Ana Sayfa Blog Sayfa 421

Türk Lirası Tarihi Düşük Seviyenin de Altına Düştü. Analistler Değerlendiriyor

Anlık değişkenlik göstermekle birlikte, ABD doları karşısında 12.10’dan işlem gören Türk Lirası, art arda onuncu seans için rekor düşüşler kaydetti. Bu rakam ile para birimi bu yıl değerinin üçte birini kaybetti.

Geçen Perşembe, Merkez Bankası politika faizini 100 baz puan indirerek, yaklaşık %20 olan enflasyonun oldukça altında %15’e indirmiş ve daha fazla gevşeme olacağının sinyalini vermişti.

Bu rakam ile Merkez Bankası, birçok analistin riskli bir politika hatası olduğunu söylediği Eylül ayından bu yana oranları 400 baz puan düşürmüş oldu. 

Analistler Türk Lirası’nı değerlendirdi

Dünyanın en büyük finans kurumlarından biri olan Societe Generale, bu karar için önümüzdeki ay en kısa sürede “acil” bir artış yapılması gerektiğini savunan bir değerlendirme paylaştı.

SocGen analistleri müşterilerine paylaştığı bir notta, parasal genişlemenin “ekonomik ve temelde haksız olduğunu” paylaştı.

SocGen, “Net zarar, para birimi devalüasyonu, daha yüksek enflasyon, şirket bilançolarında artan baskı, döviz kuru riskleri, daha yüksek dolarizasyon ve finansal istikrarsızlık süreci devam ediyor.” dedi.

Lira sadece geçen hafta yaklaşık %12 değer kaybetti ve küresel olarak en kötü performans gösteren para birimi oldu.

Merkez bankası, enflasyon baskısının geçici olduğunu, ancak muhtemelen 2022’nin ortalarına kadar süreceğini söylüyor.

Türk ekonomisi, bu yıl ilk pandemi sürecinden güçlü bir şekilde toparlanmış olmasına rağmen, liradaki erime görünümle ilgili artan endişeleri giderek arttırıyor.

Tüketici güveni Kasım ayında %7.3 düşerek 71,1 puana geriledi. Bu rakam 2004 yılından beri görülen en düşük rakamı ifade ediyor.

Enflasyon, resmi hedefin dört katı ve son dört yılın çoğunda çift haneli rakamlarda.

50 farklı ülkede faaliyet gösteren Japonya’nın en saygın bankalarından biri olan MUFG bankasındaki analistler,  “enflasyonun dolarizasyon ve liranın değer kaybında artışa neden olan yüksek seviyelere çıktığı bir kısır döngü” yaratabileceği konusunda uyardı.

Gelecek yılın ilk yarısında 300 puanlık artış öngörerek, yalnızca daha yüksek faiz oranlarının böyle bir geri bildirim döngüsünü kırabileceğini düşündükleri belirttiler.

Anket Modası Geçti Mi?

Yolda sizi durduran anketörlerin sorduğu sorular neye göre ve neden işleniyor hiç düşündünüz mü? Eğer düşünmediyseniz ve bir marka sahibiyseniz bu konunun üzerine eğilmenin vakti çoktan geçiyor olabilir.

Günümüzde ‘büyük veri’ veya ‘önemli veri’ dediğimizde zihnimizde koca bir boşluk oluşmaya başladı. Herkesin dilinde olan veri kelimesi çoğu zaman anlamından oldukça uzakta kullanılıyor. Hâlbuki toplanan bilgilerin, şirketlerin problem çözme ve gelecekteki stratejilerini tayin etmekte önemli rol oynadığı yadsınamaz bir gerçek.

Neyse ki verilerin öneminin farkında olan ve bu konunun üzerinde duran bir perakende kesimi var. Perakendeciler genellikle verilere ulaşmak için sosyal medyayı, gelişen teknolojileri, veri tabanlarını kullanırlar. Oysa veriye erişmenin daha kolay ve daha gerçekçi bir yolu vardır: İnsanlarla doğrudan iletişime geçmek.

Anket ve odak grupları gibi araştırma yöntemlerinin artık yok olduğuna dair birçok varsayım var. Fakat bilginin önemini göz önüne alırsak veri toplamanın en basit yöntemi olan bu grupların da hala var olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Müşterileri Dinlemek

Büyük şirketlerin, organizasyonların veri toplamak için kullandığı gelişmiş teknolojiler elbette var ama bunun yanında müşterilerle doğrudan iletişime geçmek ve onların fikirlerini dinlemek de en az gelişmiş teknolojiler kadar etkili.

Ürün ya da hizmetlerle direkt temasta olan müşterilerin düşüncelerini, fikirlerini keşfetmek bize yaratıcı bir bakış açısı kazandıracaktır. Bu yöntemi öznel bulan eleştiriler olacaktır fakat zaten müşterilerle iletişim kurmanın odak noktası öznellik ve kişiselliktir. Müşteriyle doğrudan görüşerek fikirlerini, düşüncelerini keşfetmek ve buna yönelik farklı stratejiler geliştirmek amaçlanır.

anket cevaplamak
anket modası geçti mi? 2

Anketlere Hala Güvenebilir Miyiz?

