Ana Sayfa Blog Sayfa 432

H&M Gibi Moda ve Güzellik Markaları Neden Yaşlanmayı Benimsiyor ?

H&M, New York stil ikonu, moda tasarımcısı, rengarenk aksesuarlar ve canlı kıyafetleri kullanmayı seven, imza niteliğinde büyük kalın çerçeveli gözlükleriyle tanınan ve yalnızca ama yalnızca kendisi için giyinen Iris Apfel ile iş birliğini duyurdu.

Her gün önde gelen moda markalarının yaşça büyük isimlerle biriyle iş birliği yaparak koleksiyon çıkardığını göremiyoruz artık. Geçtiğimiz hafta 100.yaşını kutlayan Aphel, H&M markasının 2022 başında çıkarmaya hazırlandığı eklektik elbiseler, setler ve çeşitli aksesuarlar içeren koleksiyonuna ilham oldu. Aphel’in ‘Neden sıkıcı olmak zorunda ki?’ düşüncesi sayesinde koleksiyon yalnızca yaşı büyük insanlara değil her yaş ve bedenden insana hitap edecek şekilde hazırlandı.

‘Stil sahibi olmak tonlarca para harcamak demek değil, neyi ya da kimi giydiğin değil onu giyerken ne hissettiğinle ilgilidir. Bunların da ötesinde stil sahibi olmak bir nevi kendini ifade etme biçimi ve bir tavırdır.’ Sözleriyle modaya bakış açısını ortaya koyan Apfel daha önce de birçok küresel markaya iş birliği yaptı.

H&M’in kreatif danışmanı Ann-Sofie Johansson koleksiyonu, gösterişli kumaş seçimleri ve canlı renkleriyle eğlenceli, gösterişli ve zengin olarak tanımlıyor. Johansson görünümlerin gösterişli takılarla taçlandırılarak Iris’in istediği şaha şahalı noktaya ulaştığını söyledi. Eşsiz ve sıra dışı bir kadını ve onun cüretkâr tarzını kutluyoruz diyen Johasson, Apfel’in insanları modanın zamansız ve yaşı olmayan bir şey olduğu konusunda teşvik ederek istedikleri şeyi giymeleri ve bunu yaparken eğlenmelerini sağlamaya çalıştığını söyledi.

Moda endüstrisinin büyümesiyle birlikte her zaman böyle cesur seçimler yapan markalar görmüyoruz ama bu H&M’in bu çerçevede yaptığı ilk iş birliği değil. 2016 yılında da mayo koleksiyonunun yüzü olarak 60 yaşındaki model Gillean Mcleod ile çalıştığını görmüştük. Yine farklı yerel markaların geçmişte yaş çeşitliliğine önem vererek yaşça büyük insanlarla kampanyalar yaptığına şahit olduk ama bu önümüzde bu konuyla ilgili uzun bir yol olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Güzelliğin sadece gençken kabul görebildiği inancını yıkmak ve bu konudaki önyargıları kırmak için güzellik ve moda sektörünün üstüne düşen çok fazla şey var. Sosyal medyada son yıllarda popülerleşen ‘kendini olduğu gibi sevme ve kabul etme’ trendi markalara da bu yönde çalışmalar yapmaları için ön ayak oluyor.

Özellikle bazı markaların manken ya da marka yüzü olarak büyük beden kadınları ya da standart güzellik ölçüleri dışındaki kadınları kullanmaları bu bağlamda oldukça faydalı oldu. İnsanlar reklam ve kampanyalarda kendilerine çok uzak yüzler görmekten sıkıldıklarını artık sosyal medyada rahatça ifade edebiliyor. Bu sayede de perakende sektörü tüketicilerin her zaman gençlik ve güzellik arayışında olmadığını anlamaya başladı. Tüketiciler reklam ve kampanyalarda ilişki kurabilecekleri, ortak paydada buluşabilecekleri kişileri görmek istiyor.

