Ana Sayfa Blog Sayfa 92

Yandex Ads Boost’tan Türkiye’de Yayıncılara AI Asistan Desteği

Yandex Ads Boost, Türkiye’deki mobil oyun ve uygulama yayıncıları için sohbet tabanlı AI Asistan özelliğini kullanıma açtı. Yeni özellik, kullanıcıların raporlara hızlı erişmesini, sorularına anında yanıt almasını ve veri odaklı önerilerle performans ve gelirlerini artırmasını sağlıyor.

Veri Odaklı Yönetim ve AI Destekli Operasyon

20251026 yandex ads turkiyede mobil oyun gelistiricileri icin boost hizmetini baslatti 412190 bd5de13cc05acfe62624

Platform, yayıncıların operasyonlarını daha verimli yönetmelerine destek olurken, kullanıcıların sohbet arayüzü üzerinden raporlara erişmesine ve performans metriklerini geliştirmesine imkân tanıyor. Sistem, dünya genelinde 600 binden fazla reklamverenden oluşan ağ üzerinden elde edilen verilerle daha kapsamlı analiz ve içgörü sunuyor.

Yandex Ads Türkiye İş Geliştirme ve Müşteri Yöneticisi Orkun Kolso, platformun dünya genelinde 30 binden fazla mobil oyun ve uygulama tarafından kullanıldığını belirterek, geliştirdikleri çözümlerin yalnızca teknoloji üretmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda işletmelerin büyüme süreçlerini desteklemeyi amaçladığını ifade etti. Kolso, AI Asistan’ın hem yeni başlayan yayıncılara destek sunduğunu hem de çoklu proje yöneten ekipler için merkezi bir kontrol paneli işlevi gördüğünü aktardı.

Boost platformu üzerinden erişilebilen AI Asistan, kullanıcıların sorularını yanıtlamanın yanı sıra performans iyileştirmelerine yönelik öneriler de sunuyor. Pazarlama, operasyon, analitik ve monetizasyon ekipleri, sistem üzerinden ürün bilgilerine, raporlara ve kurulum süreçlerine hızlı şekilde ulaşabiliyor. Platformun, ilerleyen dönemde ek araçlarla genişletilerek yayıncılar için bütünleşik bir büyüme ve yönetim çözümü haline getirilmesi hedefleniyor.

“Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı” Yarışları Yeniden Başlıyor

Decathlon’un isim sponsorluğunda, Türkiye Atletizm Federasyonu iş birliğiyle düzenlenen “Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı” projesi bu yıl yeniden başlıyor. Türkiye’nin en geniş katılımlı çocuk atletizm organizasyonlarından biri olarak öne çıkan proje kapsamında, 10–14 yaş aralığındaki çocuklar Türkiye’nin dört bir yanındaki atletizm pistlerinde yarışacak.

Şirketten yapılan açıklamaya göre organizasyon, bugüne kadar Türkiye genelinde milyonlarca çocuğu atletizmle tanıştırdı. Yeni dönemde ise 2 milyondan fazla çocuğun sporla buluşturulması hedefleniyor.

Yarışlar Mart ve Nisan Aylarında Düzenlenecek

Bu yıl yarışlar mart ve nisan aylarına yayılan kapsamlı bir takvimle gerçekleştirilecek. Süreç, okullarda yapılacak ön elemelerle başlayacak ve ardından şehir elemeleri ile devam edecek. Yarışmaların bölge finalleri ise Diyarbakır, Antalya, İzmir, Eskişehir, Ordu ve İstanbul’da düzenlenecek.

Bölge finallerinde derece elde eden genç sporcular, 21 Nisan’da İstanbul Maltepe’de bulunan Kenan Onuk Atletizm Pisti’nde gerçekleştirilecek büyük finalde yarışma hakkı kazanacak.

Büyük finalde yaş kategorilerinde en hızlı dereceyi elde eden 5 kız ve 5 erkek sporcu, Rieti’de düzenlenecek U18 Avrupa Atletizm Şampiyonası’nı yerinde izleme fırsatı elde edecek.

“Daha Fazla Çocuğun Sporla Tanışmasını Hedefliyoruz”

Açıklamada görüşlerine yer verilen Philippe Debray, sporun birleştirici gücüyle daha sağlıklı nesiller yetiştirme sorumluluğunu paylaştıklarını belirtti.

