Ana Sayfa Blog Sayfa 384

Starbucks ‘Daha Yeşil’ Olarak Tanımladığı Mağazaları Genişletiyor. Mağazalarda %30 Daha Az Enerji Kullanılacak

Kahve devinin 2018’de duyurduğu ve World Wildlife Fund ile ortaklaşa geliştirdiği “Daha Yeşil Mağazalar Çerçevesi”, enerji kullanımı, su kullanımı ve çöp atıklarında azalma sağlayan düşük etkili mağazaların gelişimini hızlandırmak için tasarlandı.

Starbucks’ın şu anda ABD ve Kanada’da bu çerçevede 2.300’den fazla mağazası var. 2025 yılına kadar dünya çapında 10.000 “Daha Yeşil Mağaza” inşa etme ve güçlendirme hedefine ulaşmak için modeli Kuzey Amerika dışında da kullanmaya başlayacak.

Starbucks, Kuzey Amerika’daki yeşil mağazalarının, şirketin önceki mağaza tasarımlarına kıyasla enerji tüketimini %30 oranında azalttığını söyledi.


Ek olarak, gelişmiş teknolojilerin kullanılmasıyla yıllık su kullanımı %30’dan fazla azaltılarak yılda 1,3 milyar galondan fazla su tasarrufu sağlanmış. Ve şirket tarafından işletilen mağazaların %90’ı geri dönüşüm, kompostlama ve diğer programlar dahil olmak üzere atık toplama ve döngüsel uygulamaları benimsemiştir.

Starbucks mağaza geliştirme kıdemli başkan yardımcısı Andy Adams, “Daha Yeşil Mağazalar tasarlamanın ve inşa etmenin yalnızca sorumlu değil, aynı zamanda iş için de en iyisi olduğunu kanıtladık” dedi. “2018’de, uzun vadeli, çevreye duyarlı operasyonları ele almak için inşaat ve tasarımın ötesine geçen perakendede yeni bir ölçüt oluşturduk. Bugün, Pozitif Gezegen hedeflerimize doğru ilerlememizi hızlandırmak için Daha Yeşil Mağazalar kriterlerini küresel olarak genişletiyoruz.”

Starbucks, Kuzey Amerika dışındaki ilk Yeşil Mağazasını Çin’in Şanghay kentinde açtı. Bu mağaza ile ilgili detaylara aşağıdaki yazımızdan erişebilirsiniz.


Aralık ayında Starbucks, Arizona Eyalet Üniversitesi’nin kampüsünde ‘ASU-Starbucks Center’ adı altında bir merkez açacak. Bu merkez, mağaza tasarlamanın yeni yöntemlerini araştıracak ve markaya “yaşam döngüleri boyunca çevresel etkileri en aza indiren bina portföyleri tasarlama, inşa etme ve işletme konusunda ilham verecek.”

Black Friday Bu Yıl Dünyanın En Yoğun Alışveriş Günü Olacak

Dünya çapında 2021 indirim günlerinde en yoğun alışveriş günleri için tahminler Johnson Controls’un önde gelen küresel perakende çözümleri portföyü olan Sensormatic Solutions tarafından yayınlandı. Raporda perakende mağaza trafiğinin 2019 pandemi öncesi seviyelere göre %18,6 düştüğünü bildiriliyor; 2021 ise, küresel pandemiden etkilenen ikinci tatil sezonu olarak kayıtlara geçmiş durumda.

COVID-19 hala bir numaralı manşet konumuzken, aşı bulunabilirliği ve güvenlik önlemleri, birçok tüketicinin mağazalarda daha rahat alışveriş yapmasını sağladı. En yoğun 10 indirim günü, genellikle fiziksel mağazalara yapılan tüm indirim alışveriş ziyaretlerinin yaklaşık %40’ını oluşturuyor. 2019’daki en yoğun on gün için alışveriş trafiği, toplam sezonun gerçek zamanlı trafiğinin %46,5’ini oluştururken, 2020’de en yoğun alışveriş günleri %35,2’yi bulmuştu. 2019’un pandemi öncesi seviyelerine kıyasla, bu yılki tatil trafiğinin %10 ila %15 arasında bir düşüş olacağı tahmin ediliyor.

