Gazetecilik kökenli iletişim profesyoneli Didem Arzık Şahin, halkla ilişkiler sektöründeki 30. yılını geride bırakırken, kurucusu olduğu PRess İletişim’in de 20. kuruluş yılını kutluyor.
Kurulduğu günden bu yana PRess İletişim; markalara, kurumlara ve liderlere stratejik iletişim danışmanlığı sunan; kurumsal itibar yönetimi, medya ilişkileri, lider iletişimi ve kriz iletişimi alanlarında uzmanlaşmış bir ajans olarak konumlanıyor. Ajans, iletişimi uzun vadeli değer yaratma perspektifiyle ele alan yaklaşımıyla birçok köklü marka ve güçlü liderle iş birliği yürütüyor.
Didem Arzık Şahin, iletişim sektöründe edindiği gazetecilik temelli deneyimi; strateji, güven ve sürdürülebilirlik ekseninde PRess İletişim çatısı altında birleştirerek, sektörde kalıcı bir duruş sergiliyor. 2026 yılı, Şahin için emeğin, deneyimin ve vizyonun birleştiği anlamlı bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.
On yılı aşkın süredir perakende medyasında oyunun kurallarını büyük ölçüde Amazon belirledi. Platform trafiğine sahip olmak, alışverişçi verilerini toplamak ve satış noktasındaki reklam alanlarını paraya çevirmek, perakende medya ağlarının temel stratejisi haline geldi. Site içi arama ve görüntülü reklam modelleri önemli gelir kapıları yaratırken, dijital rafı olan pek çok perakendeci de bu modeli hızla kopyaladı.
Ancak sektör uzmanlarına göre bu model artık tek başına yeterli değil. Tüketici dikkatinin giderek parçalandığı bir dönemde alışverişçiler yalnızca perakendecilerin web sitelerinde vakit geçirmiyor. Günümüzde tüketiciler zamanlarının büyük bölümünü sosyal medya ve video platformlarında geçiriyor; kaydırıyor, izliyor, paylaşıyor ve yeni ürünleri bu ortamlar üzerinden keşfediyor. Ortalama bir kullanıcı günde üç saatten fazla dijital medyada zaman geçirirken, bu sürenin önemli kısmı perakendeciye ait platformların dışında gerçekleşiyor.
Tam da bu noktada Meta yeni bir rol üstlenmeye başlıyor: sosyal medya şirketi olmanın ötesinde, “site dışı perakende medya altyapısı” sağlayıcısı. Sektör gözlemcilerine göre Amazon perakende medyanın ilk bölümünü yazdıysa, Meta da ikinci aşamanınşekillenmesinde önemli bir rol oynuyor.
Perakendeciler Meta Altyapısını Kullanıyor
Doğrudan tüketiciye satış yapan markalar uzun süredir Meta platformlarını performans odaklı reklam motoru olarak kullanıyor. Advantage+ Shopping, dinamik ürün reklamları ve algoritmik optimizasyon araçları bu ekosistemin temel parçaları arasında yer alıyor.
Ancak son dönemde önemli değişim, bu altyapının artık büyük perakendeciler tarafından da kullanılmaya başlanması. Kroger, Walmart ve Best Buygibi perakendeciler Meta ile yaptıkları iş birlikleri sayesinde kendi birinci taraf müşteri verilerini sosyal platformlarla entegre etmeye başladı.
Bu modelde perakendeciler, alışverişçi verisini sağlarken Meta; ölçek, yaratıcı reklam ortamları ve optimizasyon teknolojisini sunuyor. Böylece markalar tüketicilere yalnızca alışveriş sitesinde değil, onların zaten zaman geçirdiği sosyal ve video platformlarında ulaşabiliyor.
Sosyal Medya Keşfin Merkezi Haline Geliyor
Perakende dünyasında satın alma yolculuğu giderek değişiyor. Ürün keşfi çoğu zaman bir perakendeci sitesinde değil, sosyal medya akışında başlıyor. Araştırmalar,tüketicilerin üçte ikisinin satın almakararlarında sosyal içeriklerin etkili olduğunu, yarısından fazlasının ise influencer önerilerini dikkate aldığını gösteriyor.
Meta platformları bu nedenle “kaydırmadan satın almaya” giden yolculukta stratejik bir noktaya yerleşiyor. Şirket son dönemde perakendecilerle veri paylaşımını artırarak ve yeni reklam araçları geliştirerek perakende medya ağlarının kendi platformları dışında da etkili olmasını hedefliyor.
