Ana Sayfa Blog Sayfa 144

Inditex’in Kuzey Avrupa Hamlesi: Bershka Yeni Bir Pazar Ekliyor Ve İsveç’e Açılıyor

İş hacmi bakımından Zara’nın ardından Inditex’in ikinci büyük zinciri olan Bershka, İsveç’teki lansmanıyla yeni bir pazar ekledi. Kuzey Avrupa ülkesi, İspanyol çokuluslu şirketinin genç moda zincirinin faaliyetlerine yeni başladığı yer olarak öne çıkıyor. Bershka, başkent Stockholm’de ilk mağazasını açarak bu yeni pazara adım attı.

Inditex yönetiminin 2025 için öngördüğü büyüme ve genişleme hedefleri doğrultusunda Bershka’nın İsveç’e girişi, 12 Mart’ta CEO Óscar García Maceiras tarafından duyurulmuştu. Bu haftaki lansmanla birlikte Bershka, Stockholm’ün Solna bölgesindeki Westfield Mall of Scandinavia alışveriş merkezinde 640 metrekarelik bir alanda faaliyet göstermeye başladı. Alışveriş merkezi, İsveç Milli Futbol Takımı’nın evi olan National Arena’nın yanı başında yer almasıyla dikkat çekiyor. Bershka, Calvin Klein, G-Star Raw, Gant, Hugo, Intimissimi, Jack&Jones, JD Sports, Levi’s, Mango, Michael Kors ve Nike gibi önemli markalarla rekabet edecek.

Bershka, İsveç’teki İlk Mağazasını Açtı

İsveç’teki ilk Bershka mağazası, genç moda markasının üç koleksiyonunu sunmak üzere tasarlandı: Bershka, kızlar için; BSK, özellikle ergenlik öncesi kızlara yönelik koleksiyonlarla; ve Man, firmanın erkek giyim koleksiyonlarıyla. Mağaza, monolitik görünümlü bir tasarıma sahip olup, iç mekanında farklı koleksiyonlar için ayrılmış alanlar sunarak alışveriş deneyimini zenginleştiriyor. Tasarımda kullanılan ahşap, seramik ve dokulu beton gibi malzemeler, ziyaretçilere farklı atmosferler sunmayı amaçlıyor.

Mağazanın iç mekanında, dinamik ekranlar ve monokromatik yüzeyler kullanılarak görsel akış sağlanırken, kasa ve prova odası alanları da dikkat çekiyor. Bershka, mağaza konseptinde hafiflik hissi yaratmayı ve önemli noktalara odaklanmayı hedefliyor.

Bu açılışla birlikte Bershka, 2025 yılına kadar yeni pazarlara açılma stratejilerini hızlandırıyor. İspanyol şirketi, genç moda zincirinin ilk kez Danimarka’da da mağaza açması planlanıyor. Ayrıca, Massimo Dutti’nin de 2025’te Danimarka’da yer alması bekleniyor. Stradivarius’un Avusturya, Oysho’nun ise Hollanda ve Almanya’ya açılması planlanıyor. Inditex, Irak’ta da ilk mağazalarını Bağdat’taki Irak Mall alışveriş merkezinde açmayı hedefliyor.

Mikel Coffee: Global Kahve Deneyimini Türkiye’ye Taşıyor

“Bu yazı, Bi’Sektör Dergi İlkbahar 2025 sayısında yayınlanmıştır. Bi’Sektör Dergi’yi incelemek için burayı ziyaret edebilirsiniz.”

Mikel Coffee Türkiye CEO’su Kadir Ergün ile markanın Türkiye’deki büyüme stratejisini, kahve sektöründeki değişen tüketici trendlerini ve müşteri deneyimini nasıl farklılaştırdıklarını konuştuk. Global bir kahve markası olarak Türkiye pazarındaki hedeflerini ve sektörde fark yaratan yaklaşımlarını dinledik.

Mikel Coffee, global bir marka olarak kahve sektöründe güçlü bir yer edindi. Türkiye pazarında sizi diğer kahve zincirlerinden farklı kılan en belirgin özellikler nelerdir?

Mikel Coffee’nin hikayesi, kahvenin insanlar arasında güçlü bağlar kurma fikrinden ilham alarak 2008’de Yunanistan’ın Larissa şehrinde başlıyor ve bugün merkezi İngiltere’de bulunan global bir marka haline geliyor. Mikel Coffee, bugün 22 farklı ülkede 680’den fazla şubesiyle kahve kültürünü tüm dünyada yeniden tanımlıyor diyebiliriz.

mikel akaretler

Sanırım bizi farklı kılan en belirgin özelliklerimizden biri, globalden gelen bu gücümüz. Biz de Mikel Coffee Türkiye olarak, 2020 yılında imzalanan master franchise anlaşması ile Türkiye pazarına İstanbul Akaretler şubesi ile giriş yaptık. Kısa sürede İstanbul, Ankara, Bursa, Muğla, Sakarya, Tekirdağ, Balıkesir, Kırklareli, Konya, Diyarbakır, Samsun, Gaziantep, Bolu, Kayseri, Şanlıurfa, Mardin, Iğdır, Mersin, Hatay ve Yalova gibi şehirlerde yer aldık.

Türkiye’nin farklı şehirlerinde 85’i aşkın şubemizle büyümeye ve yeni şubeler açmaya hızla devam ediyoruz. 2024 yılında 6 günde 1 şube açtık, bu büyümemiz ile 9 yeni şehirde daha bulunuyoruz.

Hedefimiz, büyüme yolculuğumuzu hız kesmeden sürdürerek yıl sonuna kadar 175 şubeye ulaşmak ve premium kahvelerimizin eşsiz lezzetini Türkiye’nin dört bir yanındaki kahve tutkunlarıyla buluşturmak.

Marka felsefemizde de keyif ve dostluğu bir araya getirmek var. Buna markamızın temellerinde yer alan sürekli gelişim, kalite, yenilikçilik ve misafirperverlik vizyonumuzu da ekleyebiliriz.

%100 Espresso Arabica harmanından oluşan Mikel karışımı olarak tanımladığımız premium kahvelerimizi sunduğumuz modern ve rahat şubelerimizi, kahve tutkunları için günün vazgeçilmez duraklarından biri haline getirmek birincil amacımız.

Premium kahvelerimizle dünyayı uyandırmak bizim işimiz diyoruz ve benzersiz bir kahve deneyimi vadediyoruz. Bu deneyimin ana dayanağını da dondurma ile harmanlanmış özel köpüklü kahvelerimiz ve her bardakta 5 farklı kıtadan toplanan %100 Espresso Arabica kahve çekirdeklerimiz oluşturuyor.

Mikel Coffee’nin spesiyalleri dediğimiz bu içeceklerimiz, Mikel kahvesi ile birlikte sıcak çikolata, çilekli-vanilyalı-muzlu dondurma ve çikolata karışımından oluşan özel reçetelere sahip. Türkiye’de ve dünyada başka yerde muadili olmayan ürünlerimiz. Aslında biz, şubelerimizin atmosferinden çalışanlarımızın güler yüzüne kadar kahve tutkunlarına evlerinin konfor ve keyfini sunmak için çalışıyoruz.

Kahve sektörü sürekli büyüyen bir alan. Özellikle Türkiye’de tüketici alışkanlıkları üzerine yaptığınız analizlerde hangi değişim veya trendler dikkatinizi çekti? Bu trendler Mikel Coffee’nin stratejisini nasıl şekillendiriyor?

Türkiye’de son 10 yılda kişi başına düşen kahve tüketimi 4 kattan fazla artarak 1,5 kilogramı aştı. En çok kahve tüketen ülkeler sıralamasında orta sıralara çıktık. Tüketici alışkanlıklarına baktığımızda ev dışı harcamalar üzerindeki en büyük payı, daha çok 16-45 yaş olmak üzere, her yaştan insanın rağbet gösterdiği kahve dükkanları alıyor. Bu gibi veriler ışığında, Türkiye’de kahve tüketiminde büyük bir potansiyel bulunuyor diyebiliriz. Tüketim alışkanlıklarında Y ve Z kuşakları farklı kahve türlerini denemeye açık olsalar da Türkiye’de hala en çok tüketilen kahveler filtre kahve, Americano ve Latte olarak öne çıkıyor.