Ancak İndirim Takvimi Bu Yıl Değişecek

Geçen yıl indirim günlerindeki satışlar, Kasım ve Aralık dahil olmak üzere 876 milyar dolara ulaşmıştı. Ancak bu yılın takviminde önemli bir değişiklik var, Amazon Prime Day Ekim’den Haziran’a kaydırılıyor. Geleneksel olarak Amazon, Temmuz ayında Prime Day’e sahipti, ancak geçen yıl pandemi nedeniyle, etkinliği Ekim ayına taşıma kararı aldı ve birçok perakendecide 2020 Ekim’inde başlayan Black Friday fırsatlarının başlamasına neden oldu.

pexels photo 5947554 1
black friday bu yıl dünyanın en yoğun alışveriş günü olacak 2

İndirim Alışverişi Bu Sene Yine Erken Başlıyor

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, indirim günlerinde alışveriş sezonu çok daha erken başladı ve bu da daha uzun bir alışveriş serüvenine neden oldu. Bu sene de trendin devam etmesi bekleniyor. Tüketiciler, alışveriş listelerindeki ürünleri aldıklarından emin olmak için alışverişe erken başlayabilir. Bu sebeple tahmin edilen en yoğun günlerin mağaza içi trafiği zirve noktasına çıkaracağı, ancak geçen yıl olduğu gibi tüketicilerin nakliye gecikmeleri ve sosyal mesafeyle ilgili devam eden endişeleri dengelemek için alışverişlerine daha erken başlayacakları düşünülüyor. Ayrıca uzaktan çalışmanın alışveriş trafiğini arttıracağı biliniyor.

Müşterileri Güvende tutmak

Bu süreçte perakendecilerin en büyük endişesi güvenli bir alışveriş ortamı sağlamak. Tabi perakendecilerin yoğun günlerde güvenli alışveriş ortamı sağlamak için uygulayabilecekleri bazı temel stratejiler bulunuyor. Öncelikle, perakendeciler, çevrimiçi satın alma, mağazadan teslim alma veya arabaya teslim alma gibi karma alışveriş seçenekleri uygulamaları güvenli alışveriş ortamı sağlamaya yardımcı olacaktır. Elbette, çalışma saatleri ve farklı mağaza karşılama seçenekleri eklemek, mağaza işgücü modellerini yeniden düşünmeyi gerektirecektir.

Facebook Kesintisi Perakendecilere Satışlarda Neye Mal Oldu?

Facebook’un 2009’dan bu yana en büyük kesintisi, tüm dünyadaki perakendecilere satışlarda binlerce eksiye mal oldu.

Whatsapp, Instagram ve Facebook’a toplam 6 saatten fazla bir süre erişim sağlanamadı.

Her üç platform da dünya çapında binlerce işletme için alışveriş olanakları sunuyor ve kesinti, birçoğunu işlem yapamaz hale getirdi.

Facebook’tan yapılan açıklamada, “Dünyanın dört bir yanında bize güvenen tüm insan ve işletme topluluğuna: üzgünüz” denildi.

Sosyal medya devi şimdiye kadar dünya çapında milyarları etkileyen kesintiye neyin sebep olduğu hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Dünya çapında 3,5 milyardan fazla insan, iletişim kurmak, satış yapmak ve işlerini genişletmek için bu üç platformu kullanıyor. Kesinti, bu işletmelerin altı saatten fazla ticaret yapamadığı anlamına da geliyordu.

Facebook, Whatsapp, Instagram’ın tüm dünyada sadece bir saat kapalı kalması bile ekonomide 160 Milyon Dolarlık bir kayba sebep oldu.

netblocs
facebook kesintisi perakendecilere satışlarda neye mal oldu? 5

Türkiye için ise bu rakam sadece 1 saat için yaklaşık 10 Milyon TL’lik bir kayba sebep oldu.

turkey
facebook kesintisi perakendecilere satışlarda neye mal oldu? 6

Perakende Çalışanları için Maaş Artık Neden Yeterli Bir Kriter Değil?

