Ana Sayfa Blog Sayfa 442

Orta Doğu ve Asya’daki Alışveriş Merkezleri Çevrimiçi Kanala Açılıyor

Orta Doğu ve Asya’da Alışveriş Merkezleri kiracılarına ve tüketicilerine nasıl ek hizmet verecekleri konusunda yeni arayışlar içerisine girdiler.

Devam eden Covid-19 salgını, alışveriş merkezleri için hayatta kalma beklentileri hakkında yeni sorular gündeme getirdi. 

E-ticaretin artması nedeniyle zaten önemli bir baskı altında olan bazı AVM’ler, mevcut krizin birçok alışveriş merkezi için ciddi tahribatlar yaratacağını ön görüyor.

Bazı bölgelerde yaya trafiğinde yaşanan %85 oranlarında düşüş, perakendeciyi ciddi tehdit ediyor. Araştırmaların bazıları ise, bölgesel olarak bazı AVM’lere tüketicilerinin dönüşünün uzun süreceğini gözler önüne seriyor.

Fakat bu durumun kiracılar ve AVM yatırımcıları arasında bir kavgaya dönüşmeden çözüme ulaşması için yeni yollar aranıyor.

Nisan ayında Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki en büyük alışveriş merkezi Dubai Mall,  bölgedeki en büyük e-ticaret platformu olan noon.com’da kendi sanal alışveriş merkezini açtığını duyurdu.

Yine ikinci en büyük alışveriş merkezi Mall of the Emirates de Trends At Your Door adlı bir çevrimiçi alışveriş girişimi başlattı.

Müşterilerin sipariş edebileceği seçkin alışveriş merkezi markalarının ürün kataloğundan oluşan ve siparişlerin eve teslim yoluyla gerçekleştirildiği bir uygulama bu. Trends At Your Doorstep uygulaması, alışveriş merkezinin SHARE adlı sadakat programıyla entegre edilmiş olarak çalışıyor.

mall of the emirates

Singapur’da, ülkenin en büyük perakende ev sahibi CapitaLand geçtiğimiz hafta bir e-ticaret platformu olan eCapitaMall’i ve bir çevrimiçi yemek siparişi platformu olan Capita3Eats’i piyasaya sürdüğünü açıkladı.

ECapitaMall aracılığıyla, kiracılar ve CapitaLand’ın mağaza perakendecileri ürünlerini uygulamada listeleyip satabilecekler. Üçüncü çeyrekte önleyici tedbirler kaldırıldıktan sonra, müşterilerin siparişlerini mağazadan alabileceği ve eve teslim için mağazaya sipariş verebileceği bir kurgu yaratılıyor.

Capita3Eats’de benzer şekilde çalışıyor; müşteriler AVM mağazalarından evlerine doğrudan yemek siparişi verebilirler. Üçüncü çeyrekte, biraz daha yemeksepeti gibi bir modele doğru kayarak siparişlerin hızlandırılması öngörüsü var. Aynı zamanda düşük komisyonlarla paket serviste mağazalara kaybedilen müşterinin kazandırılacağı düşünülüyor.

Yine hem eCapitaMall hem de Capita3Eats AVM’nin sadakat programları ile entegre hale getirilerek çalışıyor. Yani şuana kadar yapılan kampanyalardan toplanan tüm datalar ve müşteri bilgileri bu iki uygulamaya entegre edilmiş.

https://www.youtube.com/watch?v=ymKw0J8Ziqs

Başarı muhtemelen mevcut marka gücüne, stratejiye ve normalliğe dönüşe bağlı olacaktır

Fakat yine de, doğal olarak alışveriş merkezi e-ticaret girişimlerinin tümü başarılı olmayacaktır. Online perakende satışlar yükselişinin, pandemiden önce gelen bir tehdit olan alışveriş merkezi yatırımcıları için yarattığı varoluşsal tehdit, alışveriş merkezleri arasında kalite ve hayatta kalma beklentileri açısından önemli bir ayrım olduğunu ortaya koyuyor.

Şuana kadar CRM’i hayatına dahil edebilmiş ve aynı zamanda büyük perakendecileri bünyesinde barından büyük Alışveriş Merkezlerinin bu yarışta özellikle öncelikli bir avantajı var. Fakat bu bile başarıyı garanti etmez. Öte yandan, kendi bünyesinde yarattığı online platformlar ile bu işe girişen ya da girişecek Alışveriş Merkezleri için oldukça maliyetli bir yatırım yaratacaktır. Üçüncü parti geliştiricilerle ilerlemek bu anlamda her zaman için daha avantajlıdır.

Ülkemizde de benzer platformlar üzerinde çalışan üçüncü parti CRM platformlarının olduğu sektörde kulağımıza gelmeye başladı.

Fakat bu noktada AVM’nin kendi kiracıları ile rekabet eder konuma gelmemesi en önemli kırmızı çizgi olarak görülüyor. Artan talep AVM online kanalınızda fiziki perakendenin önüne geçerse, bir daha eski halinize dönememe riskinizi de beraberinde getirir.

Tüm Alışveriş Merkezleri sağlık önlemleri konusunda titizlikle gereken önlemleri alsa da, tüketicilerin kendilerini toplu alanlarda rahat hissetmelerini sağlamak yüzde yüz elimizde olan bir olgu değil maalesef. Çünkü AVM’yi yönetebiliyoruz, fakat pandemiyi yönetmiyoruz. Yalnızca insanları mental olarak rahatlatabiliyoruz. Bunu unutmayalım…

Etkinlik Sektöründe Yeni Dönemde Bizi Neler Bekliyor?

Covid-19 salgını etkinliklerin kısa süreli periyodda katılımcılar üzerinde algısal sorunlara sebep olmasına yol açtı. Yeniden bir konsere, etkinliklere, kapalı alanda sinemalara gittiğimiz günleri korku ile hatırlar bir hal aldık kısa süre içerisinde.

Deneyimsel pazarlamaya odaklanan bir ajans olan Performance Research, tuvalet temizliği, el dezenfektanları, azaltılmış kapasite gibi genel alınacak önlemlerin insanların etkinlik sektörüne ne kadar sıcak bakmasına sebep olduğunu araştırdı.

Öcelikle 23-26 Mart, ardından da 11-19 Mayıs tarihleri arasında yapılan araştırmalarda bulgular zaman içerisinde değişiklik gösteriyor.

araştırma
etkinlik sektöründe yeni dönemde bizi neler bekliyor? 3

Halka açık büyük etkinliklere katılmaktan çekineceğini belirten kitle Mart ayında %47 iken, Mayıs ayında bu oran %60’a yükselmiş olarak görünüyor.