Deneyim ve çeşitlilik arayışı, trendlere duyarlılık gibi unsurları da göz önüne aldığımızda, özellikle genç kuşağın zengin aromalar ve benzersiz deneyimler aradığını söyleyebiliriz. Bir diğer dikkat çeken trend, sürdürülebilirlik ve etik ticaretin önem kazanması. Türkiye’deki tüketiciler, çevreye duyarlı, adil ticaret ilkelerini benimsemiş markaları tercih ediyor. Bu bilinç, markaların hem tedarik zincirinde hem de ürün seçimlerinde daha şeffaf olmasını gerektiriyor.

Mikel Coffee olarak biz de sadece kaliteli kahveler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda sürdürülebilir tedarik yöntemlerine ve çevre dostu uygulamalara büyük önem veriyoruz.

Topluma ve doğaya saygı vizyonumuzla sürdürülebilirlik çalışmalarımıza devam ediyoruz. En önemlilerinden biri olarak gördüğümüz ise bardaklarımızın yapısı. Mikel Coffee bardaklarımız %100 geri dönüştürülmüş malzemeden termos özelliğine sahip olarak üretiliyor.

Ayrıca, Türkiye’de kahve dükkanlarının, sadece kahve içilecek yerler değil, uzun bir süredir sosyal bir buluşma noktası haline geldiğini biliyoruz. Özellikle büyük şehirlerde, kahve dükkanları gençler ve profesyoneller için sosyal etkileşim alanlarına dönüşmüş durumda. Bu da bizi, modern ve konforlu mekanlar yaratmaya teşvik ediyor.

Trendleri global ve yerel pazarımızda yakından takip ederek stratejimize marka vaadimiz çerçevesinde eklemliyoruz. Kahve tutkusunun günlük hayatın merkezinde yer aldığını biliyor ve bu tutkuyu paylaşan herkesi misafir etmekten memnuniyet duyuyoruz.

Franchise sisteminiz yatırımcılar için birçok fırsat sunuyor. Ancak Türkiye pazarında franchise adaylarının karşılaştığı en büyük zorluklar neler ve Mikel Coffee bu zorlukların üstesinden nasıl geliyor?

mikel urun

Türkiye pazarında franchise adaylarının karşılaştığı en büyük zorluklar genellikle yüksek yatırım ve işletme maliyetleri, lokasyon seçimi, personel eğitimi ve misafirlere ulaşma gibi unsurlardan oluşuyor.

Öncelikle, yatırımcılarımıza sunduğumuz en büyük avantajlardan biri, 5 kıtada, 22 ülkede 680’den fazla mağazası bulunan global bir kahve markasının çatısı altında yer alıyor olmaları. Bu geniş çaplı ağ, franchise adaylarımıza global bir marka güvencesi sunarken, aynı zamanda dünya çapında geçerli olan yüksek kalite standartlarımıza ulaşmalarına olanak tanıyor. Mikel’de içtiğiniz kahvenin standardı dünyanın her yerinde aynıdır. Bu, yatırımcılarımızın ve müşterilerimizin markaya olan güvenini pekiştiren en önemli unsur diyebilirim.

Ayrıca, doğru markayı, doğru lokasyonda ve doğru ürünle müşterilerle buluşturmanın öneminin farkındayız. Mikel Coffee olarak bu dengeyi sağlamak için franchise adaylarımıza yer seçimi, pazar analizi ve pazarlama stratejileri konusunda kapsamlı bir destek sunuyoruz. Doğru yerde açılacak doğru bir mağaza hem yatırımcıların hem de müşterilerin memnuniyetini garantiler.

Yatırım maliyetlerimizin uygun olması, yenilikçi yapımız, kusursuz hizmet anlayışımız ile güçlü ve deneyimli ekibimiz de bizi öne çıkaran diğer unsurlar.

Premium kahve tutkumuzu bu değer ve vizyonla paylaşacak herkes bizimle olabilir. Globalden gelen gücümüzle, Mikel Coffee olarak Türkiye’de kahve sektörüne yatırım yapmak isteyen yatırımcılarımıza doğru lokasyonu bulmaktan başlayarak, fizibilite, mimari ve inşaat, operasyonel destek, personel bulma ve eğitme, ürün tedariği ve sürekliliği, Mikel standartlarının adaptasyonu gibi tüm süreçlerinin tamamında yanında oluyoruz. Hazırlıktan açılışa her adımda birebir destek vererek yatırımcımıza kendini kanıtlamış ve sürdürülebilir bir sistem üzerinden sorunsuz bir işletme açıyoruz. Türkiye pazarında büyütmekteki ana politikamız, %100 Espresso Arabica karışımı premium kahvelerimizi sunduğumuz modern & konforlu şubelerimizi, kahve severler için günün vazgeçilmez bir durağı haline getirmek ve makul yatırım bütçeleri ile sürdürülebilir bir franchise sistemini Mikel Coffee’siz bir şehir kalmayana kadar tüm Türkiye’ye yaymak.

Son yıllarda kahve sektörü, müşteri deneyimini önceliklendiren yeniliklere sahne oluyor. Mikel Coffee, müşteri deneyimini farklılaştırmak ve kahve tutkunlarına daha özel bir hizmet sunmak için hangi yaklaşımları benimsiyor?

Misafir deneyimini markamızın temel taşlarından biri olarak konumlandırıyoruz. Her şeyden önce Mikel Coffee’nin yüksek standartlarına bağlılığımız ile bu süreci garanti altına alıyoruz.  Bahsettiğim gibi, Mikel ’de içtiğiniz kahvenin standardı dünyanın her yerinde aynıdır. Bence bu gerçek bir kahve tutkununu sadık bir misafir haline getirmenin birincil kuralıdır.

Biz mağazalarımızda yalnızca yüksek kaliteli kahve sunmakla kalmıyor, aynı zamanda premium bir hizmet anlayışıyla misafirlerimizi iyi hissettiren, farklı kullanım alanları sunan bir ambiyans yaratıyoruz. Bu doğrultuda, misafir deneyimini farklılaştırmak için birkaç stratejik yaklaşım benimsiyoruz. Özgün reçetelerimiz ve yalnızca Mikel Coffee’ye özel içeceklerimiz ile sektörde farklılaşırken, baristalarımızın alanında uzman eğitmenlerimizden aldığı kapsamlı eğitimlerle kahve kalitesinde sürekliliği sağlıyoruz. Misafirlerimize kahvemizin yanında sunacağımız lezzetler de bizim için önemli, bu doğrultuda ekibimiz ile birlikte sürekli yeni ürün ve menü üzerinde çalışıyoruz. Kahveye eşlik eden tatlarımızda, taze tatlılar, lezzetli sandviçler ve sağlıklı atıştırmalıklar sunuyoruz. Dijitalleşmeye yönelik olan yatırımlarımız da devam ediyor. 2025’in ilk yarısında kullanıma açacağımız mobil aplikasyonumuz ile de misafirlerimiz uygulamamızda yer alan birçok fırsat ve avantajdan faydalanabilecek. Tüm yaklaşımımızı misafirlerimiz ile kurulacak sürekli ve sürdürülebilir iletişim ve bu sayede oluşturduğumuz benzersiz bir kahve deneyimi üzerine inşa ediyoruz.

Hologramdan Kamp Ateşine: Perakendede Yeni Nesil Deneyim Tasarımları

Dijitalleşme, yapay zeka ve sanal gerçeklik çözümleri mağaza deneyimini sadece teknolojik değil, aynı zamanda daha “insani” hale getirme potansiyeline sahip. Perakendeciler, kişiselleştirmeye alışkın yeni nesil tüketiciler için etkileşim, ilham ve bilgi akışını aynı anda sunan deneyim alanları yaratıyor. Fiziksel mağazalar, artık sadece ürünlerin sergilendiği yerler değil; markaların kendilerini ifade ettikleri, hikâyelerini aktardıkları, teknolojiyi duygusal bağ kurmak için kullandıkları birer sahne.