Kadınların yaş aldıkça kendilerini güzel ve bakımlı hissetme ihtiyacının artmasıyla birlikte markalar da buna yönelik çalışmalar yapmaya başladı. Bu rekabet ortamında markaların öne çıkmak için yapmaları gereken şey her yaşa ve her ihtiyaca uygun ürünler yapmak. Güzellik ve moda sektörünün hitap ettiği demografik nüfusun büyüklüğü hiç de göz ardı edilecek gibi değil bu yüzden bu konuda markaların yaptığı yer yatırım karşılığını bulacaktır.

Perakendecilerin Bir Uygulamadan Daha Fazlasına İhtiyacı Var

Son zamanlarda, tüketiciye ulaşmanın yolları giderek artıyor. Tek kanallı sistemlerden çok ve parçalı kanallı sistemlere doğru adım attığımız bu günlerde sadece alışveriş uygulaması üzerinden tüketiciyi etkilemek doğru bir seçim sayılmaz. Ancak sosyal medya ve dijital pazarlama ile birlikte etkili bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.

Doğrudan tüketiciye ulaşılan, sosyal medyanın ve dijital pazarlamanın etkin bir şekilde kullanıldığı pazar oyunları devrinde alışveriş uygulamalarının tüketiciye ulaşma noktasında demode kaldığını düşünebilirsiniz. Özellikle bu düşünce sebebiyle pazarlamacıların başka sosyal mecralara odaklandığını da fark etmek mümkün. Ancak bunun aksine Accenture’ın yeni araştırmasına göre her üç tüketiciden ikisi sipariş vermek için markanın kendi uygulamasını kullanıyor.

Peki sadece mağaza uygulamasına odaklanmak doğru mu? İçinde bulunduğumuz devirde bir uygulama yaratmanın ve bunun etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamanın bazı zorlukları var. Müşterilerin markayla olan ilişkisini dikkatlice haritalayıp anlamak ve daha geniş bir marka stratejisinin parçası olarak bu ilişkiyi geliştirmek için zaman ayırmak gerekiyor. Covid döneminde yapılan tüketici araştırması, tüketiciler için en hızlı büyüyen kanallardan bazılarının canlı yayın (yüzde 33) ve sosyal ticaret (yüzde 36) olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden uygulama stratejilerini kurgularken bu yeni ve hızla büyüyen temas noktalarını işin içine katmak mantıklı olacaktır. Müşteriler bu temas noktaları aracılığıyla marka ekosistemine girdiğinde, onlarla olan ilişkilerimizi kişiselleştirme yeteneğimizi en üst düzeye çıkarmış oluruz.

Örneğin Coca-Cola’nın 2020’de gerçekleştirdiği kampanyaya göz atalım. Marka, mağazalardaki şişelerdeki etiketleri kişiselleştirerek kullanıcıları #shareacoke hashtag’i ile selfie’ler göndermeye davet etti. Bu sayede Coca-Cola, bir marka pazarlama kampanyasını, kişiselleştirme stratejisini, derin, kişiselleştirilmiş ve keyifli bir deneyim üretmek için tüketicilerle buluşturdu. Bu sayede her anı alışveriş yapılabilir hale getirmeyi amaçladı.

Ancak bir perakendecinin stratejisi bir yiyecek-içecek markasının stratejisinden farklı olmalıdır. Perakendeciler, teknolojilerinin son derece akılda kalıcı ve ilgi çekici anlar sunmalarını sağlamalıdır. Tüketicilerinizle hikaye anlatımını desteklemek için kanallar arasında tutarlı ve bağlantılı deneyimler üretebilmelisiniz. Canlı yayın ve diğer sosyal mecralardaki iletişim kanalları bir perakendeci için oldukça önemli olabilir.

Markanın, müşteri hizmetlerini, müşterilerin gerçek zamanlı olarak sohbet edebileceği ve ürünleri doğrudan sepetlerine ekleyebileceği uygulaması sayesinde müşterilerle devam eden insani bağlantıyı sürmüş oluyor.