Yazının başında da söylediğimiz gibi anketlerin önemini kaybettiğini ve unutulmaya yüz tuttuğunu düşünen bir kesim var. Aslında bu düşüncelerin sebebi, düşük tamamlanma oranları, düşük veri kalitesi gibi etkenlerdir. Ama en önemli neden verilen cevapların gerçek hayatı yansıtmadığı düşüncesidir.

Büyük veriler aracılığıyla gerçek davranışlarımız incelenebiliyorken hala anket geçerliliğini koruyor mu? Kanıtlar bu soruya güçlü bir ‘evet’ cevabı veriyor ve anketlerin müşterileri anlamada çok büyük bir rolü olduğunu gösteriyor.

Yakın zamanda sonuçları yayınlanan büyük ölçekli bir akademik çalışma, tutum anketlerini çevrimiçi olarak gözlemlenebilen davranışlarla karşılaştırdı. Ardından her birinin gelecekteki satışları tahmin etme derecesini raporladı. Bu çalışma, 14 kategoride 32 farklı markanın verilerini kullandı ve oldukça sağlam, genelleştirilebilir sonuçlar verdi. Sonunda ise anketlerin ve davranışsal gözlemlerin her ikisinin de oynayacak kilit bir rolü olduğu ortaya çıktı. Bu araştırma anketlerin, müşterilerin kalıcı davranışını tespit etmekte, davranışsal gözlemlerin ise anlık ilgileri tespit etmekte önemli rol oynadığını gösteriyor.

Anketlere ulaşmanın, müşteri bilgisi için yanıtlar toplamanın, sonuçları analiz etmenin oldukça kolaylaştığı bu dönemde büyük verilere verdiğimiz kadar küçük verilere de önem vermeliyiz. Davranışları gözlemlemek bize her zaman yeterli veriyi vermeyebilir. Satışlarınızda meydana gelen ani bir düşüşün meydana geldiğini düşünelim. Davranış gözlemlemek yerine doğrudan müşterilerle iletişim kurmak kaçırdığımız ufak bir noktayı fark etmemizi sağlayabilir bu da sizi büyük bir başarıya götürebilir.

İş Dünyasında Kültürler Arası Etkileşim Nasıl Geliştirilir?

Giderek daha çeşitlenen bir küresel toplulukta yaşıyoruz. Daha sık olarak, birden fazla kültürün olduğu durumlarda çalışmaya, öğrenmeye ve öğretmeye vakit harcıyoruz.

Çok kültürlü ortamlarda etkili bir şekilde manevra yapmak için gerekli bilgi, beceri ve deneyimi kazanmak giderek daha önemli hale geliyor. Özellikle çevrimiçi iletişim kanallarına indirgendiğimiz bu kısıtlı dönemde, kültürler arası anlayışı geliştirmek çok önemlidir.

Araştırmalar, kültürel zekanın 21. yüzyıl dünyasında başarılı olmak ile modası geçmiş olmak arasındaki en büyük fark olabileceğini gösteriyor.

Kültür Konusundaki Kişisel Merceğinizi Tanımak

Başka bir kültürle karşılaşmak ve kendi kültürümüzle olan benzerlikleri ve farklılıkları kabul etmek ve saygı duymak, uçsuz bucaksız dünyamız küresel bir köye dönüştüğü için çok değerli bir beceri haline geldi. Kendi farkındalığımızı keskinleştirmeden ve kişisel kültürel merceğimizi tanımadan bu empati düzeyini geliştiremeyiz.

Çok kültürlü dünyamız kendi toplumsal kurallarımıza ve neyin normal neyin normal olmadığına dair tanımlarımıza alışkın olmayabilir ya da bu tanımların sınırlarını zorlayabilir. Birisi kendi sosyal kodlarımıza göre farklı davrandığında, davranışlarını anormal ve hatta yanlış olarak değerlendirmekte hızlı olabiliriz. Kültürel ifadeyi kişilikten ayrı öğrenilmiş bir davranış olarak kabul etmek, daha derin bir anlayış düzeyini teşvik eder.

kültürlerarası etkileşim
edward t. hall’ın kültür buzdağı

Kültürel Buzdağı (The Cultural Iceberg)

Başlangıçta farklı kültürlerden iki kişi bir araya geldiğinde kültürün görünür özelliklerini gözlemlerler. Avustralya da dahil olmak üzere bazı kültürlerde, sizinle konuşurken birinin gözünün içine bakmak bir saygı göstergesidir. Aktif dinlemeyi gösterir ve konuşmacıya sizin ilgilendiğinizi ve ciddiye aldığınızı garanti eder. Karşılığında, diğer kişi göz teması kurarsa, söylenenlere güven duyulduğunu gösterir. Bununla birlikte Asya toplumlarında, özellikle dinleyicinin daha yüksek bir sosyal statüye sahip olabileceği durumlarda, yalnızca kısa bir süre göz teması kurmak kibarlıktır. Gözlerin ara sıra buluşması, ilgi eksikliğinden ziyade saygıyı gösterir.