Peki bu dönüşüm sahada nasıl yaşanıyor? Gelin, The North Face, Matin Kim ve Scheels gibi markaların uygulamalarına birlikte bakalım.

The North Face: Dağın Ruhu Mağazaya Taşındı

The North Face’in Londra’daki amiral gemisi mağazası, bir alışveriş alanından çok bir kamp alanını andırıyor. Mağazanın merkezine konumlandırılan kamp ateşi atmosferi ve 3D projeksiyonlarla donatılmış çadır, ziyaretçileri gerçek bir dağ deneyiminin içine çekiyor. Geniş ışık kutularıyla tematik alanlar yaratılırken, %100 geri dönüştürülmüş malzemelerle üretilen 3D baskılı mankenler, sürdürülebilirliği ve doğa tutkusu temasını güçlendiriyor.

Ürün hikâyeleri, dijital ekranlar aracılığıyla anlatılırken; mağazanın iç mimarisi de taş ve alüminyum detaylarla doğal unsurları yansıtıyor. Mağazada ayrıca özelleştirme ve onarım hizmetlerinin sunulduğu sürdürülebilirlik alanı da bulunuyor.

Matin Kim: Hologramlar Gerçeğe Meydan Okuyor

proto korea matinkimhologram4

Güney Koreli moda markası Matin Kim, Proto Hologram iş birliğiyle mağazalarında oldukça gerçekçi holografik sunumlar gerçekleştirmeye başladı. 360 derece dönebilen hologram modeller, kıyafetleri sergilerken alışverişçilere aynı zamanda ürünlerle ilgili bilgi verebiliyor.

Dokunmatik ekranlar, sesli yanıtlar ve çoklu dil desteği ile entegre çalışan bu sistemler, dijital müşteri temsilcisi deneyimini mağaza içine taşıyor. Marka, gelecekte hologram teknolojisini ünlü konukların dijital versiyonlarını mağazaya “ışınlamak” için kullanmayı da planlıyor.

Scheels: 460 Ekranla Yönetilen Deneyim

ABD merkezli spor malzemeleri zinciri Scheels, dev mağazalarındaki dijital altyapıyı tamamen yeniledi. Mood Media ile başlattığı 11 milyon dolarlık yatırım kapsamında, her bir mağazaya toplamda 460 LED ekran yerleştirildi. Ayakkabı alanlarından mağaza sütunlarına kadar stratejik noktaları kapsayan bu ekranlar, hem marka kampanyaları hem de lokasyon bazlı içerikler için kullanılıyor.

32 mağazanın ses ve görüntü sistemlerini tek merkezden yöneten bu yapı, markanın dijital mağaza deneyimini ölçeklenebilir ve esnek hale getiriyor.

Bugün teknoloji, fiziksel mağazaları yeniden tanımlıyor. Amaç sadece dikkat çekmek değil; müşteriyi etkilemek, hikâye anlatmak ve bağ kurmak. Bu örnekler, geleceğin mağaza deneyiminin sadece dijital değil; aynı zamanda duyusal, kişisel ve sürdürülebilir bir zeminde şekilleneceğinin göstergesi.

Puma, Geri Dönüştürülmüş Malzemelerle Sürdürülebilirlik Dönüm Noktasına Ulaştı

Alman spor giyim üreticisi Puma, 2024 yılı itibarıyla ürünlerinin %90’ının geri dönüştürülmüş veya sertifikalı malzemelerden üretildiğini açıkladı.

2021 yılında, şirket sürdürülebilir malzemelerin dokuz üründen sekizinde kullanılmasını hedeflemişti. Bu süreçte, geri dönüştürülmüş ve sertifikalı malzemelerin kullanımını artırarak sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulundu.

Bu çabalar sonucunda, 2024 yılı itibarıyla Puma’nın pamuk üretiminin %13’ü geri dönüştürülmüş ve polyester kumaşlarının yaklaşık %75’i geri dönüşüm kaynaklı hale geldi. Şirket, bu güncellemeleri 22 Nisan’da yayımlanan sürdürülebilirlik raporunda duyurdu.

Puma ayrıca, endüstriyel ve tüketici atıklarını hammaddeye dönüştürmeyi amaçlayan RE:FIBRE projesini tanıttı. 2024 yılında Puma’nın giysilerindeki polyesterin neredeyse %14’ü bu yenilikçi süreçle üretildi.

Şirket, ayrıca tedarik zinciri boyunca emisyonları azaltma konusunda önemli adımlar attığını, 2017’den 2024’e kadar satın alınan mal ve hizmetlerle ilişkili emisyonlarda %17’lik bir azalma sağladığını belirtti. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yaparak, ana tesislerinde güneş enerjisi santralleri kurarak ve filolarındaki elektrikli araç sayısını artırarak, 2017’den bu yana operasyonlarından kaynaklanan emisyonları %86 oranında azalttı.

Puma’nın iklim stratejisi, 2030 yılı itibarıyla operasyonlarındaki sera gazlarını %90 oranında, tedarik zinciri genelinde ise %33 oranında azaltmayı hedefliyor. Bu hedefler, küresel sıcaklık artışını endüstriyel öncesi seviyelerin 1.5 derece Celsius üzerinde sınırlamak için bilimsel önerilerle uyumlu bir şekilde belirlenmiştir.

Son olarak, Puma, bu yıl satış büyümesinin düşük ile orta tek haneli yüzdeler arasında olacağı uyarısını da yaptı.

Güven Kültürü Organizasyonların Geleceğini Belirliyor

“Bu yazı, Bi’Sektör Dergi İlkbahar 2025 sayısında yayınlanmıştır. Bi’Sektör Dergi’yi incelemek için burayı ziyaret edebilirsiniz.”

Günümüz iş dünyasında rekabetçi avantaj elde etmek isteyen şirketler için sadece finansal başarı yeterli değil. Uzun vadeli ve sürdürülebilir bir büyümeyi garanti altına almanın yolu, güçlü bir çalışan deneyimi inşa etmek ve kurum kültürünü güçlendirmekten geçiyor. Peki, şirketler bunu nasıl başarabilir? Anahtar kelimemiz: güven.

Geri dönüşü en yüksek yatırım: Çalışan Deneyimi

Çalışanların bulundukları organizasyonda yüksek güven kültürünü deyimlemeleri, çalışanların kendilerini sadece bir iş gücü değil, şirketin değerli bir parçası ve her şeyden önce bir insan olarak hissetmeleri ile doğru orantılıdır. Güven kültürü çalışanların aidiyetini pozitif yönde etkilerken aynı zamanda organizasyonun başarısı için ellerinden gelenin en iyisini yapma konusundaki istekliliği artırır. Güven kültürü çalışanların, potansiyellerini üst düzeyde kullanmalarını, daha üretken olmalarını ve yaratıcı ve yenilikçi fikirleriyle şirket hedeflerine katkı sunmalarını sağlar.

gptw

Tüm bu adanmışlık; şirketin rekabet gücünü de artırıyor. Yapılan araştırmalar Great Place To Work tarafından belirlenen Fortune 100 En İyi İşverenler listesinde yer alan şirketlerin borsa getirileri üzerinde yapılan araştırmalar, yüksek güven kültürüne sahip organizasyonların piyasa geneline kıyasla 3,33 kat daha iyi finansal performans gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu organizasyonlar aynı zamanda daha düşük iş gücü devir hızına sahiptir.

