Ana Sayfa Blog Sayfa 54

Türkiye’de Fonksiyonel İçecek Bilincini Yeniden Tanımlamak: Extron

Fonksiyonel içecek kategorisi, Türkiye’de henüz gelişimin erken aşamalarında olsa da tüketici alışkanlıkları hızla dönüşüyor.

Artık mesele yalnızca enerji vermek değil. Bu enerjinin nasıl sağlandığı, ne kadar sürdürülebilir olduğu ve tüketicide nasıl bir his bıraktığı da en az ürünün kendisi kadar önemli.

Extron Global Yönetim Kurulu Başkanı Baki Bulut ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili Veli Bulut ile; Türkiye içecek pazarındaki gerçek boşlukları, doğal içerik ve Ar-Ge odaklı bir markanın nasıl konumlandığını ve Extron’un fonksiyonel içecek kategorisine bakışını Bi’Sektör Dergi Kış 2026 sayısında tüm boyutlarıyla ele aldık.

Extron pazara yeni giriyor ama rekabet oldukça yoğun. Sizce bugün içecek kategorisinde “boşluk” nerede? Extron kendini bu boşluğun neresine konumluyor?

extron 1

Türkiye’de içecek pazarı hâlâ büyüyen bir pazar; ancak bu büyümenin yönü son yıllarda net biçimde değişmiş durumda. Geleneksel soft drink ve gazlı içecekler güçlü konumlarını korurken, tüketici tercihleri giderek daha fazla sağlıklı, doğal ve fonksiyonel ürünlere kayıyor. Özellikle çok şekerli ve yapay katkılı içecekler yerine, içeriği daha temiz ve günlük yaşam temposuna uyum sağlayan alternatifler öne çıkıyor.

Bu dönüşümün arkasında birkaç temel dinamik var. Birincisi, şehirli yaşamın hızlanmasıyla birlikte tüketicinin pratik, hazır ve “on-the-go” tüketilebilen ürünlere yönelmesi. Ready-to-drink içecekler bu noktada ciddi bir avantaj sağlıyor. İkincisi ise özellikle genç, aktif, yoğun çalışan ve öğrenci segmentlerinde içeceğin artık sadece bir keyif ürünü değil; enerji veren, odaklanmayı destekleyen ve performansı artıran bir araç olarak görülmesi. Yani fonksiyonellik, tat kadar belirleyici bir kriter haline gelmiş durumda.

Bununla birlikte tüketiciler klasik tatlara bağlı kalırken, bir yandan da farklı aroma profilleri ve yeni deneyimler arıyor. Limon, kola veya portakal gibi alışılmış tatların yanında, meyveli, daha hafif ya da daha “alternatif” lezzetlere yönelik ilgi giderek artıyor. Bu da raflarda klasik ürünlerle birlikte yenilikçi seçenekler için hâlâ önemli bir alan olduğunu gösteriyor.

Tüm bu tabloyu bir arada değerlendirdiğimizde, bugün içecek kategorisinde en net boşluğun; fonksiyonel fayda sunan, doğal içerik vurgusu olan, pratik tüketilebilen ve tat açısından farklılaşan ürünlerin kesişim noktasında oluştuğunu görüyoruz. Extron olarak biz de tam olarak bu alana odaklanıyoruz.

Ürün formülasyonumuzda ginseng, guarana ve yerba mate gibi doğal bitkisel kafein kaynaklarını tercih ederek, klasik enerji içeceklerinden içerik yaklaşımıyla ayrışıyoruz. Aynı zamanda farklı aroma seçenekleriyle, tüketicinin yalnızca “enerji” değil, keyifli bir içim deneyimi de aradığı gerçeğini göz önünde bulunduruyoruz. Marka iletişimimizi ise “sağlıklı, doğal ve günlük yaşamda dengeli enerji” ekseninde kurguluyoruz.

Elbette bu alanın tamamen rekabetsiz olduğunu söylemek mümkün değil. Pazarda hem global devler hem de yerel oyuncular var ve özellikle raf alanı, dağıtım ve görünürlük yeni markalar için önemli bir sınav.

Ancak biz Extron olarak bu süreci hızlı adımlarla değil, doğru ve planlı bir stratejiyle ilerletmeyi tercih ediyoruz. Ürünü raflara koymak tek başına yeterli değil; fiyat-performans dengesi, dağıtım kanalları, tüketiciyle kurulan iletişim ve algı yönetimi bu yolculuğun ayrılmaz parçaları.

Özetle Extron’u, pazardaki bu fonksiyonel ve doğal içecek boşluğunda; orta-üst segmentte, “doğal kaynaklı dengeli enerji” odağıyla konumlandırıyoruz.

Hedefimiz, sağlığına ve enerjisine dikkat eden şehirli tüketiciyle, henüz yeterince doldurulmamış bu segment arasında güçlü ve sürdürülebilir bir bağ kurmak.

Tüketicinin zihninde “fonksiyonellik”, “doğallığa yakın formül” ve “kalite” artık sık kullanılan kavramlar. Extron için bu kavramların içi nasıl doluyor?

extron 2

Bugünün tüketicisi için “fonksiyonellik” kavramı, geçmişteki gibi yalnızca uyarıcı etkiyle sınırlı değil. Artık içecekten beklenen şey; sadece kısa süreli bir enerji artışı değil, günün farklı anlarında odaklanmayı destekleyen, yorgunluk hissini azaltan ve genel performansı sürdürülebilir biçimde yükselten bir katkı sunması. Yani fonksiyonellik, belirli bir ihtiyaca net ve hissedilir bir şekilde cevap verebilme yeteneği anlamına geliyor.

Extron’da bu kavramı, formülün merkezine koyduğumuz doğal bitkisel kafein kaynaklarıyla somutlaştırıyoruz. Ginseng, guarana ve yerba mate gibi bileşenler, yalnızca enerji vermekle kalmıyor; aynı zamanda mental odak ve denge hissini destekleyen daha bütüncül bir yapı sunuyor.

Bu üçlü kombinasyon sayesinde enerjinin daha dengeli salındığını, etkisinin daha uzun sürdüğünü ve gün içine daha kontrollü yayıldığını görüyoruz. Böylece ani yükselip hızla düşen bir enerji anlayışı yerine, gün geneline yayılan, daha sürdürülebilir bir canlılık hissi sunabiliyoruz.

Doğallığa yakın formüller, bizim için son yıllarda çok daha merkezi bir konu hâline geldi. Tüketicilerin artık içerik listelerini daha dikkatli okuduğunu, kullanılan bileşenlerin kaynağını sorguladığını net biçimde gözlemliyoruz. Bu nedenle Extron’da bitkisel kafein yaklaşımını özellikle benimsiyoruz. Enerji kavramını kimyasal bir uyarıcıdan ziyade, doğal kaynaklı bir destek olarak konumlandırmak, markamızı farklılaştıran temel unsurlardan biri.

Kalite ise artık tek başına ürünün tadıyla ölçülen bir kavram değil. Bugün kalite algısı; içerik güvenilirliği, içim dengesi, ambalaj tasarımı ve markanın kurduğu iletişim diliyle birlikte şekilleniyor. Extron’da kaliteyi, öncelikle formülün temizliği ve kullanılan bileşenlerin niteliği üzerinden ele alıyoruz. Bitkisel kökenli içerikler, tüketici zihninde doğal olarak daha “üst segment” bir algı yaratıyor. Bunun yanında aşırı şekerli olmayan, yapay tat bırakmayan dengeli aroma profilleriyle içim kalitesini destekliyoruz.

Ambalaj ve marka dili bizim için bu algının önemli bir parçası. Metal kutu formunu, renk kullanımını ve sade anlatımı özellikle tercih ediyoruz. Raf üzerinde güven veren ve modern bir duruş sergilemek, Extron’un marka yaklaşımının temel unsurlarından biri. İçerikleri açık ve net şekilde ifade etmek ise tüketiciyle aramızdaki güven ilişkisinin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Bizim için Extron’un çıkış noktası, tüketicinin üç temel beklentisine net karşılıklar verebilmek. Enerji ve odak tarafında fonksiyonellik, içerik tarafında bitkisel ve daha doğal bir yapı, kalite tarafında ise premium ama erişilebilir bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Bu üçlü denge, markayı uzun vadede nasıl konumlandırdığımızın da temelini oluşturuyor.

İçerik inovasyonu ve Ar-Ge süreçleri Türkiye’de içecek kategorisinin zayıf halkalarından biri olarak görülüyor. Extron bu alanda nasıl bir yaklaşım geliştirdi?

türkiye’de fonksiyonel i̇çecek bilincini yeniden tanımlamak: extron

Türkiye’de içecek pazarına genel olarak baktığımızda, inovasyonun çoğu zaman tat varyasyonlarıyla sınırlı kaldığını görüyoruz. Yeni aromalar piyasaya sürülüyor, ancak ürünün içerik yapısı ve fonksiyonel derinliği büyük ölçüde aynı kalıyor. Oysa gerçek anlamda inovasyon, yalnızca lezzette değil; formülün kendisinde, etki profilinde ve tüketicide yarattığı deneyimde ortaya çıkıyor.

Ar-Ge yaklaşımımız da tam olarak bu noktadan şekilleniyor. Enerji içeceğini tek bir sentetik bileşene dayanan basit bir uyarıcı olarak ele almıyoruz. Ginseng, guarana ve yerba mate gibi bitkisel kafein kaynaklarını bir arada kullanarak daha katmanlı bir enerji profili oluşturmayı hedefledik. Bu kombinasyon, enerjinin daha dengeli salınmasını, etkisinin daha uzun sürmesini ve tüketici üzerinde daha doğal bir his bırakmasını sağlıyor.

Bu yaklaşım Türkiye’de çok yaygın değil ve bizi Ar-Ge tarafında ayrıştıran en önemli unsurlardan biri. Ürün geliştirme sürecinde yalnızca “ne ekledik?” sorusunu değil, “bu bileşenler birlikte nasıl çalışıyor, hangi etkiyi yaratıyor ve bu etki tüketici tarafından nasıl algılanıyor?” sorularını merkeze alıyoruz. Yani tat yaratmanın ötesine geçip, fonksiyonel etki profili tasarlayan bir anlayışla hareket ediyoruz.

Ar-Ge sürecimizin bir diğer önemli ayağı ise denge. Enerji içeceği kategorisinde en zor konulardan biri; tat, doğallık ve etkiyi aynı anda sağlayabilmek. Bitkisel kaynaklı formüllerde bu dengeyi kurmak daha da zorlaşıyor. Bu nedenle Extron’da laboratuvar çalışmalarında; tatlılık seviyesinin optimize edilmesi, aromaların bitkisel yoğunlukla uyumlu hale getirilmesi ve kafein etkisinin ani değil kontrollü olması üzerinde özellikle duruyoruz.