Debray, projeyi yeniden hayata geçirmekten mutluluk duyduklarını ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:

“Geçtiğimiz yıllarda, milyonlarca çocuğun aynı heyecan etrafında bir araya geldiğini, sporun çocukların hayatında nasıl güçlü bir bağ kurduğunu birlikte gördük. Bu yıl ise bu etkiyi daha da büyüterek, daha fazla çocuğun sporla tanışmasına ve atletizmle bağ kurmasına alan açmayı hedefliyoruz. Decathlon Türkiye’nin En Hızlısı atletizm yarışları çocukların kendilerine güvenmeyi, birlikte başarmayı ve hareketin keyfini keşfettikleri bir deneyim sunuyor. Bu yolculuğun parçası olan tüm paydaşlarımıza, öğretmenlerimize ve genç sporcularımıza teşekkür ediyorum.”

Hürmüz Krizi Otomotiv Sektöründe Zam Baskısını Artırıyor

ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin tırmanmasıyla Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin aksaması, küresel otomotiv sektöründe maliyet risklerini artırdı. Dünya petrol ticaretinin kritik bir kısmının geçtiği bu stratejik koridorun kapanma ihtimali, enerji piyasalarında dalgalanmayı tetiklerken üretim maliyetlerinde de ciddi baskılar yaratabilir.

tarihi hafta petrol fiyatlari firladi son 6 yilin en sert yukselisi goruldu hpzz cover

Gerilimin sıcak çatışmaya dönüşme olasılığı, küresel ekonomide alarm zilleri çalarken otomotiv sektörü için yeni bir maliyet dalgası tehdidi doğurdu. Basra Körfezi’nden dünya pazarlarına taşınan petrolün yaklaşık dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Analistlere göre, kriz derinleşirse petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkması ve bazı senaryolarda 150–200 dolar bandına ulaşması mümkün. Petrol fiyatlarındaki artış, doğrudan otomotiv üretim maliyetlerine yansıyor.

Uzmanlar “araç fiyatlarına zam kaçınılmaz” diyor

Otomotivde kullanılan plastik parçalar, sentetik kauçuk, boya ve kimyasal kaplamalar petrol türevlerinden elde ediliyor. Bu nedenle enerji ve ham madde maliyetlerindeki artış, gecikmeli de olsa araç fiyatlarına yansıyabilir.

Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri, deniz taşımacılığında alternatif rota kullanımını, artan sigorta primlerini ve navlun ücretlerini gündeme getiriyor. Özellikle Asya–Avrupa hattındaki parça taşımacılığında lojistik zorluklar, tedarik zinciri aksaklıklarını yeniden gündeme getirebilir.

Sektör temsilcileri, artan enerji maliyetlerinin içten yanmalı araçların kullanım giderlerini yükselteceğini, bunun da elektrikli araçlara ilgiyi artırabileceğini belirtiyor. Türkiye’nin Avrupa’ya yakın üretim altyapısı ise jeopolitik belirsizlik dönemlerinde alternatif tedarik merkezi avantajı sağlayabilir.

Sektör için 5 kritik risk

  1. Petrol fiyatlarındaki şok: Artan enerji maliyetleri üretim ve lojistik giderlerini yükseltebilir.
  2. Navlun ve sigorta maliyetleri: Deniz taşımacılığında risk primleri artınca parça ve araç taşımacılığı pahalılaşabilir.
  3. Tedarik zinciri aksaklığı: Asya’dan gelen parçaların teslim süreleri uzayabilir.
  4. Araç fiyatlarında artış: Yükselen maliyetler üreticileri fiyat güncellemelerine zorlayabilir.
  5. Tüketici talebinde yavaşlama: Yüksek yakıt fiyatları otomobil kullanım maliyetini artırarak talebi azaltabilir.

Anadolu Grubu 2025’te 707,2 Milyar TL Ciroya Ulaştı

Anadolu Grubu, 2025 yılı finansal sonuçlarını açıkladı. Grup, yılı güçlü bir performansla kapatırken satış gelirlerini bir önceki yıla göre %6,2 artırarak 707,2 milyar TL’ye çıkardı.

Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr (FAVÖK) %5,8 artışla 69,2 milyar TL, konsolide net kâr 19,6 milyar TL, ana ortaklık net kârı ise 2,5 milyar TL olarak gerçekleşti.

Enflasyon muhasebesi etkisi hariç tutulduğunda ise tablo daha belirgin bir büyümeye işaret etti. Bu hesaplamaya göre toplam satışlar %42,6, FAVÖK %31,3 artarken; konsolide net kâr 47,9 milyar TL’ye, ana ortaklık net kârı ise %62,7 artışla 8,3 milyar TL’ye yükseldi.