Bulundukları organizasyonda kendilerini değerli ve iyi hisseden çalışanların gönüllü işten ayrılma oranları daha düşüktür ve uzun süre bulundukları organizasyonda çalışmayı istekliliğine sahiptir.. Bu da şirketin sürekli yeni işe alım ve eğitim maliyetlerinden kurtulması ve nitelikli iş günü kaybından daha etkilenmesi anlamına gelir. Tam tersi şekilde işgücü devir hızının yüksek olması ise sadece finansal bir yük oluşturmakla kalmaz; aynı zamanda inovasyon ve üretkenlik seviyelerini de düşürür. Yaptığımız araştırmalar, en iyi işverenler listesinde yer alan şirketlerin çalışan devir hızının diğer şirketlere kıyasla yarı yarıya daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.

Pozitif çalışan deneyimi ve güven merkezli bir kurum kültürünün bir diğer avantajı da kriz dönemlerinden güçlü çıkmayı sağlaması. Araştırmalarımız gösteriyor ki; yüksek güven kültürüne sahip işyerlerinde çalışanların yüzde 82’si değişime daha hızlı uyum sağlıyor. Çünkü güvenin olduğu yerde, çalışanlar birbirine kenetlenir, şirkete olan bağlılıklarını korur ve bu sinerji sayesinde yeni koşullara adapte olur, zorlu dönemlerden daha az etkilenerek çıkılır.

Pandemi sonrası ekonomik dalgalanmalar, iş dünyasında sadece finansal sağlamlıkla değil, aynı zamanda kültürel ve organizasyonel dayanıklılıkla ayakta kalmanın önemini gösterdi. Çalışan deneyimine yapılan yatırım, artık sadece bir “iyi niyet göstergesi” değil, doğrudan iş sonuçlarını ve sürdürülebilir büyümeyi etkileyen stratejik bir hamle haline geldi.

Güçlü bir iş yeri kültürü, çalışan bağlılığını artırırken, şirketlerin krizlere daha dirençli hale gelmesini sağlıyor. Güven ve kapsayıcılığı merkeze alan organizasyonlar, sadece mevcut yetenekleri elde tutmakla kalmıyor, aynı zamanda en iyi yetenekleri çekerek pazarda fark yaratıyor.

Sonuç? İnsana yatırım yapan şirketler, eninde sonunda kazananlar oluyor.

Güven kültürünü geliştirmenin 3 bileşeni: “Güvenilirlik, Saygı, Adalet”

Bir organizasyonda işyeri kültürünü şekillendiren kişiler liderlerdir, liderler deneyimi, deneyim kültürü şekillendirir ve bu yüksek performansı ortaya çıkartır. Güven kültürünü inşa etmek, liderlerin samimi adımlarıyla başlar, liderin örnek davranışlarıyla tüm organizasyona yayılır. Great Place To Work® modeline göre, – güven oluşturmanın üç ana unsuru bulunuyor:

  • Güvenilirlik: Liderlerin yetkin, otantik dürüst, tutarlı, şeffaf olması
  • Saygı: Çalışanların profesyonel ve kişisel olarak içten bir değer verildiğini hissetmesi, kapsayıcı olması
  • Hakkaniyet: Organizasyonun herkes için eşit gelişim, takdir fırsatları ve adil bir ortam sunması

Bu üç bileşene katkı sağlayan aksiyonlarla liderler çalışanların sesini duyduklarını, onlara değer verdiğini hissettirmeyi amaçlar.

Çalışanlara, organizasyona ilk adım attıkları andan itibaren bu güçlü kültürü hissettirmek önemlidir. Bu yüzden iyi bir oryantasyon süreci sunmak, güven kültürüne sahip bir organizasyonun ilk adımıdır. Ayrıca, çalışanların işlerinin anlamlı olduğunu hissetmelerini sağlayarak, şirketin misyonuyla bağlantı kurmalarına yardımcı olabilirsiniz.

Mevcut çalışanlar için ise, düzenli deneyim anketleri, paylaşım toplantıları, geribildirim sistemleri gibi araçlarla çalışanların ihtiyaçlarını ve beklentilerini anlamak, güvenin temelini oluşturur.

Bunun yanı sıra, çalışanların katkılarını yöneticileri tarafından görülüp takdir edilmesi çalışanlarınızı önemsediğinizi ve onları bireysel olarak farkında olduğunuzu göstermenizin önemli bir adımıdır. Kişiselleştirilmiş teşekkürler, çalışanların değerli hissetmesini sağlar ve motivasyonlarını artırır.

Ayrıca, çalışanların kariyerlerini geliştirmelerine yardımcı olacak eğitim programları ve mentorluk fırsatları sunarak, onların hem kişisel hem de profesyonel gelişimlerine yatırım yapabilirsiniz. Esnek çalışma saatleri ve sağlık programları gibi iş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalarla çalışanların refahını önceliklendirebilirsiniz.

Adil ödüllendirme sistemleri kurarak, sadece maaş değil, eğitim ve gelişim fırsatları ile sosyal etkinlikler gibi alanlarda da eşitliği sağlayabilirsiniz. Kapsayıcı bir kültür oluşturmak da, her bir çalışanın kendisini değerli hissetmesi için olmazsa olmaz bir adım. Çeşitlilik, eşitlik, kapsayıcılık ve aidiyet taahhüdüyle desteklendiğinde, güven kültürü daha da güçleniyor. Great Place To Work®’ün “For All” modeli, farklı çalışan grupları arasındaki deneyim farklarını ölçerek, herkesin eşit derecede organizasyondaki güven kültürünü deneyimleyip deneyimlemediğine ilişkin önemli yaklaşımları keşfetmenizi sağlamaya odaklanır.

Yol haritasını belirlemek için adres Great Place To Work®

gptw logo

Stratejilerine çalışan deneyimini dahil ederek, organizasyonlarındaki güven kültürünü geliştirmek ve tüm çalışanları için harika bir iş yeri deneyimi hareketini başlatmak isteyen tüm organizasyonlar Great Place To Work®’ten destek alabilirler. Yapılandırılmış sistemimiz ile çalışanların perspektifinden mevcut iş yeri deneyimi içerisindeki algılarını analiz ederken güçlü yönlerini ve geliştirmeye açık alanlarını içeren bir yol haritası oluşturabilmenizde katkı sağlar. Harika iş yeri kriterlerini karşılayan organizasyonlar global çapta harika iş yeri sertifikası ile kendilerini tescillerken aynı zamanda En İyi İşverenler listelerimiz ile işveren markalarını güçlendirerek daha güçlü bir çekim etkisi oluşturabilir.

Sümerpark’tan Denizli Horizon Garden’a Bir Yolculuk

“Bu yazı, Bi’Sektör Dergi İlkbahar 2025 sayısında Ortaç Özortaç tarafından kaleme alınmıştır. Bi’Sektör Dergi’yi incelemek için burayı ziyaret edebilirsiniz.”

Denizli, sanayi ve konut alanında hızla gelişirken, perakende gayrimenkulleriyle de dikkat çekiyor. Şehir, sadece büyümekle kalmıyor; alışveriş merkezi sektöründe farklı ve yenilikçi dönüşümlere de öncülük ediyor. Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri; 2011’de kapılarını açan Sümerpark AVM’den, Türkiye’nin ilk AVM dönüşüm projesi olan Denizli Horizon Garden’a uzanan hikâye. Bu süreci beraber inceleyelim:

İzmir, Antalya ve Ankara karayollarının kesişim noktasında konumlanan Sümerpark, Türkiye’de kentsel dönüşüm (fabrikadan AVM‘ye) projelerinin ilklerinden biri olarak perakende dünyasına iddialı bir giriş yapmıştı. 80 mağazası, 48.000 metrekarelik arsa üzerinde neredeyse iki katı inşaat alanı ve 37.000 metrekarelik kiralanabilir alanıyla Denizli için önemli bir cazibe merkeziydi. Hipermarket, yapı market, gastronomi alanları ve çocuk oyun alanlarına ev sahipliği yapan Sümerpark, aynı zamanda açık ve kapalı alanları bir arada sunan mimarisiyle şehirde alışveriş deneyimini yeniden tanımlamıştı.

