Londra merkezli dijital bankacılık ve fintech şirketi Revolut, Türkiye pazarına giriş yapmak üzere yerel bir dijital banka satın alma ihtimalini değerlendiriyor. Bloomberg’in haberine göre Revolut, Türkiye’de faaliyet gösteren dijital banka FUPS ile satın alma görüşmeleri yürütüyor.
Taraflar arasındaki görüşmelerin devam ettiği, ancak henüz bağlayıcı bir anlaşmaya varılmadığı belirtiliyor. Sürecin ilerleyip ilerlemeyeceği ve olası bir satın almanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise henüz netlik kazanmış değil.
FUPS Üzerinden Türkiye Pazarına Giriş Planı
FUPS, Türkiye’de dijital bankacılık lisansına sahip genç oyunculardan biri olarak faaliyet gösteriyor. Dijital hesap, kart ve ödeme çözümleri sunan banka, tamamen dijital altyapı üzerinden hizmet veriyor. Revolut’un FUPS ile ilgilenmesi, şirketin Türkiye pazarına mevcut bir lisans ve operasyonel yapı üzerinden girmeyi tercih ettiğini gösteriyor.
Bu yaklaşım, Revolut’un farklı pazarlarda izlediği genişleme stratejileriyle uyumlu bir model olarak öne çıkıyor. Şirket, bazı ülkelerde doğrudan lisans alırken, bazı pazarlarda ise satın alma veya ortaklık yoluyla ilerliyor.
BDDK Onayı Kritik Rol Oynuyor
Olası bir satın alma sürecinin tamamlanabilmesi için Türkiye’de bankacılık faaliyetlerini düzenleyen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)’nun onayı gerekiyor. Bu nedenle görüşmelerin sonuçlanması durumunda dahi, sürecin regülasyon tarafında değerlendirilmesi ve resmî izinlerin alınması gerekecek.
Revolut’un Küresel Büyüme Stratejisinde Türkiye
Revolut, son yıllarda küresel ölçekte hızlı bir büyüme kaydederek kullanıcı sayısını onlarca ülkeye yaydı. Dijital bankacılık, ödeme sistemleri ve finansal hizmetler alanında sunduğu geniş ürün yelpazesiyle faaliyet gösteren şirket, yeni pazarlara girişte farklı modelleri değerlendirmeyi sürdürüyor.
Türkiye, gelişen dijital bankacılık ekosistemi ve regülasyon çerçevesiyle uluslararası fintech oyuncularının radarında yer alan pazarlardan biri olarak öne çıkıyor. Revolut’un FUPS ile yürüttüğü görüşmeler de bu çerçevede, Türkiye pazarına yönelik potansiyel bir giriş adımı olarak değerlendiriliyor.
Görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı ve sürecin resmî bir adıma dönüşüp dönüşmeyeceği ise önümüzdeki dönemde netleşecek.
Karnaval, 2026 yılında ses teknolojileri, ses pazarlaması, yapay zekâ ve podcast alanlarında yeni bir yatırım dönemine giriyor. Tamamen yenilenecek Karnaval APP, yeni podcast kanalları, yapay zekâ destekli sesli reklam çözümleri ve kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimleriyle dijital ses ekosisteminde yeni bir standart oluşturacak. Karnaval; kültür-sanat sponsorlukları, küresel reklam çözümleri ve Karnaval Akademi ile insan kaynağına yaptığı yatırımlarla da büyümesini çok boyutlu olarak sürdürecek.
Türkiye’de dijital sesin geleceğine yön veren Karnaval, 2026 yılında ses teknolojileri ve ses pazarlaması alanında yeni bir yatırım sürecine giriyor. Bu yatırım sürecinin bir parçası olarak Karnaval APP tamamen yenilenerek kullanıcılarla buluşacak. Teknolojik altyapı ve içerikte yapılacak iyileştirmelerle güncellenecek Karnaval APP ile kullanıcılar daha hızlı, verimli ve interaktif bir deneyim elde edecek. Yeni podcast serileriyle içerik yelpazesini genişletecek olan Karnaval, kullanıcı etkileşimini artıracak yeni nesil sesli içerik teknolojilerine yatırım yapacak ve akıllı cihazlarla etkileşim ve sesli ticaret gibi alanlarda yeni projeleri devreye alacak. Türkiye’nin en büyük dijital ses platformu Karnaval, 2025 yılını dijital ses ekosisteminde güçlü bir dönüşüm yılı olarak tamamlarken, podcast ve radyo dinleme sürelerinde önemli artışlar elde etti. Oyun ve e-ticaret alanlarına yapılan yatırımlar, platformun dijital ses pazarındaki konumunu güçlendirirken geliştirilen özel sesli içerikler genç dinleyicilerin platformla kurduğu etkileşimi daha da yukarı taşıdı.
Yeni nesil sesli içerik teknolojilerine yatırım yapacağız
2026 yılının, ses teknolojileri ve ses pazarlaması alanında Karnaval için heyecan verici olacağını vurgulayan Karnaval CEO’su Burak Can, “Kullanıcı etkileşimini artıracak yeni nesil sesli içerik teknolojilerine yatırım yapmayı planlıyoruz. Akıllı cihazlarla etkileşim ve sesli ticaret gibi alanlarda çok daha derinlemesine projeler geliştireceğiz. Bu yatırımlar, markaların sesle daha etkili bir şekilde hedef kitlelerine ulaşmalarını sağlayacak” dedi. Dijital sesin gücünün giderek daha fazla hissedildiğini belirten Can, “2026 yılında ses teknolojilerini bir iletişim aracı olmasının ötesinde; markaların pazarlama stratejilerinin vazgeçilmez bir aracı olarak konumlandıracağız. Sesli reklam çözümlerimizle, markaların dijital deneyimlerini kişiselleştirerek ölçülebilir sonuçlar elde etmelerini sağlayacağız. Bu yatırımlar sayesinde sesli iletişim yoluyla hedef kitlelerine daha etkili ve verimli biçimde ulaşabilecekler” dedi.
İşimizin temelinde duygu, his ve insan faktörü var
Karnaval olarak 2026 yılında yapay zekâ yatırımlarını sürdürürken, işlerinin merkezinde insan ve duygu faktörünün yer almaya devam edeceğini vurgulayan Can, “Bizim işimizin temelinde duygu, his ve insan faktörü var. Dinleme alışkanlıkları ve mecralar değişti ama müzik ve ses, hayatımızın her anında var olmaya devam ediyor. Karnaval olarak, insanların hayatına sesle eşlik etmeyi ve bu bağı güçlendirmeyi sürdürmekten büyük keyif alıyoruz. Yapay zekâyı; içeriklerin kişiselleştirilmesi, kullanıcı deneyiminin daha akıllı ve daha verimli hale getirilmesi adına güçlü bir araç olarak konumlandırıyoruz. Kullanıcı davranışlarını analiz eden kişiselleştirilmiş içerik önerileri sunan ve etkileşimi artıran yapay zekâ destekli sistemleri dijital platformlarımızda derinleştireceğiz. Sesli içeriklerimizde insanın kalbine dokunan ve duygusunu yansıtan projelere yatırım yapmayı sürdüreceğiz” dedi. Ayrıca Can, “Sesli reklam çözümlerimizi yapay zekâya daha entegre hale getirerek, markaların sesli içeriklerle kurduğu etkileşimi kişiselleştirilmiş ve optimize edilmiş bir yapıya kavuşturacağız. Teknolojiyi, insanın duygu ve düşüncelerine ulaşmada etkili bir köprü olarak konumlandırmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Yeni yılda yeni podcast kanalları geliyor
Türkiye’nin podcast ekosistemine liderlik eden Karnaval, yeni yılda podcast alanında daha fazla yenilik ve zengin içeriklerle dinleyicilerinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Markalar açısından podcast’ler, yüksek etkileşim ve sadakat oranlarıyla güçlü bir iletişim mecrası olarak öne çıkıyor. Sesli reklam çözümleri ve içerik sponsorluğu, markaların hedef kitleleriyle daha güçlü ve samimi bir bağ kurmasına olanak tanırken; farkındalık, etkileşim ve ölçülebilir geri dönüşler açısından da önemli avantajlar sağlıyor. Karnaval CEO’su Burak Can, “2025 yılındaki dinleyici kitlesindeki büyüme ve podcast dinleme süresindeki artış, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. 2026 yılı için yeni podcast serileri hazırlıyoruz ve birkaç yeni anlaşma üzerinde çalışıyoruz. Dinleyicilerimizin ilgi alanlarına hitap edecek özgün içerikler üretmek için çaba harcıyoruz. Yeni yılda, daha özgün ve çok çeşitli içeriklerin yer aldığı yeni podcast kanallarını platformumuzda dinleyicilerimizle buluşturacağız” şeklinde konuştu.