İkinci Yarının Güçlü Toparlanması

Anadolu Grubu İcra Başkanı Burak Başarır, yılın ilk yarısındaki zorluklara rağmen ikinci yarıda belirgin bir toparlanma yaşandığını belirtti.

Başarır, jeopolitik gerilimler ve makroekonomik dalgalanmalara rağmen, farklı sektör ve coğrafyalara yayılmış portföy yapısı ile disiplinli operasyonel yaklaşımın performansı desteklediğini ifade etti. Dördüncü çeyrekte ciro yıllık bazda %12,8, FAVÖK ise %19,9 artış gösterdi.

Orta Asya Operasyonları Büyümeye Katkı Sağladı

2025’te özellikle Orta Asya operasyonları hem ciro hem de FAVÖK büyümesine anlamlı katkı verdi. Hacim artışı ve fiyatlama dengesinin birlikte çalıştığı bu performans, erişilebilirlik odağı ve disiplinli ürün karması yönetimiyle desteklendi. Konsolide FAVÖK marjı yıl genelinde korunurken, son çeyrekte iyileştirme kaydedildi.

Finansal Disiplin Öncelik Oldu

Anadolu Grubu, zorlu makroekonomik koşullara ve devam eden yatırımlara rağmen finansal disiplinini korudu. Konsolide Net Borç/FAVÖK oranı 1,1x seviyesinde tutuldu. Yıl boyunca pozitif serbest nakit akışı yaratımı, etkin işletme sermayesi yönetimi, proaktif risk yaklaşımı ve döviz pozisyonunun azaltılması öncelikli alanlar arasında yer aldı.

2026’da Stratejik Büyüme Hedefi

Grup yönetimi, 2026 yılında hem yurt içi hem de uluslararası pazarlarda büyüme trendinin sürmesini bekliyor. Jeopolitik gelişmeler yakından izlenirken, Vizyon 2035 planı çerçevesinde uzun vadeli değer yaratma odağı korunuyor.

PRess İletişim 20. Yılını Kutluyor

Gazetecilik kökenli iletişim profesyoneli Didem Arzık Şahin, halkla ilişkiler sektöründeki 30. yılını geride bırakırken, kurucusu olduğu PRess İletişim’in de 20. kuruluş yılını kutluyor.

didem arzik sahin press iletisim kurucusu 3 edited scaled

Kurulduğu günden bu yana PRess İletişim; markalara, kurumlara ve liderlere stratejik iletişim danışmanlığı sunan; kurumsal itibar yönetimi, medya ilişkileri, lider iletişimi ve kriz iletişimi alanlarında uzmanlaşmış bir ajans olarak konumlanıyor. Ajans, iletişimi uzun vadeli değer yaratma perspektifiyle ele alan yaklaşımıyla birçok köklü marka ve güçlü liderle iş birliği yürütüyor.

Didem Arzık Şahin, iletişim sektöründe edindiği gazetecilik temelli deneyimi; strateji, güven ve sürdürülebilirlik ekseninde PRess İletişim çatısı altında birleştirerek, sektörde kalıcı bir duruş sergiliyor. 2026 yılı, Şahin için emeğin, deneyimin ve vizyonun birleştiği anlamlı bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.

Perakende Medya 2.0: Meta Yeni Dönemin Altyapısını Kuruyor

On yılı aşkın süredir perakende medyasında oyunun kurallarını büyük ölçüde Amazon belirledi. Platform trafiğine sahip olmak, alışverişçi verilerini toplamak ve satış noktasındaki reklam alanlarını paraya çevirmek, perakende medya ağlarının temel stratejisi haline geldi. Site içi arama ve görüntülü reklam modelleri önemli gelir kapıları yaratırken, dijital rafı olan pek çok perakendeci de bu modeli hızla kopyaladı.

social media mobile icons snapchat facebook instagram ss 800x450 3 800x450 1

Ancak sektör uzmanlarına göre bu model artık tek başına yeterli değil. Tüketici dikkatinin giderek parçalandığı bir dönemde alışverişçiler yalnızca perakendecilerin web sitelerinde vakit geçirmiyor. Günümüzde tüketiciler zamanlarının büyük bölümünü sosyal medya ve video platformlarında geçiriyor; kaydırıyor, izliyor, paylaşıyor ve yeni ürünleri bu ortamlar üzerinden keşfediyor. Ortalama bir kullanıcı günde üç saatten fazla dijital medyada zaman geçirirken, bu sürenin önemli kısmı perakendeciye ait platformların dışında gerçekleşiyor.