Perakende Medyanın İkinci Dalgası
Sektör uzmanları perakende medyasının artık ikinci aşamaya geçtiğini belirtiyor. İlk dalga, perakendecilerin kendi sitelerinde reklam alanları oluşturarak medya gelirleri yaratmasına odaklanıyordu.
İkinci dalgada ise perakendeci verilerinin sosyal medya, video ve bağlı televizyon (CTV) gibi platformlarda etkin şekilde kullanılabilmesi öne çıkıyor. Böylece markalar tüketicilere alışveriş sürecinin çok daha erken aşamalarında ulaşabiliyor.
Bu yeni yaklaşım, sektörün farklı oyuncuları için de önemli değişimler anlamına geliyor:
Perakendeciler için: Site dışı medya, daha geniş erişim sağlasa da platformlarla daha fazla iş birliği gerektiriyor.
Markalar için: Sosyal ve video platformları artık sadece “üst huni” farkındalık kanalları değil; doğrudan satışa katkı sağlayan performans mecraları haline geliyor.
Ajanslar ve teknoloji sağlayıcıları için: Ölçümleme, atıf ve ticaret verilerinin farklı platformlara yayılması yeni analiz modelleri gerektiriyor.
Ölçümleme ve Performans Yeniden Tanımlanıyor
Perakende medya site dışına taşındıkça ölçümleme konusu daha kritik hale geliyor. Geleneksel modeller çoğunlukla son tıklama dönüşümlerine odaklanırken, yeni dönemde “artımlılık” ve gerçek satış etkisi daha önemli metrikler olarak öne çıkıyor.
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda başarılı perakende medya stratejileri, sosyal medya, video ve CTV platformlarında perakendeci verisini kullanarak gerçek talep yaratabilen modeller olacak.
Meta’nın bu alandaki yatırımları ise perakende medyanın geleceğine dair önemli bir ipucu sunuyor: Reklamların nerede yayınlandığından çok, verinin, etkileşimin ve performansın farklı platformlarda ne kadar sorunsuz birleştiği belirleyici olacak.
İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilim, süresi ve şiddetine bağlı olarak küresel tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açabilir. Uzmanlara göre çatışmanın uzaması; enerji ve nakliye maliyetlerini artırarak perakende fiyatlarını yükseltebilir ve tüketici talebini zayıflatabilir.
Küresel ticaret açısından kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemi trafiği son günlerde ciddi şekilde azalmış durumda. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin taşındığı bu rota aynı zamanda alüminyum, şeker ve gübre gibi birçok emtia için de önemli bir ticaret yolu. Ancak ABD ve İsrail’in devam eden saldırıları ile İran’ın tankerlere yönelik tehditleri nedeniyle bölgedeki gemi trafiği neredeyse durma noktasına geldi.
Normal koşullarda her 24 saatte yaklaşık 138 ticari geminin geçtiği boğazda, bazı gemi işletmecileri ve sigorta şirketlerinin operasyonlarını askıya almasıyla birlikte geçişlerin “tek haneli seviyelere” düştüğü belirtiliyor. 5 Mart’ta yapılan açıklamada Joint Maritime Information Center, bölgedeki güvenlik risklerinin deniz taşımacılığını önemli ölçüde etkilediğini bildirdi.
Artan riskler nedeniyle bazı nakliye şirketleri gemilerini Afrika’daki Cape of Good Hope çevresinden geçecek şekilde yeniden yönlendiriyor. Bu rota hem daha uzun bir yolculuk anlamına geliyor hem de yakıt, işçilik ve sigorta maliyetlerini artırıyor. Şirketler bu ek maliyetleri telafi etmek için navlun ücretlerine yeni ek ücretler yansıtmaya başladı.
Küresel tedarik zincirinde domino etkisi
Uzmanlara göre İran merkezli gerilim, hâlihazırda gümrük tarifeleri ve ticaret kısıtlamaları nedeniyle baskı altında olan küresel tedarik zincirlerine yeni bir stres katmanı ekliyor. Bu durum, Yemen’deki Husi saldırılarının azalmasının ardından konteyner taşımacılığının yeniden Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı rotasına dönme ihtimalini de zayıflatıyor.
Konteyner ekipman sağlayıcısı CARU Containers’ın Kuzey Amerika Genel Müdürü Michael Goldman, tedarik zincirindeki kırılmanın domino etkisi yaratabileceğini söylüyor:
“Tedarik zinciri, birçok arabadan oluşan uzun bir tren gibidir ve her araba dünyadaki bir limanı temsil eder. Bir araba raydan çıkarsa, çoğu zaman arkasındaki veya önündeki birçok arabaya domino etkisi yaratabilir. Bu askeri harekâttan etkilenen liman sayısı az olsa da, bu durum tüm tedarik zincirini etkileyebilir.”