Zirveler ve sektör raporlarıyla dijital sesin nabzını tuttu
Karnaval, geçtiğimiz yıl Türkiye’de ve yurt dışında gerçekleştirilen 10’un üzerinde konferans ve zirvede aktif olarak yer alarak dijital ses ekosistemine ilişkin içgörülerini sektörle paylaştı. Bu etkinliklerde; kullanıcı davranışları, dijital ses ve podcast dinleme alışkanlıkları ile sesli reklam kullanımına yönelik gerçekleştirdiği kapsamlı araştırmaların sonuçlarını paylaştı. Karnaval’ın veriye dayalı analizleri, 2025 yılında dijital ses ekosisteminin en güçlü büyüme alanının podcast olduğunu ortaya koyarken; podcast dinleme süreleri ve kullanıcı sayısında kaydedilen çarpıcı artış, sesin markalar ve içerik üreticileri için stratejik mecra haline geldiğini net bir biçimde gösterdi. Karnaval, kendi bünyesinde üretip yayınladığı raporlar ve sektör içgörüleriyle Türkiye’de dijital sesin geleceğine yön veren aktörlerden biri olmayı sürdürdü.
Karnaval’dan sanata güçlü medya desteği
Karnaval, 2025 yılı boyunca kültür, sanat, spor ve eğlence alanında geniş kitlelere ulaşan birçok etkinliğin medya sponsoru olarak ekosisteme değer kattı. Guns N’ Roses konseri, İstanbul Maratonu, Buika & Kibariye Türkiye Turnesi, Çanakkale Müzik Festivali ve Efes Ultra Maratonu gibi büyük organizasyonların yanı sıra; IKSV, Enka Sanat, Jolly Joker ve IF Performans gibi Türkiye’nin önde gelen kültür ve sanat kurumlarıyla gerçekleştirilen medya sponsorlukları ile sanatın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağladı. Aynı zamanda, küresel ölçekte yürüttüğü reklam ve iletişim çalışmalarıyla markaların uluslararası görünürlüğünü desteklemeye devam etti. İnsan kaynağına yatırım da Karnaval’ın öncelikleri arasında yer aldı. Karnaval Akademi kapsamında her yıl öğrenci grupları, sekiz haftalık eğitim programına dâhil edilerek ilgi duydukları alanlarda Karnaval ’da staj yapma fırsatı yakalıyor. Programı başarıyla tamamlayanlar ise Karnaval bünyesinde kadroya kazandırılıyor. Bugün Karnaval Akademi’den gelerek Karnaval ’da profesyonel hayata adım atan birçok kişi yer alıyor.
2026’nın başında düzenlenen CES 2026 (Consumer Electronics Show), Las Vegas’ta teknoloji ve perakendenin kesiştiği en önemli fuar olarak sahne alıyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da perakendenin geleceğini etkileyen yenilikler ön planda.
ces 2026’da perakende teknolojileri: 2026’nın mağaza deneyimi trendleri 5
Özellikle yapay zekâ, robotik, otomasyon ve sürdürülebilir teknoloji odaklı duyurular, perakende mağaza deneyimlerinin hem fiziksel hem de dijital dünyada yeniden tanımlanacağını gösteriyor. AI artık yalnızca yeni bir araç değil; ürün keşfi, kişiselleştirme, mağaza içi otomasyon, robotik hizmetler ve güvenlik gibi tüm perakende deneyimini şekillendiren temel bir güç hâline geliyor.
AI ve Robotik ile Zenginleşen Mağaza Deneyimi
CES 2026’da perakende alanında dikkat çeken en önemli trendlerden biri robotik ve AI destekli mağaza otomasyonları oldu. Örneğin, VenHub Global fuarda “smart store” olarak tanımlanan tamamen otomatik mağaza prototipini sergiliyor; bu mağaza modeli, robot kolların ürünleri raflardan alıp ödemeyi ve teslimatı yönetmesine kadar uzanan bir süreci kapsıyor. Böylece mağaza içi süreçler daha hızlı, temassız ve personel ihtiyacını azaltan bir yapıya kavuşuyor.
Ayrıca Nvidia gibi teknoloji liderleri AI’in “fiziksel” kullanımını tanımlayan modelleri sahneye taşımış durumda. NVIDIA CEO’su Jensen Huang tarafından açıklanan “physical AI” konsepti, sanal ortamda eğitilen yapay zekâ modellerinin gerçek dünya makinelerinde kullanılmasını öngörüyor. Bu yaklaşım, sadece mağaza içi robotik hizmetlerde değil; envanter yönetimi, güvenlik taramaları ve müşteri etkileşimi gibi birçok alanda dönüşüme işaret ediyor.
Bu robotik unsurların yanı sıra, CES 2026 ziyaretçileri IntBot gibi tamamen robotlarla işleyen fuar stantlarıyla tanıştı; bu tür insansız etkileşim modelleri, perakende şirketlerinin müşteri karşılamada ve satış danışmanlığında robotik asistan kullanma potansiyelini gösteriyor.
Kişiselleştirme ve AI Destekli Etkileşimler Ön Planda
CES 2026’nın bir diğer önemli odak alanı da AI temelli kişiselleştirme ve etkileşim destekleri oldu. Teknoloji fuarında sergilenen pek çok araç, mağaza ziyaretçisinin profilini, geçmiş satın alma davranışını ve anlık ihtiyaçlarını AI ile analiz ederek daha özelleştirilmiş tavsiyeler sunuyor.
ces 2026’da perakende teknolojileri: 2026’nın mağaza deneyimi trendleri 6
Örneğin güzellik sektöründe L’Oréal ve Amorepacific gibi büyük gruplar, AI tabanlı cilt analiz platformlarını tanıttı. MIT ile ortak geliştirdikleri sistemler, kullanıcının cilt yaşlanma sinyallerini gerçek zamanlı olarak analiz edip kişiselleştirilmiş bakım önerileri sunabiliyor. Ayrıca Perfect Corp’un AI Beauty Agent araçları, tüketicilerle sohbet ederek doğru ürün önerisini yapma ve alışveriş deneyimini kişiye özel hâle getirme yeteneğine sahip.
Perakendede bu tür yapay zekâ destekli kişiselleştirme, yalnızca ürün önerileriyle sınırlı kalmıyor; mağaza içi dijital ekranlarda gerçek zamanlı kampanyalar, AR (Artırılmış Gerçeklik) destekli ürün denemeleri ve müşterinin davranışına göre biçimlenen etkileşimler de bu trendin bir parçası.