Kültür kavramını açıklamak için genellikle buzdağı analojisine başvururuz. 1970’lerde antropolog Edward T. Hall tarafından geliştirilen model, kültürün derinliğini ve genişliğini sergileyerek kavramın karmaşıklığını bir buzdağına benzetiyor. Bir buzdağının en üstteki yüzde 10’unu görebilirsiniz, kütlesinin yüzde 90’ı su hattının altında, görüş alanı dışındadır. Kültür hemen hemen aynıdır; görünür katman çok ince bir dilimdir.

Kültürler arası bir iş karşılaşmasını düşünün. Her kişi yalnızca gözlemlenebilir davranışa güveniyorsa – bu durumda, göz teması – büyük olasılıkla karşılıklı güvensizlik duygularını veya bir saygı sorununu tetikleyecektir. Farklı toplumlar saygı ve güven gibi aynı temel değerleri paylaşabilirken, bu örnekte bu değerlerin ifadesinin farklı olabileceğini görebiliriz.

Buzdağı modeli, yeni bir kültürü neden yalnızca gördüklerimizle yargılayamayacağımızı vurgular. İçgüdüsel olarak, bir durumda başlangıçta algıladığımızdan daha fazlası olduğunu biliyoruz. Birinin davranışı kültürel normlarınıza aykırı olduğunda ne olacağını düşünmek için bir dakikanızı ayırın. Diğer kişinin davranışını kabul edilemez olarak mı algılardınız, saygısız mı? Algınız doğru muydu? Aslında davranışın altında yatan inançları ortaya çıkarmak için zaman ayırmak gereklidir.

Kültürel anlayışınızı geliştirmek, kafa karıştırıcı durumlarda gezinmenin ve farklı kültürlerden diğerleriyle bağlantı kurmak için uygun ayarlamalar yapmanın yolunu sunar.

Göz teması örneğine geri dönelim. Kültürel tercihleri, ​​kişilik özellikleriyle karıştırma eğilimi vardır. Asya kültüründe doğrudan göz teması kuran kişi kaba ve korkutucu olarak algılanabilir mi? Bir Avustralyalıya bilinçli olarak kısa bir bakış atan kişi yalancı veya özgüveni olmayan biri olarak görülebilir mi?

Kültürel olarak karmaşık durumlarla yüzleşmek için uluslararası bir görev alanına sahip olmanız gerekmez. Avustralya’nın yerli nüfusu, dünyadaki kültürel ve dilsel olarak en çeşitli olanlardan biridir. Bir göçmen ülkesi olan Avustralya’nın halkı 190’dan fazla ulustan geliyor ve ulusun yüzde 75’inden fazlası Avustralya dışında bir soyla özdeşleşiyor.

Kültürel anlatılarımız, çocuklukta, toplumda deneyimlediğimiz çok sayıda öğreti katmanından şekillenmeye başlar. Maruz kaldığımız toplumların normlarını öğreniriz ve bu öğrenilen fikirler kişisel değer sistemimizin ayrılmaz bir parçası olur. Kültürler arasında farklı geçmişlere sahip insanlarla bağlantı kurmak için öncelikle kendi dünya merceğimizi şekillendiren değerleri anlamamız gerekir.

Nike ve Meta Evrenine Bir Bakış

Metaverse henüz hayatımızda değil. Ancak onunla tanıştığımız zaman Nike’ın da orada olmasını bekleyebilirsiniz. Dünyanın en değerli hazır giyim markası, hazırlıklarını online ortamlarda alışveriş yapan müşterilere yöneltmiş durumda. 

27 Ekim’de Nike; logosu, ‘Just Do It‘ sloganı, Swoosh, Air Jordan ve Jumpman logoları altında ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi’ne yeni ticari marka başvuruları yaptı. Bu uygulamalar; hazır giyim devinin, markalı sanal ürünler üretme niyetinde olduğunu işaret ediyor.

Bu ticari markalar, sadece sanal giyim ve aksesuarların ticari kullanımda olduğu durumlarda yürürlüğe girecek ancak Nike‘ın fikri mülkiyetinin çevrimiçi ortamlarda korunmasını sağlamak için süreci şimdiden başlatmak oldukça gerekli bir durum.

nike
nike’ın patent başvurularından biri

Nike ticari marka uygulamaları, indirilebilir sanal ürün kategorilerinden oluşuyor. Bu kategoriler: ayakkabı, giysi, şapka, gözlük, çanta, spor çantası, sırt çantası, spor ekipmanı, sanat, oyuncak ve çevrimiçi kullanım için aksesuarlar içeren bilgisayar programlarını kapsamayı amaçlıyor. Marka, böylelikle çevrimiçi sanal dünyalar yaratmayı hedefliyor.

Nike ve Sanal Dünya Girişimleri

Teknoloji devleri sanal dünyalar geliştirmek için yarışırken, Nike’ın konumunu erkenden sağlamlaştırdığı açık bir gerçek. Facebook’un yakın zamanda Meta olarak yeniden markalaşması ve Microsoft’un ‘Mesh for Teams’i piyasaya sürmesiyle, her ikisinin de insanları sanal platformlara katılmaya teşvik edecek dijital ürünleri hazır bulundurması gerekiyor. Bunun için ise geniş bir müşteri tabanına sahip Nike gibi büyük markalara ihtiyacı olacak. 