Avrupa ve Asya’daki enerji arzında yaşanabilecek kesintiler de küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını yukarı çekiyor. Bu durumun ABD’deki tüketiciler için daha yüksek enerji maliyetleri anlamına gelebileceği belirtiliyor.
ABD’de benzin fiyatları son günlerde galon başına 3,32 dolara ulaşarak geçen haftaya göre yaklaşık %11 arttı ve Eylül 2024’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Ekonomistler bu artışın tüketici harcamalarını da etkileyebileceği görüşünde.
Moody’s Analytics baş ekonomisti Mark Zandi, özellikle düşük gelirli hanelerin bu artıştan daha fazla etkilendiğini belirtiyor:
“Yüksek gaz fiyatları özellikle bütçenin daha yüksek bir kısmını gaza harcayan düşük gelirli haneler için zordur. İşte zaten çok fazla maddi baskı altında olan grup.”
Zandi ayrıca yüksek akaryakıt fiyatlarının tüketici psikolojisi üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu vurguluyor:
“Yüksek benzin fiyatları aşırı etkili çünkü tüketici duygusuna zarar veriyor. Bu da onların harcama yapma isteklerini ve yetkini etkiliyor ve bu da ekonomiye ağırlık veriyor.”
National Grocers Association verilerine göre tüketicilerin yaklaşık %70’i benzin fiyatlarının ekonomi hakkındaki düşüncelerini doğrudan etkilediğini söylüyor. Uzmanlar, çatışmanın uzaması halinde yüksek nakliye maliyetleri, gecikmeli sevkiyatlar ve artan sigorta primlerinin gıda, kimyasallar, elektronik ürünler ve diğer ithalat kalemlerinde enflasyon baskısını artırabileceğine dikkat çekiyor.
Fiba Grubu, bakım emeği ve zihinsel iş yüküne dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü “Yük Olmasın” projesi kapsamında İstanbul’daki kamusal alanlarda bir dizi farkındalık çalışması gerçekleştirdi. Grup ayrıca 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde yayınladığı özel filmle bu farkındalık çağrısını geniş kitlelerle buluşturdu.
Kadınlar ve erkekler arasındaki bakım emeği ve zihinsel iş yükü paylaşımındaki eşitsizliğe dikkat çekmek üzere hayata geçirilen Yük Olmasın projesi kapsamında Fiba Grubu, 29 Şubat Eşit Bakım Emeği Günü ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü arasında şehrin farklı noktalarında dikkat çekici çalışmalar gerçekleştirdi. Kamusal alanda hayata geçirilen enstalasyonlar ve farkındalık uygulamalarıyla görünmeyen yükleri gündelik hayatın içine taşıyan grup, yayınladığı farkındalık filmiyle de çağrısını geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.
“Yükü fark et” çağrısı
Kreatif fikri Mowo İstanbul’a, prodüksiyonu ise Gonzo Film’e ait olan film, kadınlar ve erkekler arasında adil paylaşılmayan zihinsel iş yüküne dikkat çekiyor.
“Mesai bittiğinde, işler gerçekten bitiyor mu?” sorusundan hareketle kurgulanan filmde, bir kadın ve bir erkek iş çıkışı aynı asansöre binerken gösteriliyor. Erkeğin kendisini bekleyen ek bir sorumluluk olmadığı için zihninin rahatlığı yansıtılırken, kadının telefonuna art arda gelen mesajlar ve sorular zihinsel iş yükünün yoğunluğunu görünür kılıyor.
Dış sesin “Bu yükü fark et. Paylaş ki #YükOlmasın!” çağrısıyla sona eren film, sorumlulukların adil paylaşımına yönelik güçlü bir farkındalık mesajı veriyor.
Farkındalık çalışmaları İstanbul’un farklı noktalarına taşındı
Fiba Grubu, proje kapsamında yalnızca dijital mecralarda değil, kamusal alanda da görünürlük yaratan çalışmalar gerçekleştirdi. 29 Şubat Eşit Bakım Emeği Günü vesilesiyle hayata geçirilen özel çalışmada, üzerindeki onlarca post-it ile Şehir Hatları vapuruna binen bir kadın, gündelik yaşamda kadınların üstlendiği görünmeyen sorumlulukları sessiz ama çarpıcı bir anlatımla görünür kıldı.
Doktor randevularından alışverişe, iş takibinden ev içi planlamaya kadar uzanan bu hatırlatıcılar, fark edilmeyen bakım emeği ve zihinsel iş yükünü kamusal alana taşıdı.