Ancak, bir alışveriş merkezini yalnızca büyüklüğü ya da konumu ile değerlendirmek yanlış olur. Zaman içinde ortaya çıkan bazı kritik eksiklikler, Sümerpark’ın rekabet gücünü zayıflattı. Üstü açık yapısı nedeniyle mikro iklim koşullarına uyumsuzluğu, tüketiciyi yönlendirme kabiliyetine sahip markaların eksikliği veya projeden çekilmeleri, branş kırılımındaki dengesizlikler ve yönetim / pazarlama stratejilerindeki yetersizlikler, merkezin cazibesini kaybetmesine neden oldu.

Öte yandan, tüketici alışkanlıklarının hızla değişiyor ve yeni nesil alışveriş deneyimlerine olan talebin artıyor olması da Sümerpark’ın olumsuz sürecini hızlandıran diğer faktörlerdi. 

Bu değişimi öngöremeyen ya da ayak uyduramayan perakende destinasyonları için kaçınılmaz sonun yaklaştığı dönemdeyiz. Dönüşümün artık bir tercih değil, zorunluluk olduğu, yadsınamaz bir gerçek. Bu kabulle ve en önemlisi projenin sahiplik yapısındaki değişikliği de değerlendirerek WeConsult ve ALKAŞ iş birliğiyle hayata geçirilen kapsamlı yenileme ve dönüşüm projesi, Denizli Horizon Garden’ın doğuşuna ilham verdi.

Güncel tüketici taleplerinin değerlendirilmesi ve fonksiyonel planlama öncelik verdiğimiz unsurlar oldu. Aile eğlence alanının modifiye edilmesi, lokasyonunu değiştirmek suretiyle yeni markaların ve teras alanının eklendiği food court, ankor mağaza alanlarının yeniden kurgulanması, en güncel konseptleriyle ailelerin ve genç tüketicilerin tercih ettiği markaların yerleşimiyle Denizli Horizon Garden yeniden hayat buldu. 

18 aylık dönüşüm sürecinde, inşaat, yeniden fonksiyonlandırma, kiralama ve pazarlama fonksiyonlarının eş zamanlı yürütülmesi, servis sağlayıcı olan bizler için zorlu ve keyifli bir serüvendi. Bu süreçte desteğini her an hissettiren yatırımcımız Pera Yatırım Holding ve tüm iş ortaklarımıza bir kez daha teşekkürlerimizi sunalım.

Türkiye’nin ilk AVM dönüşüm projesi olarak hayata geçirilen Denizli Horizon Garden, 16 Kasım’da kapılarını yenilenmiş konseptiyle açtı. Bu dönüşüm, işlevini yitirmiş veya rekabet gücünü kaybetmiş alışveriş merkezlerinin yeniden hayat bulmasına yönelik önemli bir model sunmakla birlikte, Denizli’de yeni nesil alışveriş deneyiminin merkezi olacak.

37.000 metrekarelik kiralanabilir alanıyla 70’e yakın mağazaya ev sahipliği yapan Horizon Garden, şu an sadece bir alışveriş noktası değil; sosyal yaşam, eğlence ve deneyim odaklı bir destinasyon olarak konumlanıyor. MediaMarkt, LC Waikiki, Boyner, Migros, MR DIY, Ebebek ve Evidea gibi güçlü ankor markalarıyla ziyaretçilerine geniş bir seçenek sunuyor.

image 4

Horizon Garden’a İlham Veren Global Örnekler

Denizli Horizon Garden, Türkiye’deki ilk AVM dönüşüm projesi olarak dikkat çekerken, dünya genelinde alışveriş merkezlerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik birçok modelden de ilham alıyor. Benzer dönüşümler, farklı şehirlerde, değişen tüketici beklentilerine ve perakende dünyasının evrimine uyum sağlamak için gerçekleştirildi.

La Maquinista

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Barselona’daki La Maquinista. Başlangıçta açık hava konseptiyle inşa edilen bu alışveriş merkezi, yıllarca ziyaretçilerine özgün bir deneyim sundu. Ancak, değişen müşteri beklentileri ve mevsimsel koşulların getirdiği zorluklar, dönüşümü kaçınılmaz hale getirdi. Yapılan revizyonlarla açık hava alanlarının büyük bir kısmı kapatılarak modern, iklimlendirilebilir bir alışveriş deneyimi oluşturuldu. Bu sayede, ziyaretçiler hem açık hava atmosferini koruyan hem de kapalı alan konforu sunan yenilikçi bir alana kavuştu

resim1
sümerpark'tan denizli horizon garden’a bir yolculuk 16

Battersea Power Station

Londra’daki Battersea Power Station, bu dönüşümlerin en etkileyici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. 1930’larda inşa edilen ve yıllarca Londra’nın enerji ihtiyacını karşılayan bu devasa elektrik santrali, İngiliz endüstriyel mirasının en önemli simgelerinden biriydi. Ancak enerji sektöründeki değişimler ve küresel iklim tehditleri sonucunda işlevini yitirdi ve uzun yıllar âtıl kaldı.

2000’li yıllarda başlatılan kapsamlı renovasyon projesi, Battersea Power Station’ı Londra’nın en prestijli yaşam ve alışveriş merkezlerinden birine dönüştürdü. Bu süreçte tarihi yapının özgün mimari unsurları korunarak, iç mekanları modern bir yaşam alanına dönüştürüldü. Bugün Battersea Power Station; lüks markaların mağazalarından, üst düzey restoranlara, konutlardan ofislere ve kültürel etkinlik alanlarına kadar geniş bir kullanım sunarak Londra’nın en önemli sosyal cazibe merkezlerinden biri haline geldi.

Tarihi ve modern dokuyu kusursuz bir şekilde harmanlayan bu proje, işlevini yitirmiş yapıların nasıl yeni nesil bir yaşam alanına dönüşebileceğinin en etkileyici örneklerinden biri olarak gösteriliyor. 

resim2
sümerpark'tan denizli horizon garden’a bir yolculuk 17

Manufaktura

Dünyada sanayi mirasının modern perakende ve sosyal alanlarla yeniden hayat bulduğu en çarpıcı projelerden biri, Polonya’nın Łódź kentindeki Manufaktura. 19. yüzyılda büyük bir tekstil fabrikası olarak inşa edilen bu kompleks, uzun yıllar Polonya’nın sanayi ekonomisinin temel taşlarından biri oldu. Ancak, endüstriyel üretimin azalmasıyla işlevini kaybetti ve zamanla çöküşün eşiğine geldi. 2000’li yılların başında başlatılan dönüşüm projesi, Manufaktura’yı sadece bir alışveriş merkezi olmanın ötesine taşıdı. Bugün burası; alışveriş, kültür, eğlence ve sosyal yaşam alanlarını bir araya getiren çok işlevli bir kompleks olarak hizmet veriyor. Proje kapsamında yalnızca mağazalar değil, müzeler, sinema salonları, restoranlar ve büyük etkinlik alanları oluşturularak şehrin kültürel ve sosyal yapısına yeni bir soluk kazandırıldı. 110.000 metrekarelik devasa alışveriş alanı ve tarihi dokusunu koruyan mimarisiyle, Manufaktura, hem yerel halk hem de turistler için büyük bir çekim merkezi haline geldi. Polonya’nın kültürel ve tarihsel mirasını yaşatan bu proje, endüstriyel alanların nasıl başarılı bir şekilde dönüştürülebileceğine dair ilham verici bir örnek sunuyor.

Tıpkı Horizon Garden gibi, Manufaktura da kullanım ömrünü tamamlamış alanların yeniden işlevlendirilmesiyle bir kentin kimliğini nasıl yeniden şekillendirebileceğini gösteren güçlü bir dönüşüm hikâyesi.

resim3
sümerpark'tan denizli horizon garden’a bir yolculuk 18

La Maquinista, Battersea Power Station ve Manufaktura gibi örnekler, alışveriş merkezlerinin sadece ticaret alanları olmadığını, aynı zamanda sosyal yaşamın, kültürün ve modern şehir hayatının önemli birer parçası haline gelebileceğini kanıtlıyor. Bu projeler, perakende dünyasının dönüşen dinamiklerine nasıl adapte olunabileceğine dair güçlü birer ilham kaynağı niteliğinde.