Bunun yanında tüketici geri bildirimleri Ar-Ge sürecimizin aktif bir parçası. Tat, içim hissi, etki süresi ve genel deneyim gibi başlıkları hem testlerle hem de doğrudan aldığımız geri bildirimlerle sürekli değerlendiriyoruz. Hızlı test edip hızlıca revize edebildiğimiz bu yapı, Ar-Ge tarafında daha çevik hareket etmemizi sağlıyor.

Ar-Ge yaklaşımımızı; doğal bileşenleri bilimsel bir formülasyonla bir araya getiren, fonksiyonel faydayı merkeze alan ve tüketici deneyimini sürekli iyileştirmeye odaklanan bir yapı üzerine kuruyoruz. Türkiye’de içecek inovasyonunun hâlâ sınırlı kaldığı bir alanda, bu yaklaşımın Extron’u farklı bir yere taşıdığına inanıyoruz.

Fonksiyonel içecek kategorisi globalde büyürken, Türkiye’de tüketici bilinci hâlâ oluşma aşamasında. Bu fark, Extron’un büyüme stratejisini nasıl etkiliyor?

Global pazarlarda fonksiyonel içecekler artık ana akım bir kategori haline gelmiş durumda. Tüketici; enerji, odak, bağışıklık, spor performansı ya da zihinsel destek gibi kavramların ne anlama geldiğini biliyor ve bir ürünü neden tercih ettiğini net biçimde tanımlayabiliyor. Türkiye’de ise tablo biraz daha farklı. Fonksiyonel içecek kavramına ilgi artıyor olsa da, bu kategorinin ne sunduğu ve neden tercih edilmesi gerektiği henüz yeterince anlaşılmış değil.

Bu bilinç farkı, büyüme stratejimizi de çok net şekilde şekillendiriyor.

Bizim için mesele yalnızca ürün satmak değil; aynı zamanda kategoriyi anlatmak ve inşa etmek. Türkiye’de tüketici hâlâ “enerji içeceği” kavramını ağırlıklı olarak uyarıcı ve kısa vadeli etki üzerinden okuyor. Bu nedenle Extron’un iletişim dilini, karmaşık fonksiyon anlatıları yerine sade, net ve anlaşılır bir yapı üzerine kurguluyoruz.

İlk temas noktasında tüketicinin çok net bir soruya hızlıca cevap alabilmesi gerekiyor: “Bu içecek ne işe yarar?” Bizim yaklaşımımız da tam olarak buradan şekilleniyor. Dengeli enerji, doğal kaynaklı kafein, odak desteği ve gün boyu zindelik gibi temel faydaları iletişimimizin merkezine koyuyoruz. Globalde görülen daha katmanlı fonksiyon anlatılarını ise Türkiye pazarı için aşamalı bir planla ele alıyoruz.

Kısa vadede odağımız, “doğal ve dengeli enerji” kavramını net bir şekilde yerleştirmek. Orta vadede bu yapıyı mental odak ve performans desteği gibi alanlarla genişletmeyi planlıyoruz. Uzun vadede ise fonksiyonel içecek ailesini, daha ileri ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde büyütmek istiyoruz. Özetle stratejimiz; önce kategoriyi sadeleştirmek, ardından adım adım derinleştirmek üzerine kurulu.

Bu bakış açısıyla Extron’u yalnızca bir ürün markası olarak değil, fonksiyonel içecek yaklaşımını anlatan ve geliştiren bir yapı olarak konumlandırıyoruz. Türkiye’de bu alanın hâlâ çok erken bir aşamada olduğunu düşünüyoruz ve doğru anlatımın, doğru zamanda büyük bir fark yaratacağına inanıyoruz.

Türkiye’de içecek kategorisinin çok katmanlı bir dağıtım yapısı var. Extron bu çoklu yapıyı nasıl yönetmeyi planlıyor?

cola nova

Türkiye içecek pazarı, tek kanallı bir yapıdan oldukça uzak. Modern zincirler, geleneksel kanal, HoReCa, benzin istasyonları, convenience mağazaları ve online platformlar birbirinden farklı dinamiklere sahip. Yeni bir markanın bu yapıya aynı anda ve eşit ağırlıkla girmesi ise çoğu zaman sürdürülebilir olmuyor.

Bu noktada yaklaşımımızı aşamalı ve kontrollü bir yayılım modeli üzerine kuruyoruz. “Her yerde olma” hedefiyle değil; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru temasla büyümeyi önceliklendiriyoruz. İlk aşamada ürünün denenmesini ve tüketiciyle birebir temas kurulmasını sağlayacak kanallar bizim için daha kritik. Üniversiteler, spor salonları, kafeler, benzin istasyonları ve online marketler bu anlamda önemli rol oynuyor. Çünkü fonksiyonel bir içeceğin Türkiye’de büyümesinin, önce tadılması ve deneyimlenmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz.

Modern kanalı, kısa vadede hacimden çok algı ve kategori inşası için konumlandırıyoruz. Türkiye’de faaliyet gösteren önemli zincirler, yeniliğe açık yapıları ve hedef kitle uyumları sayesinde markayı doğru anlatabileceğimiz alanlar sunuyor. Bu nedenle bu kanalda hızlı yayılmak yerine, doğru zincirlerle kontrollü bir varlık oluşturmayı tercih ediyoruz.

Geleneksel kanal tarafında ise özellikle bakkal ve tekel noktalarını tekrar alım ve sürdürülebilir hacim açısından kritik görüyoruz. Bu noktada güçlü distribütör yapıları, soğuk satış ve doğru ürün yerleşimi büyük önem taşıyor. HoReCa tarafında ise Extron’u, markanın kimliğini ve tüketim ritüellerini inşa edebileceğimiz bir alan olarak ele alıyoruz.

Spor öncesi, çalışma arası ya da sosyal anlarda tüketilebilen bir içecek olarak konumlanmayı önemsiyoruz. Fonksiyonel bir içeceğin alışkanlığa dönüşmesinin, farklı anlara doğal biçimde eşlik edebilmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz.

Online kanalı ise yalnızca bir satış alanı olarak değil, aynı zamanda bilinç oluşturduğumuz bir mecra olarak görüyoruz. Ürün hikâyesini, içerik yaklaşımını ve tüketici yorumlarını görünür kılabildiğimiz bu kanal, fonksiyonel içecek anlatısını derinleştirmek açısından bizim için önemli bir avantaj sağlıyor.

Tüm bu yapıyı çok katmanlı bir dağıtım modeli üzerinden yönetiyoruz. Deneme yaratan kanallar, algı ve görünürlük sağlayan kanallar ve sürdürülebilir hacim oluşturan kanallar şeklinde ilerleyen bu yaklaşımın, Türkiye pazarının karmaşık yapısını bizim için avantaja çevirdiğini düşünüyoruz.

Extron’un vizyonu, henüz markanın çok başındayken bile güçlü şekilde vurgulanıyor. Beş yıl sonra Extron’u pazarda nasıl bir konumda görmeyi hedefliyorsunuz?

Beş yıl sonrası için hedefimiz, yalnızca enerji içeceği kategorisinde var olan bir marka olmak değil. Asıl amacımız, Türkiye’de fonksiyonel içecek kategorisini tanımlayan ve büyüten markalardan biri hâline gelmek. Klasik enerji içecekleriyle birebir rekabet etmek yerine, kendi alanını yaratan ve bu alanın standartlarını belirleyen bir konumda olmayı hedefliyoruz.

Önümüzdeki dönemde ürün ailesini; şekersiz ve düşük kalorili alternatiflerden spor, performans ve odak destekleyici ürünlere kadar genişletmeyi planlıyoruz. Amacımız, Extron’u enerji, odak ve iyi hissetme ekseninde bütüncül bir fonksiyonel içecek markasına dönüştürmek.

Dağıtım tarafında ise ulusal kapsama sahip, güçlü bir soğuk satış ağıyla ilerlemeyi hedefliyoruz. HoReCa’da tüketim ritüelleri yaratan, modern zincirlerde algı oluşturan ve geleneksel kanalda tekrar alımı destekleyen dengeli bir yapının, markanın geleceği açısından kritik olduğuna inanıyoruz.

Tüketici zihninde Extron’u; kimyasal değil, doğal kaynaklı enerji sunan, gün içinde iyi hissettiren, güvenilir ve modern bir fonksiyonel içecek markası olarak konumlandırmak üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

İstanbul School of Visual Merchandising: Görsel Mağazacılığı Ana Disiplin Haline Getirmek 

Görsel mağazacılık, perakende dünyasında uzun yıllar boyunca çoğunlukla uygulama ve düzenleme başlığı altında ele alındı.

Oysa bugün markalar için vitrinler, mağaza içi kurgular ve mekânsal tasarım; satışın ötesinde, marka algısını, tüketiciyle kurulan bağı ve karar süreçlerini doğrudan etkileyen stratejik bir alan haline geliyor.

İstanbul School of Visual Merchandising kurucusu Figen Yılmaz ile Bi’Sektör Dergi Kış 2026 sayısında; görsel mağazacılığın neden yeniden tanımlanması gerektiğini, bu alandaki eğitim boşluğunu ve tasarımın perakendedeki dönüştürücü rolünü konuştuk.

İstanbul School of Visual Merchandisingi kısaca tanıtabilir misiniz? Kuruluş amacınız, vizyonunuz ve eğitime bakış açınız nedir? 

isovm logo

İstanbul School of Visual Merchandising, Türkiye’de uzun yıllardır hissedilen ama bir türlü yapısal olarak karşılık bulamayan önemli bir boşluktan doğdu. Görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı, perakende sektörünün en kritik alanlarından biri olmasına rağmen, ülkemizde çoğu zaman yalnızca “vitrin düzenleme”, “ürün yerleştirme” ya da “sezonsal uygulama” gibi dar tanımlarla ele alındı. Oysa dünyada visual merchandising; marka kimliği, tüketici psikolojisi, mekân tasarımı, sanat, pazarlama ve teknolojiyle iç içe geçmiş çok katmanlı bir uzmanlık alanı olarak konumlanıyor. İstanbul School of Visual Merchandising tam da bu bakış açısıyla kuruldu.

Okulun kuruluş amacı, görsel mağazacılığı yüzeysel uygulamaların ötesine taşıyarak, bu alanı akademik derinliği olan, mesleki karşılığı net, sahaya ve sektöre doğrudan temas eden bir uzmanlık alanı olarak yeniden tanımlamak. Türkiye’de bugüne kadar verilen eğitimlerin büyük bir kısmı kısa süreli workshop’lar, marka içi uygulama eğitimleri ya da vitrin odaklı sınırlı içeriklerle ilerledi. Oysa sektörün ihtiyacı; düşünen, analiz eden, konsept geliştirebilen, markanın DNA’sını okuyabilen ve bunu mekâna çevirebilen profesyonellerdi. İstanbul School of Visual Merchandising, bu ihtiyaca cevap verecek bir eğitim modeliyle hayata geçti.