Fiziksel ve Dijitalin Bütünleştiği Yeni Perakende Ekosistemi
CES 2026’da vurgulanan bir başka önemli nokta, fiziksel mağaza deneyimi ile dijital etkileşimin daha önce hiç olmadığı kadar birleşmesi oldu. AI, sadece mobil uygulama veya web ortamına ait bir araç olmaktan çıkıp fiziksel dünyaya taşınırken; perakendeciler, mağaza içi sensörler, robotik asistanlar ve akıllı etiketlerle müşteri yolculuğunu kesintisiz hâle getirmeye odaklanıyor.
Örneğin Qualcomm’un fuarda tanıttığı yeni robotik işlemci ve platformları, endüstriyel seviyede güvenilir otonom robotların perakende ortamında kullanılmasını hızlandıracak. Bu da depo ve raf yönetimi, sipariş hazırlama ve teslimat gibi süreçlerin robotlarla yapılabilirliğini artırıyor.
Tüketici teknolojileri birliklerinin (CTA ve NIQ) açıkladığı sektör öngörülerine göre, perakende gelirlerinin 2026’da büyümeye devam etmesi bekleniyor; bu büyüme sadece e-ticaretle sınırlı kalmayacak, fiziksel ve dijital entegrasyonun getirileri de buna katkı sağlayacak.
2026’da Perakendede “AI ve Robotik Çağı”
CES 2026, perakende sektörünün 2026 vizyonunu net şekilde ortaya koydu: AI destekli dijital dönüşüm artık yalnızca online kanallarda değil, fiziksel mağaza deneyiminin her noktasında yer alıyor. Robotlar, otonom kasalar, yapay zekâ öneri sistemleri, kişiselleştirilmiş etkileşimler ve AR gibi teknolojiler, mağaza deneyimini yeniden tanımlamaya aday. Bu trendler, perakende şirketlerinin tüketici beklentilerini karşılamasında, operasyonel verimliliği artırmasında ve marka sadakatini güçlendirmesinde kritik rol oynayacak.
Perakendeciler aynı tahminleri o kadar çok duydular ki artık ezbere biliyorlar:e-ticaret medyası, önümüzdeki yıl gibi kısa bir süre içinde 100 milyar doların üzerinde bir kategori haline gelecek ve toplam reklam harcamalarından önemli bir pay alacak.
Birçok uygulama zorluğuyla karşı karşıya kalırken, e-ticaret medya ağı yani Commerce Media Network (CMN) alanındaki en sevdiğimiz başarı öykülerinden biri Walmart’tan geliyor. Büyük ölçüde Walmart Connect tarafından yönlendirilen CMN, markaların hem Walmart’ın dijital platformlarında hem de daha geniş web genelinde tüketicilere ulaşmasına yardımcı olmak için şirketin birinci taraf müşteri verilerini (tarama davranışı ve satın alma geçmişi gibi) kullanıyor. Verileri kişiselleştirilmiş reklamcılık sunmak, kampanyaları yapay zeka ile optimize etmek ve ürün keşfinden satın alma sonrası sürece kadar tüm müşteri yolculuğunu etkilemek için kullanarak geleneksel perakende medyasının ötesine geçiyor.
Bu gibi örnekler, içerik pazarlama ağları (CMN’ler) söz konusu olduğunda, perakendecilerin ve pazar yerlerinin alışveriş ve işlem düzeyindeki veriler sayesinde önemli bir avantaja sahip olduğunu göstermektedir. Veriler, alışveriş yapanların gerçekte ne satın aldıklarına ve davranışlarının zaman içinde nasıl değiştiğine dair bilgiler sağlar ve bu nedenle CMN’ler, özellikle kampanyalar gerçek satış sonuçlarına göre ölçüldüğünde, perakendeciler için yüksek kâr marjlı gelir ve markalar için güçlü performans yaratabilir.
Peki, uygulamaya yönelik engeller nelerdir? İşte bizzat şahit olduğumuz beş engel ve her birinin üstesinden gelmek için pratik öneriler.
Engel #1: Yeterince Kullanılmayan Birinci Taraf Verileri
Etkin bir CMN’nin temeli birinci elden verilerdir, ancak bu avantaj yalnızca veriler birleştirilmiş, yönetilmiş ve etkinleştirilmeye hazır olduğunda geçerlidir.
Şu örneği ele alalım. Bir marka, “aylık olarak protein bar satın alan ve yakın zamanda alışveriş sepetine spor giyim ekleyen” müşterilere ulaşmak istiyor. Bu kitleyi hedeflemek, hem önceki satın alma geçmişini hem de gerçek zamanlı alışveriş davranışını izlemeyi gerektirir. Bu veri noktaları tutarlı tanımlayıcılarla aynı veri deposunda toplanmaz ve birleştirilmezse, perakendeci ideal kitleyi belirleyemez. Bunun yerine, hedefleme daha az spesifik bir ya da diğerini seçme egzersizine dönüşür (“protein bar alıcıları” veya “spor giyim sepetine ekleyenler”). Son derece spesifik, marka değeri taşıyan segmentler oluşturamama, pazarlama ağlarının (CMN) genellikle başarılı olamamasının temel nedenlerinden biridir.
Çözüm, verileri modern bir bulut veri deposunda merkezileştirerek ve yalnızca analiz için değil, aktivasyon için de yapılandırarak reklamcılıkta kullanılabilir hale getirmektir. Bu, e-ticaret, ürün yönetimi, sadakat ve medya ekipleri arasında paylaşılan taksonomiler oluşturmak anlamına gelir. Markaların nasıl satın alma yaptığını gösteren, ürün kodu düzeyindeki satın alma kalıpları, kategori metriklerine olan ilgi, yaşam döngüsü aşaması verileri ve promosyonlara verilen yanıt gibi unsurları içeren iyi tanımlanmış veri kümeleri çok önemlidir. Bu temeller atıldığında, hedefleme daha keskin hale gelir, aktivasyon daha hızlı gerçekleşir ve raporlama daha güvenilir hale gelir.
2. Engel: Manuel veya Yanlış Hedef Kitle Oluşturma
E-ticaret medyası birçok hareketli parçadan oluşur, ancak özündeki “ürün” yüksek satın alma niyeti olan kitlelerdir. Kitle oluşturma yavaşladığında, e-ticaret medyasının gerçekten sattığı şeyi, yani harekete geçmeye hazır talebi sunma yeteneği de yavaşlar.
Gerçek şu ki, birçok ekip hala haftalar süren bir döngü içinde çalışıyor. Bir brifing geliyor, veri ekibine bir istek gönderiliyor, SQL yazılıyor ve revize ediliyor ve ancak o zaman yüksek niyetli kitleler ortaya çıkıyor. Daha da kötüsü, her marka biraz farklı bir süreçle sonuçlanabiliyor, bu da hataya açık ve ölçeklendirmeyi zorlaştırıyor. Bu darboğazlar müşteri etkileşimini ve satış dönüşümünü geciktiriyor ve günümüz koşullarında reklamverenler beklemeyecek. Bütçeleri, kitleleri sadece günler veya saatler içinde oluşturup etkinleştirebilen ağlara kayacak.
Bu engeli aşmak için perakendeciler, hedef kitle oluşturmayı her seferinde yeniden oluşturulması gereken özel bir istek olarak değil, standartlaştırılmış bir yetenek olarak ele almalıdır. Birçoğu, “aracıları ortadan kaldırmak” için perakendecinin veri bulutuyla doğrudan çalışan birleştirilebilir mimarilere yöneliyor. Buradan hareketle, otomasyon, etkinleştirilmeye hazır hedef kitlelerin oluşturulmasını ve teslimini hızlandırıyor.