Tam da bu noktada Meta yeni bir rol üstlenmeye başlıyor: sosyal medya şirketi olmanın ötesinde, “site dışı perakende medya altyapısı” sağlayıcısı. Sektör gözlemcilerine göre Amazon perakende medyanın ilk bölümünü yazdıysa, Meta da ikinci aşamanın şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor.

Perakendeciler Meta Altyapısını Kullanıyor

Doğrudan tüketiciye satış yapan markalar uzun süredir Meta platformlarını performans odaklı reklam motoru olarak kullanıyor. Advantage+ Shopping, dinamik ürün reklamları ve algoritmik optimizasyon araçları bu ekosistemin temel parçaları arasında yer alıyor.

Ancak son dönemde önemli değişim, bu altyapının artık büyük perakendeciler tarafından da kullanılmaya başlanması. Kroger, Walmart ve Best Buy gibi perakendeciler Meta ile yaptıkları iş birlikleri sayesinde kendi birinci taraf müşteri verilerini sosyal platformlarla entegre etmeye başladı.

Bu modelde perakendeciler, alışverişçi verisini sağlarken Meta; ölçek, yaratıcı reklam ortamları ve optimizasyon teknolojisini sunuyor. Böylece markalar tüketicilere yalnızca alışveriş sitesinde değil, onların zaten zaman geçirdiği sosyal ve video platformlarında ulaşabiliyor.

Sosyal Medya Keşfin Merkezi Haline Geliyor

1200xauto

Perakende dünyasında satın alma yolculuğu giderek değişiyor. Ürün keşfi çoğu zaman bir perakendeci sitesinde değil, sosyal medya akışında başlıyor. Araştırmalar, tüketicilerin üçte ikisinin satın alma kararlarında sosyal içeriklerin etkili olduğunu, yarısından fazlasının ise influencer önerilerini dikkate aldığını gösteriyor.

Meta platformları bu nedenle “kaydırmadan satın almaya” giden yolculukta stratejik bir noktaya yerleşiyor. Şirket son dönemde perakendecilerle veri paylaşımını artırarak ve yeni reklam araçları geliştirerek perakende medya ağlarının kendi platformları dışında da etkili olmasını hedefliyor.

Perakende Medyanın İkinci Dalgası

Sektör uzmanları perakende medyasının artık ikinci aşamaya geçtiğini belirtiyor. İlk dalga, perakendecilerin kendi sitelerinde reklam alanları oluşturarak medya gelirleri yaratmasına odaklanıyordu.

İkinci dalgada ise perakendeci verilerinin sosyal medya, video ve bağlı televizyon (CTV) gibi platformlarda etkin şekilde kullanılabilmesi öne çıkıyor. Böylece markalar tüketicilere alışveriş sürecinin çok daha erken aşamalarında ulaşabiliyor.

Bu yeni yaklaşım, sektörün farklı oyuncuları için de önemli değişimler anlamına geliyor:

  • Perakendeciler için: Site dışı medya, daha geniş erişim sağlasa da platformlarla daha fazla iş birliği gerektiriyor.
  • Markalar için: Sosyal ve video platformları artık sadece “üst huni” farkındalık kanalları değil; doğrudan satışa katkı sağlayan performans mecraları haline geliyor.
  • Ajanslar ve teknoloji sağlayıcıları için: Ölçümleme, atıf ve ticaret verilerinin farklı platformlara yayılması yeni analiz modelleri gerektiriyor.

Ölçümleme ve Performans Yeniden Tanımlanıyor

Perakende medya site dışına taşındıkça ölçümleme konusu daha kritik hale geliyor. Geleneksel modeller çoğunlukla son tıklama dönüşümlerine odaklanırken, yeni dönemde “artımlılık” ve gerçek satış etkisi daha önemli metrikler olarak öne çıkıyor.

Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda başarılı perakende medya stratejileri, sosyal medya, video ve CTV platformlarında perakendeci verisini kullanarak gerçek talep yaratabilen modeller olacak.

Meta’nın bu alandaki yatırımları ise perakende medyanın geleceğine dair önemli bir ipucu sunuyor: Reklamların nerede yayınlandığından çok, verinin, etkileşimin ve performansın farklı platformlarda ne kadar sorunsuz birleştiği belirleyici olacak.

İran Çatışması ABD Perakendeciliğini Nasıl Etkileyecek?

İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilim, süresi ve şiddetine bağlı olarak küresel tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açabilir. Uzmanlara göre çatışmanın uzaması; enerji ve nakliye maliyetlerini artırarak perakende fiyatlarını yükseltebilir ve tüketici talebini zayıflatabilir.