Vizyonumuz; yalnızca teknik bilgi aktaran bir okul olmak değil, görsel mağazacılığı bir düşünme biçimi, bir tasarım dili ve bir strateji aracı olarak ele alan profesyoneller yetiştirmek. Bu nedenle okulda ele aldığımız her konu, tek başına “nasıl yapılır” sorusuna değil, “neden böyle yapılmalı”, “hangi marka için, hangi müşteri profiline, hangi bağlamda” sorularına da yanıt arar. Bizim için vitrin ya da mağaza içi düzenleme, estetik bir karar olmanın ötesinde; tüketiciyle kurulan sessiz ama güçlü bir iletişim biçimidir.

İstanbul School of Visual Merchandising’i yalnızca bir eğitim kurumu olarak konumlandırmıyoruz. Okulun merkezinde, eğitimin yanı sıra markalara doğrudan hizmet veren çok yönlü bir perakende tasarımı ve görsel mağazacılık yaklaşımı da yer alıyor. Vitrin tasarımı, mağaza içi görsel kurgu, konsept geliştirme ve perakende görsel tasarım alanlarında; markaların kimliğini, hedef kitlesini ve ticari hedeflerini doğru okuyarak özgün tasarım çözümleri üretiyoruz. Bu yönüyle okul, teorinin sahayla buluştuğu, bilgi üretiminin gerçek projelerle beslendiği yaşayan bir yapı. Eğitimde aktardığımız bakış açısı, markalar için sunduğumuz tasarım ve danışmanlık hizmetlerinde de birebir karşılık buluyor. Böylece İstanbul School of Visual Merchandising, yalnızca nitelikli uzmanlar yetiştiren değil; aynı zamanda perakende markalarına değer katan, tasarım üreten ve sahada aktif rol alan bir merkez olarak konumlanıyor.

İstanbul School of Visual Merchandising’in en önemli farklarından biri, eğitmen kadrosu ve içerik yaklaşımıdır. Kadromuz yalnızca teoriyi bilen akademisyenlerden değil; sahada aktif olarak çalışan, marka deneyimi olan, gerçek projelerde yer almış tasarımcılar, görsel mağazacılık uzmanları, pazarlama ve marka stratejistlerinden oluşur. Bu sayede eğitimler, soyut bilgilerden değil; gerçek vaka analizlerinden, sektörel deneyimlerden ve güncel örneklerden beslenir. Öğrencilerimiz yalnızca “doğru vitrin nasıl yapılır”ı değil, bir markanın neden o vitrini seçtiğini, o vitrinin satışa, algıya ve marka değerine nasıl etki ettiğini de öğrenir.

Eğitime bakış açımız, ezberci ve tek tip bir öğretim modelinden oldukça uzaktır. Biz, katılımcıların yalnızca verilen bilgiyi alan değil; sorgulayan, üreten, kendi bakış açısını geliştiren bireyler olmasını önemsiyoruz. Bu nedenle eğitimlerimizde proje bazlı çalışmalar, marka analizleri, saha gözlemleri ve uygulamalı süreçler önemli bir yer tutar. Katılımcılar, eğitim sonunda yalnızca sertifika sahibi değil; portföy oluşturmuş, düşünsel altyapısı güçlenmiş ve sektöre hazır bireyler olarak mezun olurlar.

İstanbul School of Visual Merchandising’in vizyonunun bir diğer önemli ayağı da etik, sürdürülebilir ve bilinçli tasarım anlayışıdır. Görsel mağazacılığın yalnızca satış artırmaya odaklanan bir alan olmadığını; aynı zamanda tüketici davranışlarını şekillendiren, seçim bilincini etkileyen ve sürdürülebilirlik konusunda sorumluluk taşıyan bir alan olduğunu savunuyoruz. Bu nedenle eğitim içeriklerimizde sürdürülebilir malzeme kullanımı, aşırı tüketim yerine bilinçli yönlendirme, görsel dilin etik sınırları gibi konulara da yer veriyoruz. Çünkü bizce iyi bir visual merchandiser, yalnızca güzel vitrin yapan değil; yaptığı işin toplumsal ve çevresel etkisinin de farkında olan profesyoneldir.

Okulun bir diğer önemli misyonu, görsel mağazacılığı Türkiye’de hak ettiği konuma taşımak ve bu alanın sektörel itibarını güçlendirmektir. Bugün dünyada visual merchandising, birçok ülkede bağımsız bir uzmanlık alanı olarak kabul edilirken, Türkiye’de hâlâ çoğu zaman “destek birim” olarak görülüyor. İstanbul School of Visual Merchandising, bu algıyı dönüştürmeyi; görsel mağazacılığı stratejik bir disiplin olarak konumlandırmayı hedefliyor. Eğitimlerimiz, yalnızca sektöre yeni girmek isteyenlere değil; hâlihazırda perakende, pazarlama, mimari ve tasarım alanlarında çalışan profesyonellere de hitap ediyor.

Sonuç olarak İstanbul School of Visual Merchandising, bir eğitim kurumundan öte; bir düşünce alanı, bir mesleki duruş ve bir vizyon projesi olarak konumlanıyor. Amacımız, bilgiyi paylaşırken birlikte parlamayı, deneyimi aktarırken yeni bakış açıları yaratmayı ve Türkiye’de görsel mağazacılık kültürünü daha derin, daha nitelikli ve daha görünür hale getirmeyi başarmak. Çünkü biz inanıyoruz ki; doğru kurgulanmış bir vitrin, iyi anlatılmış bir hikâye ve bilinçli bir görsel dil, markaların geleceğini doğrudan şekillendirir.

Okulun temel amaçları neler? Öğrencilerin hangi becerileri kazanmasını, hangi değerlerle yetişmesini hedefliyorsunuz? Multidisipliner yaklaşımınız öğrenme sürecine nasıl yansıyor? 

i̇stanbul school of visual merchandising: görsel mağazacılığı ana disiplin haline getirmek 

İstanbul School of Visual Merchandising’i kurgularken temel çıkış noktamız, görsel mağazacılığı ve vitrin tasarımını yalnızca uygulama ve düzenleme odaklı bir alan olarak değil, tasarım temelli ve stratejik bir düşünce sistemi olarak ele almaktı. Okulu bu bakış açısıyla kurduk ve eğitim modelini de bu yaklaşım üzerine inşa ettik. Çünkü kalıcı, güçlü ve sürdürülebilir işlerin; yalnızca estetik beğeniyle değil, tasarım bilinci, stratejik düşünme ve sağlam bir kavramsal altyapıyla ortaya çıktığına inanıyoruz.

Bu nedenle en başından itibaren, ezbere dayalı ya da yalnızca teorik bilgiyi aktaran bir sistemden özellikle uzak durduk. Görsel mağazacılığı sadece analiz eden ya da yorumlayan değil; tasarlayan, kurgulayan ve aldığı tasarım kararlarının sonuçlarını okuyabilen uzmanlar yetiştirmeyi amaçladık. Bugün de öğrencilerin bilgiyi yalnızca öğrenmesini değil, o bilgiyi içselleştirerek tasarım kararlarına dönüştürebilmesini ve sahada bilinçli şekilde uygulayabilmesini çok önemsiyoruz.

Eğitimlerde özellikle üzerinde durduğumuz noktalardan biri, estetik ile stratejiyi birlikte ele almak oldu. Bizim için bir tasarımın yalnızca “güzel” olması hiçbir zaman yeterli olmadı; aynı zamanda ölçülebilir sonuçlar üretmesi, sayısal verilerle karşılık bulması ve ticari hedeflere hizmet etmesi gerektiğini savunduk. Bu nedenle estetik algıyı; satış verileri, mağaza performansları ve tüketici davranışlarına dair datalarla birlikte okumayı merkeze aldık. Önümüzdeki dönemde de rakamlarla estetik arasındaki paralelliği bilinçli şekilde kurabilen bir bakış açısını öğrencilerimize kazandırmaya devam etmeyi hedefliyoruz.

Bu yaklaşım, multidisipliner bakış açımızın öğrenme sürecine nasıl yansıdığını da çok net biçimde gösteriyor. Tasarımı yalnızca görsel bir çıktı olarak değil; pazarlama, tüketici psikolojisi, mekânsal algı ve veri okuma becerileriyle birlikte ele aldık. Bir vitrin ya da mağaza içi kurguyu değerlendirirken yalnızca estetik etkisini değil; satışa, mağaza içi dolaşıma ve müşteri karar verme sürecine nasıl etki ettiğini birlikte analiz ettik. Bundan sonra da bu veriler ışığında tasarımın nasıl yeniden kurgulanabileceğini öğrencilerle birlikte çalışmaya devam etmeyi düşünüyoruz. Böylece tasarım, sezgisel bir alan olmaktan çıkıp veriyle beslenen stratejik bir araca dönüşüyor.

Öğrenme sürecinde özellikle öncelik verdiğimiz bir diğer konu, öğrencileri tasarımla sürekli temas halinde tutan bir üretim ortamı yaratmak oldu. Tasarımın; tekrar eden üretim süreçleri, yarışmalar, denemeler ve ilham alanlarıyla geliştiğine inanıyoruz. Bu nedenle tasarım yarışmaları ve vitrin tasarımı yarışmaları, okulun kuruluşundan itibaren eğitim yaklaşımının çok merkezi bir parçası haline geldi. Önümüzdeki yıllarda da bu yarışmaları artırmayı, çeşitlendirmeyi ve daha fazla genci tasarım yapmaya maruz bırakmayı hedefliyoruz.

Bu yarışmaları bugüne kadar hiçbir zaman yalnızca bir rekabet alanı olarak görmedik. Aksine, öğrenme, üretme ve profesyonel duruş geliştirme alanları olarak kurguladık. Katılımcıların fikir üretmesini, konsept geliştirmesini, tasarımlarını gerekçelendirmesini ve profesyonel bir dille ifade edebilmesini çok değerli bulduk. Bundan sonra da bu süreçlerin, genç tasarımcıların kendilerini görünür kılmaları ve sektörde söz söyleyebilecek bir duruş kazanmaları açısından önemli bir alan olmaya devam edeceğini düşünüyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek görsel mağazacılık okulu olarak yola çıkarken, bu tanımın yalnızca bir söylem olarak kalmasını istemedik. Bu nedenle içeriklerin derinliğini, eğitim yaklaşımının kapsamını ve yarışmalarla desteklenen üretim kültürünü okulun temel öncelikleri arasına aldık.

Görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı alanında tasarımın, yaratıcılığın ve ilhamın daha fazla konuşulduğu bir sektör kültürü oluşturmayı merkezimize alıyoruz Önümüzdeki dönemde de vitrin tasarımı yarışmalarını ve yaratıcı projeleri bu çatı altında daha sık duyurmayı ve geliştirmeyi planlıyoruz.