Perakendeciler, hedef kitlelerini bir dizi özellik yerine “markaya yeni müşteri kazandırma”, “tekrarlayan satın alma”, “sepet genişletme” veya “tanıtım etkisi” gibi marka hedefleri etrafında oluşturduklarında, talebi daha verimli bir şekilde paketleyebilirler. Sonuç olarak, daha hızlı lansmanlar, artan satışlar ve reklamverenlerin gerçekten istediğiyle uyumlu hedefleme elde edilir.
3. Engel: Kanallar Arasında Parçalı Etkinleştirme
İçerik pazarlama ağları (CMN’ler) sponsorlu listelemelerin ötesine geçti. Reklamverenler, ürün keşfinden satın almaya kadar tüm alışveriş yolculuğu için giderek daha fazla çok kanallı kampanyalar bekliyor. Ayrıca, kanallar arasında (site içi, site dışı, mağaza içi ve bazen de CTV) deneyimi destekleyen aynı hedef kitle zekasına ihtiyaç duyuyorlar.
Bu nokta çok önemli çünkü bu temas noktaları satın alımları yönlendirmede farklı roller oynuyor. Web sitesi yerleşimleri genellikle alışveriş yapanları anında dönüştürür; programatik ve sosyal medya reklamları genellikle keşfi teşvik eder; mağaza içi tabelalar farkındalığı güçlendirir ve gerçek zamanlı olarak karar verme sürecini etkiler. Perakendeciler aynı kitleyi bu kanallarda harekete geçirdiklerinde, daha tutarlı müşteri yolculukları oluştururlar ve reklamverenler için daha güçlü sonuçlar elde ederler.
Kusursuz bir şekilde yapıldığında, adeta bir rüya gibi oluyor. Ancak gerçekte, birçok perakendeci bu kanalları hala farklı ekipler, teknoloji altyapıları ve hedef kitle tanımları arasında yürütüyor. Kampanyalar el değiştirmelerde tıkanıyor, onaylar uzuyor ve ölçümleme optimizasyonu etkilemek için çok geç kalıyor.
İleriye dönük yol, hedef kitleyi kampanya yaşam döngüsü boyunca bağlantı noktası haline getirmektir. Perakendeciler, her kanal için yeniden oluşturmak ve yeniden dağıtmak yerine, aynı hedef kitlenin tek bir doğru kaynaktan harekete geçirilebildiğinden emin olmalıdır. Ayrıca, kampanya devam ederken bir kanaldaki performansın diğer kanallardaki ayarlamaları bilgilendirebilmesi için, kampanya sırasında raporlama ve optimizasyona öncelik vermelidirler. Etkinleştirme birleştirildiğinde, e-ticaret medyası, markaların güvenle yatırım yapabileceği entegre bir reklam ürünü haline gelir.
4. Engel: Sınırlı veya Eksik Self Servis İmkanı
Kendi kendine hizmet artık sadece isteğe bağlı bir özellik değil. Amazon Ads,reklamverenlerin yönetilen bir hizmet kuyruğunda beklemeden kampanyalarını oluşturabilmeleri, başlatabilmeleri ve ölçebilmeleri gerektiği beklentisini ortaya koydu; bu da kolaylığın rekabet çıtasının bir parçası haline geldiği anlamına geliyor.
Ancak birçok perakendeci, reklamverenlerin hedef kitleleri keşfetmesi, site içi medya başlatması veya performans bilgilerine erişmesi için sezgisel, kendi kendine yönlendirmeli deneyimlerden yoksun. Her şey yönetilen bir hizmet ekibi üzerinden yürütüldüğünde, kapasite bir kısıtlama haline gelir ve maliyetler artar.
Çözüm, “elle müdahale gerektirmeyen” hizmet yerine, yönlendirilmiş kendi kendine hizmettir. Perakendeciler, teknik bilgisi olmayan kullanıcılar için tasarlanmış yapay zeka gibi araçlarla desteklenen, hedef kitle keşfi, kampanya kurulumu ve performans raporlaması için reklamveren odaklı iş akışlarını etkinleştirebilirler. Aynı zamanda, perakendeciler kampanyaların kanallar arasında sorunsuz bir şekilde yürütülmesini sağlamalı, strateji konusunda tavsiyelerde bulunmalı ve aktivasyonun güvenli ve uyumlu kalması için yönetişimi uygulamalıdır.
5. Engel: Hızlı, Şeffaf veya Tahmin Edici Olmayan Ölçüm
Kapalı döngü ölçümleme, e-ticaret medyasının en büyük vaadidir, ancak bu vaadin anlam kazanması için hız ve netlikle sunulması gerekir. Reklamverenler, harcamalarının etkili iş sonuçları doğuracağına dair yüksek beklentilere sahiptir. Dahası, harekete geçebilecekleri sürekli içgörüler isterler ki bu da nihayetinde daha fazla yatırımı teşvik eder.
Ancak çoğu zaman ölçümleme gecikir ve birbirinden bağımsız hale gelir. Perakendeciler, site içi ve site dışı performansı gerçek satışlara bağlayan birleşik bir ölçüm katmanı oluşturarak ve reklamverenlerin kampanyalarını yürütmek için kullandığı aynı self-servis deneyimi aracılığıyla neredeyse gerçek zamanlı gösterge panellerine erişim sağlayarak bu engeli aşabilirler. Zamanla, en gelişmiş programlar bu içgörüleri “performans döngüleri”ni beslemek için kullanacak ve sonuçlar bir sonraki en iyi hedef kitleyi ve kampanyayı belirleyecektir. Ölçümleme daha sonra bir sonraki satın almayı gerçekleştirmeye yardımcı olan bir büyüme motoru haline gelir; bu da marka ve perakendeci için bir kazançtır.
Commerce Media Network için Son Düşünceler
E-ticaret medyasının büyümesi gerçek, ancak otomatik değil. Reklamverenler, hassasiyet, şeffaflık ve hız sağlayan ağlar arıyorlar. 2026’da büyük pay elde edecek perakendeciler, operasyonel mükemmelliğe odaklananlar olacak: birleşik veri, hızlı hedef kitle oluşturma, çok kanallı aktivasyon, yönlendirilmiş self-servis ve zamanında ve uygulanabilir ölçüm. Oraya ulaşmak için engelleri aşanlar, e-ticaret medyası çağında reklamcılığın nasıl görüneceğini tanımlayacaklar.
Türkiye’nin ilk K-Beauty perakende zincir mağazası Merumy, Kore güzellik anlayışını, yenilikçi bakım rutinlerini ve seçkin K-Beauty markalarını Türkiye’deki tüketicilerle buluşturarak ilk mağazasını Meydan AVM’de açtı.
Global ölçekte hızla büyüyen K-Beauty pazarının Türkiye’deki yeni temsilcilerinden biri olan Merumy, Kore markaları ile Türk tüketiciler arasında güçlü ve doğrudan bir köprü kurmayı hedefliyor. Ürünlerini Kore’deki partner markalardan doğrudan tedarik eden marka, bu seçkileri kendi mağazalarında son kullanıcıyla buluşturuyor. Medicube, Anua, Dr. Althea ve Tirtir başta olmak üzere birçok K-Beauty markasını bünyesinde barındıran Merumy, Türkiye’de yalnızca kendi mağazalarında bulunan exclusive ürünlerle birlikte yaklaşık 1.000 ürünlük bir portföy sunuyor.
Deneyim odaklı bir K-Beauty markası
Merumy, yalnızca bir satış noktası olmanın ötesinde; Kore kültürünü, güncel güzellik trendlerini ve yenilikçi bakım anlayışını Türkiye’ye taşıyan deneyim odaklı bir marka olarak konumlanıyor. Şeffaflık, güven ve kalite ilkeleriyle hareket eden marka, sunduğu tüm ürünlerin orijinalliğini ve etkinliğini garanti ediyor.