Tıpkı bu uluslararası projeler gibi, Horizon Garden da dönüşümün yalnızca fiziksel bir yenileme değil, aynı zamanda bir vizyon olduğunu gösteriyor.

Ülkemizde mevcut 450’den fazla alışveriş merkezi binalarının yaklaşık %15’inin 15 yaşında ve üstü ve hiç yenileme yaşamamış olduğu gerçeğiyle; önümüzdeki dönemde, endüstrimiz adına dönüşüm projelerinin önem kazanacağını öngörüyoruz. Ülke ekonomimiz ve sosyal sorumluluk algımız paralelinde bu dönüşümlerin kamu nezlinde de yankı bulacağına inanıyoruz.

Skechers, 2025’in 1. Çeyreğinde 2,41 Milyar Dolarlık Rekor Satış Rakamına Ulaştı

Küresel ayakkabı ve giyim şirketi Skechers, 2025 mali yılının ilk çeyreğinde (Q1) toplam 2,41 milyar dolarlık rekor satış gerçekleştirdiğini bildirdi. Bu rakam, 2024 mali yılının ilk çeyreğinde bildirilen 2,25 milyar dolarlık satış rakamına göre %7,1’lik bir artışı temsil ediyor.

Şirketin 1. çeyrek mali sonuçlarına göre, şirketin büyümesi uluslararası satışlarda %7,2’lik ve yurt içi satışlarda %6,9’luk artışa bağlandı. Toptan satış segmentinde %7,8’lik bir artış görülürken, doğrudan tüketiciye satışlar %6,0 arttı.

Toptan satış gelirleri 110,5 milyon dolar veya %7,8 oranında artarken, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgesi %13,0 oranında güçlü bir büyüme yaşadı, Asya-Pasifik bölgesinde hafif %0,6’lık bir düşüşe rağmen Amerika bölgesi %7,3 oranında sağlam bir artış kaydetti.

Toptan ürün satış hacmi %9,1 artarken, ortalama satış fiyatında %1,3’lük küçük bir düşüş yaşandı.

Şirketin doğrudan tüketiciye satış gelirleri de 49,5 milyon dolar veya %6,0 artışla büyüme kaydetti.

Skechers’ın çeyrekteki brüt kârı, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen 1,18 milyar dolara göre %6,2 artışla 1,25 milyar dolara ulaştı.

Ancak brüt marj, esas olarak daha düşük ortalama satış fiyatları nedeniyle 50 baz puan daralarak %52,0’a geriledi.

Şirketin faaliyetlerinden elde ettiği kazanç %11,3 oranında azalarak 265,1 milyon dolara gerilerken, Skechers’a atfedilebilen net kazanç ise 2024 mali yılının aynı döneminin aynı dönemindeki 206,6 milyon dolardan %2 oranında azalarak 2025 mali yılının aynı döneminde 202,4 milyon dolara geriledi.

Şirketin seyreltilmiş hisse başına kazancı, bir önceki yılın aynı çeyreğindeki 1,33 dolara kıyasla 1,34 dolar olarak bildirildi.

Skechers ürünlerindeki yenilikçi konfor teknolojileriyle dikkat çekiyor

img 2340
Skechers, 2025’in 1. Çeyreğinde 2,41 Milyar Dolarlık Rekor Satış Rakamına Ulaştı

Skechers’ın mali işler müdürü John Vandemore şunları söyledi: “Birinci çeyrek sonuçlarımız, dünya genelindeki işimizin sürekli gücünü, markamızın, yenilikçi konfor teknolojilerimizin çekiciliğini ve ürün portföyümüzdeki farklı değer teklifimizin bir kanıtıdır.

“Mevcut pazar zorluklarıyla başa çıkma yeteneğimize güveniyoruz ve bu küresel olarak çeşitli markayı, makul bir fiyata stil, konfor, kalite ve yenilik sunmaya odaklanan benzersiz ve ilgi çekici bir ürün portföyüyle yönetme konusundaki kanıtlanmış geçmişimizin, Skechers’ın bu dönemde ayakta kalmasını ve muhtemelen gelişmesini sağlayacağını biliyoruz.”

31 Mart 2025 tarihi itibarıyla Skechers’ın perakende satış ağında dünya çapında toplam 5.318 mağaza bulunuyordu.

Şirket, kazanç görüşmesi sırasında “Şu anda gelir veya kazanç rehberliği sağlamayacağız, çünkü mevcut ortam, makul bir başarı güvencesiyle sonuç planlaması yapmak için çok dinamik“ dedi.

Şirket, Ocak 2025’te Kanada’daki ilk Performans mağazasını açtı.

Gucci’nin Sıkıntıları Devam Ederken Kering Satışları 1. Çeyrekte %14 Düştü

Kering Çarşamba günü yaptığı açıklamada, 1. Çeyrek gelirinin karşılaştırılabilir bazda %14 düşüşle 3,9 milyar Euro’ya gerilediğini, beklentilerin hemen altında kaldığını, Gucci satışlarının ise %25 düşüşle beklentilerin altında kaldığını ve dördüncü çeyrekte Gucci satışlarının %24 düştüğü dönemden bu yana düşüş eğiliminin sürdüğünü söyledi.

Bernstein analisti Luca Solca, “Bu, Gucci’nin yeniden canlanmasının henüz gerçekleşmediği ve lüks tüketici talebinin zayıflamasıyla muhtemelen daha zor bir bağlamla karşı karşıya kalacağı yönündeki anlayışımızı doğruluyor” diye yazdı.

Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su François-Henri Pinault bir açıklamada, “Öngördüğümüz gibi Kering yılın zor bir başlangıcıyla karşı karşıya kaldı” dedi. “Bu ortamda, stratejik ve finansal hedeflerimize ulaşmak ve tüm pazarlarımızdaki evlerimizin konumunu güçlendirmek için eylem planlarımızı uygulamaya tamamen odaklandık. Sektörümüzün karşı karşıya olduğu makroekonomik karşı rüzgarlara karşı dikkatliliğimizi artırıyoruz ve mevcut durumdan daha güçlü çıkacağımıza inanıyorum.”

Bottega Veneta parlak bir noktaydı: satışlar %4 arttı, Kering’in gözlük ve güzellik bölümü ise %3 büyüdü. Ancak Saint Laurent satışları, bir önceki çeyrekte %8 düştükten sonra %9 düştü, Balenciaga ve Alexander McQueen’i içeren “Diğer evler” ise %11 düştü.

Coğrafyaya göre, Batı Avrupa’daki grup perakende satışları ve Kuzey Amerika satışları %13 düştü. Mali işler müdürü Armelle Poulou analistlere “ABD pazarına gelince, temkinli kalmaya devam ediyoruz, çok fazla oynaklık var. 1. çeyrek, 4. çeyreğe benziyordu. Trendde herhangi bir değişiklik görmüyoruz,” dedi. Japonya %11 düştü ve Çin lüks satışlarda durgun kalmaya devam ederken Asya-Pasifik %25 düştü.

Kering sektörün gerisinde kalıyor

img 0388
Gucci’nin Sıkıntıları Devam Ederken Kering Satışları 1. Çeyrekte %14 Düştü

Kering’in toparlanması sektörün geri kalanının gerisinde kalıyor. Karşılaştırıldığında, LVMH’nin moda ve deri ürünleri bölümü ilk çeyrekte %5 düştü. Hermès satışları %7 arttı . Moncler markası satışlarını %2 artırdı. Valentino satışları %2 düştü. Prada rakamlarını 30 Nisan’da, Burberry 14 Mayıs’ta ve Richemont 16 Mayıs’ta açıklayacak. HSBC’nin Prada için beklentileri %11,3, Burberry için -7,3 ve Richemont için %6,8.