İçinde bulunduğumuz dönemde çalışanlar sadece maaş artırımı gibi eski yöntemleri önemsemiyorlar. Bu yüzden modası geçmiş yöntemler artık birer birer rafa kaldırılıyor. Perakendecilerin, son aylarda mağaza trafiği arttığından istihdam boşluklarını doldurmak ve personel seviyelerini korumak için son derece mücadele ettiğini biliyoruz.

Yakın tarihli istatistiklere göre, Haziran ayında 67.000 artışla önemli bir büyümenin ardından perakendede işe alımlar yükseldi, ancak Temmuz (6.000 düşüş) ve Ağustos (29.000 düşüş) aylarında düşüş yaşandı.

Makro düzeyde, perakende şirketlerinin istihdam ettiği kişi sayısı, perakendecilerin ek personel almak için giderek artan umutsuz girişimlerine rağmen, hala pandemi öncesi seviyelerin altında. Buna karşılık büyük perakendeciler çalışanları çekmek için asgari ücretlerini artırıyor.

Ne yazık ki, çalışanlar eskiden olduğu gibi bu yöntemlerle eskisi kadar çok ilgilenmiyorlar ve bu durum bazı şirketlerin personel sıkıntısı çekmelerine neden oluyor. Neden? Öncelikle, perakendecilerin çoğu, bu senaryodaki en kolay kaldıraca, yani maaş faktörüne güveniyorlar.

Neden Daha Yüksek Ücret Çözüm Değil?

Perakende operasyonları platformu Zipline’e göre perakende çalışanlarının önemli bir bölümü, özellikle pandemi sırasında şirketleri tarafından ihmal edildiğini ve değer verilmediğini hissediyor. Şaşırtıcı bir şekilde perakende çalışanlarının %42’si, pandeminin ardından sektörü bırakmayı düşündüklerini veya ayrılmayı planladıklarını belirtiyor.

Z ve Y kuşağının tam zamanlı iş gücünün yaklaşık %50’sini oluşturduğu bir dünyada, daha yaşlı nesiller işgücü piyasasından ayrılınca, perakendecilerin genç çalışanlarının motivasyonlarını anlamadığı giderek daha açık hale geliyor.

Bir Gallup anketinde, Z ve Y kuşağı, çalışanlarının refahını önemseyen işverenlere daha çok değer verdikleri ortaya çıktı. Ayrıca genç kuşak etik değerlere sahip bir kuruluşta çalışmak istiyor ve işyerinde çeşitliliğe ve kapsayıcılığa değer veriyorlar. Ayrıca, genç nesiller “takdir edilmek” istiyor, işyerinde koçluk yapılmasını ve geliştirilmeyi bekliyorlar.

Perakendeciler Ne Yapmalı?

Ayrıcalıklar ve sosyal haklar — Günümüz dünyasında asgari ücret çalışanı etkilemek için yetersiz. Giderek daha fazla şirket artık kar paylaşımı, ikramiye programları, öğrenim yardımı ve çocuk bakımı gibi diğer avantajlar gibi ek teşvikler sunuyor.

Esneklik ve zamanlama — Uygun zaman çizelgeleri ve esneklik bir ayrıcalıktır. Bu, daha kısa vardiya süreleri, geleneksel olmayan çalışma zamanları veya kolay çalışma saatleri ile kendini gösterebilir.

Eğitim ve kişisel gelişim — İş başında eğitim, beceri hedefli eğitim ve kariyer geliştirme fırsatları, birçok genç çalışan için olmazsa olmaz unsurlar.

Çalışma ortamı ve güvenlik — Özellikle pandemi sonrası bir ortamda, çalışanların güvenliğine ve huzuruna öncelik vermek çok önemli. Çalışanlar, saygılı ve sağlıklı bir kültür oluşturan tutkulu mağaza yöneticileri arıyor.