Özetle uygulamalar önemli ancak onları daha geniş stratejilerle desteklemek gerektiği göz önünde bulunuyor. Perakendeciler, uygulamalarını daha geniş marka ve katılım stratejilerine entegre etmeli, onları marka değerlerine geri bağlamalı ve uygulamalarının kusursuz, kişisel ve bağlantılı bir müşteri deneyimine nasıl katkıda bulunacağına dair stratejik bir farkındalıkla ilerlemelidir.

Rekabet Kurulu, Trendyol Hakkında Geçici Tedbir Kararı Verdi

Rekabet Kurumunun internet sitesinde yer alan duyuruya göre, Trendyol hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili maddelerinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla ön araştırma yapılmasına karar verildi.

Önaraştırma sürecinde algoritmalar ve bilişim sistemlerinde yer alan veriler üzerinde yapılan yerinde inceleme sonucunda, Trendyol’un, hem 3’üncü taraf satıcıların satışlarına aracılık ettiği hem de TrendyolMilla, TrendyolMan ve TrendyolKids gibi kendi markalarının satıcısı olduğu aynı platform üzerinde, kendi ürünlerine haksız avantaj sağlayacak şekilde listeleme algoritmasına müdahale ettiği, kendi markalarının pazarlama stratejisinin oluşturulmasında pazaryeri faaliyetleri kapsamında elde edilen verileri kullandığı, yine algoritmaya yapılan müdahalelerle pazaryerinde satış yapan satıcılar arasında ayrımcılık yaptığı tespit edildi.

Bu deliller ile birlikte, çok kategorili pazaryeri platformları pazarında Trendyol’un, son yıllarda, başta moda olmak üzere, tüm kategorilerde önemli pazar payı elde ettiği dikkate alındığında söz konusu uygulamaların nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararlar doğurma ihtimalini taşıdığından geçici tedbir alınmasına karar verildi.

Bu kapsamda, Trendyol’un, algoritma ve kodlama aracılığıyla yapılan müdahaleler de dahil, kendi ürünlerini kayırmaya, satıcılar arasında ayrımcılık yapmaya ve pazaryeri faaliyetlerinden elde ettiği verileri kendi markaları lehine paylaşımına ve kullanımına yönelik tüm davranışlardan kaçınması ve bu kararların denetlenebilirliğini teminen gerekli her türlü teknik, idari ve organizasyonel tedbirleri alması gerektiğine karar verildi.

Covid Sonrası Dönemde Çalışanların Ruh Sağlığı Neden Önemli?

Covid-19 salgını henüz bitmedi. Fakat Avrupa genelinde şirketlerin bu gerçekle yaşamayı öğrenmeye başladığı söylenebilir. Birçok şirket ofislerini yeniden açıyor, işe alımlar yapıyor ve 2020’nin başından beri askıya alınmış olan personel geliştirme programlarını yeniden başlatıyor.

Öyleyse neden adaylar sevinçten havalara uçmuyor? Gerçek şu ki kapanmalar, hayal kırıklıkları ve sağlık kaygıları döngüsünün olumsuz etkilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte çalışanlar son bir yıldan bu yana epeyce zorlandılar. Ayrıca ruh sağlığı sorunlarına karşı bir aşı olmadığı için, en iyi yetenekleri çekmek istiyorsanız, destekleyici bir kültüre ve sağlığa öncelik veren politikalara sahip olduğunuzdan emin olmanız gerekir.

Bu hedeflere ulaşmanıza yardımcı olmak için, Michael Page, Avrupa genelinde yaklaşık 4900 aday arasında yürüttüğü ankette, adaylara pandemi sırasındaki zorluklarla nasıl başa çıktıklarını ve ilerleyen dönemlerde işverenlerin çalışanlarını nasıl desteklemeleri gerektiği konusundaki görüşlerini sordu.

Adaylar salgının sebep olduğu zorlukların üstesinden nasıl geldi?