Toplu etkinliklerin yanı sıra kişisel etkinlikler de bu anlamda hala artan bir çekince olarak gösteriliyor. Kişisel etkinliklere katılımda çekince yaşayacaklarını belirtenler Mart ayında %44’den Mayıs ayında %52’ye yükselmiş olarak görünüyor.

Araştırma şirketine göre; “Her ne kadar normale dönmeye başlasak da, halka açık etkinliklerle ilgili sorulan sorulara neredeyse katılımcıların tamamı ‘henüz değil’ diyor. Her türlü önleminizi almış olmanız ve kapılarınızı açmanız, katılımcılar için yeterli bir itici güç yaratmıyor.”

Mekan temizliği ve dezenfektasyon konusunda endişe duyanların oranı %66’dan %74’e yükseldi.Yabancılar ile yakın teması asla kabul edemeyecekler %59’dan %67’ye yükselmiş olarak görünüyor.

Tüketicilerin, yine de ne olursa etkinliklere katılırdınız sorusuna verdikleri cevap ise sırasıyla;WC temizliği %73, dezenfektan noktaları sıklığı %72 ve azaltılmış kapasite %69 olarak belirtiliyor.

Diğer hususlar ise; maske ve dezenfektan dağıtımı, personelin hijyen kurallarına gösterdiği uyum, temassız ödeme ve sıcaklık kontrolü olarak seyrediyor.

Araştırmanın bize gösterdiği en önemli olgu, insanların güven olgusu üzerine olan tanımlamalarıdır. Zihinsel olarak rahatlamalarını sağlamayı başardığımızda en önemli aşamayı tamamlayabilmiş olacağız. Bu yüzden özellikle etkinlik ajanslarının kendi özelinde oluşturacağı protokoller çok büyük önem arz ediyor.

Resmi kurumların istediklerini yaptık demek, müşterinin zihninde yeterli bir rahatlama yaratmıyor artık maalesef. Her mekana, her etkinliğe, her detaya göre hazırlanmış ayrı önlem protokolleri oluşturulmalıdır.

Sadece birkaç ay önce, deneyim ekosisteminde odaklandığımız tüm gerçekler şimdi yeniden ele alınmalı. Artık yaratıcılık ve düşünce sürecinden geçerken farklı şapkalar giymek zorundayız.

Araştırmanın sonunda, katılımcılara ne olursa etkinlikliklere kuşkusuz katılırsınız sorusunun ise üç yanıtı var öne çıkan. Tedavi süreci ile ilgili emin olmaları %65, aşı bulunması %63 ve girişlerde katılımcılara test yapılması %60 olarak belirtiliyor.

Covid-19 Süresince Kapılarını Ziyaretçilerine Açan Online Müzeler

Covid-19 salgınıyla mücadele kapsamında, pek çok ülke sınırlarını kapattı. Konserlerin, maçların iptal edildiği şu dönemde müzeler de kapalı. Keşif yapmaktan uzak kalamayanlar için online gezilebilecek müzeleri sizler için toparladık.

1- Louvre Müzesi- Fransa

Pariste bulunan Louvre Müzesi dünyanın en çok ziyaret edilen müzeleri arasında. Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa portresi’de Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir.

louvre müzesi fransa

Louvre Müzesi’ni online ziyaret etmek için tıklayınız.

2- Metropolitan Müzesi- ABD

Newyork’ta bulunan müzede eski doğu, Mısır, Yunan, Roma dönemlerine ait eserlere ve Vincent Van Gogh’un çalışmalarına da göz atabilirsiniz.

metropolitan abd

Metropolitan Müzesi’ni online ziyaret etmek için tıklayınız.

3- Dali Müzesi- İspanya

Sürrealist ressam Salvador Dali’nin eserlerinin sergilendiği müze, aynı zamanda Dali’nin 14 yaşındayken ilk sergisini açtığı tiyatro binası olma özelliğini taşıyor.

salvador dali müzesi ispanya

Dali Müzesi’ni online ziyaret etmek için tıklayınız.

4- Vatikan Müzesi- Vatikan

Vatikan Müzesi, içerisinde kütüphane ve şapelin de bulunduğu Vatikan Sarayı’nda yer alıyor. Michelangelo’nun The Last Judgement freski ve çeşitli mermer heykeller bulunuyor.

vatikan müzesi

Vatikan Müzesi’ni online ziyaret etmek için tıklayınız.

5- British Museum- İngiltere

Dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden birisi olan ve Londra’da bulunan British Museum’da eski çağlara ait eserler de bulunyor.

british museum ingiltere

British Müzesi’ni online ziyaret etmek için tıklayınız.

6- Rijksmuseum- Hollanda

Amsterdam’da bulunan Rijksmuseum, ünlü ressamların eserlerini barındırıyor.

rijksmuseum hollanda

Rijksmuseum Müzesi’ni online ziyaret etmek için tıklayınız.

7- Machu Picchu- Peru

İnka Antik Şehri Machu Picchu, dünyanın yedi harikasından biridir.

machu picchu

Machu Picchu’yu online ziyaret etmek için tıklayınız.

8- The Van Gogh Museum- Hollanda

Hollandalı ressam Van Gogh’un iki binden fazla resim ve çizim çalışması bu müzede yer alıyor.

Van Gogh koleksiyonunu görmek için tıklayınız.

9- Göbeklitepe- Türkiye

Dünya için büyük bir öneme sahip olan Göbeklitepe, tarihin sıfır noktası yani başlangıç noktası olarak kabul ediliyor. Dünyanın ilk tapınağının bulunduğu Göbeklitepe’de hala çalışmalar devam ederken bu eşsiz tarihi eseri online ziyaret etmeniz de mümkün.

göbeklitepe türkiye

Göbeklitepe’yi ziyaret etmek için tıklayınız

10- Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi- Güney Kore

Kore’nin modern ve çağdaş sanatını bir arada ziyaretçilere sunan Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi’nde uluslararası sanat eserlerini de bulabilirsiniz.

Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi’ni ziyaret etmek için tıklayınız.