Kültür, misyon ve amaç — İşçiler, çalışanları ortak bir amaç doğrultusunda birleştiren, çeşitlilik programlarına güçlü yatırımlar yapan, üretken ve daha eşitlikçi bir ortamı teşvik eden işverenler arıyor.

Bununla birlikte belirli markalar kendilerine özel benzersiz ve farklı bir yaklaşım geliştirmek için şirket kültürü, müşteri beklentileri ve çalışan motivasyonları gibi bir dizi girdiyi dikkate alıyor. Örneğin, bir perakendecideki çalışanlar en çok rekabetçi saatlik ücrete değer verirken, diğerinde program esnekliğine ve yaşam tarzına uygun ortama değer verebiliyorlar.

Bu sebeple çalışanların eğitimine, çalışma ortamına ve kültürüne önem vermek daha önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Ikea ‘Close to You’ Konsepti ile Dünyada İlk Kez Bir Süpermarket İçerisinde Mağaza Açtı

Ev mobilyası devi Ikea, Hong Kong’da dünyanın ilk Ikea Close to You konsept mağazasını açtı. Yani bir süpermarket içerisindeki ilk Ikea mağaza alanı.

3000 metrekareden fazla bir alana yayılan Ikea Close to You, köfte, somon, sos ve çeşnilere kadar 120 İsveç imzalı gurme lezzet ile birlikte 110’dan fazla ev mobilyası ürününe ev sahipliği yapıyor.

Ikea’ya göre, yeni konsept dijital deneyime odaklanıyor ve esnek teslim alma süresini ve ücretsiz gönderimi destekleyen kendi kendine teslim alma dolapları gibi bir dizi çözüm sunuyor. Mağazada 50 adet ev dekorasyonu ilhamı sunan 2 metre yüksekliğinde interaktif bir ‘Mobilya Dijital Deneyim Alanı’ ve ücretsiz yemek tarifleri sunan “İsveç Pişirme İnteraktif Ekranı” bulunuyor.

ikea close to you
ikea 'close to you' konsepti ile dünyada i̇lk kez bir süpermarket i̇çerisinde mağaza açtı 9

Yeni mağaza, 1 Ekim Cuma günü lansmanı yapılan Market Place Discovery Bay’de Bread Pantry ile birlikte açıldı. Ikea Close to You, aynı zamanda perakendecinin bir süpermarket içinde bulunan ilk mağazasıdır.

market place store
ikea 'close to you' konsepti ile dünyada i̇lk kez bir süpermarket i̇çerisinde mağaza açtı 10

Ikea’nın Hong Kong ana franchise’ına sahip olan Dairy Farm Group’un sahibi olduğu Market Place, Singapur, Tayvan, Hong Kong ve Malezya’da açılan mağazaları olan üst düzey bir süpermarket zinciridir. Zincir, 2007 yılında Jasons tarafından Market Place adı altında Hong Kong’a girdi.

H&M Gibi Moda ve Güzellik Markaları Neden Yaşlanmayı Benimsiyor ?

H&M, New York stil ikonu, moda tasarımcısı, rengarenk aksesuarlar ve canlı kıyafetleri kullanmayı seven, imza niteliğinde büyük kalın çerçeveli gözlükleriyle tanınan ve yalnızca ama yalnızca kendisi için giyinen Iris Apfel ile iş birliğini duyurdu.

Her gün önde gelen moda markalarının yaşça büyük isimlerle biriyle iş birliği yaparak koleksiyon çıkardığını göremiyoruz artık. Geçtiğimiz hafta 100.yaşını kutlayan Aphel, H&M markasının 2022 başında çıkarmaya hazırlandığı eklektik elbiseler, setler ve çeşitli aksesuarlar içeren koleksiyonuna ilham oldu. Aphel’in ‘Neden sıkıcı olmak zorunda ki?’ düşüncesi sayesinde koleksiyon yalnızca yaşı büyük insanlara değil her yaş ve bedenden insana hitap edecek şekilde hazırlandı.