Durum o kadar da kötü değil — ruhsal durumlarını tek bir sözcükle özetlemeleri istendiğinde neredeyse on adaydan yedisi olumlu yanıt verdi. En sık kullanılan kelimenin “motive”, ikincisininse “umutlu” olması, birçok çalışanın zor zamanları geride bırakmak istediğini gösteriyor.

Yine de ankete katılanların %60’ı pandemiden olumsuz etkilendiklerini belirtti. En çok belirtilen olumsuzluklar arasında daha yüksek stres/kaygı seviyesi (adayların %22’si), kilo verme veya alma (%20) ve uyku kalitesinde düşüş vardı (%19).

Bu olumsuz etkilerin suçunu herkesten izole olmaya ve uzaktan çalışmaya atmak durumu oldukça basite indirgemek olur — adayların %65’i evden çalışırken yalnız hissetmediklerini söyledi. Daha dikkat çekici bir etmen de işverenlerinin kendilerine empati ve anlayışla yaklaşmadığına inanan çalışanların sayısıdır. Nitekim çalışanların %40’ı işverenlerinin ruhsal sağlıklarını göz ardı ettiğini, %50’si ise yaptıkları işin daha az takdir edildiğini bildirmiştir.

 Bir destek mekanizması olsun veya olmasın, kendi başa çıkma stratejilerini geliştiren adaylar, egzersiz yapmaya (katılımcıların %57’si), sağlıklı beslenmeye (%52) ve arkadaşları ve sevdikleriyle iletişimi sürdürmeye (%52’si) daha çok dikkat ettiklerini belirtmiştir.

İlişkilerin daha iyi bir şekilde yeniden inşası

Çalışanları baskı altında altında hisseden şirketler ruh sağlığı sorunlarını çözmek için ne yapıyor? Çarpıcı bir şekilde, ankete katılanların yalnızca %26’sı mevcut veya son şirketlerinin ruh sağlığı konusunda iletişimlerde bulunduğunu söylerken, bunların da yalnızca %22’si bu işverenlerin sorunu çözmek için eylemler veya politikalar oluşturduğunu bildirdi.

Ruh sağlığıyla ilgili konuşma konusundaki bu isteksizlik her iki tarafı da etkiliyor. Ankete katılan adayların sadece %27’si yöneticileriyle ruh sağlığı hakkında konuşmakta rahat hissettiklerini söyledi. Bu konuyu daha çok aile üyeleri (katılımcıların %82’si), arkadaşları (%75), doktorları veya ruh sağlığı uzmanlarıyla (%73) konuşmayı tercih ediyorlar. Katılımcıların yalnızca yaklaşık üçte biri meslektaşlarıyla ruh sağlığı hakkında konuşma konusunda rahat olduklarını belirtti, bu da işyerinde bu konunun hala utanılacak bir durum gibi görüldüğünü gösteriyor.

Son olarak, iş arayanların işverenlere ruh sağlığına öncelik veren bir şirket kültürü oluşturma konusunda tavsiyeleri var. İş arayanların yarıdan biraz fazlası, şirketlerin esnek çalışma modellerine daha fazla yer vermesi ve resmi çalışma saatleri haricinde e-posta göndermeyi ve toplantı yapmayı yasaklama gibi politikaları gözden geçirmesi gerektiğine inanıyor. Diğer popüler fikirler arasında çalışan takdir programları (katılımcıların %37’si), zamanı ve görev planlamasını kontrol etmek için yöneticilerle daha güçlü iletişim kurma (%36) ve meditasyon atölyelerinden yeme farkındalığı kurslarına kadar uzanan bir yelpazeyi kapsayan “sağlık” girişimleri (%31) bulunuyor.

Araştırmanın görselleştirmesini buradan inceleyebilirsiniz.

Getir’in Hizmet Verdiği 7’nci Ülke İtalya Oldu

Bu senenin başında İngiltere, Hollanda, Almanya, Fransa ve İspanya operasyonlarını başlatan Getir’in, Avrupa yolculuğunda hizmet verdiği yeni ülke İtalya oldu. Bugün itibarı ile “Modanın Başkenti” olarak bilinen Milano sokaklarında, Getir faaliyetlerine başladı.