Bu noktada müfredatın neden bu kadar önemli olduğu da çok net. Türkiye’de bugüne kadar görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı alanında bu denli kapsamlı, bu denli derinlikli ve tamamen bu alana odaklanan bir müfredatın olmamasının temel nedeni, bu disiplinin uzun yıllar “düzenleme” başlığı altında ele alınmış olmasıydı. Bu boşluktan yola çıkarak, tasarımı merkeze alan, derin öğrenmeye dayalı ve çok katmanlı bir eğitim sistemi kurguladık. Kısa süreli yoğun programlardan uzun dönemli eğitimlere, kurumsal markalara yönelik içeriklere kadar uzanan bu yapıyı önümüzdeki yıllarda daha da geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Sonuç olarak burada hedeflenen, sektöre yalnızca bilgi sahibi bireyler kazandırmak değil; tasarım bilinci gelişmiş, bildiğini uygulayabilen, karar verebilen ve üretebilen nitelikli uzmanlar yetiştirmek.

Bilmek elbette çok kıymetli; ancak görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı gibi uygulamaya dayalı bir alanda asıl farkı yaratan, bilginin sahada karşılık bulabilmesi. Bu bilinçle yola çıktık ve bundan sonra da teoriyi pratiğe dönüştürebilen, düşüncesini tasarıma aktarabilen ve öğrendiğini gerçek deneyim alanlarında kullanabilen bireyler yetiştirmeye devam etmeyi hedefliyoruz.

Sanat, tasarım, perakende teknolojileri gibi odak alanlarınızdan bahsedebilir misiniz? Öğrencilerin deneyimlediği projeler, uygulamalı çalışmalar ve içerik yapınız nasıl şekilleniyor? 

ifm2

İstanbul School of Visual Merchandising’te sanat, tasarım, perakende teknolojileri, dijitalleşme, yapay zekâ ve nöropazarlama gibi başlıkları elbette kendi disiplinleri içinde ele alıyoruz; ancak bu alanları her zaman birbirine entegre eden, çok katmanlı bir yapı üzerinden kurguluyoruz. Görsel mağazacılığı; insanın algısıyla, duygusuyla, karar verme süreciyle ve davranışıyla doğrudan ilişkili, tek boyutlu olmayan bir tasarım alanı olarak görüyoruz. Bu nedenle eğitim içeriklerimiz, farklı disiplinlerin bir araya gelerek anlam kazandığı bütünlüklü bir yapı üzerine kuruluyor.

Bu yaklaşımın önemli odak noktalarından biri nöropazarlama. Tasarımın yalnızca estetik bir sonuç üretmesi değil; neden işe yaradığı, hangi duyguyu tetiklediği ve müşteri karar verme sürecine nasıl etki ettiği, eğitim sürecinin temel parçalarından biri. Böylece tasarım, yalnızca sezgisel bir alan olarak kalmıyor; bilinçli, temellendirilmiş ve ölçülebilir bir sürece dönüşüyor.

Sanat, bu yapının en önemli beslenme alanlarından biri. Ancak sanatı teorik bir referans olarak değil; tasarımı besleyen, düşünceyi derinleştiren ve bakış açısını genişleten bir kaynak olarak ele alıyoruz. Öğrencilerin güçlü bir görsel kültür geliştirmesi, estetik hafızasını zenginleştirmesi ve çok yönlü düşünebilmesi, müfredatın temel hedefleri arasında yer alıyor. Bu nedenle sanat, tasarımın önünde ya da dışında değil; tasarımın tam merkezinde konumlanıyor.

Tasarım yaklaşımımızda ise yalnızca fikir üretmeye odaklanmıyoruz. Öğrencilerden, geliştirdikleri konsepti doğru malzemeyle eşleştirmeleri, üretilebilirliğini düşünmeleri ve tasarımı final bir uygulamaya kadar taşıyabilmeleri bekleniyor. Yani tasarım, baştan sona takip edilen; malzeme, üretim ve uygulama süreçleriyle birlikte ele alınan bir bütün olarak kurgulanıyor. Eğitim içerikleri de bu tutarlılığı destekleyecek şekilde yapılandırılıyor.

Perakende teknolojileri, dijitalleşme ve yapay zekâ bu sürecin destekleyici araçları olarak ele alınıyor. Bu başlıklar, yalnızca teknoloji anlatmak amacıyla değil; tasarımı desteklediği, içerikle örtüştüğü ve gerçekten bir ihtiyaca karşılık verdiği ölçüde müfredata dahil ediliyor. Yapay zekâ ve dijital araçlar, doğru yerde ve doğru amaçla kullanıldığında anlam kazanıyor. Öğrenciler, hangi teknolojinin ne zaman ve neden kullanılacağını, tasarımın ihtiyaçları üzerinden değerlendirmeyi öğreniyor.

Bu noktada şunu söyleyebilirim: Bu yaklaşımı yalnızca teorik olarak savunmuyor, sahada da birebir takip ediyorum. Teknoloji, yapay zekâ ve dijitalleşme ile ilgili etkinlikleri mutlaka ziyaret ediyorum; bu alanlarda davetler alıyor, gelişmeleri yakından izliyor ve fiziksel olarak gidip deneyimlemeyi önemsiyorum. Aynı zamanda bu gözlemlerimi yazılarla, paylaşımlarla ve kendi platformlarımda düzenli olarak aktarıyorum. Bu konuları sektörde konuşan ve paylaşan öncülerden biri olmayı da çok kıymetli buluyorum.

Bu birikim, yalnızca kişisel bir ilgi alanı olarak kalmıyor. Okulun eğitim içeriklerine, müfredatına ve proje kurgularına doğrudan yansıyor. Aynı zamanda markalarla yürüttüğümüz tasarım ve danışmanlık hizmetlerinde de bu bakış açısını aktif olarak paylaşıyoruz. Müşterilerimizle çalışırken yalnızca bir tasarım üretmiyor; onların bakış açılarını, vizyonlarını ve geleceğe dair düşünme biçimlerini geliştirmeyi de önceliklendiriyoruz. Teknolojiyi, içeriği ve tasarımı doğru yerden okumayı birlikte konuşuyoruz.

Eğitim sistemimizin en ayırt edici yönlerinden biri, öğrencilerin sürecin tamamını deneyimlemesini hedeflemesi. Öğrenciler yalnızca tasarlamıyor; tasarladıkları fikrin malzemeyle, üretimle, teknolojiyle ve hedefle ne kadar tutarlı olduğunu da öğreniyor. Fikrin ilk aşamasından, final uygulamaya kadar olan tüm süreç, eğitim içeriklerinin doğal bir parçası olarak ele alınıyor.

Uzun dönem eğitimlerimiz ve özellikle masterclass programlarımız, marka iş birlikleriyle desteklenen kapsamlı bitirme projeleriyle sonuçlanıyor. Öğrenciler, eğitim boyunca edindikleri bilgi ve becerileri bu projelerde bir araya getiriyor. Bu nedenle verilen sertifikalar, yalnızca bir katılım belgesi değil; sürecin gerçekten deneyimlendiğini ve başarıyla tamamlandığını gösteren bir çıktı olarak konumlanıyor.

Masterclass programlarımızın yoğun, kapsamlı ve katılımın zorunlu olduğu yapısı da bu yaklaşımın bir parçası. Amaç, öğrencilerin izleyici değil; sürecin aktif bir parçası olması. Marka iş birlikleriyle yürütülen çalışmalar, bu deneyimi daha profesyonel ve sektöre yakın hale getiriyor.

Sonuç olarak İstanbul School of Visual Merchandising’te sanat, tasarım, nöropazarlama, perakende teknolojileri ve dijitalleşme; birbirini besleyen, entegre ve çok katmanlı bir tasarım ekosistemi olarak ele alınıyor. Eğitim sistemi, öğrencilerin yalnızca fikir üretmesini değil; o fikri doğru araçlarla, doğru içerikle, doğru malzemeyle ve doğru stratejiyle final bir sonuca dönüştürebilmesini hedefliyor. Çünkü bu alanda gerçek farkı yaratan şey, yalnızca tasarlamak değil; tasarlanan fikri bütünlüklü, tutarlı ve uygulanabilir bir sonuca ulaştırabilmek.

Dünya genelindeki benzer okullarla kıyaslandığında İstanbul School of Visual Merchandisingi farklı kılan noktalar neler? İlham aldığınız uluslararası eğitim yaklaşımları var mı? 

Dünya genelinde görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı eğitimleri incelendiğinde, bu alanın çoğunlukla moda tasarımı, iç mimarlık ya da perakende yönetimi gibi ana disiplinlerin altında konumlandığını görüyoruz. 

Benzer şekilde Türkiye’de de görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı; güzel sanatlar fakültelerinde seçmeli dersler, sürekli eğitim merkezlerinde sertifika programları, moda tasarım okulları ve farklı bölümlerin alt başlıkları olarak ele alınıyor. Ancak hem dünyada hem de Türkiye’de, bu alanı tek başına ana bir disiplin olarak merkeze alan, derin,tam kapsamlı,  uzun soluklu ve bütüncül bir eğitim modeli bugüne kadar bulunmuyordu.

İstanbul School of Visual Merchandising’i farklı kılan temel nokta, tam olarak bu boşluktan yola çıkması. Yaklaşık otuz yıllık sektör deneyimim boyunca, görsel mağazacılık ve vitrin tasarımının hem markalar tarafında hem de uygulayıcılar tarafında uzun yıllardır çok sınırlı ve sığ bir alana sıkıştığını gözlemledim. Oysa ortada hem çok büyük bir potansiyel hem de aynı ölçüde büyük bir eksiklik vardı. Bu alanın; daha bilinçli, daha yaratıcı ve aynı zamanda verilere dayalı şekilde yönetilmesinin mümkün olduğunu sahada defalarca deneyimledim.

Bu farkındalıkla,  hem Türkiye’de hem de dünyadaki eğitim modellerini, sektörel uygulamaları ve mevcut yaklaşımları tek tek inceledim. Görsel mağazacılık ve vitrin tasarımının neden hâlâ ana bir disiplin olarak ele alınmadığını, nerelerde eksik kaldığını ve hangi başlıkların sürekli göz ardı edildiğini analiz ettim. İstanbul School of Visual Merchandising, son 2,5 yıldır arka planda çok yoğun geçen sürecin sonunda ortaya çıkan bir fikirden çok; uzun süre planlanmış, adım adım kurgulanmış ve bilinçli şekilde inşa edilmiş bir sistemin sonucu.