Yıl sonuna doğru bakıldığında, Kering ikinci yarıda iyileştirmeler planlıyor, ancak ABD vergileri ve küresel ticaret ortamı moda sektörünün tahminlerini ve planlamalarını belirsizliğe sürükledi. Poulou, “Yılın yavaş bir başlangıç yapmasını bekliyorduk ve bu doğrulandı. Şimdi 2. çeyrek için dikkatli planlama yapıyoruz, hala çift haneli bir gelir düşüşü bekliyoruz. İkinci yarının ilk yarıdan daha iyi olmasını bekliyoruz” dedi.

Topshop, Perakendeye Geri Dönüyor

Topshop, geleneksel perakendecilerle yapacağı yeni toptan ortaklıklar aracılığıyla ana caddelere geri dönmeye hazırlanıyor.

Sahibi Asos, markayı fiziksel perakendeye geri getirmek için seçili toptan satış ortaklarıyla anlaşmalar imzaladığını, ancak ilk etapta Topshop için bağımsız bir web sitesini yeniden başlatmaya odaklandıklarını söyledi.

Çevrimiçi moda devinin CEO’su José Antonio Ramos Calamonte, perakendecinin yeniden lansman planlarını ilerletmeden önce “Topshop’un ürün yelpazesini yeniden inşa etmek için iki yıl harcadığını” söyledi.

Topshop’ta geri dönüşün ilk adımı topshop.com olacak

topshop, perakendeye geri dönüyor
Topshop, Toptan Perakende Ortakları Aracılığıyla Ana Caddeye Geri Dönecek

“Bu geri dönüşün ilk adımı topshop.com olacak” diyen şirket, bağımsız sitenin bu mali yılın ikinci yarısında faaliyete geçeceğini doğruladı.

Calamonte, Topshop’un fiziksel perakendeye dönüşünün markanın belirli perakende satış noktalarında mağaza içi mağazalar açacağını söyledi ve ekledi: “Bağımsız bir mağazadan bahsetmiyorum. Hiçbir şeyi dışlamadık. Elbette hayır.”

Ancak daha sonra bir sözcü, Topshop’un fiziksel perakendeye dönüşünün markalı mağaza içi imtiyazlar yerine geleneksel toptan satış anlaşmaları yoluyla gerçekleşeceğini açıkladı.

Bu adım, son haftalarda Topshop’un Instagram hesabından paylaşılan ve yaz aylarında mağazalara geri dönülebileceğine dair ipuçları veren bir dizi gizemli paylaşımın ardından geldi.

Asos, 2021 yılında Topshop’u, Topman, Miss Selfridge ve HIIT’i 295 milyon sterline satın aldı.

Geçtiğimiz yıl ise Topshop ve Topman markalarındaki %75 hissesini Bestseller’a satarak yeni büyüme fırsatları yaratmayı hedefleyen bir ortak girişim oluşturdu.

Calamonte, “Tüketicilerimizi dinliyoruz,” diye ekledi. “Topshop’un kendine özgü bir seviyeye sahip olmasını istediklerini anlıyoruz.”

Fiziksel lansmana ilişkin daha fazla ayrıntının önümüzdeki aylarda açıklanması bekleniyor.

Bi’Sektör Dergi, İlkbahar 2025 Sayısı ile Yayında!

Nisan ayı, Bi’Sektör için hem yeni bir zirvenin hem de yeni bir yayın döneminin habercisiydi. Perakende Medya Zirvesi 2025, sektör profesyonellerini bir araya getirerek hem dijital dönüşümü, hem medya yatırımlarındaki yeni yaklaşımları hem de mağaza içi iletişimin geleceğini detaylı şekilde ele aldı. Aynı zamanda Bi’Sektör’ün ilk basılı yayını olan Bi’Sektör Dergi’nin sektörle buluştuğu bir organizasyon oldu.

bi'sektör dergi, i̇lkbahar 2025 sayısı ile yayında!

“Perakendeciye ilham, sektöre Bi’Mola” mottosuyla çıktığımız bu yolda, dijitalde olduğu gibi basılı yayıncılıkta da perakende sektörünün nabzı olmaya devam edeceğiz.

Peki Mart ayında yayın hayatına kazandırdığımız, fakat malum ülke gündemlerimiz ile duyurularına henüz başladığımız Bi’Sektör Dergi’nin ilk sayısında neler var? Gelin yakından bakalım…

2025’e Sektör Liderlerinin Gözünden Bakış

16

Yılın ilk çeyreğini geride bırakırken; perakende sektörünün liderleri, hedeflerini sadece sayılarla değil, yeni tüketici beklentileri, teknolojik yatırımlar ve çevik ekip yapıları üzerinden tanımlıyor. Artık tek kanalın değil, entegre deneyimin öne çıktığı bir dönemdeyiz. Skechers Türkiye Perakende Satış Direktörü Ali Karakuş, Beymen E-Ticaret Genel Müdür Yardımcısı Ümit Arsoy ve Boyner Pazarlama ve Marka Yönetimi GMY’si Nurçin Koçoğlu ile yaptığımız söyleşide, liderliğin yeni tanımı, ekip dinamikleri ve omni-kanal stratejilerinin 2025’e etkisi detaylandırıldı.

” 2025, sadeleşme ve odaklanma yılı olacak. Hedef, büyümekten önce anlamlı, sürdürülebilir ve deneyim odaklı bir düzlemde yol almak. Tüm bu görüşler, yeni dönemde şirketlerin salt kampanya odaklı değil, sistem odaklı bir yapıya geçiş yapacağına işaret ediyor.”

Uluslararası Markalar Türkiye Pazarına Nasıl Bakıyor?

24

Gündemler, ekonomi, siyaset bitmeyen pek çok zorluk… Türkiye, zorluklarla yoğunlaşan ekonomik ortamına rağmen, global markalar için potansiyelini koruyor.

Genç tüketici yapısı, bölgesel yayılma potansiyeli ve türbülansı geçmişleri aşma becerisiyle öne çıkan Türkiye pazarı, doğru yaklaşımla halen çok sayıda marka için cazip.

Bu sayıda, MR. DIY Türkiye Genel Müdürü Dilara Neyişçi Çağlı, Avon Türkiye Genel Müdürü Hasan Ulutürk ve Flying Tiger Copenhagen Türkiye Genel Müdürü Sami Hotak ile yaptığımız görüşmelerde; yatırım kararlarının arka planını, Türkiye’de tüketiciyle kurdukları bağı ve gelecek stratejilerini konuştuk.

Türkiye’de büyümek, sadece yayılmakla değil, lokal dokuya uyum sağlamakla mümkün.

Perakende Medya: Yeni Nesil Reklam Alanları Göz Önünde

46

Perakende medya artık sadece dikkat çekmek için değil, markanın tüketiciyle anlık bağ kurabildiği stratejik bir temas noktası. Mağaza rafları, alışveriş yolları, kasa arkaları ve hatta dijital ekranlar birer medya envanterine dönüşmüş durumda. Bu yeni iletişim biçimi, tüketicinin karar anına en yakın noktada devreye girerek markalara daha yerinde, daha etkili çözümler sunuyor. Üstelik sadece ürün tanıtımıyla sınırlı kalmayan bu yapı; marka imajı, mesaj sürekliliği ve çapraz satış gibi birçok faydayı da beraberinde getiriyor.

Bu sayımızda, Türkiye’nin ilk perakende medya şirketi Mimeda’nın Genel Müdürü Kına Demirel ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik. Türkiye’de perakende medya kavramının evrimini, markaların bu alana yatırım yapma motivasyonlarını ve Mimeda’nın sektöre kazandırdığı uygulamaları konuştuk. . Röportaj, bu yeni nesil reklam alanlarının marka stratejilerindeki yerini anlamak açısından önemli bir perspektif sunuyor.

İlham Ol: Başarıya Giden Yol – Ömer Barbaros Yiş

66

Perakende sektöründe başarı sadece rakamlarla değil, vizyonla, insan ilişkileriyle ve kriz anlarındaki doğru reflekslerle tanımlanıyor. “İlham Ol” başlığı altında sektöre yön veren isimlerin hikâyelerini sayfalarımıza taşıyor, genç profesyonellere yol gösteren deneyimleri kayıt altına alıyoruz.

