her zaman için koronavirüs ile ilgili haberleri okumayı tercih etmediklerini belirtiyor.

Daha yüksek bir oran ile %59’u ise bu haberlerden bazen kaçınıyor olarak tanımlıyor kendini. Aynı araştırmanın üç hafta önceki verilerinde bu oran %49 olarak görülüyordu. Üç haftada haber yoğunluğundan gelinen nokta %10 oranında olumsuz artışın yükseldiği yönünde.

haberlerden kaçınma
tarihlere göre haberlerden kaçınma oranları

Anket, kadınların %26’sının haberlerden kaçınmayı tercih ettiğini gösteriyor. Bununla birlikte erkeklerin ise %18’i bu haberleri incelememeyi tercih ediyor.

Tüm katılımcıların %33’ü çok fazla haber olduğundan artık görmek istemediklerini belirtiyor.

Çok da şaşılmayacak şekilde, tüm katılımcıların %66’sı bu haberlerden kaçınma sebeplerinin psikolojileri üzerine yarattığı olumsuz etkiyi sebep gösteriyor.

Hangi ortamlarda bu haberleri görmek istemessiniz sorusuna verilen cevap ise; %78’i TV, %55’i web siteleri, %46’sı sosyal medya ve %33’ü de mesajlaşma uygulamaları üzerinde bu haberleri görmek istemediğini belirtiyor.

Bu haberleri görmek istemeyen yaş grubu ise çoğunlukla 25-44 yaş arası kitle tarafından oluşuyor.

Günlük hayatımızda düşündüğümüzde, bir ay öncesine göre değerlendirdiğimizde gerçekten de pandemi haberlerinden kaçındığımızı gözlemleyebiliyor muyuz? ‘Artık içim kararıyor, dinlemek istemiyorum’ sözlerini çevrenizden sıklıkla duymaya başladığımız dönemlere yavaş yavaş geçiş yapılıyor.

Psikolojik olarak bu süreç aslında hem tehlikeyi, hem de psikolojik rahatlamayı beraberinde getiriyor. Tehlike, özellikle ülkemizde normalleşme sürecinde ‘boşverme’ olgusunu ortaya çıkardığından yaşanıyor. Özellikle 1 Haziran’dan sonra bu noktada daha büyük bir yığılma olacak gibi görünüyor.

18 – 24 Mayıs Haftalık Sektör Değerlendirmeleri

Bu hafta yine birçok sektörde normalleşme süreçleri ile birlikte sektörlerin rakamsal verilerini konuştuk.

Yeni dönem tahminleri ve markaların yeni yatırımları üzerine konuştuk. Bildiğiniz üzere haftanın sektör değerlendirmeleri yazı dizimizde her pazar, o hafta boyunca değerlendirilen en önemli konuları derleyerek sizlerle paylaşıyoruz.

Bu haftanın değerlendirmelerini aşağıdaki şekilde derledik. İyi okumalar, iyi pazarlar.

Koronavirüs Sonrası Perakende Sektöründe İkinci Hafta Verileri

2 5
18 - 24 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 16

FMCG Markaları için Doğrudan Tüketiciye Ulaşmada 4 Zorluk

2 4
18 - 24 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 17

2020’de En Hızlı Büyüyen Perakende Markaları

2 3
18 - 24 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 18

Joker Türkiye’deki Bazı Mağazalarını E-Ticaret Depolarına Çeviriyor

2 2
18 - 24 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 19

ABD’de Açılan Restoranlar İç Alanlar Yerine Sokakları Kullanmaya Başladı

2 1
18 - 24 mayıs haftalık sektör değerlendirmeleri 20

Bu haftalık sizler için derlediğimiz sektörel yazılarımız bu şekilde. Haftaya tekrar görüşmek üzere.

Koronavirüs Sonrası Perakende Sektöründe İkinci Hafta Verileri

Evet perakendede ikinci haftayı geride bıraktık. Mağaza çalışanlarımızdan maske ile aralıksız çalışma konusunda haklı isyanlar yükseliyor.

Cirolarda düşüşler yaşanıyor, giriş sayılarında daha da büyük düşüşler görünüyor. Fakat genel kanıda Türk perakende sektörü beklediği çizginin üzerinde bir performans göstererek geçirdi bu iki haftayı.

Market alışverişlerinde online talepler azalmadı, hala fiziki satışların çok üzerinde seyretmeye devam ediyor. Genel olarak market satışlarında geçen yıla göre %130 oranlarında artışlar gözlemlendi.

Sanal ve fiziki perakendeye göre incelediğimizde bu oran %60 oranlarında sanal %40 oranlarında fiziki olarak gerçekleştiği görülüyor. Lokasyona göre bazı noktalarda sanal oranları daha da artış gösterebiliyor.