Cilt sağlığını merkeze alan ürün seçkisi, trendleri yakalayan markaları ve dengeli fiyat–performans yaklaşımıyla Merumy, K-Beauty’ye ilgi duyan farklı yaş gruplarındaki tüketicilere hitap ediyor. Müşteri memnuniyetini odağına alan marka, doğru ürünü doğru ciltle buluşturmayı temel hedef olarak benimsiyor.
K-Beauty Türkiye’de yükselişini sürdürüyor
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de K-Beauty pazarı istikrarlı bir yükseliş içindeyken, Merumy bu trendin güçlü oyuncularından biri olarak konumlanıyor. Meydan AVM’de açılan ilk mağazasıyla Türkiye pazarına giriş yapan marka, ay sonunda Mall of Istanbul’da açılacak ikinci mağazasıyla büyüme yolculuğunu sürdürmeye hazırlanıyor.
Retail Talks’un bu bölümünde, Getron CEO’su Sarven Sıradağ ile perakende teknolojilerinde yapay zekânın 2025 boyunca nasıl bir rol üstlendiğini, eski iş yapış biçimlerinin neden artık yeterli olmadığını ve 2026’ya girerken perakendecileri bekleyen yeni dengeyi konuştuk.
Yapay zekânın yalnızca bir teknoloji yatırımı değil; organizasyon yapısını, operasyonel yükü ve karar alma kültürünü dönüştüren bir araç haline geldiği bir dönemdeyiz. Servent Sıradağ, perakendede yaşanan karmaşanın nasıl “daha sakin ve yönetilebilir” yapılara devredildiğini, müşteri deneyiminin neden artık daha sessiz ve kişisel çözümler talep ettiğini net örneklerle aktarıyor.
Stok ve fiyat optimizasyonundan talep tahminine, strateji yapılandırma arayüzlerinden agent tabanlı yapay zekâ çözümlerine kadar uzanan bu sohbette; yapay zekâya hazır bulunurluğun, kurum kültürünün ve zihinsel dönüşümün neden teknolojinin önüne geçtiği tartışılıyor. 2026’da perakendecilerin daha fazla teknoloji değil, daha doğru problem tanımı ve bütünsel yönetim anlayışı ile fark yaratacağı bu bölümün ana mesajları arasında yer alıyor.
İyi seyirler…
“Yapay zekâ tek başına yetmez, zihinsel dönüşüm şart”: Getron, Sarven Sıradağ | Retail Talks
Yüksek borç yükü, zayıflayan tüketici talebi ve operasyonel maliyet baskıları nedeniyle şirketin iflas riski, yalnızca ABD’de değil küresel lüks perakende sektöründe de yakından izleniyor. Uzmanlar, Saks’ta yaşananların tekil bir şirket krizinden ziyade, lüks perakende modelinde yaşanan yapısal sorunların bir yansıması olduğuna dikkat çekiyor.
Son bir yıl içerisinde şirket yönetiminde yaşanan değişimler, bu krizin boyutunu daha görünür hâle getirdi. Saks Global CEO’su Marc Metrick’in görevden ayrılması ve şirketin yeniden yapılandırma sinyalleri vermesi, tedarikçiler ve yatırımcılar arasında belirsizliği artırdı. Özellikle tedarikçilere yapılan ödemelerde yaşanan gecikmeler, markanın operasyonel güvenilirliği konusunda soru işaretlerine yol açtı.
Artan Borç Yükü ve Zayıflayan Talep
Saks Fifth Avenue’nün karşı karşıya olduğu en büyük sorunların başında yüksek borç seviyesi geliyor. Pandemi sonrası dönemde artan faiz oranları, şirketin borçlanma maliyetlerini ciddi şekilde yükseltti. Buna ek olarak, lüks tüketici harcamalarında yaşanan yavaşlama, Saks’ın satış performansını baskı altına aldı. Analistlere göre, özellikle orta-üst gelir grubundaki tüketiciler, artan fiyatlar ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle lüks harcamalarını erteleme eğilimine girdi.
Bu durum, Saks Fifth Avenue gibi büyük mağaza formatına sahip lüks perakendeciler için ayrı bir risk oluşturuyor. Yüksek kira giderleri, personel maliyetleri ve stok finansmanı, talep daraldığında hızla sürdürülemez hâle geliyor. Sektör raporları, lüks segmentte indirim oranlarının son yılların en yüksek seviyelerine çıktığını ve bunun da kâr marjlarını ciddi şekilde erozyona uğrattığını ortaya koyuyor. Saks’ın da bu baskıdan kaçamadığı, operasyonel kârlılığın önemli ölçüde zayıfladığı ifade ediliyor.
Lüks Perakendede Yapısal Kırılma mı?
Saks Fifth Avenue krizi, lüks perakendenin “her koşulda dayanıklı” olduğu yönündeki algıyı da sorgulatıyor. Uzmanlara göre lüks markalar, uzun yıllar boyunca fiyat artışlarıyla büyüme stratejisi izledi; ancak bu model, 2025 sonrası dönemde tüketici direnciyle karşılaştı. Fiyat artışlarının sınıra dayanması, talebi baskılarken, indirimlere yönelmek ise marka algısı ve kârlılık açısından yeni riskler doğurdu.
Saks özelinde yaşananlar, lüks perakendede büyük mağaza modelinin geleceğini de tartışmaya açıyor. Daha çevik, dijital ağırlıklı ve deneyim odaklı formatlara geçişin hızlandığı bu dönemde, yüksek sabit maliyetli geleneksel yapıların ayakta kalmakta zorlandığı görülüyor. Analistler, Saks’ın önündeki olası senaryolar arasında borç yeniden yapılandırması, varlık satışı veya daha radikal bir küçülme stratejisinin bulunduğunu belirtiyor.
Saks Fifth Avenue’nün yaşadığı kriz, yalnızca bir markanın finansal sorunları olarak değil, küresel lüks perakende sektöründe başlayan yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. 2026’ya girilirken lüks markalar için asıl soru, büyümeyi nasıl sürdürecekleri değil; değişen tüketici davranışlarına ve ekonomik koşullara nasıl uyum sağlayacakları olarak öne çıkıyor.
New York şehrinin en moda öncüsü semtlerinden birinde, Target, trendlere ayak uydurmak ve stil konusunda öncü olmak için en yeni girişimini sergiliyor.
Merkezi Minneapolis’te bulunan ve bir yeniden yapılanma sürecinin ortasında olan, CEO değişikliğinin eşiğinde bulunan perakende şirketi, SoHo’daki 600 Broadway adresindeki büyük mağazasına bir yenileme çalışması yaptı.
SoHo mağazası, göreve yeni gelen CEO Michael Fiddelke’nin Target’ın stil ve şık ürünler konusundaki itibarını geri kazanma çabasının bir parçası. Ağustos ayında Target’ın yeni lideri olarak atandığında, bunun müşteri deneyimini iyileştirmek ve Target’ı daha hızlı ve verimli hale getirmek için teknolojiyi uygulamaya koymakla birlikte en önemli üç önceliğinden biri olacağını söylemişti. Şubat ayında göreve başlayacak ve uzun süredir CEO olan Brian Cornell’in yerini alacak.
target’ın new york’un soho semtindeki yeni, moda odaklı mağazasına bir göz atalım
Target, kendi yarattığı zorluklar ve daha zorlu bir ekonomik ortam nedeniyle yaklaşık dört yıldır durgun olan yıllık satışlarının ardından yeniden büyümeye çalışıyor. Mağaza ziyaretçi sayısı ve satışlar, alışveriş yapanların daha özensiz mağazalara, stokta olmayan ve kilitli ürünlere ve şirketin önemli çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programlarını geri çekme kararına tepki vermesiyle düştü. Ülke genelindeki tüketiciler de, uzun zamandır Target’ın en güçlü olduğu alan olan isteğe bağlı tüketim malları satın alma konusunda daha seçici hale geldi; çünkü gıda, elektrik ve konut gibi temel ihtiyaçlar için daha fazla para ödüyorlar.