‘Stil sahibi olmak tonlarca para harcamak demek değil, neyi ya da kimi giydiğin değil onu giyerken ne hissettiğinle ilgilidir. Bunların da ötesinde stil sahibi olmak bir nevi kendini ifade etme biçimi ve bir tavırdır.’ Sözleriyle modaya bakış açısını ortaya koyan Apfel daha önce de birçok küresel markaya iş birliği yaptı.

H&M’in kreatif danışmanı Ann-Sofie Johansson koleksiyonu, gösterişli kumaş seçimleri ve canlı renkleriyle eğlenceli, gösterişli ve zengin olarak tanımlıyor. Johansson görünümlerin gösterişli takılarla taçlandırılarak Iris’in istediği şaha şahalı noktaya ulaştığını söyledi. Eşsiz ve sıra dışı bir kadını ve onun cüretkâr tarzını kutluyoruz diyen Johasson, Apfel’in insanları modanın zamansız ve yaşı olmayan bir şey olduğu konusunda teşvik ederek istedikleri şeyi giymeleri ve bunu yaparken eğlenmelerini sağlamaya çalıştığını söyledi.

Moda endüstrisinin büyümesiyle birlikte her zaman böyle cesur seçimler yapan markalar görmüyoruz ama bu H&M’in bu çerçevede yaptığı ilk iş birliği değil. 2016 yılında da mayo koleksiyonunun yüzü olarak 60 yaşındaki model Gillean Mcleod ile çalıştığını görmüştük. Yine farklı yerel markaların geçmişte yaş çeşitliliğine önem vererek yaşça büyük insanlarla kampanyalar yaptığına şahit olduk ama bu önümüzde bu konuyla ilgili uzun bir yol olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Güzelliğin sadece gençken kabul görebildiği inancını yıkmak ve bu konudaki önyargıları kırmak için güzellik ve moda sektörünün üstüne düşen çok fazla şey var. Sosyal medyada son yıllarda popülerleşen ‘kendini olduğu gibi sevme ve kabul etme’ trendi markalara da bu yönde çalışmalar yapmaları için ön ayak oluyor.

Özellikle bazı markaların manken ya da marka yüzü olarak büyük beden kadınları ya da standart güzellik ölçüleri dışındaki kadınları kullanmaları bu bağlamda oldukça faydalı oldu. İnsanlar reklam ve kampanyalarda kendilerine çok uzak yüzler görmekten sıkıldıklarını artık sosyal medyada rahatça ifade edebiliyor. Bu sayede de perakende sektörü tüketicilerin her zaman gençlik ve güzellik arayışında olmadığını anlamaya başladı. Tüketiciler reklam ve kampanyalarda ilişki kurabilecekleri, ortak paydada buluşabilecekleri kişileri görmek istiyor.

Kadınların yaş aldıkça kendilerini güzel ve bakımlı hissetme ihtiyacının artmasıyla birlikte markalar da buna yönelik çalışmalar yapmaya başladı. Bu rekabet ortamında markaların öne çıkmak için yapmaları gereken şey her yaşa ve her ihtiyaca uygun ürünler yapmak. Güzellik ve moda sektörünün hitap ettiği demografik nüfusun büyüklüğü hiç de göz ardı edilecek gibi değil bu yüzden bu konuda markaların yaptığı yer yatırım karşılığını bulacaktır.

Perakendecilerin Bir Uygulamadan Daha Fazlasına İhtiyacı Var

Son zamanlarda, tüketiciye ulaşmanın yolları giderek artıyor. Tek kanallı sistemlerden çok ve parçalı kanallı sistemlere doğru adım attığımız bu günlerde sadece alışveriş uygulaması üzerinden tüketiciyi etkilemek doğru bir seçim sayılmaz. Ancak sosyal medya ve dijital pazarlama ile birlikte etkili bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.