İyileşme İşaretleri: Çin Petrol Talebi Önceki Yıl Seviyelerinin Yüzde 90’ına Yakın

Çin’deki petrol talebi neredeyse pandemi öncesi seviyelere döndü

Çin’in petrol talebi, Şubat ayındaki en düşük seviyeden bu yana keskin bir yükseliş eğilimi sürdürdü. Şubat ayında bir önceki yıla göre %40’ın üzerinde düştükten sonra, ülkenin Nisan ayı petrol talebi, (günde yaklaşık 12.7 milyon varil ile 14.3 milyon varil/gün) karantina önlemleri kaldırıldıkça ve ekonomik faaliyetler ile kişisel hareketlilik devam ederken Nisan 2019 seviyesinin %89’una ulaştı. Mayıs ayında talebin önceki yıl seviyesinin% 92’sine ulaşmasını bekliyoruz.

“Çin petrol talebinin Nisan ayı sonuna kadar COVID öncesi seviyelerinin %90’ı ve daha yüksek seviyelere doğru yükselmesi, küresel ekonomi için iyi bir işarettir. Virüsten etkilenen ilk ülke olan ve petrol talebinin Şubat ayında %40’tan fazla düştüğü Çin’de geri çekilme derecesini düşündüğünüzde Avrupa ve Kuzey Amerika gibi diğer pazarlardaki ekonomik ve talep toparlanma eğilimleri konusunda bazı iyimserliklerin nedenini ortaya koyuyor.” diyor Jim Burkhard (Başkan Yardımcısı ve Petrol Piyasaları Başkanı, IHS Markit)

Çeşitli talep göstergeleri Nisan ayında keskin artışlar kaydetti ve bazıları COVID öncesi seviyelere döndü.

Otomobil satışları, büyük sanayi işletmeleri için işin yeniden başlaması ve nakliye gelirleri Nisan ayı için önceki yıla yakın seviyelere döndü.

Şahsi araçların hareketlilik seviyeleri de normale döndü ve hafta içi yol trafiği artık karantina öncesi seviyelerinde. Bununla birlikte, toplu taşıma araçları ve taksi kullanımı hala sıkıntılı.

COVID-19 virüsünün küresel olarak kalıcılığı ve artan jeopolitik gerilimler hala Çin’in ekonomik büyümesi ve orta vadede petrol talebindeki toparlanmaya yönelik belirsizlikler göstermektedir.

adsız 2 1

IHS Markit, Çin’in 2020 için gerçek GSYİH büyümesinin% 0.45 olduğu ve COVID 19 öncesi bazda% 6.2 olduğu temel bir senaryo bekliyor.

Toplam 2020 petrol talebinin yıllık bazda 1,2 million varil/gün (veya% -8) azalması beklenmektedir. Tüketici tercihlerinde ve davranışlarında COVID kaynaklı değişikliklerin ciddiyeti faaliyetten faaliyete değişiklik gösterdiğinden, belirli ürünlere olan talep diğerlerine göre daha esnek olacaktır.

“Çin toparlanma yolunda ilerlemeye devam ettikçe, bazı petrol talebi alanları diğerlerine göre daha fazla olacak.

“Sosyal mesafe bilinci ve düşük petrol fiyatı ortamında daha yüksek maliyet rekabeti nedeniyle kişisel araçların toplu taşımacılıkta daha fazla kullanılması beklenebilir. Petrokimyasal hammaddelere olan talep çok esnek olmuştur. Öte yandan, jet yakıt talebi 2003 SARS salgını sırasında görülen benzer bir paterni takiben uzun süreli bir gerileme görebilir.”

Nefret mi Fırsat mı? Evden Çalışmada Hangi Taraftasınız?

2020’nin ilk aylarında karşı karşıya kaldığımız yeni tip bir virüs tüm dünyayı mecburi bir değişime sürükledi. Yaşanan bu küresel sağlık krizinde alınan önlemlerin ve değişikliklerin en derinden hissedildiği alanlardan biri ise elbette ki çalışma hayatı. Geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamalar ışığında söyleyebiliriz ki artık çoğu şirket evden çalışmayı bir fikir olmaktan çıkardı bile. Kimi şirket kalıcı olarak kimi ise belli bir tarihe kadar uzaktan çalışmayı benimsemiş durumda.

GitHub kullanıcıları, COVID-19 pandemisinden sonra çalışanların bazılarının evden çalışmasına olanak sağlayacak şirketlerin bir dökümünü içeren bir liste açıklamışlar. Bu listede hangi şirketin ne kadar süreyle evden çalışmaya olanak sağladığı görüntülenebiliyor. Gün geçtikçe, çalışanlarının sürekli olarak uzaktan çalışmalarına izin vereceğini açıklayan şirket sayısının daha da artacağı öngörülmekte.

Yerinde çalışılmayı gerektiren bazı iş kolları dışında (sağlık, bakkal ve ilaç depoları, teslimat, üretim, kamu güvenliği vb.) bu süreçte zaten halihazırda birçok şirket ev tabanlı çalışma yöntemine geçiş yaptı. Bu kalıcı geçiş fikrini şirketler arasında yer alan Facebook, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada, personelinin %50’sinden fazlasının önümüzdeki 10 yıl içinde evden çalışacağını duyurdu. Aynı gün, Shopify CEO’su Tobi Lutke, ofislerini 2021 yılına kadar kapalı tutmayı planladığını ve bundan sonra çoğu çalışanın uzaktan çalışacağını tweetledi. Twitter CEO’su Jack Dorsey ise çalışanlarına gönderdiği mailde karantina sonrası da çalışanların istedikleri sürece kalıcı olarak evlerinde çalışmalarına izin verileceğini açıkladı. Google uzaktan çalışma planlarını 2021’e kadar uzatırken, Amazon ve Microsoft çalışanlarına ekim ayına kadar evden çalışma izni verdi.

Uzaktan çalışma uzmanı Debra Dinnocenzo, yöneticilerin, uzaktan yapılabileceğini hiçbir zaman düşünemediği birçok işin uzaktan da olabileceğini gördüklerini ve bunun ilerisi için çok umut verici olduğunu belirtti. Dinnocenzo “İnsanlar en kötü koşullar altında bile gayet iyi çalışıyorsa, çocuklar okula geri döndüklerinde ve evlerinde her hangi bir masadan çalışabilecekleri ve çalışmak için önemsiz bir odayı boşaltabileceklerine karar verdiklerinde ne kadar iyi çalışacaklarını hayal edin” dedi.

Global Workplace Analytics verilerine göre, çalışanların %56’sının uzaktan çalışma ile en azından kısmen de olsa uyumlu işlere sahip olduğu düşünülüyor. Gallup anketine göre, şu anda uzaktan çalışanların yarısı, iş dünyasındaki kısıtlamalar kaldırıldıktan sonra bile buna devam etmek istediklerini söyledi. Diğer yarısı ise işyerlerine dönecekleri günleri çoktan saymaya başladı bile.