Dünyada bir ilki 2015 yılında Türkiye’de başlatarak ortalama 10 dakikada market ürünlerini kullanıcılarla buluşturan Getir, hizmet verdiği ülkelere Avrupa’nın en büyük şehirlerini eklemeye devam ederek İtalya operasyonunu başlattı. Geçtiğimiz haftalarda Barselona ve Madrid’de hizmete başlayan Getir, şimdi de Milano sokaklarını Getir moru ile renklendiriyor.

İTALYA’DA YENİ ŞEHİRLERE YAYILMAYI PLANLIYOR

Kurulduğu ilk günden itibaren global bir marka olma hedefiyle çalışmalarını sürdüren Getir, sadece bu yıl 1 milyar dolara yakın yatırım alarak 7,5 milyar doların üzerinde değerlemeye ulaştı. İtalya ile hizmet verdiği ülke sayısını 7’ye çıkaran Getir, Milano’nun ardından İtalya’da yeni şehirlere yayılmayı planlıyor. Kısa bir süre içinde Portekiz pazarına ve yıl sonuna kadar da ABD pazarına girmeye hazırlanan Getir böylece Türkiye’ye ek olarak 1 yıl içinde 8 yabancı ülkede faaliyete geçmiş olacak.

Google’ın Yeni Özelliği Mağaza İçi Stok Durumunu Gösterecek

Geçtiğimiz günlerde Google, çevrimiçi alışveriş deneyimini iyileştirmeyi amaçlayan yeni arama işlevlerini açıkladı. Bu sayede tüketiciler cihazlarını kullandıkları her yerden perakendecilerin mağaza envanterini görebilecekler.

Google, canlı yayınlanan Search On konferansında yaptığı açıklamada, geliştirmelerin AI teknolojisindeki gelişmeler kullanılarak etkinleştirildiğini söyledi.

Google, arama sonuçlarına eklenen yeni “stokta” filtresi sayesinde, yakındaki mağazaların raflarında belirli ürünler olup olmadığını gösterecek. Aşağıdaki örnekteki gibi, çocuk bisikleti kaskı arayan biri, yakınlarda raflarında kask bulunan mağazaları gerçek zamanlı olarak görebilecek.

google shopping search
google’ın yeni alışveriş arama özelliğinin ekran görüntüsü.

Google’ın “daha alışveriş dostu bir arama deneyimi” olarak tanımladığı yenilikler bütünü önce Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya’nın yanı sıra Birleşik Krallık, birden fazla Avrupa pazarı, Brezilya ve Kanada’da kullanıma sunuldu. 

Alphabet Kıdemli Başkan Yardımcısı, “Bu yeni özellik sayesinde, bir gömlek resmine bakarken Lens simgesine dokunabilir ve Google’dan aynı kalıbı bulmasını isteyebilirsiniz” diye yorumluyor.

Kelimelerle tarif edilmesi zor ürünler aradığımızda işimizi kolaylaştıracak bir özellik olduğunu da ekliyor.

Şimdilik yalnızca ABD’de yayınlanan bu yeni özellik, Google’ın “24 milyardan fazla listeye sahip kapsamlı, gerçek zamanlı bir ürün, envanter ve satıcı veri kümesi” olarak tanımladığı “Alışveriş Grafiği” tarafından destekleniyor.

Bununla birlikte Chrome’da Lens adı verilen başka bir özellik, önümüzdeki aylarda tüm dünyada kullanıma sunulacak ve tüketicilerin bir web sitesindeki resim, video ve metin içeriğini seçmelerine ve bulundukları sayfadan ayrılmadan aynı sekmede arama sonuçlarını görmelerine olanak tanıyacak.