Doğrudan tüketiciye ulaşılan, sosyal medyanın ve dijital pazarlamanın etkin bir şekilde kullanıldığı pazar oyunları devrinde alışveriş uygulamalarının tüketiciye ulaşma noktasında demode kaldığını düşünebilirsiniz. Özellikle bu düşünce sebebiyle pazarlamacıların başka sosyal mecralara odaklandığını da fark etmek mümkün. Ancak bunun aksine Accenture’ın yeni araştırmasına göre her üç tüketiciden ikisi sipariş vermek için markanın kendi uygulamasını kullanıyor.

Peki sadece mağaza uygulamasına odaklanmak doğru mu? İçinde bulunduğumuz devirde bir uygulama yaratmanın ve bunun etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamanın bazı zorlukları var. Müşterilerin markayla olan ilişkisini dikkatlice haritalayıp anlamak ve daha geniş bir marka stratejisinin parçası olarak bu ilişkiyi geliştirmek için zaman ayırmak gerekiyor. Covid döneminde yapılan tüketici araştırması, tüketiciler için en hızlı büyüyen kanallardan bazılarının canlı yayın (yüzde 33) ve sosyal ticaret (yüzde 36) olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden uygulama stratejilerini kurgularken bu yeni ve hızla büyüyen temas noktalarını işin içine katmak mantıklı olacaktır. Müşteriler bu temas noktaları aracılığıyla marka ekosistemine girdiğinde, onlarla olan ilişkilerimizi kişiselleştirme yeteneğimizi en üst düzeye çıkarmış oluruz.

Örneğin Coca-Cola’nın 2020’de gerçekleştirdiği kampanyaya göz atalım. Marka, mağazalardaki şişelerdeki etiketleri kişiselleştirerek kullanıcıları #shareacoke hashtag’i ile selfie’ler göndermeye davet etti. Bu sayede Coca-Cola, bir marka pazarlama kampanyasını, kişiselleştirme stratejisini, derin, kişiselleştirilmiş ve keyifli bir deneyim üretmek için tüketicilerle buluşturdu. Bu sayede her anı alışveriş yapılabilir hale getirmeyi amaçladı.

Ancak bir perakendecinin stratejisi bir yiyecek-içecek markasının stratejisinden farklı olmalıdır. Perakendeciler, teknolojilerinin son derece akılda kalıcı ve ilgi çekici anlar sunmalarını sağlamalıdır. Tüketicilerinizle hikaye anlatımını desteklemek için kanallar arasında tutarlı ve bağlantılı deneyimler üretebilmelisiniz. Canlı yayın ve diğer sosyal mecralardaki iletişim kanalları bir perakendeci için oldukça önemli olabilir.

Markanın, müşteri hizmetlerini, müşterilerin gerçek zamanlı olarak sohbet edebileceği ve ürünleri doğrudan sepetlerine ekleyebileceği uygulaması sayesinde müşterilerle devam eden insani bağlantıyı sürmüş oluyor.

Özetle uygulamalar önemli ancak onları daha geniş stratejilerle desteklemek gerektiği göz önünde bulunuyor. Perakendeciler, uygulamalarını daha geniş marka ve katılım stratejilerine entegre etmeli, onları marka değerlerine geri bağlamalı ve uygulamalarının kusursuz, kişisel ve bağlantılı bir müşteri deneyimine nasıl katkıda bulunacağına dair stratejik bir farkındalıkla ilerlemelidir.

Rekabet Kurulu, Trendyol Hakkında Geçici Tedbir Kararı Verdi

Rekabet Kurumunun internet sitesinde yer alan duyuruya göre, Trendyol hakkında Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili maddelerinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla ön araştırma yapılmasına karar verildi.

Önaraştırma sürecinde algoritmalar ve bilişim sistemlerinde yer alan veriler üzerinde yapılan yerinde inceleme sonucunda, Trendyol’un, hem 3’üncü taraf satıcıların satışlarına aracılık ettiği hem de TrendyolMilla, TrendyolMan ve TrendyolKids gibi kendi markalarının satıcısı olduğu aynı platform üzerinde, kendi ürünlerine haksız avantaj sağlayacak şekilde listeleme algoritmasına müdahale ettiği, kendi markalarının pazarlama stratejisinin oluşturulmasında pazaryeri faaliyetleri kapsamında elde edilen verileri kullandığı, yine algoritmaya yapılan müdahalelerle pazaryerinde satış yapan satıcılar arasında ayrımcılık yaptığı tespit edildi.