Başarının anahtarı, çevrimiçi sürükleyici deneyimlere bu adımı atmayı biraz daha kolay hale getirmek için insanların bildiği markalardan sanal ürünler sunmak olacak. Güvenilir markaların zaten orada olduğunu ve onlarla biraz farklı bir şekilde etkileşime girebileceğini bilmek güven aşılayacaktır.

Nike daha önce sanal ortamlarla uğraştı. Bu sanal dünyaların fiziksel ve dijital nasıl kesiştiğine dair değerli bilgiler edindi. 2019’da Nike, CryptoKicks için patent başvurusunda bulundu. Yine aynı yıl boyunca şirket, ürün lansmanlarının bir parçası olarak oyun içi dijital kıyafetleri piyasaya sürmek için dijital oyunlar Fortnite ve Roblox ile işbirliği yapmıştı.

nike
‘nikeland’ projesi

Lisanssız Kullanıma Karşı Koruma

Henüz var olmayan sanal dünyalarda kullanılmak üzere resmi belgeleri göndermek, önemli riskler taşıyor. Dijital oyunlarda ürün tasarlamak ve satmak iştah açıcı bir durum olsa da çok değerli bir markayı telif hakkı ihlaline karşı korumak için büyük çaba sarf etmek bu girişimlerin en gerekli adımı olarak görülüyor.

Pek çok premium marka, sanal ortamlarda nesneleri ve nasıl görüneceklerini şekillendirmeye başlıyor. Ancak insanların kolayca tanımlanabilen ürünleri, düzgün bir şekilde korunmadan önce ve sonra bile kopyalamaları konusunda hala büyük bir risk var. 

Lider markaların logolarının, sloganlarının ve tanınabilir tasarımların lisanssız kullanımı; sahtecilik endüstrisini ayakta tutan şeydir. Sanal dünyaları deneyimlemeye başladıkça belirli markaların ürünlerine benzeyen çok sayıda dijital giysi ve aksesuar görmeniz muhtemel. 

3D Tasarım Trendi Yükseliyor

Çok uzun zaman önce, 3D sanatçılarının sadece Pixar tarzı filmlerde görsel efektler üzerinde çalıştığını sanıyorduk. Ancak son yıllarda, diğer yaratıcı alanlarda bir dizi yeni fırsat ortaya çıktı. Özellikle giyim ve aksesuar markaları 3D tasarımcılar arıyor. Önümüzdeki yıllarda iki boyutlu web sitelerinden ve uygulamalardan çevrimiçi olarak daha sürükleyici deneyimlere geçme fırsatlarını göreceğimiz için, 3D tasarım becerileri inanılmaz derecede aranacak. 

nike 4
bir 3d tasarım örneği

Nike, şimdiden sanal malzeme tasarımcılarını ‘Nike’da dijital ve sanal devrimi ateşlemeye odaklanan bir ekibin’ parçası olmaları için işe alıyor. Yetkililer, “Metaverse, bize dijital dünyayı yeniden tanımlamak için önemli bir rol oynama şansı sağladı.” diyor. Çeşitli şirketlerde heyecan verici Metaverse geleceğinin bir parçası olmak isteyen herkes için özel bir iş fırsatları mevcut. Önümüzdeki birkaç yıl içinde bu alan daha da hızlanacak. İleri görüşlü ve yenilikçi olmayan, buna inanmak için görmeye ihtiyaç duyan şirketler, iş büyümesini hızlandıramayacak ve insanlarla olan bağlantılarını arttıramayacaklar.

Nike, müşterileri tarafından bir teknoloji şirketi olarak düşünülmez, ancak her işletmenin özenle hazırlanmış bir dijital stratejiye ihtiyacı olduğu açıktır. Gelecekteki başarı; geleneksel yöntemleri, etkileyicileri, içeriği, sosyal medyayı, webi, arama motoru optimizasyonunu, sanal ile yerleşik ortamları ve daha fazlasını dokuyan bir plan gerektirir. 

Kısacası Nike, Metaverse dünyası doğduğu zaman diğer markalardan önce orada olacak. İleri görüşlü yaklaşımı, onu sektöründeki rekabette birkaç adım önde ve dünyadaki en değerli teknoloji şirketleriyle eşit tutuyor. Dünyanın en değerli hazır giyim markası, bu tür yenilikçi tutumları sayesinde hakimiyetini sürdürecek gibi görünüyor. 

Tüketici Güven Endeksi, Kasımda Aylık Yüzde 7,3 Azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kasım ayına ilişkin tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.

TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen “Tüketici Eğilim Anketi” sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, kasımda geçen aya göre yüzde 7,3 azaldı. Ekimde 76,8 olan endeks, bu ay 71,1 oldu.

Geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi ekimde 60,7 iken kasımda yüzde 7,5 azalarak 56,1’e düştü.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi endeksi geçen ay 75,6 iken, kasımda yüzde 8,8 azalarak 68,9’a geriledi.

Ekimde 74,2 olan gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi, kasımda yüzde 8,1 azalışla 68,2 oldu.