Pazartesi akşamı mağazanın ön gösterimi için düzenlenen bir etkinlikte Fiddelke, SoHo lokasyonunu Target’ın stil anlayışı ve geleceğe yönelik planları için “bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
SoHo mağazası, tatil alışverişi yapanların ve turistlerin tatil hediyeleri ve parti kıyafetleri için büyük alışveriş bölgesine akın ettiği ve Target’ın kritik alışveriş sezonunda ülke genelinde satışları artırmaya çalıştığı bir dönemde yeniden açılıyor. Bu, perakendecinin New York şehrinde sahip olduğu 42 mağazadan ve ABD genelinde sahip olduğu yaklaşık 2.000 mağazadan biri.
Sylvester lansman etkinliğinde yaptığı konuşmada, “Dünya, yeni ve gelecekteki trendleri görmek için New York’abakıyor,” dedi.“Ve biz de yeni ve gelecekteki trendleri görmek için Target’a bakmalarını istiyoruz.”
Target’ın SoHo mağazasının iç görünümü
target’ın new york’un soho semtindeki yeni, moda odaklı mağazasına bir göz atalım
Müşteriler Target’ın SoHo mağazasına girdiklerinde, Target’ın Bullseye logosunun içini andıran uzun, kırmızı bir koridora girecekler. Mağazanın bu bölümüne “The Drop” adı veriliyor ve Target, yılın bu zamanına uygun temalar etrafında seçilmiş ürünleri burada sergileyecek, diye belirtti Sylvester.
Mağazanın büyük bölümü gibi, bu döner bölüm de yaklaşık dört ila altı haftada bir değişecek, diye ekledi.
Mağaza açıldığında, The Drop tatil teması etrafında şekilleniyor; dışarı çıkarken, evde dinlenirken veya bir davete ev sahibine hediye verirken ihtiyaç duyulabilecek kıyafetler ve eşyalar sunuyor. Mağaza vitrinleri, giyim, ev dekorasyonu, güzellik ürünleri ve daha fazlasını bir araya getirerek çeşitli kategorileri kapsıyor. Örneğin, The Drop şu anda, bir müşterinin arkadaşlarıyla evde bir gece geçirmesi durumunda isteyebileceği ürünlerden oluşan bir masa içeriyor; bunlar arasında kart oyunları, espresso martini karışımı ve kokteyller için göz alıcı cam eşyalar yer alıyor.
Sylvester, şirketin satıcılarının The Drop için önümüzdeki iki tema üzerinde zaten çalıştığını, bunlardan ilkinin Ocak ayında Yeni Yıl kararlarının alındığı dönemde sağlıklı yaşam, ikincisinin ise Şubat ayında Sevgililer Günü temasına odaklanacağını söyledi.
Müşteriler, selfie çekmek ve sosyal medyada paylaşım yapmak için tasarlanmış Target’ın “Broadway Güzellik Barı”na adım atabilirler. Burada, Target’a özel Fine’ry gibi parfüm markaları ve ulusal markaların trend mini yüz temizleyicileri, dudak parlatıcıları ve daha fazlasını içeren, sürekli değişen bir Target güzellik ürünleri seçkisi bulunacak.
target’ın new york’un soho semtindeki yeni, moda odaklı mağazasına bir göz atalım
Lansman sırasında Target, ünlü makyaj sanatçısı Katie Jane Hughes tarafından seçilen ürünleri sergileyecek.
Mağaza, “Güzellik Barı”nın yanı sıra, büyük şampuanlar, vücut yıkama jelleri ve pamuk topları gibi genellikle büyük mağazalarda bulunan ürünleri de satıyor.
Güzellik bölümünün yakınında, alışveriş yapanlar bir düğmeye basarak siyah beyaz bir selfie de çekebilirler.
Mağazanın düzeni yeni olsa da, Target’ın New York’taki diğer bazı şubeleriyle benzerlik gösteriyor: Bazı ürünler, bir çalışanın açması gereken vitrinlerin arkasında kilitli durumda.
target’ın new york’un soho semtindeki yeni, moda odaklı mağazasına bir göz atalım
Mağazanın birinci katının arka tarafında, Target, perakendecinin güzellik, moda ve ev kategorilerinden, stil anlayışıyla tanınan ünlüler ve diğer yaratıcılar tarafından seçilen ürünlerin yer aldığı, sürekli değişen bir “Küratörlü” sergisi sunacak. Alışveriş yapanlar, o kişinin favorilerini inceleyip satın alabilir veya bir QR kodunu tarayarak bunların listesini görebilirler.
Target’ın ilk “Curated By” koleksiyonunda, HBO’nun “Hacks” dizisinde rol alan oyuncu ve komedyen Megan Stalter’ın favorileri yer alıyor. Seçtikleri arasında bir dekoratif yastık, fuşya rengi bir çift terlik, metalik su şişeleri ve Universal’ın “Wicked: For Good” filminden esinlenilmiş kıyafetler bulunuyor.
Ayrıca mağazada, müşteriler Target’a özel ürünlerin yer aldığı “Hediye Sepeti”ni de bulabilirler.
Şu anda vitrinde Target’ın oyuncak markası Gigglescape’in tatil temalı peluş penguenleri, ayıları ve diğer ürünleri yer alıyor. Ayrıca perakendecinin bull terrier cinsi köpeği Bullseye temalı, hediye edilebilecek bazı ürünler de bulunuyor; bunlar arasında özel üretim Haribo jelibonları ve Bullseye Pez şeker dispenseri yer alıyor.
Sylvester, zamanla Target’ın SoHo mağazasına özgü ve sadece orada satılabilecek bazı ürünler sunabileceğini söyledi.
Alışveriş yapılabilirvideolar, dijital video ortamını pasif izlemeden aktif satın almaya dönüştürmeye yardımcı oldu. Connected TV reklamlarındaki QR kodlarından, tüketicilerin ekrandan ayrılmadan ürünleri sepete eklemelerine olanak tanıyan etkileşimli katmanlara kadar, konsept basit: video içeriğini anında işlem yapılabilir hale getirmek.
IAB’nin 2025 Dijital Video Reklam Harcamaları ve Stratejisi raporu, iş sonuçları elde edememenin, alıcıların yayın ortaklarına yaptıkları harcamaları kısmalarının 1 numaralı nedeni olduğunu gösteriyor; bu da video platformlarının tüm satış hunisinde rol oynamasını ve tüketiciler için alışverişi kolaylaştırmasını hayati önem taşıyor.
Ancak, alışveriş yapılabilir videoların yarattığı heyecan yadsınamaz olsa da, gerçeklik daha karmaşık. Benimsenme oranı artıyor, ancak alışveriş yapılabilirlik hala belirsiz, ölçüm tutarsız ve pazarlamacılar bu deneyimlere hangi bütçelerin ayrılması gerektiği konusunda hala tartışıyor. Bu durum, sektörü üç ana alanda zorluklarla karşı karşıya bırakıyor:
Standardizasyon
Tüketici davranışının evrimi
Parçalanmanın yoğunlaşması
‘Alışveriş Yapılabilir Video’nun Tanımı
Özünde, alışveriş yapılabilir video, tüketicinin bir mağazayı bulmak veya sepetine bir ürün eklemek gibi satın alma ile ilgili bir eylem gerçekleştirmesini sağlayan herhangi bir video reklamıdır. Bu eylemler genellikle, video ortamına sorunsuz bir şekilde entegre edilmiş yer paylaşımları gibi etkileşimli öğeler aracılığıyla gerçekleşir.