Bu deliller ile birlikte, çok kategorili pazaryeri platformları pazarında Trendyol’un, son yıllarda, başta moda olmak üzere, tüm kategorilerde önemli pazar payı elde ettiği dikkate alındığında söz konusu uygulamaların nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararlar doğurma ihtimalini taşıdığından geçici tedbir alınmasına karar verildi.

Bu kapsamda, Trendyol’un, algoritma ve kodlama aracılığıyla yapılan müdahaleler de dahil, kendi ürünlerini kayırmaya, satıcılar arasında ayrımcılık yapmaya ve pazaryeri faaliyetlerinden elde ettiği verileri kendi markaları lehine paylaşımına ve kullanımına yönelik tüm davranışlardan kaçınması ve bu kararların denetlenebilirliğini teminen gerekli her türlü teknik, idari ve organizasyonel tedbirleri alması gerektiğine karar verildi.

Covid Sonrası Dönemde Çalışanların Ruh Sağlığı Neden Önemli?

Covid-19 salgını henüz bitmedi. Fakat Avrupa genelinde şirketlerin bu gerçekle yaşamayı öğrenmeye başladığı söylenebilir. Birçok şirket ofislerini yeniden açıyor, işe alımlar yapıyor ve 2020’nin başından beri askıya alınmış olan personel geliştirme programlarını yeniden başlatıyor.

Öyleyse neden adaylar sevinçten havalara uçmuyor? Gerçek şu ki kapanmalar, hayal kırıklıkları ve sağlık kaygıları döngüsünün olumsuz etkilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte çalışanlar son bir yıldan bu yana epeyce zorlandılar. Ayrıca ruh sağlığı sorunlarına karşı bir aşı olmadığı için, en iyi yetenekleri çekmek istiyorsanız, destekleyici bir kültüre ve sağlığa öncelik veren politikalara sahip olduğunuzdan emin olmanız gerekir.

Bu hedeflere ulaşmanıza yardımcı olmak için, Michael Page, Avrupa genelinde yaklaşık 4900 aday arasında yürüttüğü ankette, adaylara pandemi sırasındaki zorluklarla nasıl başa çıktıklarını ve ilerleyen dönemlerde işverenlerin çalışanlarını nasıl desteklemeleri gerektiği konusundaki görüşlerini sordu.

Adaylar salgının sebep olduğu zorlukların üstesinden nasıl geldi?

Durum o kadar da kötü değil — ruhsal durumlarını tek bir sözcükle özetlemeleri istendiğinde neredeyse on adaydan yedisi olumlu yanıt verdi. En sık kullanılan kelimenin “motive”, ikincisininse “umutlu” olması, birçok çalışanın zor zamanları geride bırakmak istediğini gösteriyor.

Yine de ankete katılanların %60’ı pandemiden olumsuz etkilendiklerini belirtti. En çok belirtilen olumsuzluklar arasında daha yüksek stres/kaygı seviyesi (adayların %22’si), kilo verme veya alma (%20) ve uyku kalitesinde düşüş vardı (%19).

Bu olumsuz etkilerin suçunu herkesten izole olmaya ve uzaktan çalışmaya atmak durumu oldukça basite indirgemek olur — adayların %65’i evden çalışırken yalnız hissetmediklerini söyledi. Daha dikkat çekici bir etmen de işverenlerinin kendilerine empati ve anlayışla yaklaşmadığına inanan çalışanların sayısıdır. Nitekim çalışanların %40’ı işverenlerinin ruhsal sağlıklarını göz ardı ettiğini, %50’si ise yaptıkları işin daha az takdir edildiğini bildirmiştir.

 Bir destek mekanizması olsun veya olmasın, kendi başa çıkma stratejilerini geliştiren adaylar, egzersiz yapmaya (katılımcıların %57’si), sağlıklı beslenmeye (%52) ve arkadaşları ve sevdikleriyle iletişimi sürdürmeye (%52’si) daha çok dikkat ettiklerini belirtmiştir.