Genel olarak mağaza girişlerinde %70’lere yakın giriş düşüşleri yaşanırken, cirolarda moda sektöründe %40-45 arası düşüşler yaşandı.

Çocuk giyim ve ihtiyaç sektöründe ise oranlar iç açıcı. Birçok çocuk giyim markası geçen yılki aynı periyod rakamlarını bu 8 günlük sürede yakalamayı başardı. Öte yandan moda perakendecileri için de satış oranlarının ağırlıklı çocuk giyim üzerine odaklandığını görebildik.

Bayram alışverişi yapıldı mı?

Geçen seneki oranlarla elbette karşılaştırılamaz. Fakat çocuk giyim üzerine hem bayram alışverişi hem de ihtiyaç oranlarında alışverişler yüksek gözlemlendi.

Market alışverişlerinde sokağa çıkma yasağı öncesi yığılmalar yaşandı. Burada eskisi gibi günlük alışverişlerden ziyade haftalık alışverişlere odaklandığı görüldü müşterinin.

Yeni dönemde ne bekleniyor?

Peki giriş sayısında yaşanan bu düşüşün cirolara bu kadar yüksek yansımaması yeni dönemde bizler için nelere işaret olarak yorumlanıyor diye perakendecilere sorduk.

Burada özellikle bayramdan sonra normalleşmenin artması ile birlikte umutlar yüksek. Özellikle cafe restoranların açılmaya başlaması ile birlikte müşterilerin biraz daha normal hayata alışacağı ön görülüyor.

İkinci bir kritik olarak orta gelir düzeyinde olan müşterinin, üst gelir düzeyinde olan müşteriye göre daha erken sahaya indiği gözlemleniyor. Büyük markalarda orta segmente hitap eden mağazalar, üst segmente göre trene çok daha hızlı bindiler bu süreçte.

Cadde mağazacılığı AVM mağazacılığına göre bu süreçte yükselişe geçti. Yine birçok mağazanın cadde mağazaları öncesinde AVM mağazaları cirolarını geçemezken, şuanda ikiye katlar duruma geldi.

Hatırlarsanız bu konuda bir önceki yazımızda prestij lokasyonculuğunun sona ereceği üzerine konuşmuştuk. Aşağıdan inceleyebilirsiniz.

AVM’ler kanadında durumlar nasıl?

Kira ve ortak alan gideri sorunsalı devam ediyor elbette. Bu süreçte hiç çözülemeyen ortak alan gideri sorunu çözülür mü bilinmez. Kira konusunda da AVM’ler kira alacağız demiyor elbette fakat kısa süreli terminlerle haklı olarak sektörü izlemeyi tercih ediyorlar.

Ciro’ya odaklanmayan AVM’ler sektörde yavaş yavaş geri çekilmeye başlayacaktır ikinci normalleşme sürecinde. Ne kadar ciro, o kadar kira yeni dönemin en sihirli cümlesi olacak muhtemelen.

Öte yandan süreçten küçük perakendecilerin etkilenme oranları ciddi. Günlük 400-500 TL gibi rakamlarla mağazasını kapatıyorlar şuanda. Burada bir hareketlilik yaşanmazsa ayakta kalmaları gerçekten zor. Bu kanalda da AVM içindeki küçük perakendecilerin hızlı yer değişiklikleri gündem olabilir.

Pop-up mağazalar zaten son bir yıldır ciddi anlamda konuşuluyordu. Fakat bu hızlı değişimler pop-up mağazları da hareketlendirmek zorunda kalacak. Küçük markalar bandında ciddi pop-up değişimleri ön görülüyor.

AVM’ler müşteri datalarını ortaya çıkarmaya başlamalı

Yıllarca pek çok kampanya yaptık, pekçok müşteri datası topladık. Fakat bunları anlamlı olarak hiçbir zaman kullanmadık AVM’ler tarafında.

Amaç AVM’lerde araba veya hediye vermekten öteye gitmeyen bu kampanyaların dataları, önümüzdeki süreçte gün yüzüne çıkacaktır. Çıkmak zorundadır.

CRM anlamında AVM’ler bu yılı kafa yorarak anlatmak zorundalar. Ve aslına bakarsanız bu gelişme ülkemizde (neredeyse) ilk kez yaşanacağından hangi veriyi nerede ne oranda kullanması gerektiği ile ilgili AVM’ler kafası karışık.

Maalesef uzun kuyruklarla kampanyalar yapıp müşteriyi de çekemeyeceklerinden alternatifler üzerine görüşmeler başladı.

Sokağa çıkma yasaklarını çıkardığımızda, aslına bakarsanız perakendenin ilk 8 günü ve gelecek beklentileri bu şekilde geçti. Bakalım özellikle cafe restoranların açılması ile birlikte ikinci fazda neler konuşacağız.