Kentin merkez noktalarında enstalasyonlar
Proje kapsamında İstanbul’un farklı noktalarında kurgulanan deneyim alanlarıyla ziyaretçiler bakım emeği ve zihinsel iş yükü üzerine düşünmeye davet edildi. Terminal İstanbul’da kurulan labirent, katılımcılara ne kadar sorumluluk üstlendiklerini ve ne kadarını partnerleriyle paylaştıklarını sorgulatırken; Mecidiyeköy Metro İstasyonu’ndaki enstalasyon, kadınların hayat içinde aynı anda taşımak zorunda kaldıkları farklı rolleri “Bir kadının kaç şapkası var?” sorusuyla görünür kıldı.
fiba grubu’ndan eşitsizliğe ayna tutan farkındalık filmi 10fiba grubu’ndan eşitsizliğe ayna tutan farkındalık filmi 11
Marks & Spencer Bağdat Caddesi mağazası önünde konumlandırılan çalışma ise gündelik hayatta üst üste binen işlerin nasıl görünmeyen bir yüke dönüştüğüne dikkat çekti.
LC Waikiki, “Bayramda Giyim Alışkanlıkları Araştırması” sonuçlarını düzenlediği toplantıda açıkladı. Araştırma, değişen alışkanlıklara rağmen bayramın özünde sevdiklerle bir arada olmanın, aile ve çocuklarla geçirilen zamanın ve yeni kıyafetlerle yaşanan heyecanın hâlâ çok değerli olduğunu ortaya koyuyor.
Sia Insight iş birliğiyle gerçekleştirilen araştırma, 19-30 Ocak 2026 tarihleri arasında Türkiye temsili 12 ilde, 18-55 yaş arası 702 kişi ile bilgisayar destekli web görüşmeleri yöntemiyle yürütüldü. Etkinlikte ayrıca LC Waikiki’nin bayram filmi de ilk kez izleyicilerle buluştu.
Araştırmaya göre, dijitalleşen dünyaya rağmen bayramın güçlü bir gelenek ve birlikte olma duygusuna dayandığı ortaya çıktı. Katılımcıların %69’u bayram mutluluğunu “ailece bir arada olmak” olarak tanımlarken, %62’si gelenekleri sürdürmenin bayramın en önemli parçası olduğunu belirtiyor. Şeker, çikolata ve lokum ise en çok tercih edilen bayram hediyeleri arasında öne çıkıyor.
Yüz yüze bayramlaşma %85 ile hâlâ en sevilen yöntem olmayı sürdürürken, her iki kişiden biri son 5 yılda dijital bayramlaşmanın (telefon, WhatsApp) arttığını ifade ediyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı bayramı bulunduğu şehirde geçirip ziyaretlerde bulunmayı tercih ediyor, her beş kişiden biri ise şehir dışına çıkarak aile ziyareti planlıyor.
Bayram alışverişinde çocukların rolü dikkat çekici. Çocuklu katılımcıların %60’ı bayramlık alışverişe öncelikle çocuklarından başladığını belirtirken, ebeveynlerin %71’i “her bayram mutlaka çocuklarına yeni kıyafet aldığını” ifade ediyor. Yeni kıyafet almak hâlâ bayram heyecanının önemli bir parçası. Katılımcıların %52’si yeni kıyafet giymeyi bayram mutluluğunun önemli bir unsuru olarak görüyor. Her iki kişiden biri her bayram kendisi için yeni bir kıyafet alırken, %43’lük kesim bunu “her bayram mutlaka” yaptığını belirtiyor.
Bayram stiline bakışta ise katılımcılar kendilerini “hem şık hem rahat” bir tarzla ifade ediyor. Kendi stillerinin daha konfor odaklı bir çizgiye evrildiğini düşünürken, toplum genelinde daha trend odaklı bir görünümün yaygınlaştığını belirtiyorlar.
Bayrama özel reklam filmi: ‘En Şık Bayramlar. Hepimiz İçin’
‘En Şık Bayramlar. Hepimiz İçin.’ mesajıyla hazırlanan reklam filminde, bayram denince akla gelen kalabalık aile buluşmaları, çocukların heyecanı ve paylaşılan sofralar, samimi bir dille ekrana yansıtılıyor. Film, bayramın özündeki birliktelik ve mutluluğu sade ve doğal bir şekilde gösterirken, izleyicinin kendi bayram anılarını hatırlayabileceği küçük, tanıdık detaylarla zenginleştiriliyor.