Küresel ticaret açısından kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemi trafiği son günlerde ciddi şekilde azalmış durumda. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin taşındığı bu rota aynı zamanda alüminyum, şeker ve gübre gibi birçok emtia için de önemli bir ticaret yolu. Ancak ABD ve İsrail’in devam eden saldırıları ile İran’ın tankerlere yönelik tehditleri nedeniyle bölgedeki gemi trafiği neredeyse durma noktasına geldi.

Normal koşullarda her 24 saatte yaklaşık 138 ticari geminin geçtiği boğazda, bazı gemi işletmecileri ve sigorta şirketlerinin operasyonlarını askıya almasıyla birlikte geçişlerin “tek haneli seviyelere” düştüğü belirtiliyor. 5 Mart’ta yapılan açıklamada Joint Maritime Information Center, bölgedeki güvenlik risklerinin deniz taşımacılığını önemli ölçüde etkilediğini bildirdi.

Artan riskler nedeniyle bazı nakliye şirketleri gemilerini Afrika’daki Cape of Good Hope çevresinden geçecek şekilde yeniden yönlendiriyor. Bu rota hem daha uzun bir yolculuk anlamına geliyor hem de yakıt, işçilik ve sigorta maliyetlerini artırıyor. Şirketler bu ek maliyetleri telafi etmek için navlun ücretlerine yeni ek ücretler yansıtmaya başladı.

Küresel tedarik zincirinde domino etkisi

Uzmanlara göre İran merkezli gerilim, hâlihazırda gümrük tarifeleri ve ticaret kısıtlamaları nedeniyle baskı altında olan küresel tedarik zincirlerine yeni bir stres katmanı ekliyor. Bu durum, Yemen’deki Husi saldırılarının azalmasının ardından konteyner taşımacılığının yeniden Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı rotasına dönme ihtimalini de zayıflatıyor.

i̇ran çatışması abd perakendeciliğini nasıl etkileyecek?

Konteyner ekipman sağlayıcısı CARU Containers’ın Kuzey Amerika Genel Müdürü Michael Goldman, tedarik zincirindeki kırılmanın domino etkisi yaratabileceğini söylüyor:

“Tedarik zinciri, birçok arabadan oluşan uzun bir tren gibidir ve her araba dünyadaki bir limanı temsil eder. Bir araba raydan çıkarsa, çoğu zaman arkasındaki veya önündeki birçok arabaya domino etkisi yaratabilir. Bu askeri harekâttan etkilenen liman sayısı az olsa da, bu durum tüm tedarik zincirini etkileyebilir.”

Avrupa ve Asya’daki enerji arzında yaşanabilecek kesintiler de küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını yukarı çekiyor. Bu durumun ABD’deki tüketiciler için daha yüksek enerji maliyetleri anlamına gelebileceği belirtiliyor.

ABD’de benzin fiyatları son günlerde galon başına 3,32 dolara ulaşarak geçen haftaya göre yaklaşık %11 arttı ve Eylül 2024’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Ekonomistler bu artışın tüketici harcamalarını da etkileyebileceği görüşünde.

Moody’s Analytics baş ekonomisti Mark Zandi, özellikle düşük gelirli hanelerin bu artıştan daha fazla etkilendiğini belirtiyor:

“Yüksek gaz fiyatları özellikle bütçenin daha yüksek bir kısmını gaza harcayan düşük gelirli haneler için zordur. İşte zaten çok fazla maddi baskı altında olan grup.”

Zandi ayrıca yüksek akaryakıt fiyatlarının tüketici psikolojisi üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu vurguluyor:

“Yüksek benzin fiyatları aşırı etkili çünkü tüketici duygusuna zarar veriyor. Bu da onların harcama yapma isteklerini ve yetkini etkiliyor ve bu da ekonomiye ağırlık veriyor.”

National Grocers Association verilerine göre tüketicilerin yaklaşık %70’i benzin fiyatlarının ekonomi hakkındaki düşüncelerini doğrudan etkilediğini söylüyor. Uzmanlar, çatışmanın uzaması halinde yüksek nakliye maliyetleri, gecikmeli sevkiyatlar ve artan sigorta primlerinin gıda, kimyasallar, elektronik ürünler ve diğer ithalat kalemlerinde enflasyon baskısını artırabileceğine dikkat çekiyor.