Geçen 12 aylık döneme göre gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi ekimde 96,6 iken bu ay yüzde 5,4 gerileyerek 91,4 değerini aldı.

Miniso, Covid’in Etkisi Azaldıkça Güçlü Büyüme Kaydetmeye Devam Ediyor

Çinli indirimli ürünler perakendecisi Miniso, mağaza ağı uluslararası olarak genişlemeye devam ederken, 30 Eylül’e kadar olan üç ay için güçlü ilk çeyrek satışları ve kâr artışı bildirdi. 

Satışlar yüzde 28.1 artışla 411.9 milyon ABD Dolarına, net karı ise yıllık yüzde 80,3 ve çeyrek bazında yüzde 27 artışla 28.6 milyon ABD Dolarına ulaştı.

Eylül sonu itibariyle Miniso, küreselde çeyrek boyunca net 122 mağaza ilavesiyle 4871 mağazada hizmet veriyor.

Miniso kurucu, başkan ve CEO Guofu Ye: “Bu çeyrekte pandemi ve iç pazardaki zayıf tüketim verilerinin yeniden canlanmasından kaynaklanan ters rüzgarlara rağmen uluslararası operasyonlarımız cesaret verici bir performans kaydetti.” dedi.

Büyüme oranının bir kısmı (%39’u) bu çeyrekte açılan Top Toy mağazaları da dahil olmak üzere yeni perakende kanalları geliştirmesine bağlandı.

Miniso’ya ait mağazaların büyük bir çoğunluğu (3035 mağaza) Çin’de bulunurken, denizaşırı mağaza sayısı 1836’ya yükseldi. 

Çevrimiçi Fiyatlar Üst Üste 17 Ay Boyunca Arttı!

Geçtiğimiz gün yayınlanan son Adobe Dijital Fiyat Endeksi raporuna göre, çevrimiçi alışveriş yapanlar ekim ayında art arda 17 aylık e-ticaret fiyatların artışından etkilendi. Ekim rakamları; eskiden deflasyonist bir ekonomik güç olan çevrimiçi fiyatların, öngörülebilir gelecekte muhtemelen tam tersi bir etkiye sahip olacağının bir başka kanıtı olarak değerlendiriliyor.

Pandemi tarafından tetiklenen çevrimiçi alışverişteki artış, tedarik zinciri kıtlığıyla birleştiğinde çevrimiçi ürünler için bir yıllık fiyat düşüş modelini tersine çevirdi. Adobe, raporunda paradan tasarruf etmek isteyen müşteriler için “E-ticaret bir zamanlar olduğu gibi güvenli liman değil” sonucuna varıyor.

Ekim ayında fiyatlar yıllık %1.9 ve aylık %0.9 arttı. Buna karşılık pandemi öncesi Ekim 2019’da çevrimiçi perakendeciler, yıllık %6,6 düşüşle tatil sezonuna girdi.

Fiyatlar Ekonomik Dengeleri de Etkiliyor

Adobe Digital Insights baş analisti Vivek Pandya, “Ardışık 17 aylık çevrimiçi enflasyonun ardından dijital ekonomide yeni bir normale giriyoruz” dedi.

Pandya, e-ticaretin genel perakendenin daha büyük bir payı haline gelmesiyle birlikte çevrimiçi fiyat trendlerinin tüketiciler ve genel ekonomi üzerinde daha fazla etkili olacağını ekledi.

fiyatlar
çevrimiçi fiyatlar üst üste 17 ay boyunca arttı! 8

Adobe, tüketicilerin bu tatil sezonunda çevrimiçi olarak daha düşük indirimler beklemesi gerektiğini bildiriyor.

Adobe Dijital Fiyat endeksi, 18 ürün kategorisinde 100 milyondan fazla SKU’yu (stok kodu) kapsayan e-ticaret sitelerine yapılan 1 trilyondan fazla ziyaretten alınan anonimleştirilmiş Adobe Analytics verilerini kullanıyor.

Tüketici Fiyat Endeksi ile ölçülen çevrimdışı fiyatlar, ekim ayında yıllık %6,2 enflasyon artışıyla çok daha hızlı yükseldi. Ancak Adobe, önceki fiyat indirimlerinin aksine çevrimiçi enflasyonun daha önemli olduğunu düşünüyor.

Adobe’ye göre, 2015 ile 2019 arasında e-ticaret fiyatları her yıl ortalama %3,9 düştü ve yıllık tipik düşüşler %4 ila %5 arasında seyrediyordu. Adobe’nin bildirdiğine göre, ekim ayındaki yüksek fiyatlara ve rekor 2 milyar stokta kalmamış mesajına rağmen tüketiciler geçen ay çevrimiçi olarak 72 milyon doların üzerinde (Ekim 2020’den %8 daha fazla) para harcadı.

Adobe, bu satışların %17’sinin Şükran Günü ile Siber Pazartesi arasında gerçekleşmesiyle, ABD’li tüketicilerin bu tatil sezonunda çevrimiçi olarak rekor seviyede bir miktar olacak 207 milyar dolar harcayacağını tahmin ediyor. Diğer yandan bu yıl tatil harcamalarının her 4 dolarından 1 dolarının – veya % 25’inin – çevrimiçi olarak harcanmasını bekliyor.