Okulu farklı kılan noktaları, önceki sorularda detaylandırdığım için burada daha kısa başlıklar halinde özetlemek isterim:

  • Görsel mağazacılık ve vitrin tasarımını yan bir uzmanlık değil, ana bir disiplin olarak ele alması
  • Eğitimin merkezine düzenlemeyi değil, tasarlamayı koyması
  • Ezbere dayalı olmayan, derin öğrenmeye odaklanan bir eğitim sistemi sunması
  • Tasarım sürecini yalnızca fikir aşamasıyla sınırlamayıp, malzeme, üretim ve final uygulamaya kadar taşıması
  • Nöropazarlama, algı ve karar verme süreçlerini tasarımın ayrılmaz bir parçası olarak ele alması
  • Sanat, tasarım, teknoloji ve perakende dinamiklerini gerçek anlamda entegre eden çok katmanlı bir yapı kurması
  • Eğitimi, uygulamalı projeler ve marka iş birlikleriyle sahaya temas eden bir noktada konumlandırması

Bir diğer önemli farkı ise eğitmen kadromuz ve tasarım ekibimiz oluşturuyor. Bu yaklaşım yalnızca eğitmenlerimiz için değil, benim de dâhil olduğum tasarım ekibimiz için de geçerli. İstanbul School of Visual Merchandising’te yer alan isimler, yalnızca akademik bilgi aktaran ya da teorik çerçeve çizen kişilerden oluşmuyor. Hem eğitim tarafında hem de tasarım ve proje tarafında, yaratıcılık ve tasarım konusunda uzman, bizzat sahada deneyim sahibi, yıllardır bu alanın içinde olan profesyonellerle çalışıyoruz. Teori, pratik, tasarım, üretim ve malzeme bilgisine hâkim; sürecin her aşamasını bilen bir ekip yapısı bu okulun temel taşlarından biri.

İlham aldığımız uluslararası eğitim yaklaşımlarına gelince; burada klasik anlamda belirli bir okul ya da modeli referans almak yerine, mevcut sistemlerdeki eksikliği doğru şekilde tanımlamayı ve bu boşluğu dolduracak özgün bir yapı kurmayı tercih ettik. Yani ilham aldığımız şey, hazır bir model değil; sahada yıllardır hissedilen ama sistemli bir karşılığı olmayan ihtiyacın kendisi oldu. Bu nedenle İstanbul School of Visual Merchandising, var olan modellerin bir devamı ya da kopyası olmayı değil; görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı alanında ilham alınabilecek yeni bir referans yapı oluşturmayı hedefliyor.

Sonuç olarak bu okul, yalnızca bir eğitim kurumu değil; görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı alanında bakış açılarını genişleten, bu alanı daha bilinçli, yaratıcı ve stratejik bir noktaya taşıyan bir sistem olarak konumlanıyor. Hem Türkiye’de hem de dünyada karşılığı olmayan bu yapı, sektörün ihtiyaç duyduğu derinliği ve perspektifi bir araya getirmeyi amaçlıyor.

Öğrencilerin okulda deneyimledikleri süreçler, projeler ve etkinlikler nelerdir? Katılımcı ve uygulamalı öğrenme yaklaşımlarınız hakkında bilgi verir misiniz? 

İstanbul School of Visual Merchandising’te öğrencilerin deneyimlediği eğitim süreci, baştan sona katılımcı ve proje bazlı bir yapı üzerine kuruluyor. Eğitim anlayışımızda öğrenciler yalnızca dinleyen ya da izleyen konumda değil; tasarlayan, üreten, sunan ve süreci deneyimleyen aktif bir rol üstleniyor. Katılımcı ve uygulamalı öğrenme, okulun temel yaklaşımını oluşturuyor.

Eğitimlerimiz hem online hem de fiziki olarak yürütülüyor. Şehir dışından katılımlar ve farklı program yoğunlukları nedeniyle online eğitim, erişilebilirlik açısından önemli bir alan açıyor ve bu nedenle içeriklerimizde online eğitime geniş yer veriyoruz. Bununla birlikte, görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı gibi uygulamaya dayalı bir alanda fiziksel deneyimin vazgeçilmez olduğunu da çok net biliyoruz. Bu nedenle uygulamalı derslerde öğrencilerin mağaza içinde, sahada ve gerçek mekânlarda deneyim kazanmasına özellikle önem veriyoruz.

Okuldaki tüm eğitimlerimiz proje bazlı ilerliyor. Öğrenciler, eğitim süreci boyunca mutlaka uygulama, proje geliştirme ve sunum aşamalarının içinde yer alıyor. Bu sayede hem teorik bilgiyi hem de sahadaki karşılığını eş zamanlı olarak pekiştirme şansı buluyorlar. Projelerimiz; eğitim konularına, içeriklere ve programın kısa ya da uzun dönemli yapısına göre şekilleniyor. Böylece her katılımcı, bulunduğu eğitim süresine ve seviyeye uygun bir proje temposu içinde ilerliyor.

Uygulamalı öğrenme yaklaşımımız yalnızca mağaza içi çalışmalarla sınırlı değil. Üretici ve malzeme odaklı içerikler, saha ziyaretleri ve uygulamaya dönük çalışmalar da eğitim yapısının önemli bir parçasını oluşturuyor. Malzemenin davranışı, üretim süreçlerinin tasarıma etkisi ve sahadaki gerçek koşullar; öğrencilerin birebir gözlemleyerek deneyimlemesini önemsediğimiz başlıklar arasında yer alıyor.

Marka iş birlikleri, etkinlikler ve proje bazlı çalışmalar da bu süreci destekleyen önemli alanlar. Eğitim içeriklerimizde, etkinliklerde ve sponsorluk destekli projelerde öğrencilerin sektörle temas edebileceği deneyim alanları yaratmaya özen gösteriyoruz. Bu iş birlikleri, öğrencilerin yalnızca eğitim sürecinde değil; mesleki bakış açılarını geliştirmeleri açısından da önemli katkılar sağlıyor.

Okul olarak düzenlediğimiz vitrin tasarımı yarışmaları ve tasarım odaklı etkinlikler de bu yaklaşımın doğal bir uzantısı. Tasarım refleksinin gelişmesi için öğrencilerin ve bu mesleğe ilgi duyan herkesin tasarımla sürekli temas halinde olması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle yarışmalar, proje çağrıları ve yaratıcı etkinlikler, İstanbul School of Visual Merchandising’in gündeminde her zaman yer alacak. Çünkü biz bu alanın okuluyuz ve bu mesleğin gelişimine katkı sunmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Gelecek dönemler için planladığımız yeni projeler ve iş birlikleri bulunuyor. Bunları netleştiğinde paylaşmayı tercih ediyoruz; ancak uygulamalı eğitimi, deneyim alanlarını ve öğrencinin sahayla temasını güçlendiren projelerin her zaman önceliğimiz olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Ağır ama emin adımlarla, sürdürülebilir ve kalıcı işler üretmeyi hedefliyoruz.

İstanbul School of Visual Merchandising olarak tasarımı ve yaratıcılığı merkeze alıyor; öğrencilere, sektöre ve bu mesleğe katkı sunan projelerin her zaman içinde ve destekçisi olmayı hedefliyoruz.

Önümüzdeki yıllarda okulun büyüme hedefleri ve hayata geçirmeyi planladığınız yeni projeler neler? 

İstanbul School of Visual Merchandising için önümüzdeki yıllar, yalnızca bir eğitim kurumunun gelişim sürecini değil; perakende sektörünün geleceğine katkı sunan, dönüştürücü ve sürdürülebilir bir yapı kurma hedefini ifade ediyor. Okulu başından itibaren ticari bir yapıdan öte; sektöre hizmet eden, bu hizmeti uzun vadede sürdürülebilir kılan ve kolektif bir sorumluluk alanı yaratan bir yapı olarak konumlandırıyoruz.

Bu nedenle büyümeyi, hızlı genişleme ya da sayısal artış üzerinden değil; içerik kalitesi, etki alanı ve sektöre sağladığı gerçek katkı üzerinden ele alıyoruz. Önceliğimiz, kurduğumuz eğitim sistemini daha da güçlendirmek, derinleştirmek ve kendi içinde sürekli gelişen bir yapıda ilerletmek. Kısa ve uzun dönem programlar, masterclass yapıları ve proje bazlı eğitim modeli; perakende dünyasındaki dönüşümler ve sektör ihtiyaçları doğrultusunda güncellenerek ilerliyor.

Önümüzdeki dönemde içerik ve metodoloji geliştirme önemli bir odak alanı olmaya devam edecek. Disiplinler arası yapının güçlenmesi, proje temelli öğrenme modellerinin çeşitlenmesi ve öğrencilerin düşünme, tasarlama ve üretme reflekslerini ileri taşıyacak eğitim kurguları üzerinde çalışıyoruz. Amacımız, bilgiyi aktaran değil; bilgiyi anlayan, yorumlayan ve sahada karşılık üretebilen bir eğitim modeli sunmak.

Uygulamalı eğitim ve deneyim odaklı projeler de bu sürecin merkezinde yer alıyor. Sahayla temas eden, gerçek mekânlar ve gerçek senaryolar üzerinden ilerleyen yaklaşımımızı destekleyecek yeni proje modelleri ve iş birlikleri üzerinde çalışıyoruz. Bu projeleri netleşmeden paylaşmak yerine, hayata geçtiğinde gerçekten karşılığı olan işler olarak duyurmayı tercih ediyoruz. Bizim için önemli olan çok proje anlatmak değil, doğru projeleri üretmek.

Marka iş birlikleri ve sponsorluklar da bu büyüme yaklaşımının doğal bir parçası. Ancak burada nicelikten çok uyum, karşılıklı fayda ve ortak vizyon belirleyici oluyor. Hem öğrenciler için gerçek deneyim alanları açan hem de sektörün nitelikli gelişimine katkı sağlayan iş birliklerini önceliklendiriyoruz.

Uzun vadede hedefimiz, İstanbul School of Visual Merchandising’in yalnızca bir eğitim kurumu olarak değil; sektörün takip ettiği, referans aldığı ve ilham bulduğu bir yapı haline gelmesi. Yarışmalar, projeler, etkinlikler ve paylaşımlar bu yaklaşımın doğal uzantıları olarak şekilleniyor. Tasarımın, yaratıcılığın ve görsel mağazacılığın daha bilinçli ve derinlikli biçimde konuşulduğu bir sektör ortamına katkı sunmak, okulun temel misyonlarından biri.

Özetle İstanbul School of Visual Merchandising, yalnızca bir eğitim kurumu değil; aynı zamanda markalar için görsel mağazacılık ve vitrin tasarımı alanında düşünen, üreten ve tasarım hizmeti sunabilen bir yapı olarak konumlanıyor. Bu alanda nitelikli çözümler arayan markalarla çalışabilecek kapasiteye ve donanıma sahibiz. Henüz bizi tanımayan markalarla tanışmak için şimdiden çok heyecanlıyız.