Fiba Grubu’ndan Eşitsizliğe Ayna Tutan Farkındalık Filmi

Fiba Grubu, bakım emeği ve zihinsel iş yüküne dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü “Yük Olmasın” projesi kapsamında İstanbul’daki kamusal alanlarda bir dizi farkındalık çalışması gerçekleştirdi. Grup ayrıca 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde yayınladığı özel filmle bu farkındalık çağrısını geniş kitlelerle buluşturdu.

whatsapp image 2026 03 06 at 16.21.52 2

Kadınlar ve erkekler arasındaki bakım emeği ve zihinsel iş yükü paylaşımındaki eşitsizliğe dikkat çekmek üzere hayata geçirilen Yük Olmasın projesi kapsamında Fiba Grubu, 29 Şubat Eşit Bakım Emeği Günü ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü arasında şehrin farklı noktalarında dikkat çekici çalışmalar gerçekleştirdi. Kamusal alanda hayata geçirilen enstalasyonlar ve farkındalık uygulamalarıyla görünmeyen yükleri gündelik hayatın içine taşıyan grup, yayınladığı farkındalık filmiyle de çağrısını geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.

“Yükü fark et” çağrısı

Kreatif fikri Mowo İstanbul’a, prodüksiyonu ise Gonzo Film’e ait olan film, kadınlar ve erkekler arasında adil paylaşılmayan zihinsel iş yüküne dikkat çekiyor.

whatsapp image 2026 03 06 at 16.21.52 1

“Mesai bittiğinde, işler gerçekten bitiyor mu?” sorusundan hareketle kurgulanan filmde, bir kadın ve bir erkek iş çıkışı aynı asansöre binerken gösteriliyor. Erkeğin kendisini bekleyen ek bir sorumluluk olmadığı için zihninin rahatlığı yansıtılırken, kadının telefonuna art arda gelen mesajlar ve sorular zihinsel iş yükünün yoğunluğunu görünür kılıyor.

Dış sesin “Bu yükü fark et. Paylaş ki #YükOlmasın!” çağrısıyla sona eren film, sorumlulukların adil paylaşımına yönelik güçlü bir farkındalık mesajı veriyor.

Farkındalık çalışmaları İstanbul’un farklı noktalarına taşındı

whatsapp image 2026 03 06 at 16.21.52 3

Fiba Grubu, proje kapsamında yalnızca dijital mecralarda değil, kamusal alanda da görünürlük yaratan çalışmalar gerçekleştirdi. 29 Şubat Eşit Bakım Emeği Günü vesilesiyle hayata geçirilen özel çalışmada, üzerindeki onlarca post-it ile Şehir Hatları vapuruna binen bir kadın, gündelik yaşamda kadınların üstlendiği görünmeyen sorumlulukları sessiz ama çarpıcı bir anlatımla görünür kıldı.

Doktor randevularından alışverişe, iş takibinden ev içi planlamaya kadar uzanan bu hatırlatıcılar, fark edilmeyen bakım emeği ve zihinsel iş yükünü kamusal alana taşıdı.

Kentin merkez noktalarında enstalasyonlar

Proje kapsamında İstanbul’un farklı noktalarında kurgulanan deneyim alanlarıyla ziyaretçiler bakım emeği ve zihinsel iş yükü üzerine düşünmeye davet edildi. Terminal İstanbul’da kurulan labirent, katılımcılara ne kadar sorumluluk üstlendiklerini ve ne kadarını partnerleriyle paylaştıklarını sorgulatırken; Mecidiyeköy Metro İstasyonu’ndaki enstalasyon, kadınların hayat içinde aynı anda taşımak zorunda kaldıkları farklı rolleri “Bir kadının kaç şapkası var?” sorusuyla görünür kıldı.

Marks & Spencer Bağdat Caddesi mağazası önünde konumlandırılan çalışma ise gündelik hayatta üst üste binen işlerin nasıl görünmeyen bir yüke dönüştüğüne dikkat çekti.

Fiba Grubu 8 Mart Filmi: https://www.youtube.com/watch?v=-60gK7A7WXc

LC Waikiki, Bayram Alışkanlıkları Araştırmasını Paylaştı

LC Waikiki, “Bayramda Giyim Alışkanlıkları Araştırması” sonuçlarını düzenlediği toplantıda açıkladı. Araştırma, değişen alışkanlıklara rağmen bayramın özünde sevdiklerle bir arada olmanın, aile ve çocuklarla geçirilen zamanın ve yeni kıyafetlerle yaşanan heyecanın hâlâ çok değerli olduğunu ortaya koyuyor.