Mavi Yakalı Çalışanlara Beyaz Yakalı Ayrıcalıklar Vermenin Zamanı

Pandemi boyunca işletmeler hem mavi yakalı hem de beyaz yakalı çalışanlarını elde tutabilmek adına çeşitli bonus ödemeleri uyguladı ve gereken yeniliklerin çoğunu gerçekleştirdi.

Ama yine de çekilen personel sıkıntısını geride bırakamadılar. Ancak uzmanlar, şirketlerin personel sıkıntısı çeken birçok önemli iş için ödeme ve ödül stratejilerini yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini; hatta bu stratejileri daha da ileri götürmeleri gerektiğini söylüyor.

Saatlik çalışanlar için bir iş bulma platformu olan Snagajob‘ın CEO’su Mathieu Stevenson, Insider’a  verdiği röportajda “Artık beyaz yakalı çalışanlar için ayrılan ücret ve faydaların mavi yakalı çalışanlara da verilmesi gerektiğine” inandığını söyledi. Bu düşüncesini “mavi yakalı işlerin beyaz yakalılaşması” olarak adlandırmıştı.

Stevenson, ikramiyeleri, Amazon ve Walmart gibi endüstri devleri tarafından lanse edilen eğitim avantajları ve imkanlarını, kariyer yolu rehberliği gibi eğitim planlarını; doğum ve babalık izni ile zihinsel sağlık yararları gibi sağlık ayrıcalıklarının çalışanları elde tutma oranlarını artırabilecek potansiyel teklifler olarak sıralamıştı.

Mavi Yakalı Çalışanları Elde Tutmak

Perakende çalışanları için teşvik yönetimi konusunda uzmanlaşmış bir yazılım şirketi olan Sparkplug‘ın kurucusu ve CEO’su Andrew Duffy ise, bu teklifleri masaya yatırmaya uyum sağlamayan işletmelerin personel sıkıntısı çekeceklerine kesin gözüyle bakıyor.

Duffy, “En iyi çalışanlar, en çok ödüllendirildikleri yerlere gidecekler” diyor. “Bu işçileri kazanamayan ve çalışanlarını yaptıkları her şey için daha anlamlı şekillerde ödüllendiren bu yeni sistemleri kullanmayan işletmeler, maalesef hayatta kalamayacaklar.”

Özellikle bazı işe alma modellerinin ise modern bir çalışanın, işinden ne istediği gerçeğinden tamamen kopuk bir şekilde ilerlediğini belirtti. Tedarik zinciri ve depolama dahil olmak üzere özellikle zor durumda olan bazı endüstriler, mevsimlik işçileri işe almak için genellikle personel bulma kurumlarına güvenmektedir.

Lojistik çözümleri sağlayıcısı WorkStep‘in kurucusu ve CEO’su Dan Johnston Insider’a verdiği demeçe göre, bu modası geçmiş ve geçici modelin, geleneksel olarak beyaz yakalı işlerin temelini oluşturan bir profesyonel gelişim kültürüyle değiştirilmesi gerekiyor. Bu, giriş seviyesindeki çalışanların beceriler kazanmasına ve doldurulması daha zor, özel rollerde ilerlemesine olanak tanıyan bir boru hattı oluşturmak anlamına geliyor. Yani kuruluşunuzdaki herkese aynı imkanları tanımak gerekiyor.

AMS tarafından yine bir saatlik işe alım platformunda ürün inovasyonundan sorumlu başkan yardımcısı Quincy Valencia, kariyerine perakende yönetimiyle başlamıştı. Tarihsel olarak şirketlerin birçok mavi yakalı işçiyi “değiştirilebilir” ya da “elden çıkarılabilir” olarak görme hatası yaptığını söyledi.

Ama son dönemde bu düşüncede oldukça büyük değişiklikler oldu. Pandemi sırasında birçok ön cephe çalışanı kahraman olarak karşılandı ve “çok gerekli” olarak etiketlendi. Ve bazı şirketler bu durumdan dersler çıkardılar.

Lojistik sağlayıcısı ShipHero‘nun COO’su Maggie Barnett, Insider ile yaptığı konuşmada “Hepimiz bu insanlara güveniyoruz” demişti. “COVID sırasında çoğu insan evde oturuyordu. Şükürler olsun ki depolara giren herkes, hepimiz lüksümüze sahip olabilelim diye yapabileceklerinin en iyisini yaptı. Bu durum ödüllendirilmeli ve fark edilmeli.”

Büyük İstifa İçin Panik Yapma, Hazırlıklı Ol!

Pandemi siperlerimizden tamamen sıyrıldığımızda, işletmelerin karşı karşıya olduğu yeni zorluk ‘büyük istifa’ olacak. O gün geldiğinde ise en sevilen işyerlerinin bile ekip üyelerini kaybedeceğini, bu nedenle yaşanacaklardan kimsenin muaf olmayacağını ne yazık ki kabul etmeliyiz.