H&M’in Eylül Satışları, Kârın Pandemi Öncesi Seviyeyi Geçmesinin Ardından Arz Gecikmelerinden Etkilendi

İsveçli perakendeci, Haziran-Ağustos karının beklentileri ve pandemi öncesi seviyeleri aşmasının ardından yaptığı açıklamada, arz kesintilerinin H&M’in  Eylül ayında satışlarını engellediğini söyledi.

Pandemi sırasında küresel ekonomide yaşanan aksaklıklar, küresel tedarik zincirlerini alt üst etti, ürünlerin yanı sıra konteyner, depolama ve malların taşınması için sürücülerin kıtlığına yol açtı ve nakliye maliyetlerinde artışa neden oldu.

H&M, “Eylül 2021’deki satışlar, ürün akışındaki aksama ve gecikmeler nedeniyle talep tam olarak karşılanamasa da yerel para birimlerinde bir önceki yılın ilgili ayına göre biraz daha yüksekti” dedi.

İcra Kurulu Başkanı Helena Helmersson, analistlere ve H&M’i etkileyen medya darboğazlarının esas olarak üretim, nakliye ve limanlarda olduğunu söyledi. Durumun artık tedarikçi tarafında iyileştiğini, ancak H&M’in mevcut çeyrekte teslimatlarda daha fazla gecikmeye hazır olduğunu söyledi.

Dünyanın en büyük ikinci moda perakendecisinin üçüncü çeyrek mali vergi öncesi karı, bir önceki yıla göre %158 artarak 6.09 milyar İsveç kronuna ulaştı.

Pandemi öncesi 2019’un aynı çeyreğine kıyasla kâr %22 arttı.

İcra Kurulu Başkanı Helena Helmersson yaptığı açıklamada, “H&M grubunun bu çeyrekteki kâr artışı, esas olarak daha fazla tam fiyatlı satış, daha düşük indirimler ve iyi maliyet kontrolü ile iyi alınan koleksiyonların bir sonucudur” dedi.

Çin’in güçlü talebi ve önemli büyüme bölgelerindeki olumsuz hava koşulları nedeniyle pamuk fiyatları artıyor.

Grup, 2020 yılı için Kasım ayında hisse başına 6.50 kron temettü ödemeyi teklif etti. Temmuz ayında, Mayıs ayındaki yıllık genel toplantısında bir teklifte bulunamamasının ardından, sonbaharda temettü ödeme ihtimalinin çok iyi olduğunu söylemişti.

WWF, Heinz’in Palm Yağı Konusunda En Kötü Şirketler Arasında Olduğunu Açıkladı

WWF, birçok büyük markanın palm yağı üretiminin neden olduğu ormanların ve diğer yaşam alanlarının tahribatıyla mücadele etmekte başarısız olduğu konusunda uyardı.

WWF, sürdürülebilir palm yağı söz konusu olduğunda Heinz ve Campbell Soups gibi şirketleri son derece kötü olduğunu raporuna ekledi.

WWF, markaları sürdürülebilir palm yağı yatırımlarını artırmaya, tedarikçileri sorumlu tutmaya davet ediyor.

Öte yandan çikolata üreticisi Ferraro’nun sürdürülebilirliğe öncülük eden en üst sıradaki şirketlerden biri olduğunu açıkladı.

Küresel olarak, WWF’nin sorularına yanıt veren şirketlerin yarısı, onaylanan %100 sürdürülebilir palm yağı tedarik etmiyor ve yalnızca dörtte biri, tedarikçilerin sürdürülebilirlik taahhütlerini yerine getirip getirmediğini kontrol edecek sistemlere sahip.

Birleşik Krallık şirketleri, taahhütleri ve eylemleri açısından, ortalama olarak uluslararası ortalamanın biraz üzerinde ve Avrupa ortalaması ile aynı düzeyde puan aldı.

WWF savunuculuk ve kampanyalardan sorumlu yönetici direktörü Katie White, “Birkaç şirket, doğayı korumak için sürdürülebilir olmayan palmiye yağını işlerinden çıkarmak için etkileyici adımlar attı” dedi.