Araştırma sonuçlarını değerlendiren LC Waikiki Müşteri İçgörüleri ve Pazarlama İletişiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Akgül, bayramın taşıdığı anlamın değişen hayat temposuna rağmen hâlâ güçlü bir şekilde var olduğunu vurguladı:
“Bayram dendiğinde aklımıza çocukluğumuzdan kalan ilk heyecanlar, yeni kıyafetlerin özenle hazırlandığı sabahlar ve kalabalık sofralar geliyor. Alışkanlıklarımız değişiyor ama duygunun özü aynı kalıyor. Araştırmamız gösteriyor ki bayram hâlâ sevdiklerine dokunmak ve onları mutlu etmek demek. Çocuklar söz konusu olduğunda bu duygu çok daha güçlü hissediliyor. Bayram filmiyle de bu özel anlara eşlik etmeyi hedefledik. Bu anlayışla her bayram sevinçlere ortak olmaya devam edeceğiz.”
Avrupa Birliği, sanayi üretimini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla kamu alımlarında yerli üretimi önceleyen yeni bir politika hazırlığında. “Made in EU” adı verilen bu yaklaşım, Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik tanınmasını hedefliyor. Ancak plan yalnızca AB sınırları içindeki üretimi değil, Avrupa’nın üretim ağlarına entegre olmuş bazı ticaret ortaklarını da kapsıyor. Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle Türkiye de bu çerçevede değerlendirilen ülkeler arasında yer alıyor.
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Stéphane Séjourné tarafından açıklanan Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, Avrupa sanayisinin ekonomideki payını artırmayı amaçlıyor. Bugün AB ekonomisinde sanayinin payı yaklaşık yüzde 14 seviyesinde bulunurken, yeni politika ile bu oranı 2035 yılına kadar yüzde 20’ye yükseltmek hedefleniyor. Kamu alımlarının yerli üretimi destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılması da bu stratejinin önemli araçlarından biri olarak görülüyor.
Türkiye’nin Avrupa üretim ağlarındaki konumu güçlenebilir
Teklife göre Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması bulunan, Gümrük Birliği kapsamında yer alanya da Kamu Alımları Anlaşması’na taraf ülkelerden gelen içerikler, belirli koşullar altında AB menşeli olarak kabul edilebilecek. Bu çerçevede Türkiye de ilke olarak düzenlemenin kapsamına dahil ediliyor.
Ancak kamu alımlarında karşılıklılık ilkesi uygulanacak. Yani Avrupa Birliği kamu ihalelerinde bu avantajı tanırken, benzer erişim imkanlarının karşılıklı olarak sağlanması bekleniyor.
Türkiye uzun süredir Avrupa sanayi ekosisteminin önemli üretim merkezlerinden biri olarak konumlanıyor. Özellikle otomotiv, makine, beyaz eşya ve metal sanayi gibi sektörlerde Avrupa ile güçlü bir üretim entegrasyonu bulunuyor. Bu nedenle “Made in EU” yaklaşımının yürürlüğe girmesi durumunda Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki rolünün daha görünür hale gelmesi bekleniyor.
Stratejik sektörler ve büyük yatırımlar odağa alınıyor
“Made in EU” politikasının merkezinde özellikle enerji yoğun ve stratejik sektörler yer alıyor. İlk aşamada çelik, çimento, alüminyum ve kimya gibi sektörlerin düzenlemenin odağında olması planlanıyor. Bunun yanında otomotiv endüstrisi, elektrikli ve şarj edilebilir araçlar, kamyon ve otobüs üretimi, batarya teknolojileri, rüzgâr türbinleri, elektrolizörler, ısı pompaları, fotovoltaik sistemler ve nükleer enerji teknolojileri de kapsamda bulunuyor.
AB ayrıca kamu alımlarında düşük karbonlu üretim ve Avrupa’da üretilmiş olma kriterlerini birlikte değerlendirmeyi planlıyor. Böylece hem iklim hedeflerinin desteklenmesi hem de Avrupa içindeki sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Teklifte büyük yatırımlara yönelik ek şartlar da bulunuyor. Küresel üretim kapasitesinin yüzde 40’ından fazlasının tek bir dış ülkenin kontrolünde olduğu sektörlerde, 100 milyon euronun üzerindeki yatırımlar için ilave koşullar öngörülüyor. Bu yatırımların nitelikli istihdam yaratması, inovasyonu desteklemesi, teknoloji transferi sağlaması ve belirli bir yerel içerik oranını karşılaması hedefleniyor.
Avrupa’nın sanayi politikası değişirken Türkiye için yeni bir alan doğuyor
“Made in EU” girişimi Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin yanı sıra Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’ı kapsayan Avrupa Ekonomik Alanı’nı da içine alıyor. Ancak politika AB içinde tamamen uzlaşılmış değil. Fransa yerli üretimi önceleyen yaklaşımın güçlü savunucularından biri olurken, Almanya ve bazı ülkeler ise katı yerli üretim kriterlerinin yatırımları caydırabileceği ve kamu ihalelerinde maliyetleri artırabileceği görüşünü dile getiriyor.