Tüketiciler zaten video üzerinden alışveriş yapıyor ve standardizasyon bu süreci hızlandırmaya yardımcı olabilir.
Alışveriş yapanlar video reklamlarını görmezden gelmiyor. Innovid’in 2025 CTV Reklamcılık İçgörüleri Raporu’na göre, ürün yer paylaşımları veya QR kodları gibi etkileşimli CTV formatları ortalama 71 saniye daha fazla etkileşim sağladı ve QR kod kullanımı yıllık bazda üç katına çıktı. Aslında, CTV alıcılarının üçte biri, CTV’yi programatik olarak etkinleştirirken en önemli beklenti olarak “yenilikçi/sürükleyici reklamları (örneğin etkileşimli, alışveriş yapılabilir) etkinleştirme yeteneğini” gösterdi ( IAB ).
Reklam formatlarından bahsetmişken… IAB Tech Lab’ın Ad Format Hero girişimi, bu birimleri platformlar genelinde standartlaştırmayı ve reklam içeriğinin bir kez oluşturulup tutarlı bir şekilde sunulmasını sağlamayı amaçlıyor. Ayrıca, reklamların etkileşim sinyallerini takip edebilmesini sağlayarak planlama ve ölçümdeki sürtünmeyi azaltıyor. Özellikle iki format, görüntülemeden alışverişe kadar olan yolculuğu daha somut hale getiriyor:
İçeriğin üzerine yerleştirilen reklamlar, QR kod taramaları veya uzaktan tıklamalarla ödeme yapmayı mümkün kılarak mobil dönüşümler için mükemmel bir çözüm sunar.
İçerik takıldığında duraklatma reklamları görünür ve kullanıcılara oynatmaya devam etmeden veya satın alma işlemi yapmadan önce ürün ayrıntılarıyla etkileşim kurmaları için zaman tanır.
Yapay Zekanın Etkisi Sadece Yaratıcılıkla Sınırlı Değil, Aynı zamanda Gelişen Alışveriş Yolculuğunu da Etkiliyor
Yapay zekâ, sadece reklam üretme şeklimizi değil, insanların alışveriş yapma biçimini de yeniden şekillendiriyor. IAB’nin yapay zekânın alışveriş yolculuğunu nasıl yönlendirdiğine dair araştırmasında, yapay zekâ, arama motorlarından sonra (alışveriş için yapay zekâ kullanan kişiler arasında) en etkili ikinci kaynak olarak sıralandı ve perakendeci uygulamalarını ve hatta arkadaş/aile tavsiyelerini bile geride bıraktı.
Yapay zekâ, araştırma ve karşılaştırma konusunda mükemmeldir; yapay zekâ destekli alışveriş yapanların %75’i, bunun karar verme süreçlerini hızlandırdığını ve satın alımlarında daha güvenli hissetmelerini sağladığını belirtmektedir. Yapay zekâ kullanımı arttıkça, daha fazla izleyicinin izlerken ikinci bir ekranda yapay zekâ destekli bir alışveriş yolculuğuna girmesi muhtemeldir. İşte burada, alışveriş yapılabilir videolar, izleyicilerin sorunsuz bir şekilde değerlendirme aşamasından sepete geçiş yapmalarına yardımcı olabilir.
CTV ve Perakende Medya Ağlarının Kırılmış Birleşimi
Nielsen’e göre, ABD’li izleyiciler içeriğe 89 yayın platformu ve 32.000’den fazla doğrusal kanal aracılığıyla erişiyor; bu da içerik tekrarını önleme ve frekans yönetimi açısından önemli zorluklar yaratıyor. Aynı zamanda, Digiday’in bildirdiğine göre, ABD’de 200’den fazla perakende medya ağı faaliyet gösteriyor ve bu da markalar için çoklu perakendeci planlamasını özellikle karmaşık hale getiriyor.
CTV parçalı bir ekosistemdir. RMN de parçalı bir ekosistemdir. Bu iki ekosistem arasında optimizasyon sağlamak, en hafif tabirle, zorlu olabilir.
Bu parçalanma, satın almalar ve ortaklıklar yoluyla da yeniden şekilleniyor. Gerçek dünya ağları (RMN’ler), ticaret yeteneklerini doğrudan oturma odasına getirmek için video platformları satın alırken, yayın hizmetleri de daha hassas hedefleme için birinci taraf verilerini kullanmak üzere perakendecilerle ortaklık kuruyor.
Bu adımlar, alışveriş yapılabilir videonun sadece bir reklam formatı değil, perakende medya ekosisteminin temel bir parçası olacağı, içerik deneyimlerine entegre edileceği ve zengin verilerle destekleneceği bir geleceğe işaret ediyor. Bu, alışveriş yapılabilir videonun, medya sahipleri ve perakendeciler arasındaki ortak stratejilerin merkezinde giderek daha fazla yer alacağı ve güçlü hedefleme ve kapalı döngü ölçüm fırsatları sunacağı anlamına geliyor.
Benzer şekilde, alışveriş yapılabilir videolar marka oluşturma ve dönüşümün kesişim noktasında yer alır; bu da sahipliğin kuruluşlara göre değişebileceği anlamına gelir, zira CTV ve RMN’ler hem marka hem de müşteri/ticaret bütçelerinden yararlanır. Bu da “kimin neye sahip olduğu” sorusunu gündeme getirir. Alışveriş yapılabilir videolar, tarihsel olarak üst hunide yer alan bir kanalı alt huniye indirgiyorsa, bunu marka ekibi mi yoksa ticaret ekibi mi etkinleştirir? Bu karışıklık, tekrarlanan çabalara ve sonuç olarak zaman ve harcama kaybına yol açabilir.
IAB, önümüzdeki yıl bu zorlu konuları ele alacak ve ticari bir bakış açısıyla video kullanımını etkinleştirmeye yönelik en iyi uygulama kılavuzunu yayınlayacak.
Videonun Geleceği Neden Sonuç Odaklı?
Alışveriş yapılabilir videolar artık bir yenilik değil ve medya ve ticaret ekosisteminde stratejik bir temel unsur haline geliyor. Tüketiciler, etkileşim ve satın alma davranışlarında artış göstererek ve platformlar ticareti izleme deneyimine entegre etmek için yarışarak, bu konuya açıkça ilgi gösteriyorlar.
Ancak ölçeklendirme yolu karmaşık. CTV ve perakende medya ağlarındaki parçalanma, gelişen tüketici beklentileri ve yapay zeka destekli alışveriş yolculuklarının yükselişi yeni bir düşünme biçimi gerektiriyor. RMN’ler video platformlarını satın alırken ve yayın hizmetleri perakendecilerle ortaklık kurarken, alışveriş yapılabilir video, içerik ve ödeme arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak çok kanallı ticaretin temel taşı haline gelmeye hazırlanıyor.
Yayıncılar için bu, etkileşimli formatları ve sonuç odaklı ölçümü destekleyen içerik oluşturmak anlamına gelir. Perakendeciler için ise, büyük ölçekte kapalı döngü performans sunmak için birinci taraf verilerinden ve video ortaklıklarından yararlanmak demektir. Markalar ve ajanslar için fırsat açıktır: videonun sadece hikaye anlatmakla kalmayıp aynı zamanda satışları da artırdığı bir geleceğe hazırlanın.