“Rakiplerine bunun yapılabileceğini gösterdiler.“

Yalnız bu açıklamaların ürünün içerisinde yer alan Palm yağı miktarı ile ilgili olmadığını, Palm yağı üretimi sebebi ile doğaya verilen tahribat ve sürdürülebilirlik konusunda olduğunu hatırlatmak isteriz.

Perakendeciler Artan Enflasyonla Nasıl Mücadele Edebilir?

Geçmişte büyük perakendeciler, kayıpları yayarak -sigorta gibi kuruluşlarla- enflasyon gibi finansal darbeleri absorbe edebildiler. Ancak küçük işletmeler için, enflasyondaki artış genellikle kar marjlarına doğrudan bir darbe olarak kaldı.

Bu durumda tüketicilerin aniden gelecek bir fiyat arttırma şokunu yaşamaması için fiyatları akıllıca ve zaman içerisinde yükseltmeleri gerekecek.

Bunu yapabilmek için, perakendecilerin kısa vadede krizin bir kısmını halı altına süpürmesi ve fiyatı kriz sonunda  yükselterek tüketicilere yansıtması gerekiyor. Kötü fakat maalesef doğru bir gerçek.

Ancak hangi perakendecilerin artan enflasyon düzeylerinden daha kötü etkileneceği henüz belli değil, şu anda nasıl davrandıklarına bağlı olarak, bazıları diğerlerinden daha iyi durumda olabilir. Müşteri analitiğinden yararlanmak, fiyatlandırmayı kontrol etmek ve planlı davranmak perakendecilerin bu krizi daha yumuşak bir şekilde atlatmasını sağlayabilir.

Enflasyon temelde bir fiyatlandırma sorunudur ve gelişen maliyet artışlarına ve hızla değişen piyasa koşullarına tepki vermek için uygun stratejiye, insanlara, süreçlere ve teknolojilere sahip sağlam bir fiyatlandırma organizasyonu gerektirir.

Eylemlerinin fiyat algısını nasıl etkilediğini anlamadan bu artışları hızlıca yönetmeye çalışan bireysel markalar muhtemelen başarısız olacaktır. Ayrıca bu durumdan gıda perakendecilerinin de daha az zararla ayrılacağını söylemek yanlış olmaz.

Bu konuda uzmanlar enflasyonist bir ortamda en doğru yaklaşımın fiyatlandırmaya yönelik olduğunu, alışveriş yapanlar için en önemli ürünlerde fiyatları dengeli tutmanın veya azaltmanın en  uygun yaklaşım olduğunu söylüyorlar.

Bunun hem tüketiciler hem de perakendeci için bir olası bir ‘kazan-kazan’ durumu yarattığını söyleyebiliriz, çünkü tüketicilerin bütçelerinin daraldığı durumda perakendecilerin dengeli bir yaklaşım kurarak hem paylarını hem de karlarını artırdığı bir döngü oluşturulabilir.

Dünyada da Durum Pek Farklı Değil

Örneğin İngiltere’de enflasyon oranı ve fiyat artışlarına ilişkin haberler ve uyarıların artarak devam etmesinden bu yana en büyük enflasyon artışı görüldü, peki perakendeciler artan enflasyonla mücadele edebilirler mi ve eğer evet ise nasıl?

İngiltere’de Ağustos enflasyonu, gıda ve içecek fiyatlarındaki artışların etkisiyle %3,2’ye yükselerek, Ocak 1997’den bu yana en büyük enflasyon artışını gördü.

Enflasyonun açıklanmasından önce yayınlanan Reuters anketinin Ağustos ayı için %2,9 artış öngörmesine rağmen, çevrimiçi perakende fiyatları da yıllardan beri ilk kez arttı.

Verileri yayınlayan Ulusal İstatistik Ofisi (ONS), artışın “geçici bir değişiklik olabileceğini” söylüyor ve hükümetin geçen yılki “Destek için dışarıdan yeme içme tüketimi yapın” propagandasının bu yükselişi tetiklemiş olabileceğini söyledi.