Bütün bunlara ek olarak pandemi süreci gösterdi ki , artık işe gidip gelme maliyetleri olmadan veya öğle yemeği satın alma ihtiyacı duymadan hem çalışanlar, hem de gayrimenkul ve ofis giderlerindeki azalmalar dolayısıyla işverenler uzaktan çalışma fikrine iyiden iyiye ısındılar. Ayrıca bu dönemde bütün bunların doğal bir sonucu olarak doğanın da ne kadar farklılaştığına çoğu zaman şahit olduk.

iş hayatı

Türkiye de uzaktan çalışma

Türkiye için de durum dünyanın genelinden çok farklı sayılmaz. Serhat Rodoplu’ ya göre yöneticilerin çoğunun COVID- 19 öncesi evden çalışma ile ilgili soru işaretleri vardı,  ancak son aylarda yaşanan pratik, pek çok şirket yöneticisine evden çalışmanın da çok verimli olabileceğini gösterdi. Türk kullanıcıların sıklıkla tercih ettiği platformlardan biri olan Mynet, uzaktan çalışmayı kalıcı hale getirerek sektörde dikkat çeken bir karara imza attı.  Mynet ekibi, editörlerin kalıcı olarak uzaktan çalışmasına olanak sağlayan yazılım, donanım ve insan kaynakları süreçlerini dijitalleştirerek uzaktan çalışma anlayışını benimseyen Türkiye’deki ilk şirketlerden. Mynet Genel Yayın Yönetmeni Temur: “İşe gidip gelmek için çalışanların yola harcadıkları sure yerine evden çalışarak artan bu zamanı kendilerine, ailelerine ve arkadaşlarına ayırarak daha motive bir şekilde çalışmalarına olanak sağlayacağını düşündüğünü söyledi. Kısaca, ekibi demotive eden ve üretkenliğini azaltan unsurları çalışma hayatımızdan çıkardık diye konuştu.

Elbette uzaktan çalışmayı rahatlık olarak görenlerin yanında, ofis günlerini iple çekenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Evden çalışma fikrine ısınamayan bu çalışanlar, yüz yüze iletişimin yerini tutmayan uzaktan çalışma anlayışının kişiler için ev ortamında fikir üretme bağlamında sınırlı kaldığını ve ekiple yapılan beyin fırtınalarının yerini tutmadığını ileri sürmekteler.

Bununla beraber, bağlantıda yaşanan problemler, mesai kavramının olmamasıyla birlikte özel hayatın ihlali, motive olamamak ve konsantrasyon problemi ofis hayatını özleyen çalışanların yakındığı diğer konular. Evden çalışmanın sosyal etkileşim ihtiyacı yüksek çalışanlar için zorlayıcı olabildiğini vurgulayan Serhat Rodoplu, “Her ne kadar beyaz yaka çalışanlar toplantılarını ve görüşmelerini video görüşmeler ile yapabiliyor olsa da yine de yüz yüze etkileşim olmadığı durumlarda, iletişimin temel taşlarından biri olan beden dili ve duygu aktarımının düşük olması sebebiyle iletişim kazalarına yol açabileceğini düşünüyorum” diye konuşuyor.

Peki ya siz pandemi sonrası süreçte ofise koşmak için gün mü sayıyorsunuz yoksa home-office rahatlığına çoktan alıştınız mı bile? Çok uzak değil yakın bir gelecekte bizleri nelerin beklediğini hep beraber deneyimleyip göreceğiz.

OECD Bölgesinde Büyüme Covid-19 Etkisiyle Daraldı

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bölgesinde, küresel olarak yeni tip koronavirüs salgınını önlemek için alınan tedbirlerin etkisiyle bu yılın birinci çeyreğinde reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) artışı yüzde eski 1,8 oldu.

OECD’nin yılın ilk çeyrek büyüme verileri açıklandı. Buna göre, OECD bölgesinde geçen yılın son çeyreğinde yüzde 0,2 olarak gerçekleşen büyüme, bu yılın birinci çeyreğinde yüzde eksi 1,8 olarak gerçekleşti.

Söz konusu düşüş, finansal krizin en yoğun olduğu 2009’nun ikinci çeyreğinden bu yana en büyük düşüş olarak kayıtlara geçti. 2009 ikinci çeyrekte OECD bölgesinde reel GSYH yüzde 2,3 küçülmüştü.

Geçici veriler baz alınarak yapılan hesaplamada, büyük ekonomilerden Fransa’da aynı dönemde büyüme yüzde eksi 0,1’den yüzde eksi 5,8’e gerileyerek önemli bir düşüş kaydetti.

Geçen yılın çeyreğine kıyasla birinci çeyrekte büyüme oranı ABD’de yüzde 0,5’den yüzde eksi 1,2’ye, Almanya’da da yüzde eksi 0,1’den yüzde eksi 2,2’ye ve İngiltere’de yüzde 0’dan yüzde eksi 2’ye geriledi.

İtalya’da geçen yılın son çeyreğinde yüzde eksi 0,3 olan büyüme, birinci çeyrekte yüzde eksi 4,7’ye düşerken ve Japonya’da ise büyüme yüzde eksi 1,9’dan eksi yüzde eksi 0,9’a yükseldi.

Söz konusu dönemde Avrupa Birliği’nde (AB) büyüme yüzde 0,2’den yüzde eksi 3,3’e ve Avro Bölgesi’nde yüzde 0,1’den yüzde eksi 3,8’e geriledi.

Geçici rakamlara göre, OECD bölgesinde bu yılın birinci çeyreğinde büyüme oranı yüzde eksi 1,8 olarak gerçekleşti. Söz konusu oran, 2019’nun son çeyreğinde yüzde 0,2 olmuştu.

OECD bölgesinde geçen yılın son çeyreğinde 2018’nin aynı dönemine göre yüzde 1,6 artan GSYH, birinci çeyrekte 2019’nun aynı çeyreğine göre yüzde 0,8 azalış kaydetti. Yedi büyük ekonomi arasında ABD yüzde 0,3 ile çeyreklik en yüksek büyüme oranına sahip olurken, Fransa yüzde eksi 5,4 ile en düşük büyüme oranına sahip ekonomisi oldu.

COVID-19 Daha Sorumlu Tüketici Davranışına Neden Oldu mu? Araştırmayı İnceleyelim.