Türkiye tarafında ise gelişme ekonomi yönetimi ve iş dünyası tarafından olumlu karşılandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin özellikle otomotiv başta olmak üzere birçok stratejik sektörde Avrupa değer zincirlerinin önemli bir parçası olduğunu vurguladı.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak ve İTO Başkanı Şekib Avdagiç de düzenlemenin Türkiye’nin Avrupa için güçlü bir üretim ve tedarik merkezi konumunu destekleyebileceğine dikkat çekti.
Henüz teklif aşamasında olan düzenlemenin Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerde yapılacak müzakereler sırasında değişikliklere uğraması mümkün. Ancak mevcut haliyle “Made in EU” yaklaşımı, Avrupa’nın sanayi politikasında daha korumacı ve stratejik bir döneme işaret ediyor. Türkiye açısından ise bu süreç, Avrupa üretim ağlarıyla entegrasyonun daha da derinleşebileceği yeni fırsatlar yaratabilir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, iş hayatında rekabetin değil dayanışmanın; yalnız mücadelenin değil birlikte güçlenmenin önemini hatırlatan özel bir gün. Özellikle teknik disiplinlerin yoğun olduğu sektörlerde kadınların birbirine alan açması, yalnızca bireysel kariyerleri değil kurum kültürünü ve sektörün geleceğini de dönüştürüyor.
İş hayatında kadın olmak çoğu zaman yalnızca mesleki yeterlilikle değil; sabır, direnç ve görünmeyen emekle de var olmayı gerektiriyor. Aynı masada, aynı sahada, aynı projede yer alırken; birbirimizin omzuna yük değil destek olabildiğimizde gerçek dönüşüm başlıyor.
Kadın dayanışması;“Ben de yaşadım” diyerek yalnızlığı azaltmak, birbirimizin başarısını tehdit değil ilham olarak görmek ve masada olmayan bir kadının hakkını da savunabilmek anlamına geliyor.
Özellikle gayrimenkul değerleme gibi detay, disiplin ve güven üzerine kurulu sektörlerde kadınların birbirine destek olması büyük önem taşıyor. Çünkü bu alanda hazırlanan bir rapor; sahada yapılan ölçümden belediyede incelenen imar dosyasına, emsal analizinden en iyi ve en verimli kullanım değerlendirmesine kadar uzanan yoğun bir emeğin ürünü.
Bu süreçte sahada birlikte keşfe çıkmak, yoğun teslim tarihlerinde birbirinin raporunu ikinci gözle kontrol etmek, mevzuattaki kritik bir detayı hatırlatmak ya da “Bu kısmı birlikte gözden geçirelim” diyebilmek iş yerindeki gerçek dayanışmanın somut örnekleri arasında yer alıyor. Sektörde kadın denetmen, kadın şirket ortağı ve kadın yönetici sayısı arttıkça rol modeller de çoğalıyor. Bir kadının başka bir kadına referans olması, proje önermesi ya da toplantı masasında söz hakkını desteklemesi; cam tavanların en sessiz ama en etkili kırılma yollarından biri olarak görülüyor.
İş yerinde emek yalnızca mesai saatleriyle ölçülmez. Bazen yoğun bir günün ortasında masanıza bırakılan küçük bir not, bazen “Bugün sahaya birlikte gidelim” cümlesi ya da beklenmedik bir anda yapılan içten bir paylaşım; çalışma hayatında dayanışmanın en sade ama en güçlü ifadelerinden biri olabilir.
Yan tarafta yer alan fotoğraf benim için tam da bunu ifade ediyor. İş yerinde kadın çalışma arkadaşımın, hiç beklemediğim bir anda sergilediği o zarif paylaşım; bana göre dünyanın en naif iş arkadaşı davranışlarından biriydi. Küçük bir jestti ama o an, iş yerinde yalnız olmadığımı; emeğin yalnızca teknik değil insani bir tarafı da olduğunu hissettirdi.
Birlikte Yükselmenin Değeri
Kadınların bu sektöre kattığı çoklu sorumluluk yönetimi, dikkat ve organizasyon becerisi rapor kalitesine doğrudan yansıyor. Ancak asıl fark, birbirimizi rakip değil güç ortağı olarak gördüğümüzde ortaya çıkıyor. Çünkü bir kadının sahada güçlü durabilmesi, arkasında görünmez bir kadın dayanışması ağı olduğunda çok daha kolay. Bir kadının masada sözünün kesilmemesi ise çoğu zaman başka bir kadının “Sözünü tamamlasın lütfen” demesiyle mümkün oluyor.