Peki, enflasyondaki bu rekor yükselişin Birleşik Krallık’ta zaten hırpalanmış perakende sektörü üzerindeki etkisi nedir?

Gaz ve elektrik faturalarının bu sonbaharda toptan eşya fiyatlarındaki artışlara bağlı olarak keskin bir şekilde artması beklenirken, gıda ve giyim fiyatlarının da artması bekleniyor.

Bunun sebebi tüketim mallarının neredeyse tamamının ithal edilmesi ve ithalat maliyetinin önemli ölçüde artması. Brexit’in yarattığı yeni durum Avrupa’dan ithalat yaparken bazı zorluklara da neden oluyor.

Starbucks, Çin’de Asya’nın İlk Yeşil Mağazasını Açtı

Starbucks, Şanghay’daki ilk mağaza açılışıyla Yeşil Mağaza girişimini Asya’ya genişletti ve atıkların azaltılmasına ve gıdaların yeniden kullanılmasına odaklandı.  

Greener Store Shanghai, diğer Starbucks mağazalarının yenilenmesinden kalan ahşap gibi geri dönüştürülmüş ve düşük etkili yapı malzemelerini kullanan Çin’deki ilk Starbucks mağazasıdır. 

Mağaza, sipariş verme, içecek hazırlama ve yiyecek teşhiri gibi farklı işlevler için ekleme, çıkarma veya değiştirme yoluyla düzenlenmesine olanak tanıyan modüllerden oluşan bir bara sahip. Standardın çok da dışında değil, fakat hiçbiri yeni değil ve hepsi yenilenmiş.

sh greener store lab main bar
starbucks, çin'de asya'nın i̇lk yeşil mağazasını açtı 4

Mağazada kullanılan pet bardaklar dahi geri dönüştürülebilir malzemeden üretiliyor.

Greener Store Shanghai ayrıca, tüm kahve tedarik zinciri boyunca Starbucks tarafından benimsenen farklı sürdürülebilirlik uygulamalarını kapsayan, ‘Sürdürülebilir Kahve Sınıfları’na ev sahipliği yapacak.

Mağaza, kahve telvesini gübre olarak kullanmak üzere geri dönüştüren ülkedeki ilk mağaza. Saklanan telveler banliyö çiftliklerinde ve alışveriş merkezi bahçelerinde kullanılabilecek. Müşteriler ayrıca kahve telvesini evlerine ücretsiz olarak da götürebilirler.

starbucks greenerstore
starbucks, çin'de asya'nın i̇lk yeşil mağazasını açtı 5

Buna ek olarak, Greener Store Shanghai, sanatçıların kahve telvesi ve diğer malzemelere yeni bir hayat vermeye davet edileceği sürdürülebilirlik temalı sergilere ev sahipliği yapan dünyanın ilk Starbucks mağazası olma özelliğini taşıyor. “Dairesel Yaşam Tarzı Laboratuvarı” olarak adlandırılan sergide, geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılmış sürdürülebilirlik temalı sanat eserleri yer alıyor.

Mağaza, müşterileri kendi yeniden kullanılabilir bardaklarını getirmeye teşvik ediyor. Ayrıca biyolojik olarak parçalanabilen malzemelerden yapılmış kahve telvesi çubukları ve çatal bıçak takımı sağlıyor. Menünün yarısı, 15 yeni gıda maddesi ve iki sınırlı süreli teklif içeceği dahil olmak üzere bitki bazlı yiyecekler içeriyor. Aynı zamanda yulaf sütü çoğu içecek için varsayılan seçenek olarak kullanılacak.

İlk olarak 2018’de World Wildlife Fund ile işbirliği içinde tanıtılan Greener Store Framework, ABD ve Kanada’da 2300’den fazla mağazaya sahip.  Starbucks, 2025 yılına kadar dünya çapında 10.000 yeni Yeşil Mağaza inşa etmeyi ve güçlendirmeyi hedefliyor.