Yaşadığımız birkaç ay içerisinde, COVID-19 tarafından ortaya çıkan yıkımın, sosyal sorumluluk sahibi davranışlar ve tüketici davranışları üzerine farklı etkileri gözlemlenmekte.

2013 yılından beri her yıl yapılan araştırmaya göre, geçirdiğimiz bu kısa sürenin bilinçli tüketim, hayırseverlik ve sorumluluk üzerine etkileri tahminimizden de büyük.

Good Must Grow adlı pazarlama danışma ve araştırma şirketi tarafından her yıl yapılan araştırma, koronavirüs etkisinden dolayı bu yıl, yıl sonunda değil Mayıs ayında gerçekleştirildi.

Son 3 yıldır düşüş ivmesinde hareket eden sorumlu tüketici davranışlarında 2020’nin ilk çeyreğinde ciddi artışlar yaşandı.

Bu anlamda sosyal sorumluluk endeksi, geçen yıla göre %15’lik bir artışla %46’ya yükseldi. Bu oran 2017 yılından beri gerçekleşen en yüksek oranı ifade ediyor aynı zamanda.

Hepimizin yaşadığı ve süreç içerisinde alıştığı üzere, geçtiğimiz birkaç yıl, sosyal sorumluluk sahibi seçimlerin ivmesinde kademeli bir erozyon yaşandı. Bu erozyon hem kişisel sorumluluklarımızda hem de şirketlerin bu anlamda gerçekleştirdiklerini değerlendirmemiz kanadında çift taraflı yaşanan bir erozyondu.

Altı aydan kısa bir süre içerisinde, küresel olarak bunun tersi bakış açısına sahip olabilmek aslına bakarsanız normalde çok da olası bir durum değil.

Araştırmanın bazı bulguları aşağıdaki gibi:

denge

Şirketler için yüksek beklentiler

Araştırmaya katılanların neredeyse yarısı, salgının şirketleri daha sosyal hale getirmesini beklediklerini belirtiyor. Özellikle büyük şirketlerin, küçük çaplı şirketleri desteklemeleri yönünde atılan adımların tüketici davranışlarında etkisi çok yüksek.

Şirket davranışı artık tüketici satın alma davranışını doğrudan etkiliyor

Araştırmaya katılanların dörtte üçünden fazlası, salgın sırasında şirketlerin çalışanlarını ve müşterilerini nasıl ele aldığını takip etmeye çalıştıklarını belirtiyor. Satın alma davranışınızı etkiler mi sorusuna verilen cevapsa neredeyse tamamı için evet.

Dürüstlük etkiyi yener

En önemli beklenti ise dürüstlük. Şirketiniz zor durumda kalmış ve sosyal sorumlu bir harekette bulunamamış olabilir. Ya da bir hata yapmış da olabilirsiniz. Tüketiciler bunu bilmek istediğini, aksi yaratılan bir imajdan hoşlanmayacaklarını belirtiyor.

Bu anlamdaki daha sorumlu tüketici davranışının ne kadar süre devam edeceği elbette tartışılır. Fakat özellikle çalışanlar üzerine şirketlerin tutumu gibi olgular, küresel anlamda oldukça hassas bir algıya doğru gitmeye devam ediyor.

Markaların her zamankinden daha fazla izlendiği bir dönemde olduğunu unutmadan hareket etmesi gereken bir zamandayız. En ufak bir sorumsuz davranış dahi markanız üzerinde ciddi tahribatlara yol açabilir.

Covid-19’un Küresel Finansal Sisteme Etkisi!

Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan koronavirüs, hastanelerdeki kıyamet sahneleri ile gözümüzün önündeyken, küresel finans piyasaları da Eylül 2008’den bu yana ilk defa bu denli bir çöküş yaşıyor.

  • Doların değeri, dünyadaki her para birimine karşı yükseldi.
  • ABD ve Avrupa’da küresel hisse senedi piyasalarında 26 milyar dolar zarar vardı. Hem hisse sahipleri, hem de emeklilik ve sigorta fonlarının oluşturduğu tasarruf havuzları büyük zarara uğradı.
  • Dünya genelinde yüz milyonlarca insan işten atıldı. Yalnızca ABD’de son üç haftada en az 17 milyon kişi işini kaybetti.

İkinci dünya savaşından bu yana ilk kez, dünyadaki üretim yavaşlıyor!

Krizden kurtulmak için, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca aile ve firma devletten gelen hibelere ve kredilere güveniyor. Ancak ABD ve bazı Avrupa Devletlerin’de vergi gelirleri çöktü, bu yüzden devletlerin de krediye ihtiyacı var. Dünyada, ikinci dünya savaşından bu yana en büyük cari açık ve devlet borcundaki artışa tanık oluyoruz.

Corona, 2003’te yaşanan Sars gibi küçük bir aksaklığa mı neden olacaktı? Yoksa 2011 yapımı Hollywood filmi “Salgın” gibi kabus senaryosuyla mı karşı karşıyaydık?

Ocak ayı sonlarına doğru yatırımcıları rahatlatan şey, virüsün Çin’de sınırlı kalacağı fikriydi. Yatırımcıların Covid-19’un küresel bir salgın haline geldiğini anladığı gün 24 Şubat Pazartesiydi. Hafta sonu İtalya hükümeti, kuzey İtalya’nın bazı bölgelerine karantina uyguladığını açıkladı. Batı’da bunu yapan ilk ülkeydi.

2008 mali krizinden bu yana İtalya ekonomisi zaten durgundu. İtalya’nın borç seviyeleri tahvil piyasalarının panik yapmasına neden olacak kadar yüksekti. Koronavirüs, euro bölgesinin dayanışmasını en zayıf halkasında test edecekti.

Yatırımcıların istediği tek şey nakit!

Bu noktada herkes tehdidi ciddiye almıyordu. Donald Trump virüsü “Çin Virüsü” olarak adlandırıyor ve tepki çekiyordu. Ancak yatırımcılar artık ciddi endişe duyuyorlardı. 24 Şubat’ta başlayan hafta boyunca, ABD’nin ana borsa endeksi S&P 500, değerinin %10’unu kaybetti. ABD Federal Rezerv Başkanı Jerome Powell, tüketim ve yatırımı teşvik etmek için yakında faiz oranlarında bir düşüş olabileceğini işaret edecek kadar endişeliydi.