Dayanışma; aynı fikirde olmak değil, aynı değerde olduğumuzu bilmektir. Birbirimizi yukarı taşıdığımızda aslında hepimiz yükseliriz.
8 Mart; gayrimenkul değerleme sektöründe sahada ölçüm yapan, belediyede dosya inceleyen, ofiste rapor yazan, denetim yapan, şirket yöneten; emeğiyle değer üreten ve birbirine değer katan tüm kadınların günü.
Mart ayı ile birlikte hem Ramazan Ayı’nın sakinliği hem de ay sonu bayram alışverişlerinin hazırlıkları sektörde ilerliyor. Bayram alışverişinden markalı perakendecinin beklentisi yüksek. Yıl sonu alışverişinin beklenen ivmede gerçekleşmemesi sektörü 2026 yılına biraz yavaş başlattı. Umuyoruz ki herkes için beklenen şartlarda bir bayram dönemi geçsin.
Mağaza açılışları tarafında Mart ayı ile birlikte yatırımlarda temkinli bir artış var. Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni derlemesi ile sizlerleyiz.
Victoria’s Secret, tatil döneminde beklentilerin üzerinde bir performans sergiledi ve CEO Hillary Super’ın toparlanma planının tüketicilerde yankı bulmaya devam etmesiyle perşembe günü satış büyümesi için beklenenden daha iyi bir yıl öngördü.
Köklü sütyen ve iç çamaşırı şirketi, hem gelir hem de kâr rakamlarında Wall Street’in beklentilerini aştı ve Wall Street’in beklentilerini de aşan bir gelecek öngörüsü açıkladı.
Victoria’s Secret, mevcut çeyrek için satışların 1,49 milyar ila 1,53 milyar dolar arasında olacağını öngörüyor; bu rakam 1,42 milyar dolarlık tahminlerin üzerinde. Yılın tamamı için ise bu ivmenin devam etmesini ve satışların 6,85 milyar ila 6,95 milyar dolar arasında olmasını bekliyor; bu da 6,8 milyar dolarlık beklentileri aşıyor.
Super yaptığı açıklamada, “Bu çeyrekte, müşterilerimiz ürünümüze ve pazarlama stratejimize coşkulu bir şekilde yanıt verdi; bu durum, yeni müşteri kazanımındaki artış ve [perakende satışlarına kadar ortalama] artışla gösterilmiştir” dedi. “2025 sonuçlarımız, dünya çapındaki müşterilerimizle marka bilinirliğini ve güçlü bağlantıları kurarken, Potansiyele Giden Yol stratejimize karşı kaydettiğimiz ilerlemeyi yansıtmaktadır.”
İşte LSEG’in analistlerle yaptığı bir ankete göre, perakende şirketinin mali dördüncü çeyreğindeki performansının Wall Street’in beklentileriyle karşılaştırılması:
Hisse başına kazanç: Beklenen 2,52 dolara kıyasla düzeltilmiş 2,77 dolar.
Gelir: Beklenen 2,23 milyar dolara kıyasla 2,27 milyar dolar
Güçlü sonuçlara ve gelecek beklentilerine rağmen, Victoria’s Secret hisseleri perşembe günü öğlen saatlerindeki işlemlerde %10′dan fazla değer kaybetti.
Şirketin 31 Ocak’ta sona eren üç aylık dönemdeki net kârı 183,63 milyon dolar veya hisse başına 2,14 dolar olurken, bu rakam bir yıl önce aynı dönemde 193,4 milyon dolar veya hisse başına 2,33 dolardı. Adore Me varlıklarıyla ilgili değer düşüklüğü karşılıkları, yeniden yapılandırma giderleri ve diğer tek seferlik giderler hariç tutulduğunda, Victoria’s Secret’ın düzeltilmiş net kârı 238 milyon dolar veya hisse başına 2,77 dolar oldu.
Satışlar bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık %8 artarak 2,11 milyar dolardan 2,27 milyar dolara yükseldi.
Victoria’s Secret, Son Dört Yılın En Uzun Satış Büyüme Serisini Kaydetti
Yaklaşık bir buçuk yıl önce Victoria’s Secret’ın en üst düzey yöneticisi olarak göreve başlayan Super, şirketin müşterilere yönelik pazarlama yöntemini değiştirerek, 1 milyar dolarlık güzellik işine daha fazla yatırım yaparak, 2000′li yıllardaki Pink serisine yeniden odaklanarak ve sütyen kategorisindeki hakimiyetini yeniden tesis ederek satış büyümesini ve kârlılığını yeniden canlandırmak için çalıştı. Bir yıl sonra, strateji sürekli ilerleme işaretleri gösteriyor.