Aynı zamanda bu mesleği detaylı, akademik tabanlı ve nitelikli şekilde öğrenmek isteyen öğrenci, sektör çalışanları ve küçük- büyük tüm işletmecileri eğitimlerimize bekliyoruz. 

Sektörün ihtiyaçlarına, bütünsel bakış açımızla  karşılık verebilen bu yapının daha çok fark edilmesini, duyulmasını ve paylaşılmasını önemsiyor; sektöre ve eğitime aynı anda katkı sunan sürdürülebilir bir değer alanı oluşturmayı hedefliyoruz.

Bi’Sektör Dergi, Kış 2026 Sayısı Yayında!

Bi’Sektör Dergi’nin Kış 2026 sayısı, perakendenin bugün en çok konuşulan ama en az doğru anlaşılan kavramlarını mercek altına alıyor. Bu özel sayı, hız, büyüme ve görünürlük etrafında şekillenen ezberlerin ötesine geçerek; sektörün içinde bulunduğu yanılgıları ve bu yanılgıların arkasındaki gerçek dinamikleri tartışmaya açıyor.

Bugün perakendede mesele yalnızca yavaşlamak ya da büyümek değil.

Asıl mesele, hangi yanılgılarla ilerlediğimiz.

Kış 2026 sayımızda; durgunluk sanılan dönüşümleri, gerileme gibi okunan yeniden yapılanmaları ve “eski model” denilerek gözden çıkarılan ama hâlâ güçlü olan yapıları ele alıyoruz. Çünkü biliyoruz ki perakendede asıl risk, yanlış hızda ilerlemek değil; yanlış yerde koşmak.

Bu sayıda, sektörün içinden gelen bakışlarla şu soruların peşine düşüyoruz:

Veri bolluğu gerçekten netlik mi sağlıyor, yoksa karar yorgunluğunu mu artırıyor?

Dayanıklılık sadece finansal bir kavram mı, yoksa kurumsal reflekslerin toplamı mı?

Yenilik dediğimiz şey her zaman ileri gitmek mi, yoksa bazen durup yeniden konumlanmak mı?

Peki Kış 2026 sayımızda neler var?

Yanılgı Çağı: Perakendede Doğru Bilinen Yanlışlar

dergi2 kis

Bu dosya, sektörde sıkça tekrar edilen kabulleri masaya yatırıyor. Yavaşlama, küçülme, düşen trafik ve artan maliyetler gerçekten ne söylüyor?

Rakamların arkasındaki davranışsal kırılmalar ve stratejik yanlış okumalar bu bölümün odağında.

Dayanıklılık ≠ Sabit Kalmak

Belirsizlik dönemlerinde ayakta kalmak, çoğu zaman “hiç değişmemek” ile karıştırılıyor.

Oysa bu sayıda ele aldığımız örnekler, dayanıklılığın; esneklik, sadeleşme ve doğru odakla mümkün olduğunu gösteriyor.

Netlik Arayışı: Veriden Karara Giden Yol

dergi1 kis

Veri çağında kaybolmak kolay. Bu bölümde, fazla verinin nasıl bir sis perdesine dönüştüğünü ve karar vericiler için neden netliğin en kıymetli kaynak haline geldiğini inceliyoruz.

Yeniden Konumlanma: Geri Gitmek mi, Doğru Yere Gitmek mi?

Mağaza, medya, teknoloji ve operasyon… Hepsi aynı anda değişirken, markaların en kritik sınavı nerede durduklarını yeniden tanımlamak.

Bu içerik, yeniden konumlanmayı bir savunma refleksi değil, stratejik bir hamle olarak ele alıyor.

Gündemde: Yavaşlama Değil, Yeniden Konumlandırma

gundem

Kış 2026’nın “Gündemde” bölümü, sektördeki hareketi tek bir kelimeyle özetliyor: ayar. Daha az gürültü, daha fazla anlam. Daha az hız, daha doğru yön.

Bu sayıda; büyük vaatlerden çok küçük ama kritik kırılma noktalarına, yüksek sesli trendlerden çok sessiz ama kalıcı değişimlere odaklandık.

Çünkü perakendenin geleceği, çoğu zaman manşetlerde değil; detaylarda gizli.

Bi’Sektör Dergi Kış 2026, doğru soruları sormaktan çekinmeyenler için hazırlandı.

Yanılgıları fark etmek, netliği yeniden kurmak ve sektöre başka bir açıdan bakmak isteyen herkes için. Keyifli okumalar…

Abonelik ve satın alma süreçlerini buradan inceleyebilirsiniz.

McDonald’s Türkiye’den 2025’te Türkiye Ekonomisine 1 Milyar Dolarlık Üretim Katkısı

McDonald’s Türkiye, yüzde 98 yerli girdi yaklaşımıyla 2025 yılı için belirlediği, Türkiye ekonomisine 1 milyar dolarlık üretim katkısı hedefine ulaştı. “2025’te büyümemiz ülke genelinde devam etti” diyen McDonald’s Türkiye CEO’su Mwaffak Kanjee, “306 restoranımız ve 10 bini aşkın çalışanımızla hizmet ağımızı hızla genişletiyoruz. Bu yıl da gerçekleştirmeyi planladığımız 38 yeni restoran açılışı ve 2 bin kişilik yeni istihdam hedefiyle misafirlerimizi mutlu ederken ülkemiz için değer üretmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığı 1986 yılından günümüze kadar sunduğu hizmetle güçlü kültürel bağlara imza atan ve oluşturduğu ekonomik değerle ülkemize katkı sağlayan McDonald’s Türkiye, 2025 yılında da büyümesini sürdürdü. Yerel tedarik ekosistemine dayalı yaklaşımıyla Türkiye ekonomisine sağladığı üretim katkısını 1 milyar dolara çıkaran şirket, dijitalleşme yatırımlarının yanı sıra istihdamda fırsat eşitliğini destekleyen uygulamalarıyla öne çıktı.

“5 yıl içinde 500 restorana ulaşmayı hedefliyoruz”

mcdonald’s türkiye’den 2025’te türkiye ekonomisine 1 milyar dolarlık üretim katkısı

2025 yılında 36 yeni restoranı devreye alan McDonald’s Türkiye, İstanbul ve İzmir’in yanı sıra Antalya, Ankara, Eskişehir ve Bursa’da da lezzet severlerle buluştu. Turizm hattındaysa Fethiye, Göcek, Kuşadası, Selçuk, Bodrum ve Altınoluk’ta restoran açılışları gerçekleştirdi.

“2025’te büyümemizi ülke genelinde sürdürdük” diyen McDonald’s Türkiye CEO’su Mwaffak Kanjee, “306 restoranımız ve 10 bini aşkın çalışanımızla hizmet ağımızı genişletmeye devam ediyor, yüzde 98 yerlilik oranımızla güçlü bir biçimde bağlı olduğumuz bu topraklara katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz. 2026 yılında da gerçekleştirmeyi planladığımız 38 yeni restoran açılışıyla misafirlerimizi memnun etmeyi ve ülkemiz için değer üretmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. Kanjee, beş yıl içinde 500 restorana ulaşmayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

“Kapsayıcı istihdamla 10 bin çalışana ulaştık”

McDonald’s Türkiye’nin güçlü ve kapsayıcı bir istihdam politikasına sahip olduğunu belirten Mwaffak Kanjee; “Büyüme planlarımız dahilinde geçen yıl 2 bin kişilik istihdamla çalışma arkadaşlarımızın sayısını 10 bine yükseltmiştik. Bu yıl 2 bin kişi daha istihdam ederek büyümemizi sürdüreceğiz” dedi.

Kadın çalışma oranına da değinen Kanjee; “Toplam çalışanlarımız içinde kadınların payı yüzde 50,5’e ulaştı. Restoranlarda ekip üyeliğinden yöneticiliğe uzanan tüm pozisyonlarda aktif rol alan kadın çalışanlarımız, markamızın sahadaki iş gücü yapısında önemli bir yer tutuyor. İŞKUR ve yerel belediyelerle yürüttüğümüz iş birlikleriyle kadın istihdamını desteklemeye, esnek çalışma düzeniyle daha fazla kadına istihdam fırsatı yaratmaya devam edeceğiz” dedi.

“ABD’den Güney Kore’ye pek çok ülke başarımızı görmeye geldi”

2025’te restoran içi deneyimi bir üst noktaya taşıyan dijital yatırımlara da ağırlık veren McDonald’s Türkiye, “Geleceğin Restoran Deneyimi” kapsamında ülke genelinde 594 sipariş kioskunu devreye aldı. “Ortaya koyduğumuz bu standart, global ölçekte yakından takip ediliyor” diyen Kanjee, bu dönüşümün sahadaki karşılığını görmek üzere Amerika Global Yönetim Kurulu’nun da aralarında bulunduğu Dubai, Güney Kore, Latin Amerika ve Güney Afrika’dan yönetim ekiplerini yıl boyunca Türkiye’de ağırladıklarını belirtti.

İletişim çalışmaları uluslararası ödülleri getirdi 

McDonald’s Türkiye, yıl boyunca yüksek görünürlük yaratan kampanyalarıyla da gündeme geldi. Minecraft, Friends, Sekizinci Aile, Grimace ve McHesaplı Menüler gibi çalışmalarıyla geniş kitlelere ulaşan marka, iletişim ve pazarlama alanında önemli ödüllere layık görüldü.

2025 yılında Kristal Elma’dan gümüş ödülle dönen McDonald’s Türkiye; IPRA Golden World Awards ve Altın Pusula Halkla İlişkiler Ödülleri gibi prestijli yarışmalarda iletişim alanında büyük ödüller kazandı. Etkili reklam ve kampanyaların ödüllendirildiği Effie ve Mixx Awards’ta da ikişer altın ödül elde eden marka, Great Place to Work’ün “Genç Kuşaklar İçin En İyi İşverenler” listesinde yer aldı. Ayrıca 2024 EMEA Development ve 2025 T3 Market Zero gibi uluslararası ödüller de markanın başarılı çalışmalarının nişanesi oldu.

Fila Europe’tan Stratejik Hamle: 2.000 Satış Noktasına Ulaşan Avrupa Operasyonuna Türkiye de Eklendi

Avrupa operasyonlarını yeniden yapılandıran Fila, Türkiye pazarını resmi olarak Avrupa kapsamasına dahil etti. Marka, Türkiye’deki varlığını yeni bir girişten ziyade, yaşam tarzı odaklı Avrupa stratejisinin tamamlayıcı bir parçası olarak konumlandırıyor.

Merkezi Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletindeki Quakenbrück’te bulunan Medico Sports Fashion, son birkaç yıldır Fila’nın Avrupa’daki dağıtımını yönetiyor. 1911 yılında İtalya’nın Coggiola kentinde kurulan köklü marka, 2007’den bu yana Fila Korea’nın çoğunluk hissedarı ve CEO’su olan Gene Yoon’un kontrolünde faaliyet gösteriyor.