Bu sayımızda Türk perakendesinin deneyimli liderlerinden biri olan Ömer Barbaros Yiş’i konuk ediyoruz. Kariyeri boyunca yönettiği ekipler, yön verdiği markalar ve inşa ettiği stratejilerle fark yaratan Yiş, liderliğin sadece bir unvan değil, sorumluluk olduğunu vurguluyor. Röportajda; karar alma süreçlerinden iletişim tarzına, ilham aldığı kişilerden kırılma anlarına kadar pek çok kişisel deneyimini tüm samimiyetiyle paylaştı.

Sadece geçmişe değil, geleceğe dair de önemli mesajlar veren bu bölüm, genç profesyoneller için bir referans noktası niteliğinde.

Bi’Mola: Mikrofondan Liderlik Sahnesine – Cihat Özbekli ile İlham Veren Bir Yolculuk

40

Perakende sektörünün yoğun temposu arasında verilen her ‘mola’, bir yenilenme fırsatı. “Bi’Mola” bölümünde, sektör profesyonellerinin iş dışında nelerle ilgilendiklerini, bu uğraşların onlara ne kattığını ve kişisel yolculuklarını nasıl şekillendirdiğini keşfe çıkıyoruz.

Bu sayımızda, Çift Geyik Karaca Genel Müdürü Cihat Özbekli’yle sahne ışıkları altında buluşuyoruz. Özbekli, iş dünyasında yöneticilik görevlerinin yanı sıra mikrofon başında geçirdiği zamanlarla da tanınıyor. Müziğe, topluluk karşısında konuşmaya ve sahne performansına olan tutkusu, onun liderlik stiline bambaşka bir boyut kazandırıyor. Sadece strateji kuran bir yönetici değil; duyguya, empatiye ve ifadenin gücüne inanan bir lider profili çiziyor.

Bu bölümde Özbekli, sahnede geçirdiği anların kendisine kattığı cesaret, özgüven ve duyusal derinlikleri samimi bir dille aktarıyor. Profesyonel hayatın dışında, insanın kendiyle olan bağına da ışık tutan bu sohbet, ilham verici bir “mola”ya dönüşüyor.

Perakende Medya: Uzman Görüşleri ve Trendler

54

Perakende medya, yalnızca yeni bir reklam kanalı değil; aynı zamanda markaların tüketiciyle kurduğu ilişkinin en yakın ve en doğrudan temas noktası. Bu dönüşümün ne ifade ettiğini anlamak için sadece teknolojiye değil, deneyime ve stratejiye de kulak vermek gerekiyor.

Bu sayımızda GoWit iş birliğiyle hem Türkiye’den hem de dünyadan önemli perakende temsilcilerinin perakende medya konusundaki görüşlerini bir araya getirdik. Global zincirlerin pazarlama direktörlerinden yerel markaların saha yöneticilerine kadar birçok ismin katkısıyla hazırlanan bu özel derleme; medya yatırımlarının mağaza içi stratejilere nasıl entegre edildiğini, veriye dayalı kampanya modellerinin nasıl kurgulandığını ve geleceğin mağazacılığında medyanın konumunu ortaya koyuyor.

Uzman yorumlarıyla zenginleşen bu bölüm, sektörde “medya 3.0” dönemine dair kapsamlı bir perspektif sunuyor.

Global Kahve Kültürünün Yeniden Tanımlandığı Bir Deneyim Noktası: Mikel Coffee

35

Kahve artık yalnızca bir içecek değil; sosyal bir ritüel, günlük rutinin ayrılmaz parçası ve markalar için duygusal bağ kurma alanı. Tüketicinin kahveyle olan ilişkisi değiştikçe, markalar da bu deneyimi yeniden tanımlıyor. Mikel Coffee ise bu değişimi merkezine alan markalardan biri olarak dikkat çekiyor.

Bu sayımızda Mikel Coffee CEO’su Kadir Ergün ile kahve pazarının güncel dinamiklerini, Türkiye’deki büyüme stratejilerini ve markanın farklılaşma yaklaşımını konuştuk. Ergün, sadece kaliteli ürün sunmanın yeterli olmadığını; mağaza atmosferinden baristaların iletişimine kadar her temas noktasının marka kimliğinin bir parçası olarak tasarlandığını vurguluyor. Mikel’in “geleneksel kahve kültürü ile modern deneyimi harmanlayan” yapısı, onu global kahve zincirleri arasında farklı bir yere taşıyor. Bu röportaj, kahve zincirlerinin rekabetinden öte, deneyim odaklı markalaşmanın inceliklerine dair önemli ipuçları sunuyor.

Taraftar Mağazacılığı ve Perakende Ekosistemi Üzerindeki Etkileri

69

Taraftar mağazacılığı, duygularla yönetilen ama operasyonel olarak büyük bir hassasiyet gerektiren özel bir perakende alanı. Alışverişin merkezinde yalnızca ürün değil, aidiyet duygusu ve heyecan var. Bu nedenle taraftar mağazacılığı, geleneksel perakendeden birçok açıdan ayrışıyor. Özellikle derbi gibi yoğun talep dönemlerinde, stok yönetimi, ürün çeşitliliği ve kampanya zamanlamaları büyük önem taşıyor. Müşteriyle sadece alışveriş değil, aynı zamanda bağlılık temelli bir ilişki kuruluyor.

Bu bağlamda Getron’un sunduğu çözümler, taraftar perakendeciliğinin operasyonel yükünü azaltmakla kalmıyor, veri odaklı yönetim modeliyle satış performansını da optimize ediyor. Fenerium ile yürütülen örnek uygulamada; maç takvimine bağlı talep projeksiyonları, bölgesel envanter dağılımları ve mağaza içi dinamik fiyatlama gibi süreçler Getron’un teknolojik altyapısıyla destekleniyor. Böylece hem taraftar deneyimi güçleniyor hem de markalar için sürdürülebilir bir verimlilik modeli oluşturuluyor.

Perakende Panorama: Reklamda Yeni Çağ – Lokasyon Analitiği ile Doğru Hedef, Maksimum Etki

map

Perakende sektöründe reklam yatırımlarının geri dönüşünü maksimize etmek artık sadece doğru mesajla değil, doğru yerde ve doğru anda görünür olmakla mümkün. Lokasyon analitiği, markaların hedef kitlelerini fiziksel hareketlilik ve alışveriş alışkanlıkları üzerinden daha hassas biçimde tanımlamalarını sağlıyor. Maptriks katkılarıyla hazırlanan “Perakende Panorama” sayfalarında, bu güçlü veri setinin nasıl stratejik kararlarla birleştiğine odaklanıyoruz.

Bu sayımızda, özellikle mağaza açılışları, saha içi kampanyalar ve yerel reklam yatırımları özelinde lokasyon bazlı hedeflemenin sunduğu avantajları analiz ettik. Hangi bölgedeki müşteri hangi saat diliminde mağazaya giriyor, alışverişi nerede tamamlıyor, dijital reklama nerede maruz kalıyor? Tüm bu sorular, artık yanıtını sadece tahminlerle değil, veriyle veriyor. Maptriks’in sunduğu bu içgörüler sayesinde perakende reklamcılığı daha ölçülebilir, daha etkili ve daha yerinde hale geliyor.

Bi’Sektör Dergi, sektöre sadece bilgi sunmak için değil; ilham vermek, yeni fikirlerin önünü açmak ve perakendenin dönüşüm yolculuğuna eşlik etmek için yola çıktı. İlk sayımızda yer verdiğimiz içerikler, perakendenin farklı katmanlarını bir araya getirerek hem stratejik bakış açıları hem de insana dokunan hikâyeler sunuyor. Her sayfada, sektöre değer katan seslere ve sahada karşılık bulan içgörülere yer veriyoruz.

Bi’Sektör Dergi, sadece bir yayın değil; perakendeyi anlamanın, konuşmanın ve birlikte büyütmenin yeni yolu. Abonelik ve satınalma süreçlerini buradan inceleyebilirsiniz.