Sia Insight iş birliğiyle gerçekleştirilen araştırma, 19-30 Ocak 2026 tarihleri arasında Türkiye temsili 12 ilde, 18-55 yaş arası 702 kişi ile bilgisayar destekli web görüşmeleri yöntemiyle yürütüldü. Etkinlikte ayrıca LC Waikiki’nin bayram filmi de ilk kez izleyicilerle buluştu.

Araştırmaya göre, dijitalleşen dünyaya rağmen bayramın güçlü bir gelenek ve birlikte olma duygusuna dayandığı ortaya çıktı. Katılımcıların %69’u bayram mutluluğunu “ailece bir arada olmak” olarak tanımlarken, %62’si gelenekleri sürdürmenin bayramın en önemli parçası olduğunu belirtiyor. Şeker, çikolata ve lokum ise en çok tercih edilen bayram hediyeleri arasında öne çıkıyor.

Yüz yüze bayramlaşma %85 ile hâlâ en sevilen yöntem olmayı sürdürürken, her iki kişiden biri son 5 yılda dijital bayramlaşmanın (telefon, WhatsApp) arttığını ifade ediyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı bayramı bulunduğu şehirde geçirip ziyaretlerde bulunmayı tercih ediyor, her beş kişiden biri ise şehir dışına çıkarak aile ziyareti planlıyor.

Bayram alışverişinde çocukların rolü dikkat çekici. Çocuklu katılımcıların %60’ı bayramlık alışverişe öncelikle çocuklarından başladığını belirtirken, ebeveynlerin %71’i “her bayram mutlaka çocuklarına yeni kıyafet aldığını” ifade ediyor. Yeni kıyafet almak hâlâ bayram heyecanının önemli bir parçası. Katılımcıların %52’si yeni kıyafet giymeyi bayram mutluluğunun önemli bir unsuru olarak görüyor. Her iki kişiden biri her bayram kendisi için yeni bir kıyafet alırken, %43’lük kesim bunu “her bayram mutlaka” yaptığını belirtiyor.

Bayram stiline bakışta ise katılımcılar kendilerini “hem şık hem rahat” bir tarzla ifade ediyor. Kendi stillerinin daha konfor odaklı bir çizgiye evrildiğini düşünürken, toplum genelinde daha trend odaklı bir görünümün yaygınlaştığını belirtiyorlar.

Bayrama özel reklam filmi: ‘En Şık Bayramlar. Hepimiz İçin’

‘En Şık Bayramlar. Hepimiz İçin.’ mesajıyla hazırlanan reklam filminde, bayram denince akla gelen kalabalık aile buluşmaları, çocukların heyecanı ve paylaşılan sofralar, samimi bir dille ekrana yansıtılıyor. Film, bayramın özündeki birliktelik ve mutluluğu sade ve doğal bir şekilde gösterirken, izleyicinin kendi bayram anılarını hatırlayabileceği küçük, tanıdık detaylarla zenginleştiriliyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren LC Waikiki Müşteri İçgörüleri ve Pazarlama İletişiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Akgül, bayramın taşıdığı anlamın değişen hayat temposuna rağmen hâlâ güçlü bir şekilde var olduğunu vurguladı:

“Bayram dendiğinde aklımıza çocukluğumuzdan kalan ilk heyecanlar, yeni kıyafetlerin özenle hazırlandığı sabahlar ve kalabalık sofralar geliyor. Alışkanlıklarımız değişiyor ama duygunun özü aynı kalıyor. Araştırmamız gösteriyor ki bayram hâlâ sevdiklerine dokunmak ve onları mutlu etmek demek. Çocuklar söz konusu olduğunda bu duygu çok daha güçlü hissediliyor. Bayram filmiyle de bu özel anlara eşlik etmeyi hedefledik. Bu anlayışla her bayram sevinçlere ortak olmaya devam edeceğiz.”

AB’nin “Made in EU” Politikası Türkiye için Ne Anlama Geliyor?

Avrupa Birliği, sanayi üretimini güçlendirmek ve stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla kamu alımlarında yerli üretimi önceleyen yeni bir politika hazırlığında. “Made in EU” adı verilen bu yaklaşım, Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik tanınmasını hedefliyor. Ancak plan yalnızca AB sınırları içindeki üretimi değil, Avrupa’nın üretim ağlarına entegre olmuş bazı ticaret ortaklarını da kapsıyor. Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle Türkiye de bu çerçevede değerlendirilen ülkeler arasında yer alıyor.

AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Stéphane Séjourné tarafından açıklanan Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, Avrupa sanayisinin ekonomideki payını artırmayı amaçlıyor. Bugün AB ekonomisinde sanayinin payı yaklaşık yüzde 14 seviyesinde bulunurken, yeni politika ile bu oranı 2035 yılına kadar yüzde 20’ye yükseltmek hedefleniyor. Kamu alımlarının yerli üretimi destekleyecek şekilde yeniden yapılandırılması da bu stratejinin önemli araçlarından biri olarak görülüyor.

Türkiye’nin Avrupa üretim ağlarındaki konumu güçlenebilir

ab’nin “made in eu” politikası türkiye için ne anlama geliyor?

Teklife göre Avrupa Birliği ile serbest ticaret anlaşması bulunan, Gümrük Birliği kapsamında yer alanya da Kamu Alımları Anlaşması’na taraf ülkelerden gelen içerikler, belirli koşullar altında AB menşeli olarak kabul edilebilecek. Bu çerçevede Türkiye de ilke olarak düzenlemenin kapsamına dahil ediliyor.

Ancak kamu alımlarında karşılıklılık ilkesi uygulanacak. Yani Avrupa Birliği kamu ihalelerinde bu avantajı tanırken, benzer erişim imkanlarının karşılıklı olarak sağlanması bekleniyor.

Türkiye uzun süredir Avrupa sanayi ekosisteminin önemli üretim merkezlerinden biri olarak konumlanıyor. Özellikle otomotiv, makine, beyaz eşya ve metal sanayi gibi sektörlerde Avrupa ile güçlü bir üretim entegrasyonu bulunuyor. Bu nedenle “Made in EU” yaklaşımının yürürlüğe girmesi durumunda Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki rolünün daha görünür hale gelmesi bekleniyor.

Stratejik sektörler ve büyük yatırımlar odağa alınıyor

“Made in EU” politikasının merkezinde özellikle enerji yoğun ve stratejik sektörler yer alıyor. İlk aşamada çelik, çimento, alüminyum ve kimya gibi sektörlerin düzenlemenin odağında olması planlanıyor. Bunun yanında otomotiv endüstrisi, elektrikli ve şarj edilebilir araçlar, kamyon ve otobüs üretimi, batarya teknolojileri, rüzgâr türbinleri, elektrolizörler, ısı pompaları, fotovoltaik sistemler ve nükleer enerji teknolojileri de kapsamda bulunuyor.

AB ayrıca kamu alımlarında düşük karbonlu üretim ve Avrupa’da üretilmiş olma kriterlerini birlikte değerlendirmeyi planlıyor. Böylece hem iklim hedeflerinin desteklenmesi hem de Avrupa içindeki sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

Teklifte büyük yatırımlara yönelik ek şartlar da bulunuyor. Küresel üretim kapasitesinin yüzde 40’ından fazlasının tek bir dış ülkenin kontrolünde olduğu sektörlerde, 100 milyon euronun üzerindeki yatırımlar için ilave koşullar öngörülüyor. Bu yatırımların nitelikli istihdam yaratması, inovasyonu desteklemesi, teknoloji transferi sağlaması ve belirli bir yerel içerik oranını karşılaması hedefleniyor.

Avrupa’nın sanayi politikası değişirken Türkiye için yeni bir alan doğuyor

“Made in EU” girişimi Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin yanı sıra Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’ı kapsayan Avrupa Ekonomik Alanı’nı da içine alıyor. Ancak politika AB içinde tamamen uzlaşılmış değil. Fransa yerli üretimi önceleyen yaklaşımın güçlü savunucularından biri olurken, Almanya ve bazı ülkeler ise katı yerli üretim kriterlerinin yatırımları caydırabileceği ve kamu ihalelerinde maliyetleri artırabileceği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye tarafında ise gelişme ekonomi yönetimi ve iş dünyası tarafından olumlu karşılandı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin özellikle otomotiv başta olmak üzere birçok stratejik sektörde Avrupa değer zincirlerinin önemli bir parçası olduğunu vurguladı.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak ve İTO Başkanı Şekib Avdagiç de düzenlemenin Türkiye’nin Avrupa için güçlü bir üretim ve tedarik merkezi konumunu destekleyebileceğine dikkat çekti.

Henüz teklif aşamasında olan düzenlemenin Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerde yapılacak müzakereler sırasında değişikliklere uğraması mümkün. Ancak mevcut haliyle “Made in EU” yaklaşımı, Avrupa’nın sanayi politikasında daha korumacı ve stratejik bir döneme işaret ediyor. Türkiye açısından ise bu süreç, Avrupa üretim ağlarıyla entegrasyonun daha da derinleşebileceği yeni fırsatlar yaratabilir.