Türkiye, Avrupa kapsamasını tamamlayan pazar olarak konumlandı

fila europe’tan stratejik hamle: 2.000 satış noktasına ulaşan avrupa operasyonuna türkiye de eklendi

Fila Avrupa Satış Direktörü Jochen Gaertner, markanın Avrupa’daki yol haritasını şöyle özetliyor:

“Fila’nın Avrupa’daki konumunu güçlendirmek için yaşam tarzı odaklı bir strateji izliyoruz. İtalya, Danimarka ve Fransa’da La Rinascente, Illum ve Galeries Lafayette gibi seçici satış noktalarında yer almaya başladık. Bugün Avrupa genelinde 1.000’in üzerinde müşterimiz ve yaklaşık 2.000 satış noktamız bulunuyor. Türkiye ise 2025 itibarıyla Avrupa’daki kapsama alanımızı tamamlayan pazar oldu.”

Bu yaklaşım, Fila’nın Türkiye’deki varlığını yeni bir pazara girişten ziyade, Avrupa genelinde yeniden tanımlanan marka mimarisinin bir parçası haline getiriyor.

İtalya merkezli miras, Avrupa ölçeğinde yeniden konumlanıyor

İtalya, Fila için fiziksel perakende açısından kilit pazar olmaya devam ediyor. Markanın doğduğu Biella bölgesiyle olan bağ korunurken, Avrupa genelinde daha rafine ve seçici bir dağıtım modeli öne çıkıyor. Bu çerçevede Fila, 1 Mart’ta Milano Kadın Moda Haftası kapsamında şirket içi stüdyo tarafından tasarlanan bir defileyi yeniden sahnelemeye hazırlanıyor.

Fila Global kapsamındaki bu defile, see-now-buy-now formatında gerçekleşecek. Koleksiyon dünya genelinde eş zamanlı olarak satışa sunulurken, Milano’da 10 Corso Como’da fiziksel olarak yer alacak. Medico Sports Fashion ise Avrupa için üretim tarafında projeye dolaylı katkı sağlıyor.

Spor köklerinden yaşam tarzı odağına geçiş

2026/27 Sonbahar-Kış koleksiyonu itibarıyla Fila Avrupa’da ürün kalitesi, pazarlama dili ve tasarım yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Aşırı nostalji yerine markanın mirasına daha kontrollü referanslar verilirken, imza detaylar yalnızca seçili parçalarda kullanılıyor.

Türkiye, yeni dönemin parçası olarak konumlanıyor

Fila’nın Avrupa ölçeğinde yeniden tanımladığı bu yapı içinde Türkiye, markanın dağıtım, konumlandırma ve ürün stratejilerinin bütünsel bir parçası olarak ele alınıyor.

Agentic Commerce: Çin Teknoloji Devlerinin Yeni Ticaret Modeli ve Perakendeye Etkisi

Çin teknoloji ekosistemi, dijital ticaretin bir sonraki evresine doğru ilerlerken yeni bir kavramı odak haline getiriyor: Agentic Commerce.

Bu kavram geleneksel “arama → seçme → ödeme” akışlarının ötesinde, yapay zekânın kullanıcı adına doğrudan eylem gerçekleştirdiği bir ticaret modelini tanımlıyor. Çin’in büyük teknoloji oyuncuları Alibaba, Tencent ve ByteDance bu yaklaşımı süper uygulama ekosistemlerine entegre etmeye çalışırken, Agentic Commerce perakende ve e-ticaret deneyimini kökten dönüştürme potansiyeli taşıyor.

Agentic Commerce, AI’nin pasif bir bilgi sağlayıcı olmaktan çıkıp, kullanıcının yerine aktif şekilde hareket eden dijital ajanlara dönüşmesini ifade ediyor. Bu modelde kullanıcı sadece talebini ifade ediyor; sistem ise öneriden satın almaya kadar tüm süreci otomatik olarak yürütüyor. Böylece tüketiciler için alışveriş deneyimi daha hızlı, daha az sürtünmeli ve daha entegre hâle geliyor.

Alibaba ve Qwen: Agentic Commerce ile E-Ticareti Yeniden Tanımlamak

Alibaba, bu yeni dönemin en önde gelen uygulayıcılarından biri olarak Agentic Commerce stratejisini Qwen AI platformu üzerinden aktif hâle getiriyor. Alibaba’nın Qwen AI uygulaması, artık yalnızca sorulara yanıt veren bir sohbet aracı olmaktan çıkarak, kullanıcı adına çok adımlı görevleri tamamlayabilen bir ticaret botuna dönüşüyor. Kullanıcı “bana akşam yemeği için bubble tea getirsin” gibi doğal dil komutları verdiğinde Qwen, ürün önerilerinden ödeme ve sipariş detaylarının tamamlanmasına kadar süreci tek başına yönetebiliyor.

Bu dönüşüm, sistemin perakendede kullanımını gösteren somut bir örnek olarak öne çıkıyor: Qwen AI, Alibaba ekosistemindeki Taobao, Alipay, Fliggy ve haritalama servisi Amap ile entegre şekilde çalışarak kullanıcıların birden fazla uygulama yerine tek bir AI aracında etkileşimi tamamlamasını sağlıyor. Bu model, geleneksel uygulama içi navigasyon gereksinimini ortadan kaldırıyor ve tüketiciyi “eylem yapılana kadar beklemekten” kurtarıyor.

agentic commerce: çin teknoloji devlerinin yeni ticaret modeli ve perakendeye etkisi
agentic commerce: çin teknoloji devlerinin yeni ticaret modeli ve perakendeye etkisi 15

Bir endüstri analistine göre, Agentic Commerce modelleri kullanıcı bağlılığını ve platform içi etkileşimi artırarak, uzun vadeli ticari değeri yükseltiyor. McKinsey ve diğer küresel danışmanlıklar, AI ajanlarının 2030’a kadar dünya ticaretine trilyonlarca dolarlık katkı yapabileceğini belirtiyor; bu da ticaretin yalnızca fiziksel ve dijital kanallar arasında değil, artık “AI ajanları vasıtasıyla” yürütüleceğine işaret ediyor.

Süper App’ler ve Agentic Commerce Yarışı

Çin’de süper uygulama (super app) konsepti yıllardır WeChat’in liderliği ile biliniyor. WeChat, mesajlaşma, sosyal ağ, ödeme ve mini uygulamaları tek bir platformda birleştirerek kullanıcıların günlük ihtiyaçlarını karşılıyordu. Ancak Agentic Commerce, bu modeli satın alma ve hizmet eylemini doğrudan AI ajanları üzerinden yapma seviyesine taşıyor.

Alibaba’nın Qwen AI’sinin yanı sıra Tencent de WeChat üzerinde benzer AI destekli özellikleri derinleştiriyor. Amaç, sosyal ağ ile ticaret arasında daha güçlü bir köprü kurmak ve kullanıcıların platformdan ayrılmadan tüm ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlamak. ByteDance ise Douyin (TikTok’un Çin versiyonu) üzerinden Agentic Commerce stratejisini sahneye koyarak kısa video içeriğinden ticarete kesintisiz bir akış yaratmaya çalışıyor.

agentic commerce winners and losers header image 1 1
agentic commerce: çin teknoloji devlerinin yeni ticaret modeli ve perakendeye etkisi 16

Bu rekabet, süper uygulamaları sadece çok işlevli platformlar olmaktan çıkarıp AI aracılığıyla kullanıcı adına eylem gerçekleşen ekosistemlere dönüştürüyor. Böylece tüketiciler, alışveriş ve hizmet süreçlerini manuel adımlarla değil, tek bir komutla tamamlanmış bir deneyimle yaşayabiliyorlar.

Perakende ve E-Ticaret Açısından Agentic Commerce’in Önemi

Agentic Commerce’in perakendeye etkisi çok boyutlu:

Müşteri Deneyimi: Tüketiciler arama, ürün karşılaştırma, ödeme gibi adımlarla vakit kaybetmeden tek bir AI komutuyla alışverişi tamamlayabiliyor. Bu, dönüşüm oranlarını artırıyor ve terk oranlarını azaltıyor.

Veri ve Kişiselleştirme: AI ajanları kullanıcı eğilimlerini gerçek zamanlı öğrenebiliyor, böylece markalar kişiselleştirilmiş teklifler ve kampanyalar sunabiliyorlar.

Süper Uygulama Platformları: Agentic Commerce sayesinde süper uygulamalar, e-ticaretin yanı sıra ödemeler, rezervasyonlar, teslimat ve abonelik hizmetlerini de tek bir AI odaklı platformda sunabiliyor.

Operasyonel Verimlilik: Agentic Commerce AI’si, stok, lojistik ve müşteri hizmetleri gibi süreçlerde otomasyon sağlayarak perakendecilerin maliyetlerini düşürüyor ve müşteri memnuniyetini artırıyor.

Bu model, klasik “uygulama içi alışveriş” deneyimini AI ile entegre ederek, perakende markalarının müşteri yolculuğunda yeni bir etkileşim paradigmı oluşturmalarına imkân tanıyor. Bu da artık sadece ürünlerin dijital katalogda listelenmesi değil, AI aracılığıyla aktif eylemlerin yürütüldüğü bir ticaret dünyasına geçişi işaret ediyor.

Geleceğe Bakış: Agentic Commerce ve Küresel Yayılım

Çin’deki Agentic Commerce uygulamaları, yerel pazarın özgün dinamikleriyle hızla benimseniyor. Ancak bu modelin etkileri global ölçekte de hissedilmeye başlıyor. ABD, Avrupa ve Asya’nın diğer pazarlarında büyük teknoloji oyuncuları benzer AI odaklı eylem modellerini test ediyor; bu da süper uygulama ve Agentic Commerce ekosistemlerinin sınırlarının gelecekte daha da genişleyeceğini gösteriyor.

Özetle, Agentic Commerce küresel ticaretin yalnızca dijitalleşme boyutunu değil, AI’nin ticaret süreçlerinde aktif rol almasını da temsil eden bir paradigmı oluşturuyor. Bu paradigm, perakende sektöründe müşteri deneyimini yeniden tanımlarken, markaların dijital stratejilerini ve teknoloji yatırımlarını da yeni nesil bir dönüşüme sokuyor.

Shein ve TEMU Türkiye’de Fren Yaptı: Sınır Ötesi E-Ticarette Yeni Dönem

Çin merkezli e-ticaret platformları Shein ve TEMU, Türkiye pazarına yönelik sınır ötesi satışlarını askıya aldı. Son günlerde peş peşe gelen bu adımlar, Türkiye’de uluslararası e-ticaret modelleri açısından yeni bir döneme işaret ediyor.