9 Mart Pazartesi günü, petrol fiyatları düştü. Brent ham petrolü işlemlerin sonunda %24 değer kaybetti. Ayın sonunda da değeri yarıya düşmüştü. Finansal piyasalar açısından bakıldığında, petrol endüstrisindeki rekabetin vahşeti, gelecek ekonomik zararların habercisi oldu. Hisse senetleri ve tahvillerin fiyatı birlikte çöküyordu. Herkesin elinde tutmak istediği tek şey nakitti ve en çok istediği şey dolardı. Doların değeri, dünyadaki her para birimine karşı yükseldi.

Fed, ekonomiyi destekleme ve dünya ekonomisi üzerindeki baskıyı dolardan hafifletmek için, ay ortasında beklenen faiz indirimini yapmıştı. Ancak kararan ufukta, düşük faiz oranları yardımcı olmayacak gibi görünüyordu. Bu koşullar altında kim yatırım yapabilir?

Koronavirüs İtalya ekonomisinin kalbini vurdu!

İtalya’da virüsten en kötü etkilenen bölge Lombardiya, dünyanın en zengin yerlerindendir. Krizle mücadele etmek için İtalya’nın halk sağlığı için para harcaması ve kriz sırasında ekonomiyi desteklemesi gerekiyordu. Sorun koronavirüs krizini karşılamak için yapılan harcamaların İtalya’nın kamu borçlarını arttıracağıydı. Kriz öncesi borçlarının GSYİH’nın % 135’inin biraz altında olmasıyla İtalya, yükselen spreadlerin(alım-satım farkı) açığını artıracağı ve böylece kısır döngü içinde borçlarını gittikçe daha az sürdürülebilir hale getireceği noktaya tehlikeli bir şekilde yakındı.

İtalya Euro bölgesinin üyesi olduğu için, artık borcunu satın alabilecek bağımsız bir ulusal merkez bankasına sahip değil. İtalya sadece bir virüs felaketiyle değil mali krizle de karşılaşacaktı. Avrupa yardım etmek için ne yapabilirdi? Ancak asıl önemli olan ülkenin finansal hayatta kalması için Avrupa Merkez Bankası’nın tutumuydu. Finansal bir panikle karşı karşıya kaldığınızda, güveni yeniden sağlamak çok önemlidir  ve merkez bankası para vermekle görevli olduğundan, sınırsız ateş gücüne sahip tek kriz savaşçısıdır.

Fransa’nın eski maliye bakanı ve IMF patronu Christine Lagarde, Ekim 2019’da Avrupa Merkez Bankası’nın başına geçmişti ve şimdi büyük bir mali krizle baş edebileceğini göstermek zorunda kalacaktı. 12 Mart’taki Avrupa Merkez Bankası basın toplantısı çok önemli bir sınavdı. Avrupa Merkez Bankası’nın, Avrupa bankaları için iyi haberleri vardı:

  • Yeni ve uzun vadeli kredi alabileceklerdi,
  • Ayrıca yıl sonuna kadar ek geçici 120 milyar euroluk varlık alımı planlıyorlardı.

Ancak kritik an Lagarde’ye Avrupa Merkez Bankası’nın devlet borcuna karşı tutumu hakkında bir soru sorulduğunda geldi. Yanıtı dikkat çekiciydi. “Spreadler’i kapatmak için burada değiliz,” dedi. “Bu Avrupa Merkez Bankası’nın işlevi ya da görevi değil. Bunun için başka araçlar da var ve bu sorunlarla gerçekten başa çıkacak başka aktörler de var. ”

“Spreadler” İtalya demekti. Ve Lagarde’nin söylediği şey, bunun başkasının sorunu olduğuydu.  Fakat her gün yüzlerce insan ölürken, küresel finansal piyasalar bastırılmış bir panik durumundayken, Avrupa Merkez Bankası ciddi bir şekilde yangını söndürmeden önce Berlin, Paris ve Roma’nın farklılıklarını çözmesini bekleyeceğini mi önerdi? Açıklamalardan sonra piyasalar çöktü ve İtalya’nın borçlanmak için ödemek zorunda olduğu fiyat sıçradı: ortalama, spread % 0.65 oranında arttı. Bu büyük bir fark gibi görünmeyebilir, ancak İtalya’nın büyüklüğünde bir borç dağına uygulandığında, faiz faturasını sadece bir yıl boyunca 14 milyar € kadar arttırdı. İtalya’nın ihtiyacı olan son şey buydu. Kriz Avrupa’yı daha da parçalara ayırıyordu.

ekonomi

Fed, faiz oranlarını sıfıra indiriyor!

Beş korkunç gün süren piyasa kargaşasından sonra, 15 Mart öğleden sonra ABD Federal Rezerv Başkanı Powell programı dışında bir basın toplantısı düzenledi. Açıklaması dikkat çekiciydi. Fed, faiz oranlarını sıfıra indiriyordu. En son 2008’deki krizde faiz oranları sıfıra indirilmişti. Bu ABD ekonomisi için bir önlemdi. Ancak koronavirüs küresel bir sorundu. Dolardaki artış ABD para biriminde borç alan herkes üzerinde baskı yarattı. 

Piyasalar 16 Mart’ta açıldığında, düşüş baş döndürücü oldu. Piyasa %7’den fazla düşerse devre kesicilerin yürürlüğe girmesi beklenir. O sabah, düşüş o kadar hızlıydı ki S&P 500 ticaret durmadan önce% 8.1 düştü. Korku endeksi olarak adlandırılan VIX (piyasa oynaklığının bir ölçüsü) Kasım 2008’in karanlık günlerinde en son görülen seviyelere yükseldi.

Para birimlerinin işlem gördüğü döviz piyasası, dünyanın en büyük piyasasıdır. Ve en fazla işlemin rezerve edildiği yer Londra Şehri’dir. Ancak 18 Mart Çarşamba günü sadece bir ticaret vardı: insanlar her şeyi satmak istiyordu. Almak istedikleri tek şey dolardı. Diğer tüm para birimleri düşüyordu.

Merkez bankalarının piyasaları sakinleştirememesi, paniğin en kötü günlerine zemin hazırlamıştı. Coronavirüs vakaları Avrupa’da Wuhan’dakinden daha hızlı artış gösteriyordu.

Hedge fonları, Avrupa’daki durgunluğun uzayacağı milyarlarca dolarlık bahisler veriyordu. Apple gibi şirketler, üç ay kadar kısa bir sürede borç almak için sert önlemlerle karşı karşıyaydı.

İngiltere Merkez Bankası: “Uygun gördüğümüz gibi derhal ve hızlı hareket edeceğiz.”

İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, bir basın toplantısı düzenledi. Ancak konuşurken, sterlin 1985’ten bu yana %5 ile en düşük seviyesine geriledi. Bu arada, dünyanın en eski ana varlık pazarı olan gilts olarak da bilinen İngiltere devlet tahvili piyasası benzeri görülmemiş bir kargaşaya tanıklık ediyordu. 

İngiltere Merkez Bankası, para politikası komitesi ertesi gün acil durum oturumunda bir araya gelerek Bankanın tahvilde 200 milyar £ alacağını açıkladı. Bailey’in açıkladığı gibi: “Uygun gördüğümüz gibi derhal ve hızlı hareket edeceğiz.” 

18 Mart akşamı yapılacak acil bir konferans çağrısında Avrupa Merkez Bankası yönetim kurulu da harekete geçmesi gerektiğine karar verdi. Bir pandemi acil durum satın alma programı kapsamında 750 milyar € hükümet ve kurumsal borç satın alarak başlayacağını duyurdu. Ancak Avrupa Merkez Bankası bundan daha da ileri gitmeye hazırdı. Gerekirse, “kendi empoze ettiği sınırların” bir kısmını gözden geçireceğini söyledi. Avrupa Merkez Bankası kadar gizlenmiş bir kurum için bu bir devrimdi. 

Mart ayının üçüncü haftasının sonunda, Moğolistan’dan Trinidad’ya dünyanın 39 merkez bankası faiz oranlarını düşürmüş, bankacılık düzenlemelerini kolaylaştırmış ve özel kredi imkanları sağlamıştır. Gelişmekte olan piyasalar üzerindeki baskıyı hafifletmek için Fed, likidite takas hatlarını Meksika, Brezilya ve Güney Kore dahil 14 büyük ekonomiyi kapsayacak şekilde genişletti. Bu dikkate değer bir durumdu.

Avrupa hükümetleri hızlı hareket ediyordu. Almanya mali tedbirlerini bir kenara atmış ve işletme kredileri için devasa bir hükümet programı oluşturmuştu.

Fed bir önlem paketi ile birlikte büyük bir duyuru yapacaktır. Ancak 22 Mart akşamı Cumhuriyetçiler tarafından önerilen paketin Demokratlar için kabul edilemez olduğu açıktı. Düzeltmeler günler alabilir. Finansal piyasalar beklemezdi.

ABD Merkez bankasının kurumsal ekonomiye müdahalesinin kapsamını genişletmek olağanüstü bir adımdı. Yılın başından beri S&P 500 ve Dow Jones ve FTSE 100 değerlerinin% 30’unu kaybetti. O gün iyileşmeye başladılar.

Fed, politik olarak hassas olduğu düşünülen şirket borçlarından daima uzaklaşmıştır. Ancak 23 Mart’ın ilk saatlerinde, kurumsal borç piyasasını istikrara kavuşturmak içinde bir şeyler yapılması gerektiği açıktı.

25 Mart’ta, Kongre, Senato’nun 2 trilyon dolarlık dev paketini onayladı. Küçük işletmeleri ve işsizlik sigortasını desteklemek için fon sağladı. (ABD’nin özel hastane sistemi için de önemliydi.) Fed kayıplarını karşılamak için 454 milyar dolar ayırdı. Fed ayrıca dünya ekonomisine dolar likidite sağlayıcısı olarak da hareket ediyordu. İngiltere’de de Hazine ve İngiltere Bankası, hükumet harcamalarındaki büyük artışı finansal piyasaları istikrarlı hale getirme çabalarıyla ilişkilendirmek için yakın bir şekilde çalışıyorlardı.

Euro bölgesi ülkeleri anlaşmazlık yaşıyor!

Ancak euro bölgesinde bu tür bir koordinasyon yoktu. Üye devletlerin en çok etkilenen komşuları İtalya ve İspanya’yı desteklemek için finansal bir plan yapıp yapamayacakları sorusu vardı. Bariz çözüm, krizle birlikte mücadele etmek için müştereken borç ihraç etmekti (euro bölgesi krizi sırasında Almanya tarafından yönetilen bir kuzey Avrupa koalisyonu tarafından ortaya çıkan bir fikir.) Bu, İtalya’nın önceden var olan finansal zayıflığıyla kısıtlanmamasını sağlayacaktır.

Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz liderliğindeki dokuz ülkeden oluşan bir koalisyon için durum açıktı. 25 Mart’ta krize müdahaleyi finanse etmek için “ortak borçlanma aracı” çağrısında bulundular. Ancak, Hollanda ve Almanya bütçeyi reddetti. 

26 Mart Perşembe günü, ABD Çalışma Bakanlığı’nın bir haftada 3.3 milyon Amerikalının işsizlik sigortasını karşılayacağını duyurdu. Bu görülmemiş bir şeydi. Amerika’da, işsizliğin yaz mevsiminde %30’a ulaşması öngörülüyordu. Bu 1930’daki Büyük Buhran’dan daha fazla..

Fed, 9 Nisan’da, düşük dereceli şirket borcuna yönelik bir destek paketi açıkladı. Aynı gün İngiltere Bankası daha radikal bir yaklaşım benimsedi. Hazine meselesini merkez bankası tarafından satın alınacak borçlanma sürecinden geçirmek yerine, doğrudan parasal finansman sunacağını açıkladı. Bu geçici ama yine de radikal bir hareketti. İngiliz hükumeti bu mekanizmaya son kez başvurduğunda 2008’de kriz zirvesindeydi.

Almanya krize İtalya veya İspanya’dan çok daha büyük bir mali yanıt verebildi. Bir kez daha küresel finansal sistemin hiyerarşik bir yapıda olduğu doğrulandı. Zirvede ABD Federal Rezervi duruyor.  Avrupa Merkez Bankası, Japonya Bankası, İngiltere Bankası, Fed’in doğrudan desteğinden yararlanmaktadır. Bu desteğin küçük bir kısmı sayesinde, gelişmiş ekonomi merkez bankaları kredi sistemlerini geliştirmede büyük bir özgürlüğe sahiptir. Para birimlerinin döviz kurunda ılımlı hareketlerle karşılaşabilirler, ancak yıkıcı bir mali sıkıntı yaşamazlar.