Nike CEO’su Elliott Hill ve CFO’su Matt Friend, 30 Kasım’da sona eren 2026 mali yılının ikinci çeyreği ve ilk altı ayına ait şirket sonuçlarını açıkladıklarında, üç konuda net bir şekilde ifade verdiler: Birincisi, markanın spor odaklı yeniden konumlandırma stratejisi işe yarıyordu. İkincisi, bu yeniden konumlandırmanın sonuçları Kuzey Amerika rakamlarında zaten güçlü bir şekilde kendini gösteriyordu. Ve üçüncüsü, Çin hâlâ tam anlamıyla bir yeniden yapılanma sürecinin ortasındaydı. Ya da Hill’in ifade etmeyi sevdiği gibi, beyzbol terminolojisiyle: Çin hâlâ toparlanmasının orta aşamalarındaydı.
Gerçekten küresel bir işletme olarak, büyümenin farklı oranlarda gerçekleşmesi normaldir ve aynı durum bir durgunluktan toparlanırken de geçerlidir. İstenmeyen stokların devasa bir yığınının henüz tamamen ortadan kaldırılmadığı ve mağazaların eski püskü hale geldiği Çin’deki sonuçların harika olması beklenmiyordu ve bu beklentiler karşılandı. Farklı coğrafyalardaki ilerlemeyi karşılaştıran Hill, biraz abartılı bir şekilde, “Çin’de önümüzde çok uzun yol var” dedi. İleriye dönük olarak, CFO Matt Friend, üçüncü mali çeyrekteki Çin sonuçlarının “ikinci çeyrekte gördüklerimizle nispeten aynı doğrultuda” olacağını ekledi.
Hill, Çin hakkında şunları söyledi: “Çin pazarına yaklaşımımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiği açık.” Teşhis olarak şunları ekledi: “Büyümemiz spor yoluyla olacak, ancak gerçek şu ki, fiyat üzerinden rekabet eden bir yaşam tarzı markası haline geldik.” Markanın içinde bulunduğu durumu, ilgi çekici olmayan mağazaları ve stokları eritmek için sürekli yapılan promosyonları eleştirdi. Pazar yerinin hala büyük bir temizliğe, iyileştirilmiş görsel sunuma ve ürün yerleştirmeye ihtiyacı vardı. “İstediğimiz hızda ilerlemiyor,” diye itiraf etti. Adil olmak gerekirse, Nike aynı zamanda Çin’de Anta ve Li Ning gibi yerli rakiplerine fayda sağlayan milliyetçilik rüzgarıyla da mücadele ediyor.
Çin hariç, durum daha parlaktı.
Büyük Çin bölgesindeki satışlar, üçüncü çeyrekte bir önceki yıla göre %17 azalarak 1,4 milyar ABD dolarına geriledi; bu düşüş, ilk çeyreğe göre daha sert oldu. Bölgedeki ayakkabı satışları %21, giyim satışları ise %6 oranında düştü. Çin işletmesinin faiz ve vergi öncesi kârı (EBIT) ise yaklaşık yarı yarıya azalarak 191 milyon ABD dolarına indi.
Şirket için genel tablo çok daha parlaktı. Çeyrek boyunca Nike’ın küresel gelirleri %1 artarak 12,4 milyar ABD dolarına ulaştı. Kuzey Amerika gelirleri %9 gibi cesaret verici bir oranda artarken, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da bu artış %3 oldu. Asya, Pasifik ve Latin Amerika’da ise gelirler %4 düştü. Şirket genelindeki brüt kâr marjı, özellikle toptan satışta devam eden acımasız stok düzeltmesi ve gümrük vergisi maliyetlerindeki artışlar nedeniyle 300 baz puan düşerek %40,6’ya geriledi. Pazarlama giderleri %13 arttı; şirket, basketbol, tenis, koşu (özellikle Chicago Maratonu ve Paris’te bir kadının dört dakikanın altında mil koşma girişimi), futbol, Özel Olimpiyatlar ve beyzbol dahil olmak üzere büyük spor etkinlikleriyle olan iş birliklerine yoğun yatırım yaptı. Pazarlama maliyetlerindeki bu artışı dengeleyen unsur ise işletme giderlerindeki %4’lük düşüş oldu ve genel satış, genel ve idari giderler geçen yılla aynı seviyede kaldı. Net gelir 792 milyon dolar olarak gerçekleşti ve bu da bir önceki yıla göre %32’lik bir düşüş anlamına geliyor.
Nike ve Lululemon Çin Seddi’ne Nasıl Meydan Okuyor?
Lululemon: Çin’de güçlü, Kuzey Amerika’da daha zayıf.
Nike’ın raporu, küresel spor giyim markası Lululemon’un 27 Ekim’de sona eren 2025 mali yılının üçüncü çeyreğine ilişkin raporunun hemen ardından geldi. Aktif giyimde Nike ile örtüşen Lululemon’un, Kuzey Amerika’dan sonra ikinci en büyük pazarı olan Çin pazarında da büyük bir payı bulunuyor. Lululemon, bu çeyrekte Çin anakarasında %46 gelir artışı ve %24 mağaza içi satış artışı bildirdi. Şirket yönetimi, yılın geri kalanında da aynı ivmenin devam etmesini bekliyor. Mali İşler Direktörü Meghan Frank, yatırımcılara güçlü sonucun kısmen şirketin dış giyim ürünlerine beklenenden daha güçlü bir tepki verilmesinden ve Lululemon e-ticaret sitesinde Bekarlar Günü‘nün (11 Kasım veya 11/11 Günü) daha erken başlamasından kaynaklandığını söyledi. CEO McDonald, markanın Çin’deki “tüm kademe şehirlerde” güçlü bir performans sergilediğini ve pazar payı kazandığını da sözlerine ekledi.
Ticaret etkileri
Vergi etkisi ve de minimis kuralının kaldırılması, şirketin ABD’deki satışlarını, brüt kâr marjını ve net kârını büyük ölçüde etkiledi. Sorun sadece Lululemon’un giyim ürünlerinin çoğunun tedarik edildiği ülkelerin ABD’de daha yüksek vergilerle karşı karşıya kalması değil. Şirketin ABD’deki müşterilerine yaptığı e-ticaret satışlarının çoğu Kanada’daki dağıtım merkezlerinden karşılanıyor ve bu merkezler artık küçük siparişler için geçerli olan ve kaldırılan de minimis gümrük vergisi muafiyetinden yararlanamıyor. Şirket anavatanı Kanada’daki varlığını sürdürmek istese de, tedarik zincirinde gelecekte bazı değişiklikler yapılması gerekecek.
Küresel gelirler ABD’de %3, Kanada’da ise %1 oranında düşüş gösterirken, Çin de dahil olmak üzere diğer bölgelerde %33’lük güçlü bir artış kaydetti. Dünya genelinde şirket gelirleri %7 artarak 2,6 milyar ABD dolarına ulaştı.
Brüt kâr marjı, tarife etkisi, indirimler ve olumsuz döviz kuru hareketlerinin üçlü etkisiyle 290 baz puan azalarak %55,6’ya geriledi. Şirket, yalnızca vergi etkisinin bile 2025 mali yılında faaliyet gelirini 210 milyon ABD doları azaltacağını tahmin ediyor. Çeyrek net kârı 306,8 milyon dolar olup, %13’lük bir düşüş gösterdi. Mali İşler Direktörü Frank ayrıca, Kuzey Amerika’daki satış ivmesinin Şükran Günü‘nden bu yana biraz yavaşladığı konusunda da uyardı.
Lululemon, çeyreği dünya genelinde 796 mağazayla kapattı; bu sayıya son 12 ayda açılan 47 yeni mağaza da dahil. Şirketin Kuzey Amerika’daki vasat sonuçları ve hisse senedi fiyatının dibe vurması, hatta batması ve Noel haftasına kadar değerinin %44’ünü kaybetmesi nedeniyle Calvin McDonald, 31 Ocak’ta sona erecek mali yılın sonunda CEO’luk görevinden ayrılıyor.