StreetAccount’a göre, karşılaştırılabilir satışlar art arda üç çeyrektir büyüme gösteriyor; son çeyrekte ise karşılaştırılabilir satışlar %8 oranında artarak analistlerin beklediği %5,6′lık artıştan daha iyi bir performans sergiledi. FactSet’in verilerine göre, bu, en az dört yıldır görülen en uzun süreli istikrarlı karşılaştırılabilir satış büyümesi dönemi.
2021 yılında eski ana şirketi L Brands’ten ayrıldığından beri, Victoria’s Secret yakın zamana kadar tüketiciler nezdindeki önemini yeniden kazanmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Rahat ve pratik iç çamaşırlarından ziyade ultra seksi stillere odaklanması ve güncel olmayan pazarlama stratejileri, alışveriş yapanları yeni ortaya çıkan rakiplere ve diğer köklü markalara yönlendirdi ve bu da pazar payında düşüşe yol açtı.
Victoria’s Secret, 2022′de dijital girişim Adore Me’yi satın alarak, markanın kapsayıcı beden seçeneklerine ve seksi ile rahatlığı birleştiren iç çamaşırı stillerine odaklanması sayesinde daha geniş bir müşteri ve vücut tipi yelpazesine ulaşmayı hedefledi. Ancak bu satın alma, Victoria’s Secret’ı sürdürülebilir bir büyümeye geri döndürmeye yetmedi.
Şirket, çeyrek dönemde Adore Me ile ilgili olarak 119,6 milyon dolarlık değer düşüklüğü gideri kaydetti ve ayrıca Adore Me işlemiyle edinilen DailyLook markası için “stratejik bir inceleme” başlattığını açıkladı. Stratejik incelemeler genellikle markayı satın almaya istekli bir alıcı bulmayı içerir.
Mango, 2025 yılında hem satışlarda hem de kârda çift haneli büyüme kaydederek bir kez daha rekor rakamlara ulaştı. Çevrimiçi satışlarda da güçlü bir büyüme gösteren perakendeci, mağaza ağına ve yapay zekaya yatırım yapmaya devam ediyor.
Mango’nun satışları bir kez daha rekor kırdı
Zaten üçte biri çevrimiçi
Geçtiğimiz yıl Mango, %13’lük bir büyüme ile 3,8 milyar Euro ciro elde etti; sabit döviz kurlarıyla bu oran %16’ya ulaştı. Yıllık net kâr ise %11 artarak 242 milyon Euro’ya yükseldi. Kadın modası, toplam cironun %79’unu oluşturarak şirketin en önemli ayağı olmaya devam ediyor. Online satışlar ise moda zincirinin toplam cirosunun üçte birini temsil ediyor.
Geçtiğimiz mali yılda, moda perakendecisi mağazalarının genişletilmesi ve yenilenmesine, Barselona yakınlarındaki Palau-solità i Plegamans’ta yeni bir genel merkez inşa edilmesine ve teknolojik kapasitelerin geliştirilmesine yaklaşık 225 milyon Euro yatırım yaptı. 2025 yılının sonunda Mango’nun dünya çapında 120 pazarda 2.931 satış noktası bulunuyordu.
Yapay zeka stilisti
Mango’nun Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Toni Ruiz, şirketin güçlü uluslararası odaklanmasının altını çiziyor ve toplam satışların %78’inin halihazırda yurt dışından geldiğini belirtiyor. İspanya dışındaki önemli pazarlar arasında Fransa, Türkiye, Almanya ve ABD yer alıyor. İtalya, İngiltere ve Portekiz de bu yıl pazar paylarını artırdı.
Berlin, Ankara, Chicago, Roma ve Münih’teki yeni amiral mağazaları, şirket için önemli adımları temsil ediyor. Mango Teen mağaza ağını ikiye katlarken, MangoHome da İspanya’da ilk dört bağımsız mağazasını açtı.
Perakendeci, fiziksel mağazalarını genişletmeye odaklanmaya devam ederken, aynı zamanda çevrimiçi moda dünyasındaki liderliğini de vurguluyor. Şirket, yapay zeka destekli bir stilist uygulamasının lansmanı da dahil olmak üzere teknolojik yeteneklerini yenilemek için büyük yatırımlar yaptı. Buna ek olarak, Mango, operasyonel modelini müşteri ihtiyaçlarına uyarlamak için lojistiğe yatırım yaptı.