Artık birçok insan bırakın devleti, kendi banliyölerini terk edebildiklerine göre harekete geçmek, kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu yüzden büyük istifa döneminden en az zararla çıkmak için bir yerden başlamak şart gözüküyor.

Büyük istifanın temelinde, çalışanların işgücündeki önceliklerinin değişmesi yer alır ve işverenlerin üstüne durması gereken asıl nokta budur. Ama tabi ki insanların neden kariyer değişikliği yaptığına dair sayısız neden olabilir ve bunlara başka bir yazımızda detaylıca değinmiştik.

Çalışanlar artık yaşam seçimlerini işe feda etmek yerine iş hayatının yaşam seçimlerine uymasını bekliyor. Bir kariyerde neye ihtiyaç duydukları konusunda daha özgüvenli ve dürüst olan bireyler, belirli bir güç kayması ile yeni yönlerini seçerler.

Her büyük felaket gibi Covid-19’unda etkisi ile insanlarda yaşanan hayata bakış açısı değişimiyle büyük istifa her işletme için beklenen bir sondur. Yaklaşan bu sonda hasar almamanın anahtarı panik yapmak değildir, hazırlıklı olmaktır. Peki, nereden başlanmalı?

Büyük istifa yaklaşmadan takımınızı koruyun

Ekip üyesini kaybetmek bir işletme için zor ve pahalı olabilir, en iyi çözüm yolu ise en başından dikkatli olmaktır. Çalışanlarınızın ideal olarak neden ayrıldıklarına dair bir iç görünüz var, ancak birisi gerçek nedeni paylaşmaktan rahatsız hissediyorsa, o zaman kapıdan çıkarken düzeltmek için biraz geç olabilir.

Bu yolda erken yapılmış bire bir konuşmalar fazlasıyla önemli olacaktır. Bu nedenle ekibinizdeki tüm liderlerin, kimsenin unutulmamasını sağlamak için belli adımlar atması gerekecektir. 

Liderler ekiplerinin üzerine düşerek herkese sorular sormalı ve düşüncelerinin değerini hissettirmeli. ”İşte ki sahip oldukları rollerinde veya işletme içinde hedefleri nelerdir? Görevlerinde ki çalışma istekleri ve sorunları nedir?” gibi sorularla ekipleriniz hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Onlara karşı açık olun. Unutmayın, amaç onların düşünceleri hakkında bir fikir edinmektir; kendi düşüncelerinizi eklemek değildir.

büyük istifa
büyük i̇stifa i̇çin panik yapma, hazırlıklı ol! 10

Yetenek kazanın

İşletmeler için zorluk, sadece yeteneği korumak için değil, aynı zamanda onu çekmek için de adım atmaları gerekmesidir.

Kalabalıktan sıyrılmanız ve yeni mevcut yetenekleri şirketinize çekmeniz, işletmenizin önde veya ortada olarak farkını keskin bir artışla ortaya koymasını sağlar.

Ekibinizin yeni fırsatlara ve yeteneklere açık olduğunu herkese gösterin. Yaratıcılığı ve güncel fırsatları kabul etmenin yanında, hali hazırdaki takım üyelerinizin yeteneklerini keşfedin.

  • Şeffaf ve esnek olun.
  • Sohbet etmek için zaman ayırın.
  • Alternatif olarak, bilinçli işe alma kararları vermenize yardımcı olmak için daha derinlemesine profiller sunan bazı yetenek topluluklarını deneyin.

İşletmelerin sadece yönetmekle kalmayıp, aynı zamanda büyük istifadan yararlanmaları için de birçok fırsat var. Proaktif, esnek ve iletişim kanallarını açık tutmak, sadece dışarı çıkmakla kalmayıp, aynı zamanda önümüzdeki zamanlarda da gelişmenizi sağlamanın temel adımları olacaktır.

2024’e Kadar AVM Sayısı Yüzde 10 Artacak

JLL Türkiye, 2021 üçüncü çeyreğine ilişkin Türkiye’nin Makroekonomik ve Gayrimenkul Piyasası Verileri Raporu’nu açıkladı.

Perakende, ofis ve lojistik sektörünün değerlendirildiği raporda, 2021 yılının üçüncü çeyreği baz alınırken 2024 yılına ilişkin de çarpıcı öngörüleri yer alıyor. JLL Türkiye raporuna göre, 2024 yılında Türkiye’deki toplam AVM sayısının 482’ye yükselmesi bekleniyor.

Ticari gayrimenkul alanında finansal ve profesyonel hizmetler veren ve yatırım yönetimi danışmanlığı sunan JLL Türkiye’nin raporuna göre, üçüncü çeyrekte canlanan perakende sektörü ve tüketici harcamaları ekonomideki büyümenin süreceğine işaret ediyor.

Türkiye’nin Makroekonomik ve Gayrimenkul Piyasası Verileri Raporu’nda yer alan perakende sektörüyle ilgili verileri değerlendiren JLL Türkiye Eş CEO’su Dora Şahintürk, “Rapora göre, pandemi tedbirlerine rağmen 2020’nin üçüncü çeyreğinde 438 olan AVM sayısının 2021’in üçüncü çeyreğinde 445’e yükseldiği görülüyor. Türkiye’deki mevcut alışveriş merkezi arzının ise yeni açılan 3 alışveriş merkezinde 100 bin metrekare toplam kiralanabilir alanın eklenmesiyle 13,7 milyon metrekare seviyesine ulaştığı gözlemleniyor” dedi.