Yükselen piyasa ekonomileri Şubat ayından bu yana can çekişiyor. Covid-19 dünya ekonomisinin her yerine ulaştı. Dünya Bankası, Afrika’nın geri kalanıyla birlikte Nijerya, Angola ve Güney Afrika ekonomileri için yıkıcı bir sorun olacağını işaret ediyor. Dünyadaki ülkelerin neredeyse yarısı – şimdiye kadar 90’dan fazla – finansal yardım için IMF’ye başvurmak zorunda kaldı.

Avrupa ve ABD finansal eğriyi düzleştirmek için bir savaş veriyor. Salgını kontrol edebiliriz fakat dünya ekonomisini kontrol altına almak uzun sürecek gibi…

Volkswagen Sürücülere Tazminat Ödemek Zorunda Kalacak

Almanya Federal Mahkemesi (BGH), Alman otomobil üreticisi Volkswagen’ın egzozlarında manipüle edilmiş dizel motorlu araçlar satın alan sürücülere tazminat ödemek zorunda olduğuna karar verdi.

Alman yargı sistemindeki en yüksek dereceli mahkemesi BGH, bir otomobil sahibi tarafından Volkswagen’in emisyon testi manipülasyonu konusunda açtığı ilk davada kararını verdi. Mahkeme, Volkswagen’den egzozlarda manipülasyon yapılan araçları satın alanların prensip olarak tazminat alma hakkı olduğuna hükmetti.

Mahkemenin kararıyla dizel araç sahipleri araçlarını iade ederek satış fiyatını kısmen geri alabilecek. Müşteriye geri ödeme hesaplanırken otomobilin kilometresi dikkate alınacak.

Karar, Alman mahkemelerinde bekleyen 60 bin dava için emsal olması bekleniyor.

Dizel emisyonu skandalı

ABD Çevre Koruma Ajansı 2015, yılının eylül ayında Volkswagen’in emisyon testlerini manipüle ettiğini ve şirketin dizel araçlarının normal seviyenin 40 kat üzerinde çevreyi kirlettiğini duyurmuştu.

Bünyesinde Volkswagen, Audi, Porsche, Bentley, Lamborghini, Seat, Skoda, Bugatti, Scania ve Man gibi markaları bulunan Volkswagen Grubu, uzun süre dizel emisyonu skandalıyla gündemi meşgul etmiş, ABD ve Alman makamlarına yüksek cezalar ödemiş ve milyonlarca aracını geri çağırmak zorunda kalmıştı.

Markalarınızı Değil, Mağazalarınızı Online Kanala Açmaya Hazır mısınız?

Özellikle pandemi süreci ile birlikte, mağazalar tarafından yaşanan sıkıntılar perakendeciyi yeni yollar ve kanallar arama yolunda çalışmalara itiyor.

“The Yes” isimli bu uygulama size mağazaların tüm çeşitliliğini sunmak için kullanılan tamamıyla kolay bir alışveriş uygulaması.

Peki diğer alışveriş uygulamalarından farkı ne?

Bir çok yönden mesela Spotify veya Netflix oynatma listenizi alır ve size tercihlerinize göre uyarlanmış öneriler sunar. Tarzınız hakkında kısa bir ankete tabii tutulursunuz , daha sonra algoritma, en sevdiğiniz renklerden omuzsuz elbiselere olan derin nefretinize kadar estetik tercihlerinizi tanımlamak için yapay zekayı kullanır. Ardından, uygulama ilginizi çekebilecek moda markasından ürünleri tarar. İsterseniz, bir ürün gördüğünüzde “evet” veya
“hayır” seçeneğini tıklayarak algoritmanın sizi daha iyi anlamasına yardımcı olabilirsiniz.

Uygulama alışverişi kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Tüm ürünler, marka tarafından ödenen ücretsiz teslimat ile gönderilir ve ApplePay gibi hesap bilgilerinizi kullanarak tek bir tıklama ile ödeme yapabilirsiniz.

Uygulama bir envantere sahip değil veya envanter satın almıyor. Bunun yerine, müşteri bir satın alma işlemi gerçekleştirdiğinde onu doğrudan markalara yönlendiriyor. Markaların kendi görsellerini kullanıyor bu da onu mağazaların yaptığı gibi tüm ürünlerini kendi modellerinde çekmek için ödeme yapmaktan kurtarıyor.

Hatırlarsanız geçtiğimiz günlerde, markaların doğrudan müşteriye ulaşmada yaşayacağı zorluklar üzerine değinmiştik. FMCG için konuşmuştuk ama, uygulama markaların bu anlamda tek başına yaşayacağı sorunlar için bir önlem gibi değerlendirilebilir.

https://twitter.com/bisektorcom/status/1263402020368781312

Belki mağazadan teslim al gibi seçeneklerle Türkiye’de alışveriş merkezleri gibi alanların da kısa sürede dijitalleşmesi sağlanabilir bu tarz yollarla. Ya da düşünsenize, hepimizin evine çok yakın Alışveriş Merkezi/ Merkezleri var değil mi? Alışveriş Merkezi mağazaları yakın olduğu zone üzerinde bu tarz uygulamalarla iş birliği yapsa, aynı gün içerisinde kendine zone alanına teslimat gerçekleştirse tercih etmez misiniz?

Aslında fiziksel perakende ile online kanalın tamamen karışımı olabilecek bir örnek. Hem mağazaya gitmeden, hem de 1 ay beklemeden. Harika değil mi?

Brezilya’da bir Alışveriş Merkezinde buna benzer bir uygulama kullanılmaya başlanmış bile. Alışveriş Merkezini kocaman bir online mağaza gibi düşünün. Her bir mağazanın kendi ürün ve stoklarının koyulduğu uygulama, aynı gün içerisinde AVM’nin yakın olduğu zone’lara ürünlerin gönderimini sağlıyor. Bir sonraki yazı konularımızdan biri de bu olsun…

Olur mu dersiniz?

“The Yes” alışverişe yeni bir yaklaşım ancak bu tüketici davranışlarını değiştirmeye çalışan ileriye dönük bir savaşı ortaya çıkarıyor. Müşterilerin zaten kalabalık olan telefonlarına başka bir uygulama indirmeye ikna edilmesi gerekecek. Özellikle teslimatı mağazalar yaptığından, bazı noktalarda suçlu mağaza mı uygulama mı diye sorgulanabilir.

Üstelik markaların yoğun online platformlar altındayken yeni bir platforma girmek istemesi öyle hemen olabilecek bir olgu değil maalesef.

Fakat en başta da dediğimiz gibi. Perakende bir değişim içerisinde ve bu değişimde daha fazla CRM, daha fazla yeni kanallar, daha fazla yeni yollar üzerine odaklanılmak zorunda.