Shein, Türkiye’de Satışlarını Geçici Olarak Durdurdu

Shein, Türkiye’deki kullanıcılarına gönderdiği resmi bilgilendirmede, yerel mevzuatta yapılan son değişiklikler nedeniyle satışlarını geçici süreyle durdurduğunu açıkladı. Şirket, Türkiye pazarına yeniden dönebilmek için çalışmaların sürdüğünü belirtirken, satışların ne zaman yeniden başlayacağına dair net bir tarih paylaşmadı.

Yapılan açıklamada, karşılaşılan düzenleyici engellerin aşılması için çalışıldığı vurgulanırken, sürecin geçici olduğu mesajı öne çıktı.

Bu kararın arka planında, Ticaret Bakanlığı tarafından duyurulan ve 6 Şubat 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek olan düzenleme yer alıyor. Söz konusu düzenleme ile yurt dışından bireysel alışverişlerde 30 euro altı ürünler için uygulanan basitleştirilmiş gümrük prosedürü kaldırılıyor.

TEMU, Türkiye’yi Yerel Pazaryerine Dönüştürdü

TEMU cephesinde ise süreç farklı bir başlık altında ilerledi. Rekabet Kurumu’nun 21 Ocak’ta gerçekleştirdiği incelemenin ardından platform, Türkiye’ye yönelik uluslararası ürün satışlarını durdurdu.

Bu değişiklikle birlikte TEMU’nun mobil uygulaması ve internet sitesinde, yabancı satıcılara ait ürünlere erişim kapatıldı. Kullanıcılar artık yalnızca Türkiye’de faaliyet gösteren yerli satıcıların listelediği ürünleri görüntüleyebiliyor. Böylece TEMU, fiilen sadece Türkiye iç pazarına yönelik çalışan bir pazaryeri modeline geçmiş oldu.

Rekabet Kurumu, yürütülen sürece ilişkin detay paylaşmazken, incelemenin soruşturma anlamına gelmediğini ve sürecin ilerleyen aşamalarında kamuoyunun bilgilendirileceğini açıkladı.

30 Euro Düzenlemesi Belirleyici Oldu

shein ve temu türkiye’de fren yaptı: sınır ötesi e-ticarette yeni dönem

Her iki platformun aldığı kararların ortak noktasında, yurt dışı kaynaklı düşük tutarlı e-ticaret alışverişlerine yönelik düzenlemeler yer alıyor. 7 Ocak’ta Resmî Gazete’de yayımlanan karar ile, internet üzerinden posta veya hızlı kargo yoluyla yapılan 30 euroya kadar vergisiz alışveriş uygulaması sona ermişti.

Bu adım, uzun süredir iç pazarda fiyat baskısı yarattığı tartışılan sınır ötesi e-ticaret modelleri açısından oyun değiştirici bir eşik olarak görülüyor.

Sınır Ötesi E-Ticarette Yeni Bir Denge Arayışı

Shein’in satışları tamamen askıya alması ve TEMU’nun yalnızca yerli satıcılarla devam etmesi, Türkiye’de sınır ötesi e-ticaretin mevzuat, denetim ve operasyonel uyum ekseninde yeniden şekillendiğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde benzer modellerle çalışan diğer platformlar için de uyum ve yeniden konumlanma başlıklarının gündemde kalması bekleniyor.

Maptriks Katkılarıyla Haftanın Mağaza Açılışları [19 – 23 Ocak]

maptriks magaza acilislari banner2
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 32

Yıl kapanışlarını yapıyoruz derken Ocak ayının sonuna geldik bile. Perakende sektörü için oldukça hareketli bir yıl başlangıcı var sektörde diyebiliriz. Mağaza açılışları tarafında da yine hareketlilik yeni yıl ile birlikte başladı.

Her hafta sektörden gelen bildirimlerle derlediğimiz Haftanın Mağaza Açılışları serimizin yeni sayısı ile yeniden sizlerleyiz.

İşte haftanın gerçekleşen mağaza açılışları;

Puma – Mall of İstanbul

maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak]
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 33

Puma, Mall of İstanbul mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, Türkiye’deki ilk Field of Play konseptli Puma mağazası oldu.

Gusto – Torium AVM

gusto magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 34

Gusto, Torium AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Avon – Plato AVM

avon magaza 23
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 35

Avon, Plato AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Penti – Adana

penti magaza 23
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 36

Penti, Adana Turgut Özal Caddesi mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Colins – Maltepe Carrefour

colins magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 37

Colins, Maltepe Carrefour mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, yenilenen konseptiyle hizmete açıldı.

Jack & Jones – 10 Burda AVM

jack magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 38

Jack & Jones, Balıkesir 10 Burda AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Linens – Torium AVM

linens magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 39

Linens, Torium AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Mr. DIY – Novada Yozgat AVM

mrdiy magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 40

Mr. DIY, Novada Yozgat AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın Yozgat’taki ilk mağazasını oluşturuyor.

Lufian – Forum Erzurum AVM

lufian magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 41

Lufian, Forum Erzurum AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Vakkorama Pop-Up – Ceylan Splend’Or Uludağ

vakko magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 42

Vakkorama, Ceylan Splend’Or Uludağ’da pop-up mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Koçtaş – Edremit

koctas magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 43

Koçtaş, Edremit mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, yenilenen konseptiyle hizmete açıldı.

İmza – Adapazarı Ada AVM

imza magaza23
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 44

İmza, Adapazarı Ada AVM mağazasının açılışını gerçekleştirdi. Mağaza, markanın 68. mağazasını oluşturuyor.

Mikel Coffee – Yedi Mavi

mikel magaza
maptriks katkılarıyla haftanın mağaza açılışları [19 - 23 ocak] 45

Mikel Coffee, Yedi Mavi mağazasının açılışını gerçekleştirdi.

Penti’de Üst Düzey Atama

Penti, üst yönetim kadrosunu deneyimli bir isimle güçlendirdi. Perakende sektöründe uzun yıllara dayanan tecrübesiyle öne çıkan Fatih Gücük, Penti İş Geliştirme Direktörü olarak atandı.

İnönü Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Fatih Gücük, yüksek lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi İşletme (MBA) programında tamamladı. Kariyerine perakende sektöründe mağazacılık tarafında başlayan Gücük, profesyonel iş hayatına LC Waikiki bünyesinde mağaza müdürü olarak adım attı ,ardından DeFacto bünyesine katıldı. DeFacto’daki yaklaşık 16 yıllık kariyeri süresince yurtiçi ve yurtdışında 200’ün üzerinde mağaza açılışında aktif rol alan Gücük, şirketin 65 mağazadan 500’ün üzerinde mağazaya ulaşan büyüme yolculuğunda önemli sorumluluklar üstlendi. Yurtiçinde Türkiye genelinde, yurtdışında ise 40’tan fazla ülkede yürütülen operasyon, kiralama, franchise ve genişleme süreçlerinde görev aldı.

Gayrimenkul geliştirme, kiralama, fizibilite çalışmaları, sözleşme yönetimi ile mağaza açılış ve teslim süreçlerinde uzmanlaşan Gücük, yeni görevinde Penti’nin kiralama, gayrimenkul geliştirme ile inşaat ve teknik işler departmanlarından sorumlu olacak. Bu kapsamda Penti’nin mağaza gelişim stratejilerine ve sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlaması hedefleniyor.

Fatih Gücük, 5 Ocak 2026 itibarıyla Penti’deki yeni görevine başladı.

AVM Sektöründe Yeni Dönem: Sıfırdan Projeler Yerini Dönüşüme Bırakıyor

Türkiye’de alışveriş merkezi sektöründe sıfırdan AVM inşa etme dönemi yüksek maliyetler ve finansal kısıtlar nedeniyle geride kalıyor. Sektör, yeni projeler yerine mevcut yapıların dönüştürülmesine, modernize edilmesine ve el değiştirmesine odaklanan bir sürece giriyor.

Artan faiz oranları ve yükselen inşaat maliyetleri, AVM sektöründe ekosistem olarak stratejik bir kabuk değişimini beraberinde getirirken, yatırımcılar için öncelik artık atıl alanların yeniden ekonomiye kazandırılması oluyor.

“Topraktan AVM Geliştirmek Çok Zor”

avm sektöründe yeni dönem: sıfırdan projeler yerini dönüşüme bırakıyor

Sektördeki mevcut tabloyu değerlendiren ECE Türkiye Eş Genel Müdürü ve Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği Başkanı Nuri Şapkacı, yeni AVM yatırımlarının önündeki finansal engellere dikkat çekiyor.

Şapkacı’ya göre, sıfırdan AVM geliştirmek mevcut koşullarda oldukça zor.

Finansal kaynakların sınırlı olması nedeniyle projelerin büyük ölçüde öz sermaye ile hayata geçirilebildiğini belirten Şapkacı, önümüzdeki beş yıllık dönemde sektörün ağırlıklı olarak el değiştirme, dönüştürme ve büyütme ekseninde ilerleyeceğini ifade ediyor.

Turist Harcamaları Geriliyor, Cirolar Enflasyonun Gerisinde

semet canliel

Sektördeki dönüşüm yalnızca finansman kaynaklı değil. ECE Türkiye Genel Müdürü Semet Yolaç Canlıel tarafından paylaşılan verilere göre, perakendeciler açısından kritik öneme sahip turist satışlarında yüzde 25’lik bir düşüş yaşanıyor.

Aynı dönemde AVM cirolarının ise son iki yılda enflasyonun altında kaldığı görülüyor.

Bu tablo, AVM’lerin yalnızca ticari alanlar olarak değil, farklı kullanım senaryolarıyla yeniden kurgulanması ihtiyacını güçlendiriyor.

Atıl Alanlar “Yaşam Merkezi”ne Dönüşüyor

Yeni ruhsat ve sıfırdan proje süreçlerinin yerini, mevcut alanların daha verimli kullanılması alıyor. Borçlu ya da atıl durumda olan AVM ve ticari yapılar, büyük yatırım grupları tarafından devralınarak yeniden hayata kazandırılıyor.

Bu kapsamda, pandemi döneminde kapanan bir merkezin Akpolat Ailesi yatırımıyla yeniden açılması planlanıyor. Adana’da 2026 yılı sonunda faaliyete geçmesi beklenen Adapalm AVM’nin ise yaklaşık 2.500 kişiye istihdam sağlaması öngörülüyor.

Öncelik Alışverişten Çok Yaşam Deneyimi

Türkiye’de AVM sektörü, önümüzdeki dönemde yalnızca alışveriş odaklı bir yapıdan uzaklaşarak, yaşam merkezi konseptini merkeze alan dönüşüm adımlarıyla yoluna devam edecek. Mevcut yapıların yeniden konumlandırıldığı bu yeni dönemde, sektörün büyüme dinamikleri de yeniden şekilleniyor.