“AVM sayısı 482’ye ulaşacak”

Şahintürk 2024 öngörülerini de aktardığı yorumuna şu şekilde devam etti: “İstanbul yüzde 37 oranıyla mevcut arzın çoğunluğuna ev sahipliği yaparken, İstanbul’u sırasıyla yüzde 13 ile Ankara ve yüzde 5 ile İzmir takip ediyor. Mevcutta 37 alışveriş merkezinde yaklaşık 1,2 milyon metrekare inşaat halinde kiralanabilir alan bulunurken, toplam arzın 2024 sonu itibarıyla 14,9 milyon metrekare seviyesine ulaşması beklenmektedir. Paralel olarak, 2020 yılının aynı çeyreğinde 161 metrekare olarak kaydedilen perakende yoğunluğu, 2021 üçüncü çeyreğinde bin kişi başına 164 metrekare olarak kaydedilmiş olup, 2024 yılında inşaat halindeki projelerin tamamlanmasıyla yaklaşık yüzde 10 artışla Türkiye’deki toplam AVM sayısının 482’ye ve bin kişi başına 172 metrekare olarak ulaşması bekleniyor”.

türkiye avm sektörü
2024’e kadar avm sayısı yüzde 10 artacak 13

“A sınıfı ofisler, 2023 sonu itibarıyla yaklaşık yüzde 30 artacak”


Yeni çalışma düzeninin A sınıfı ofislere olumlu etkisine değinen JLL Türkiye Eş CEO’su Tarkan Ander ise ofis sektörüyle ilgili değerlendirmesinde şunları belirtti: “Yılın üçüncü çeyreği itibarıyla İstanbul’da mevcut A Sınıfı ofis arzı 5,7 milyon metrekare seviyesine yükselirken, inşaat halindeki ofis arzıyaklaşık 1,8 milyon metrekare olarak gözlemlendi. 2023 sonu itibarıyla toplam A sınıfı ofis arzının 7,4 milyon metrekare seviyesini aşmasıyla yaklaşık yüzde 30 artış olması bekleniyor.

2021’in üçüncü çeyreğinde Asya yakasında Ataşehir, MİA’da ise Levent kiralama işlemleri bakımından öne çıkan alt pazarlar olmuştur. Bilişim ve teknoloji, biyoteknoloji ve ilaç ile hazır ofis şirketleri kiralama işlemlerinde en aktif şirketler olarak kaydedilmiştir. A sınıfı ofis binalarında boşluk oranında düşüş gözlemlenirken, 2021 ikinci çeyreğinde yüzde 16,9 oranında kaydedilen İstanbul MİA bölgesi boşluk oranı, pazara yeni arzın girişi ile yükselerek 3Ç 2021’de yüzde 18,3 olarak kaydedilmiştir.
2021’in ilk çeyreğinde 5,6 milyon metrekare olan ofis alanlarının, 2023 yılı sonunda 7,4 milyon metrekareyi aşması bekleniyor”.


“Perakende sektörü, 2021 yılının üçüncü çeyreğinde lojistik pazarını canlandırdı”

JLL Türkiye’nin 2021 yılının üçüncü çeyreğini değerlendirdiği Türkiye’nin Makroekonomik ve Gayrimenkul Piyasası Verileri Raporu’nda, İstanbul ve Kocaeli alt pazarlarını kapsayan Marmara Bölgesi’ndeki toplam lojistik arzının 2021 üçüncü çeyreği itibarıyla 10,52 milyon metrekareye ulaştığı görülüyor.

Mevcut verilere göre, 2021’in üçüncü çeyreğinde 17 bin 370 metrekare lojistik depo kiralama işlemi gerçekleşmiş olup, 2021 yılı toplamında kiralama işlemleri 221.636 metrekareye ulaşmıştır. Boşluk oranı ise yüzde 11,1 olarak kayıt altına alınmıştır. Lojistik pazarı 2021 üçüncü çeyreğinde de Covid-19 krizi sonrasında en rağbet gören pazarlardan biri olmaya devam etmiştir. 2021 yılında kiralama işlemlerinde en öne çıkan sektörler sırasıyla yüzde 37 ve yüzde 35’lik pay ile perakende ve e-ticaret olurken, 3. Parti Lojistik (3PL) yüzde 21 pay ile sırayı takip etmiştir.

Pandeminin etkisiyle perakendecilerin çevrimiçi satış kanallarına yaptığı yatırımların da etkisiyle, pandemi nedenli kısıtlama kararlarıyla birlikte ortaya çıkan kayda değer talebi karşılamak için, perakende lojistik süreçlerini iyileştiren marketlerin etkisiyle kent lojistiği kavramının gündeme geldiği de 2021 yıl sonu beklentileri arasında yer alıyor.

Raporun tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

raporu incele
2024’e kadar avm sayısı yüzde 10 artacak 14