İlişkilerin daha iyi bir şekilde yeniden inşası

Çalışanları baskı altında altında hisseden şirketler ruh sağlığı sorunlarını çözmek için ne yapıyor? Çarpıcı bir şekilde, ankete katılanların yalnızca %26’sı mevcut veya son şirketlerinin ruh sağlığı konusunda iletişimlerde bulunduğunu söylerken, bunların da yalnızca %22’si bu işverenlerin sorunu çözmek için eylemler veya politikalar oluşturduğunu bildirdi.

Ruh sağlığıyla ilgili konuşma konusundaki bu isteksizlik her iki tarafı da etkiliyor. Ankete katılan adayların sadece %27’si yöneticileriyle ruh sağlığı hakkında konuşmakta rahat hissettiklerini söyledi. Bu konuyu daha çok aile üyeleri (katılımcıların %82’si), arkadaşları (%75), doktorları veya ruh sağlığı uzmanlarıyla (%73) konuşmayı tercih ediyorlar. Katılımcıların yalnızca yaklaşık üçte biri meslektaşlarıyla ruh sağlığı hakkında konuşma konusunda rahat olduklarını belirtti, bu da işyerinde bu konunun hala utanılacak bir durum gibi görüldüğünü gösteriyor.

Son olarak, iş arayanların işverenlere ruh sağlığına öncelik veren bir şirket kültürü oluşturma konusunda tavsiyeleri var. İş arayanların yarıdan biraz fazlası, şirketlerin esnek çalışma modellerine daha fazla yer vermesi ve resmi çalışma saatleri haricinde e-posta göndermeyi ve toplantı yapmayı yasaklama gibi politikaları gözden geçirmesi gerektiğine inanıyor. Diğer popüler fikirler arasında çalışan takdir programları (katılımcıların %37’si), zamanı ve görev planlamasını kontrol etmek için yöneticilerle daha güçlü iletişim kurma (%36) ve meditasyon atölyelerinden yeme farkındalığı kurslarına kadar uzanan bir yelpazeyi kapsayan “sağlık” girişimleri (%31) bulunuyor.

Araştırmanın görselleştirmesini buradan inceleyebilirsiniz.

Getir’in Hizmet Verdiği 7’nci Ülke İtalya Oldu

Bu senenin başında İngiltere, Hollanda, Almanya, Fransa ve İspanya operasyonlarını başlatan Getir’in, Avrupa yolculuğunda hizmet verdiği yeni ülke İtalya oldu. Bugün itibarı ile “Modanın Başkenti” olarak bilinen Milano sokaklarında, Getir faaliyetlerine başladı.

Dünyada bir ilki 2015 yılında Türkiye’de başlatarak ortalama 10 dakikada market ürünlerini kullanıcılarla buluşturan Getir, hizmet verdiği ülkelere Avrupa’nın en büyük şehirlerini eklemeye devam ederek İtalya operasyonunu başlattı. Geçtiğimiz haftalarda Barselona ve Madrid’de hizmete başlayan Getir, şimdi de Milano sokaklarını Getir moru ile renklendiriyor.

İTALYA’DA YENİ ŞEHİRLERE YAYILMAYI PLANLIYOR

Kurulduğu ilk günden itibaren global bir marka olma hedefiyle çalışmalarını sürdüren Getir, sadece bu yıl 1 milyar dolara yakın yatırım alarak 7,5 milyar doların üzerinde değerlemeye ulaştı. İtalya ile hizmet verdiği ülke sayısını 7’ye çıkaran Getir, Milano’nun ardından İtalya’da yeni şehirlere yayılmayı planlıyor. Kısa bir süre içinde Portekiz pazarına ve yıl sonuna kadar da ABD pazarına girmeye hazırlanan Getir böylece Türkiye’ye ek olarak 1 yıl içinde 8 yabancı ülkede faaliyete geçmiş olacak.